Alkol içme
Bu konu başlığı altında 59 tez
Evaluation of renal function tests and electrolytes in males with repeated smoking and alcohol abuse
The phenomenon of excessive smoking and alcohol usage is very frequent around the globe, despite acknowledging its downsides to human health in general and to adolescent health in particular. Alcoholic cigarette smoking greatly increases morbidity and mortality from infectious illnesses and the risk of a variety of diseases. The purpose of current research is to reveal the impact of heavy smoking and alcohol usage on renal function tests and electrolytes in men. Experimental participants aged between 30-65 years smoked for 10 years at least, Venous blood samples were taken, and assess the biochemical parameters for kidney function tests and electrolytes for repeated smoking and alcohol consumption in males. Depending on the results of the current study, it has been discovered that alcohol consumption was associated with a decline in kidney function, there are several possible explanations for the inverse relationship between alcohol consumption and decline in kidney function. To begin with, polyphenolic compounds found in alcoholic beverages have antioxidant and anti-inflammatory properties, both of which may have renal protective effects. Alcohol has both negative and positive impacts on renal function. Glomerular and tubulointerstitial damage are possible side effects, especially in people who already have kidney disease or who drink too much alcohol.
Adana il merkezindeki lise öğrencilerinin alkol ve uyuşturucu yatkınlığının araştırılması ve 2000 yılı çalışma sonuçları ile kıyaslanması
Bu çalışmanın amacı, Adana ilindeki lise öğrencilerinde alkollü içki içme ve madde kullanma davranışlarının değerlendirilmesi ve 2000 yılı çalışması ile karşılaştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Evrenimiz, 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı içinde Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde bulunan lise öğrencileridir. Okullar, rasgele sayılar tablosuna göre belirlenmiştir. Araştırmaya 20 okuldan 3120 öğrenci katılmıştır. ?Modified Youth Risk Behaviors Surveillance? anket formu kullanılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin %46,4'ü erkek, %53,6'sı kız olup genel yaş ortalaması 16±1,2 (14-21) yıldır. Öğrencilerin % 40,7'sinin ömür boyu en az bir kez alkollü içki içmeyi denemiştir. İlk deneme yaş ortalaması 13,96 ± 2,8 yıldır. Alkollü içki içmeyi deneme davranışı ile cinsiyet, yaş, anne ve baba eğitim düzeyi, ailenin ortalama aylık gelir düzeyi, okulların sosyoekonomik düzeyi ve ailenin alkollü içki içme alışkanlığı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.Öğrencilerin %3,5'i hayat boyu en az bir kez madde kullanmayı denediklerini ifade etmişlerdir. En fazla kullanılan madde % 2,6 ile esrardır. Öğrencinin madde kullanma davranışı ile cinsiyet, okulların sosyoekonomik düzeyleri ve ailenin madde kullanma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki olduğu ancak anne ve babanın eğitim düzeyi ve ailenin sosyoekonomik düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı bulunmuştur. Anabilim dalımızın 2000 yılı çalışmasının bulguları ile kıyaslandığında, erkeklerde alkol ve madde kullanma davranışı oranları artmıştır. Kızlarda alkollü içki içme davranışı oranları azalırken, madde kullanma davranışı oranları aynı kalmıştır.Sonuç: Alkollü içki içme ve madde kullanma davranışı, ergenler için giderek artan önlenebilir riskli davranışlardır. Aile hekimliği uzmanları, her fırsatta ergenin alkol ve madde kullanımını değerlendirilmeli, riskli davranışlar konusunda danışmanlık yapmalıdır.Anahtar Kelimeler: Ergen, lise, alkol, madde, aile hekimliği, riskli davranış
Alkol ve madde bağımlılarının algıladıkları sosyal destek sistemleri ve hastalıkla başa çıkma tutumları
Amaç: Bu araştırma, alkol ve madde bağımlılarının algıladıkları sosyal destek sistemleri ve başa çıkma tutumlarını incelemek amacıyla kontrol gruplu ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Metod: Araştırma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri Kliniği'nde yatarak ve ayaktan tedavi gören DSM-IV- TR (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) tanı ölçütlerine göre tanı almış 50 alkol ve madde bağımlısı ve 50 sağlıklı kontrol grubundan oluşmaktadır. Veriler 03.05.2011-29.11.2012 tarihleri arasında Sosyodemografik (Kişisel) Veri Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma grubundaki hastalar ve kontrol grubu arasında COPE alt ölçek puan ortalamalarına göre anlamlı farklılık bulunan boyutlar inkar, davranışsal olarak boş verme, geri durma, madde kullanımı, kabullenme ve diğer meşguliyetleri bastırmadır (p<0.05). Araştırma grubundaki hastaların MSPSS toplam puan ortalaması 42.58±16.01 ve kontrol grubunun puan ortalaması 62.12±15.39'dur. MSPSS'nin alt boyutlarının tümünde araştırma grubunun puan ortalaması, kontrol grubunun puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.05). Araştırma grubunda aile desteği ile problem odaklı başa çıkma tutumları ve duygu odaklı başa çıkma tutumlarının her ikisiyle birden anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Sonuç: Bağımlılığın tedavi döneminde ve sonrasında sosyal desteğin artırılması ve etkili başa çıkma stratejilerinin kullanılmasına yönelik hizmetlerin verilmesi önerilir.
Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinde madde bağımlılığı ve etkileyen faktörler
Giriş ve Amaç: Madde bağımlılığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz içinde önüne geçilmesi gereken çok tehlikeli bir halk sağlığı sorunudur. Ergenlik madde kullanmaya başlama açısından en riskli dönemi oluşturmaktadır. Ülkemizde tütün, alkol ve psikoaktif maddelerin kullanımında son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir. Bu tez çalışmasının amacı; lise son sınıf öğrencilerinin madde kullanma durumlarını ve etkileyen faktörleri saptayıp bu doğrultuda madde kullanımıyla ilgili tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinin sigara, Maraş otu, nargile, alkol ve psikoaktif madde kullanma durumlarını saptayıp etkileyen faktörlerin neler olduğunu öğrenmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Kahramanmaraş il merkezindeki 7632 lise son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örnekleme almamız gereken öğrenci sayısını belirlemek için Türkiye'de 2005 yılında 8 ayrı üniversitenin 1.sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma baz alındı.123 Buna göre madde bağımlılığı % 3 olmak üzere, % 99 güvenilirlik ve % 1 hata payı ile örnekleme almamız gereken 1541 öğrenci olduğu tespit edildi. Toplam 47 lisenin isimleri bir torbaya konularak basit rasgele yöntem ile öğrenci sayısı 1541'i bulana kadar torbadan lise isimleri çekildi. Örnekleme çıkan ve o gün okula gelmeyen öğrenciler için okula iki kez daha gidildi ve örneklemin tamamına ulaşılarak çalışma tamamlandı. Bu araştırmada anketler öğrencilere 2015 yılı mart ve nisan ayları içinde uygulandı. 1541 öğrenciye 59 sorudan oluşan sosyodemografik özellikler, sigara, Maraş otu, nargile, alkol ve madde ile ilgili anket formu ayrıca 6 sorudan oluşan fagerström sigara bağımlılık testi uygulandı. Fagerström bağımlılık testine göre 0-2 puan çok az bağımlı, 3-4 puan az bağımlı, 5 puan orta derece, 6-7 puan yüksek bağımlı, 8-10 puan ise çok yüksek bağımlı olarak kabul edildi. Verilerin analizi için SPSS 19.0 programı kullanıldı. Frekans, ki-kare, t-testi ve logistik regresyon analizi yapıldı. Bulgular: Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinde sigara içme prevalansı % 27.3, Maraş otu kullanma prevalansı % 16.1, nargile kullanma prevalansı % 22.4, alkol kullanma prevalansı % 19.3, madde kullanma prevalansı ise % 6.1 olarak belirlendi. Her gün sigara içen öğrencilerin % 48'i sigaraya 15 yaşından önce başlamıştı. Sigara bağımlısı olan öğrencilerin fagerström skorlarının ortalaması 2.1±1.35, ortanca skor 1,00 olarak bulundu. Öğrencilerin en çok kullandığı maddelerin sırasıyla; uçucu maddeler (% 32.3), esrar (% 30.1), bonzai (% 8.6), eroin (% 6.5) ve ecstasy (% 4.3) olduğu belirlendi. Sigara, alkol ve madde kullananların aile bireylerinde ve yakın arkadaşlarında da bu maddelerin sık kullanıldığı bulundu. Sonuç: Bu çalışmanın sonucuna göre madde kullanımı liselerde eskiye göre artış trendi içerisindedir. Anne ve babası ile sorunlarını rahatlıkla konuşabildiğini ifade eden öğrencilerde madde kullanma oranı anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Bu nedenle öncelikle anne ve babaları içine alan eğitimler yaygınlaştırılmalıdır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu kullandıkları maddelere ulaşmakta zorlanmadıklarını belirtti. Maddeye ulaşımın engellenmesi amacıyla emniyet teşkilatına bağlı narkotik şube birimlerinin daha sıkı çalışıp tedbirler alması gerekmektedir.
Zorunlu göç eden bireylerde riskli alkol kullanımı, sigara bağımlılığı ve yaşam doyumunu yordayan etmenler
Bu çalışmanın amacı zorunlu göç eden bireylerin sigara ya da riskli alkol kullanımı sürecini etkileyen göç sonrası etmenleri incelemektir. Bu kapsamda günlük yaşam stres kaynakları, genel kaygı, genel sağlık algısı, sosyal destek algısı, gruplararası temas ve kültürleşme süreçlerinin bireylerin sigara ya da riskli alkol kullanımını ve yaşam doyumlarını yordama gücü araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini Adana'nın farklı mahallelerinde yaşayan 228 Suriyeli birey oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda katılımcılara Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Günlük Yaşam Stres Kaynakları Ölçeği, Yaygın Kaygı Bozukluğu Ölçeği, Sosyal Destek Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Genel Sağlık Değerlendirmesi, Adaptasyon, Kültürel Uzaklık ve Kültürel Oryantasyon Ölçeği, Gruplararası Temasın Niceliğini Değerlendirme Ölçeği, Gruplararası Pozitif Teması Değerlendirme Ölçeği, Gruplararası Negatif Teması Değerlendirme Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Fagerström Nikotin Bağımlılığı Testi ve Alkol Kullanım Bozukluklarını Tanıma Testi uygulanmıştır. Çalışmanın sorularını yanıtlamak amacıyla uygulanan Hiyerarşik Regresyon analizleri sonucunda sigara bağımlılığını genel kaygı düzeyinin yordadığı bulunmuştur. Riskli alkol kullanımı üzerine yapılan Hiyerarşik Regresyon analizi sonucuna göre kültürleşme alt boyutlarından olan psikolojik uyum ve sosyo-kültürel uyum düzeyinin riskli alkol kullanımını yordadığı bulunmuştur. Çalışmada ayrıca günlük yaşam stres kaynakları, kültürleşme alt boyutlarından sosyo-kültürel uyum düzeyi ve yerel halk ile pozitif temasın bireylerin yaşam doyumunu öngördüğü sonucu elde edilmiştir. Bulgular alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır. Zorunlu göç yaşayan bireylerde bağımlılık davranışını bireyin psikolojisinin ötesinde psikolojik ve sosyal etmenler ile birlikte inceleyen bu çalışmanın alan yazına katkısı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Riskli Alkol Kullanımı, Kültürel Uyum, Yaşam Doyumu, Sigara Bağımlılığı, Zorunlu Göç
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerde tedavi motivasyonunun içselleştirilmiş damgalanma ve algılanan sosyal desteğe göre incelenmesi
Bu çalışma, alkol madde kullanım bozukluğu olan bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ile algılanan sosyal desteğin tedavi motivasyonu ile ilişkisini ve bunlarla ilişkili bazı sosyodemografik değişkenleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi Mersin'de Çematem ve Amatem kliniklerinde ve Gaziantep Amatem kliniğinde 2021 yılında mart ve mayıs ayları arasında yatarak tedavi görmekte olan, araştırmaya dair bilgilendirilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş aralığındaki 102 hastadan oluşmaktadır. Çalışmada Sosyodemografik Veri Formu, Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Tedavi Motivasyonu Anketi veri toplamak amacı ile kullanılmıştır. Çalışmada toplanan veriler bağımsız örneklem t testi, ANOVA, Kruskal Wallis-H Testi ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon Analizi yöntemi, yordama düzeyini incelemek için ise Çoklu Regresyon Analizi yöntemi kullanılmıştır. Kullanılan madde türü ve yaşadıkları yere göre tedavi motivasyonlarının farklılaştığı araştırmada elde edilen bulgular arasındadır. Bunun yanı sıra aileden alınan sosyal desteğin bireylerin içsel motivasyon ve kişilerarası yardım arama düzeylerine, özel bir insandan alınan sosyal desteğin dışsal motivasyon düzeylerine, sosyal geri çekilmenin ise bireylerin içsel motivasyon düzeylerine pozitif yönlü anlamlı bir katkı sağladığı saptanmıştır. Ayrıca algılanan ayrımcılığın bireylerin kişilerarası yardım arama düzeylerine, kalıp yargıların onaylanma düzeylerinin ise arkadaştan alınan sosyal destek düzeylerine negatif yönde anlamlı bir katkı sağladığı görülmüştür.
Nefes alkol testinde yanlış pozitifliklere neden olabilecek ürünlerin değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Alkol etkisi altında araç kullanmanın trafik kazalarına zemin hazırladığı, maddi ve manevi kayıplar ile birçok yaralanma ve ölüme sebebiyet verdiği bilinmektedir. Alkollü araç kullanımının önüne geçebilmek için alınan tedbirlerden biri de trafikte yapılan alkol denetimleridir. Bu denetimlerde, kullanım kolaylığından dolayı nefesten alkol düzeyi tespiti yapan alkolmetre cihazları kullanılmaktadır. Ancak bazen alkolmetreyle yapılan ölçümlere itirazlar olabilmekte ve konu adli makamlara taşınmaktadır. Bu cihazlardan doğru sonuçlar almak için dikkat edilmesi gereken hususlar olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, nefes alkol testini etkileyebilecek ürünleri ve bu etkilerin zamanla olan ilişkisini irdelemek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Nefes alkol düzeyini etkileyebileceğini düşündüğümüz 33 farklı ürün ile 30 sağlıklı gönüllünün katıldığı deneysel bir çalışma yapılmıştır. Ürünlerin kullanılmasından veya tüketilmesinden sonraki 1. dakikada, alkolmetre cihazı ile nefes alkol analizi yapılmıştır. Pozitif ölçüm sonucuyla karşılaşılması durumunda, nefeste saptanan alkol değeri sıfırlanıncaya kadar ikişer dakika arayla ölçüm yapılmaya devam edilmiştir. Bulgular: Organik üzüm, nar ve portakal suyu ile mandalinalı gazlı içecek tüketimi ardından yapılan ölçümlerde sadece 1.dakikada pozitif ölçüm sonucuyla karşılaşılmıştır. Şalgam suyu ardından 3.dakikaya kadar, el dezenfektanları ardından 5.dakikaya kadar, kolonya kullanımı ardından 7. dakikaya kadar ve alkol içeren gargaraların kullanımının ardından ise 11.dakikaya kadar azalarak devam eden pozitif ölçüm sonuçları görülmüştür. 1. dakikada ölçülen maksimum değerler gargaralarda 4,90 promil, el dezenfektanlarında 1,96 promil, kolonyada 2,76 promil ve içeceklerde 0,32 promildir. Diş macunları, alkolsüz gargaralar, gazozlar, kola, portakallı gazlı içecek, ayran, kefir, mentollü sakız ve şeker, organik elma suyu ile karışık meyve sularının test edilmesi sonrasında yapılan ölçümlerde solunum havasında alkol saptanmamıştır. Sonuç: Nefes alkol testinde, alkollü içki tüketmediği bilinen ancak alkollü ürün kullanan veya bazı gıdaları tüketen kişilerde pozitif ölçüm sonuçlarıyla karşılaşılmıştır. Bu ürünleri kullandığını veya tükettiğini belirten kişilerde belirlenecek bir süre ardından ölçüm yapılması sayesinde, yanlış pozitif sonuçların önüne geçilerek bu yanlışlıklara bağlı uygulanacak hatalı yaptırımların ve oluşacak gereksiz iş yükünün önüne geçilecektir.
Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımı ve cinsel kompulsiyonlarla ilişkisinde duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Çalışmada çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanım düzeyi ve cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü araştırılmıştır. Araştırmanın amaçları, çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Ankara'daki üniversitelerde öğrenim gören 303 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda veri toplamak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Cinsel Kompulsiyon Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkiler, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri kullanılarak incelenmiştir. Aracı rol analizi için Model 4 kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımını, cinsel kompulsiyonları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ve adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ise cinsel kompulsiyon yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmalarının ile cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkiyi adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri aracılığıyla yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, çocukluk çağı travmalarının ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, bağımlılık riski oluşturma süreçlerinde dikkate alınması gereken önemli faktörler olabileceğini vurgulamaktadır. Çalışmanın sonuçları, ilgili alanlardaki araştırmacılar ve uygulayıcılar için önemli bir katkı sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Cinsel Kompulsiyon, Çocukluk Çağı Travmaları, Duygu Düzenleme, Riskli Alkol Kullanımı, Riskli Madde Kullanımı
Hematolojik maligniteli olgularda sosyodemografik özelliklerin incelenmesi
Ülkemizde, hematolojik malignitelerin demografik verilerinin yanı sıra, etiyolojide rol oynayabilecek sosyoekonomik durum, sigara ve alkol kullanımı, ayrıca kimyasal madde maruziyeti hakkında yeterli ve düzenli istatistiksel bilgi bulunmamaktadırÇalışmamızda, Manisa ili ve çevre yerleşim merkezlerinden hastanemiz erişkin hematoloji bölümüne başvurup hematolojik malignite tanısı almış olguların, demografik ve sosyoekonomik özellikleri, sigara ve alkol kullanımları, kimyasal madde maruziyetleri incelendiÇalışmaya alınan hematolojik maligniteli toplam 135 olgunun, 76' sı (%56.3) erkek, 59' u (%43.7) kadındı. AML' de erkek ve kadın olgu sayısı eşit, ALL' de ise E/K oranı 6/5 olarak saptandı. Kronik myeloproliferatif hastalıklardan KML, ET, PV ve AMM'nin E/K oranları ise sırasıyla; 7/6, 2/2, 2/3, 0/2 olarak saptandı. Kronik lenfoproliferatif hastalıklardan KLL, HCL, HL, NHL ve MM' li hastaların tümünde erkek hakimiyetinin olduğu görüldü. Çalışmamızdaki MDS' li olgular, en yaşlı hasta grubunu oluşturdu (median yaş 67) ve bu gruptaki hastalarda bayan hakimiyeti izlendi (E/K: 2/5Çalışmamızdaki olguların kent ve kırsal alanda yaşam oranları sırasıyla; %63.7 ve %36.3 bulundu. Manisa bölge nüfusunun oranları ile karşılaştırıldığında, aralarında istatistiksel bir fark saptanmadı (p>0,05Çalışmamızdaki olguların eğitim seviyeleri incelendiğinde; ortaokul ve daha alt seviye ile lise ve üzeri seviyede eğitim almış hasta oranı sırasıyla; % 87.4, % 12.6 olarak bulunmuş olup, Türkiye genelinin eğitim seviyesine (Ortaokul ve daha alt seviye % 83, lise ve üzeri seviye % 17) göre düşük saptandı. Hematolojik maligniteler tek tek değerlendirildiğinde ise, ALL' li hastaların eğitim seviyesinin, diğer 11 hastalık grubuna göre, istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde yüksek olduğu görüldü (p=0,01Olgularımızın meslek gruplarına bakıldığında; kadın hastaların %89.8' i ev hanımı, erkek hastaların büyük bölümü ise işçi (%52.7) ve çiftçi (%25) meslek grubundandıÇalışmaya alınan olguların genel yoksulluk oranı %31.9, kentte yaşayanlarda %23.2, kırsal kesimde yaşayanlarda ise %46.9' du. Yoksulluk oranının, eğitim seviyesi arttıkça ve kırsal alandan kentsel alana gidildikçe azaldığı izlendi. Olgularımızın yoksulluk oranının (%31.9), Türkiye geneli yoksulluk oranından (%18.56) yüksek saptanması, yoksulluk oranının artması ile hematolojik malignite görülme sıklığının artış gösterebileceğini düşündürdüÇalışmamızda, KLPH grubundaki hastaların sigara içme oranı (%53.2), diğer gruplardaki hastaların oranlarına (Akut lösemilerde %48.6, KMPH %29.2, MDS %28.6) göre istatistiksel anlam oluşturacak şekilde yüksek saptandı (p=0,032). Ayrıca KLPH grubundaki hastaların, tüm Türkiye ortalamasından (%43.6) daha fazla oranda sigara içtiği saptandı. Bu durum, KLPH oluşumunda sigaranın etkili olabileceğini akla getirdiÇalışmamızdaki olguların yaşamları boyunca kimyasal madde maruziyeti (Tarım ilaçları, benzen, böcek öldürücüler, organik çözücüler, petrol ürünleri vs?) incelendiğinde; 4 farklı gruptan kimyasal maddeye maruz kalan KLPH grubundaki hasta oranının (%33.9), diğer gruplardaki oranlara (Akut lösemilerde %8.6, KMPH'da %12.5, MDS' de %21.4) göre daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p=0,019Sonuç olarak; hematolojik maligniteler konusunda demografik bilgiler düzenli bir şekilde tutularak, epidemiyolojik verilere katkı sağlanması gerektiği düşünülmüştür. Çalışmamızda hematolojik malignitelerin, düşük ekonomik ve sosyokültürel seviye ile paralellik gösterdiği saptanmış olup, bu durumu düzeltmek için, daha iyi eğitim düzeyi ve yaşam koşullarının oluşturulması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Alkol bağımlılığında bir belirteç olarak siyalik asit
Amaç: Aşırı alkol kullanımını gösteren ?biyokimyasal belirteçler? alkol bağımlılığının yaygınlığının taranması, tedavisi ve alkol kullanımına bağlı diğer medikal hastalıkların saptanmasında önemli bir yere sahiptirler. Çalışmamızda literatürde alkol bağımlılığı tanısı konmuş olan hastalarda potansiyel bir belirteç olarak bahsedilen serum TSA düzeylerinin kontrollerle karşılaştırılması amaçlanmıştır.Yöntem: Alkol bağımlılığı tanılı 43 hasta ve 38 kişilik kontrol grubunun sosyodemografik ve klinik bilgileri alınmış, CAGE testi uygulanmış ve kan örneklerinde AST, ALT, GGT, MCV, CDT ve TSA düzeyleri ölçülüp tanısal geçerlilikleri incelenmiştir. Ayrıca alkol bağımlılığı tipinin belirteçlerle ilişkisi incelenmiştir. Biyokimyasal belirteçlerin tanısal geçerliliğinin araştırılması için ROC istatistiksel analizi kullanılmıştır.Bulgular: Alkol bağımlılığı ve kontrol grubu karşılaştırıldığında AST, ALT, GGT, MCV ve TSA düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. CDT'de ise istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir. Tip I ve Tip II alt grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Tip I alt grubunun tüm değerleri kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur, fakat Tip II alt grubunda sadece AST, GGT, TSA ve MCV'de fark saptanmıştır. ALT ve CDT'de istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir. TSA düzeyleri CDT ile ilişkili bulunurken diğer belirteçlerle ilişkisiz bulunmuştur. Belirteçlerden GGT'nin duyarlılığı (%53,5) en yüksek, TSA'nın duyarlılığı (%46,5) ikinci sırada bulunmuştur. Tüm belirteçlerin özgüllüğü (%97,4) eşit bulunmuştur.Sonuç: Araştırmamızda TSA'nın alkol bağımlılığı alt tiplerinde farklılık göstermediği, karaciğer fonksiyon testlerinden bağımsız olarak yükselirken CDT ile ilişkili olduğu, alkol bağımlılarında GGT'den sonra ikinci sırada duyarlı olduğu gösterilmiştir. Araştırmamız TSA düzeylerinin alkol bağımlılığında bir belirteç olarak kullanılabileceğini ve CDT'den daha duyarlı olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: alkol, siyalik asit, belirteç
Gaziantep üniversitesi merkez kampüsündeki lisans öğrencilerinde alkol ve madde kullanma durumu
Araştırmamızda Gaziantep Üniversitesindeki Lisans öğrencilerinde alkol ve madde kullanım durumu ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.Üniversite öğrencilerinin üniversiteye başlarken ve bitirirken alkol ve madde kullanım durumunu belirlemek amacıyla Gaziantep Üniversitesi Merkez kampüsünde bulunan tüm lisans bölümlerinin ilk ve son sınıfları araştırmaya alınmıştır. İlk sınıflardaki 1352 ve son sınıflardaki 865 öğrencinin hepsi örnek seçilmeden araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya evrenine ulaşım hızı %95.2'dir. Öğrencilere sınıflarında 39 soruluk, kişisel bilgiler ve alkol ve madde kullanım durumunu içeren soru kağıtları uygulanmıştır. Veriler SPSS (13.0) istatistik paket programında değerlendirilmiştir.Araştırmaya katılan öğrencilerin 813'ünün (%38.5) kız ve 1298'inin (%61.5) erkektir. Araştırmaya katılan öğrencilerin 1291'inin (%61.2) ilk, 820'sinin (%38.8) son sınıfta okuduğu belirlenmiştir. Erkeklerin %56.8'inin, kızların %44.0'ının bir kez dahi olsa alkol kullandığı; erkeklerin %8.6'sının, kızların ise %2.1'inin en az bir kez madde kullandığı belirlenmiştir. Son sınıf öğrencilerinin %65.5'inin, ilk sınıf öğrencilerinin %43.2'sinin bir defa dahi olsa alkol kullandığı; son sınıf öğrencilerinin %8.3'ünün ve ilk sınıf öğrencilerinin %4.6'sının en az bir kez madde kullandığı belirlenmiştir. Lojistik regresyon analiz sonuçlarına göre cinsiyet, sınıf, yakın çevresinde alkol kullanan olması, aylık harçlık miktarı, alkol kullanımını; cinsiyet, sınıf, okul başarısı madde kullanımını anlamlı düzeyde etkileyen faktörler olarak bulunmuştur.Alkol ve madde kullanımı üniversite öğrencilerinde önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Son sınıf öğrencilerindeki kullanım oranlarının ilk sınıf öğrencilerinden daha yüksek olması üniversite yaşamının alkol ve madde kullanımı artırıcı bir etkisi olduğu düşünülebilir. Üniversitelerde öğrencilere sürekli eğitim verilmelidir. Alkol ve madde bağımlılığının önlenmesi açısından ailelere, sağlık çalışanlarına ve topluma büyük görevler düşmektedir.
Karayolları Trafik Kanunu kapsamında sürücü belgesinin geri alınması
İnsan hayatının önemli bir parçası haline gelen ulaşım genel olarak karayolu, havayolu, deniz yolu, demir yolu ile yapılmakla birlikte en çok kullanılan ve tercih edileni karayoludur. Yayaların, hayvanların ve araçların karayollarındaki hal ve davranışlarına trafik adı verilmektedir. Ulaşımın yaygınlaşması ve bu konuda modern araçların icat edilmesiyle birlikte trafik kazası kavramı ortaya çıkmış, karayolunda sürücülerin ve yayaların hal ve davranışlarının düzenleme altına alınması gereği hâsıl olmuştur. Bu kapsamda birçok kanuni ve idari düzenleme yapılmıştır. Trafik kazası olgusunun ortaya çıkmasından sonra bu kazaların sebepleri araştırıldığında alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi altında araç kullanma hallerinin; kazaların oluşmasında önemli sebepleri arasında yer aldığı tespit edilmiştir. Alkol, uyuşturucu, uyarıcı madde etkisi altında araç kullanma trafikte güvenli sürüş yeteneğini azaltan en büyük etkenlerden birisidir. Bu itibarla tüm Dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de alkol ve uyuşturucu etkisi altında araç kullanımı yasaklanmıştır. Bu yasağa aykırı hareket etmenin gerek hukuki, gerek cezai ve gerekse idari sonuçları bulunmaktadır. İdari anlamdaki en önemli sonucu ise sürücü belgesinin geri alınması yaptırımıdır. Konuyla ilgili çalışmalar incelendiğinde sürücü belgesinin geri alınması idari yaptırımının geniş bir şekilde ele alınmadığı görülmektedir. Bu itibarla çalışmada sürücü belgesinin geri alınması idari yaptırımı ele alınmıştır. Sürücü belgesinin geri alınması yaptırımı, konunun sınırlandırılabilmesi ve uygulamada en çok karşılaşılması nedeniyle alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanma kabahati bakımından irdelenmiştir. Çalışmada, kabahat niteliğindeki alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanma eylemine karşılık, sürücü belgesinin geri alınması idari yaptırımının uygulanması nedeniyle kabahat ve idari yaptırım teorisine yer verilmiş, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi altında araç kullanma kabahati ile alkol veya uyuşturucu maddenin tespiti amacıyla teknik cihaz kullanılmasına müsaade etmeme kabahati ele alınmış, sürücü belgesinin geri alınması idari yaptırımına karşı yargısal başvuru yolları incelenmiştir.
Alkol-madde bağımlısı bireylerde içselleştirilmiş damgalama ve benlik saygısı; Elazığ ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi amatem örneği
Stigmatizasyon (Damgalama, Etiketleme), toplum tarafından "farklı" görülen kişilere bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan ötekileştirme ve toplumdan uzaklaştırma eğilimi göstermek olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ruhsal hastalıklara (madde bağımlılığı da dahil olmak üzere) yönelik yapılan Stigmatizasyon (Damgalama, Etiketleme), hem hastayı hem de hasta yakınlarını olumsuz etkilemektedir. Toplum tarafından Stigmatizasyona (Damgalama, Etiketleme) maruz kalmak istemeyen hasta ve hasta yakınları, var olan hastalığı saklama eğilimi göstermektedir. Bu durum ise hasta bireyin tedaviyi kabul etmesini ve tedavi edilmesini zorlaştırabilmektedir. Günümüzde Madde bağımlılığı, hem dünyada hem Türkiye'de ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar madde bağımlılığının nedenlerine yönelik kesin etkenler söylenilemezse de madde bağımlılığının olası etkenlerinden bahsedilebilmektedir. Madde bağımlılığının "ömür boyu süren bir beyin hastalığı" tanımı göz önünde bulundurulduğunda durumun ciddiyeti daha net anlaşılabilmektedir. Bu durum madde bağımlılığı konusundaki alınabilecek önlemlerin önemini ve gerekliliğini göstermektedir. Bu bağlamda stigmatizasyon (damgalama, etiketleme), benlik saygısı ve madde bağımlılığının incelenmesi bu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır.
Alkol bağımlılarında karaciğer diffüzyon MR görüntüleme bulguları
Alkol kullanımının, başta karaciğer hastalıkları olmak üzere, ölümle sonuçlanabilen çok sayıda patolojik tablo ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Alkol kullanımı, karaciğerde fibrozis gelişimini tetikleyerek, alkolik hepatitten, karaciğer sirozu ve hepatosellüler kansere kadar geniş bir hastalık spektrumuna neden olabilmektedir. Bu çalışmada amacımız, alkol kullananların ve sağlıklı gönüllülerin, karaciğer diffüzyon ağırlıklı MR görüntüleme ile elde olunan ADC değerlerini karşılaştırarak, olası erken dönem karaciğer hasarının ADC değerleri ile olan ilişkisini araştırmaktır. Çalışmamıza, aşırı alkol kullanımı öyküsü bulunan 30 olgu ve 25 sağlıklı gönüllü kabul edildi. Tüm olguların biyokimyasal parametreleri ve tam kan sayımı için kan numuneleri alınarak, karaciğer diffüzyon ağırlıklı MR çekimi yapıldı. Aşırı alkol kullanımı öyküsü bulunan 19 olgu ve 20 sağlıklı gönüllü çalışmaya dâhil edildi. İki grup arasında diffüzyon ağırlıklı görüntüleme ile elde edilen ortalama ADC değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık izlenmemekle birlikte, alkol kullanımı öyküsü bulunan grubun yüksek b değeri (b 1000) ile elde edilen ortalama ADC değerleri, kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p=0,47). İki grup arasında biyokimyasal parametreler açısından anlamlı farklılık izlenmemekle birlikte, iki grupta da karaciğer ADC değerleri; INR ile pozitif korelasyon, GGT ve ALP değerleri ile negatif korelasyon göstermekteydi(sırasıyla r= 0,002, r= -0,007, r= -0,049). Sonuç olarak; diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin, alkol kullanımının tetiklediği karaciğer fibrozisini saptamada ve takibinde kullanılabilecek noninvaziv bir görüntüleme yöntemi olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimler: alkol, karaciğer, diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Alkol kullanım bozukluğu, siroz ve sistemik lupus eritematozusta yeni bir belirteç olarak karbohidrat defisit transferin kullanımı
Karbohidrat defisit transferrin (CDT), yapısında sialik asit içeren bir glikoprotein olup transferin içeriğindeki karbonhidratın azalmasıyla oluşur ve son zamanlarda alkol kullanımını belirleyici bir belirteç olduğuna dair çalışmalar yapılmaktadır. Yoğun alkol kullanımı dönemlerinde transferrin içindeki karbonhidrat içeriğinin (sialik asit, galaktoz, N-Asetil glukozamin) azaldığını gösteren çalışmalar mevcuttur.Lipit peroksidayonu sırasında oluşan malondialdehid (MDA), biyolojik örneklerde ölçülebilen ve peroksidatif hasarı gösteren nispeten dayanıklı bir üründür. Biyolojik sistemlerdeki oksidatif stresin ölçülmesinde günümüzde en yaygın metod MDA ölçümüdür.Protein oksidasyonunun son zamanlarda keşfedilen bir belirteci olan ileri oksidasyon protein ürünleri (AOPP), ditirozin içeren çapraz bağlı protein ürünleri olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan AOPP'nin yapısal olarak ileri glikasyon son ürünlerine benzediği bildirilmektedir. AOPP günümüzde protein oksidasyonun derecesini belirlemede duyarlı bir belirteç olarak kabul edilmektedir.Bu çalışmada patogenezinde oksidatif stresin rol oynadığı alkol kullanım bozukluğu, siroz ve sistemik lupus eritematozus (SLE) hastalarında CDT, MDA, AOPP düzeylerinin ölçülmesi planlandı. Böylece bu hastalıklarda CDT, MDA ve AOPP'nin tanı belirteci olarak kullanılabilirliğinin gösterilmesi amaçlandı.Çalışmamızın bulgularında, her 3 hasta grubunda CDT seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olarak saptandı. AOPP ve MDA seviyelerinde ise hasta grupları ile kontrol grubu arasında farklılık yoktu. Buna göre CDT seviyelerinin, en belirgin alkol bağımlısı grupta artmakla birlikte, siroz ve SLE hastalıklarında da erken tanı belirteci olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.
Erkek alkol bağımlılarında serum leptin ve grelin seviyeleri ile yoksunluk ve aşerme (Craving) arasındaki ilişki
Alkol bağımlılığı tedavisi ve seyrinde olumsuz etkileri olduğu bilinen aşermenin etiyolojisi birçok farklı nörobiyokimyasal mekanizmayı içermektedir. Yemek arama davranışı ile alkol aşermesinin ortak nörobiyolojisi olduğu hipotezine dayanarak iştah hormonları olan leptin ve grelinin alkol aşermesi ile ilişkisininaraştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca bu hormonlarla bağımlılık şiddeti ve yoksunluk şiddeti arasındaki ilişki de incelenmiştir. Bu amaçla 54 erkek hastanın 1. ve 10. günle 1. ayda 12 saatlik açlık sonrası kan örnekleri alınıp leptin ve grelin yanında ilişkili olabileceği düşünülen prolaktin ve kortizol düzeyleri de değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda bağımlılık şiddeti, yoksunluk şiddeti ve aşerme oranları birbirleri ile belirgin ilişkili bulunurken, leptin ve grelin düzeylerinin 1. aydaki aşerme ile direkt ilişkisi saptanamamıştır. Bu çalışma ile iştah hormonlarının alkol bağımlılığında izlenen aşerme için bir durum belirleyicisi olduğu hipotezidesteklenmemektedir. Bununla birlikte bağımlılık şiddeti ve hastalık süresi arttıkça 1. ayda ölçülen serum leptin seviyelerinde azalma olması, leptinin alkol bağımlılığında geç dönem durum belirteci olarak yorumlanabileceğini düşündürmektedir. Yoksunluk/detoksifikasyon dönemi veya uzun dönem ayıklıkla bu hormonların ilişkisini değerlendiren, alkol bağımlılığı alttiplerinin etkisinin incelendiği ileriki çalışmalar daha kesin sonuçlara ulaşmamızı sağlayacaktır. Böylece aşerme için kullanılan farmakolojik ajanlardan, altta yatan farklı mekanizmalara göre hastaya en uygun olanını seçmemizde bize yol gösterecektir.
Erkek alkol bağımlılarında yürütücü işlevler ve problem çözmenin ayıklık süresi ve içme miktarı ile ilişkisi
Alkol bağımlılığı remisyon ve relapslarla seyreden bir bozukluktur. Tedavisi remisyona ulaşmak ve remisyonu olabildiğince sürdürmektir. Tedavi modellerinde bilişsel davranışçı modeller ön planda yer alır. Alkol bağımlılığında bilişsel işlevlerin bozulduğu bildirilmiştir. Bozuk bilişsel işlevlerin de tedaviyi zorlaştırıcı etkenlerden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı alkol bağımlılığında ana bilişsel işlevlerden olan yürütücü işlevler ve problem çözme fonksiyonlarının uzun süreli ve kısa süreli ayık hastalarda karşılaştırılması, uzun süre ayıklığı ve yürütücü işlevlerdeki bozulmayı yordayan klinik etkenlerin incelenmesidir. Bu amaçla 32 kısa süreli, 24 uzun süreli ayık hasta çalışmaya alınmış, Stroop ve Hanoi kulesi testi ve problem çözme envanteri uygulanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre kısa ve uzun süreli ayık hasta grupları arasında yürütücü işlevler açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Uzun süreli ayık hastalar, kısa süreli ayık hastalara göre daha fazla ?planlı? ve ?düşünen? problem çözme yaklaşımlarını kullanmaktadır. Genel olarak alkol bağımlıları ?kaçıngan? problem çözme yaklaşımını kullanmaktadır. Yürütücü işlevler ile kimulatif içme, ayıklık süresi, eğitim durumu, yaş, ailede alkol bağımlılığı öyküsü, hastalık süresi ve günlük içme miktarı ve yatış sayısı arasında bağıntı bulunamamıştır. Düzenli alkol almaya başlama ile alkolü sorun olarak görmeye başlama arasındaki zaman ile Hanoi kulesi testi toplam süresi arasında ters bağıntı bulunmuştur.
Bir aile sağlığı merkezinde takipli yetişkinlerde çocukluk çağı travmalarının sigara, alkol ve madde kullanımına olan etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Çocukluk çağı travmaları, karmaşık sebepleri ve trajik anlamda sonuçları olan; gelişimsel, tıbbi, psiko-sosyal ve hukuki olarak kapsamlı ciddi bir sorundur. Çocukluk travması yaşayan bireyin gösterdiği stres reaksiyonları çocukluktan yetişkinliğe kadar geçen sürede sigara, alkol ve madde kullanımı başta olmak üzere birçok ruhsal sorunları ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı; alkol, madde ve sigara kullanımı risk artışının çocukluk çağı travmaları ile ilişkisinin olup olmadığını belirlemektir. Materyal ve Metod: Bu çalışma, Diyarbakır Bağlar 003 nolu Aile sağlığı Merkezi'nde takipli 18-65 yaş arası kayıtlı 350 yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve çocukluk çağı travma ölçeği fiziki olarak uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSSv23 programı ile istatistiksel analiz yapılmıştır. Bulgular: Sigara kullanan bireylerin kullanmayanlara göre, cinsel istismara maruz kalma düzeyleri yüksek bulundu. Sigara kullanma sıklığına göre çocukluk çağı travmaları ölçeği ve alt boyutları değerlendirildiğinde; istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Alkol kullanan bireylerin alkol kullanmayanlara göre, duygusal istismar ve cinsel istismara maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Haftada 3 günden fazla alkol alanların, 3 günden az alanlara göre fiziksel istismara maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Madde kullanan bireylerin madde kullanmayanlara göre, duygusal istismar, cinsel istismar ve çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları ölçeği ve alt boyutları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; Çocukluk çağı travmalarının bütün alt boyutlarla orta ve ileri düzeyde pozitif yönde bir ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Duygusal istismarın artmasının çocukluk çağı travmasını en ileri düzeyde arttıracağı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının da sigara, alkol ve madde kullanımı için istatistiksel olarak anlamlı şekilde risk artışına neden olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Alkol Kullanımı, Madde Kullanımı, Stres Bozuklukları, Çocuk İstismarı.
Diyârbekirli Niyâzî-Amid-i Sevdâ-Tahzîr (inceleme-metin)
Çalışmamızda, Abdulhamîd Niyâzî Çıkıntaş'a (Diyârbekirli Niyâzî) ait Âmid-i Sevdâ-Tahzîr adlı eserin incelenmesi ve yeni yazıya çevrilerek ilim dünyasının istifadesine sunulması amaçlanmıştır. Tezimize konu olan metin, biçimsel açıdan ve içerik yönünden risâle niteliğindedir. Nitekim Anadolu coğrafyasında, Osmanlı medeniyetinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar, çoğunlukla tek bir meseleyi konu edinen; ilmî, dinî ve edebî konularda kaleme alınan ve hacimce küçük, muhtasar eserlere risâle adı verilmektedir. Başta yazma eser kütüphanelerinin en zengin kısımları olmak üzere büyük kataloglamaların önemli bir bölümü risâlelere ayrılmıştır. Bu hacim, Osmanlı müelliflerinin risâle türüne verdiği önemi göstermektedir. Ayrıca bu durum, halkın bu tarz eserlere ne kadar ihtiyaç duyduğunun göstergesi olarak düşünülebilir. 1856-1934 yılları arasında yaşamış olan Diyârbekirli Niyâzî, Diyârbekir'in sosyal, kültürel, siyasi ve edebî hayatına kendi döneminde ve sonrasında damga vuran önemli şahsiyetlerden birisidir. Genel itibarıyla içkinin zararlarının anlatıldığı Âmid-i Sevdâ-Tahzîr adlı risâle niteliğindeki eseri inceleyen tezimiz, müellifin hayatı, metnin incelemesi ve metnin yeni yazıya aktarılması olmak üzere üç temel başlıktan oluşmaktadır. İşlediği konu ve konunun işleniş şekli bakımından tüm zamanlara seslenebilen Âmid-i Sevdâ-Tahzîr adlı eser, başta Diyârbekir olmak üzere Türk edebiyatı ve kültüründe kendine yer bulabilecektir. Ayrıca çalışmamızda, eserin manzum ve mensur özelliklerini ortaya çıkarma, kendi türü içindeki yerini ve önemini belirleyerek bu alandaki bir eksikliği giderme amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Diyârbekirli Niyâzî, Risâle, Âmid-i Sevdâ-Tahzîr, İçki Meclisleri, Hamr.
Alkol kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde bellek işlevleri ve tedavi motivasyonunun incelenmesi
Bu araştırmanın amacı alkol kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde tedavi motivasyonu ve bellek işlevlerini incelemektir.Araştırmanın evreni DSM-V tanı kriterlerine uygun olacak şekilde 40 tanılı grup, 40 sağlıklı grup olmak üzere toplamda 80 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada kullanılan ölçekler; 'Kişisel Veri Formu', 'Tedavi Motivasyon Anketi', 'Nöropsikolojik Test Bataryası'dır. Araştırmada ilk olarak literatür taraması yapıldı. Daha sonra bulgulara ulaşmak için ölçekler yardımıyla verilen veriler SPSS 25.0 versiyonuna aktarıldı ve geri kalanı SPSS paket programı ile tamamlandı. Yapılan analizler sonucunda; tanılı grubun kontrol grubuna göre çalışma belleğinin bozulduğu, öğrenmede, kodlamada, bilgiyi aktarmada ve geri getirmede bozulmalar olduğu saptandı. Tedavi motivasyon anketinin alt ölçekleri ile demografik bilgilerin alt ölçeklerinin bazıları arasında anlamlı farklılıklar saptandı. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular alkol kullanım bozukluğu tanısı alanlarda tedavi motivasyonu ve bellek işlevlerinin incelenmesi ile ilgili gelecekte yapılacak araştırmalara katkısı açısından önemli bir yere sahiptir.
Alkol ve madde kullanımının öz yeterlilik ve sosyal kaygı bozukluğu ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, 18-64 yaş arasındaki bireylerde alkol ve madde kullanımının öz yeterlilik ve sosyal kaygı bozukluğu ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın bir diğer amacı ise, alkol ve madde kullanan bireylerde öz yeterlilik ve sosyal kaygı bozukluğu düzeylerinin çeşitli demografik değişkenlere (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışıp çalışmadığı, alkol ve madde kullanıp kullanmadığı) göre farklılaşıp farklılaşmadığının ortaya konmasıdır. Araştırmaya Türkiye'nin farklı illerinden 422 kişi çevrimiçi katılım göstermiştir. Yapılan araştırmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu ile Alkol Kullanımı için Risk Tarama Ölçeği, Madde Kullanımı için Risk Tarama Ölçeği, Genel Öz Yeterlilik Ölçeği ve Sosyal Kaygı Bozukluğu Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, alkol kullanımı ile öz yeterlilik, kaygı, kaçınma, sosyal kaygı arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Madde kullanımı ile öz yeterlilik, kaygı, kaçınma, sosyal kaygı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Erkeklerin öz yeterliliklerinin, kadınlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Kadınların kaygı, kaçınma ve sosyal kaygılarının, erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Erkeklerin alkol ve madde kullanımlarının, kadınlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bekarların kaygılarının, evlilere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Bekarların alkol ve madde kullanımlarının, evlilere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Yüksek lisans mezunu olanların öz yeterliliklerinin, lisans mezunu olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. İlk ve ortaöğretim mezunu olanların kaygı, kaçınma ve sosyal kaygılarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Yüksek lisans ve lisans mezunu olanların alkol ve madde kullanımlarının, ilk ve ortaöğretim mezunu olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışanların öz yeterliliklerinin, çalışmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmayanların kaygı, kaçınma ve sosyal kaygılarının, çalışanlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanların alkol kullanımlarının, çalışmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Madde kullanmadığını belirten kişilerin öz yeterliliklerinin, madde kullandığını belirtenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Madde kullanmadığını belirten kişilerin kaygı, kaçınma ve sosyal kaygılarının, madde kullandığını belirtenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Alkol ve madde kullandığını belirten kişilerin alkol ve madde kullanımlarının, madde kullanmadığını belirtenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Alkol kullanımı ile öz yeterlilik arasında anlamlı korelasyon yokken, madde kullanımı ile öz yeterlilik arasında negatif yönde anlamlı düzeyde korelasyon olduğu belirlenmiştir. Alkol kullanımı ile kaygı, kaçınma ve sosyal kaygı arasında anlamlı düzeyde korelasyon olmadığı belirlenmiştir. 188 kişinin (%44,5) alkol kullanımına yönelik yüksek risk altında olduğu, 52 kişinin (%12,3) ise, madde kullanımına yönelik yüksek risk altında olduğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda cinsiyet ve eğitim düzeyi değişkenine göre öz yeterlilik, kaygı, kaçınma, sosyal kaygı (toplam), alkol ve madde kullanımı düzeyleri anlamlı farklılık göstermektedir. Medeni durum değişkenine göre kaygı, alkol ve madde kullanımı düzeyleri anlamlı bir farklılık göstermekte, öz yeterlilik, kaçınma ve sosyal kaygı (toplam) düzeyleri anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Çalışma durumu değişkenine göre madde kullanımı düzeyi anlamlı bir farklılık göstermekte, öz yeterlilik, kaygı, kaçınma, sosyal kaygı (toplam) ve alkol kullanım düzeyleri anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Alkol kullanma durumu değişkenine göre alkol kullanım düzeyi anlamlı bir farklılık göstermekte, öz yeterlilik, kaygı, kaçınma, sosyal kaygı (toplam) ve madde kullanım düzeyleri anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Madde kullanma durumu değişkenine göre alkol kullanma durumu anlamlı bir farklılık göstermekte, öz yeterlilik, kaygı, kaçınma, sosyal kaygı (toplam) ve madde kullanma durumu düzeyleri anlamlı bir farklılık göstermemektedir.
Alkol ve madde bağımlılığı: Bireysel ve toplumsal sonuçları
Çalışmanın amacı; dünyanın ve ülkemizin en büyük sorunu haline gelen Alkol ve Madde Bağımlılığı ile sonuçlarını, gerek bireysel gerekse toplumsal bağlamda analiz etmektir. Çalışmamızın esas konusu alkol ve madde bağımlılığı bireysel ve toplumsal sonuçları olmakla birlikte, konu incelenirken detaylıca analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü isim olarak "Uyuşturucu Madde Kavramı ve Analizi" olarak açılmış ve bu bölüm iki ana bölüme hazırlık olarak düşünülmüştür. Çalışmanın ikinci bölümü "Alkol Bağımlılığı ve Analizi" olarak isimlendirilmiş ve bu bölüm çalışmanın ana bölümü niteliğindedir. Çalışmanın indeksine bağlı olarak seçilen ve konunun özüne teşkil eden alkol bağımlılığı, ülkemizde ve dünyada derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümü isim olarak "Madde Bağımlılığı ve Analizi" olarak adlandırılmış ve bu bölüm çalışmanın tümünü tamamlayıcı nitelikte düşünülmüştür. Bu bölümde çalışmamızın ne boyutta olduğunu anlamak için, daha önce bu konuda yapılmış olan tez ve akademik çalışmalardan yer yer alıntı yapılarak çalışmaya kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler :toplum, birey, madde, bağımlılık, alkol, sonuç
Risky health behaviors at young generation (The case of Kırklareli̇ University)
The period of youth is the time of the life that people's behaviours are shaped and varied. One of the most distinguishing feature between youth and adults is that young people have more risky behavior than adults in this period of life and that they tend towards these risky behaviors. Youth should avoid from the behaviors which are dangerous and risky. Thus they live more healty in the future. This research subject was choosen to identify the youth's risky behaviour's reasons and their results and so to be able to take the measures what are needed. Firstly, a literature review was made to evaluate that affect risky health behaviors during the youth period in students who study at the center of the Kırklareli City. Then a survey which was about the survey subject was applied to the 265 students who are freshman and senior class. Survey datas were analysed in the programme of SPSS and we determined variations between freshman students and the senior class student. As result, variatios are found in the risky behaviours such as cigarets, alcohol, drugs, malnutrition and non- physical activity, suicide and depression, unhealty sexual intercourse and unhealty tatoo or piercing according to year of the school, socio-demographic and socio –economic situations. Keywords : Risky Health Behavior, Youth Issues, Protecting and İmproving Health, University of Youth and Health
Alkol ve madde bağımlılarının çocukluk çağı travmaları ile çocukluk çağı istismar öyküleri ile alkol ve madde kullanımının incelenmesi
Çocuklara karşı uygulanan istismar ve çocukluk çağı travmaları, çocuğun psikososyal gelişimini ve gelecek yaşantısını olumsuz yönde etkilemektedir. Hem dünya genelinde hem de Türkiye'de çocuk ile ilişkili suçların fazla olması, bireysel ve ahlaki değerlerin bozulması, bireyleri alkol ve madde kullanımı gibi zararlı alışkanlık ve davranışlara iten nedenler arasında sayılmaktadır. Ayrıca günümüzde, çocukların yaşadıkları travma ve istismarların en çok birinci yakınlıkta akrabalar tarafından gerçekleştirildiğini araştırılmalar tarafından kanıtlanmaktadır. Türkiye'de çocuklara yönelik istismar, örselenme ve travma öykülerinin yetişkinlikte alkol ve madde tüketimi ile olan ilişkisinin incelemesi yer almaktadır. Ayrıca, çözüm önerileri ortaya konarak çocuk istismarı gibi travmatik durumların alkol ve madde bağımlılıklar ile ilişkisi ortaya konularak; hem çocuk istismar ve travmalarına hem de bağımlılıklara karşı açılan savaşa katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Bireylerin madde kullanma durumları arasında fiziksel ihmal alt ölçeği puanı açısından anlamlı fark bulunmaktadır. Daha önce alkol kullanmış olan bireylerin diğer bireylere oranla fiziksel ihmal düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmış olmakla birlikte, bireylerin madde kullanma durumları arasında duygusal ihmal alt ölçeği puanı açısından anlamlı fark bulunmaktadır. Ayrıca, alkol kullanmış olan bireylerin diğer bireylere oranla duygusal ihmal düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Çocuk,Travma,Alkol, Taciz, Madde Kullanımı, Aile