Ağrı yönetimi
56 theses under this subject heading
Abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısı ile ameliyat sonrası hissedilen ağrı şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısının ameliyat sonrası ağrıya etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin Genel Cerrahi ile Kadın Hastalıkları ve Doğum servislerinde abdominal cerrahi girişim geçiren 126 hasta oluşturmuştur. Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmada veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Ağrı Özellikleri Formu ve Ağrı İnançları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t testi, ANOVA, Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmadaki hastaların %73' ünün kadın, yaş ortalamasının 48.63, %67.5' inin ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Hastaların %86.1'inin orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, %96.7' sinin ağrı şiddetinin zamanla azaldığı, %46.8' inin ağrı şiddetinin beklediğinden az olduğu, %92.1' inin ağrı nedeniyle aktivitelerini yerine getirmekte zorlandığı belirlenmiştir. VAS skorunun 8. saatte en şiddetli iken, 16., 24., ve 32. saatlerde anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05), cinsiyetin ve ağrı şiddetinin beklenilenden fazla olmasının VAS ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların Organik İnançlar puan ortalaması 3.12, Psikolojik İnançlar puan ortalaması 2.37 olarak bulunmuştur. Hastaların eğitim durumu arttıkça psikolojik inançlar puanının azaldığı, jinekolojik cerrahi geçiren hastaların organik inançlar alt boyut puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların organik inanç boyut ortalaması ile sadece 24. saat VAS skoru arasında ilişki olduğu (p<0.05), psikolojik inançlar alt boyut puan ortalaması ile VAS skorları arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, abdominal cerrahi uygulanan hastaların orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, cinsiyetin ve ağrı beklentisinin deneyimlenen ağrıyı, eğitim durumunun ve uygulanan cerrahi tipinin ise ağrı inançlarını etkilediği belirlenmiştir. Bu bağlamda, etkili ağrı kontrolünün sağlanmasında ağrıya yüklenen anlam ve ağrı inançlarının belirlenmesi, hastaların ağrısına yönelik sunulacak bakımın şekillendirilmesinde ve bireyselleştirilmesinde ağrı algısının göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
ESOGÜ Tıp Fakültesi asistan hekimleri arasında dismenore sıklığı ve çalışma hayatı üzerine etkilerinin araştırılması
Dismenore kadınlarda en sık görülen ve psikososyal etkileri de olan jinekolojik bir semptomdur. Dismenore ile ilgili, öğrenciler üzerinde yapılan çalışmalar sık olsa da çalışan kadınlar üzerinde dismenore sıklığını araştıran yeterli çalışma yoktur. Bu sebeple asistan hekimler ile yaptığımız bu çalışmada dismenore sıklığını, şiddetini ve çalışma hayatı üzerine etkilerini belirlemeyi amaçladık. Kesitsel-tanımlayıcı şekilde gerçekleştirilen çalışma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan 165 asistan hekim üzerinde yürütüldü. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri ve jinekolojik özellikleri sorgulayan sorulardan oluşan anket formu yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmanın sonucunda asistan hekimler arasında dismenore sıklığı %95,1 olarak bulundu. Asistan hekimlerin %66,7'si visüel analog skala (VAS) ile dismenore şiddeti puanlamasında 6 puan (belirgin ağrı veriyor) şiddetinde ağrı yaşadıklarını belirtti. Nöbet tutma durumu ile dismenore şiddeti karşılaştırıldığında; nöbet tutan hekimlerin dismenoreyi daha şiddetli yaşadığı görüldü. Katılımcıların analjezik olarak kullandığı en sık iki etken %28,4 ile deksketoprofen ve %26,8 ile ibuprofen/flurbiprofen olarak bulundu. Alkol kullanan ve ailesinde dismenore öyküsü bulunan katılımcılarda dismenore şiddetinin daha yüksek olduğu saptandı. Menarş yaşı 16 yaş ve üzerinde olanlarda dismenore şiddeti benzer çalışmalardan daha yüksek bulundu. Katılımcıların %81,2'si dismenorenin yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtirken, sadece %17'si dismenore sebebiyle istirahat raporu aldığını belirtti. Bulgulara bakıldığında, dismenore asistan hekimler arasında oldukça yaygın görülen bir sorun olup dismenoreyle birliktelik gösteren semptomlar düşünüldüğünde iş hayatında olumsuz etkilere ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dismenore, visüel analog skala, asistan hekim, yaşam kalitesi
Diyabetik ayak operasyonlarında tek enjeksiyon ve devamlı infüzyon popliteal sinir bloğunun ağrı ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda kontrolsüz diyabetten dolayı, nöroaksiyal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar görülebilir. Bunları engelleyebilmek için rejyonel anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Bu çalışmada, diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda, sürekli infüzyon ve tek enjeksiyon yöntemi ile popliteal sinir bloğu uygulamasının hemodinamik etkiler ve ağrı açısından sonuçları karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onamını takiben, diyabetik ayak cerrahisi için anestezi yöntemi olarak popliteal sinir bloğu yapılacak ASA II-IV risk grubunda 63 olgu, iki gruba randomize edildi. Grup 1 (n:32) hastalara popliteal sinir etrafına ultrasonografi ve sinir stimülatörü eşliğinde 30 mL lokal anestezik verildi. Grup 2'de (n:31) yer alan hastalara ise ek olarak kateter iğne ucunun 4-5 cm ötesinde olacak şekilde yerleştirildi. 2 mL/sa hızla %0,25 bupivakain infüzyonu için elastomerik pompa hazırlandı. Blok öncesi ve sonrası hemodinamik parametreler kaydedildi. Blok başlangıç ve sonlanım zamanları kaydedildi. Postoperatif ağrı skorları, hemodinamik parametreler, analjezik ihtiyacı zamanı, hasta memnuniyeti ve taburculuk süresi takip edildi. Bulgular: Grup 1'de postoperatif 12. saatten sonra, Grup 2'de 60. saatten sonra ağrı skorları yüksek seyretmiştir (sırasıyla P=0,006, P < 0,01). Grup 2'de postoperatif 60. saate kadar Grup 1'e göre daha düşük, sonrasında anlamlı olarak daha yüksek seyretmiştir. Blok süresi Grup 1'de ortalama 631,56 ± 218,72 dakika, Grup 2'de ortalama 733,26 ± 435,83 dakika idi. İlk analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup 1'de ortalama 804,64 ± 1020,8 dakika, Grup 2'de ortalama 2012,78 ± 1424 dakika idi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P=0,072). Blok işleminden önce ve başarılı blokaj sonrasında ölçülen sistolik, diyastolik, ortalama arteryal kan basıncı ve kalp hızı gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (P > 0,5). Sonuçlar: Sürekli infüzyon yöntemi ile popliteal sinir bloğunun daha uzun ağrısız dönem sağladığı ortaya çıkmıştır. Her iki yöntemde de benzer hemodinamik veriler ve düşük ağrı skorları olduğu görülmüştür. Sürekli infüzyon yönteminin daha iyi analjezi sağladığı görülse de, işlem maliyeti, teknik zorluklar ve hasta konforuna olumsuz etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Popliteal Sinir Bloğu, Diyabetik Ayak, Ağrı, Tek Enjeksiyon, Sürekli.İnfüzyon
Laparoskopik üst üriner sistem cerrahilerinde transversus abdominis plane blok uygulanan ve uygulanmayan hastalarda postoperatif ağrı ve komplikasyonların değerlendirilmesi
Amaç: Minimal invaziv cerrahilerde postoperatif ağrı yönetiminde uygulanan multimodal yaklaşımda rejyonal yöntemlerin önemli bir yeri vardır. Bu yöntemlerden olan transversus abdominis plane (TAP) blok son yıllarda oldukça popüler olmuştur. Laparoskopik üst üsriner sistem cerrahisi planlanan hastalarda ultrason (USG) eşliğinde preoperatif TAP blok yapılan grup ile TAP blok yapılmayan kontrol grubunu postoperatif ağrı durumu, ilaç kullanımı ve yan etkilerini, postoperatif hasta konforunu prospektif olarak karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Üroloji kliniğimizde 2022 Kasım - 2023 Haziran tarihleri arası böbrek, üreter tümörü veya taşı, böbrek kisti, böbrek atrofisi, üreteropelvik darlık sebepleriyle laparoskopik üst üriner sistem cerrahisi yapılması planlanan 18-85 yaş arası oryante ve koopere olan, çalışmaya katılmayı kabul eden, aktif enfeksiyonu olmayan, kanama diyatezi normal olan hastalar, gebe olmayan, ağır komorbid hastalıkları, obezitesi ve geçirilmiş batın cerrahileri olmayan hastalar çalışmaya dâhil edildi. Hastalar randomize kontrollü olarak sırayla ilk 21 kişi kontrol grubu, ikinci 21 kişi çalışma grubu olacak şekilde iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna TAP blok yerine postoperatif ağrı durumuna göre intravenöz analjezik ilaç uygulandı. Çalışma grubuna genel anestezi indüksiyonu sonrası anestezi uzmanı tarafından USG eşliğinde unilateral TAP blok uygulandı. Postoperatif ağrı değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS) skorları (1. 2. 6. 12. ve 24. Saat) kullanıldı. VAS skoru 4 ve üstü olan hastalara intravenöz olarak sırayla önce tramadol, sonra parasetamol uygulandı. Kullanılan analjezik miktarları ve türleri, gelişen yan etkiler, ateş, atelektazi, postoperatif mobilite, gaz çıkışı, dren, taburculuk, hemogram, glomerüler filtrasyon hızı (GFR) takibi ve olası komplikasyonlar prospektif olarak araştırıldı. v Bulgular: Çalışmaya toplam 42 olgu dâhil edildi. Bu hastaların 16'sı kadın, 26'sı erkekti. Gruplar karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (BMİ), sigara kullanım oranı, komorbid hastalık, tanı ve tedavi türü, taraf dağılımı, operasyon süresi anlamlı (p>0,05) farklılık göstermemiştir. TAP blok yapılan grupta 1.saat, 2.saat, 6.saat, 12.saat VAS skorunu TAP blok yapılmayan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha düşük bulduk, 24.saat VAS skorunda anlamlı (p>0,05) farklılık saptanmadı. TAP blok yapılan grupta postoperatif ilk 24 saatte Tramadol ve Parasetamol kullanım oranını TAP blok yapılmayan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha düşük tespit ettik. TAP blok yapılan grupta hipotansiyon oranı ve gaz çıkarma günü (bağırsak aktivasyonu) TAP blok yapılmayan gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha düşüktü. Sonuç: Laparoskopik üst üriner sistem cerrahisi geçirecek olgularda preoperatif dönemde genel anesteziye ilave USG-TAP bloğun uygulanması, postoperatif ağrıyı, analjezik tüketimini azaltarak ve olası yan etkileri engelleyerek daha iyi hasta konforu sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Minimal İnvaziv Cerrahi, Laparoskopik Ürolojik Cerrahi, TAP Blok
Kronik ve epizodik migren hastalarında SCN9A ve SCN10A gen polimorfizmlerinin kronisite gelişimi üzerine etkilerinin retrospektif değerlendirilmesi
Migren; şiddetli, zonklayıcı karakterde, tek taraflı, ataklar şeklinde ortaya çıkan, sistemik semptomların eşlik ettiği poligenik primer baş ağrısı olarak tanımlanmaktadır. Migren; atak sıklığına göre epizodik ve kronik migren olarak iki alt tipe ayrılmaktadır. Bazı durumlarda migren; epizodik formdan kronik forma ilerlemektedir. Bu seyirde müdahale edilir ise kronikleşme sürecinin önüne geçilebilmektedir. Bu nedenle iki migren türü arasındaki geçişin aydınlatılması, hastalığın seyrinin kontrolünde büyük önem teşkil etmektedir. Voltaj kapılı sodyum kanalları, kortikal yayılan depresyona ve dural afferentlere karşı duyarlılığın değişmesine neden olarak migren patogenezinde görev almaktadır. Voltaj kapılı sodyum kanallarından olan Nav1.7 ve Nav1.8 nosiseptör duyarlılığının artmasında ve ağrının kronikleşmesinde rol oynamaktadır. Literatürde bu kanalları kodlayan SCN9A ve SCN10A genlerindeki polimorfizmlerin de kronik ağrıda ve ağrıya duyarlılığın değişmesinde etkili oldukları gösterilmiştir. Mevcut tezde; ağrı duyarlılığı ilişkili olduğu bilinen SCN9A rs7595255, rs12622743, rs11898284 ve SCN10A rs6795970, rs6801957 SNP'lerinin epizodik/kronik migren tanısında ve migren kronifikasyonundaki etkileri araştırılmıştır. Bu amaca yönelik 2014-2015 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı'na başvuran, takipli 227 migren hastası çalışmaya dahil edildi ve bu hastalar ICHD-3 sınıflandırmasına göre 151'i epizodik 76'sı kronik migren olarak ayrıldı. Hastaların ortalama 96 ay takip sonucunda tekrar sınıflandırması yapıldı ve ilişkili polimorfizmler klinik tablo ile değerlendirildi. Literatürde daha önce bu konu ilişkili bir çalışma bulunmamakla birlikte, bu SNP'lerin epizodik/kronik migren tanısında ve kronifikasyonda istatiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak bu durum Türk popülasyonundaki değişken etnik kökenler, çalışma popülasyonlarındaki oran farklılığı ve örneklem büyüklüğünden kaynaklanabileceğinden, gelecekteki çalışmalarda bu polimorfizmlerle birlikte farklı SCN9A ve SCN10A polimorfizmlerinin de daha geniş popülasyonlarda değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: SNP, SCN9A, SCN10A, Nav1.7, Nav1.8
Rektus kılıf bloğu ile transversus abdominis düzlem bloğu'nun intraoperatif ve postoperatif etkinliklerinin prospektif karşılaştırılması
Çalışmamızda göbek altı median (GAM) ve göbek üstü median (GÜM) kesi uygulanacak genel cerrahi hastalarında, transversus abdominis düzlem bloğu (TADB) ve rektus kılıf bloğu (RKB)'nun intraoperatif ve postoperatif analjezik etkinliklerini prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamı sonrası, GAM-GÜM kesi uygulanacak, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) sınıflaması 1-3 olan, 18-75 yaş aralığında 80 hastada gerçekleştirildi. Hastalar demografik verileri kaydedilerek rutin monitorizasyon ve genel anestezi indüksiyonu sonrası, grup TADB ve grup RKB olarak ikiye ayrıldı. Hastaların hemodinamik verileri indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası 1. dakika ve intraoperatif 30 dakikalık periyotlarda kaydedildi. Bütün hastalara morfin ile hazırlanmış hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Hastaların intraoperatif hemodinamik verileri ve uygulanan opioid miktarları, postoperatif istirahat ve öksürmekle görsel analog skalaları, ilk HKA dozuna gereksinim zamanı, postoperatif opioid tüketimleri, kurtarıcı analjezik gereksinimi, ilk mobilizasyona kadar geçen süreleri, opioid yan etkileri, hasta ve cerrah memnuniyeti değerlendirildi. İntraoperatif hemodinamik veriler, uygulanan opioid miktarı ve postoperatif ağrı skorları iki grupta benzer bulundu. TADB grubunda postoperatif morfin tüketimi 2. Saatte anlamlı düzeyde yüksek (p=0,041) bulundu. Takiplerinde gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. İstirahat ve öksürmekle postoperatif ağrı skorları ve ilk HKA dozuna gereksinim zamanı diğer çalışmalar göz önüne alındığında düşük ancak iki grup arasında benzer iii olarak bulundu. Ek analjezik ihtiyacı iki grupta benzerdi (p=0,633). İlk mobilizasyona kadar geçen süre TADB ve RKB grupları arasında benzer olduğu (p=0,798) ve opioide bağlı yan etkilerin de benzer olduğu (p=0,239) bulundu. Hasta memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=0,415). Cerrah memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=1,0). Sonuç olarak GAM-GÜM kesi uygulanan hastalarda TADB'nin ve RKB'nin etklinliğinin benzer olduğu kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Transversus abdominis düzlem bloğu, rektus kılıf bloğu, ağrı yönetimi, median laparotomi.
Erektör spina düzlem bloğu ile rektus kılıf bloğunun intraoperatif ve postoperatif etkinliklerinin karşılaştırılması
Çalışmamızda göbek altı median (GAM) ve göbek üstü median (GÜM) kesi uygulanacak genel cerrahi hastalarında, erektör spina düzlem bloğu (ESDB) ve rektus kılıf bloğu (RKB)'nun intraoperatif ve postoperatif analjezik etkinliklerini prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamı sonrası, GAM-GÜM kesi uygulanacak, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) sınıflaması I-III olan, 18-75 yaş aralığında 60 hastada gerçekleştirildi. Hastalar demografik verileri kaydedilerek rutin monitorizasyon ve genel anestezi indüksiyonu sonrası, grup ESDB ve grup RKB olarak ikiye ayrıldı. Hastaların hemodinamik verileri indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası 1. dakika ve intraoperatif 30 dakikalık periyotlarda kaydedildi. Bütün hastalara morfin ile hazırlanmış hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Hastaların intraoperatif hemodinamik verileri ve uygulanan opioid miktarları, postoperatif istirahat ve öksürmekle görsel analog skalaları, ilk HKA dozuna gereksinim zamanı, postoperatif opioid tüketimleri, kurtarıcı analjezik gereksinimi, ilk mobilizasyona kadar geçen süreleri, opioid yan etkileri, hasta ve cerrah memnuniyeti değerlendirildi. İntraoperatif hemodinamik veriler ve uygulanan opioid miktarları iki grupta benzer bulundu. ESDB grubunda postoperatif ağrı skorlarının istirahatte (60. dakika, 2., 4. saat) ve öksürmekle (60. dakika, 2., 4., 8. saat) daha düşük (p<0,05) ve ilk HKA dozuna gereksinim zamanının daha uzun olduğu saptandı (p=0,001). Postoperatif HKA ile toplam morfin tüketimi ESDB grubunda düşük bulundu (p=0,028). Ek analjezik ihtiyacı iki grupta benzerdi (p=0,085). İlk mobilizasyona kadar geçen sürenin ESDB grubunda daha kısa olduğu (p<0,001), opioide bağlı yan etkilerin benzer olduğu (p=0,129) bulundu. Hasta memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=0,356). Cerrah memnuniyeti ESDB grubunda yüksekti (p=0,010). Sonuç olarak GAM-GÜM kesi uygulanan hastalarda ESDB'nun RKB'na göre daha etkin postoperatif analjezi sağladığı kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Erektör spina düzlem bloğu, rektus kılıf bloğu, ağrı yönetimi, median laparotomi.
Video yardımlı torakoskopik cerrahi hastalarında postoperatif analjezi amacıyla uygulanan serratus anterior plane blok ile erektör spina plane blok etkinliklerinin karşılaştırılması
Prospektif ve randomize planlanan çalışmamızda, video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) uygulanacak hastalarda postoperatif analjezi amacıyla uygulanan serratus anterior plan bloğu (SAPB) ve erektör spina plan bloğunun (ESPB) etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası, elektif VATS uygulanacak, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) sınıflaması I-II olan, 18-80 yaş 70 hasta çalışmaya alındı. Hastaların demografik verileri kaydedilerek rutin monitorizasyon ve standart anestezi indüksiyonu sonrası SAPB (n=35) ve ESPB (n=35) uygulanan gruplar olarak ikiye ayrıldı. Hastalara morfin içerikli hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Hastaların hemodinamik verileri indüksiyon öncesi/sonrası ve intraoperatif 30 dakikalık periyotlarla kaydedildi. İntraoperatif opioid tüketimleri, ayılmada kalış süreleri, istirahat ve öksürmekle Vizüel Analog Skala (VAS) skorları, ilk HKA gereksinim zamanları, postoperatif opioid tüketimleri, kurtarıcı analjeziklerin ilk gereksinim zamanları ve miktarları, mobilizasyon zamanları, opioid yan etkileri, hastanede yatış süreleri, hasta ve cerrah memnuniyetleri değerlendirildi. ESPB grubunda istirahatte (0. dk, 60. dk ve 2. sa) ve öksürmekle (0. dk) VAS skorları daha düşük (her değişken için p<0,05) ve ilk HKA gereksinim zamanı daha uzun bulundu (p=0,001). Postoperatif HKA ile morfin tüketimi ESPB grubunda (2., 4., 8. ve 12. sa) daha düşük gözlendi (her değişken için p<0,005). Diğer izlem parametreleri ve opioide bağlı yan etkiler benzer bulundu. Sonuç olarak VATS girişimlerinde ESPB uygulanan grupta erken dönem postoperastif VAS skorlarının daha düşük, opioid tüketiminin daha az ve ilk analjezik gereksinim zamanının daha uzun olması nedeniyle, ESPB'nin SAPB'a göre daha etkin ve uzun süreli analjezi sağladığı kanısına varıldı.
Assessment of Nurses' knowledge and attitudes about pain management at Al-Diwaniyah Teaching Hospital, Iraq
Background: Pain is one of the most important vital signs that need experience in nursing work, as only the patient can accurately express the intensity of his pain. Pain impacts the patient's lifestyle and recovery from illness, as well as feelings and reactions. Because they spend more time with patients the nurse must be familiar with pain management, pain physiology, and the physiological implications of acute and chronic pain. Objectives: The aim of the study was to assess nurses' knowledge and attitudes about pain management at Al-Diwaniyah teaching hospital. Methodology: A descriptive design study was conducted at Al-Diwaniyah Teaching Hospital (Surgery Department, Emergency Department, Oncology Department, Coronary Care Unit). Research tool A face-to-face questionnaire was used. The questionnaire consists of the following parts: demographic information (6 questions), nurses' attitudes toward pain management (22 questions), and knowledge about Pain. Management (14 questions) A non-probability (objective) sample was used to test (200 nurses working in the above units, the sample was collected during the period from April 1, 2022) to July 1, 2022. Results: The study shows The level of Assessment of knowledge and attitudes about Pain and its management is a fair average (90%); the characteristics of the current study showed that the highest percentage of females was (108) females at the age of (20-29) years. In addition, the highest percentage had nursing experience (1-5 years), and the highest percentage of nurses had a bachelor's degree. The highest percentage had not received training courses on Pain in the past, and There was no statistically significant association between nurses' knowledge, attitude, and socio-demographic characteristics. Conclusion: The study results show that the knowledge and attitude about pain management are fair. Recommendations: Conducting activities to develop the knowledge and trends of pain management among nurses; educational lectures must be published to communicate updates from the latest studies regarding pain management and treatment, and continuing education systems must be activated in hospitals.
Assessment of the knowledge and attitudes of the nurses working in Al-Najaf Teaching Hospitals on pain management
The aim of this study was to evaluate nurses' knowledge and attitudes towards pain management. The study was carried out with 216 nurses working in the emergency department, internal and surgical service and intensive care unit of AL-NAJAF educational hospitals. The study was conducted as a descriptive cross-sectional study in teaching hospitals in Al-Najaf, Iraq, between 20 December 2021 and 16 April 2022. The data were collected face-to-face with the sociodemographic form and the Nurses' Knowledge and Attitude Questionnaire on Pain. The years of employment of 83.8% of the nurses were between 1-10 years and the average years of employment was 6.44±5.47. When nurses were evaluated in terms of their knowledge and attitude levels, age groups, gender, educational status, years of experience, and fields of study, no statistically significant difference was observed between age groups, gender, educational status, years of experience, fields of study, and knowledge and attitude levels (p>0,05). Nurses were found to be more knowledgeable about pain assessment and management at a moderate level. As a result, implementations to improve nurses' knowledge and attitudes towards pain management should be supported.
Palyatif bakım hastalarının manevi iyilik halleri ile ağrıyla başa çıkma durumları arasındaki ilişki
Bu araştırma palyatif bakım hastalarının manevi iyilik halleri ile ağrıyla başa çıkma durumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişkisel olarak yapılmıştır. Araştırma bir şehir hastanesinin palyatif bakım ünitesinde yatan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 230 hasta ile yapılmıştır. Çalışma için etik kurul onayı, kurum ve hastaların yazılı izinleri alınmıştır. Veriler tanıtıcı özellikler formu, Ağrı İle Başa Çıkma Ölçeği ve Manevi İyilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, ortalama ve standart sapma, student t testi, varyans analizi, spearman korelayon analizi, pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 54,62±14,66, klinikte yattığı süre ortalaması ise 16,77±4,38 olup %56,5 'inin kadın olduğu saptanmıştır. Hastaların %61,7'si manevi bakıma ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Hastaların ağrıyla başa çıkma ölçeğinin alt boyutlarından aldıkları puanların dağılımları incelendiğinde; kendi kendine başa çıkma alt boyut puan ortalamasının 17,47±5,47, çaresizlik alt boyut puan ortalamasının 15,62±3,13, bilinçli bilişsel girişimler alt boyut puan ortalamasının 9,79±2,68, tıbbi çare arama alt boyut puan ortalamasının 15,31±2,66 olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların, yaş, çalışma durumu, medeni durum, bir işte çalışma durumuna göre ağrıyla başa çıkma ölçeği alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların manevi iyilik ölçeği genel toplam puanının 24,03±24, anlam alt boyut puanının 8,50±9,00, barış alt boyut puanının 6,33±6,00 inanç alt boyut puanının 9,20±9,00 olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların medeni durum, çalışma durumu, yaşanılan yer, aile tipi, kronik hastalık durumu ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeyine göre manevi iyilik hali ölçeği genel toplam, anlam, barış ve inanç alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların anlam ve kendi kendine başa çıkma puanı (r= 0,641) arasında orta düzeyde pozitif yönde, anlam ve çaresizlik puanı (r= -0,621) arasında orta düzeyde negatif yönde, barış ve kendi kendine başa çıkma puanı (r= 0,646) arasında orta düzeyde pozitif yönde, barış ve çaresizlik puanı (r=-0,686) arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Çalışma sonucunda hastaların manevi iyilik düzeylerinin artırılması için hemşireler tarafından ağrı yönetiminin sağlanması ve hemşirelik bakımına manevi bakımı entegre etmesi önerilir. Anahtar Sözcükler: Palyatif Bakım, Ağrı, Hasta, Ağrıyla Başa Çıkma, Manevi İyilik, Maneviyat
Kronik hastalığı olan geriatrik bireylerde tutarlılık (bütünlük) duygusunun ağrı ile baş etmeye etkisi
Amaç: Bu çalışma kronik hastalığı olan yaşlıların; ağrı ile baş etme stratejileri, tutarlılık duygusu ve tutarlılık duygusunun ağrı ile baş etmeye etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Metod: Araştırmanın Etik Kurul onayı alındı. Araştırmanın örneklemi Nisan-Temmuz 2017 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde yatan 65 yaş ve üstü 250 hastadır. Çalışmada, araştırmacılarca hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Ağrı Tanılama ve Baş Etme Yöntemlerini Değerlendirme Formu ileTutarlılık (Bütünlük) Duygusu Ölçeği (TDÖ –13) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 30 dakikada toplandı, verilerin değerlendirilmesinde; sayı-yüzde, ki-kare testi, t testi, anova varyans analizi kullanıldı. Bulgular: Ortalama yaş 72.4±6.65'dir. Yaşlıların %50.8'i erkektir, %70.8'inin gelir durumu iyidir. Yaşlıların %77.6'sı opioid olmayan analjezikler kullanmaktadır. Yaşlıların %53.6'sı ağrıyı sürekli, %46.4'ü aralıklı olarak yaşamaktadır. Yaşlıların ağrıyla baş etme durumları: doktora gitmek (%73.6), analjezik kullanmak (%78.4), sıcak-soğuk uygulama (%26), masaj uygulama (%50), dinlenme (%82), dikkat dağıtma (%26) şeklindedir. Yaşlılarda ağrının kabul edilebilir sınırı 7.4±2.05, şu andaki şiddeti 4.35±3.17, en kötü zamandaki şiddeti 9.35±1.32, en az şiddeti 1.78±2.15'dir. Yaşlı kadınlarda ağrıyı sözel olarak ifade etme daha iyidir (p<0.05) ve ağrı davranışı erkeklere göre "daha sinirli" ifadededir. Yaşlıların tutarlılık duygusu puan ortalaması 51.75±7.69'dur, ortanca tutarlılık puanı 51'dir. Bu nedenle düşük ve yüksek tutarlılığa sahip olmak bu değer üzerinden hesaplandı. ≤ 51 değerler "düşük tutarlılık", > 51 olan değerlerse "yüksek tutarlılık" puanı olarak adlandırıldı. Sonuçlar: Ağrı düzeyleri ve tutarlılık puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Ağrıyla baş etme durumlarıyla tutarlılık puanları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Anahtar Kelime: Ağrı, Baş etme, Hemşirelik, Tutarlılık Duygusu, Yaşlı.
Epizodik gerilim tipi başağrısı olan hastaların kognitif fonksiyonlarını değerlendirme
Amaç: Bu çalışmanın amacı gerilim tipi başağrısı (GTBA) hastalarını birçok bilişsel fonksiyon açısından değerlendirmek ve GTBA hastalarının bilişsel fonksiyonları ile anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel çalışma 24 Haziran 2020 ve 31 Aralık 2021 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya 18-55 yaş arası en az ilkokul mezunu 65 GTBA hastası ve 65 sağlıklı gönüllü dâhil edildi. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOBİD), Sayı menzili Testi (DST) ve Stroop Renk ve Sözcük Testi (SCWT) uygulandı. Bulgular: GTBA ile kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. GTBA hastalarının depresyon ve anksiyete ölçek puanları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti. GTBA hastalarının dikkat, gecikmeli hatırlama ve toplam Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği puanları kontrol grubuna göre daha anlamlı olarak düşük idi. GTBA hastaları ileri sayı menzili, geri sayı menzili ve toplam sayı menzili puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. GTBA hastaları Stroop 1, 2, 3, 4 ve 5 testini kontrol grubundan daha uzun bir sürede tamamladı. GTBA hastalarının Stroop 2 hata ve düzeltme, Stroop 4 hata ve düzeltme ve Stroop 5 hata ve düzeltme değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak fazlaydı. Bilişsel fonksiyonlar ile BDÖ ve BAÖ skorları arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyonu olduğu bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre gerilim tipi baş ağrısı olan hastalarda kognitif performanslarının etkilendiği ve GTBA'nın bilişsel fonksiyonların her bir alt bileşeni üzerinde farklı bir etkisinin olduğu saptandı. GTBA hastalarının anksiyete ve depresyon skorları yüksek bulunmuş olup anksiyete ve depresyon skorları ile kognitif performans arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Depresyon, Anksiyete, Kognisyon, Dikkat; Hafıza; Soyut düşünme; Stroop Testi
Kronik bel ağrısı olan hastalarda ağrı inançları, ağrı ile baş etme becerilerinin girişimsel tedavi yanıtına etkisi
Kronik Bel Ağrısı Olan Hastalarda Ağrı İnançları, Ağrı ile Baş Etme Becerilerinin Girişimsel Tedavi Yanıtına Etkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı ağrı polikliniğinimize başvuran kronik bel ağrılı hastaların ağrı inançlarını, ağrıyla baş etme becerilerini tespit ederek girişimsel tedavi yanıtına etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Böylece günümüzde kronik ağrı tedavisinde önem kazanan non-farmakolojik yöntemlerin kullanımına ve kişiye özel tedavi planı geliştirme sürecine katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya hastanemiz algoloji polikliniğine kronik bel ağrısı sebebiyle başvuran, kriterleri karşılayan, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu imzalayan 72 hasta dahil edildi. Hastalara ilk gelişlerinde sosyodemografik veri formu doldurtuldu. Ağrı İnançları Ölçeği (AİÖ) ve Ağrıyla Baş Etme Ölçeği (ABÖ) uygulandı. Ağrı skalası olarak hastaların VAS değerleri kaydedildi ve Kısa Form Mcgill Ağrı Anketi (SF-MPQ) uygulandı. VAS ve Kısa Form Mcgill Ağrı Anketi hastalara işlemden önce, işlemden sonra 1. saat ve işlemden sonra 2. hafta olmak üzere 3 kez uygulandı. Bütün hastalara girişimsel tedavi olarak DRG-RF (Dorsal Root Ganglion-Radyofrekans Ablasyonu) uygulandı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 54,0 ±13,5 olarak saptandı. Hastaların % 63,9' ü kadın %36,1'i erkek idi. Hastaların girişimsel tedavi öncesi ve sonrası 1. saatteki VAS ve McGill ağrı skoru değerleri arasında anlamlı azalma saptandı (p<0,05). Girişimsel tedaviden sonraki 1. saat ve 2. hafta VAS ve McGill değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Hastaların ağrı skorundaki azalma tedaviden fayda gördüklerini gösterdi. Ağrı inançları organik alt boyut ve psikolojik alt boyut puanları benzerdi. Organik alt boyut puanı arttıkça girişimsel tedavi sonrası 2. hafta McGill ağrı skorunun azaldığı görüldü. Organik inançlar puanının psikolojik inançlar puanına göre işlem başarısı ve ağrı şiddetinin azalması üzerine daha etkili olduğu belirlendi. Ağrıyla baş etme alt gruplarından ''kendi kendine başa çıkma'' puanının ise diğer gruplara göre daha yüksek olduğu görüldü. Ağrıyla başa çıkma ''Tıbbi çare arama'' alt boyutuyla girişimsel tedavi sonrası 1. saat McGill ağrı skoru arasında anlamlı korelasyon tespit edildi. Tıbbi çare arama yöntemini seçen hastaların tedavi sonrası ağrı skorunun arttığı, girişimsel tedaviden fayda görmedikleri tespit edildi. Hastaların yaşlarıyla girişimsel tedavi sonrası 1. saat VAS değerleri arasında ters yönlü korelasyon tespit edildi. Hastaların yaşı arttıkça tedavi sonrası ağrı şiddeti azalmaktadır. Ağrıyla baş etmek için erkekler kadınlara oranla daha fazla ''kendi kendine başa çıkma'' yöntemini seçmiştir. Erkekler kadınlara göre ağrıyla kendi kendine başa çıkarak daha iyi ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Bekarlar ağrıyla baş etmek için daha fazla ''Çaresizlik'' yöntemini seçmiştir. Bekarlar ağrıyla baş etmede evlilere göre daha yetersizdir. Sonuç: Bu çalışmada ağrı inançları organik inançlar puanının psikolojik inançlar puanına göre tedaviden fayda görme ve ağrı şiddetinin azalması üzerine daha etkili olduğu belirlendi. Ağrıyla baş etme yöntemi olarak "Tıbbi çare arama" yöntemini seçen hastaların tedavi sonrası ağrı şiddetinin arttığı, girişimsel tedaviden fayda görmedikleri tespit edildi. Erkekler kadınlara göre daha fazla "Kendi kendine başa çıkma" yöntemini seçerek daha iyi ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Kronik bel ağrısı tedavisine ihtiyaç duyan bireylerin ağrı inançları alt boyutlarının ve ağrıyla baş etme becerilerinin belirlenerek tedavi planının kişiselleştirilmesi, maliyet etkinlik oranını ve hasta–hekim memnuniyetini arttıracak; ağrı tedavisinde hızlı ve başarılı sonuçlar alınmasını sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, Girişimsel tedavi, Ağrı inançları, Ağrıyla baş etme becerileri.
Al-Hilla şehrindeki çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin çocuklarda ağrı yönetimi hakkında bilgi düzeyleri
Ağrı, çocuklar için yaygın bir deneyimdir ve genellikle bir çocuğun hastanede geçirdiği zamanın en rahatsız edici kısmı olarak kabul edilir. Hemşirelerin ağrı yönetimi konusundaki bilgi eksikliği, çocuğun hastanede kalışını ve iyileşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışma Al-Hilla ilindeki çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin çocuklarda ağrı yönetimi konusundaki bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01.10.2022 ve 28.02.2023 tarihleri arasında, Al-Hilla'da bulunan Al-Noor Çocuk Hastanesi, İmam Sadık Eğitim Hastanesi, Babil Çocuk ve Doğum Hastanesi'nde çalışan 255 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Çocuklarda Ağrı Yönetimi Bilgi Formu ile toplanmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin çoğunluğu kadın, 30 yaş altı, evli ve lisans mezunudur. Çocuk hastanelerinde çalışan hemşirelerin ağrı yönetimi konusundaki bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu, hemşirelerin eğitim düzeyleri ve çalıştığı birimin bilgi düzeylerinde anlamlı fark yarattığı saptanmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda hemşirelerin ağrı yönetimi bilgilerini geliştirecek eğitim programlarının planlaması ve ileri düzey araştırmaların yapılması önerilir.
Çocuk acil servisine ağrı şikayeti ile başvuran çocukların ebeveynlerinin ağrı inançları ve etkileyen faktörler
Ağrı inançlarını etkileyen faktörlerin bilinmesi, yaygın bir sorun olan ağrının kontrol altına alınmasında önemlidir. Çalışmanın amacı, Çocuk acil servisine ağrı şikayeti ile başvuran çocukların ebeveynlerinin ağrı inançları ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı türdeki bu çalışma, Konya Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servisine çocuklarını ağrı şikayetiyle getiren gelişigüzel örnekleme yöntemi ile seçilen 350 ebeveyn ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı özelliklere ilişkin bilgi formu ve ağrı inançları ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlerin "Ağrı inançları ölçeği puanı" genel ortalaması 2,5±0,78, "Psikolojik inançlar puanı" ortalaması 2,08±1,07, "Organik inançlar puanı" ortalaması 2,78±0,86 olarak saptanmıştır. Ebeveynlerin psikolojik inançlarının cinsiyet, eğitim seviyesi, yaşadığı yer ve ekonomik durum değişkenlerinden etkilendiği belirlenmiştir. Ebeveynlerin organik inançlarının, ebeveynlerin hastaneye getirdiği kaçıncı çocuğunun olduğu, çocuğunun kronik bir hastalığının olup olmadığı ve tedavi uygulama durumundan etkilendiği belirlenmiştir. Ağrı inançları ölçeği toplam puanını ise ebeveynlerin eğitim seviyesi, yaşadığı yer ve çocuğunun kronik bir hastalığının olup olmaması etkilemektedir. Araştırmada, bazı sosyo-demografik özelliklerin ebeveynlerin ağrı inancını etkilediği belirlenmiş olup ebeveynlerin ağrı inançlarını değerlendirmeye yönelik çalışmaların farklı bölgelerde kültürel faktörleri içine alarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağrı, İnançlar, Sosyal değerler, Ebeveynler
Hemşirelerin ağrı yönetiminde bilgileri ve ilaç dışı yöntem kullanımı
Araştırma, hemşirelerin ağrı yönetiminde bilgileri ve ilaç dışı yöntem kullanımını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma, Eylül ile Ekim 2018 tarihlerinde, Mersin ili Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dahili-Cerrahi servis ve Yoğun Bakımlarında çalışan 169 hemşire ile yüz yüze görüşülerek yapıldı. Verilerin toplanmasında, kişisel bilgi formu, Hemşirelerin Ağrı ile İlgili Bilgi ve Davranış ölçeği ve İlaç Dışı Yöntemler Formu kullanıldı. Veriler, SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), "Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri) yöntemleri kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin, 15(%8.9)'inin lise mezunu, 144(%85.2)' ünün lisans mezunu, 10(%5.9)'unun yüksek lisans mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin 117(%69.2)'sinin kadın olduğu, yaş ortalaması "29.72 ± 5.54" ve 96(%56.8)'sının 30 yaş altı olduğu görüldü. Ağrı yönetiminde 88(%52.1)' inin farmakolojik ve non-farmakolojik yöntemleri kullandıkları tespit edildi. Hemşirelerin ağrı bilgileri, tutum anketinden, lise mezunlarının5,46±1,88 ve lisans mezunu hemşirelerin 5.99±2.41 aldıkları puan ortalamaları birbirine yakın sonuçlar olduğu saptandı. Hemşirelerin ağrı ile ilgili bilgi puanları ve eğitim düzeyi, çalışılan klinik, çalışma süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, hemşirelerin ağrı tanılaması ve ağrının non- farmakolojik yönetimleri bilme ve uygulama konusunda yeterli düzeyde bilgiye sahip olmadıkları saptandı.
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin ameliyat sonrası ağrı yönetimine ilişkin uygulamalarının belirlenmesi
Ağrı farkındalığı, etkin ağrı yönetiminin önemli bir basamağı olup, sağlık profesyonellerinde mezuniyet öncesinde geliştirilmelidir. Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin ağrı yönetimine ilişkin uygulamalarının belirlenmesi amacıyla retrospektif ve tanımlayıcı-kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü son sınıf öğrencilerinin 2017-2018 Eğitim öğretim yılı Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği (Intern) dersindeki örneklem kriterlerine uyan 108 bakım planı ile yürütülmüştür. Veriler hasta tanıtıcı bilgi formu ve ağrı yönetimi uygulamaları formu ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzdelik hesaplama ve ortalama) kullanılmıştır. Değerlendirmede, uygulamalardan 70 ve üzeri alan öğrenciler başarılı kabul edilmiştir. Öğrencilerin en iyi olduğu ağrı yönetimi uygulamaları; ağrı belirtilerini tanımlama (%100), hastayı ağrı değerlendirmesine katma (%100), ağrı ölçeği kullanma (%98,1), ağrı şiddetini (%98,1) belirtme, ağrı değerlendirmesini kayıt etme (%100), farmakolojik ve farmakolojik olmayan analjeziyi uygulamadır (%89,8). Bununla birlikte öğrencilerin en başarısız oldukları ağrı yönetimi uygulamaları; ağrı yönetim verilerini ekibe iletme (%1,9), ağrı süresini belirtme (%3,7), ağrı nedenine göre ağrı tanısı koyma (%14), hastayı ve aileyi ağrı yönetimi konusunda bilgilendirmedir (%21,3). Öğrencilerin genel ağrı yönetimi uygulama puan ortalamaları 58,05 ± 15,16 olup, sadece %27,8'i 70 puan ve üzeri almıştır. Ağrı yönetiminin bir bütün olduğu göz önüne alınacak olursa öğrencilerin ameliyat sonrası ağrı yönetimi uygulamalarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Ağrı yönetimi, hemşirelerin bağımsız rollerini en iyi gösteren uygulamaların başındadır. Bu nedenle, öğrencilerin mezuniyet öncesi ağrı yönetimi bilinci hem teorik derslerle hem de klinikte doğru rol modeli hemşirelerle desteklenmelidir.
Preoperatif dönemde hastaların ağrı korkusunun belirlenmesi
Preoperatif dönemde hastaların önemli bir kısmı, ameliyata ilişkin komplikasyon korkusu, ölüm korkusu ve ameliyat sonrası ağrı korkusu yaşamaktadır. Ağrıya bağlı korku, kişinin tıbbi durumunu bozacağından, özellikle preoperatif dönemde ağrıya neden olabilecek durumlar ve ağrı korkusu değerlendirilmelidir. Araştırma, hastaların preoperatif dönemde ameliyata bağlı ağrı korkusunun belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi cerrahi kliniklerinde ameliyat olacak 419 hasta ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Ağrı Korkusu Ölçeği-III (AKÖ-III)" kullanılmıştır. Ameliyat türü ne olursa olsun, hastaların yaklaşık %90'ı ameliyat sonrası orta ve şiddetli düzeyde ağrı yaşayacaklarını belirtmiştir. Hastaların yaşayacaklarını düşündükleri ağrı düzeyleri ile cinsiyet, eğitim durumu, daha önce şiddetli ağrı deneyimleme ve preoperatif bilgilendirme arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hastaların AKÖ-III toplam puanları 75.1±20.2 olup, en fazla 'şiddetli ağrı korkusu' (30.64±9.5) yaşamışlardır. Daha önce şiddetli ağrı deneyimi olan ve ameliyat sonrası ağrı yaşayacağını düşünen hastaların 'şiddetli ağrı korkusu' ve 'tıbbi ağrı korkusu' puanları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak hastaların tamamına yakını, preoperatif dönemde orta-şiddetli düzeyde postoperatif ağrı yaşayacağından korkmuştur. Bu bağlamda, hasta özelliklerinin göz önünde bulundurularak ağrıyla karşılaşmadan önce hastanın baş etme becerilerinin desteklenmesi gerekmektedir. Preoperatif dönemde ağrı korkusunun azaltılması postoperatif ağrıyı azaltarak hasta sonuçlarını olumlu yönde etkileyecektir.
Gebe kadınların ağrı inançları ağrı ile başa çıkma biçimleri eş desteği düzeyleri ve doğum tercihlerinin değerlendirilmesi
Araştırma, gebe kadınların ağrı inançları, ağrı ile başa çıkma biçimleri, eş desteği düzeyleri ve doğum tercihlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 01 Ekim 2018- 31 Mart 2019 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Evreni, Adana merkez ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezinde takip edilen gebe kadınlar, örneklemi ise 386 gebe oluşturmuştur. Etik kurul onayı, kurum izni ve gebe kadınlardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Ağrı İnançları Ölçeği, Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği ve Eş Destek Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, ANOVA, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Spearman korelasyon ve Binary Lojistik Regresyon modeliyle değerlendirilmiştir. Araştırmamızda, gebe kadınların yaş ortalamasının 27,49±4,41 olduğu, %58'inin lise veya altı eğitim düzeyinde olduğu, %33,6'sının 3.trimesterde olduğu, %90,2'sinin normal doğum yapmak istediği saptanmıştır. Gebe kadınların, Ağrı İnançları Ölçeği Organik İnançlar alt boyut puan ortalaması 3,78±1,03, Ağrı İnançları Ölçeği Psikolojik İnançlar alt boyut puan ortalaması 4,88±1,04; Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği Kendi Kendine Başa Çıkma alt boyut puan ortalaması 21,03±6,74, Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği Çaresizlik alt boyut puan ortalaması 12,12±4,49, Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği Bilinçli Bilişsel Girişimler alt boyut puan ortalaması 13,75±4,35 ve Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği Tıbbi Çare Arama alt boyut puan ortalaması 9,90±3,76 ve Eş Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 70,70±10,89'dur. Gebe kadınların, ağrı kaynaklarının ve tedavi şeklinin daha çok psikolojik inançlardan kaynaklandığı, Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği Kendi Kendine Başa Çıkma, Çaresizlik ve Bilinçli Bilişsel Girişimler alt boyut puan ortalamasının orta, Tıbbi Çare arama alt boyut puan ortalamasının düşük düzeyde olduğu, algıladıkları eş destek düzeyinin iyi olduğu ve çoğunluğunun normal doğum yapmak istediği görülmüştür.
Kronik bel ağrılı hastalarda spinal dekompresyon tedavisinin ağrı ve fonksiyona etkisinin araştırılması
Çalışmamız Kronik bel ağrılı hastalarda ağrıyı, engelliliği azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada Spinal Dekompresyon tedavsinin etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası 39 bel ağrılı bireyler randomize olarak kontrol ve çalışma grubuna alındı. Tedaviler öncesinde, ortasında ve sonunda; McGill Melzack Ağrı Anketi (MPQ), Algometre Basınç Ağrı Eşiği Değerlendirmesi, Oswestry Özürlülük indeksi (OÖİ), Modifiye Schober testi, El Parmak Ucu Zemin Testi (EPZM), Düz Bacak Kaldırma Testi (DBKT), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği değerlendirmeleri yapıldı. Çalışma grubunda ilk iki hafta 5 gün, ikinci 2 hafta 3 er gün, son iki hafta ise 2 gün olmak üzere 6 hafta süren Spinal Dekompresyon tedavisi, tens stimulasyonu, sıcak uygulaması ve US uygulanırken, kontrol grubuna 6 hafta boyunca, tens uygulaması, ultrason ve sıcak uygulama yapıldı. Çalışmamızda, tedavi süresince grupları kendi içlerinde değerlendirdiğimizde; MPQ sonuçları her iki grupta da tedavi ortasından itibaren benzer biçimde azaldı (p<0,05). Çalışma grubunda tedavi ortasından itibaren belirlenen noktalardaki ağrı hassasiyeti daha çok azalmaya başlarken; kontrol grubunda bu gelişme tedavi sonunda görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda EPZM ve DBKT değerleri tedavi ortasından itibaren gelişme gösterirken tedavi sonunda her iki grupta da gelişmeler benzerdi. (p<0,05). OÖİ ve M. Schober sonuçları da her iki grupta benzer olarak azaldı (p<0,05). SF-36 alt parametrelerinde Genel Sağlık Algısı dışında (p>0,05) tüm parametreler her iki grupta da gelişme gösterdi (p<0,05). Genel Sağlık Algısı alt parametresi değeri ise hem tedavi ortasındaki hem tedavi sonundaki değerlendirmede çalışma grubunda gelişme gösterdi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise çalışma grubunda tedavi ortasında olumlu gelişmeler görülse de tedavi sonunda her iki grupta da sonuçlar benzerdi (p>0,05). Çalışma sonunda; Spinal Decompresyon tedavisinin kronik bel ağrısı tedavisinde ağrıya erken müdehalede etkili olacağının kanaatindeyiz
Beyin cerrahi servisinde lomber disk hernisi (LDH) ameliyatı sonrası yatan hastaların ağrılarının değerlendirilmesi ve hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyinin belirlenmesi
Çalışma Beyin Cerrahi Servisinde Lomber Disk Hernisi (LDH) Ameliyatı Sonrası Yatan Hastaların Ağrılarının Değerlendirilmesi ve Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Düzeyinin Belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak yapıldı. Çalışmanın evrenini Bingöl Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Servisinde Lomber Disk Hernisi (LDH) ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Sayısal Ağrı Ölçeği, Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanılarak elde edildi. Araştırma verilerinin toplanmasında yüzyüze görüşme tekniği kullanıldı. İstatistiksel analizlerde Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanıldı. İlişkileri belirlemek için Spearman korelasyon katsayısı analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49.16±12.49 idi. Hastaların ameliyat sonrası ağrı ortalamalarının 2.66±1.69 olduğu saptandı. Newcastle hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyinin "yüksek" olduğu saptandı. Sonuç olarak hastaların ameliyat sonrası ağrı seviyesinin düşük olduğu, hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyinin yüksek olduğu saptandı. Lomber disk hernisi ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası dönemde yaşam konforunu arttırmak için uygun eğitimin verilmesi gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; lomber disk hernisi, hemşirelik bakımı, ağrı değerlendirilmesi
Çocularda intramusküler enjeksiyon uygulanırken oluşan ağrıyı azaltmada buzzy yönteminin etkisi
Araştırma, çocuklarda intramüsküler antibiyotik enjeksiyonuuygulamaları sırasında oluşan ağrının azaltılması için titreşim ve soğuk uygulamayı aynı anda uygulayabilen Buzzy® aygıtının etkisini belirlemek ve buna bağlı olarak çocuktaki kaygıyı azaltmak amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, 03 Aralık 2021 – 27 Şubat 2022 tarihleri arasında araştırmanın yapıldığı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Kliniğinin "Enjeksiyon Odasında" intramusküler uygulanacak 7-12 yaş arasındaki çocukların tümü oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise vaka seçim ölçütlerine uyan, çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 100 çocuk oluşturdu ve çocuklar herbir gruba (Kontrol=50, Uygulama=50) basit randomizasyon olarak atandı. Veriler, Bilgi Formu, Çocuklar İçin Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), Visual Analog Skala (VAS), Yüz İfadeleri Ağrı Ölçeği-Facial Pain Scale (FPS-R) kullanılarak elde edildi. Araştırma sonucunda; Araştırmaya alınan çocukların, yaş grupları, cinsiyet, son bir yılda enjeksiyon yapılma sıklığı, enjeksiyon korkusu olup olmadığı, ebeveyn eğitimi, ebeveyn yaşları ve ailenin gelir durumları açısından uygulama ve kontrol grupları arasında fark olmadığı (p<,05) bulundu. Kontrol grubunda yer alan hasta çocukların VAS 5. dk çocuk ortalamalarının, uygulama grubunda yer alan hasta çocukların ortalamalarına göre anlamlı daha yüksek olduğu bulundu (p=0,029; p<0,05). Yapılan analiz sonucunda ugulama grubunda yer alan hasta çocukların delta FPS-R ebeveyn bulgularının, kontrol grubunda yer alan hasta çocuklarına göre anlamlı daha düşük ortalamaya sahip oldukları bulundu (p=0,030; p<0,05).ÇDKE son test bulguları tüm hasta çocuklarda FPS-R araştırmacı 5. dk (r=0,443), VAS 5. dk çocuk (r=0,514) ve FPS-R 5. dk ebeveyn (r=0,412) bulguları ile pozitif yönlü orta düzey anlamlı bir ilişkisi olduğu bulundu (p<0,05). Yapmış olduğumuz çalışmada elde ettiğimiz verilerde, Buzzy®aygıtı uygulamasının ağrı kontolünde olumlu etkisinin bulunduğu vebunun sonucunda kaygı düzeyini azalttığısonucu elde ettik.
Romatoid artritli hastalarda planlı davranış teorisine göre uygulanan hemşire danışmanlığının ağrı, yorgunluk ve fonksiyonel duruma etkisi
Bu araştırma romatoid artritli hastalarda, Planlı Davranış Teorisine'ne göre motivasyonel görüşmelerle uygulanan hemşire danışmanlığının; bireylerin ağrı, yorgunluk ve fonksiyonel durumuna etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi romatoloji polikliniğinde, Ocak 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Randomize kontrollü olarak yapılan deneysel araştırma toplam 82 romatoid artrit hastası ile tamamlandı. Girişim grubundaki hastalara ön görüşmede eğitim verilerek, Planlı Davranış Teorisine dayalı motivasyonel görüşme doğrultusunda 12 hafta boyunca hemşire danışmanlığı hizmeti verildi. Hasta verilerinin elde edilmesinde; Hasta Tanıtım Formu, McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu (MAÖ-KF), Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi (BRAF-MDQ), Stanford Sağlık Değerlendirme Ölçeği (HAQ) ve Davranış Değişikliği Kontrol Listesi kullanıldı. Verilerin analizi SPSS programının 26.0 sürümü kullanılarak, uygun istatistiksel yöntemlere göre yapıldı. Araştırmaya katılan hastaların çoğunun kadın, evli, ilkokul mezunu olduğu saptandı. Girişim grubundaki hastaların uygulama öncesi yüksek olan ağrı, yorgunluk ve sağlık değerlendirme puan ortalamalarının, uygulama sonrasında anlamlı düzeyde azaldığı görülürken, kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmadığı saptandı. Planlı davranış teorisine dayalı motivasyonel görüşme doğrultusunda uygulanan hemşire danışmanlığının romatoid artritli hastalarının ağrı, yorgunluk ve fonksiyonel durumu yönetmede etkili bir girişim olduğu görüldü. Romatoloji hemşirelerinin, romatoid artritli hastaların eğitim ve izleminde teoriye/modele dayalı, motivasyonel görüşmelerle danışmanlık hizmeti sunmaları önerilmektedir.