Pain management
73 theses under this subject heading
Yanık pansumanı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının ağrı üzerine etkisi
Amaç: Araştırma, yanık biriminde yatarak ve ayaktan tedavi gören hastalarda yanık pansumanı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının ağrı üzerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Yanık Biriminde Temmuz 2021 - Ağustos 2021 aylarında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini yanık biriminde ayaktan ya da yatarak tedavi gören hastaların tümü oluşturmuş, araştırmanın örneklemini ise 30 deney grubu 30 kontrol grubu hasta oluşturmuştur. Deney grubundaki hastalara yanık pansumanın işlemi sürecinde sanal gerçeklik gözlüğü ile rahatlatıcı video izletilmiştir. Pansuman bittiğinde hastaların işlem sırasındaki ağrı düzeyleri değerlendirilmiştir. Toplanan verilerin analizinde Ki-kare testi, frekans yüzde dağılımı, Shapiro Wilk testi, Independent Sample t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Hasta, pansuman sırasındaki ağrısını sayısal ağrı skalasında 1 ila 10 arasında değerlendirdi. Buna göre deney grubunun ağrı skalası puan ortalaması (4,17±1,60) kontrol grubu puan ortalamasından (6,17±1,58) anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Yanık pansumanı sırasında sanal gözlük ile video izlemek stresimi azaltmak için etkin ve yardımcıydı diyenlerin oranı %73,3, yanık pansumanı sırasında sanal gözlük ile video izlemek ilgimin başka yere odaklanmasını sağladı diyenlerin oranı %76,7, sanal gerçeklik uygulaması ile video izleme yönteminden hoşlandım ve memnun kaldım diyenlerin oranı %80, izlediğim video motive ediciydi ve ağrıyı az hissetmeme yardımcı oldu diyenlerin oranı %70, ağrımın ve stresimin azaltılmasında bu yöntem uygundu diyenlerin oranı ise %70 olarak bulundu. Sonuç ve öneriler: Sanal gerçeklik gözlüğünün çok ağrılı bir işlem olan yanık pansumanı sırasında kullanımı sonucu hastaların ağrılarını azalttığı, hasta memnuniyetini arttırdığı ve stresini düşürdüğü saptanmıştır. Yapılan uygulamanın yanık biriminde rutin olarak kullanılmaya başlanması önerilmektedir.
Diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 80 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak haftada 1 defa nörobilimsel ağrı eğitimi (NAE) verildi. Hastalar tedaviye 5 hafta, haftada 3 gün alındı. Ağrı şiddetleri Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, basınç ağrı eşiği algometre ile, fonksiyonellik Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile, diz eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümleri gonyometre ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile ve ağrı ile ilgili inanış ve düşünceleri ise Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile tedavi gruplarına kör bir fizyoterapist tarafından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde grup içi, kontrol ve deney grubunda ağrı şiddeti, lateral eklem hattı hariç basınç ağrı eşiği ölçümleri, WOMAC skoru, SF-36 skoru, fleksiyon EHA ölçümü, AFÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0,05). TKÖ skorunda sadece deney grubunda iyileşme bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada, deney grubunun SF-36'nın duygusal ve fiziksel rol alt başlıkları, EHA ve basınç ağrı eşiği hariç diğer tüm parametrelerdeki iyileştirici etkisi kontrol grubundan üstün bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diz OA hastalarında konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak uygulanan NAE'nin, sadece konvansiyonel fizyoterapiye kıyasla ağrı şiddeti, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine daha etkin olduğu bulundu.
Yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin ağrı üzerine etkisi
Araştırma, konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı işlemi sırasında farmakolojik olmayan iki yöntem olan beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin yenidoğanların hissettiği ağrıya etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 48 yenidoğan (beyaz gürültü:16 kalp sesi:16 ve kontrol:16) oluşturdu. Veri toplamada Yenidoğanın Tanıtıcı Özellikler Formu, Yenidoğan Girişim İzlem Formu, NIPS ölçeği kullanıldı. Tüm deney gruplarına sternum pansumanından 10 dk önce beyaz gürültü ve kalp sesi dinletilmeye başlandı. İşlem öncesi, sternum pansumanından 1 dk önce, işlem sırası ve işlemden 15 dk sonrası yenidoğanların fizyolojik parametreleri kaydedildi ve video kaydı alınarak iki gözlemci tarafından NIPS puanları verildi. Gruplar arasında değerlendirmede sternum pansumanı işlemi sırasında; kalp tepe atım hızı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve oksijen satürasyonu ortalama değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulundu (p<0,001). Kontrol grubunun kalp tepe atım hızı, sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalamalarının beyaz gürültü ve kalp sesi grubuna kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu, oksijen satürasyonu değerinin ise diğer iki gruptan düşük olduğu belirlendi. Beyaz gürültü grubunun sternum pansumanı işlem sırasında sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalama değerleri anlamlı olarak diğer iki gruptan düşük olduğu gözlemlendi (p<0,001). Gruplar arasında sternum pansumanı işlem sırasında NIPS ağrı puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,001). Kontrol grubundaki yenidoğanların NIPS ağrı ölçeği puanlarının kalp sesi ve beyaz gürültü grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu, kalp sesi grubunun NIPS ağrı ölçeği puanının beyaz gürültü grubuyla benzer bulundu (p<0,001). Beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin yenidoğanların deneyimledikleri ağrıyı azaltması açısından etkinliğini gösteren çalışmanın bulguları, beyaz gürültü ve kalp sesi dinletmenin farmakolojik olmayan yöntemlerle karşılaştırıldığı çalışmalar yapılmasını önermektedir.
Bebeklerde aşı enjeksiyonu sırasında shotblocker© ve soğuk masaj uygulamasının ağrı, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelere etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı 2-6 aylık bebeklerde DaBT- İPA- Hib aşısı uygulaması sırasında ShotBlocker© ve soğuk masaj uygulamasının ağrı, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelere etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel tek kör olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Giresun Güce İlçe Devlet Hastanesi Aile Sağlığı Merkezi'nde araştırmanın yapıldığı tarihler arasından DaBT- İPA- Hib aşısı olmaya gelen 2-6 aylık bebekler oluşturdu. Araştırmanın örneklemini Kasım 2022 – Mart 2024 tarihleri arasında Giresun/Güce İlçe Devlet Hastanesi Aile Sağlığı Birimi'nde DaBT-İPA-Hib aşısı yaptırmaya gelen, araştırmaya katılma kriterlerine uyan, ebeveynleri araştırmaya katılmayı kabul eden 2-6 aylık bebekler oluşturdu. Shotblocker© grubunda 36, soğuk masaj grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere 108 bebek çalışmaya dahil edildi. Araştırma verileri; Bebek Tanıtıcı Bilgi ve İzlem Formu ve FLACC-Ağrı Skalası ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk test istatistiği, tek yönlü ANOVA, Fisher Exact testi, Box's M testi, Mauchly's W test istatistiği ve Levene test istatistiği ve iki yönlü karma ANOVA kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bebeklerin demografik ve tanıtıcı özellikler bakımından homojen dağılım gösterdiği ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p>0.05). Araştırmada DaBT- İPA- Hib aşı uygulaması öncesinde ve sonrasında Shotblocker©, soğuk masaj ve kontrol grupları arasında nabız ve SpO2 ortalamaları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Gruplar arası ortalama vücut ısısı ölçüm değerleri ele alındığında ise kontrol grubunda yer alan bebeklerin ortalama vücut ısısı diğer iki müdahale grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük saptandı (p<0.01). DaBT- İPA- Hib aşı uygulaması öncesinde, sırasında ve sonrasında Shotblocker©, soğuk masaj ve kontrol gruplarının ağrı puanları ve ağlama süresi arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç: 2-6 aylık bebeklerde DaBT- İPA- Hib aşısı uygulaması sırasında ShotBlocker© ve soğuk masaj uygulamasının ağrı, ağlama süresi, nabız ve SpO2 parametrelerine etkisinin olmadığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağlama süresi, ağrı, aşı, bebek, fizyolojik parametre, shotblocker, soğuk masaj
Torakotomi sonrası ağrı yönetimi için kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması
AMAÇ: Bu çalışmada posterolateral torakotomi operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde yapılan erektör spina plan (ESPB) bloğu, serratus anterior plan (SAPB) bloğu ve cerrahi ekip tarafından yapılan interkostal sinir bloğunun (İCNB) postoperatif ağrı skorları, opioid, ek analjezik tüketimi, postoperatif komplikasyonlar ve hastane yatış süreleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız için Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 17.12.2019 tarihli ve 2019/29-10 karar numarası ile onay alınmıştır. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği'nde 1 Ekim 2019- 1 Haziran 2021 tarihleri arasında Göğüs Cerrahisi ABD tarafından cerrahi tedavi uygulanmış hastaların kayıtları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Elektif posterolateral torakotomi yapılmış 18 yaş ve üstü, ASA skoru0.05). Postoperatif tüm saatlerde üç grup arasında istirahat VAS düzeyleri ve öksürürken VAS düzeyleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 (SAPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları post-op tüm saatlerde anlamlı fark göstermiştir (p<0.05). Grup 2 (ESPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları arasında da tüm saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 ile grup 2 ağrı puanları postoperatif 1. saatte anlamlı fark göstermiştir (p=0.014). Diğer saatlerde grup 1 ile grup 2 ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Gruplar arasında farklı saatlerde alınan morfin dozları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Grupların HKA deneme sayılarına bakıldığında grup 2 ve grup 3 arasında 4. ve 6. saatlerde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ek analjezik gereksinimi yönünden grup 3'teki hastalarda hem grup 1, hem de grup 2'ye göre daha fazla ek analjezik ihtiyacı olmuştur (p=0.034, p<0.001). Grup 1'de ek analjezik kullanımı olan hasta sayısı grup 2'deki hasta sayısına göre daha fazla bulunmuştur. Postoperatif kalp hızı, ortalama arter basıncı, SpO2 değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gruplar arasında atelektazi gelişme sıklığı en düşük olan grup 2 olup en yüksek olanın ise grup 3 olduğu görülmüştür. SONUÇ: Çalışmamızda, multimodal analjezinin bir parçası olan erektör spina plan ve serratus anterior plan bloklarının, interkostal sinir bloğuna göre torakotomi yapılan hastalarda VAS skorlarını düşürdüğü, ek analjezik tüketimini azalttığı, postoperatif atelektaziyi de azalttığı görülmüştür. Fasiyal alan bloklarının kendi içindeki karşılaştırmasında ise VAS skorları arasında anlamlı fark olmadığı; ancak ek analjezik kullanımı ve postoperatif atelektazi gelişiminde ESPB'nin öne çıktığı görülmektedir. Bu nedenle öncelikle fasiyal alan bloklarının, fasiyal alan blokları arasında da ESPB'nin torakotomi sonrası ağrı kontrolünde iyi bir alternatif olduğu düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Torakotomi, Erektör Spina Plan Bloğu, Serratus Anterior Plan Bloğu, İnterkostal Sinir Bloğu, Post-torakotomi Ağrı
Gebelere tetanoz+difteri aşısı sırasında uygulanan "Shotblocker'ın" ağrı ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin incelenmesi
Araştırma, ShotBlocker'ın gebelerde tetanoz aşısına bağlı ağrı ve memnuniyet düzeyine etkisini incelemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma, Ekim 2018– Haziran 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, İzmir ilindeki bir Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran, kendisine Tetadif/0,5ml istem edilmiş 18-49 yaş arasında toplam 146 gebe oluşturmuştur. Gebeler basit rastgele örnekleme yöntemi ile uygulama ve kontrol grubuna alınmışlardır. Gebelere araştırma ile ilgili, sözlü ve yazılı bilgi verilmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden gebelerden yazılı onam alınmıştır. Araştırmaya dahil edilen gebelerin uygulamanın bir dakika öncesinde nabız hızları araştırmacı tarafından sayılmış daha sonra aşı uygulaması gerçekleştirilmiştir. Tüm gebelerde enjeksiyon bölgesi olarak deltoid bölge kullanılmış ve tüm aşı uygulamaları deneyimli tek bir hemşire tarafından gerçekleştirilmiştir. Uygulama grubuna; belirlenen enjeksiyon bölgesine aşı uygulamasından hemen önce ShotBlocker yerleştirilmiş ve enjeksiyon süresince deri yüzeyinde tutularak aşı uygulaması yapılmış, kontrol grubunda ise rutin kas içi enjeksiyon uygulama basamakları uygulanmıştır. Bunun dışında ilave herhangi bir yöntem kullanılmamıştır. Her iki gruptaki bireylere aşıdan sonra Birey Tanıtım Formu uygulanmıştır. Gebelerde enjeksiyona bağlı ağrıyı belirlemek amacıyla aşıdan hemen sonra Visüel Analog Skala ve memnuniyeti belirlemek için ise Görsel Hasta Memnuniyeti Ölçeği uygulanmıştır ve nabız hızları işlemden bir dakika sonra araştırmacı tarafından tekrar sayılmıştır. Verilerin analizinde çok yönlü varyans analizi-One way-ANOVA, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U, Wilcoxon testi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 27,80 ± 5,45 yıldır. Uygulama grubunda yer alan gebelerin tetanoz aşısına bağlı ağrı şiddeti puan ortalamaları kontrol grubunda yer alan gebelerin ağrı şiddeti puan ortalamalarından daha düşük olduğu saptanmıştır ( p<0,001). Uygulama grubunda enjeksiyon memnuniyet puan ortalamaları kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur (p<0,001). Gebelerin yaşı, daha önce kendisine tetanoz aşısı uygulanıp uygulanmayışı, iğne korkusu, sigara kullanma durumu, Beden kitle indeksi gibi değişkenlerin gebenin algıladığı ağrı şiddetini etkilemediği bulunmuştur (p>0,05). Ancak örneklemde yer alan gebelerin aşı öncesi ve sonrası nabız hızları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak; ShotBlocker'ın tetanoz aşısına bağlı ağrıyı azalttığı, aşıdan memnuniyeti arttırdığı saptanmıştır. Kas içi enjeksiyona bağlı ağrının azaltılmasında ShotBlocker'ın kullanımının yaygınlaştırılması ve farklı nonfarmakolojik yöntemlerle karşılaştıran ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Kliniği'nde spinal kord stimülatörü takılan hastaların retrospektif değerlendirilmesi
Ağrı, Uluslararası Ağrı Araştırma Grubu (IASP=International Association of the Study of Pain) tarafından "gerçek veya olası doku hasarına bağlı ortaya çıkan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili, hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim" olarak tanımlanmaktadır. Kronik ağrı ise; yaşam kalitesini bozan, ciddi iş gücü kaybı ve ekonomik kayıplara neden olan bir toplumsal sorundur. Kronik ağrı tedavisinde, konvansiyonel tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı veya başarısız olduğu durumlarda girişimsel tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Girişimsel yöntemler içinde nöromodülasyon teknikleri önemli bir yer tutmaktadır. Nöromodülasyon uygulamaları, ağrı yolaklarının dinamik veya fonksiyonel inhibisyonu temeline dayanır. Spinal Kord Stimülatörü (SKS), nöromodülasyon teknikleri arasında en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Çalışmamızda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı'nda Ocak 2007- Mayıs 2018 tarihleri arasında Spinal Kord Stimülatörü takılmış 33 hastanın dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların demografik özellikleri, primer ağrı nedeni, ağrının lokalizasyonu, süresi, şiddeti ve niteliği, işlem öncesi ve işlem sonrası opioid tüketimi, işlem öncesi ve sonrasında uygulanmış olan ağrı skalaları, bu yönteme ilişkin erken veya geç dönemde oluşan komplikasyonlar ve yan etkiler kaydedildi. Kullanılan farklı opioidler arasındaki dozaj ve formülasyon farklılıkları açısından ortak bir kanıya varabilmek için, hastaların kullandığı tüm opioidler, oral morfin eş değer dozuna çevrilip hesaplandı. Hastalara işlem öncesi ve sonrası yapılmış olan Sayısal Derecelendirme Skalası (NRS), Oswestry Engellilik Ölçütü (ODI) ve hasta memnuniyet anketi, dosyaları incelenerek kaydedildi. Çalışmadaki hastaların NRS skorlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Ağrı bölgesi alt ekstremite ve ayak olan olguların, ODI skorlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Çalışmaya dâhil edilen tüm hastalar, SKS implante edilmeden önce opioid kullanmakta iken, SKS implantasyonu sonrası hastaların en az yarısı opioid kullanımını bırakmıştır. SKS uygulandıktan sonra opioid kullanımına devam eden 14 hastanın, 9'u ise ilacın kullanım dozunu azaltmıştır. Opioid kullanımındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Yaptığımız çalışmanın ve literatürde SKS hakkında yapılan diğer çalışmaların sonuçları doğrultusunda; SKS'nin kronik ağrı palyasyonunda oldukça etkili, güvenilir ve konvansiyonel tedavi yöntemleri ile karşılastırıldığında uzun dönemde, daha düşük maliyetli bir tedavi yöntemi olduğunu düşünmekteyiz.
Diz osteoartritinde interferansiyel akımın etkinliği: Farklı giriş akımlarının karşılaştırılması randomize, çift kör çalışma
Amaç: Diz osteoartriti olan hastalarda analjezi sağlamada seçilen farklı interferansiyel giriş akımlarının (IFA) ağrı için vizuel analog skala (VAS), The Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), 10 metre yürüme testi ve parasetamol kullanım miktarı üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, polikliniğimize diz ağrısı ile başvuran ve Kellgren-Lawrence skalasına göre diz osteoartrit (OA) evresi 2 veya 3 olan 61 hasta dahil edildi. Hastalar interferansiyel giriş akımı 2000 Hz, 4000 Hz ve 8000 Hz olmak üzere üç tedavi grubuna randomize edildi. 3 hafta boyunca haftanın 5 günü 20 dk boyunca, her iki dize interferansiyel akım (IFA) tedavisi uygulandı. Ayrıca tüm gruplara ev egzersiz programı verildi. Hastalar başlangıçta, 3. hafta ve 7. haftada değerlendirildi. Bulgular: IFA tedavisinin diz OA her üç grupta da VAS ağrı, WOMAC ağrı, WOMAC fonksiyon parametrelerinde anlamlı bir iyileşme sağladığı görüldü fakat gruplar arası kıyaslamada fark saptanmadı. WOMAC tutukluk parametresinde sadece birinci grupta, on metre yürüme testinde ise bir ve üçüncü grupta grup içi anlamlı iyileşme görüldü. Parasetamol kullanım miktarında ise zamanla grup içinde ve gruplar arasında anlamlı değişiklik izlenmedi. Tartışma: Klinik pratikte sık kullanılan elektroterapi yöntemlerinden biri olan IFA, akut veya kronik ağrılı durumların giderilmesinde etkilidir. Önceki çalışmalarda IFA akım ile diz ağrısında belirgin azalma ve fonksiyonlarda artış gözlenmiş olmakla birlikte IFA'nın hangi giriş akımıyla ve ne kadar süre kullanılacağı konusunda fikir birliğine varılamamıştır. Yapmış olduğumuz çalışmada farklı giriş akımlarının ağrı ve fonksiyon üzerine olumlu etkileri saptanmış olmakla beraber grupların birbirine üstünlüğü saptanmamıştır. Bu nedenle daha uzun dönem takipli ve daha fazla hastanın dahil edildiği çalışmalara ihtiyaç vardır.
Akupresür uygulamasının talasemi tanılı çocuklarda kan alma işlemindeki ağrıyı azaltmaya etkisi
Amaç: Araştırmada akupresür uygulamasının Talasemi tanılı çocuklarda kan alma işlemindeki ağrıyı azaltmaya etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tek merkez, randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirilen araştırma, 1 Şubat-2 Haziran 2022 tarihleri arasında Çocuk Hematoloji Günübirlik Servisine yatışı yapılan ve 6-18 yaş aralığında olan Talasemi tanılı 39 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan önce ağrısı olmayan, araştırmanın yapılacağı merkezde kaydı olan ve başka kronik hastalığı olmayan çocuklar, kura yöntemi ile akupresür grubu ve akupresür uygulanmayan (Sham) gruba randomize edilmiştir. Akupresür grubuna (n=19), araştırmacı tarafından, belirlenen akupresür noktalararına, her noktaya 2 dakika olacak şekilde toplam 12 dakika ve tek seans akupresür uygulanmıştır. Akupresür uygulanmayan (Sham) gruba (n=20) ise, belirlenen plasebo noktasına sadece dokunulmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Veri Toplama Formu ve Wong Baker Faces Ağrı Derecelendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ölçekte ağrı değerlendirmesi işlem öncesi ve işlem sonrası olmak üzere, çocuk, ebeveyn ve araştırmacı tarafından yapılmıştır. Verilerden tanımlayıcı istatistikler; yüzde, ortalama, frekans, standart sapma ve medyan (minimum-maksimum) ile ifade edilmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenler için iki bağımsız grup ortalamasının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi; iki bağımlı grup ortalamasının karşılaştırılmasında bağımlı gruplarda t-testi kullanılmıştır. Normal dağılım göstermeyen iki bağımlı grubun ölçüm değerlerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi; iki bağımsız grubun ölçüm değerlerinin karşılaştırılmasında ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Gruplar tanımlayıcı özellikleri yönünden benzerlik göstermektedir (p>0,05). Akupresür uygulanan grubun ağrı puan ortalamaları, kalp atım hızları ve oksijen satürasyonları, akupresür uygulanmayan (Sham) gruba göre anlamlı derecede farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç Akupresür uygulaması, Talasemi tanılı çocuklarda kan alma işlemindeki ağrıyı azaltmada etkili ve hemşirelerin klinik uygulamada bağımsız olarak uygulayabileceği bir non farmakolojik yöntem olarak önerilmektedir.
Kronik ağrı nedeniyle başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ve uygulanan girişimsel ağrı tedavisinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda kronik ağrı ile kliniğimize başvuran hastaların sosyodemografik özelliklerini, uygulanan medikal ve invaziv tedavilerinin ve tedaviye yanıtlarının değerlendirilmesini amaçladık. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Algoloji Kliniğine Ocak 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında kronik ağrı nedeniyle başvuran hastalar retrospektif olarak tarandı. Tekrarlanan başvurular tek başvuru olarak kaydedildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, ağrı tipi, başvuru öncesi ve uygulanan tedavi sonrası ilk başvuruda VAS skorları, önceden aldığı tedaviler, uygulanan medikal ve girişimsel işlemler kaydedildi. Ağrı tipi; kanser ve kanser dışı olarak; kanser dışı ağrılarda kendi içinde ağrının oluştuğu vücut bölgesine göre ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya 2707 hasta dahil edildi. Hastaların 1697'si (%62.7) kadın, 1010'u (%37.3) erkekti. Yaşları 18 ila 95 arasında değişmekte ve yaş ortalaması 55.7±15.7 idi. 1954'ü (%72.2) evli, 326'sı (%12) dul, 427'si (%15.8) bekar; 261'i (%9.6) düşük, 1972'si (%72.8) orta, 474'ü (%17.5) yüksek seviye gelirli idi. Kanser dışı en sık başvuru nedenleri; bel ağrısı (%37), nöropatik ağrı (%14.2) ve eklem ağrısı (%10.1) idi. Kanser, bel, baş ve nöropatik ağrıyla başvuran hastaların tedavi öncesi ağrı şiddetleri ile tedavi sonrası ağrı şiddetleri karşılaştırıldığında tedavi sonrası ağrı şiddetlerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı idi. Hastaların %45.7' (n:1236)sine medikal tedaviyle birlikte invaziv işlem uygulanırken, en sık uygulanan girişimsel işlem epidural steroid işlemi oldu. Başvuran tüm hastalarda invaziv işlem yapılan grupta ağrı şiddetlerinin azalması istatistiksel olarak anlamlıydı. iii Sonuç: Bu çalışma ile Algoloji polikliniğimize başvuran kronik ağrılı hastaların sıklıkla erişkin yaş grubunda ve kanser dışı ağrılarının olduğu, başvuru öncesi tedavide NSAİİ başta olmak üzere öncelikle zayıf opioidlerin tercih edildiği tespit edildi. Ağrı düzeylerinin hem medikal hem de medikal/invaziv uygulamalar ile kabul edilebilir sınırlara gerilediği görüldü. Anahtar Kelimeler: Girişimsel Tedavi, Kronik Ağrı, VAS
Koroner bypass ameliyatından sonra göğüs tüpünün çıkartılması sırasında ağrının azaltılmasında nefes alma ve gevşeme egzersizlerinin etkisi: Metaanaliz çalışması
Bu araştırmada, koroner bypass ameliyatı sonrası göğüs tüpünün çıkarılması sırasında ağrının azaltılmasında nefes alma ve gevşeme egzersizlerinin etkisini araştıran çalışmaların meta analiz yöntemi ile incelenmesi amaçlandı. Eylül 2023'e kadar olan tüm araştırmalar incelendi. Bu araştırmada, koroner bypass ameliyatı sonrası göğüs tüpünün çıkarılması sırasında ağrının azaltılmasında nefes alma ve gevşeme egzersizlerinin etkisini araştıran çalışmaların meta analiz yöntemi ile incelenmesi amaçlandı. Eylül 2023 tarihine kadar yayınlanan çalışmaları belirlemek için dokuz elektronik veri tabanı arandı. Tarama sonucunda altı randomize kontrollü araştırma analize dahil edildi. Dahil edilen makaleler, iki bağımsız değerlendirici tarafından ayrı ayrı ve sonra birlikte çalışmaların metodolojik kalitesi Cochrane yanlılık riski aracı (RoB 2) ile değerlendirildi. Cochrane Handbook of Systematic Reviews of Interventions tavsiyesinde girişim ve kontrol grubu ağrı ölçüm ortalamaları, standart sapma değerleri ve örneklem sayıları etki büyüklüğünü tablolamak ve hesaplamak için Comprehensive Meta-Analysis (CMA) software version 3 programına girilerek meta-analizler yapıldı. Çalışmalar arasındaki heterojenliği değerlendirmek için Ki-kare istatistiği ve I2 istatistiği kullanıldı. Nefes alma gevşeme egzersizlerinin göğüs tüpü çıkarılması sonrasında ağrı yoğunluğunu etkili bir şekilde azaltabildiğini ortaya çıkardı.
Öğrenci hemşirelerin ağrı yönetimine ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, öğrenci hemşirelerin ağrı yönetimine ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek ve hemşirelik lisans eğitiminde ağrı yönetimi eğitimine ilişkin önerilerde bulunmak amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul Avrupa Yakası'nda bir vakıf üniversitesinin hemşirelik yüksekokulu 2., 3. ve 4. sınıf öğrencileriyle yapıldı. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan bilgi formları kullanıldı. Kurum ve etik kurul izni alınarak bu formlar öğrencilere uygulandı. Veriler SPSS 16.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Ağrı yönetimi bilgi puanlarının dağılımı verildi, puanlar öğrenci hemşirelerin sosyo-demografik, ağrı ve ağrı yönetimi özelliklerine göre fark analizleri ile karşılaştırıldı ve puanlar arasındaki ilişkiler hesaplandı. Bulgular: Öğrenci hemşirelerin %83,5'inin (n=213) kız, %16,5'inin (n=42) erkek, %97,6'sının (249) bekar, %2,4'ünün (n=6) evli, %29,4'ünün (n=75) ikinci sınıfta, %34,9'unun (n=89) üçüncü sınıfta, %35,7'sinin (n=91) dördüncü sınıfta olduğu görüldü.Bireysel sağlık durumu değerlendirmesinin 1 ile 10 arasında değiştiği, sağlık durumu ortalama değerlendirme puanının 6,84 ± 2,023 olduğu belirlendi. Ağrı Yönetimi Bilgi Formu puanları, cinsiyete göre, mezun olunan lise türüne göre, lisans eğitiminde ağrı ile ilgili ders alma durumuna göre ve lisans dışında ağrı ile ilgili eğitim alma durumuna göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Öğrenci hemşirelerin ağrı yönetimi bilgilerini geliştirme gereksinimi belirlendi. Hemşirelik lisans eğitiminde, ağrı yönetimi konusunun, uygulamalı eğitim programlarında sistematik biçimde yer alması için önerilerde bulunuldu. Anahtar Kelimeler: Ağrı, ağrı yönetimi, hemşire, öğrenci hemşire.
Ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi tutum davranışları
Amaç: Bu çalışma ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve farkındalıklarının arttırılması amacıyla planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul Bilim Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Ebelik bölümünde okuyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 60 öğrenci ile tanımlayıcı olarak yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 22.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya göre ebelik öğrencilerinin %43.3'nün (n=26) nonfarmakolojik yöntemler hakkında bilgi sahibi olduğu ve bu yöntemlerden en az bir tanesini gebeye uyguladığı tesbit edildi. Doğum ağrısı yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi düzeyi değerlendirme formu puanları, ebelik öğrencilerinin yaş grubuna göre karşılaştırıldığında; davranış alt boyutu puanları arasında anlamlı bir fark olduğu, öğrenim gördükleri sınıfa göre karşılaştırıldığında; 2. sınıfların tutum alt boyutu puanlarının, 4. sınıfların puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, yaşları karşılaştırıldığında ise 18-19, 22-23 ve 24 yaş ve üzeri öğrenci ebelerin Davranış alt boyutu puanlarının, 20-21 yaş grubundaki öğrenci ebelerin puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu ve daha önce doğum ağrısı yönetimine ilişkin bilgi alma durumuna göre karşılaştırıldığında ise Tutum alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tesbit edildi (p<0,05). Sonuç: Öğrencilerin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusunda bilgilerinin arttırılmasına gereksinim vardır. Bunun için öğrencilerin konu ile ilgili teorik eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme teknikleri ve simülasyon uygulama yöntemleri kullanılarak bilgileri pekiştirilmelidir.
Hemşirelerin postoperatif ağrı yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma hemşirelerin ağrı yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışma tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İlinde bulunan bir vakıf üniversitesine bağlı 3 özel hastanede çalışan 223 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin postoperatif ağrı yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamaları Postoperatif Ağrı Yönetimine İlişkin Bilgi ve Uygulama Anket Formu ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 25,79 ± 4,30'dur ve %82,1'i kadındır. Örneklemin %40,4'ünün cerrahi birimde çalıştığı, %68,2'sinin lisans mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin postoperatif ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve uygulama formu puan ortalamasının 29,22 ± 4,154 olduğu , %89,2'sinin daha önce postoperatif ağrılı hasta bakımı veya ağrı tedavisi ile ilgili bir eğitim aldığı ve %70,9'unun bu eğitimi hizmet içi eğitimden aldığı saptandı. Hemşirelerin %67,3'ünün hastanın ağrı şiddetini tanımlarken en çok hastanın davranışlarını gözlemlediği, %0,9' unun ise diğer hemşirelerden sözel olarak aldığı bilgileri değerlendirdiği, %96,4'ünün ağrıyı ölçmek için ağrı skalası kullandığı, %96'sının hastanın ağrısı ile ilgili tanılamaları kayıt ettiği, %67,7'sinin ise klinikte ağrılı hastalar için order edilen ilaç dışı girişimde bulunduğu belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin postoperatif ağrıyı değerlendirme ile ilgili bilgi düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, büyük çoğunluğunun ağrıyı önlemede ilaç dışı girişimleri kullandıkları, hastanın ağrısını ve ağrının şiddetini tanılamada, ilaçlar ve ilaçların uygulama zamanı hakkında eğitime ihtiyaç duydukları saptandı. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Postoperatif, Hemşire, Ağrı uygulamaları
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin yoğun bakım hastalarında ağrı yönetimine ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
ÖZET Hemşirelik Son Sınıf Öğrencilerinin Yoğun Bakım Hastalarında Ağrı Yönetimi Konusunda Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Öğrencinin Adı: Merve KIYMAÇ Danışmanı: Prof. Dr. Zehra DURNA Anabilim Dalı: Hemşirelik Amaç: Bu araştırma; hemşirelik son sınıf öğrencilerinin yoğun bakım hastalarında ağrı yönetimi konusunda bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örnekleminini, Hemşirelik Yüksekokulu 4. Sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmayı kabul eden 128 kişi oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Yoğun Bakımda Ağrı Yönetimi ile İlgili Bilgi Düzeyleri Ölçme Formu" kullanılarak toplandı. Ölçme formu puanlarının dağılımı gösterilerek formun puanları, öğrencilerin sosyo-demografik ve öğrenim özelliklerine göre karşılaştırıldı. Verilerin çözümlenmesinde; frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde gibi betimsel istatistiklerden yararlanıldı. Bulgular: Bu araştırmada, Yoğun Bakımda Ağrı Yönetimi ile İlgili Bilgi Düzeyleri Ölçme Formu puanları arasındaki ilişkiler incelendi. Analiz sonuçlarına göre ağrı alt boyutu ile ilgili puanlar 8,19 ± 1,546 (potansiyel dağılım 0-10) ile öğrencilerin en çok doğru yanıtladığı bölüm olmuştur. Ağrı tanılaması ve yönetimi alt boyutu ise 22,47 ± 4,463 (potansiyel dağılım 0-30) ile en az doğrunun olduğu bölüm olarak saptanmıştır Sonuçlar: Çalışma sonuçlarına göre, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin yoğun bakım hastasında ağrı yönetimi ile ilgili bilgi düzeylerinin arttırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Hemşire, öğrenci hemşire, ağrı yönetimi, yoğun bakım, ağrı değerlendirme
Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde preoperatif firocoxib ve meloksikam uygulamalarının postoperatif ağrı ve stres üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Sunulan çalışmada köpeklerde ovariohisterektomi operasyonu öncesi uygulanan farklı analjeziklerin postoperatif ağrı ve stres yönetimindeki etkisinin ortaya konulması amaçlandı. Planlanan çalışmada 30 adet köpek boyutlarına göre 3 eşit gruba ayrıldı. Firocoxib (5 mg/kg, n=10) veya Meloksikam (0.2 mg/kg, n=10) grubundaki köpeklere operasyondan 1 saat önce analjezik uygulanırken, Kontrol (n=10) grubundaki köpeklere preoperatif dönemde analjezik uygulanmadı. Tüm köpeklerin ovariohisterektomi operasyonu tecrübeli aynı veteriner hekim tarafından ve median hat üzerinden gerçekleştirildi. Tüm köpeklerde preoperatif 1. saat ile postoperatif 1, 2, 4 ve 24. saatlerde kalp atım sayısı, kapillar dolum zamanı ve rektal sıcaklık ölçüldü. Aynı saatlerde Glasgow, Melbourne ile Colorado ağrı skorlaması yapılarak, serum kortizol konsantrasyonun belirlenmesi amacıyla kan örnekleri de toplandı. Bununla birlikte preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte tam kan analizi yapıldı. Rektal sıcaklık, kalp atım hızı, Glasgow ağrı skoru, serum kortizol düzeyi ve bazı kan parametrelerinde gruplar arasında istatistiki farklılık görülmemesine (p>0.05) rağmen zamansal farklılığın olduğu belirlendi (p<0.05). Perioperatif döneme göre, postoperatif 1. saatte rektal sıcaklığı ve kalp atım hızının en düşük seviyede olduğu, Glasgow ağrı skorunun ve serum kortizol konsantrasyonunun arttığı belirlendi. Serum kortizol konsantrasyonunun postoperatif 2. saatte artmaya devam ettiği, postoperatif 4. saatte yine düştüğü tespit edildi. Postoperatif 24. saatte fizyolojik parametreler, ağrı skoru ile serum kortizol düzeyindeki artışın preoperatif dönem seviyelerine gerilemesine rağmen tam kan analizinde stres lökogramı tespit edildi. Nötrofil/lenfosit oranı, kontrol grubunda diğer gruplara göre daha yüksek bulundu. Sonuç olarak, postoperatif ilk saatlerde ağrının daha şiddetli olduğu tüm gruplarda tespit edilmesine rağmen postoperatif dönem ağrı üzerine tedavi grupları ve kontrol grubu arasında istatistiki farklılık belirlenmedi. Preoperatif dönemde analjezi kullanımı ve postoperatif ağrı ve inflamatuar yanıtın izlenmesinin ovariohisterektomi operasyonu geçiren köpeklerde önemli olduğu kanaatine varıldı.
Prematüre yenidoğanlarda topuktan kan alma işlemi sırasında anne sütü kokusu ve beyaz gürültü kullanımının ağrı yönetimine etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü çalışma
Tek merkezli, tek kör, randomize kontrollü deneysel nitelikte olan bu araştırma prematüre yenidoğanlarda, topuktan kan alınması işleminde anne sütü koklatmanın ve beyaz gürültü dinletmenin ağrı yönetimine olan etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri 16 Mayıs-1 Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Uygulama ve Araştırma Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesi anne-bebek odalarında ve doğum sonu servisinde toplanmıştır. Araştırmaya, 34-37. hafta aralığında doğan ve dâhil etme kriterlerine uyan 66 yenidoğan dâhil edilmiştir. Örneklem sayısının yeterliliğini belirlemek üzere yapılan güç analizi sonucunda gruplar arasındaki ağrı puanı bakımından farklılık tespiti için tip 1 hata=0,05 ve etki büyüklüğü=0,737 değerine göre güç düzeyi=0,99 olarak tespit edilmiştir. Veriler Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu, araştırmacı tarafından hazırlanan tanıtıcı bilgi formu ve fizyolojik bulgular takip çizelgesi kullanılarak toplanmıştır. Ağrı değerlendirmesi, çalışmada uygulama aşamasında bulunmayan 2 farklı araştırmacı tarafından video kayıtlar aracılığı ile işlemden 5 dakika önce, işlemden 2 dakika önce, işlem anında ve işlemden 5 dakika sonra gerçekleştirilmiştir. Gözlemciler arasındaki uyum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Veriler IBM SPSS Statistics 23 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımları (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Ölçümlerin gruplar arasındaki farklılıklarının analizi için one-way ANOVA testinden yararlanılırken, ölçümlerin zamana göre değişimi tekrarlı ölçümler varyans analizi ile incelenmiştir. Kategorik ölçümlerde gruplar arasındaki farklılıklar için ki-kare testinden yararlanılmıştır. Araştırmada, deney ve kontrol grubundaki bebeklerin cinsiyet, doğum şekli, beslenme durumu, doğum haftası, doğum sonrası saati, ağırlığı, boyu, baş çevresi, 1. ve 5 dakika Apgar skorları benzer bulunmuştur (p>0.05). Kalp atım hızı incelendiğinde işlemden 2 dakika önce (F= 4,026) ve işlemden 5 dakika sonra (F=8,162) izlenen kalp atım hızı değerleri anne sütü kokusu ve beyaz gürültü grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur (p<0,05). Oksijen satürasyonuna ilişkin bulgular incelendiğinde, işlemden 5 dakika önce (F=3,945) anne sütü kokusu grubunda fark anlamlı derecede yüksek (p<0,05) bulunsa da, tüm gruplarda ortalamalar %95 üzerinde izlenmiştir. İşlemden 2 dakika önce (F=7,145), işlem anında (F=4,657) ve işlemden 5 dakika sonra (F=6,123) kontrol grubunda oksijen satürasyonu düzeyleri anne sütü kokusu ve beyaz gürültü grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Ağrı puanlarına ilişkin bulgular incelendiğinde, işlem anı (F=11,263) ve işlemden 5 dakika sonra (F= 8,082) beyaz gürültü ve anne sütü kokusu grubunun ağrı puanları kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük olarak izlenmiştir (p<0,05). Anne sütü kokusu ve beyaz gürültü grupları arasında işlem anında ve işlemden 5 dakika sonra kalp atım hızı, oksijen satürasyonu ve ağrı puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür (p>0,05). Yenidoğanlarda non-farmakolojik yöntem olarak beyaz gürültü dinletiminin ve anne sütü koklatımının ağrı yönetiminde etkili olabileceği ve yöntemlerden herhangi birinin bir diğerine üstünlüğünün olmadığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, Anne sütü kokusu, Beyaz gürültü, Prematüre yenidoğan
Cerrahi hemşirelerinin postoperatif ağrı yönetiminde lüzum halinde analjezik istemine yönelik bilgi ve uygulamada klinik karar verme durumunun belirlenmesi
Cerrahi Hemşirelerinin Postoperatif Ağrı Yönetiminde Lüzum Halinde Analjezik İstemine Yönelik Bilgi ve Uygulamada Klinik Karar Verme Durumunun Belirlenmesi Çalışma cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin postoperatif ağrı yönetiminde lüzum halinde analjezik (LHA) istemine yönelik bilgi ve uygulamada klinik karar verme durumunun incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma Mardin ilinde bulunan dört hastanede 146 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri literatür doğrultusunda hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 22 programına aktarılarak analiz edilmiştir. Kategorik değişkenler için frekans (n,%) verilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için ise Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Çalışmamızda yer alan hemşirelerin %61'i lisans mezunu olup, %52.1'i 0-5 yıllık mesleki deneyime sahiptir. Hemşirelerin, %69.2'sinin LHA istemi hakkında eğitim almadığı saptanmıştır. Hemşirelerin (%61.0) LHA'yı ağrı oldukça uyguladığı, LHA uygulama amacını daha çok hastanın ağrısının artmasını önlemek (%59.6) ve mümkün olduğunca az ilaç uygulamak (%45.2) olarak düşündüğü ve yeterli ağrı yönetimi sağladığı (%52.4) görüşünde olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda "LHA uygulama" hakkında hemşirelerin yeterli bilgiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda hemşirelik lisans eğitimi sırasında ve hizmet içi eğitimlerde postoperatif ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve uygulamalara geniş yer verilmeli ve LHA uygulamasında standartların oluşması için yazılı ya da sözlü protokoller geliştirilmelidir.
Abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısı ile ameliyat sonrası hissedilen ağrı şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısının ameliyat sonrası ağrıya etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin Genel Cerrahi ile Kadın Hastalıkları ve Doğum servislerinde abdominal cerrahi girişim geçiren 126 hasta oluşturmuştur. Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmada veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Ağrı Özellikleri Formu ve Ağrı İnançları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t testi, ANOVA, Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmadaki hastaların %73' ünün kadın, yaş ortalamasının 48.63, %67.5' inin ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Hastaların %86.1'inin orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, %96.7' sinin ağrı şiddetinin zamanla azaldığı, %46.8' inin ağrı şiddetinin beklediğinden az olduğu, %92.1' inin ağrı nedeniyle aktivitelerini yerine getirmekte zorlandığı belirlenmiştir. VAS skorunun 8. saatte en şiddetli iken, 16., 24., ve 32. saatlerde anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05), cinsiyetin ve ağrı şiddetinin beklenilenden fazla olmasının VAS ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların Organik İnançlar puan ortalaması 3.12, Psikolojik İnançlar puan ortalaması 2.37 olarak bulunmuştur. Hastaların eğitim durumu arttıkça psikolojik inançlar puanının azaldığı, jinekolojik cerrahi geçiren hastaların organik inançlar alt boyut puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların organik inanç boyut ortalaması ile sadece 24. saat VAS skoru arasında ilişki olduğu (p<0.05), psikolojik inançlar alt boyut puan ortalaması ile VAS skorları arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, abdominal cerrahi uygulanan hastaların orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, cinsiyetin ve ağrı beklentisinin deneyimlenen ağrıyı, eğitim durumunun ve uygulanan cerrahi tipinin ise ağrı inançlarını etkilediği belirlenmiştir. Bu bağlamda, etkili ağrı kontrolünün sağlanmasında ağrıya yüklenen anlam ve ağrı inançlarının belirlenmesi, hastaların ağrısına yönelik sunulacak bakımın şekillendirilmesinde ve bireyselleştirilmesinde ağrı algısının göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Hemşireler ile hastaların ağrı değerlendirmesi arasındaki uyumlarının ve hemşirelerin ağrı inanışlarının belirlenmesi
Travma durumunda en sık görülen problemlerden biri olan ağrı, hastaların klinik sonucunu direk etkilediği için, sağlık personelinin ağrı şiddetini doğru belirlemesi ve ağrıya yönelik tutumlardan uzak durması oldukça önemlidir. Bu araştırma, hemşireler ile hastaların ağrı değerlendirmesi arasındaki uyumlarının ve hemşirelerin ağrı inanışlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin Genel Cerrahi kliniğine travma nedeni ile gelen 150 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgiler Formu, Ağrı İnançları Ölçeği (AİÖ), Ağrı Takip Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t testi, ANOVA, Paired Sample t test, Pearson Korelasyon testi ve Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin yaş ortalamaları 27.69±2.78, %69.23'ü kadın, %84.61' i lisans mezunudur. Hastaların yaş ortalaması 34.84±13.95, %54.67'si erkek, %28.67'si sadece okur yazardır. Hastaların orta şiddette ağrısının olduğu, 1. gün en şiddetli ağrı bildiriminin yapıldığı, 1. günden itibaren ağrı şiddetinin azaldığı, hemşirelerin ve hastaların eğitim durumu ile ağrı şiddeti puanı arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Hasta-hemşire ağrı değerlendirmeleri arasında uyumun yüksek olduğu ancak hastaların bildirdiği ağrı puanının hemşirelerden fazla olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin AİÖ Organik İnançlar (AİÖ-O) puan ortalamasının 3.17±1.05, Psikolojik İnançlar (AİÖ-P) puan ortalamasının 2.40±0.33 olduğu, hemşirelerin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu ve meslekte çalışma süresi ile AİÖ arasında ilişki bulunduğu, AİÖ-O ortalaması ile akşam ağrı şiddeti puanı arasında ilişki olduğu, AİÖ-O ile AİÖ-P arasında pozitif yönde bir korelasyonun olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, travmalı hastaların ağrı şiddetinin düzenli olarak değerlendirilmesi, ağrı değerlendirmesinde eğitim durumuna dikkat edilmesi, travmalı hastalarda ağrı değerlendirmesinde hasta-hemşire değerlendirmelerindeki benzerliği arttırmak ve ağrının doğasının daha iyi anlaşılması için eğitime daha fazla önem verilmesi ve ağrı kontrolünün sağlanması için ağrı değerlendirme ve yönetim protokollerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Travma, Ağrı, Ağrı Değerlendirmesi, Ağrı İnançları, Hemşire
Bir hemşirelik yüksekokulu öğrencilerinin postoperatif dönemde ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, bir hemşirelik yüksekokulunda öğrenim gören öğrencilerin postoperatif dönemde ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve tutumlarını değerlendirilmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma 30.05.2022-03.06.2022 tarihleri arasında 2, 3, 4. sınıfta öğrenim gören öğrenciler ile gerçekleştirildi. Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmada örneklem grubunu 18 yaş ve üzerinde olan, hemşirelik yüksekokulunda öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 306 öğrenci oluşturdu. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin hemşirelerin ağrı ile ilgili bilgi ve tutum anketine verdikleri cevaplar sırasıyla %90.5'inin "Opioid analjeziklerin önerilen başlangıç dozlarından sonra, ilave dozlar hastanın bireysel yanıtına göre ayarlanır" sorusuna ve %92.2'sinin "Hastanın ağrısının şiddetini en iyi olarak kim ifade eder?" sorusuna doğru cevap verdiği bulundu. Öğrencilerin %100'ünün "Ağrısı olan hastaların; ağrısının ne kadarını bildirdiklerini düşünüyorsunuz?" sorusuna yanlış cevap verdiği belirlendi. Araştırmaya katılan öğrencilerin eğitim süresince ağrı ile ilgili ders ya da ders içerisinde konu olarak eğitim alma durumuna göre ağrı ile ilgili bilgi ve tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlendi (p<0.05). Cinsiyetlerine göre ağrı ile ilgili bilgi ve tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Kadın öğrencilerin ağrı ile ilgili bilgi ve tutum anketi puanlarının, erkek öğrencilere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Sonuç: Hemşirelik eğitiminde öğrencilerin ağrı ve ağrı yönetimi ile ilişkili yetersiz olduğu konulara daha fazla yer verilmesi ve farklı öğretim yöntemlerinin kullanılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, öğrenciler, postoperatif ağrı, ağrı yönetimi, bilgi, tutum
ESOGÜ Tıp Fakültesi asistan hekimleri arasında dismenore sıklığı ve çalışma hayatı üzerine etkilerinin araştırılması
Dismenore kadınlarda en sık görülen ve psikososyal etkileri de olan jinekolojik bir semptomdur. Dismenore ile ilgili, öğrenciler üzerinde yapılan çalışmalar sık olsa da çalışan kadınlar üzerinde dismenore sıklığını araştıran yeterli çalışma yoktur. Bu sebeple asistan hekimler ile yaptığımız bu çalışmada dismenore sıklığını, şiddetini ve çalışma hayatı üzerine etkilerini belirlemeyi amaçladık. Kesitsel-tanımlayıcı şekilde gerçekleştirilen çalışma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan 165 asistan hekim üzerinde yürütüldü. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri ve jinekolojik özellikleri sorgulayan sorulardan oluşan anket formu yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmanın sonucunda asistan hekimler arasında dismenore sıklığı %95,1 olarak bulundu. Asistan hekimlerin %66,7'si visüel analog skala (VAS) ile dismenore şiddeti puanlamasında 6 puan (belirgin ağrı veriyor) şiddetinde ağrı yaşadıklarını belirtti. Nöbet tutma durumu ile dismenore şiddeti karşılaştırıldığında; nöbet tutan hekimlerin dismenoreyi daha şiddetli yaşadığı görüldü. Katılımcıların analjezik olarak kullandığı en sık iki etken %28,4 ile deksketoprofen ve %26,8 ile ibuprofen/flurbiprofen olarak bulundu. Alkol kullanan ve ailesinde dismenore öyküsü bulunan katılımcılarda dismenore şiddetinin daha yüksek olduğu saptandı. Menarş yaşı 16 yaş ve üzerinde olanlarda dismenore şiddeti benzer çalışmalardan daha yüksek bulundu. Katılımcıların %81,2'si dismenorenin yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtirken, sadece %17'si dismenore sebebiyle istirahat raporu aldığını belirtti. Bulgulara bakıldığında, dismenore asistan hekimler arasında oldukça yaygın görülen bir sorun olup dismenoreyle birliktelik gösteren semptomlar düşünüldüğünde iş hayatında olumsuz etkilere ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dismenore, visüel analog skala, asistan hekim, yaşam kalitesi
Diyabetik ayak operasyonlarında tek enjeksiyon ve devamlı infüzyon popliteal sinir bloğunun ağrı ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda kontrolsüz diyabetten dolayı, nöroaksiyal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar görülebilir. Bunları engelleyebilmek için rejyonel anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Bu çalışmada, diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda, sürekli infüzyon ve tek enjeksiyon yöntemi ile popliteal sinir bloğu uygulamasının hemodinamik etkiler ve ağrı açısından sonuçları karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onamını takiben, diyabetik ayak cerrahisi için anestezi yöntemi olarak popliteal sinir bloğu yapılacak ASA II-IV risk grubunda 63 olgu, iki gruba randomize edildi. Grup 1 (n:32) hastalara popliteal sinir etrafına ultrasonografi ve sinir stimülatörü eşliğinde 30 mL lokal anestezik verildi. Grup 2'de (n:31) yer alan hastalara ise ek olarak kateter iğne ucunun 4-5 cm ötesinde olacak şekilde yerleştirildi. 2 mL/sa hızla %0,25 bupivakain infüzyonu için elastomerik pompa hazırlandı. Blok öncesi ve sonrası hemodinamik parametreler kaydedildi. Blok başlangıç ve sonlanım zamanları kaydedildi. Postoperatif ağrı skorları, hemodinamik parametreler, analjezik ihtiyacı zamanı, hasta memnuniyeti ve taburculuk süresi takip edildi. Bulgular: Grup 1'de postoperatif 12. saatten sonra, Grup 2'de 60. saatten sonra ağrı skorları yüksek seyretmiştir (sırasıyla P=0,006, P < 0,01). Grup 2'de postoperatif 60. saate kadar Grup 1'e göre daha düşük, sonrasında anlamlı olarak daha yüksek seyretmiştir. Blok süresi Grup 1'de ortalama 631,56 ± 218,72 dakika, Grup 2'de ortalama 733,26 ± 435,83 dakika idi. İlk analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup 1'de ortalama 804,64 ± 1020,8 dakika, Grup 2'de ortalama 2012,78 ± 1424 dakika idi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P=0,072). Blok işleminden önce ve başarılı blokaj sonrasında ölçülen sistolik, diyastolik, ortalama arteryal kan basıncı ve kalp hızı gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (P > 0,5). Sonuçlar: Sürekli infüzyon yöntemi ile popliteal sinir bloğunun daha uzun ağrısız dönem sağladığı ortaya çıkmıştır. Her iki yöntemde de benzer hemodinamik veriler ve düşük ağrı skorları olduğu görülmüştür. Sürekli infüzyon yönteminin daha iyi analjezi sağladığı görülse de, işlem maliyeti, teknik zorluklar ve hasta konforuna olumsuz etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Popliteal Sinir Bloğu, Diyabetik Ayak, Ağrı, Tek Enjeksiyon, Sürekli.İnfüzyon
Laparoskopik üst üriner sistem cerrahilerinde transversus abdominis plane blok uygulanan ve uygulanmayan hastalarda postoperatif ağrı ve komplikasyonların değerlendirilmesi
Amaç: Minimal invaziv cerrahilerde postoperatif ağrı yönetiminde uygulanan multimodal yaklaşımda rejyonal yöntemlerin önemli bir yeri vardır. Bu yöntemlerden olan transversus abdominis plane (TAP) blok son yıllarda oldukça popüler olmuştur. Laparoskopik üst üsriner sistem cerrahisi planlanan hastalarda ultrason (USG) eşliğinde preoperatif TAP blok yapılan grup ile TAP blok yapılmayan kontrol grubunu postoperatif ağrı durumu, ilaç kullanımı ve yan etkilerini, postoperatif hasta konforunu prospektif olarak karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Üroloji kliniğimizde 2022 Kasım - 2023 Haziran tarihleri arası böbrek, üreter tümörü veya taşı, böbrek kisti, böbrek atrofisi, üreteropelvik darlık sebepleriyle laparoskopik üst üriner sistem cerrahisi yapılması planlanan 18-85 yaş arası oryante ve koopere olan, çalışmaya katılmayı kabul eden, aktif enfeksiyonu olmayan, kanama diyatezi normal olan hastalar, gebe olmayan, ağır komorbid hastalıkları, obezitesi ve geçirilmiş batın cerrahileri olmayan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Hastalar randomize kontrollü olarak sırayla ilk 21 kişi kontrol grubu, ikinci 21 kişi çalışma grubu olacak şekilde iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna TAP blok yerine postoperatif ağrı durumuna göre intravenöz analjezik ilaç uygulandı. Çalışma grubuna genel anestezi indüksiyonu sonrası anestezi uzmanı tarafından USG eşliğinde unilateral TAP blok uygulandı. Postoperatif ağrı değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS) skorları (1. 2. 6. 12. ve 24. Saat) kullanıldı. VAS skoru 4 ve üstü olan hastalara intravenöz olarak sırayla önce tramadol, sonra parasetamol uygulandı. Kullanılan analjezik miktarları ve türleri, gelişen yan etkiler, ateş, atelektazi, postoperatif mobilite, gaz çıkışı, dren, taburculuk, hemogram, glomerüler filtrasyon hızı (GFR) takibi ve olası komplikasyonlar prospektif olarak araştırıldı. v Bulgular: Çalışmaya toplam 42 olgu dâhil edildi. Bu hastaların 16'sı kadın, 26'sı erkekti. Gruplar karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (BMİ), sigara kullanım oranı, komorbid hastalık, tanı ve tedavi türü, taraf dağılımı, operasyon süresi anlamlı (p>0,05) farklılık göstermemiştir. TAP blok yapılan grupta 1.saat, 2.saat, 6.saat, 12.saat VAS skorunu TAP blok yapılmayan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha düşük bulduk, 24.saat VAS skorunda anlamlı (p>0,05) farklılık saptanmadı. TAP blok yapılan grupta postoperatif ilk 24 saatte Tramadol ve Parasetamol kullanım oranını TAP blok yapılmayan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha düşük tespit ettik. TAP blok yapılan grupta hipotansiyon oranı ve gaz çıkarma günü (bağırsak aktivasyonu) TAP blok yapılmayan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha düşüktü. Sonuç: Laparoskopik üst üriner sistem cerrahisi geçirecek olgularda preoperatif dönemde genel anesteziye ilave USG-TAP bloğun uygulanması, postoperatif ağrıyı, analjezik tüketimini azaltarak ve olası yan etkileri engelleyerek daha iyi hasta konforu sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Minimal İnvaziv Cerrahi, Laparoskopik Ürolojik Cerrahi, TAP Blok