Borçlar Kanunu
Bu konu başlığı altında 76 tez
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde banka genel kredi sözleşmesine kefalette kefilin sorumluluğunun kapsamı
Tezin amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde banka genel kredi sözleşmesine kefalet halinde kefilin sorumluluğunun kapsamının tespit edilmesi ve gerektiğinde bilimsel önerilerde bulunmaktır. Tez giriş, üç ana kısım ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte uygulamada sıklıkla düzenlenen banka genel kredi sözleşmesine kefalet verildiğinde, ne gibi gelişmeler yaşandığı, hususunda kısaca bilgi verilerek konunun önemi belirtilmiştir. İlk bölüm iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısımda banka genel kredi sözleşmesinin tanımı ve özellikleri açıklanmış, sonrasında banka genel kredi sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda farklı görüşlere değinilmiştir. İkinci kısımda ise genel olarak kefalet sözleşmesi ele alınmış ve kefalet sözleşmesinin tez konusu kapsamında önemli olan özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamı incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle, banka genel kredi sözleşmesine kefaletin türünün müteselsil kefalet olup olmadığı ve müteselsil kefile başvuru koşulları ele alınmıştır. Sonrasında, banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamına giren alacak kalemleri tespit edilmiştir. Son olarak, kefilin azami miktara kadar sorumlu olması ve banka genel kredi sözleşmesi limitinin azami miktara kadar sorumluluk açısından kefilin sorumluluğuna etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun belirlenmesi bakımından uygulamada önem taşıyan, kefilin sorumluluğunun azalmasına veya sona ermesine neden olan bazı unsurlar ve bu unsurların kefilin sorumluluğunu nasıl etkilediği incelenmiştir. Tezin sonuç kısmında ise çalışmada vardığımız sonuçlar açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Banka Genel Kredi Sözleşmesi, Kefalet Sözleşmesi, Kefil, Kefilin Sorumluluğu, Kefilin Sorumluluğunu Etkileyen Unsurlar.
Müdâyene ayetinin Borçlar Hukuku açısından yorumu
İnsanların gerek bu dünya gerekse ahiret mutluluğunu hedefleyen Kur'ân-ı Kerim her alanda olduğu gibi ticari ve sosyal hayata dair ilkeler ortaya koymuştur. Bu çalışmada Kur'ân'ın en uzun ayeti olan ve borç ilişkilerini düzenleyen müdayene ayeti incelenmiştir. Ayetteki hükümlerin günümüz Türk Borçlar Hukuku ve ona kaynaklık eden Roma Borçlar Hukuku ile benzer ve farklı yönleri üzerinde durulmuş ve ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlar ve uygulamalar ile bazı mukayeseler yapılarak günümüz Türk Borçlar Hukukuna ve sosyal hayattaki uygulamalarına etkileri incelenmiştir. Yapılan çalışmada ayetteki hükümlerin birçok noktada ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlarla benzerlik taşıdığı, Kur'ân'ın ticari ve sosyal hayata dair evrensel çözümler getirdiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Müdâyene, Borçlanma, Hukuk, Kâtib-i adl, Şahit
Viyana Satım Sözleşmesi (CİSG), Arnavutluk Cumhuriyeti Medeni Kanunu ve Kosova Cumhuriyeti Borçlar Kanunu'na göre satıcının malı teslim borcu
Bu çalışmanın amacı Viyana Satım Sözleşmesi, Arnavutluk Cumhuriyeti Medeni Kanunu ve Kosova Cumhuriyeti Borçlar Kanunu'na göre, karşılaştırmalı olarak satıcının malı teslim borcunun belirlenmesidir. Satıcının malı teslim borcuna geçilmeden önce, teslim kavramı incelenmeye çalışılmıştır. Viyana Satım Sözleşmesi'nde teslim kavramı hakkında bir tanım bulunmamaktadır fakat teslimin nerede ne zaman ve ne şekilde olacağı hakkında bilgiler mevcuttur. Çalışmanın devamında, malın teslim yerinin belirlenmesi ele alınmaktadır. Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre satıcı, malları alıcıya teslim etmek, mallara ilişkin belgeleri alıcıya vermek ve malların mülkiyetini alıcıya geçirmekle yükümlüdür. Ancak, bu borçlardan sadece sözleşmede taraflarca aksinin kararlaştırılmadığı veya herhangi bir düzenleme bulunmadığı zaman bahsetmek mümkündür. Çünkü Viyana Satım Sözleşmesi'nde satıcının malı teslim borcuna ilişkin hükümleri tamamlayıcı hukuk kuralı olarak nitelendirilmektedir. Satıcının malı teslim borcu açısından ise CISG, ACMK ve KCBK büyük ölçüde paralellik göstermektedir.
Müteselsil sorumlulukta zarar verenlerin birbirine karşı rücu ilişkisi
Birden fazla kişinin aynı zarara sebebiyet vermesi durumunda, zarar veren kimseler bu zararın tamamından birlikte sorumlu olurlar. Müteselsil sorumluluk kavramını ifade eden bu durum Türk Borçlar Kanununun 61. ve 62. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu kural birden fazla zarar verene karşı zarar görenin durumunu güçlendirmek ve zararın giderilmesinde kolaylık sağlamak amacıyla kanunda haksız fiil düzenlemesinden farklı bir düzenleme olarak yer almıştır. Müteselsil sorumluluk ile birlikte zarar gören, dilediği zarar verene zararının tazmin edilmesi amacıyla başvurma hakkına sahip olmakla birlikte, zararının tamamı tazmin edilinceye kadar da tüm sorumluların sorumluluklarının devam etmesini sağlamaktadır. Bu ilişki müteselsil sorumlulukta zarar gören ile zarar verenler arasındaki dış ilişkiyi ifade etmektedir. Zararın tamamı tazmin edildikten sonra, tazminatın zarar verenler arasında paylaştırılması meselesi gündeme gelir ve bu da zarar verenler arasındaki iç ilişkinin konusunu oluşturur. İç ilişki esasen rücu düzeni ile ilgilidir ve kendi payından fazlasını ödeyen zarar verenin, fazla ödediği kısmı diğer zarar verenlerden yine onların payları oranında talep etmesini ve bundan kaynaklanan paylaşım düzenini ifade etmektedir. İç ilişkinin amacı tazminatın zarar verenler arasında adil bir şekilde paylaştırılmasıdır. Bu çalışma ile müteselsil sorumlulukta zarar verenler arasındaki iç ilişki kapsamında rücu ilişkisi, doktrin ve Yargıtay görüşleri de belirtilerek ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Anahtar Sözcükler Borçlar Hukuku, Borçlar Kanunu, Müteselsil Sorumluluk, Haksız Fiil Sorumluluğu, Rücu İlişkisi.
Türk Borçlar Hukukunda reklam yapım sözleşmesi
Çalışmanın temel amacı, reklam yapım sözleşmesinin niteliğini tespit etmek ve bu sözleş-meye uygulanacak hükümleri saptamaktır. Bu bağlamda konu üç farklı bölümde incelen-miştir. Birinci bölümde genel olarak reklam kavramı üzerinde durulmuş, reklamın unsurla-rı, niteliği ve çeşitli hukuk dallarının reklama yaklaşımı, bilhassa reklamın fikir ve sanat eseri niteliği ele alınmıştır. Çalışmanın esasını teşkil eden ikinci bölümde reklam yapım sözleşmesinin tanımı, tarafları, unsurları, hukukî niteliği ve diğer iş görme sözleşmelerin-den farkları irdelenmiştir. Nihayet, üçüncü bölümde reklam veren ile reklam ajansının borçları ve sözleşmenin sona erme hâlleri tespit edilmiştir.
Adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m.66)
Bu çalışmanın amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğunun incelenmesidir. Bir kusursuz haksız fiil sorumluluğu teşkil eden bu sorumluluk, bir kimsenin, kendisi ile bağımlılık (tâbiiyet) arz eden bir çalıştırma ilişkisi içerisinde iş gören yardımcı kişinin işini görürken hukuka aykırı fiili ile üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumlu tutulmasını ifade eder. Bu çalışmada; adam çalıştıranın sorumluluğunun hukuki niteliği, işlevleri, tarihsel kökeni incelenmiş; karşılaştırmalı bakış açısıyla başlıca yabancı ülke hukuklarında adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler değerlendirilmiş ve sorumluluğun temel kavramlarının anlamı doktrin ve içtihatlar ışığında belirlenmek suretiyle sorumluluğun şartları ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Ayrıca, adam çalıştıranın sorumluluğu ile başlıca diğer sorumluluk hâlleri arasındaki uygulama ilişkisi incelenmek suretiyle adam çalıştıranın sorumluluğunun uygulama alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından sona erdirilmesi
Konut ve çatılı işyeri kiraları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 339 – 356. maddeleri arasında kira sözleşmesinin bir türü olarak düzenlenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin hükümler, kiracının sözleşmenin zayıf tarafı olarak görülmesi nedeniyle, esas olarak kiracıyı koruma amacı taşımaktadır. Bu koruma, kendini özellikle sözleşmenin sona erdirilmesinde gösterir. Zira kanunda sözleşmenin sona erdirilmesi, kiracı tarafa nazaran kiraya veren bakımından son derece ağır şartlara bağlanmıştır.Bu tezde, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiraya veren tarafından sona erdirilmesi incelenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sözleşmenin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, tarafların borçları ile konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin uygulama alanı, bu kira türüne özgü getirilen bağlantılı sözleşme yasağı, kiracı aleyhine değişiklik ve düzenleme yasağı gibi çalışmanın esas konusuyla bağlantılı olan diğer konulara değinilmiştir. Ardından konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından hem genel hükümler hem de konut ve çatılı işyeri kirasına özgü hükümler kapsamında sona erdirilmesinin şartları incelenmiştir. Son olarak da sona ermenin hüküm ve sonuçları ele alınmıştır.
Türkiye'de yasal düzenlemelerin muhasebe uygulamalarına etkileri
Çağımızda ekonomi alanının çeşitli bölümlerinde faaliyette bulunan işletmeler topluma açılmakta ve bünyeleri genişlemektedir. Bu işletmelerin mali durumları, ortaklan yanında, ilişki kurduğu kuruluşları, devleti, kredi müesseselerini yakından ilgilendirmektedir. Ayrıca çalışanlarda işletmenin mali durumu ile yakından ilgilenmekte ve çalıştıkları işyerinin durumu hakkında bilgi edinmek istemektedirler. Bu kişi ve kuruluşlar bilgileri işletmelerin mali tablolarından ve muhasebe kayıtlarından elde etmektedirler. Bu sebepten mali tabloların, işletmenin mali durumunu en doğru biçimde gösterecek şekilde düzenlenmesi, yetkili ve güvenilir uzmanlarca onaylanması gerekmektedir. İşletme hakkında doğru kararlar alabilmek için muhasebe bilgilerinin doğruluğu çok önemlidir. İşletmelerin, mali durumlarını işletme ile ilgili kişi ve kuruluşlara en iyi biçimde sunabilmeleri için işletmelerin muhasebe düzenleri ile ilgilenen kişilerin mali ve ticari konuları ve muhasebe tekniklerini kavramış ve yorumlama tekniğine sahip olmaları gerekir. Yasal düzenlemelerle, işletmelerin muhasebe uygulamalarına belirli zorunluluklar getirilmiş ve yerine getirmek zorunda oldukları görevler belirtilmiştir. Çalışmamızda, ticari işletme ve ticari işlerde uygulanan Türk Ticaret Kanununun ve taciri vergi mükellefi olarak gören vergi kanunlarının, işletmelerin muhasebe kayıt ve yöntemleri ile ilgili olarak getirdiği düzenlemeler ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri, anonim ortaklık ve aracı kurumlara getirilen Tekdüzen Muhasebe Sistemine uyma zorunluluğu ve muhasebe mesleğini yapacak kişilerde aranan niteliklerin ne olduğu konusunda bilgiler verilmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre adi ortaklıkta dış ilişkiler
Adi ortaklık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ilâ 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Adi ortaklık tüm ortaklık tiplerinin temelidir. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen ticaret ortaklıklarından farklı olarak adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bir kişi topluluğu ise haklara ve borçlara sahip olamaz. Çalışmada tüzel kişiliği olmayan bir ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkilerinin usulü ve niteliği incelenmiştir. Ayrıca yapılan işlemlerden doğan borçlardan kimin, nasıl sorumlu olacağı tespit edilmeye çalışılmıştır.
6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanun ve 6098 sayılı Türk borçlar kanunu kapsamında taksitle satış sözleşmesi
Bu çalışmamızın amacı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde, taksitle satış sözleşmelerinin incelenmesini oluşturmaktadır. Bu kapsamda, anılan Kanunlara göre, tüketici ve gerçek kişi veya tüzel kişi tüketiciler değerlendirilmiştir. Ayrıca iki Kanun arasındaki farklılıklar ortaya konulmuş, yeri geldikçe 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'daki düzenlemeler de irdelenmiştir. Bu çalışmamızın öğretiye katkıda bulunması amaçlanmaktadır.
Ticari vekil
Bu çalışma, ticari vekille ilgili doktrinde ve uygulamalarda tartışılan konuları inceleyip ticari vekiller hakkında genel bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızın kapsamı, Türk Borçlar Kanunu madde 551 ve devamı hükümlerinin değerlendirilmesidir. Doktrinde yapılan tartışmalar ile yüksek mahkeme içtihatları araştırılarak ticari vekile verilen yetkinin kapsamı ele alınmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, ticari vekilin kavramsal açıklaması ve yetkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ticari vekilin hak ve yükümlülükleri incelenmiştir. Üçüncü bölüm ise ticari vekillik kurumunun sona erme hükümlerinin incelenmesini içermektedir.
Mücbir sebep nedeniyle borcun ifa edilememesi
Bu tezin konusunu "mücbir sebep nedeniyle borcun ifa edilememesi" oluşturmaktadır. Mücbir sebep (force majeure) kavramı Roma hukukuna dayanmakta olup özellikle sürekli sözleşmeler açısından önem taşımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda genel olarak mücbir sebebin tanımına yer verilmemiş, hüküm ve sonuçları düzenlenmemiştir. Hâkim görüşe göre, Türk hukukunda mücbir sebep kaçınılmaz ve öngörülemez olarak borçlunun borcunu ihlâli sonucunu doğuran haricî olaydır. Mücbir sebep sürekli veya geçici olabilir. Mücbir sebep sürekli nitelikte ise mücbir sebebin ortaya çıktığı andan itibaren borçlunun sözleşme ile taahhüt ettiği edimi ifa etmesi mümkün değildir. Buna karşılık, mücbir sebep geçici ise mücbir sebep teşkil eden olay devam ettiği sürece borcun ifası ertelenir. Mücbir sebep sona erdikten sonra borçlu borcunu yerine getirmekle yükümlüdür. Türk hukukunda ifa engelleri yeknesak bir biçimde düzenlenmemiştir. Bu sebeple, mücbir sebebin sürekli veya geçici olarak ifa imkânsızlığına neden olmasına göre uygulama alanı bulacak hukukî kurumlar birbirinden farklıdır. Mücbir sebep sürekli ise borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık (TBK m. 136) meydana gelir. Mücbir sebep geçici ise borçlu, kural olarak kusursuz temerrüde (TBK m. 117 vd.) düşmüş olur. Ancak, alacaklı mücbir sebep sona erene kadar mütemerrit borçludan aynen ifayı talep edemez. Anahtar Kelimeler: Mücbir sebep, geçici imkânsızlık, sürekli imkânsızlık, borçlunun temerrüdü, borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık.
Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiraya verenin borçları ve borca aykırılığın sonuçları
Kira sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Kira sözleşmesinde kiraya verenin asli borcu, kiralananı kullanıma uygun bir şekilde kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu şekilde bulundurmaktadır. Fakat, kiralananın kullanımı esnasında ortaya çıkan bazı eksiklik ve aksaklıklar, kiracının kullanımına engel teşkil edebilmekte ve bu durum kiracı ile kiraya veren arasındaki edimler dengesini kiracı aleyhine bozabilmektedir. Kira sözleşmesi ilişkisi içindeki zayıf konumda bulunan kiracıyı korumayı amaçlayan kanun koyucu, kiraya verenin borçlarını ayrıntılı şekilde düzenlemiştir. Bu doğrultuda kira sözleşmesi açısından kiraya verenin borçları önem arz etmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda kiraya verenin borçları, kiralananın teslim borcu, vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu, yan giderlere katlanma borcu, kiralananın ayıplarından sorumluluğu, üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluğu başlıkları altında düzenlenmiştir.
Kefilin sorumluluğunun kapsam ve şartları
Tezin amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamı ve bu sorumluluğa başvurulabilmesinin şartlarının belirlenmesidir. Tez, giriş ve üç ana bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Girişte, kefilin sorumluluğunun, gerek 818 sayılı Eski Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde gerekse de 6098 sayılı kanunda hangi kapsam ve şartlar ile düzenlendiği konusunda genel bilgi verilmiştir. Birinci bölüm, iki ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda kefalet sözleşmesinin tanımı üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda ise ana tez konusunun daha iyi değerlendirilebilmesi için kefalet sözleşmesinin hukuki niteliği ve özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölüm, iki ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, kefilin kanundan doğan sorumluluğu üzerinde durulmuş ve uygulamada ortaya çıkan bazı özel durumlar hakkında doktrindeki görüşlere yer verilerek, konuya ilişkin kişisel önerilerde bulunulmuştur. İkinci kısımda ise, 6098 sayılı Borçlar kanunun cevaz verdiği ölçüde kefilin sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğuna değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise, tanımı yapılarak özellikleri hakkında bilgi verilen kefalet sözleşmesinde, sorumluluğunun kapsamı belirlenen kefilin, hangi şartlar dâhilinde bu sorumluluğuna gidilebileceği üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm, 3 ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, esas kefalet türü olan adi kefalet sözleşmesi, ikinci kısımda uygulamada en sık karşılaşılan müteselsil kefalet sözleşmesi ve üçüncü kısımda ise diğer kefalet sözleşmesi türleri yönünden kefile başvuru şartları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimler; Kefalet, Sorumluluk, Sözleşme, Kefil
Türk Hukuku ve Viyana Satım Sözleşmesi (CISG) uyarınca satış sözleşmesinde aliud
Aliud, bir sözleşmenin ifası aşamasında kararlaştırılandan farklı bir şeyin teslim edilmesini ifade etmektedir. Borçlunun bu davranışına karşı alacaklının sahip olduğu hakların tespit edilmesi ise borçlar hukukunun en çok tartışılan sorunlarından birini oluşturmaktadır. Gerek taraf menfaatlerinin tespit edilmesi, gerekse ayıp kavramına olan yakın benzerliği sebepleriyle kavramın sınırları belirli hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu sebeple doktrinde aliudun tesliminde hangi hukuki imkânlara başvurulması gerektiğine ilişkin çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Söz konusu fikirler temel olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu fikirlerden ilki aliudun teslimi halinde ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini ileri sürmekte, diğer fikir ise ifa etmeme dolayısıyla (TBK m. 112 vd.) borçlunun temerrüdü (TBK m. 117 vd.) hükümlerine başvurulması gerektiğini savunmaktadır. Ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini savunan görüşte hâkim olan yaklaşım, parça ve çeşit borçlarında bir ayrım yapmakta ve aliudun yalnızca çeşit borçlarında gündeme gelebileceğini ifade etmektedir. Bu çalışma kapsamında savunulan ifa etmeme görüşü ise aliudun teslimi halinde parça ve çeşit borcu ayrımı yapılmaksızın TBK m. 112 vd. hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre aliud kavramsal açıdan ayıptan farklıdır. Türk Borçlar Kanunu'nda özel bir düzenleme yapılmadıkça borçlu temerrüdüne ilişkin hükümler uygulama alanı bulmalıdır. Çalışmanın ilk kısmında söz konusu fikirlerin dayanak noktaları, taraf menfaatleri de incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Ulaşılan sonuçlar İsviçre Federal Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile de yeri geldiği ölçüde karşılaştırılmıştır. Dördüncü başlıktan itibaren ise Türkiye'nin de 2011 yılında taraf olduğu Viyana Satım Sözleşmesinde aliudun teslimine yaklaşım ve ileri sürülen fikirler Sözleşmenin uluslararası niteliği dikkate alınarak açıklanmaya çalışılmıştır.
Ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde muvazaa ve tenkis
Bu çalışmada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun m. 611-619 hükümleri arasında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesine değinilmiş, bu sözleşmenin muvazaasına ve tenkisine ilişkin hususlar incelenmiştir. Bu kapsamda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olarak yapılmasının amacı, böyle bir işlemden zarar gören kişilerin ileri sürebileceği iddialar ve ispat sorunu ele alınmıştır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle saklı payları ihlal edilen saklı paylı mirasçıların tenkis taleplerine değinilmiş, uygulanan hükümler ve dava sonucunda verilen kararın etkileri incelenmiştir. Uygulamada terditli olarak açılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olarak yapılması nedenine dayalı iptal davası ile tenkis davası birlikte ele alınmış, güncelliğini koruyan ve sıklıkla ihtilaflara yol açan bu konuya ilişkin çözüm arayışlarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakım Alacaklısı, Bakım Borçlusu, Mirasçı, Muvazaa, Tenkis.
İdarenin özel hukuk sözleşmelerinde alacakların devri
Hukuk sistemimizde alacağın devri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 183.-194. maddeleri arasında borç ilişkilerinde taraf değişiklikleri bölümünde düzenlenmektedir. Alacağın devri kavramının kanunda tanımı yapılmamakla beraber kanuni düzenlemeler ışığında alacağın devri, alacaklının alacağını üçüncü kişiye ifa, tahsil, teminat, bağış amacıyla borçlunun rızasına gerek olmaksızın kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça devretmesi olarak tanımlanabilir. Genel hükümlere göre, devrin konusu alacak hakkıdır; kamu düzenine, genel ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmadıkça tüm alacaklar devir konusu olabilir ve kural olarak kaynağı fark etmeksizin her türlü alacak devredilebilir. Bu anlamda idarenin özel hukuk sözleşmelerinden doğan alacakların devri de mümkündür. Ancak Kamu idarelerinin, çeşitli sebeplerle gerçekleştirdiği ve borçlu taraf olarak yer aldığı özel hukuk sözleşmelerinde alacağın devri bakımından farklı düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca borçlunun idare olması sebebiyle borçlunun hukuki durumunun değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma ile 6098 sayılı Borçlar Kanununda düzenlenen alacağın devri kavramının; 4734, 4735 ve 2886 sayılı Kanunlar ve ilgili mevzuat çerçevesinde idarenin özel hukuk sözleşmelerinde görünümünün incelenmesi amaçlanmaktadır.
Alacağın temlikinin hüküm ve sonuçları
Alacağın temliki kurumu, Borçlar Kanunu'nun Birinci Kısmı'nı oluşturan ?Genel Hükümler? kısmı içerisinde hükme bağlanmış; alacaklı, borçlu ve üçüncü kişi arasında meydana gelen bir müessesedir. Farklı amaçlara dayanarak uygulanabilen alacağın temlikinin; alacaklıya, amacını gerçekleştirebilmesi için büyük bir imkân sağlaması ve bu niteliği nedeniyle uygulamada çok sık kullanılan bir kurum olması, bu çalışmanın hazırlanmasının başlıca nedeni olmuştur. Bir borç ilişkisinde, ilişkinin tarafları, alacaklı ve borçludur. Bu ilişkinin pasif tarafını borçlu; aktif tarafını ise alacaklı oluşturmaktadır. Alacağın temlikin de ise bu taraflara bir de üçüncü kişi dâhil olmakta; aktif olan alacaklı taraf değişmektedir.Çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Konuya giriş yapıldıktan sonra birinci bölümde, konunun zeminini oluşturan alacağın temliki kavramının tanımı yapılmış, türleri, şartları saptanmış; temlik etme vaadi, temlik edilemeyen alacaklar ve alacağın temlikine ilişkin saklı tutulan hükümler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, alacağın temliki kurumunun, benzer diğer kurumlarla olan ilişkisi ve bu kurumlarla arasındaki farklar inceleme konusu yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise, ana konuya girilerek, alacağın temliki işleminin aslî ve talî sonuçları üzerinde durulduktan sonra, alacağın temlikinin, ilgili taraflar açısından doğurduğu hüküm ve sonuçlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, çalışma sonucunda elde edilen sonuçlar, özet halinde sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Temlik, Üçlü Borç İlişkisi.
Türk Borçlar Kanunu açısından taksitle satış sözleşmeleri
Günümüz dünyasında, taksitli satış sözleşmelerinin büyük önemi vardır. Küreselleşen ekonominin dayattığı tüketim ekonomisi sonucunda, hukuken ve ekonomik olarak zayıf konumda bulunan yurttaşların korunabilmesi için yapılan yasal düzenlemelerden biri de TBK m. 253 -263 arasında düzenlenen taksitli satış sözleşmesidir. Taksitle satış sözleşmesinde, alıcı ile satıcının rızaen anlaşmasının kabulü için; satım parasının birden fazla vadelerde bölüm bölüm ödenmesinin kararlaştırılmış olması, satım konusunun taşınır şey veya haklar olması, satılanın alıcıya hiç olmazsa taksitlerin bir kısmının ödenmesinden önce teslim edilmiş olması gerekmektedir. Taksitle satış sözleşmelerinde, satıcının malı alıcıya teslim etmesine rağmen, alıcı satım bedelini kısım kısım ödeme borcu altına girmektedir. Aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanan taksitle satış sözleşmesi, iki tarafa borç yüklemektedir.Alıcı, peşin satış bedelinin en az onda birini en geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin geri kalan kısmını da sözleşmenin kurulmasını izleyen üç yıl içinde ödemekle yükümlüdür. Bakanlar Kurulu, satılanın türüne göre peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, iki katına kadar çıkartabilir. Kanunda belirlenen asgari peşinatı tamamen almaksızın, satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı üzerinde istem hakkını kaybeder. Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında, satış bedelinde yapılacak artırma hükümsüzdür.vTBK'nin taksitle satım sözleşmelerine ilişkin hükümleri emredici nitelik taşıdığından, bu hükümlerin etrafı dolanmak suretiyle yapılan işlemler hakkında da taksitle satış sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanacaktır. Yazılı şekil şartı aranılan taksitle satış sözleşmesinde, yasal temsilcinin taksitle satış sözleşmesine yazılı ve en geç sözleşmenin kurulması anında rıza verebileceği öngörülmüştür. Ayrıca sözleşmenin kurulması ile hüküm doğurması anı ile hüküm ve sonuçlarını doğurma anının birbirinden ayrıldığı, alıcıya sözleşme ilişkin irade beyanını geri alma hakkının tanındığı, cezai şart kararlaştırılabileceği benimsenmiştir.Satıcının asgari peşinatı tamamen almadan, taksitle satış sözleşmesine konu malı alıcıya devretmesi halinde, satıcı peşinatın ödenmeyen kısmı üzerindeki talep hakkını kaybedecektir. Alıcı peşinatı ödemede temerrüte düşerse satıcı, sadece peşinatı isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Buna karşılık, alıcının taksit ödeme borcunu ödemede temerrüde düşmesi halinde, kalan tüm satış bedelini talep edebilmesi ve sözleşmeden dönmesi için; hakların sözleşmede saklı tutulması ve alıcının kararlaştırılan satış bedelinin en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen en az iki taksiti veya en az dörtte birini oluşturan bir taksiti ya da en son taksiti ödemede temerrüte düşmüş olması şartları gerekmektedir. Ancak, satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği miktar , ödenmiş taksitler tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı sözleşmeden dönemez. Satıcının dönme hakkını kullanabilmesi veya satış bedelinin geri kalanını isteyebilmesi için alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanıması gerekir.Anahtar Kelimeler : Taksitle Satış Sözleşmesi, satıcı, alıcı, emredici kanun hükmü, yazılı şekil, geri alma hakkı, temerrüt, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi.
Türk Borçlar Kanunu'na göre zamanaşımının hükümleri
Kökeni Hammurabi Kanunları'na kadar dayanan ve ilk ayrıntılı düzenlemeleri Roma Hukukunda görülen zamanaşımı, zamanın geçmesinin hukuk alanındaki etkilerinin sonuçlarından biridir. Hukuk sistemimizde de 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu dönemleri arasında gerek kanunî düzenlemeler gerekse Yargıtay kararları bakımından farklılıklar oluşmuş, her iki dönemde de zamanaşımına ilişkin birçok konuda doktrinde farklı görüşler ortaya konulmuştur. Büyük önem arz eden zamanaşımının güncel olarak incelenmesinin ve zamanaşımına ilişkin bazı hususların aydınlığa kavuşturulmasının faydalı olacağı kanısıyla Türk Borçlar Kanunu'na göre zamanaşımının hükümleri konusunu çalışma konusu olarak belirlemiş bulunmaktayız. Çalışmamızın temelini oluşturan konularda belirlemelerde bulunulmasından önce zamanaşımı kurumu ele alınırken dışlanması mümkün olmayan zamanaşımına ilişkin temel hususlar konusunun açıklanması amacıyla zamanaşımı kavramı, hukuki niteliği ve dayandığı esaslar ile birlikte zamanaşımının hak düşürücü süreyle karşılaştırılması hususları incelenmiştir. Aynı doğrultuda zamanaşımının uygulama alanı, başlangıcı ve zamanaşımı süreleri ile bu sürelerin özelliklerine yer verilmiş, zamanaşımının hükümlerinin incelenmesi çerçevesinde ise zamanaşımının borcu sona erdirmediği bununla birlikte borcu eksik borç haline getirdiği ve borçlu lehine zamanaşımı def'i hakkı doğurduğu, bu etkilerin ise alacağın zamanaşımına uğramasıyla doğrudan ve birbirinden bağımsız olarak gerçekleştiği hususları ele alınmıştır.
Kambiyo senetlerinde teminat kaydı (Teminat senetleri)
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 133. maddesi gereği, kambiyo senedinin aksi kararlaştırılmadıkça ifa uğruna düzenlendiği kabul edilmektedir. Uygulamada ise teminat amacıyla düzenlenen bazı kambiyo senetlerinin, teminat senedi olarak adlandırıldığı ve doğrudan ifa uğruna (ifayı teminen) düzenlenen kambiyo senedinin dar ve teknik anlamda teminat ilişkisi kurmak üzere düzenlenen kambiyo senedi ile karıştırıldığı görülmektedir.Dar ve teknik anlamda teminat amacıyla düzenlenen kambiyo senedi ile ilgili olarak, hem kıymetli evrak hem de medeni usûl ve icra-iflâs hukuku alanlarında farklı görüşlere rastlanılmaktadır.Tezimizin amacı; temel ilişki ile kambiyo senedi arasında dar ve teknik anlamda teminat ilişkisi kuran kambiyo senedi olarak tanımladığımız teminat senedinin çeşitlerinin tasnif edilmesi; her bir teminat senedi çeşidinin kambiyo senedi niteliği ve def'iler bakımından değerlendirilmesi ve teminat senedi ile ilgili iddiaların ispatı hususunun doktrindeki farklı görüşler ve Yargı kararları bağlamında değerlendirilmesidir.
İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler
Sözleşme özgürlüğünün bir yansıması olarak ortaya çıkan inançlı işlemler, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmese de, doktrin ve yargı içtihatlarında geçerli olarak kabul edilen hukuki işlemlerdir. İnançlı işlemler, birbiriyle sıkı bağlantısı olan iki unsurdan oluşur. İnanan ve inanılan arasında yapılan ve inançlı işlemde iç ilişkiyi düzenleyen inanç anlaşması, işlemin ilk unsurudur. İşlemin diğer unsuru ise, inanç konusunun inanılana devredilmesi işlemidir. Bu işlem niteliği itibariyle tasarruf işlemidir. Devir işlemi ile birlikte inanılan, inanç konusu üzerinde tam bir hak kazanır. Devir işlemi bizzat inanan tarafından yapılabileceği gibi, üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. İnanç konusunun üçüncü bir kişinin malvarlığından çıktığı hallerde, inanan ile inanılan arasındaki işlemi, inançlı bir işlem olarak nitelendirmekte bir sakınca yoktur. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemlerin birçok görünümü olsa da, en yaygın görünümü, inanılanın, inananın dolaylı temsilcisi olarak hareket ettiği hallerdir. İnançlı işlemin diğer türlerinde olduğu gibi, inanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği hallerde de en önemli husus, inanan kişinin korunmasıdır. İnanılanın, inanç konusu üzerinde her türlü tasarruf işlemini yapabilecek olması, inananın hukuki konumunu zayıflatmaktadır. Bu sebeple inananın korunması adına faydalanılabilecek kanun hükümlerinin belirlenmesi önemlidir. Ancak inananın korunması adına bulunan çözümler hukuki işlem güvenliğini zedelememelidir.
Muris muvazaası
Uygulamada sıkça karşılaşılan, Borçlar Kanununda özel bir düzenleme yeri olmayan muris muvazaası unsurları ve yargılama usullerinin açıklanması tezimde amaçlanmaktadır. Mutlak ve nisbi muvazaa türü olarak karşılaştığımız murisin muvazaalı işlemleri tezimizde ele alınmıştır. Murisin nisbi muvazaa işlemleri için nisbi muvazaanın düzenlendiği BK'nun 19. maddesi uygulanmaktadır. 01.04.1974 tarihli İBK kararı ve devamı içtihadı birleştirme ve Yargıtay kararları da uygulama alanı bulmaktadır. Çalışmamda, muris muvazaasının görünürdeki işlemler ve gizli işlemleri ele alınarak açıklamaya çalışılmıştır. Bu konu kapsamında 01.04.1974 tarihli İBK kararı ve içtihatlar ile Yargıtay kararlarına değinilmiş ve konu içinde belirtilmiştir.
Çatılı işyeri kiralarında uyarlama
Sözleşme, borç ilişkisi kurmaya yarayan iki veya daha fazla kişi arasında gerçekleşen bir hukuki işlemdir. Kira sözleşmesi ise, TBK m. 299'da yer alan tanımıyla; kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılması hakkını kiracıya bıraktığı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Çatılı işyeri kira sözleşmelerinde kiralanan şey çatılı işyerleridir ve kiraya veren tarafından çatılı işyerinin kullanımı kiracıya devredilmektedir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi gereğince, sözleşme tarafları akdedilmiş olan sözleşme hükümlerine ne olursa olsun uymak zorundadır. Sözleşme akdedilirken tarafların içinde bulunduğu şartlar ve durumlar değiştiğinde bu ilkenin istisnasız şekilde uygulanması dürüstlük ilkesine aykırı olabilmektedir. Sözleşmeler akdedildikten sonra meydana gelen bazı değişiklikler sözleşmenin devamını taraflar açısından çekilmez kılabilmektedir. İşte bu durumda, sözleşmenin uyarlanması hakkında genel hüküm niteliğinde olan TBK m. 138'de yer alan diğer şartların somut olayda bulunması halinde sözleşmenin uyarlanarak ayakta tutulması gündeme gelebilir. Eğer sözleşmelerin uyarlanarak ayakta tutulması mümkün değil ise ani edimli sözleşmelerde dönme, sürekli edimli sözleşmelerde fesih hakkı kullanılabilmektedir. Konumuz açısından çatılı işyeri kira sözleşmeleri sürekli edimli sözleşme niteliğinde olduğu için bu sözleşmenin uyarlanmasının mümkün olmaması, sözleşme taraflarının sözleşmeyi feshetmesine yol açabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aşırı İfa Güçlüğü, Şartların Değişmesi, Uyarlama, Çatılı İşyeri Kira Sözleşmeleri, Covid-19 ve Uyarlama