Ankara
Bu konu başlığı altında 423 tez
The formal participation of Syrians to the employment in Ankara and attitudes of local people toward Syrians – An experimental design
Despite a significant Syrian population in Turkey, the proportion of Syrians with work permits is low. Promoting their legal employment is necessary for economic benefits, prevention of radicalization, and their right to work. However, given negative attitudes toward Syrian refugees in Turkey, it's crucial to examine how formal employment affects these attitudes. The study employed Contact Theory and Realistic Group Conflict Theory (RGCT) to examine the impact of formal employment of Syrians on attitudes toward them, considering workplace contact and workplace competition. An experimental survey with eight vignettes, varying across three variables with two levels each, was administered to 240 local workers in Ankara's industrial areas. The study found that formal employment is linked to positive attitudes (lower social distance) and lower threat perception, consistent with Contact Theory, while workplace competition is linked to negative attitudes (higher negative emotions) and higher threat perception, consistent with RGCT. However, no significant results were found for hypothesized workplace contact and interactions of manipulations. Also, threat perception was found as a partial mediator in the association between competition and attitudes, and as a full mediator between formal employment and attitudes.
Ankara ili tarım işletmelerinde kullanılan bitki koruma makinelerinin teknik özellikleri ve uygulama sorunlarının saptanması
Bu araştırmada, Ankara ilinde faaliyet gösteren tarım işletmelerinde kullanılan ilaçlama makinelerinin teknik özellikleri ve uygulama sorunlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Ankara ilinde 19 ilçede 381 tarım işletmesi ile anket yapılarak veriler elde edilmiştir. İşletmelerin gruplara ayrılarak incelenmesinin daha doğru olacağına karar verilmiş olup, grupların belirlenmesi amacıyla kümeleme analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda 1. grup işletmeler (149 işletme) ve 2. grup işletmeler (232 işletme) olmak üzere iki grup oluşmuştur. Araştırmada tanımlayıcı istatistikler ve gruplar arasındaki farkların belirlenmesinde ki kare analizi ve t testi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, ortalama arazi büyüklüğü 1. gruptaki işletmelerde 21,75 ha, 2. gruptaki işletmelerde 15,67 ha olarak bulunmuştur. İşletmelerdeki pülverizatör/işletme sayısı ortalama 1. gruptaki işletmelerde 1,06 adet, 2. gruptaki işletmelerde 1,02 adet, pülverizatör/traktör sayısı ise ortalama 1. gruptaki işletmelerde 0,77 adet, 2. gruptaki işletmelerde 0,90 adet olarak belirlenmiştir. İşletmelerin büyük çoğunluğunda (%83,73) bir traktör mevcut olup, traktörlerin çoğunlukla 10 yaş altı olduğu belirlenmiştir. İşletmeler ortalamasına göre pülverizatörlerin %90,36'sı tarla, %6,60'ı bahçe ve %3,04'ü sırt pülverizatörlerinden oluşmakta olup, tüm pülverizatör tiplerinin büyük çoğunluğunun 10 yaş altı olduğu belirlenmiştir. İşletme yöneticilerinin ilaçlama makinesi seçiminde en fazla dikkate aldıkları kriterin mevcut traktör özellikleri olduğu, ilaçlama esnasında sürüklenmeyi azaltmak için çoğunlukla püskürtme yüksekliğini azalttıkları ve basıncı düşürdükleri görülmüştür. Üreticilerin ilaçlama makinelerinde en çok karşılaşılan sorunların başında makine fiyatlarının yüksek olması gelmekte olup, bunu makine parçalarının kaliteli olmaması ve teknik servis ağının yetersiz olması izlemektedir. Üreticilerin, ilaçlama makinelerinde en fazla sorun yaşadıkları aksamın püskürtme memeleri olduğu tespit edilmiştir.
GIS based solar pv power plants site selection: A case study in Ankara
The rapidly increasing population and developing industry worldwide are increasing the demand for energy every day. The fact that non-renewable energy sources are both limited and harmful to the environment has made it necessary to meet the increasing energy demand from renewable energy sources. The increasing global warming due to the use of fossil fuels may make the world an uninhabitable place. Recently, rising concerns in this direction have led governments to turn to renewable energy policies. Turkey is also a country dependent on foreign energy sources, which not only increases the cost of energy production but also jeopardizes energy supply security. However, Turkey is rich in renewable energy resources due to its advantageous geographical location and favorable climate conditions. Especially, the solar energy potential is quite high. Considering these favorable conditions, investments in solar energy will not only reduce the existing foreign dependency but also minimize environmental damage. However, investments in solar energy bring along a series of economic, legal, and environmental conditions. It is crucial to accurately evaluate these conditions before investment and to determine suitable criteria by analyzing the areas where Solar Power Plants (SPP) will be established. Although the Solar Energy Potential Atlas of Turkey shows the areas that can benefit the most from solar radiation, this criterion alone is not sufficient for an SPP. Evaluating the suitability of the criteria for the area where the SPP will be established and assessing the area from all aspects will maximize the efficiency obtained from the SPP. In this study, it is aimed to determine the suitable and unsuitable areas for establishing SPPs within the province of Ankara by using Geographic Information Systems (GIS). The selection of Ankara province as the study area was influenced by its status as the second-largest city in Turkey in terms of population and its high energy demand due to its current production and consumption capacity. Criteria for the selection of the most economically, environmentally, and efficiently suitable locations for establishing SPPs were determined through literature review and expert opinions. The weighting of the determined criteria was done using the Analytic Hierarchy Process (AHP), one of the Multi-Criteria Decision Making (MCDM) methods, with the help of a survey requiring expert opinions. Subsequently, a suitability map showing the suitable areas for SPP site selection in the region was obtained using GIS. According to the analysis of the suitability map for the entire province of Ankara, the results were evaluated as 4.4% not suitable, 15% unsuitable, 36.6% moderately suitable, 42% highly suitable, and 2% very highly suitable. Using the suitability map, 103 SPPs, which were previously identified and digitized using Google Earth, were analyzed and evaluated as 9 very highly suitable, 60 suitable, 33 moderately suitable, and 1 unsuitable.
Ankara ili Apioninae Schönherr, 1823 (Coleoptera:Brentidae) altfamilyası üzerine sistematik çalışmalar
Bu çalışmada Ankara ili Apioninae (Coleoptera: Brentidae) altfamilyasına ait türler incelenmiştir. Tez materyalini arazi çalışmalarında toplanan ve koleksiyonda bulunan örnekler oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında 15 tür tespit edilmiştir. Bu türlerin erkek birey bulunan 11'nin erkek genital organ ve dişi birey bulunan 13'ünün spermateka yapıları çizilmiş ve betimlenmiştir. Bu türlerden Protapion nigritarse, Protapion ononidis, Protapion varipes'in erkek genital organ yapıları bu çalışmada ilk defa çizilerek tanımlanmıştır. Apion frumentarium, Alocentron curvirostre, Ceratapion gibbirostre, Ceratapion onopordi, Ompalapion laevigatum, Diplapion detritum, Malvapion malvae, Protapion apricans, Protapion nigritarse, Protapion ononidis, Protapion trifolii, Protapion varipes, Rhopalapion longirostre, Stenopterapion tenue, Ischnopterapion loti türlerinin de spermateka yapısı da bu çalışma ile ilk defa çizilerek tanımlanmıştır.. Bu türlerden Ceratapion gibbirostre, Ompalapion laevigatum, Protapion nigritarse, Ischnopterapion loti'nin ilk defa ̇İç Anadoludan Apion frumentarium, Alocentron curvirostre, Ceratapion gibbirostre, Ceratapion onopordi, Ompalapion laevigatum, Diplapion detrium, Malvapion malvae, Protapion nigritarse, Protapion ononidis, Stenopterapion tenue, Ischnopterapion loti'nin ilk defa Ankara'dan bildirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda türler taksonomik ve sistematik olarak degerlendirilmiş, cins ve tür anahtarları Türkiye'deki türler göz önüne ̆ alınarak yeniden düzenlenmiştir. Türlerin Türkiye ve Palearktik yayılışları verilmiştir.
Ankara ili birinci basamak sağlık kuruluşlarında göçmen çocuklara sağlık hizmeti sunumunda karşılaşılan engellerin belirlenmesi
Özyürek D, Ankara İli Birinci Basamak Sağlık Kuruluşlarında Göçmen Çocuklara Sağlık Hizmeti Sunumunda Karşılaşılan Engellerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2022. Göç bireysel yaşam özellikleri, sosyal ve toplumsal etkiler, yaşam ve çalışma şartları, sosyoekonomik, kültürel ve çevresel koşullar yoluyla sağlık üzerinde doğrudan etkilidir. Çocuklar, göçten etkilenen örselenebilir gruplar arasındadır. Bu araştırmada Ankara'da altı ilçede yer alan aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile sağlığı hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının göçmen çocukların sağlık durumu ve sağlık hizmetine erişiminde yaşanan kolaylıklar ve engeller hakkındaki görüşlerini öğrenmek; kültürel yeterlilik ve hizmet sunumunda karşılaştıkları zorlukla ilgili öz değerlendirmesiyle ilişkili faktörlerin tanımlanması amaçlanmıştır. Ankara ili Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle ve Sincan ilçelerinde 224 aile sağlığı merkezlerine ulaşılmış, 224 aile hekimi ve 250 aile sağlığı çalışanı araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 42,6 ± 9,2 (ss), ortanca yaş değeri 42 olup yaş aralığı 23 ile 75 arasındadır ve %76,3'ü kadındır. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin %23,5'i (n=52) uzmanlık eğitimi almıştır. Katılımcıların %53,9'u (n=255) yabancı dil bilmekte ve %7,0'ı (n=33) yurt dışında bir aydan fazla bulunmuştur. Katılımcıların %92,4'ü mezuniyet sonrası dönemde göçmen sağlığı ile ilgili teorik ders almadığını belirtmiştir; ancak %17,4'ünün (n=83) bu birimde çalışmadan önce göçmen sağlığı hizmeti deneyimi vardır. Sık telefon ve adres değişikliğinin göçmen çocuklara ulaşma zorluğu, katılımcıların %75'i tarafından önemli bir sorun olarak tanımlanmıştır. Katılımcıların %57,8'i gebelik izleminde ve %55,9'u emzirme eğitiminde zorluk yaşadığını belirtmiştir. Çocukluk çağı taramalarında katılımcıların %59,3'ü zorluk yaşadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin kültürel yeterlilik ölçeği puanları ortalaması 59,4±15,9 (ss), ortanca değer 60,0, puanlar 20,0 ile 100,0 arasındayken; aile sağlığı çalışanlarının kültürel yeterlilik ölçeği puanları ortalaması 62,67±15,7 (ss), ortanca değer 63,0, puanlar 20,0 ile 100,0 arasındadır. Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kültürel yeterlilik ölçeği puanı ortalamaları birbiriyle benzerdir. Yabancı dil bilme ve mezuniyet öncesi dönemde göçmen sağlığı dersi alma diğer katılımcılara göre daha yüksek kültürel yeterlilik ölçeği puanına sahip olma ile ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Göçmen hastalara hizmet vermede düşük seviyede zorluk yaşadığını belirten katılımcıların kültürel yeterlilik ölçeği puanı, yüksek düzeyde yetersizlik yaşayanlara göre 1,083 kat (GA 1,051-1,115) (p<0,001); göçmen hastalara hizmet vermede orta seviyede zorluk yaşadığını belirten katılımcıların ise 1,049 kat (GA 1,030-1,069) daha yüksektir (p<0,001). Göçmen hastalara hizmet sunumunda sağlık profesyonelleri, göçmen bireyler ve sağlık sistemi düzeyinde sağlık hizmet sunum sürecinde yaşanılan engelleri azaltan, olumlu iletişimi arttıran ve farklı kültürlere yanıt veren sağlık hizmet sunumunu destekleyen müdahalelerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: göçmen, çocuk sağlığı, sağlık hizmeti sunumu; Ankara, aile sağlığı merkezi, aile hekimi, aile sağlığı çalışanı, kültürel yeterlilik, sağlık hizmet sunumunda engeller
1945-1960 yılları arasında İstanbul ve Ankara'da cemiyet hayatı
İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda Türkiye'deki cemiyet hayatında önemli değişikliklerin yaşandığına tanıklık edilmiştir. Savaştan önce Türkiye'de gazete ve dergiler Hollywood yıldızları ve Avrupa sosyetesinin hayatlarını anlatan yazılara yer vermekteydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gazete ve dergilerde Türk cemiyet hayatına dair haberlere de yer verilmeye başlandı. Türk cemiyet hayatına yer veren yayınlar 1950 yılından sonra yaygınlık kazandı. İncelenen kaynaklarda ise cemiyet haberlerinin İstanbul ve Ankara özelinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu yüzden çalışma İstanbul ve Ankara cemiyet hayatı üzerinde durmaktadır. Çalışma kapsamında İstanbul ve Ankara'da sosyetenin kimlerden oluştuğu ve sosyeteye nasıl dâhil olunduğu ele alınmaktadır. Buna ilave olarak sosyetenin nasıl bir yaşam tarzına sahip oldukları gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu yaşantının özel ve kamusal alandaki yansımaları sosyetenin gerçekleştirdikleri etkinlikler üzerinden gösterilmiştir. Tezde ayrıca yüksek sosyetede moda belirleyicilerinin kimler olduğu ve modayı nasıl yönlendirdikleri de ele alınan konular arasındadır. Çalışma kapsamında son olarak Türk sosyetesinde yer alan gayrimüslim halkın 1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ve 1955 yılında 6-7 Eylül Olaylarında yaşanan gelişmelerden nasıl etkilendikleri üzerinde durulmaktadır.
Balkan göç folkloru: Ankara ili örneği
Göç; ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye bir yerleşim yerinden başka bir yere yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhacerettir. Türkler, tarihsel süreç içinde birçok bölgeye yerleşmiş ve birçok bölgeden göçler gerçekleştirmiştir. Türkler, göç ettikleri bölgelerde yerleşim yerleri inşa etmiş, yeni kültürel merkezler meydana getirmiştir. Göç sürecinde toplumlar, sahip oldukları kültürü muhafaza ederken göç ettiği yeni yerleşim yerinde de entegrasyon sürecinde yerleşilen bölgedeki kültürleri de benimseme eğilimi gösterirler. Geçmişten günümüze Türk-İslâm kültürünün mevcudiyet gösterdiği coğrafyalardan biri de Balkan yarımadasıdır. Balkan yarımadasında Türkler; Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Yunanistan, Batı Trakya, Arnavutluk gibi ülkelerde yaşamaktadır. Türklerin Balkan yarımadasındaki varlığı üç dönemde incelenmektedir. Bunlar; Osmanlı Devleti Öncesi Türk Varlığı, Osmanlı Devleti Dönemi Türk Varlığı, Osmanlı Devleti Sonrası Türk Varlığı'dır. Balkanlarda Türk varlığı 93 Harbi (1877-1878) ile tedricen azaltılmaya başlamıştır. Tarihsel süreç içinde farklı dönemlerde (1912, 1915, 1923, 1950-60, 1989) Türkler göç etmiş veya göçe zorlanmıştır. Balkan yarımadasında Osmanlı Devleti döneminde Anadolu topraklarına başlayan göçler, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam etmiştir. Balkanlardan Anadolu'ya göç edilen şehirler arasında başta Edirne, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Balıkesir, Çanakkale gibi şehirler gelmektedir. Çalışmamızda Balkan yarımadasından Ankara'ya yapılan Türk ve Türk kültürü dairesinde yer alan Müslümanların göçleri incelenecektir. Bu bağlamda, Balkan Göç Folkloru:Ankara İli Örneği adlı doktora tez çalışması, Ankara'ya 1923 yılından itibaren Balkan ülkelerinden (Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Romanya, Arnavutluk) göç eden kişilerin folklorunu konu almaktadır. Göç olgusunun bir sonucu olarak kültürler de göç etmektedir. Toplumlar, göç sürecinde folklor/sözlü tarihlerini de beraberlerinde göç ettirirler. Göç hadisesi sonucunda ortaya çıkan veya taşınan folklora "göç folkloru" adı verilir. Göç folkloru kavramının kapsamı ise araştırmamıza konu olan kaynak kişilerin göçmen folklorunda yer alan göç hikâyeleri, yerleştikleri ve yaşadıkları yerlerin fiziki ve tarihi çevresi, beşeri durumu ve ekonomik yapısı, sosyal yapısı, töre ve töre düzenleri, inanç yapıları, mimarileri, el sanatları, beslenme ve temizlenme özellikleri, giyim-kuşam-süslenme özellikleri, törenleri (doğum, ölüm, evlenme, sünnet, askerlik vs.), hekimlik, halk dansları, halk müziği, geleneksel spor ve eğlenceleri, sözlü edebiyatları (ağız özellikleri, lâkaplar, atasözü ve deyim, bilmece, tekerleme, alkış ve kargış, mâni, türkü, destan, ağıt, efsane, menkabe, memorat) içermektedir. Bu çalışma bir alan araştırmasıdır. Folklor/Halkbilimi Kaynak kişilerden elde edilecek olan bilgiler Türk halkbilimi araştırma yöntemlerinden görüşme(mülâkat), gözlem(müşâhede) yöntemiyle Kovid-19 kurallarına uygun olarak yüz yüze veya dijital ortamda gerçekleştirilecektir. Bu yöntemlerin mümkün olmadığı durumda kullanılmak üzere Türk halkbilimi kadrolarının esas alındığı anket soruları kullanılacaktır. Bu çalışmada, göç folkloru kavramının kuramsal çerçevesi çizilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda sosyoloji disiplininde kullanılan Göç Kuramlarından uygun olanları bu çalışmada kullanılacaktır. Göç folkloru kapsamında; göç, göçmen, mülteci, mübadil, muhacir, kültürel entegrasyon, göç türleri, kimlik vb. kavramlar açıklanacaktır. Bu çalışmada kaynak kişiler ayrı yaş ve cinsiyet gruplarından seçilecek olup elde edilen kültürel veriler kuşaklar arasılık bağlamında değerlendirilecektir. Bu tezin amacı, Balkan yarımadasından Ankara'ya göç eden/yerleşen/yaşayan Türk ve Müslümanların folklorunu/halkbilimi unsurlarını derleyip kayıt altına almak ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirerek arşivlenmesini ağlamaktır.
Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıkları
Bireysel bir yaşam davranışı ve eylemi olan okuma toplumsallaşmanın, bir başka deyişle, toplumsal hayata katılmanın aracıdır. Okumaya ilişkin algı, tutum, duygu, düşünce, alışkanlık ve davranışlarımız okuma kültürünü oluşturur. Kültür değişen bir olgu olduğu için okuma kültürü de tarihsel ve toplumsal koşullara bağlı olarak değişmektedir. Dijital okuma, okuma kültüründe özellikle teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni bir okuma türüdür. Okuma kültürünün bir parçası olarak değerlendirebileceğimiz dijital okumanın teknoloji kullanımına daha yatkın olduğu bilinen çocuklar ve gençler arasında hızla yaygınlaşmakta olduğu söylenebilir. Bu nedenle dijital okumanın gençler açısından araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı; Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıklarını çeşitli boyutlarıyla irdelemektir. Dijital okuma alışkanlıklarının yanı sıra basılı okuma alışkanlıklarının da ele alındığı araştırmamızda öğrencilerin hangi okuma türünü neden tercih ettikleri, hangi okuma materyallerini ve araçlarını kullandıkları, ne tür okuma içeriklerine yöneldikleri ve bunları nasıl edindikleri, okuma yer ve zaman tercihleri, sahip oldukları dijital kaynakların neler olduğu ve kütüphane kullanım sıklıkları ve amaçları gibi alt konuların ortaya konulması da amaçlanmıştır. Söz konusu irdelemelerin ailelerin sosyoekonomik statüleri ve demografik değişkenler bağlamında yapılması da amaçlar arasındadır. Araştırma problemi; "Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıkları hangi özellikleri göstermektedir?" biçiminde oluşturulmuştur. Bu bağlamda, "Öğrencilerin dijital okuma alışkanlıklarının hangi düzeyde ve nitelikte olduğu, hangi etkenlere bağlı olarak, ne kadar değiştiği" çalışmanın araştırma sorusu olarak düşünülmüştür. Çalışma amacı ve araştırma problemine bağlı olarak da araştırmanın hipotezi de şöyle oluşturulmuştur: "Ankara'daki lise son sınıf öğrencileri dijital okuma yönünde bir eğilime sahip olmakla birlikte, bu okuma türü onlar için öncelikli değildir." Ankara'da bulunan okuldaki toplam 294 lise son sınıf öğrenci örneklemi ile gerçekleştirilen çalışmamızda betimleme yöntemi kullanılmış ve son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıklarını ölçmek için anket tekniğiyle veri toplanmıştır. Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) programı ile yapılan analizler ve ki-kare testleri sonucu elde edilen verilere göre, Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma yönünde belirli ölçüde eğilimleri olmakla birlikte, her iki okuma türünü de birlikte gerçekleştirdikleri ve bunların içinde daha çok basılı kaynak okumayı tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öğrencilerin okuma sıklıkları ve türleri ile anne ve babanın eğitim düzeyi arasında da anlamlı ilişki bulunmuş, eğitim düzeyi yüksek ailelere sahip öğrencilerin basılı ve dijital okuma alışkanlığına daha yüksek oranda sahip oldukları anlaşılmıştır. Çalışma sonunda konuya ilişkin çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler Lise öğrencileri, Okuma alışkanlığı, Dijital okuma alışkanlığı, Okuma kültürü, Sosyoekonomik özellikler, Sosyo-ekonomik etkenler, Ankara.
Zafer gazetesi penceresinden Demokrat Parti dönemi'nde Ankara (1950-1960)
1946'da kurulan Demokrat Parti'nin 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanmasıyla Tek Parti iktidarı sona ermiştir. Siyasi iktidarın değişimi Türkiye'de birçok alanda yaşanacak değişimin de habercisidir. Demokrat Parti'nin dışa dönük ve liberal ekonomi politikası, kırdan kente göç ve kentlerin giderek artan nüfusu Demokrat Parti Dönemi'nin temel belirleyicileridir. İmar ve inşa faaliyetleri ise Demokrat Parti için kullanışlı bir propaganda alanıdır. Ankara, 1950'li yıllarda Demokrat Parti'nin modern şehircilik kurgusunun baş aktörü ve bu yıllarda yurdun diğer şehirlerine yayılacak imar ve inşa hareketlerinin başladığı yer ve bu alanda sürdürdüğü çalışmalarının temsil edildiği şehirdir. Bu çalışmada Ankara'nın Demokrat Parti iktidarı döneminde geçirdiği değişime odaklanılmaktadır. Çalışmanın sınırını 1949'dan 27 Mayıs 1960 darbesine dek Ankara'da Demokrat Parti sözcüsü olarak yayımlanan Zafer gazetesi çizmektedir. Çalışmada Zafer gazetesi, Ankara merkeze alınarak incelenmiştir. Gazetede yer alan Ankara'ya dair haberler, köşe yazıları, siyasilerin demeçleri, radyo konuşmaları ve görseller değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlıkları gazetedeki bu verilerin içeriğine göre belirlenmiş, gazetenin sütunlarında Ankara'ya dair yıllara yayılarak gündemde kalan konular dikkate alınmıştır. Bölümlerin her birinde ilgili konuya dair Zafer'de yer alan tek parti dönemine yönelik eleştirilere de yer verilerek dönemin iktidar ve muhalefet partileri arasında Ankara üzerinden başlayan tartışmalara ayrıca değinilmiştir.
İktidar ve başkent: Değişim ve süreklilik çerçevesinde Ankara'da şehircilik (1946-1960)
"İktidar ve Başkent: Değişim ve Süreklilik Çerçevesinde Ankara'da Şehircilik (1946- 1960)" başlıklı yüksek lisans tez çalışması kapsamında çok partili hayata geçiş ve sonrasında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle Ankara'nın şehircilik bakımından geçirdiği değişim ve sürekliliklerin çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla mukayeseli bir inceleme yürütülmüştür. Çalışma boyunca iktidarların siyasi karakterlerinin başkentlere yansıdığı ve dolaylı olarak da başkentler üzerinden okunabileceği kabul edilmiştir. Ankara başkent ilan edildiği andan itibaren Cumhuriyet rejiminin başarısının simgesel gösterim alanı olarak kurgulanmıştır. Bu kurgu ülkenin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından oluşturulmuş ve yıllarca yine aynı iktidar tarafından şekillendirilmiştir. 1950 yılı itibariyle iktidara gelen Demokrat Parti'nin başkent Ankara'ya yaklaşımı çeşitli açılardan CHP yönetimiyle değişiklik göstermiş ya da süreklilik arz etmiştir. Bu kriterler sorgulanırken kentin ana aksı Atatürk Bulvarı temel alınarak özellikle Ulus ve Kızılay merkezlerine yoğunlaşırmıştır. Ayrıca genel literatür içerisinde 1950 öncesi Ankara'sına dair kapsamlı çalışmalar yer almakla birlikte 1950 sonrasına dair çalışmaların görece yetersizliği giderilmeye çalışılmıştır. Değişim ve süreklilikler incelenirken bir taraftan da Demokrat Parti iktidarının Ankara özelinde şehircilik faaliyetlerinin neler olduğunu ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Ankara, Başkent, Ulus, Kızılay, Atatürk Bulvarı, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Değişim, Süreklilik.
Evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri: Ankara ili örneği
Araştırmanın temel problemi, Ankara ili örneğinde evde yaşayan 65+ yaş grubu yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimlerinin, yaşadıkları zorlukların ortaya konulması ve sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesidir. Araştırmanın amacı, evde yaşamını sürdüren yaşlı bireylerin destek ve bakım ihtiyaçları ile ilgili yaşadıkları sorunları ortaya çıkarmak ve yerinde yaşlanma kapsamında bu sorunların giderilmesine ilişkin sosyal hizmet gereksinimlerini belirlemektir. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri ekolojik sistem yaklaşımı bağlamında ele alınmıştır. Nitel araştırma deseni ile yapılan çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Ankara ilinde yaşayan 16 kadın ve 14 erkek toplam 30 yaşlı bireye kartopu örneklem yoluyla ulaşılmış; yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Veriler tematik analize tabi tutulmuş; "yerinde yaşlanma deneyimleri" ile "yerinde yaşlanma destek sistemleri ve sosyal hizmet gereksinimleri" isimli iki tema altında sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, yaşlı bireyler alışkın oldukları evlerinde mümkün olduğunca uzun süre yaşamak istemektedirler. Evde yaşama tercihlerini, evin fiziksel koşullarının uygunluğu, çevredeki mekânların ulaşılabilirliği, iletişim ve ulaşım imkânları, sosyokültürel aktivitelere katılım, teknoloji kullanma becerisi ile evine yüklediği anlam belirlemektedir. Ayrıca, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına ilişkin enformel ve formel destek sistemlerinin çeşitliği ve kalitesi evde yaşama tercihlerini belirleyen diğer unsurlardır. Yaşlı bireyler kamu kurumları tarafından verilen hizmetlere güven duymakta, yerinde yaşlanmaya ilişkin evde sağlık ve bakım hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Yaşlı bireyler sosyal destek ve evde bakım hizmetlerini mahalle bazında açılacak gündüzlü merkezlerden almak istemektedirler. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri sosyal hizmet disiplini bakış açısı ile sosyokültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin özellikleri, ihtiyaçları ve tercihleri dikkate alınarak alternatif hizmet modellerine ilişkin sosyal politikaların oluşturulması ve uygulanması için önerilerde bulunulmuştur.
Ankara'daki Tıpta uzmanlık öğrencilerinin nomofobi düzeyinin yaşam kalitesine etkisi
Ankara'daki Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinin Nomofobi Düzeyinin Yaşam Kalitesine Etkisi. Bu çalışmanın amacı farklı hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinde nomofobi düzeyinin belirlenmesi ve nomofobi düzeyinin tıpta uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışma, 2022 yılında Ankara'da aktif olarak tıpta uzmanlık eğitimine devam eden 424 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler, 21 sorudan oluşan sosyodemografik ve mesleki özellikler, 20 sorudan oluşan Nomofobi Ölçeği (NMFÖ) ve 27 sorudan oluşan Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form Ölçeğini (WHOQOL-BREF) içeren form kullanılarak, 20.04.2022 ile 01.11.2022 tarihleri arasında çevrimiçi olarak toplanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin ankete ulaşabilmesi için sosyal medya platformları üzerinden anket linki paylaşılmış ve çalıştıkları kurumlar ziyaret edilip, basılı olarak hazırlanan anket linki için türetilen karekod dağıtılmıştır. Çalışmaya katılan 424 araştırma görevlisinin 261'i (%61,6) kadın iken yaş ortalaması 27,9±2,6 yıldır. Asistanların %68,6'sı üniversite hastanesinde görev yapmakta, çoğunluğu (%82,8) dahili tıp bilimlerindedir. Araştırma görevlilerinin üçte ikisinden fazlasında 10 yıldan daha uzun süredir akıllı telefon kullanımı ve günlük 3 saatten fazla akıllı telefon kullanımı mevcut iken, %90'a yakını günlük 1 saate kadar telefon ile konuşmaktadır. Asistanların 117'sinde (%27,6) hafif düzeyde, 221'inde (%52,1) orta düzeyde, 86'sında (%20,3) aşırı düzeyde nomofobi olduğu saptanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin asistanlıkta geçirdikleri süre azaldıkça, günlük telefon kullanım süresi arttıkça orta ve aşırı düzeyde nomofobi riskleri artmaktadır. Ayrıca, orta ve aşırı düzeyde nomofobisi olanların yaşam kalitesi düzeyleri, hafif düzeyde nomofobisi olanlara göre daha düşük seviyededir. WHOQOL-BREF-TR ölçeğinin alt boyutlarına bakıldığında, erkeklerin ruhsal alan, sosyal alan ve çevresel alan yaşam kalitesi düzeyleri kadınlara göre; evlilerin sosyal alan yaşam kalitesi bekarlara göre daha yüksektir. Ayrıca, evde eş ve/veya çocukları ile yaşayanların sosyal alan yaşam kalitesi düzeyleri tek başına yaşayanlara, anne ve/veya baba ile yaşayanlara ve diğer kişilerle yaşayanlara göre daha yüksektir. Son olarak, aylık hane halkı geliri 30000 TL üzerinde olanların çevresel alan yaşam kalitesi düzeyi hane halkı geliri daha aşağıda olan tüm gelir gruplarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, asistan hekimlerde aşırı cep telefonu kullanımı nomofobi şiddetini arttırdığı ve nomofobi düzeyi ile yaşam kalitesi arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, gerek toplum sağlığı bakımından gerek sağlıklı yaşam açısından topluma rol model olma ve gerekse de kendi yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi açısından hekimlerin nomofobiden korunması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: tıp asistanlığı, cep telefonu, akıllı telefon, nomofobi, yaşam kalitesi.
Yeraltı toplu taşıma sistemlerinde görsel iletişim; Ankara metrosu için bir tasarım önerisi
Şehirleşmenin hızla devam ettiği günümüz dünyasında ulaşım, metropollerin önde gelen sorunlarından biridir. Ulaşım sorunlarına üretilen çözümlerin vazgeçilmez bir parçası olan metro ulaşım sistemleri, her gün milyonlara varan sayıda yolcu taşımaktadır. Yapısı gereği karmaşık sistemler olan metrolarda yolcu sayısı arttıkça yönlendirme ve bilgilendirme grafiklerinin önemi de artmaktadır. Hızlı ve dakik bir ulaşım aracı olan metroların, büyük şehirlerin ulaşım sorunlarına çözüm üretmesinin yanında sosyal ve kültürel hayata da etkisi vardır. Metrolar, mimari ve görsel yapılarıyla, performanslar ve müzisyenleriyle şehir kimliğinin önemli bir parçası haline gelmişlerdir. Dünyada birçok metro ulaşım sisteminde yürütülen sanat faaliyetlerini organize etmek için kurulmuş ayrı sanat birimleri ve metro müzeleri vardır. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde endüstri devrimi sonrası şehirleşme ve ulaşım konularına değinilmiş ve bu süreçte gelişen şehir içi raylı toplu taşıma sistemleri incelenmiştir. İkinci bölümde dünya metrolarının görsel iletişim sistemleri incelenmiş, metrolarda ortaya çıkan görsel iletişim problemlerine sunulan çözümler değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Ankara şehrinin tarihi, kültürel, sosyal ve ekonomik yönlerine değinilmiştir. Ankara Metrosu incelenerek var olan görsel iletişim problemleri ortaya konmuş ve Ankara Metrosu için bir tasarım önerisi sunulmuştur. Görsel iletişimin bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde radikal değişikliklere uğradığı 21. Yüzyılda iletişim problemlerine sunulan çözümler de çeşitlenmektedir. Bu çeşitliliğe rağmen, bu iletişim problemlerine sunulan çözümler görsel iletişim tasarımı disiplini içinde bilimsel ve estetik olmak zorundadır. Anahtar Sözcükler: Metro, Görsel İletişim, Ankara, Grafik Tasarım.
Ortaöğretim öğrencilerinin polen alerjisi konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi: Ankara ili örneği
Bu araştırmada, Ankara'daki ortaöğretim öğrencilerinin polen alerjisi konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, nicel veri toplama aracı olarak "polen alerjisi bilgi anketi", nitel veri toplama aracı olarak ise, "yarı yapılandırılmış görüşme formu" hazırlanmıştır. Polen alerjisi bilgi anketi, Ankara ili merkez ilçelerindeki Anadolu Liselerinin 9, 10, 11 ve 12. sınıflarına devam eden toplam 400 öğrenciye, yarı yapılandırılmış görüşme formu ise toplam 20 öğrenciye uygulanmıştır. Nicel verilerin analizinde IBM Statistics 23.0 programı kullanılarak betimsel istatistik (frekans ve yüzde) ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) hesaplamaları yapılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise öğrencilerin verdikleri cevaplar araştırmacı tarafından değerlendirilmiştir. Öğrencilerin polen hakkındaki bilgilerinin genel olarak yeterli olduğu, bununla birlikte polen tanesini çıplak gözle görebilecekleri yönünde yanlış bir bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. Polen hakkındaki bilgilerine ilişkin ise sınıflar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmadığı görülmüştür. Öğrencilerin polen alerjisi ile ilgili olarak; polen alerjisine neden olan bitkiler, saman nezlesinin bazı belirtileri (gözaltında morarma ve burun sırtında çizgi), polenlere atmosferde hangi mevsimlerde rastlanıldığı, kalıtsal faktörlerin polen alerjisinde etkili olduğu, polen alerjisinin teşhisi ve tedavisi, polen alerjisinin çapraz reaksiyon özelliği, küresel ısınmanın polen alerjisini artırıcı bir faktör olduğu ve Ankara atmosferinin bir polen takvimi olduğu hakkında bilgi eksikliklerinin olduğu; aynı zamanda öğrencilerin karahindiba ve kavak bitkilerinin polenlerini ve tohumlarını ayırt etmede zorluk yaşadıkları ve bu bitkiler hakkındaki bilgileri en çok arkadaş, okul, internet ve ailelerinden öğrendikleri tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, öğrencilerin ülkemizde günlük ve saatlik polen çeşitleri ve konsantrasyonlarının yayın organları aracılığıyla halka duyurulması yönünde görüşlerinin olduğu belirlenmiştir.
Ankara İlinde üniversite hastanelerinde, acil tıp alanında çalışan hekimlerin, kadına yönelik şiddet olgularının yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının tıp etiği açısından değerlendirilmesi
Bu doktora tez çalışması, acil tıp alanında çalışan hekimlerin kadına yönelik şiddet olgu yönetimlerine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarını tıp etiği açısından değerlendirmek ve araştırma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda acil servislerde şiddet olgu yönetimine katkı sunacak pratik bilgiler ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ilinde acil tıp uzmanlık eğitimi veren yedi üniversite hastanesinin Acil Tıp Anabilim Dallarında çalışan hekimler oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 35 hekim katılmıştır. Her bir hekimle birebir derinlemesine görüşme yapılmış ve yapılan görüşmelerin sesli kaydı alınmıştır. Ayrıca görüşme yapılan hekimlerin çalıştığı acil servislerde günün belirlenen saatlerinde belirlenen başlıklara uygun olarak gözlem yapılmış ve gözlem notları tutulmuştur. Elde edilen veriler çözümlenmiş ve analiz edilmiştir. Verilerin analizleri sonucunda hekimlerin bilgi, tutum ve uygulamalarına yönelik bağlam, tema ve alt temalardan oluşan bulgular elde edilmiştir. Verilerin yorumlanması sonucunda acil tıp alanında kadına yönelik şiddet olgu yönetimi sürecinde tıp etiğini temel alan özel yaklaşımların gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, araştırma bulguları ve ulusal/uluslararası literatür ışığında acil tıp alanında "tıp etiği açısından" ve "tıbbi açıdan" kadına yönelik şiddet olgu yönetim modeli önerilmiştir.
Bourdieucu yaklaşımla Ankara Devlet Tiyatroları seyircilerinin beğeni kültürü
Bu çalışmada, Pierre Bourdieu'nün kuramından hareketle Ankara Devlet Tiyatroları seyircilerinin tiyatro beğenisine odaklanılmıştır. Bu bağlamda Devlet Tiyatrolarının kuruluşu, gelişimi ve siyaset alanıyla olan ilişkiselliği "alan" kavramıyla ele alınmış, seyircilerin beğenileri habitus, kültürel sermaye ve kültürel tüketim bağlamında incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada Ankara'da Devlet Tiyatrosu seyircisi 200 kişiye anket uygulanmış, veriler Çoklu Mütekabiliyet Analiziyle (Multiple Correspondence Analysis MCA) değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen temel sonuçlara göre, Ankara ilindeki Devlet Tiyatroları seyircilerinin beğenisi toplumsal uzam ile ilişkilidir.
Türkiye'de Hristiyan İranlı sığınmacıların sosyo-ekonomik durumları ve sorunları: Ankara örneği
Bu tez Türkiye'deki İranlı mülteciler ve İranli Hristiyan mültecilerin sosyo- ekonomik durumları ve sorunlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda mültecilerin durumunu daha iyi anlamak için genel olarak ve dünyada mültecilik ele alınacaktır. Birinci bölümde mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramları ve arasındaki farklar ve uluslararası platformda mültecilik irdelenecektir. İkinci bölümde Türkiye'deki mülteciler ve onların hukuki statüleri incelenecektir. Üçüncü bölümde Türkiye'deki İranlı mültecilerin geliş nedenleri ve sorunlarına değinilecektir. Son bölümde ise tezin ana eksenini oluşturan Hristiyan İranlıların Türkiye'deki sosyo-ekonomik durumları, din yaşantıları, siyasal durumları, sorunları ve Türkiye'den geleceğe yönelik beklenti aktarılacaktır.
Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerdeki sözleşmeli idarecilerin iş doyum düzeyleri: Ankara ili örneği
Gerek kamu kesiminde gerek özel sektörde farklı statülerde çalışan kişilerin iş doyum düzeylerini ölçmek, var olan mevcut durumu iyileştirmek ve iş performansını yükseltmek açısından önem arz etmektedir. Literatürde bu konuyla ilgili pek çok çalışmaya rastlanmakla birlikte aynı zamanda sağlık sektöründe çalışarak sağlık hizmeti sunan veya bu sektörde idarecilik yapan çeşitli unvanlardaki sağlık çalışanlarınında iş doyum seviyelerini ölçmek için çeşitli çalışmaların yapıldığıda görülmüştür. Ülkemizde kamu kesiminde sözleşmeli şekilde personel istihdamı eskiye dayansa da sözleşmeli şekilde idareci istihdamı oldukça yenidir. 2018 yılında Cumburbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişin ardından üst düzey kamu yöneticilerininde sözleşmeli olarak istihdamının önü açılmış olsa da bu uygulama Sağlık Bakanlığının taşra teşkilatlanmasında 2011 yılından beri bulunmaktadır. Çalışmamızda, gelecek yıllarda kamu yönetimi sistemimizde yaygınlaşma ihtimali bulunan sözleşmeli idarecilik kavramı ve sözleşmeli idarecilerin iş doyum seviyeleri ile bu kişilerin iş doyum seviyelerine etki eden demografik değişkenler Sağlık Bakanlığı özelinde incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde iş doyumu kavramı, ikinci bölümde ise ülkemizdeki sözleşmeli personel kavramı ve uygulaması ile bunun hukuki dayanakları incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde de yapılan alan araştırmasıyla ilgili ön bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca Sağlık Bakanlığına bağlı bulunan Ankara İlindeki hastanelerde sözleşmeli idareci olarak görev yapanların iş doyum düzeylerini tespit etmek üzere yapılan anketin bulguları değerlendirilmiştir. Ankete dahil olan katılımcıların iş doyum seviyesini ölçmek için Minnesota İş Doyum Ölçeği kullanılmış ve bu anket Ankara İlinde Sağlık Bakanlığına bağlı bulunan eğitim ve araştırma hastaneleri, devlet hastaneleri ve ağız-diş sağlığı merkezlerinde başhekim, başhekim yardımcısı, idari ve mali işler müdürü, destek ve kalite hizmetleri müdürü, sağlık bakım hizmetleri müdürü ve müdür yardımcısı unvanlarında sözleşmeli olarak görev yapan idareciler üzerinde uygulanmıştır. Anket sonuçlarına göre elde edilen verilerden, cinsiyet, medeni durum, yaş, aylık gelir, unvan, görev yapılan kurum türü, idarecilik"te görev aldıkları süre gibi faktörlerle, iş doyum düzeyi arasında bir ilişki olup olmadığı incelenerek aralarındaki ilişki açığa çıkarılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda iş performansının ve verimliliğin artırılmasına yönelik olarak bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: İş Doyumu, Sözleşmeli Personel, Sözleşmeli Yöneticilik
Ankara vilâyetine yapılan sürgünler (1895-1912)
Bu tez, Ankara Vilâyeti'ne 1895-1912 yılları arasında sürgün edilmiş olan bireyleri ve Dürzi topluluğunu incelemektedir. Sürgünlerin Ankara'ya geldikleri tarihten itibaren şehirle nasıl bir etkileşim içindeki oldukları ve kentin sorumlu memurlarının sürgün sürecini nasıl idare ettikleri sorgulanmaktadır. Osmanlı şehirleri üzerine yapılan monografik çalışmalar son zamanlarda artmasına rağmen, insanları veya grupları merkeze alarak şehri irdeleyen araştırmaların sayısı son derecede sınırlı kalmıştır. Özellikle XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başına odaklanmış incelemelerde bu durum iyice belirgindir. Bundan dolayı Osmanlı vilâyetlerindeki sürgünleri şehir üzerinden anlamak amacıyla, Ankara'ya sürülme vakaları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Ankara nasıl bir mekândı sorusunu yanıtlamak için, vilâyetin fiziki ve beşerî özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde, sürgün cezasının tanımı, kanun metinlerinde ve hatıratlarda nasıl yer aldığından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Ankara'daki bireysel sürgün vakalarından olan Kudüslü Hüseyni ailesinden eski müftü Mehmed Hanefi, Ahmed Arif ve Abdülhay, imam Mehmed Vehbi, muhalif gazeteciler İsmail Faik ile Hamid Subhi ve talebe Naciye örnekleri irdelenmiştir. Dördüncü bölümün ilk kısmında, Suriye'deki Havran İsyanı'nın zanlıları olmalarından dolayı 1896-1900 aralığında Ankara'da ikamet etmiş Dürziler incelenmiş ve ikinci kısımda ise, 1910 yılında Havran'daki Dürzi ayaklanmasına sebebiyet verdikleri için, 1911-1913 zaman aralığında Ankara'da sürgünde bulunmuş kişiler tetkik edilmiştir.
Kütük masa üretimi sektörünün Ankara ili üzerinde incelenmesi
Bu çalışmanın amacı günümüzdeki sert piyasa koşullarında Ahşap Masa sektöründeki üretim sıkıntılarının ve tüketicilerin isteklerinin belirlenmesi ile beraber hem üreticilerin hem de tüketicilerin sıkıntılarının ve sektörün durumunun belirlenmesidir. Bu amaçla ANKARA ili üzerinde insanların kütük masa ve kütük sehpa konusundaki görüşleri baz alınarak gelecekte bu sektörün ne durumda olacağı tüketicilerin ve üreticilerin olumlu ve olumsuz gördükleri konular üzerinde durulmuştur. Metot olarak yüz yüze görüşme ile uygulanan anket yöntemi seçilmiştir. Üreticilerde 13 farklı üreticiye anket yapılmış, Tüketicilerde ise 100 farklı kişiye anket uygulanmıştır. Üreticilerin ve Tüketicilerin yaşları, medeni durumları, eğitim seviyeleri gibi farklı demografik özelliklerde ele alınmıştır. Ayrıca bütün bu anket çalışmaları yapılırken üreticilerin üretim ortamları gözlemlenmiştir. Yapılan anketler sonucunda üreticilerin belirttiği en büyük sıkıntıları kalifiye eleman eksikliği ve ağaç malzemenin kurutulmasının zorluğu olarak belirlenmiştir. Üreticilerin yaş gruplarına bakıldığı zaman büyük çoğunluğunun 51 yaş ve üzeri olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra üreticilerin hammadde teminini yalnızca aracı kişilerden yaptığı ve Orman Genel Müdürlüğü'nden kütük masa için hammadde temin edemedikleri belirlenmiştir. Bunun en temel sebebi ise Orman Genel Müdürlüğü'nün böyle bir sınıflandırması olmamasından kaynaklanmaktadır. Tüketici anketleri incelendiği zaman ise mobilya alımlarında en önemli kriterin fiyat olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra yaş gruplarına göre tercihlerin değiştiği gözlemlenmiştir. Genç yaş grupları daha çok görünüşe önem verirken, orta yaş grubu daha çok fiyata önem vermiştir. Ayrıca internetten satışların her geçen gün arttığı günümüz şartlarında mobilya alımlarında genç yaş gruplarının da interneti kullanmaya başladığı belirlenmiştir. Son olarak ise yapılan anketler sonucunda tüketicilerin %81'inin kütük masa ve sehpaları beğendiği ancak %88'inin satın almadığı belirlenmiştir.
Finansal okuryazarlık ve bireysel tasarruf davranışları: Ankara ili örneği
20. yüzyılın üçüncü çeyreğinden başlayarak gelişimini hızlandıran teknoloji ve küreselleşme ile beraber finansallaşma süreci de hız kazanmıştır. Finansal piyasaların çeşitlenmesi ve kapsamının genişlemesi neticesinde, bu alanı iyi kullanabilecek bilgili, davranış ve tutumunu finansal açıdan iyi yöneten bireylerin var olması, bireyin kendi ekonomisi ve aynı zamanda toplum ekonomisi açısından önemli hale gelmiştir. Yatırım ve tasarruf araçlarını bilip, bunları iyi yorumlayan birey alacağı tasarruf kararlarıyla piyasanın şekillenmesine etkide bulunacaktır. Ayrıca, ülke ekonomilerinin gelişip, sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için de bireysel anlamdaki tasarrufların katkısına ihtiyaç duyulduğu yadsınamaz bir gerçektir. Finansal bilgi, tutum, davranışlar ve ayrıca demografik bazı özelliklerin, bireylerin tasarruf etme kararlarında ne denli etkisi olduğu bu noktada önemlidir. Finansal okuryazarlık, bireysel tasarruflara güçlü bir tesirde bulunuyorsa, uygun politika araçlarıyla ve eğitim kanallarıyla bu yönde bir gelişim amaçlanacaktır. Bu kapsamda, çalışmamızdaki temel amaç Türkiye'nin başkenti olan Ankara'da yaşayan vatandaşların demografik özellikleriyle beraber, finansal okuryazarlık bileşenleri olan finansal bilgi, finansal davranış, tutum seviyelerini tespit etmek ayrıca ölçümü yapılan bu faktörlerin, kişilerin sergiledikleri tasarruf davranışları ve kararları üzerinde etkisinin olup olmadığının sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, Ankara'da yaşayan 760 vatandaşa anket uygulaması yapılmış sonuçlar SPSS programında test edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, Ankara ilinde yaşayan vatandaşlar yüksek düzeyde finansal okuryazardır. Bireylerin anket sorularına verdikleri cevaplara göre finansal açıdan bilgi seviyesi ile tasarruf davranışı ve bazı demografik özelliklerarasında ilişkinin anlamlı olduğu ortaya çıkmıştır. Finansal okuryazarlık düzeyi en yüksek segmentte yüksek lisans/doktora mezunu, 25-30 yaş arasında yer alan 1 çocuğu olan insanlar yer almaktadır. Finansal bilgi düzeyi düşük olan, ilköğretim mezunu, evli ve çocuğu olan segmentte yer alan bireyler ise, tasarruf davranışına daha çok önem vermektedir. Buna göre, yüksek finansal bilgi seviyesine sahip kişilerin tasarruf davranışı sergileme konusunda eğitime ihtiyaç duyduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yaşlı bireyler arasında dijital eşitsizlikler: Ankara mikro örneği
Günümüzde Bilgi ve İletişim Teknolojilerine (BİT) erişim ve kullanım bir lüksten çok zorunluluğa dönüşürken, bu teknolojileri kullanma noktasında bireyler ve gruplar arasında önemli farklılıklar gözlemlenmektedir. Bu farklılıklara işaret eden dijital eşitsizlikler; BİT erişimi ve kullanım motivasyonu (birinci seviye), kullanımı ve kullanım becerisi (ikinci seviye) ve sağlanan fayda (üçüncü seviye) noktasında ortaya çıkmaktadır. Halihazırda toplumsal eşitsizliklerin öznesi olan yaşlı bireyler de dijital eşitsizliklerden olumsuz etkilenmekte bu durum ise yaşlıların dezavantajlı durumlarını pekiştirmektedir. Araştırmacı yaşlılığın homojen ve geçmiş hayatın dinamiklerinden azade bir deneyim olmadığını göz önünde bulundurarak yola çıkmıştır. Bu doğrultuda tez çalışması yaşlı bireyler arasında, dijital eşitsizliklerin (her üç seviyede) doğasını ve geleneksel toplumsal eşitsizlik türleri ile ilişkisini, yaşlıların BİT kullanım deneyimlerinden yola çıkarak anlamlandırmayı hedeflemektedir. Tez çalışması yaşam döngüsü yaklaşımından (YDY) beslenerek yaşlılığı hayatın başka bir dönemi olarak ele almakta, yaşlılığı geçmiş yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmektedir. Ayrıca yaşlılıkta dijital eşitsizlikleri anlamlandırabilmek için eşitsizlikleri, yaşam boyunca biriktirilen dezavantajların bir tezahürü olarak okuyan birikimli eşitsizlik kuramından (BEK) faydalanmıştır. Bu amaçla 25 yaşlıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular yaşlılar arasında dijital eşitsizliklerin bireylerin yaşamları boyunca biriktirdikleri (dez)avantajlarının bir tezahürü olarak ortaya çıktığını göstermiştir. Bu doğrultuda yaşlıların eğitim seviyesi ve ilişkili olarak geçmiş meslekleri bireylerin kullanım motivasyonu, çeşitliliği ve dijital becerilerini şekillendirmektedir. Saha bulguları yaş ayrımcılığının kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştüğünü, bireylerin yaşlı hissettikleri için teknolojileri öğrenmekten ve kullanmaktan çekindiklerini ortaya koymuştur. Diğer bir taraftan ise yaşlıların sıklıkla dijital uzama yönelik şüphe ve korku besledikleri gözlemlenmiştir. Beceri eksikliği, yaşlı hissetme ve korkunun bir sonucu olarak yaşlıların BİT öğrenme ve kullanma süreçlerinde sıklıkla sosyal destek ağlarına başvurdukları görülmüştür. Bu durumun ise yaşlı bireylerin kendi başlarına BİT öğrenme ve kullanma konusunda özgüvensizliklerini ve dijital beceri eksikliklerini devam ettiren kısır bir döngüye dönüştüğü ve dijital ortamlardan sağladıkları faydayı olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir.
SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği
1991 yılında SANART 1992 Derneği olarak kurulan, 1995 yılında dernek adı SANART Görsel Sanatları Destekleme Derneği'ne dönüştürülen ve 2001 yılından itibaren SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği adıyla çalışmalarını sürdüren SANART, kurulduğu ilk yıllarda bulundukları coğrafyayı kültür ve sanat yoluyla güzelleştirerek yaşanası bir çevreye yaratmayı amaçlamıştır. Hedeflenen amaçlar doğrultusunda yıllar içinde kamusal sanat projeleri, uluslararası sempozyumlar ve bu sempozyumlara bağlı olarak gerçekleştirilen sergiler düzenlemiştir. 2001 yılında Uluslararası Estetik Derneği'ne üyelik sonucunda düzenlenen etkinlikler dizisine uluslararası ve ulusal estetik kongreleri de eklenmiştir. Ankara merkezli bir dernek olarak SANART kuramsal alandan beslenen sempozyum ve kongreler ile pratik alanı temsil eden sergi ve diğer sanat etkinlikleriyle, alanında uzman araştırmacıları, sanatçılar ve sanat eserlerini yıllar boyunca Ankara'yla buluşturmuştur. Tez çalışması kapsamında SANART'ın 1991-2021 yılları arasındaki otuz yıllık süreci ve bu süreçte yaşadığı dönüşümlere odaklanılmıştır. Bu süre zarfında SANART'ın gerçekleştirdiği projeler, sanatsal ve akademik etkinlikler araştırılarak bütünlüklü bir şekilde sunulmuştur. Son olarak derneğin düzenlediği etkinliklerin Ankara sanat ortamına etkileri araştırılmıştır.
Tanzimat Dönemi uygulamalarının Ankara kent dokusuna etkisi (1839-1924)
19. yüzyıl, dünya ekonomik ve siyasi tarihi içinde, özellikle Avrupa merkezli bir dünya ekonomik sisteminin oluşması bakımından önem taşıyan ve bu sistem içinde kendi çıkış yolunu yine Batı'yı model olarak seçmekte bulan Osmanlı İmparatorluğu'nun, çok yönlü reform kararlarının ve bunun getirdiği değişimin/dönüşümün yüzyılıdır. Osmanlı modernleşme çabalarının çıkış noktasını oluşturan ve 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ise 18. yüzyıldan beri devam eden ıslahatı resmî devlet politikası haline getirmiş ve Osmanlı devlet yapısını ve toplumsal dokuyu yeniden şekillendiren bir dönemi başlatmıştır. Tanzimat ile değişen hukuki uygulamalar, yeni toprak düzeni, yeni millet sistemi ve yeni yönetimsel düzen ile kurumsal yapıda bir değişim/dönüşüm yaşanmış olup, bu yenilikler, mülkiyet düzeni, kent yönetimi ve imar pratiğinde ve dolayısıyla kentler ve mimaride de mekânsal karşılıklar yaratmıştır. Tanzimat Döneminde, ülke yönetiminde yapılan yeniliklerin uygulandığı öncelikli kentlerden biri de Ankara'dır. 20. yüzyıl ilk çeyreğinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmasıyla farklı bir dönemece giren ve model kent olarak yeniden şekillendirilen Ankara'nın bu dönem tarihi gerek başkent olma süreci gerekse de günümüz Ankara'sına ilişkin ipuçları vermesi bakımından önem taşımaktadır. Bu kapsamda, bu çalışmanın amacı, Osmanlı modernleşmesi projeleri doğrultusunda Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan ve idari alandan eğitim alanına kadar pek çok alanda değişim/dönüşümün yaşandığı bu sürece ilişkin, üst ölçekteki değişimler ve yerel bağlamın birlikte ürettiği mekânsal yapılarıyla, Ankara kent dokusunda yarattığı fizikî mekân karşılığını 1839 ve 1924 haritalarını da kullanarak bulmaya çalışmak, incelenen bu değişim ve yeniliklere neden olan süreçleri belirlemek ve Tanzimat yenilikleri ile ilgilerini kurarak ortaya koymaktır. Sosyal, ekonomik, yönetimsel ve politik değişimin en son fizikî mekâna yansımasından hareketle, çalışma kapsamında gerek döneme ilişkin Osmanlı İmparatorluğu tarihi arka planı, gerekse de Ankara kenti tarihi ele alınmış ve haritalar üzerinden de irdelenerek Tanzimat Dönemi uygulamalarının Ankara kent dokusuna etkisi yazılı ve görsel belgelere dayanılarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler Tanzimat, Modernleşme, 19. Yüzyıl, Ankara, Kent Dokusu, Mimari, Değişim/Dönüşüm.