Anjiyografi
102 theses under this subject heading
İnternal karotis darlığı olan hastalarda optik koherans tomografi-angio ile göz arka segment bulgularının değerlendirilmesi
Amaç: Hafif-orta derecedeki internal karotis arter (İKA) darlığı olan hastaların retina kan akımı, optik disk kan akımı ve koroid kalınlanması üzerindeki etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve elde edilen değerleri sağlıklı stenozu olmayan bireylerle karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu bir prospektif çalışma olup toplam 75 katılımcı dahil edildi. IKA stenoz dercesine göre sağlıklı kontrol grup 1 (25 kişi), IKA darlığı %1- 49 olanlar grup 2 (25 kişi), İKA darlığı % 50-69 olanlar grup 3 (25 kişi) olarak değerlendirildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basınç (GİB), ön segment, arka segment muayeneleri ve OKTA çekilip makular yüzeysel ve derin kapiller kan akış yoğunluğu, optik sinir baş kan akış yoğunluğu ve koroid kalınlığının verileri kaydedildi. Sonuçlar incelenerek karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapılıp incelendiğinde ortalama yüzeysel vasküler dansite, derin vasküler dansite, radyal peripapiller kapillerin (RPK) vasküler dansitesi ve koroid kalınlığında her üç grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Yüzeysel kapiler pleksusun (YKP) tüm (46,48 ± 3,54) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (47,18 ± 3,48) için grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu, YKP'nın parafoveal alan vasküler dansitesi (48,53 ± 5,09) için sadece grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Derin kapiller pleksusun (DKP) tüm alan vasküler dansitesi (45,19 ± 5,67) için grup 3'ün her iki grupla farklı olduğu, DKP parafoveal (50,68 ± 4,26) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (46,74 ± 5,78) için grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmektedir (p<0,05). RPK'nın Tüm disk vasküler dansitesinde (47,61 ± 2,18) grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı (212,25 ± 23,42) açısından grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü. Koroid nazal (145,05 ± 22,47) ve koroid temporal parametrelerinde (167,50 ± 23,11) grup 3'ün hem grup 1 hem grup 2'den farklı olduğu görüldü (p<0,05). Fovea-parafoveal-perifoveal parametrelerinin gruplara göre dağılımı incelendiğinde hiçbir değişkende anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Sonuç: Orta derece İKA stenozu olan hastalar sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında yüzeyel/derin vasküler dansite ve RPK tabakasında azalmış vasküler yoğunluk ve koroidde incelme olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: İnternal karotis arter darlığı, optik koherens tomografi anjiyografi, koroid, retinal vasküler yoğunluk.
Bifurcatio carotidis'in BTA görüntüleri üzerinde morfometrik analizi
Sistemik faktörlerin yanı sıra geometrik özelliklerin şekillendirdiği hemodinamik elemanlar da ateroskleroz oluşumunu etkilemektedir. Bu nedenle aterosklerotik plaklar arteriyel ağın kıvrımlı bölgeleri ile arter bifurkasyonlarında oluşma eğilimi göstermektedir. ACC ve terminal dalları bu açıdan aterosklerotik plakların en sık oluştuğu bölgelerin başında gelir. Boynun klinik muayenesi sırasında BC seviyesini dışarıdan belirlemek önemli bir kriterdir ve cerrahi girişimlerin planlanması/teknik zorlukların tahmin edilmesinde de faydalı olabilmektedir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada ACC'in BC'i oluşturduğu seviye; terminal dalları ACI ve ACE morfometrik olarak incelenmiştir. Bu amaçla carotis sistemi ortalama yaşı 53.87±17.51 olan 247 bireyin (123 kadın/124 erkek) BTA görüntülerinde bilateral olarak incelenmiştir. BC'in seviyesi proc. mastoideus, Gonion, os hyoideum, cart. thyroidea ve vertebrae cervicales'e göre belirlenmiştir. Bifurkasyon açısı ilki ACI-ACE damar merkez eksenleri arasındaki, diğeri ACI-ACE'nın birbirlerine bakan arter duvarları arasındaki açı olmak üzere iki yöntemle ölçülmüştür. ACI açısı ACC ve ACI; ACE açısı ise ACC ve ACE damar merkez eksenleri arasındaki açı olarak belirlenmiştir. BC'in en geniş yeri bulbus çapı, ACI-ACE ayrılma yerindeki çap bifurkasyon çapı olarak kabul edilmiştir. Arter çapları ise objektif bir metotla belirlenen ardışık beş çap ölçümünün aritmetik ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bireylerde BC proc. mastoideus'un (% 100), Gonion'un (% 96.4) ve os hyoideum'un aşağısında (% 63.2); cart. thyroidea'nın yukarısındaydı (% 65.8). BC'ın en sık görüldüğü vertebral seviye ise C3 alt 1/3 seviyesi idi. Vertebral seviye hem cinsiyetler hem de sağ-sol taraf arasında anlamlı bir değişiklik göstermiyordu. Vertebral seviye ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki vardı. BCA1 45.18±18.8°, BCA2 43.58±25.22°, ACI açısı 22.88±13.92° ve ACE açısı 23.86±13.4° idi. Bu açılardan BCA1, BCA2 ve ACI açısı erkeklerde kadınlardakinden daha genişti. ACI açısı erkeklerde sol tarafta, sağ taraftan daha geniş bir açıya sahipti. BCA1, BCA2 ve ACE açısı yaş arttıkça artmaktaydı. Vertebral seviye ile BCA1 ve BCA2 arasında pozitif yönde orta şiddette bir korelasyon vardı. Bulbus çapı 11.15±2.26 mm, bifurkasyon çapı 13.39±3 mm, ACI çapı 5.65±0.91 mm, ACE çapı 4.21±0.69 mm ve ACC çapı 6.7±0.96 mm idi. Bütün çap değerlerinin erkeklerde kadınlardakinden daha büyük olduğu görüldü. Erkeklerde bulbus çapı ve bifurkasyon çapının sol tarafta sağ taraftan daha büyük olduğu görüldü. Bulbus çapı, bifurkasyon çapı, ACC çapı ile bireylerin yaşları arasında zayıf bir korelasyon tespit edildi. ACI çapı ve ACE çapı ile yaş arasında bir korelasyon yoktu. Bütün çap değerleri vertebral seviye ile zayıf bir ilişki gösterdi. Tüm bu sonuçların hasta ve hastalık hakkında bir fikir yürütme açısından klinisyenlere ve bu bölgeye cerrahi girişimde bulunacak operatörlere faydalı bilgiler sunabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Arteria Carotis Communis, Arteria Carotis İnterna, Arteria Carotis Externa, Bifurcatio Carotidis, Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi
Coronavirüs (COVID-19) enfeksiyonu geçirmiş hastalarda retinanın optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulguları ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu geçiren erişkin ve çocuk hastaların optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip erişkin ve çocuk sağlıklı gönüllülerin OKTA bulguları ile karşılaştırmaktır. Covid enfeksiyonu geçiren 157 erişkin hastanın sağ gözü, 168 sağlıklı erişkin gönüllünün sağ gözü ve covid enfeksiyonu geçiren 40 çocuk (6-18) hastanın sağ gözü, 44 çocuk (6-18 yaş) sağlıklı gönüllünün sağ gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm gruplara göz muayenesi yapıldı ve OKTA çekildi. OKTA bulguları değerlendirildi. Retinal derin kapiller kan akım alanı (RDKKAA) değerleri çocuk covid geçiren grupta (ÇCGG) çocuk sağlıklı kontrol grubuna (ÇSKG) göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,001). Derin nazal dansite (DND) , derin inferior dansite (DID) ve derin parafoveal dansite (DPD), ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,034, p=0,029, p=0,022 sırasıyla). RPKVD dişk içi ölçümleri ise ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede yüksekti(p=0,025). Erişkin covid geçiren grup (ECGG) ile erişkin sağlıklı kontrol (ESKG) grubunun OKTA ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bizim çalışmamızda çocuklarda covid geçiren grup ve sağlıklı kontrol grubu arasında OKTA ölçümleri arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Covid enfeksiyonu geçiren hastalarda retinal mikrovasküler değişiklikler oluşabilir ve bu hastaların uzun dönem retinal değişiklikler açısından takipleri yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Coronavirüs, Optik kohorens tomografi anjiyografi, Foveal avasküler alan, Retina
Distiroid oftalmopatisi olan hastalarda oküler kan akım özelliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi
Bu kesitsel prospektif çalışmanın amaçı aktif, inaktif distiroid oftalmopatisi (DO) olan hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiyogafi (OKT-A) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip sağlıklı gönüllülerin bulgularıyla karşılaştırmak yanında aktif DO'si olan hastaların pulse steroid tedavi öncesi-sonrası OKT-A bulgularını karşlaştırmaktır. Çalışmaya 20 aktif DO hastasının 40 gözü, 20 inaktif hastanın 40 gözü ve 20 sağlıklı gönüllünün 40 gözü dahil edildi. Tüm gruplara kapsamlı göz muayenesi yapıldıktan sonra OKT-A çekildi. İnaktif ve aktif hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) vaskülar dansite (VD) düşük saptanmasıyla birlikte inaktif grupta YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal inferior VD sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). DKP tüm alan, üst yarı, parafoveal bölge ve parafoveal nazal VD aktif ve inaktif gruplarda Kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). Peripapiller tüm alan, alt yarı VD aktif hastalarda inaktif ve kontrol grubuna anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Gruplar arasında santral maküla kalınlığı (SMK), foveal avaskülar zon (FAZ) alanı, dış retinal kapiller kan akım alanı (DRKKAA), koryokapillaris kan akım alanı (KKAA), peripapiller retina sinir lif tabaka (RNFL) kalınlığı açısından fark bulunmadı (P>0,05). Aktif DO hastalarında SMK, YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal VD, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Peripapiller RNFL, üst yarı, alt yarı, nazal-süperior, nazal-inferior ve inferior-nazal kadranlarda RNFL kalınlığı, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşük bulundu. Peripapiller kapiller ve DKP VD, DRKKAA ve KKAA, FAZ alanı ve tonus açısından tedavi öncesi ve sonrası fark yoktu (P>0,05). Hertel ekzoftalmometre değeri ve klinik aktivite skoru (KAS) tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı düzeyde düşük bulundu (P<0,05). OKT-A'nin DO tanı ve takibinde yüksek kullanım potansiyeli mevcuttur. Bu nedenle bu konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılabilir.
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Orta meningeal arter ve varyasyonlarının üç boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirilmesi
Orta meningeal arter, eksternal karotis arterin en büyük dallarından biri olup kraniyal duranın üçte ikisinden fazlasını besleyen en önemli dural arter konumundadır. Bu çalışmanın amacı, MMA'nın Türk popülasyonunda dallanma paternlerini ve topografik özelliklerini üç boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirmek ve önceki kadavra çalışmaları ve literatür taramasına dayalı olarak varyasyonlarının radyolojik sınıflandırmasını tanımlamaktır. CCA enjeksiyonu yoluyla tek taraflı veya iki taraflı serebral ve karotis arter 3 boyutlu rotasyonel anjiografi görüntülemesi yapılan 51 erişkin olgu çalışmaya dahil edildi. Ortak karotis arter, internal karotis arter, eksternal karotis arter, internal maksiller arter, orta meningeal arter çapları, foramen spinozum çap ve uzunluğu, kemik kanal çap ve uzunluğu ölçülerek yaş, taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Orta meningeal arterin orjini ve dallanma paterni yaş, taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Orta meningeal arter bifurkasyosu ile pterion ilişkisi ve orta meningeal arterin sfenoskuamozal sutur referans alınarak temporal fossa seyri yaş, taraf, cinsiyet ve dallanma paternine göre analiz edildi. Ortak karotis arter, internal karotis arter, eksternal karotis arter çaplarının kadın olgularda daha ince kalibrasyonda olduğu tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p= 0,021, 0,021 ve <0,001, sırasıyla). Bu çalışmada değerlendirilen diğer arterlerin çaplarının ve diğer anatomik yapıların cinsiyet ve yaş ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen 87 hemikranyumun 83'inde (%95,4) orta meningeal arterin internal maksiller arterden, 2'sinde (%2,3) ise oftalmik arterde ve son olarak 2'sinde (%2,3) ise oftalmik arter ve internal maksiller arterden ortak köken köken aldığı saptandı. Çalışmada Martins ve ark.'nın sınıflaması referans alınarak modifiye bir sınıflama oluşturuldu. Orjin aldığı artere göre internal maksiller arter kaynaklı dallar tip 1 olarak değerlendirilmiştir. Petrozal dal, anterior divizyon, posterior divizyonun varlığında tip 1a (%49,4), sadece petrozal dal yokluğunda tip 1b ((%31,0), sadece posterior divizyon yokluğunda tip 1c (%9,2), petrozal dal ve posterior divizyon yokluğunda tip 1d (%3,4) ve sadece anterior divizyon yokluğunda tip 1e (%2,3) olarak gruplandırıldı. İnternal maksiller arter dışında orjin alan olgular ise tip 2 (%4,6) olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma kapsamında değerlendirilen 87 hemikranyumun 1'inde (%1,1) oftalmik arter komplet olarak MMA'dan orjin almakta idi. 6 hemikranyumda (%6,9) ise oftalmik arterin, orta meningeal arter ve internal karotis arterden ortak köken aldığı saptandı. Dallanma paterninin, literatürde var olan kadavra çalışmaları ile karşılaştırıldığında 3B-RA ile radyolojik olarak değerlendirilmesi durumunda farklılıklar arz edebileceği gösterilmiştir. 3B-RA görüntüleme, submilimetrik değerlendirmeye ve detaylı ölçümlere izin verdiği için özellikle vasküler anatomik çalışmalarda değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu bağlamda radyolojik çalışmalar, girişimsel ve cerrahi işlemler öncesi önemli noktaları belirleyerek rehberlik edebilir. MMA ve bununla ilişkili anatomik yapılar üzerinden gerçekleştirilen prosedürlerle ilgili komplikasyon oranlarını azaltabilecek, topografik veya radyolojik noktaları tanımlamak için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Subklavyen arter tıkayıcı hastalıklarında endovasküler tedavi
Amaç: Subklavyen arter tıkayıcı hastalıklarının endovasküler tedavisinde majör komplikasyon oranı cerrahiye göre daha düşüktür ve işlem daha az invazivdir. Endovasküler tedavi ile cerrahi tedavinin patensi süreleri ve teknik başarı oranları benzerlik göstermekle beraber teknolojik gelişimler sayesinde son zamanlarda endovasküler tedavi daha çok tercih edilen yöntem haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, subklavyen arter obstrüksiyonlarında endovasküler tedavinin başarısını ve klinik sonuçları değerlendirmek ve bu sonuçları cerrahi tedavi yöntemleri ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: 1994-2009 yılları arasında mevcut klinik semptomları ile hastaneye başvuran ve görüntüleme yöntemleri (Doppler US, DSA) ile subklavyen arter stenozu ve/veya oklüzyonu saptanan 14'ü (% 37,8) kadın, 23'ü (% 62,2) erkek olan ve yaşları 22-82 (ortalama 56,4) yaş arasında değişen 37 hastada mevcut 38 lezyona PTA ve/veya stent ile endovasküler tedavi uygulandı. Tedavi sonrasında hastaların 1. gün ile 1, 3, 6 ve 12. aylarda ve sonrasında ise bir yıllık periyotlarla klinik ve Doppler US ile takipleri yapıldı.Bulgular: Lezyonların 32'si sol (% 84,2), 6'sı sağ (% 15,8) yeleşimli olup 7'si (% 18,4) oklüzyon, 31'i (% 81,6) stenoz idi. Ortalama stenoz oranı Doppler US'de % 77,4, DSA'da ise % 83,2 idi. Stenotik lezyonlar için teknik başarı % 100 idi. 3 oklüde lezyon geçilemediğinden dolayı bu hastalara endovasküler tedavi yapılamadığından dolayı oklüzyonlar için teknik başarı % 70'di. Komplikasyon olarak işlem sırasında bir hastada ekstravazasyon ve subklavyen arter proksimalinde trombotik oklüzyon gelişmesi üzerine ekstravazasyon mevcut segmente stent greft ve proksimale ise ayrı bir stent implantasyonu yapıldı. Bir hastada ise distal embolizasyon gelişmesi üzerine 1,5 saat boyunca 5 mg t-PA infüzyonu yapıldı ve parsiyel rekanalizasyon sağlandı. Takibi yapılabilen hastalarda erken (0-3 ay) ve orta (3-6 ay) dönem için primer ve sekonder patensi oranı % 100 iken geç (6-12 ay) dönem için primer patensi % 95,5, sekonder patensi ise % 100 olarak bulundu.Sonuç: Subklavyen arter tıkayıcı hastalıklarında endovasküler tedavi teknik ve klinik olarak cerrahi tedaviye alternatif etkin ve güvenli bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: Subklavyen arter, Endovasküler Tedavi, Stent, Balon Anjioplasti, Stenoz, Oklüzyon,
Yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olan hastalarda fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkilerinin optik koherens tomografi - Anjiografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastalarda komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisini non invazif olarak Optik Koherens Tomografi – Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve uygulanacak anket ile hastaların görsel olarak yaşam kalitelerinin araştırmak Yöntem: Çalışmaya Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimi'nde yaş tip makula dejenerasyonuna bağlı neovasküler membran tanısıyla takip edilen hastalardan fakoemülsifikasyon cerrahisi endikasyonu olan 44 hasta ve katarakt cerrahisi endikasyonu olmayan 44 hasta alındı. Özellikle son 6 ay içinde anti-VEGF tedavisi almış hastalar çalışma dışı bırakıldı. Fakoemülsifikasyon öncesi ve postoperatif 1, 3 ve 6. ay kontrollerinde hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) kaydedilerek optik koherens tomografi (OKT), OKTA ve fundus otoflöresans (FOF) çekimleri yapıldı. Postoperatif 3 ve 6. aylarda NEI VFQ-25 görsel yaşam kalitesi anketi uygulandı. OKT ve OKTA parametreleri 2 ayrı çalışmacı tarafından değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışma başlangıcında gruplar arasında yaş, cinsiyet, koroidal neovasküler membran (KNV) tipi ve alanı ile KNV akım alanı ölçümleri açısından fark yok idi. Takiplerde cerrahi ve kontrol grupları arasında membran alanı açısında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fakat cerrahi grubunda başlangıç ve 6. ay arasında membran alanı değişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). Cerrahi ve kontrol grupları arasında akım alanı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). 6. ay vizitinde cerrahi grubunda küçük kalibreli damarda anlamlı azalma (p<0,05), perilezyonel haloda anlamlı artış (p<0,05) tespit edildi; diğer aktivasyon kriterlerinde anlamlı değişim görülmedi (p>0,05). Süperfisial Foveal Dansite (SFD) ölçümleri değerlendirildiğinde cerrahi grubunda preoperatif dönemden 6. aya kadar olan ölçüm sonuçları arasındaki değişim istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p˃0,05). Perilezyonel halo mevcut olan cerrahi ve kontrol grubu hastalarının sadece OKTA ile değerlendirilen 6. ay neovasküler membran alanları anlamlı olarak farklıydı (p˂0,05). OKT ölçümlerinde subfoveal koroid kalınlığında başlangıç ve 6. ay arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Başlangıç ve 3. ay değişimine bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,05). Diğer OKT ölçümleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim görülmemiştir (p>0,05). NEI VFQ-25 alt ölçek analizinde kontrol grubunda anlamlı değişiklik görülmezken cerrahi grubunda uzak aktivite puanında anlamlı artış görüldü. Sonuç: Katarakt cerrahisi komplikasyon olup olmamasından bağımsız, neovasküler YBMD progresyondaki risk faktörlerinden biri olarak düşünülmüştür. Katarakt cerrahi yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastaların görsel yaşam kalitelerini artırıyor olsa da günlük hayatını etkilemeyen kataraktı olan hastalarda fakoemülsifikasyonun ertelenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, fakoemülsifikasyon, optik koherens tomografi anjiografi.
Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu bulunan hastaların optik koherens tomografi anjiografi bulgularının incelenmesi
Yaşa Bağlı Maküla Dejenerasyonu Bulunan Hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiografi Bulgularının İncelenmesi Amaç: Sigara kullanımının kuru tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) bulunan hastalardaki etkilerini Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve sigara kullanımının YBMD patogenezindeki rolünü aydınlatmaya çalışmak. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya kuru tip YBMD'si olan 127 hasta ve herhangi bir retina patolojisi olmayan 60 kontrol olgusu dahil edildi. Olguların en iyi düzeltilmiş görme keskinleri (EİDGK) ve sigara kullanım miktarları kaydedildi ve OKTA çekimleri yapıldı. Bulgular: Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve sigara kullanım miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (hepsi; p>0,05). Kuru tip YBMD hastalarının yüzeyel ve derin kapiller pleksuslarındaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümleri kontrol grubundan daha düşüktü ve YBMD evresi arttıkça ölçümlerin giderek düştüğü belirlendi (p<0,05). Sigara kullanan ve sigara kullanmayan olgular arasında karşılaştırma yapıldığında yüzeyel ve derin kapiller pleksuslardaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (hepsi; p>0,05). Olguların sigara kullanım miktari ile yüzeyel ve derin kapiller pleksuslardaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümleri arasında bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Kuru tip YBMD'de retinal ve koroidal yapılar etkilenmektedir ve kuru tip YBMD'nin evresi arttıkça retinal ve koroidal yapılardaki etkilenme artmaktadır. Sigara kullanımı retinal ve koroidal dolaşımı etkilememektedir. Anahtar kelimeleri: Kuru tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu, sigara, optik koherens tomografi anjiografi.
Truncus coeliacus ve dallarının multidedektör bt anjiografi yöntemi ile morfometrik analizi
Modern cerrahi, radyoloji ve organ nakil prosedürlerinde damarsal anomalilerin bilinmesi büyük öneme sahiptir. Bu işlemler esnasında damarsal varyasyonlar çok ciddi komplikasyonlara sebep olabilirler. Multidedektörlü bilgisayarlı tomografi damar varyasyonlarının ve normal anatomisinin yüksek doğrulukta ve detaylı değerlendirilmesinde hızlı ve noninvaziv olan üstün bir görüntüleme tekniğidir. Bu çalışmada yetişkin bireylerdeki truncus coeliacus ve dallarının multidedektörlü bilgisayarlı tomografi ile morfometrik değerlendirilmesi ve olası varyasyonların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çeşitli sebeplerle batın bölgesine yönelik çekilen 104 bireyin görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Yaş ortalamaları erkeklerde 62.5 ± 11.75 (n=52), bayanlarda 60 ± 10.1 (n=52) olarak tespit edildi. Morfometrik değerlendirmemizde aorta abdominalis, truncus coeliacus, arteria lienalis, arteria hepatica communis ve arteria gastrica sinistra çap ölçümleri erkeklerde bayanlara göre istatistiki açıdan anlamlı bir şekilde (p<0.05) büyük bulundu. Varyasyonların tip ve dağılımı ise şu şekilde bulundu: Hastaların 97 (%93)'sinde arteria lienalis, arteria hepatica communis ve arteria gastrica sinistra'dan oluşan normal tipteki truncus coeliacus tespit edildi. Normal tipteki truncus coeliacus'un bulunduğu hastaların 3 (%2.9)'ünde truncus coeliacus 4. bir dala sahiptir. Arteria gastrica sinistra'nın truncus coeliacus'dan ilk dal olarak ayrıldığı 33 (%31.8) vaka görülmüştür. Bunların dışında truncus gastrosplenicus 3 (%2.9), truncus hepatosplenicus 3 (%2.9) ve truncus coeliomesentericus 1 (%0.96) vaka olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak araştırmamızdaki veriler literatür ile uyumlu bulunmuştur. Abdominal bölgedeki damarların normal ya da varyasyon yapılarının nasıl bir dağılım gösterdiğini bilmek başarılı, sorunsuz cerrahi ve girişimsel radyoloji uygulamaları için ön koşul olarak kabul edilir. Bu yüzden klinik çalışmalar, anjiyografik yöntemler ve cerrahi müdahalelerde truncus coeliacus ve dallarının varyasyonları ile anatomisi daima göz önünde bulundurulmalıdır.
Yaş tip yaşa bağlı makula dejeneresansında optik koherens tomografi anjiografinin tanı ve takipteki yeri
Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) hastalarının tanı ve takibinde, tedavinin erken dönem etkilerinin değerlendirilmesinde spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ve fundus floresein anjiografi (FFA) ile spektral domain optik koherens tomografi anjiografi (SD-OKTA) bulguları arasındaki ilişkiyi ve SD-OKTA'nın YBMD tanı ve takibinde uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Materyal-Metot: Kliniğimizde Nisan 2018 – Kasım 2018 tarihleri arasında yaş tip YBMD tanısı alan ve daha önce tedavi almamış olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif kohort olarak planlandı. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru anındaki görme keskinliği, göz içi basıncı, ön segment ve fundus muayene bulguları, uygulanacak olan tedavi kaydedildi. Her hastaya SD-OKT, FFA, SD-OKTA (makula 3x3 mm, 6x6 mm ölçümleri, en-faz) görüntüleme yöntemleri başlangıç (0. ay) ve yükleme dozu sonrasında (3. ay) uygulandı. Elde edilen görüntülemelerde SD-OKT'de lezyonun çapı ve pigment epitel dekolmanı (PED) yüksekliği, SD-OKTA 'da membran alanı ve akım alanı ölçümleri ve Tip 2 lezyonlarda erken dönemde FFA'da membran alanı ölçümleri kaydedildi. Sonuçlar: Çalışmaya 36 hastanın 37 gözü dahil edildi. Gözlerin SD-OKT sınıflandırmasına göre 33'ünde (%89,19) Tip 1 koroidal neovaskülarizasyon (KNV), 4'ünde (%10,81) Tip 2 KNV olduğu kaydedildi. Yükleme dozu sonrasında SD-OKTA 3x3 mmgörüntülemede membran alanında ortalama 0,72±1,05 mm2 (%31,45±63,29), akım alanında ortalama 0,28±0,43 mm2 (%24,99±66,24) gerileme; SD-OKTA 6x6 mm HD ölçümlerinde 3. ayda membran alanında ortalama 1,23±1,98 mm2 (%50,14±34,36), akım alanında ortalama 0,51±0,63 mm2 (%47,80±33,16) gerileme olduğu izlendi (p<0.001). SD-OKTA 3x3 mm ve 6x6 mm HD görüntülemelerde anti-VEGF tedavi sonrasında membran alanı ile akım alanı ölçümlerindeki gerileme miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (sırasıyla; r=0,646, p<0,001, r=0,557, p<0,001). Yükleme dozu sonrasında SD-OKTA 3x3 mm ve 6x6 mm HD görüntülemelerdeki membran alanı ve akım alanı ölçümlerindeki değişiklik ile SD-OKT'de ölçülen lezyon çapı ve PED yüksekliğindeki değişiklik arasında korelasyon bulunmadı. Tartışma: Spektral domain optik koherens tomografi anjiografi ile KNV'lerin tanı ve takibi mümkündür. Geniş KNV'lerin varlığında 6x6 mm HD SD-OKTA görüntülemenin daha uygun olduğu düşünülmektedir. Optik koherens tomografi anjiyografinin sınırlılıkları hala oldukça önemlidir ancak bu yeni teknolojinin daha da geliştirilmesi ile güncel pratikteki yerinin artacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşa bağlı makula dejeneresansı, koroidal neovaskülarizasyon, optik koherens tomografi anjiyografi.
Distal vertebrobaziller arter obstrüksiyonlarında serebral anjiyografi ile renkli doppler inceleme sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada distal vertebrobaziller patolojilerinde renkli Doppler ultrason (RDUS) bulgularını Dijital Substraksiyon Anjiografisi (DSA) ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Ocak 2017 ile Ocak 2018 arasında farklı nedenlerden dolayı DSA yapılan 200 hastanın 400 damarı (107 kadın, 93 erkek; ortalama yaş 58,3±13,3) RDUS incelemeleri retropesktif olarak analiz edildi. Vertebral arterlerin (VA) pik sistolik (PSH) ve end diastolik hızları (EDH), ortalama hızları (TAMAX), pulsatilite (PI) ve rezistif indeksleri (RI) ölçüldü. Doppler bulgularına göre damarlar: (1) normal akım özellikleri (n=341), (2) normal hızlı-yüksek dirençli (n=54), (3) düşük hızlı-yüksek dirençli (n=5) olarak 3 gruba ayrıldı. Ayrıca TAMAX <18 cm/sn olan damarlar analiz edildi. Bulgular: Yüksek dirençli damarlarda TAMAX ve EDH normal gruba kıyasla düşük bulundu (10,8±5,0 cm/sn, 5,3±4,2 cm/sn, sırasıyla, p=0,000). Yüksek dirençli akımı olan 59 damarın 15'inde PICA'da sonlanma tespit edildi. Doppler incelemenin duyarlılık, özgüllük, yanlış negatif değer, yanlış pozitif değer, doğruluk oranı sırasıyla % 49, % 100, % 51, % 0, % 92 saptandı (p=0.001). RI ≥0.8 olan 25 damarın 5'inde (% 20), TAMAX <18 cm/sn olan 37 damarın 11'inde (% 29) PICA'da sonlanma tespit edildi. DSA sonuçlarına göre 29 damarda PICA'da sonlanma tespit edildi. PICA sonlanması bulunan 29 damarda EDH, TAMAX değerleri (11,2±4,3 cm/sn, 20,9±7,0 cm/sn, sırasıyla, p=0,007) normal gruba (17,2±6,0 cm/sn, 29,5±8,4 cm/sn, sırasıyla) kıyasla düşük bulundu. Sonuç: Vertebral arterde yüksek dirençli Doppler sinyali varlığı distal vertebrobaziller patoloji göstergesi olabilir. Bu nedenle, klinik bulguların korelasyonu ile yüksek dirençli dalga formlarında daha fazla inceleme yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: DSA, renkli Doppler ultrason, rezistif indeks, TAMAX, vertebrobaziller arterler
Koroner anjiyografi sonrası koroner arter bypass greft cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyete ve cerrahi kararına etkisi
ÖZET KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASI KABG CERRAHİSİ ÖNERİLEN HASTALARDA HEMŞİRENİN EĞİTİCİ HASTA DANIŞMANLIĞI ROLÜNÜN HASTANIN ANKSİYETE VE CERRAHİ KARARINA ETKİSİ Mehmet AHRAZ, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi Gaziantep 2018 Koroner anjiyografi sonrası KABG cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyetesi ve cerrahi kararına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde koroner anjiyografi (KA) olan ve KABG önerilen hastalarda yapılan kontrol ve çalışma gruplu yarı deneysel araştırmadır. Araştırmanın kontrol grubu (KG) verileri 27.01.2016-25.05.2016, çalışma grubu (ÇG) verileri ise 09.11.2017-15.04.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. ÇG hastalarına araştırmacı tarafından KA ve KABG hakkında bilgi ve eğitim verilmiş, KG hastaları kliniğin rutin uygulaması sürdürülmüştür. Araştırmaya 40 kontrol ve 40 çalışma grubunda olmak üzere 80 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve STAI aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23 for Windows paket programında yapılmış, istatistik anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir.Yaş değişkeni hariç diğer tanıtıcı özellikler açısından hastalar benzerdir (p>0.05). KG'nun %77.5'inin, ÇG'nun %100'ünün KA hakkında bilgi sahibi oldukları, ÇG'nun %70'i, KG'nun %3.2'si sadece hemşireden bilgi almıştır. KABG cerrahisi hakkında ÇG'nun %100.0'ü, KG'nun %30.0'unun bilgi aldığı, ÇG'nun %72.5'inin, KG'nun %8.3'ünün sadece hemşireden bilgi aldıkları belirlenmiştir (p<0.05). KG'nun %10.0'u, ÇG'nun %70.0'ı aldıkları bilgiyi yeterli bulduğunu belirtmiştir (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisini kabul eden KG'nun oranı %47.5, ÇG'nun oranı %62.5 olmuştur. KABG cerrahisini kabul etmelerinde KG'nun %57.9'u, ÇG'nun %68.0'i yapılan bilgilendirmenin etkili olduğunu belirtmiştir (p>0.05). STAI I'e göre KG 'nun %57.5'inde, ÇG'nun %62.5'inde orta düzeyde durumsal anksiyete saptanmıştır (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisi önerilen ÇG hastalarına KA ve KABG cerrahisi hakkında yapılan bilgilendirmenin, ÇG hastalarının KABG cerrahisini kabul etmelerinde ve cerrahiye bağlı anksiyetelerinin azalmasında yararlı olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner arter bypass greft, Hemşirelik Rolleri, Anksiyete, Koroner Anjiografi, Cerrahi Karar, Danışmanlık
Anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisi
ÖZET Anjiyografi Öncesi Planlı Hasta Eğitiminin Durumluk, Sürekli ve Ölüm Kaygısı Üzerine Etkisi Şevket CENGİZHAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 05.10.2017-10.05.2018 tarihleri arasında koroner anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, dahil olma kriterlerine uyan 50 eğitim grubunda, 50 kontrol grubunda olmak üzere toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Veriler "Kişisel Özellikler Soru Formu", 'Ölüm Kaygısı Ölçeği'' ve "Spielberger Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 24.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version 21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %97'sinin 31-61 yaş aralığında olduğu, %68'inin erkek, %86'sının evli ve çoğunluğunun lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %55'inin il merkezinde yaşadığı, çoğunluğunun eş ve çocuklarıyla yaşadığı, serbest çalıştığı ve gelirinin giderinden az olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo- demografik özellikleri incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaşanılan yer, yaşanılan kişiler, iş ve meslek durumu, gelir durumu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Gruplarımız benzer özellikte olup, homojen dağılım göstermiştir. Katılımcıların sürekli kaygı ölçeği incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi sürekli kaygı düzeylerinin, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı, Durumluk kaygı ölçeğine ilişkin bulgular incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi durumluk kaygı düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı görülmüştür. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların ölüm, durumluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin eğitimle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anjiyografi, Ölüm Kaygısı, Durumluk kaygısı, Süreklik Kaygısı.
Orak hücre hastalığında retinal doku ve damar değişikliklerinin değerlendirilmesi
Orak Hücre Hastalığında Retinal Doku ve Damar Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Giriş: Orak hücre hastalığı olan olgularda retinopatinin klinik bulguları ortaya çıkmadan, erken dönemde retina dokusu ve damar yapısı optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin tanısal değeri ve prognozdaki yeri araştırıldı. Gereç-Yöntem: Çalışmaya 25 orak hücre hastasının 50 gözü dahil edildi. Yirmi beş sağlıklı bireyin 50 gözü kontrol grubu olarak belirlendi. Hasta grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) belirlendi, tam oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Optik koherens tomografi anjiyografi tetkiki (OKTA) uygulandı. Aynı işlem kontrol grubu için de yapıldı. Santral retina, fovea kalınlığı (μm), parafovea ortalama, üst, alt, nazal, temporal parafoveal alanda retina kalınlığı yazılımın otomatik özelliği ile ölçüldü OKTA'da yüzeyel ve derin kapiller pleksusun birlikte değerlendirildiği vasküler retina segmentinde, foveal avasküler zon (FAZ) mm2 olarak ve FAZ çevresindeki 1 mm yarıçaplı alandaki kapiller yoğunluk (FAZ Fractal Dimension) % olarak otomatize analiz edildi. Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta, santral retina, fovea, parafovea, üst, alt, nazal, temporal kadran olmak üzere altı alanda damar yoğunluğu ölçüldü. Elde edilen tüm görüntüleme parametreleri kontrol grubu için de analiz edildi. Sonuçlar: Hastaların 16'sı (%64) kadın, 9'u (%36) erkek olup yaş ortalaması 17,6 ± 9,921 (4-44) idi. Hastaların 24'ü Hb-SS, bir tanesi Hb-SβThal genotipine sahipti. EİDGK hastaların tamamında Snellen eşelinde tam, logMAR cinsinden 0; ön segment biomikroskopik muayeneleri doğal, göz içi basınç değerleri normal sınırda idi. Temporal kadran retina kalınlığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olup (p=0,023) orak hücre hastalığı grubunda daha ince bulundu. Orak hücre hastalığı grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, derin kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Koryokapiller pleksusta akım alanı ile negatif korelasyon vardı (p <0,05). Kontrol grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, yüzeyel kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon gözlendi (p <0,05). FAZ alanı, FAZ FD değeri, yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan, koryokapiller pleksusta akım alanı arasında negatif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta damar yoğunlukları açısıdan iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. FAZ alanı açısından iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi. Tartışma: Orak hücre hastalığı perifer ve santral retinada vasküler değişikliklere neden olan bir hemoglobinopatidir. OKTA, retinada klinik muayene bulguları ortaya çıkmadan önceki evrede, özellikle santral retina değişikliklerinin görüntülenmesinde ve erken tanıda değeri olabilecek, yeni bir görüntüleme yöntemidir. Girişimsel olmaması, retina damar yapısını tabakalar şeklinde detaylı görüntülemesi önemli avantajlarıdır. Ancak orak hücre hastalığı retinopatisindeki tanısal değerinin belirlenmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Optik koherens tomografi anjiyografi, orak hücre hasta retinopati, temporal kadran retina kalınlığı
Üçüncü trimester gebelerde optik koherens tomografi anjiografi ile retinal vasküler yoğunluğun değerlendirilmesi
Amaç: Üçüncü trimester gebelerde Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile retinal vasküler yoğunluk (VY), foveal avasküler zon (FAZ) ve koroid kalınlığını gebe olmayan kadınlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Üçüncü trimesterde olan 40 sağlıklı gebe kadın ile, 40 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hastaların sadece tek gözü (sağ göz) çalışmaya alındı. Hastalara günün aynı saatinde (saat 09:00-12:00 arası) OKTA çekimi yapıldı. OKTA cihazının HD angio retina 6x6 mm ve HD angio retina 3x3 mm tarama yöntemi kullanılarak ölçümler yapıldı. Vasküler yoğunluk, Yüzeyel Kapiller Pleksus (YKP) ve Derin kapiller Pleksus'ta (DKP) parafovea, perifovea ve tüm alan makulada ölçüldü. FAZ alanı (mm2), FAZ çevresi (mm), ve Foveal Dansite (FD) cihaz yazılımı ile otomatik olarak ölçüldü. OKTA cihazının enhanced HD line modülü ile koroid görüntüleri alındı. Tüm parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p değerinin 0,05'den küçük olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gebelerin, gebelik haftası ortalaması 34,02 hf. (28-41 hf) idi. Gebe grubunun yaş ortalaması 28,80±5,27 (20-38) iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 29,23±5,39 (20-38) olarak bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,732). Gebelerde YKP'daki VY sırasıyla parafoveada %55,59±2,99, perifoveada %53,44±2,69, tüm alanda %52,80±2,60 olarak bulunurken, kontrol grubunda parafovea %54,96±3,63, perifovea %52,59±3,46, tüm alanda ise %52,03±3,31 olarak bulundu. YKP'daki VY hiçbir bölgede istatistik olarak anlamlı değildi (p>0,05). DKP'daki VY parafoveada; gebelerde %60,36±4,36, kontrol grubunda %58,66±4,19, perifoveada; gebelerde %59,18±6,50, kontrol grubunda %58,15±5,60, tüm alanda; gebelerde %57,73±6,12, kontrol grubunda %56,54±5,44 olarak saptandı. DKP'daki VY sadece parafovea bölgesinde istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p=0,015). FAZ alanı gebelerde 0,33±0,10 mm2 iken, kontrol grubunda 0,28±0,10 mm2, FAZ çevresi gebelerde 2,29±0,37 mm iken, kontrol grubunda 2,14±0,45 mm, Foveal Dansite, gebelerde %53,52±3,32 iken, kontrol grubunda %51,08±3,58 olarak tespit edildi. FAZ alanı ve Foveal Dansite gebelerde istatistik olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı, gebelerde 358,13±84,89 µm, kontrol grubunda 335,98±77,12 µm olarak bulundu. Koroid kalınlığı subfoveal bölgede gebelerde daha yüksekti, fakat aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Gebelik sırasında meydana gelen fizyolojik değişiklikler, retinal vasküler yapılarda değişiklik yapmış olabilir. Gebelerde DKP'da parafovea bölgesindeki VY ve FAZ alanı ve Foveal dansite, gebelerde istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
Normal bireylerde optik koherenstomografi anjiografi ile kapiller damar akım yoğunluğunun diürnal varyasyonu vetekrarlanabilirliğinin ölçülmesi
Amaç: Optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) cihazı ile alınan retinal vasküler yoğunluk ve foveal avasküler zon (FAZ) ölçümlerinin tekrarlanabilirliğinin ve diürnal ritimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 41 sağlıklı bireye RTVue XR Avanti OKT AngioVue yazılımlı cihaz ile sabah saatlerinde ortalama 10 dk ara ile 2 ölçüm ve aynı günün sonunda akşam saatlerinde tek ölçüm yapıldı. Yapılan ölçümlerde FAZ alanı, FAZ çevresi, foveal dansite (FD); yüzeyel (YKP) ve derin kapiller pleksustaki (DKP) tüm alan, foveal, parafoveal ve perifoveal vasküler yoğunluklar (VY); foveal, parafoveal ve perifoveal makular kalınlık (MK) verileri tekrarlanabilirlik katsayısı (TK), Bland-Altman grafiği ve sınıf içi korelasyon (ICC) katsayısı ile değerlendirildi. Bulgular: OKTA cihazının FAZ alanı, FAZ çevresi,FD, YKP ve DKP'de foveal VY, foveal, parafoveal ve perifoveal MK ölçümlerinde tekrarlanabilirliği çok yüksektir (ICC değerleri 0,82 ile 0,99 arasındadır.). Bu verilerin TK'leri sırası ile %5,4; %4,3; %8,85; %19,19; %12,62; %1,44; %1,17 ve %1,6'dır. YKP ve DKP'deki tüm alan VY ölçümlerinde ise ICC'ler sırası ile 0,72 ve 0,4 bulunmuş olup TK değerleri sırası ile %7,5 ve %15,98'dir. Diürnal ritim varlığının araştırılmasında ise benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: OKTA yeni bir cihaz olup FAZ ölçümleri, MK ölçümleri, YKP ve DKP'deki foveal VY ölçümlerinde tekrarlanabilirliği yüksek bir cihazdır. Retinal VY, FAZ ve MK ölçümlerinde diürnal ritim izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, diürnal ritim, tekrarlanabilirlik, vasküler yoğunluk, makular kalınlık
Trabekülektomi sonrası peripapiller ve makuler damar yoğunluğu değişikliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, açık açılı glokom hastalarında trabekülektomi ile göz içi basıncını (GİB) düşürmenin, foveal avasküler zon (FAZ) ile peripapiller ve maküler damar yoğunluğu (VD) üzerine etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza primer açık açılı glokom (PAAG) ve psödoeksfolyatif glokom (PEG) tanıları ile takipli, trabekületomi yapılan 20 hastanın, 20 gözü dahil edildi. Hastaların, preoperatif ve postoperatif 1.,3. ve 6. aylardaki kontrollerinde AngioVue (Optovue Inc, Fremont, CA) OKTA cihazı ile optik disk radyal peripapiller kapiller pleksus (RPKP), makula yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) VD değerleri ile FAZ alanı (FAZ-A), FAZ çevresi (FAZ-Ç) ve foveal dansite (FD) ölçümleri alındı. Alınan görüntülerde peripapiller, makuler vasküler dansiteler ve FAZ ölçümleri incelendi. Preoperatif ve postoperatif dönemdeki parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. p değerinin 0,05'den küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastalarımızın yaş ortalaması 63,8 (53-72); 12'si (%60) PAAG, 8'i (%40) EG tanılı idi. Ortalama GİB değerleri preoperatif 22,38±2,36 mmHg; postoperatif altıncı ayda 14,94±2,38 mmHg olarak ölçüldü (p <0,001). OKTA optik disk, makula YKP VD değerlerinde altıncı ay sonunda anlamlı değişiklik izlenmedi. Makula DKP parametrelerinde ise; tüm imaj makuler VD (TİM-VD), foveal VD (F-VD), parafoveal VD (PAF-VD) ve perifoveal VD (PEF-VD) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış izlendi (p=0,003; p=0,026; p=0,006; p=0,004). FAZ-A ve FAZ-Ç'de istatistiksel olarak anlamlı bir azalma; FD'de ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış izlendi (p=0,026; p= 0,049; p=0,005). Sonuç: Çalışmamızda, trabekülektomi ile GİB düşürmenin peripapiller bölge ve makuler YKP mikrosirkülasyonunu etkilemediği görülmüştür. Makuler bölge DKP parametrelerinde ise anlamlı bir artış izlenmiştir. Postoperatif dönemde FAZ bölgesinde özellikle birinci ayda belirginleşen anlamlı bir azalma izlenmiş, bunun DKP vakülarizasyonundaki artış ile ilişkili olabileceği sonucuna varılmıştır. OKTA'nın, özellikle FAZ ve makuler DKP ölçümleri ile glokom cerrahisi sonrası takiplerde potansiyel bir yöntem olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, glokom, trabekülektomi, vasküler dansite.
Optik nöropatilerde peripapiller ve maküler damar yoğunluğunun optik koherens tomografi anjiografi ile analizi
Amaç: Optik nöropatili hastalarda peripapiller ve maküler damar yoğunluğu değerlerinin OKTA ile analizini yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Optik nöropati tanısı alan 31 hastanın 62 gözü değerlendirmeye alındı. Görüntü kalitesi sinyal gücü 5/10 ve üzerinde olan 25 hastanın 46 gözü çalışmaya dahil edildi. Maküla OKTA ölçümlerinden yüzeyel ve derin kapiller ağ tabakası ayrı ayrı incelendi. Tüm imaj maküler damar yoğunluğu (TİM-DY), foveal damar yoğunluğu (F-DY), parafoveal damar yoğunluğu (PAF-DY), perifoveal damar yoğunluğu (PER-DY) ölçümleri değerlendirildi. OKTA ile optik disk ölçümlerinde tüm imaj peripapiller damar yoğunluğu (Tİ-PPDY), peripapiller damar yoğunluğu (PP-DY), alt yarı PPDY, (AY-PPDY), üst yarı PPDY (ÜY-PPDY), nazal PPDY (N-PPDY), temporal PPDY (T-PPDY), süperior PPDY (S-PPDY), inferior PPDY (İ-PPDY) olmak üzere yoğunluk ölçümleri ve intradisk damar yoğunluğu (İD-DY) değerleri analiz edildi. Bulgular: Hastaların sağlıklı ve hasta gözleri arasında; yaş ve sferik ekivalan değerleri açısından anlamlı farklılık saptanmazken (sırasıyla p:0,959; p:0,971), EİDGK hasta gözlerde anlamlı düşük olarak saptandı (p:0,004). İD-DY değeri haricinde bakılan tüm optik disk damar yoğunluğu değerleri hasta göz ile sağlıklı göz arasında anlamlı farklılık göstermekteydi ve hasta gözde düşük olarak saptandı. YKA tabakasına ait TİM-DY ve PER-DY değerleri istatistiksel olarak anlamlı azalma mevcuttu (sırasıyla p:0,020; p:0,022). DKA tabakasına ait TİM-DY değerlerinde anlamlı azalma mevcut iken (p:0,035), F-DY, PAF-DY ve PER-DY değerleri anlamlı farklılık göstermemekteydi (sırasıyla p:0,783; p:0,109, p:0,059). Sonuç: OKTA, optik nöropati tanılı gözde sağlıklı göze oranla optik disk radial peripapiller kapiller ağda ve maküler vasküler ağdaki damar yoğunluğunun azaldığını kantitatif olarak ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Optik koherens tomografi anjiografi, optik nöropati, nonarteritik anterior iskemik optik nöropati, damar yoğunluğu
Koroner anjiografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Bu araştırma koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı günlük hasta servisinde yapılmıştır. Bu çalışma 20 müdahale ve 20 kontrol olmak üzere toplam 40 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmada etik kurul onayı, kurum izni ve çalışmaya katılan hastalardan sözlü ve yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur alınmıştır. Veriler hasta tanıtım formu, yaşam bulguları formu, Durumluluk (DAÖ) ve Süreklilik Anksiyete Ölçeği (SAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesindeki kare, Levene, Shapiro Wilk normallik testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki hastalara anjiyografiye gitmeden önce her iki ele toplamda 10 dakika el masajı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin bakımları dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Çalışmada el masajı uygulaması öncesinde müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanının 46.75±9.25, kontrol grubundaki hastaların ise 43.65±7.55 olduğu, uygulama sonrasında müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanlarının 35.90±5.82, kontrol grubundaki hastaların ise 47.10±6.88 olduğu belirlenmiş olup iki grup arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Müdahale grubundaki hastalarda el masajı uygulaması sonrası sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, nabız ve solunum sayısında azalma olduğu, kontrol grubundaki hastalarda ise anlamlı şekilde yükseldiği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam bulgularında düşmeye neden olduğu saptanmış olup hemşirelerin anksiyete ve yaşam bulguları yüksek olan hastalara el masajı uygulaması yapmaları önerilmiştir. Anahtar sözcükler: Anksiyete, El masajı, Hemşirelik, Koroner anjiografi, Yaşam Bulguları
Diyabetik retinopati olgularında optik koherens tomografi anjiyografi parametreleri ile görme keskinliği arasındaki korelasyonun analizi
Diyabetik Retinopati Olgularında Optik Koherens Tomografi Anjiyografi Parametreleri İle Görme Keskinliği Arasındaki Korelasyonun Analizi Amaç: Diyabetik retinopati (DR) olgularında optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) parametreleri ile en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya tedavi naif makula ödemi olmayan 75 DR olgusu dahil edildi. Tüm katılımcılara tam oftalmolojik muayene ve OKTA görüntülemesi yapıldı. Olgular Uluslararası Diyabetik Retinopati Şiddeti Ölçeği kriterlerine göre nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) olarak sınıflandırıldı. Gruplar foveal avasküler zon (FAZ) metrikleri, süperfisyal kapiller pleksus vasküler dansite (%) (SKP-VD) (tüm alan, fovea, parafovea ve perifovea alanlarında), derin kapiller pleksus vasküler dansite (%) (DKP-VD) (tüm alan, fovea, parafovea ve perifovea alanlarında), santral makuler kalınlık (SMK), subfoveal koroid kalınlığı (SFKK) parametreleri açısından karşılaştırıldı. Foveal dansite-300 (FD-300), FAZ'ı çevreleyen 300 mikron genişlikteki halkanın vasküler dansitesi olarak tanımlandı. EİDGK ve OKTA parametreleri arasındaki korelasyonlar analiz edildi. Bulgular: 40 NPDR, 35 PDR olgusu analiz edildi. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, göz içi basıncı, sferik ekivalan, diyabet süresi açısından anlamlı fark izlenmedi. (p>0,05 bütün değerler için) OKTA vasküler dansite parametreleri PDR grubunda NPDR'ye göre daha düşük düzeyde idi fakat anlamlı seviyeye ulaşmadı. (p>0,05 bütün değerler için) Gruplar FAZ alanı, çevresi ve FD-300 açısından benzerdi (p>0,05 bütün değerler için), EİDGK ile FD-300 arasında anlamlı korelasyon saptanırken (p=0,020), diğer OKTA parametreleri ile EİDGK arasında korelasyon saptanmadı. (p>0,05 bütün değerler için) Sonuç: OKTA, makula ödemi olmayan DR olgularında görsel prognozun öngörülmesinde rol oynayabilir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiyografi, diyabetik retinopati, vasküler dansite, foveal dansite-300, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği
Koroner anjiyografi geçiren hastalarda immobilizasyon konforu, hematom ve ağrıyı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Araştırma; Koroner Anjiyografi Geçiren Hastaların immobilizasyon konforu, hematom ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı-kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 10.12.2020-15.01.2021 tarihleri arasında koroner anjiyografi işlemi uygulanmış 202 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından literatür taraması ile oluşturulan sosyodemografik özellikler içeren "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "VAS (Vizüel Analog Skala)" ve "İmmobilizasyon Konfor Ölçeği" ile toplandı. Niceliksel değişkenlerin davranışları merkezileştirme ve varyans ölçümleri kullanılarak belirtildi: Ortalama±SS, Fisher Exact (örneklem sayısının düşük olduğu durumlarda) ve Ki-kare testi, kategorik değişkenler arasındaki oranlar veya ilişkiler arasındaki farkları belirlemek için kullanıldı. Grup ortalamalarının davranış farklılıklarını göstermek için; normallik ve eş dağılımlık varsayımlarının karşılandığı durumlarda Student t-test, karşılanmadığı durumlarda ise Mann-Whitney U Test, üç veya daha fazla grubun karşılaştırıldığı durumlarda normal dağılıma uyan verilerde One way Anova Test, Uymayan durumlarda ise Kuruskal Wallis test kullanıldı. Herhangi iki sayısal değişkenin birbiri arasındaki korelasyonu hesaplamada, veriler normal dağılıma sahip olmadığı için parametrik olmayan Spearman's Rank Correlation testi kullanıldı. Tüm olgular için istatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak belirlendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS 22.00 paket programı ile sağlandı. Araştırmaya katılan hastaların, %63.9'u erkek, %89.1'i evli ve %85'i ilkokul mezunu ve yaş ortalaması 62.39±11.96'dır. İmmobilizasyon Konfor Ölçeği ile bireylerin konfor durumları ölçülmektedir. Araştırmada hastaların Konfor Ölçeği'nden toplam en düşük 60, en yüksek 114 puan aldığı ve toplam puan ortalamalarının 93,08±12.26 olduğu saptandı. Yapılan bu çalışmada uygulanan ölçek ve bulgular sonucunda, koroner anjiyografi geçirmiş hastalarda ponksiyon bölge seçimi ağrı ve konforu etkilediği fakat kanama ve hematomu etkilemediği, koroner anjiyografide kullanılan kateter numarasının ve koroner anjiyografi geçiren hastalarda kum torbasının kalma süresinin kanama ve hematomu etkilemediği, konforu ise etkilediği ortaya çıkmıştır.
Lazer tedavisi planlanmış diyabetik retinopati hastalarının lazer öncesi ve sonrası optik koherens tomografi anjiografi ile maküla ve optik disk vasküler parametrelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çok şiddetli nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) olgularında panretinal fotokoagülasyonun (PRP), optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) ile maküla ve optik disk vasküler parametreleri üzerine etkisini incelemek. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya çok şiddetli NPDR ve PDR tanısı konan, başvuru öncesi herhangi bir tedavi uygulanmamış, diyabetik maküler ödem tedavisi için anti-VEGF enjeksiyonunu veya fokal/micropulse lazer tedavisini kabul etmemiş, 56 hastanın 56 gözü dahil edildi. Hastalara 2 seansta, çoklu taramalı PRP uygulandı ve her hasta için toplam lazer ablasyon alanı (LAA) hesaplandı. Lazer işlemi öncesi 30 dk. içinde, lazer sonrası 30. dk. ve birinci ay kontrolünde OKTA çekimleri yapıldı ve santral maküla kalınlığı (SMK), subfoveal koroid kalınlığı (SFKK), foveal avasküler zon (FAZ) metrikleri, yüzeyel kapiller pleksus (YKP), derin kapiller pleksus (DKP) ve radial peripapiller kapiller pleksus (RPKP) için vasküler dansite (VD) değerleri değerlendirildi. Bulgular: 27 gözde ağır NPDR, 29 gözde PDR tespit edildi. PRP sonrası birinci ayda SMK değerlerinde anlamlı artış görülürken SFKK ve en iyi düzeltilmiş görme keskinliği değişmedi. YKP-VD tüm alan, superior yarı, inferior yarı, parafovea ve perifovea PRP sonrası 30. dk. ve birinci ayda anlamlı olarak düşük bulundu. DKP-VD değerleri tüm bölgelerde PRP sonrası 30. dk. değerleri anlamlı olarak düşük bulunurken, birinci ay kontrolünde bazal ölçüme göre anlamlı fark görülmedi. FAZ alanı ve FAZ çevresinde PRP öncesine göre anlamlı fark bulunmazken, foveal dansite-300 (FD-300) değerinde PRP sonrası ölçümleri bazal değerlere göre düşük bulundu. RPKP-VD disk içi değerlerinde PRP sonrası 30. dk.'da, RPKP-VD peripapiller değerlerinde ise PRP sonrası birinci ayda anlamlı azalma bulundu. LAA ile SMK, SFKK, OKTA maküla ve optik disk parametrelerindeki değişimler arasında ilişki görülmedi. Sonuç: PRP'nin retina ve optik disk mikrovasküler yapılarına olan etkisi OKTA ile tespit edilebilir.
Palmar ark varyasyonlarının manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi
PALMAR ARK VARYASYONLARININ MR İLE DEĞERLENDİRİLMESİAmaç:Eli derin ve yüzeyel palmar ark besler. Bu iki ark bazı kompansatuar varyasyonlar ile dolaşım dengesini sağlar. Elin vasküler anatomisinin bilinmesi konjenital anomalilerin rekonstrüksiyonunda, posttravmatik lezyonlarda ve radyal arterin arteriyel by-pass için donör olarak kullanılmasında önem kazanır.Bu çalışmanın amacı kontrastlı 3D TRICKS MRA tekniği ile palmar ark varyasyonlarının gösterilmesi ve sıklıklarının belirlenmesidir.Gereç ve yöntem:Çalışmamızda 2010 Ocak ve 2012 Temmuz tarihleri arasında değişik ön tanılarla el TRICKS MRA yöntemi kullanılmış 30 hastanın elde olunan görüntüleri palmar ark varyasyonlarının değerlendirilmesi için retrospektif olarak kullanılmıştır.Tüm hastalara GE Signa HDxt 1.5 Tesla MRG cihazı ile ön kolun proksimali de görüntülere dahil olacak şekilde koronal STIR, koronal T1A FSE ve 3D Dinamik TRICKS sekanslarını içerecek şekilde el TRICKS MRA tetkiki yapılmıştır.Bulgular:Değişik ön tanılar ile elde olunan 30 hastanın el TRICKS MRA` sı derin ve yüzeyel palmar ark varyasyonları açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olgularımızın % 73,3' ünde Tip 1, % 23,3' ünde Tip 2, %3,3' ünde Tip 3, yüzeyel palmar ark varyasyonu, olgularımızın %93,3' ünde Tip 1, %6,6' sınde Tip 4 derin palmar ark varyasyonu tespit edilirken hasta popülasyonumuzda Tip 2 ve Tip 3 derin palmar ark varyasyonuna rastlanmamıştır.Sonuç:3D TRICKS MRA yönteminin elin vasküler varyasyonlarının tanımlanmasında pratik ve ideal bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler:MR ANJİOGRAFİ, TRICKS, PALMAR ARK VARYASYONLARI