Mezhepler
361 theses under this subject heading
İslam mezhepleri tarihi açısından Şeyh Müfîd'in Evâilü'l-Makâlât'ı
Tezimizde Şîa'nın oluşumundan itibaren kısaca geçirdiği evrelere, sonrasında da Şeyh Müfîd'in hayatına ve döneminin özelliklerine değinmeye çalıştık. Tezimiz değerlendirme eksenli olduğu için eserin İslam Mezhepleri Tarihi açısından önemine değindiğimiz gibi Şîa'nın ortaya çıkışından İmamiyye'nin gelişim sürecini de ele almaya çalıştık. Abbasî Devleti'nin gerilemesi sonucu ortaya çıkan yeni devletleri özellikle de Büveyhoğullarını anlatmaya çalıştık. Büveyhoğullarının kuruluşu, Bağdad'ın o dönemki yapısına ne gibi etkileri olduğu ve bunların Şiîler ile olan ilişkileri de çok önemlidir. Zira bu dönem, genelde Şîa özelde ise Şîa'nın en önemli kolu olan İmâmiyye'nin çok parlak ve etkili olduğu dönemdir. Entelektüel bir atmosferin içinde yetişen Müfîd, Bağdad'da sadece Şiî İmâmiyye ile değil özellikle Mutezile başta olmak üzere diğer mezheplerin görüşleriyle de yakından ilgilenme fırsatı bulmuştur. Bazı görüşlerde onlara katılmış, bazı görüşlerinde ise onlardan ayrı özgün fikirler geliştirmiştir. Evâîlü'l-makâlât'ı incelediğimiz zaman zaten Müfîd'in Mutezile'den ve diğer fırkalardan ayrıldığı ya da onlarla hemfikir olduğu itikâdi konuları göreceğiz. O, kendisinden önceki Şiî âlimler gibi sadece ahbâra dayalı anlayışta kalmadığı gibi kendinden sonra gelen bazıları gibi de sadece akla dayalı yolu da benimsememiştir. Çalışmamızda Müfîd'in dağınık halde ve farklı yerlerde bulunan görüşlerini on başlık altında birleştirerek sistematik bir şekilde vermeye çalıştık. Şeyh Müfid'in imamet, varlık ve bilgi, ulûhiyet, nübüvvet, kulların fiilleri, Allah'a ait fiiller, sem'iyat, ölüm ve sonrası, melekler ve kur'an hakkındaki görüşlerini anlatmaya çalıştık.
Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi
Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim
İshak Efendi'nin Kâşifü'l- Esrâr ve Dâfiul'l-Eşrâr adlı eserinin İslam mezhepleri tarihi açısından değerlendirilmesi
Harputlu İshak Hoca'nın okumuş olduğumuz kitabı Bektaşîlerin 1871 yılında Hurufî kitaplarından olan Işknâme'yi yayınlamaları üzerine kaleme alınmıştır. Harputlu İshak Hoca padişaha onların durumunu anlatmak ve halkı uyarmak maksadıyla hem Hurufîlerde hem de Bektaşîlerde gördüğü yanlış inanç yapısını ve ibadet hayatları konusundaki eleştirilerini yazmıştır. Harputlu İshak Hoca, Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş bir âlimdir. Bu bağlamda Osmanlı'nın son döneminde yaşanan bütün sıkıntılı durumlardan haberdar olan birisi olarak devletin desteğiyle özellikle inanç alanında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışarak Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerine karşı tepkisini göstermiş ve eserler hazırlamıştır. Bizim çalışmamızda incelediğimiz eserinde de Hurufîlerin ve Hurufîlerden etkilendiklerini söylediği Bektaşîlerin yanlış bulduğu inançlarını anlatmıştır. Özellikle Fazlullah Hurufî'ye ilahlık atfedildiğini Hurufîlerin kendi kitaplarından naklederek anlatmıştır. Biz de çalışmamızda İslam Mezhepleri Tarihi'nin tarafsızlık ilkesi gereği Hurufîlerin kitaplarını inceleyerek bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Hurufîlerin eserleri olan Câvidânnâme, Işknâme, Hakîkatnâme'de bu konuya cevap aradık. Bektâşiler hakkında kısa bir malumat verdikten sonra Bektaşîlerin Hurufîlerden etkilenip etkilenmedikleri konusunda araştırma yaptık. İshak Hoca'nın hayatı, yaşadığı dönem ve eserleri hakkında bilgi verdik. Yine İshak Hoca'nın kitabında eleştirilen Fazlullah Hurufi'nin hayatı, eserleri ve kurmuş olduğu Hurufîlik hakkında malumat verdik. Kâşifü'l-Esrâr isimli eseri incelememizdeki sebep, geçmişten günümüze hiçbir zaman önemini kaybetmeden, bilakis ivme kazanarak tartışılmaya devam eden mezhep ya da tarikat benzeri birtakım oluşumlar hakkında Osmanlı ulemasının ne düşündüğünü anlamak, ne yaptığını görmektir. Harputlu İshak Hoca da, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış bir âlim olarak, dönemin Osmanlı yönetiminin de teşvikleriyle bu çalışmalarda yer almış önemli bir şahsiyettir. Onun, Hurufilerin Bektaşîlik içinde kendilerini gizlediklerini söyleyip onlardan bahsetmesi, araştırmamıza sebep olan en önemli etkendir. Böylelikle bu meselenin, Osmanlı'nın kuruluşundan çöküşüne kadarki süreci hakkında bilgi elde etmemizi sağlamıştır. Çalışmamızın sonunda, İshak Hoca'nın Osmanlıca'dan Türkçe'ye aktarmaya çalıştığımız eserini sunduk. Anahtar Kavramlar: Harputlu İshak Hoca, Hurufîlik, Bektaşîlik, Câvidânnâme, Işknâme.
Hanefilerin aile hukuku alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeler
Bu tez, İslam Hukukunda "Hile-i Şer'iyye"nin oluştuğu ortam, çıkış sebebi ve dayanağı; ayrıca tanımı, mahiyeti ve mezheplerin bu konu hakkındaki görüşleri, delilleri ve özellikle Hanefi mezhebinin "Aile Hukuku" alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeleri kapsamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde hile-i şer'iyye'nin ahlak ve hukuk ilişkisi tartışılmıştır; amel, niyet ve fiil çerçevesinde hile-i şer'iyye'ye genel bir açıdan bakılmaya çalışılmıştır; hile-i şer'iyye'nin ıstılahtaki tanımı, mahiyeti, mezheplerin görüşleri ve delilleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam Aile Hukukunda nikah ve talak konusu hakkında genel bilgi verilip Hanefilerin nikah, talak ve bu konuların içinde yer alan bazı meselelerle alakalı ileri sürdükleri hile-i şer'iyye örneklerine geçilmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Hanefiler, Hile-i Şer'iyye, Aile Hukuku, Nikah, Talak.
İslam mezhepleri tarihi kaynakları açısından Cebriyye
İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları Açısından Cebriyye adlı bu çalışmamızın amacı tezin ilgi alanına giren Cebriyye olarak nitelenen hareketleri bilimsel yöntemlerle araştırmak ve bununla ilgili bilimsel bilgi üretmektir. Bu amaç ile günümüze kadar ulaşan bütün bilgi, belge ve bulgular araştırılmış ve Cebriyye adının hangi yerde, hangi zaman diliminde, nasıl doğduğu, hangi olaylarla irtibatlı olduğu ve süreç boyunca ortaya çıkan görüş ve düşüncelerin İslam düşüncesine ne gibi katkılarının olduğu irdelenmiştir. Ayrıca Cebriyye kavramının anlamı, cebrî düşüncenin müslümanlar arasında ortaya çıkma sebepleri, Cebriyye ile bağlantılı olaylar, İtikadî İslam Mezheplerinin Cebri düşünceye yaklaşımları ve İslam Mezhepleri Tarihi eserlerinde Cebriyye'nin nasıl konumlandırıldığı araştırılmıştır. Cebrî düşünceyi ve Cebriyye olarak nitelendirilen kesimleri tanıttığımız bu çalışmamız İslam Mezhepleri Tarihi kaynakları açısından ele alındığı için özgün bir çalışmadır. İslam Mezhepleri Tarihi'nde takip edilen bir kaç bilimsel yöntem vardır. Bu çalışmada kullandığımız bilimsel yöntem, veri toplama, tasnif etme ve veriler üzerinde çalışma şeklindedir. İlk önce Cebrî düşünce ve Cebriyye ile ilgili farklı kaynaklardan veri toplanmıştır. Daha sonra bu veriler konu başlıklarına göre tasnif edilmiş ve veriler üzerinde çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslam Mezhepleri Tarihi, İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları, Makalât, Milel-Nihal, Cebriyye, Cehmiyye
Hâkim-Biemrillâh ve saltanat dönemi
Şiî-İsmâili dailerce Rakkade'de kurulan Fâtımî devleti, adını Hz. Fâtıma'dan alır. Kurucuları Hz. Fâtıma ve Hz. Ali yoluyla Hz. Peygamber'in soyundan geldiklerini iddia etmişlerdir. Kuruluşundan kısa bir süre sonra İhşidiler devletini yıkarak Mısır'ı almış, Hicaz dâhil Suriye bölgesinde kendi adına hutbe okutmuş, dönemin en büyük sünni devleti olan Abbâsîlerin hem dini hem siyasi rakibi olmuştur. Fâtımîlerin altıncı halifesi Hâkim-Biemrillâh İsmâilî düşünceyi yayma konusunda önceki Fâtımî halifelerinden daha fazla gayret göstermiştir. Mezhebin düşüncesini yaymak için Dârülhikme başta olmak üzere eğitim müesseseleri kurmuş, mezhep tassubu ile Sünni Müslümanlara ve Gayrimüslimlere baskılar kurmuştur. Ayrıca Hâkim-Biemrillâh dönemi sürekli değişen sosyal, dini ve siyasi yasaklar ve bu yasaklara uymayanlara verilen aşırı cezalalarla da öne çıkmıştır. Özellikle yiyecek, içecekle ilgili yeni yasaklar getirmiş, kadınların sokağa çıkmasını yasaklamış, ezan ve ibadetleri kapsayan yeni kurallar koymuştur. Bunun yanında Hâkim, Mısır ve Kahire'nin imarında etkili olmuş başta Hâkim Cami olmak üzere günümüze kadar ulaşan eserler bırakmıştır. Hâkim'in saltanatının son dönemlerinde onun ilah olduğunu söyleyen Dürzi adında bir grup ortaya çıkmıştır. Bu yapı Hâkim-Biemrillâh sonrası yeni bir din haline gelmiştir. Hâkim-Biemrillâh'ın yasaklarına daha fazla dayanamayan kız kardeşi Sittülmülük iktidar muhalifleriyle iş birliği yaparak Hâkim'i öldürtmüş ve onun dönemine son vermiştir. Anahtar Kelimeler: Fatımîler, İsmâilîler, Hâkim-Biemrillâh, Dürzîler
İslam mezhepler tarihinde mücessime
Allah aşkın bir varlıktır. Zat-ı İlahi zaman ve mekândan münezzeh, eşsiz, tek ve bir olan beşeri hiçbir özelliğe sahip olmayan yegâne varlıktır. İnsan ise sınırlı bir zaman ve mekâna sahip, duyularla idrak edebilen somut bir varlıktır. Bu nedenle insan duyular ötesi olan Rabbini hep merak etmiş, O'nun nasıl olduğunu araştırarak anlamaya çalışmıştır. Allah-u Teâla insanın merak duygusunu gidermek için farklı zamanlarda farklı beldelere peygamberler ile vahyini indirmiştir. Peygamberler aracılığıyla Allah, bir ve tek olan varlığı hakkında insanları bilgilendirmiştir. Allah, İslam aracılığıyla tüm insanlığa, bilinenden bilinmeyene hareketle Kur'an-ı Kerim'de kendi varlığını açıklamıştır. Müslüman âlimler de Allah'ı anlatırken Kuranı Kerim'i referans edinmiştir. Kur'an-ı Kerim Allah'ın varlığı ve birliği, eşsizliği konusunda net ifadeler içerir. Fakat Kur'an-ı Kerim'de, sonraki dönemlerde tartışma konularının ana unsuru haline gelen müteşabih ayetler de mevcuttur. Müteşabih ayetlerin bir kısmını oluşturan haberi sıfatların anlaşılması problemine âlimler farklı yöntemler geliştirmiştir. Bu yöntemler; ta'tîl, te'vîl, teşbih/tecsim yöntemidir. Mücessime mensupları, haberi sıfatları açıklarken tecsim/teşbih yöntemini benimsemişlerdir. Tecsim düşüncesinin ortaya çıkmasında etkili olan birçok faktör mevcuttur. Hz. Peygamber(sav)'in vefatından sonra Müslümanlar içerisinde fırka, mezhep gibi oluşumlar ortaya çıkmıştır. İslam, fetih hareketleriyle farklı dinin ve kültürlerin yaşadığı coğrafyalara ulaşmıştır. Farklı dini yaşantıyı bırakıp İslam'a yönelen kimseler kendi dini unsurlarıyla İslam'ı birleştirmişlerdir. Örneğin Yahudiler kendi dini hikâyelerini Müslüman olduktan sonra da anlatmaya devam etmişler fakat bunu İslam adına yapmışlardır. Hikâyelerindeki antropomorfist tanrı algısıyla Allah'ı açıklamaya giderek tecsimin İslam içinde yer almasında etkili olmuşlardır. Bunun dışında tecsim fikrinin oluşunumda etkili olan ilahi vahyin temelini oluşturan tevhid akidesinin temellendirilememesidir. Allah'ın zatında, sıfatlarında bir olduğunu kavrayamayan, bütün noksanlıklardan münezzeh olduğunu idrak edemeyen grup ve kişiler tecsim fikrine yönelmişlerdir. Bu düşüncenin doğuşundaki temel etken ise nasların zahirine göre yorumlanmasında aşırıya gidilmesidir. Tecsim düşüncesinin hâkim olduğu gruplara bakıldığında çoğunluğunun Gulat-ı Şia'dan olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra hulul düşüncesi hâkim olan gruplar da tecsimi benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnet içerisinde bulunan ehl-i hadis taraftarlarından olan Haşviyye'nin de zahirilikte aşırıya giderek tecsim ve teşbihe ulaşan düşüncelerinin mevcut olduğu bilinmektedir. Tecsim düşüncesini öne çıkaran mezhep ise Kerramiyye'dir. Bu bağlamda bazı şahsiyetler de tecsimin yayılmasında etkili olmuşlardır: Mukatil b. Süleyman, Kehmes b. Hasan et-Temimi, Muhammed b. Kerram bunlardandır. Mücessime, müstakil bir mezhep ismi olmaktan ziyade tecsim düşüncesini benimseyen farklı mezhep, fırka ve kişilerden meydana gelen bir oluşumdur. Bu çalışma; tecsim düşüncesini benimseyenlerin kaynaklardan tesbitini sağlayarak müstakil bir başlık altında toplamaya çalışılmıştır. Mücessime tasavvurunun temelinde tecsim, yani insan biçimci tanrı tasavvuru yatmaktadır. Mücessime'ye mensup grup ve kişiler Allah'ın bir insan gibi şeklinin olduğunu iddia etmişlerdir. Allah'ın ruhunun bir insanda beden bulduğunu, yer ve mekân tuttuğunu, yarattıklarına benzer duygulara sahip olduğunu da belirtmişlerdir. Bu düşüncelerin İslam coğrafyasında cereyan etmesindeki en önemli etken ise vahyin dilini yanlış yorumlamaktan kaynaklıdır.
Erken dönem Zeydîlik'te nas ve tayin düşüncesi
Erken Dönem Zeydîlik'teki imâmet doktrinini incelemeyi hedeflediğimiz çalışmamızın kapsamı hicrî ikinci ve üçüncü asır olarak belirlenmiştir. Fikir-Hadise irtibatı bağlamında gerçekleştirdiğimiz çalışmamızda tarihî süreç ön planda tutulmuştur. Çalışmamız, giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından teşekkül etmektedir. Giriş bölümünde, Şîa'nın kolu olan İmâmiyye Şîası'nın imâmet doktrininin merkezinde yer alan nas ve tayin düşüncesinin, Zeydiyye'nin imâmet anlayışında ne ölçüde var olduğu araştırılmıştır. Birinci bölümde nas ve tayin düşüncesinin siyasî ve fikrî arka planından bahsedilmiştir. Mezheplerin ortaya çıkmasında büyük öneme sahip olan siyasî etkenlerin, mezheplerin itikâdî görüşlerinin oluşumundaki etkisi yadsınamaz. Hz. Peygamber'in vefatıyla birlikte meydana gelen olaylar imâmetin daha çok siyasî arenada kullanılmasına neden olmuştur. Hz. Ali'nin efdâliyyetini savunan İmâmiyye Şîası, nas ve tayin merkezli imâmet anlayışını sistemleştirmiştir. Bu anlayışa ise siyasî olaylar zemin hazırlamıştır. Bu tarihî sürecin devamında Zeydiyye'nin önemli imam ve âlimlerinin imâmet öğretileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Zeyd b. Ali ile kendisini ona nispet eden şahıs veya şahısların imâmet öğretilerinde nas ve tayin anlayışı incelenmiştir. Ardından Zeydiyye'nin kurumsallaşmasında büyük öneme sahip olan Kâsım er-Ressî ve mezhebe devletleşme tecrübesi yaşatan Yahyâ b. Hüseyin'in imâmet anlayışları üzerinde durulmuştur. Kendilerini Zeyd b. Ali'ye isnad eden şahıs veya şahısların imâmet anlayışlarının Zeyd b. Ali'nin imâmet anlayışıyla örtüşmediği görülmüştür. Zeyd b. Ali'nin imâmet anlayışında yer alan mefdûlün imâmetinin meşru kabul edildiği görüşü zamanla değişime uğramıştır. İmâmet müessesesine büyük önem veren Kâsım er-Ressî'nin ise bu konuda net bir çizgide durduğu söylenemez. İmamın göreve geliş şekli, Hz. Ali'den önce imâmete gelenlerin meşruiyeti gibi konularda söylemlerinin değiştiği görülür. Yahyâ b. Hüseyin ise imâmete, diğerlerinden daha fazla önem atfederek, imamın yalnızca Allah'ın hükmüyle belirlenebileceği görüşündedir. Bu görüşünü temellendirirken de sık sık ayet ve hadislere başvurduğu dikkat çeker. Bu durumda ise nas ve tayin anlayışının, Yahyâ'nın, yaşadığı dönemde sistematik bir hâl almış ve sağlam temellere inşâ edilmiş olmasının etkili olduğu söylenebilir.
Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin Kitâbü'l-İmâme ve'r-Red ale'r-Râfiza isimli eserinin İslâm mezhepleri reddiye literatürü açısından değerlendirilmesi/Evaluation of Ebû Nuaym al-Isfahâni's 'Kitâbu'l-Imame ve'r-Red Ale'r–Râfiza' in terms of the literature of rejection of Islâmic sects
Bu tez çalışmasında Ebû Nuaym'ın hayatı ile birlikte dönemindeki siyasi, sosyal ve mezhebî durum incelenerek onun temel bazı görüşlerine yer verilmiş ve Kitâbü'l-İmâme adındaki reddiye eserini neden, ne zaman, kimleri muhatap alarak yazdığı tespit edilmeye çalışılmıştır. İslâm coğrafyasının Karmatîler, Fâtımîler, Büveyhîler, Hamdânîler gibi Şiî devletlerle çevrili olduğu bir siyasi harita içerisinde Ebû Nuaym'ın doğup büyüdüğü ve ömrünü tamamladığı şehir olan İsfahan'ın tarihî, siyasi, kültürel, ekonomik ve mezhepsel durumu ele alınmıştır. Konu ve olaylar, Ebû Nuaym'ı daha iyi tanımak, fikir ve düşünce dünyasını anlayabilmek amacıyla zaman-mekân fikir-hadise-insan ilişkisi gözetilerek incelenmiştir. İsfahan'da doğan ve doksan dört senelik ömrünü İsfahan'da geçiren Ebû Nuaym'ın burada nasıl bir aile ortamında doğup büyüdüğü, aile fertleri, ne tür bir eğitim aldığı ve bazı hocalarına yer verilmiştir. Ayrıca onun îtikâdî mezhebi, sûfî olup olmadığı, hakkındaki Şiîlik iddiaları, döneminin farklı mezheplerden âlimleri ve yazmış oldukları eserlerin Ebû Nuaym ve konumuz olan Kitâbü'l-İmâme ile bağlantıları incelenmiştir. Ebû Nuaym, Fâtımî Devleti ve Büveyhî Devleti'nin güç ve hakimiyet sahibi olmakla birlikte aynı zamanda Şiîlerin siyasi, sosyal ve kültürel hayattaki canlılıklarının daha öteye giderek sahâbeye hakaret, Gadîr-i Hum kutlamaları, ağıt ve matem törenlerinin rutin bir devlet politikası haline getirdiği dönemden sonra, Ehl-i Sünnet akidesini ve halîfeyi destekleyen Gaznelilerin önemli bir güç olmasıyla birlikte kendisini ve görüşlerini ifade etmekte daha rahat olabilmiştir. Tezin en önemli kısmında Ebû Nuaym'ın bir hadis âlimi olarak telif ettiği, rivâyetlerden müteşekkil eserlerinden farklı olarak, hadislere birtakım kelamî görüşleri dâhil ederek telif ettiği Kitâbü'l-İmâme'yi ele aldık. Bu çerçevede eserin yazılma amacını, muhataplarını, ne zaman yazıldığını ve Ebû Nuaym'ın söz konusu eserdeki görüşlerini ve vermek istediği mesajları tespit ederek Mezhepler Tarihi Literatürü açısından değerlendirmeye çalıştık.
Ali el-Kerekî'nin İsnaaşerî Şiiliği üzerindeki etkisi
Geçmişten günümüze İran halkları, bulundukları coğrafya için oldukça önemli bir konumda durmayı başarmışlardır. Onlar için kritik öneme sahip bazı zaman dilimleri vardır ki bu yıllar ülkenin geleceğini şekillendirmiştir. Safevî Devleti bu zaman dilimlerinin belki de en önemli eşiğini oluşturmaktadır. Çünkü Safevî Devleti'nin kuruluş aşamasında karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlara yönelik uygulamak istediği politikaların bilinmesi bugün dahi birçok sorunun çözülmesine sebep olacaktır. Böylelikle ilk bölümde, Safevî Devleti'nin İsnaaşeri Şiîliğini kabul sürecinde kendi toprakları dışından getirip yazdıkları eserlerden ve fikirlerinden oldukça faydalandığı muhâcir ulemânın burada ne tür bir işleve sahip olduğunu incelemeye çalışmak ve özelde Kereki'nin buradaki konumu mümkün oldukça ortaya çıkarmak temel hedefimiz olmuştur. Ali el-Kereki'nin hayatı, hocaları ve eserlerini incelediğimiz ikinci bölümde, yetiştiği ortam ve ilim seyahatleri hakkında değerlendirmelerde bulunarak fikirlerinin oluşum sürecinin ipuçlarını aradık. Ayrıca gaybet düşüncesiyle bağlantılı bir şekilde durumu ele almaya çalıştık. Çünkü Şiî fıkhının oluşum süreci içerisinde mütekellimler tarafından bina edilen bu fıkhın temeline gaybet düşüncesi tüm ağırlığıyla oturmuştur. Şiî mütekellimlerin her bir fikrine neredeyse müdahele eden bu anlayış, oluşma sürecinden gelişme sürecine kadar birçok yoruma muhatap olmuştur. Ali el-Kerekî'nin fikirlerinin oluşum aşamasında Usûlî-Ahbâri ayrışmasının da incelenmesi gereken ayrı bir konu olarak ele alınması gereğini düşündük. Farklılıkları hakkında çok detaya inmeden yüzeysel bir şekilde inceleyerek durumun ayrışma yönlerine dikkat çekmeye çalıştık. Çünkü ayrışma noktalarını anlamak Kerekî ve Kerekî gibi düşünen ulemânın daha anlaşılır olmasında sağlayacaktır. Üçüncü bölümde Ali el-Kereki'nin fikirleri üzerine yoğunlaştık. Şu bir geçektir ki İsnaaşeriyye fıkhında ahbâr anlayıştan gelen gaybet anlayışı fıkhı durağanlaştırmıştı. Zamanla Usûlî ulemânın çabasıyla temel kaynaklarda akli istidlâl metodları kullanılarak bu durum aşılmaya çalışılmıştır. Safevîler döneminde Usûlî anlayışın devlet gücünüde bir şekilde yanında hissetmesi durumu dahada kolaylaştırmış gözükmektedir. Ali el-Kerekî, bu gücün farkında olarak onu kullanmayı bilmesi, geleceğin fakih-sultan ilişkilerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Eserlerinde ve verdiği fetvalarla Şiî fakihlerine ayrıcalıklı bir konum oluşturmuştur. Özellikle Cuma namazı, haraç ve İmamın nâibliği konusunda fakihe yüklediği misyon onun konumunu her zamankinden daha çok güçlendirmiştir.
Büyük Selçuklu Devleti'nde dini hareketler ve Selçukluların din politikası
Yenikent'ten ayrılarak Cend'e gelen Selçuklular bu bölgede İslam ile tanıştı. Burada İslam'ı kabul etmenin stratejik önemini kavradılar ve bu dini kabul ettiler. Bölge ve çevresi itikatta ekseri Maturidi veya Eşari, fıkıhta ise Hanefi, Şafi, Hanbeli veya Maliki gibi Ehl-i Sünnet fırkalarına mensuptu. Selçuklular da Sünni İslam'ı benimsediler ve özellikle Hanefiliğe bağlı kaldılar. İslam'ı kabul etmeleri bölgede siyasi etkinliklerini ve güçlerini arttırdı. Selçukluların büyük bir güç olarak ortaya çıktığı bu yüzyıllar, İslam dünyasının en buhranlı devrine denk gelmekte idi. İslam, kendi içinde Şii ve Sünniliği temsil eden iki farklı kola ayrılmış, bunlarda kendi imamlarını seçerek halifelik adı altında kurumsallaşmıştı. Selçuklular, müstakil bir devlet olarak ortaya çıktıklarında ilk işleri Abbasi Devleti'ni tahakkümü altına alan Şii güçlerine karşı tepki göstermek oldu. Bu tepki aynı zamanda dini politikalarının da bir belirleyicisi idi. Onların dini politikası, vezir Kündüri'nin uyguladığı Mute'zile mihneti hariç, hâkim oldukları bölgelerde inanç ve mezhep çeşitliliği karşısında birliğin sağlanabilmesi için denge siyaseti yürütmekti. Fakat Selçuklular her ne kadar bu politikayı yürütmeye çabalamışsalar da her mezhebin bir başka mezhebe tepki olarak ortaya çıktığı göz önüne alınırsa sık sık kendini gösteren dini hareketlerin arasında kalmış idiler. Özellikle Şafii ve Hanbeli gibi Sünni mezhepler Mu'tezile'ye tepki almışlar, Mu'tezile'de onlarla mücadeleye girmekten geri durmamıştı. Bir gerilim de Hanbeliler ve Eşariler arasında yaşanmıştı. Malikiler ise bu tarz konularda daha geri planda durmayı tercih etmişlerdi. Hanefilerin de Nizamülmülk ile güçlenen Şafiilere karşı rekabete girdikleri görülür. Bu tartışmalar Selçuklular için önemli bir sorun iken ayrıca daha büyük problemler Şiilerle yaşanıyordu. Selçukluların silahlı mücadelesini gerektirecek kadar büyüyen İsmaili hareket de baş göstermişti. Bu çalışmada bahsi geçen olaylar çerçevesinde Selçukluların mezheplere karşı yaklaşımı, alınan tedbirler ve bu durumlar karşısında ne kadar rasyonel kalabildiklerine dair inceleme yapılmıştır. Bu inceleme yapılırken mezheplerin doğuşu ve öğretileri hakkında da bilgiler aktarılmış, Selçukluların ortaya çıkışından öncesine değin, İslam'daki ilk ihtilaflaşmalar da dahil edilerek olaylar örgüsü bütünüyle ele alınmıştır.
Katolik mezhebinde evlilik ve boşanma
Aile, toplumu oluşturan en küçük kurumdur. Evlilik ise ailenin oluşmasını sağlayan yüzyıllardır bütün dinler ve toplumlar tarafından kutsallık atfedilen bir birimdir. İnsanlık tarihi boyunca önemi vurgulanmış olan evlilik kurumu, Hıristiyan inancına göre kutsal kabul edilmiş ve sakrament derecesine yükseltilmiştir. Evlilik, Hıristiyan inancına göre İsa'nın sevgisinin insanlık üzerindeki tezahürüdür. Evlenen Hıristiyanlar, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirmiş olur. Kutsallığı Hz. Âdem ve Hz. Havva'ya kadar dayandırılan evlilik, Tanrı'nın kurduğu bağ ile evlenen eşlerin kopmaz bir bağ ile bağlandıkları bir kurumdur. Hıristiyanlığın en köklü mezhebi olan Katolik mezhebinin evlilik konusundaki görüşleri evliliğin Hıristiyan inancına göre ne denli önemli olduğunu gösterir. Katolik inancına göre, evlilik Tanrı'nın buyruğuyla kurulmuş olan, Kilise birliğini sembolize eden kutsal bir müessesedir. Eşler birbirine kopmaz bağlarla bağlanmıştır ve boşanmak yasaktır. Evlenen çiftler Kilise birliğini sembolize etmektedir ve bunun bozulması büyük günahlardan sayılır.
Alevîlerin dinî inanç ve yaşantıları (Kocaeli Ballar Köyü örneği)
Bu çalışma, "Alevîlerin Dinî İnanç ve Yaşantıları (Kocaeli Ballar Köyü Örneği)" başlığı altında Alevîlikle ilgili inançlar, ibadetler, dinî kurum, örf ve âdetler üzerine yapılan bir alan araştırmasıdır. Yapmış olduğumuz bu çalışma, sahada yapılan derleme ve incelemeler neticesinde elde edilen bilgilerden meydana gelmektedir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde yaptığımız çalışmanın amacı ve hedefi belirtilmiştir. Birinci bölümde, araştırma alanı ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Ballar Köyü Alevîlerinin temel inanç yapıları ve ibadetleri/erkânları tespit edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Ballar Köyü Alevîlerinin dinî kurumları ve örf âdetleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç kısmında ise çalışmamızın öne çıkan kısımlarına değinip ele aldığımız konulardan çalışmada ulaşılan sonuç belirtilip genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Hanefi fakihlerin ceza hukuku alanındaki görüş ayrılıkları
Hanefi Mezhebi, Ebu Hanife Numan bin Sabit'e nispet edilmiş bir mezhep olsa da onun görüşlerinin tartışılmaz olduğu bir mezhep değildir. Nitekim Hanefi mezhebinin diğer mezheplerden farklı yönlerinden biri de mezhep içi müçtehit imamların etkisinin daha güçlü olmasıdır. Nitekim Ebu Hanife'nin hem arkadaşı hem de talebesi olan bu fakihlerin büyük katkılarıyla kurulan bu mezhepte mezhep içi müçtehitlerin görüşlerinin baskın olduğu ve kimi zaman kurucusunun görüşlerine tercih edilebildiği görülmektedir. İslam Ceza Hukuku, sosyal hayatın emniyetinin sağlanmasında çok etkin olması sebebiyle, fakihler tarafından çokça mütalaa ve münazara edilmiş hükümlerden oluşmaktadır. Çünkü bu ilim, adalet nizamını sağlama ve dolayısıyla tüm toplumun huzurunu temin etme amacını taşımaktadır. Asırlar boyunca, Müslüman ülkelerde yaşayan fertler arasında, hukuki hakların en isabetli biçimde tecelli etmesini sağlayan ve caydırıcılık unsuruyla bireylerin topluma zarar vermesine engel olmayı hedefleyen bu ilim, mağdurların ya da mağdur ailelerinin yaşadıkları acıları hafifletmeye ve topluma emniyet ortamı tesis etmeye çalışmasıyla büyük önem arz etmektedir. Fıkhın diğer meselelerinde olduğu gibi, İslam Ceza Hukuku da fakihler tarafından kimi meseleleri üzerinde görüş ayrılıklarının meydana geldiği bir ilimdir. Fıkıhta karşılaşılan bu görüş ayrılıkları, farklı görüşleri derlemeye ve delilleriyle tespit etmeye yarayan 'Hilaf' ilmini meydana getirmiş ve hakkında müstakil eserlerin telif edildiği bir ilim olabilmiştir. Fıkhı geliştirmeye yönelik bu çalışmalar neticesinde, var olan ihtilafların temelde; naslarda farklı yorumlamalar, hadislerde değerlendirilme kriterlerinin farklılığı, mantıki çıkarımlarda değişik yaklaşımlar gibi bir takım sebeplere dayandığı görülmüştür. İslam Ceza Hukuku da, doğası gereği hilaf ilmini en çok ilgilendiren konulardan biri olmuştur. Bu tezimizde Hanefi fakihlerin İslam Ceza Hukuku alanındaki görüş ayrılıklarından bahsederek bunları aktarmaya ve sebeplerini tespit etmeye çalıştık. Buna çalışırken klasik Hanefi Fıkhının ve Hilaf İlmine dair eserlerin, meşhur ve detaylı eserlerinden faydalandık ve ceza hukukundaki görüş ayrılıklarını olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya gayret ettik.
Şia'nın imamet ve mehdeviyyet doktrinlerinin Zerdüştîlik ile ilişkisi
Bu çalışmada Şia'daki imamet ve mehdeviyyet meselesi Zerdüştîlikte yer alan Ferre-i İzedî ve Saoşyant inancı ile mukayeseli bir şekilde ele alınıp, benzer yönleri tespit edilerek birbirinden etkilenme ihtimali tartışılmıştır. Zerdüştîlikte ferre ve Saoşyant kavramı Avestâ gibi orijinal kaynaklardan incelenmiştir. Daha sonra Şia'daki imamet ve mehdeviyyet inancı, mezhebin mûteber klasik eserlerinden hareketle ele alınmıştır. Birinci bölümde Ferr-i İzedî tüm yönleriyle irdelenmiştir. İkinci bölümde Şia'daki nur, ismet ve velayet kavramları üzerine durularak Ferre-i İzedî inancıyla benzer yönleri tespit edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Zerdüştî-Şiî etkileşimi açısından münci inancı, araştırılmıştır. Tezin sonucunda Şia'nın temel unsuru olan imamet ve mehdeviyyet inancının Zerdüştîlikteki Ferre-i İzedî ve Saoşyant doktrinleri arasında hatırı sayılır derecede benzer yönlerinin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.
İhvân-ı Safâ risalelerinde İslam mezhepleri
Bu çalışma IV./X. yüzyılda, Abbasîlerin son zamanlarında Basra'da toplumsal kamplaşmaların ortasında beliren İhvân-ı Safâ topluluğunun kaleme aldığı Risaleler'i, İslam Mezhepleri Tarihi açısından değerlendirmeye odaklanmıştır. Kendilerini İhvân-ı Safâ ve Hullân-ı Vefâ Ehl-i Adl ve Ebnâ-i Hamd olarak isimlendiren bu gizli topluluk, dört bölüm olarak sınıflandırdıkları 52 risale ve Risâletü'l-Câmia'dan oluşan eserlerinde mezheplere dair görüşlerini konulara mezcetmişlerdir. Kendilerini Şiî ve Alevî olarak tanımlayan İhvân-ı Safâ, hiçbir ilme düşmanlık göstermediklerini, hiçbir mezhebe taassup gösterip bağlanmadıklarını, hiçbir kitabı terk etmediklerini, görüş ve mezheplerinin ise tüm mezhepleri kapsadığını ve tüm ilimleri içine aldığını iddia eder. Buna rağmen kendileri gibi düşünmeyenleri ağır bir dille eleştirir. Çalışmamızın giriş bölümünde İhvân-ı Safâ'nın yaşadığı dönem, siyasî ve sosyo-kültürel dinî durum açısından ele alınmıştır. Birinci bölümde İhvân-ı Safâ'nın eserlerine ve yazarlarına kısaca değinilmiştir. İhvân-ı Safâ'nın hangi mezhebe mensup olduğu konusunda birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu bağlamda kendilerini dinî ve mezhebi açıdan nasıl isimlendirdikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Yayılma faaliyetleri ve kullandıkları davet metodları karşılaştırılarak İhvân-ı Safâ ve İsmâiliyye arasındaki bağ saptanmaya çalışılmıştır. Bunların yanı sıra Yedinci İmam, Mehdî, imamet-hilafet, Ehl-i Beyt konularındaki görüşleri arasında benzerlik olup olmadığı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, İhvân-ı Safâ'ya göre mezheplerin doğuş sebepleri olan ihtilaflar ve bozuk görüşler tespit edilmeye çalışılmış, Risaleler'de adı geçen mezhepler ve İhvân-ı Safâ'nın bu mezhepler hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir.
Mürtekib-i kebîrenin kelami mezheplerin oluşum süreçlerine etkisi
Büyük günah işleyen kişinin bu dünyada ve ahiretteki durumu ile ilgili olan mürtekib-i kebîre meselesinin, İslam toplumunda, gruplaşmaların ve ekolleşmelerin üzerindeki etkisi, araştırılması gereken bir konu olmuştur. Bu amaçla ele alınan çalışmamızda mürtekib-i kebîrenin, kelami mezheplerden olan; Hâriciler, Mürcie ve Mu'tezile mezheplerinin oluşum süreçlerine etkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca İslam düşünce tarihinde mürtekib-i kebîre olarak bilinen bu meselenin, İslami İlimlerin birçoğunu etkilediği de bilinmektedir. Bu itibarla mürtekib-i kebîreyi başta insan faktörü olarak, dini, siyasi ve sosyo-kültürel etkenler eşliğinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Mürtekib-i kebîre konusunun anlaşılması adına ilk olarak bu mesele etrafında ortaya çıkan tanımlar üzerinde durulmuş, daha sonra bu mesele bağlamında ortaya çıkan yapılanmaların sebepleri incelenmiştir. Bu değerlendirmeyi yaparken kronolojik sıraya uyularak, araştırmanın bütünlüğü sağlanmıştır. Bunlara ek olarak kelami mezheplerin hepsinden ziyade Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile mezhepleri ve şiddeti benimseyen yapılanmalar arasından da IŞİD'i ele alarak araştırmamızı sınırlandırdık. Araştırmanın sonucunda da mürtekib-i kebîre meselesinin söz konusu olan ekol ve yapılanmaların ortaya çıkmasında en büyük etkiye neden olduğu tezine ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Büyük Günah İşleyen Kişi, Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile, IŞİD
Katoliklikten Protestanlığa Luteran reform ve heretikler
Bu çalışmada Hıristiyanlığın kurumsallaşmasıyla güçlenen Katolikliğin Ortaçağ Avrupası'nda yüzyıllar içindeki gelişimi ve yaşadığı bölünmeler ele alınmıştır. Kilisenin yönetime etkisi, yönetimin de topluma etkisi göz önünde bulundurularak heretik hareketlerin ortaya çıkış sebepleri ve meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak bu hareketin sonuçları değerlendirilmiştir. Önce Katolikler nezdinde heretik kabul edilen gruplar ve şahsiyetler ele alınmış ardından XVI. yüzyılın en büyük heretiği Luther ile Kilise'nin mücadelesi aktarılmıştır. Luther, Katolikler için bir heretik iken başlattığı reformun başarıya ulaşması sonucu kendisi de, başka inanç gruplarını heretik olmakla suçlamış ve Protestanlık dışında kalanlar hakkında metinler kaleme almıştır. Bu tezin ilk bölümü Luther reformunun bir ilk olmadığı ve Kilise'ye karşı mücadelenin çok daha önceki yıllara dayandığını göstermektedir. Kilise'ye karşı çıkışların sebepleri ayrıca incelenmiş teolojik, siyasi, toplumsal etkiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde reformcu bir şahsiyet olarak Luther üzerinde durulmuş, Kiliseyle yaşadığı problemler değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Avrupa toplumunun tarihsel geçmişini anlamanın, günümüz problemlerine ışık tutacağı düşünüldüğünden bazı konularda bugün ile bağlantı kurulmaya çalışılmıştır.
Ortaya çıkışları, inançları ve Yemen siyasetine etkileri açısından Hûsîler
Bu tez çalışmasında 2014 yılında Yemen'de darbe yaparak yönetimi ele geçiren Hûsî hareketinin ortaya çıkışı, inançları ve Yemen siyasetine etkileri ele alınmıştır. Tezin amacı, Hûsî örneğinden yola çıkarak mezhepsel farklılıkların bir ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatına etkilerini ortaya koymaktır. Özelde Yemen, genelde ise Ortadoğu'nun diğer ülkelerinde yönetimden çarşı-pazara varıncaya dek, toplumu en çok etkileyen faktörlerden birisi de dini/mezhepsel farklılıklardır. Ortadoğu'nun siyaset ve toplum yapılanmalarında bariz bir şekilde belirleyici olan mezhep-iktidar ilişkilerine en güzel örneklerden birisi de Hûsî hareketidir. Ortaya çıktığı ilk dönemlerden beri bazı medya ve akademi çevrelerince Şiî-Sünnî mücadelesi olarak tanımlanan Yemen savaşını ve bu savaşın en önemli aktörlerinden birisi olan Hûsîleri anlamak, mezhepsel farklılıkların Ortadoğu coğrafyasında etkilerinin hangi boyutlarda olduğunu anlamak açısından önemlidir. Ayrıca tezimizde küresel ve bölgesel güçlerin, Ortadoğu'da mezhep kartını kullanmak suretiyle, nasıl bir vekâlet savaşı yürüttükleri de Hûsî örneği üzerinden ortaya konmaya çalışılmıştır.
Salâhuddîn el-Alâî'nin usûl anlayışı (el-Mecmûʻu'l-Müzheb fî Kavâidi'l-Mezheb özelinde)
Muhaddis, usûlcü Salâhuddîn el-Alâ'î, hicri sekizinci yüzyılın âlimlerinden biri olup usûl ile füruu, menkul ile maʻkûlu cemetmiştir. Hadis ilmindeki büyük çabaları hem önceki hem de sonrakilerin dikkatini çekmiş, ancak fıkıh usûlü ile ilgili görüşleri üzerinde gerekli araştırma ve inceleme yapılmamıştır. el-Mecmûʻu'l-müzheb fî kavâʻidi'l-mezheb adlı kıymetli çalışması, eser ile nazarı birleştirmenin ehemmiyetine şahitlik etmekte, Alâ'î'nin kaide ve fürû açısından fıkıh ilminin derinliklerine dalacak üstün ilmi gücünü ortaya koymaktadır. Alâ'î'nin usûlî görüş ve tercihlerini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışma; bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş iki kısımdan oluşmakta; birinci kısımda araştırmanın problemi, amaçları, önemi, yöntemi ve konuyla ilgili daha önce yapılmış çalışmalar yer almaktadır. İkinci kısımda ise Alâ'î'nin hayatı ve ilmî kişiliği ile el-Mecmûʻu'l-müzheb fî kavâʻidi'l-mezheb adlı eseri hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölüm, Alâ'î'nin şer'î hüküm ve şerʻî delil konularına ilişkin usûlî görüşlerine tahsis edilmiştir. İkinci bölümde lafızların delâleti, müellifin içtihat, taklît, tearuz, tercih ve nesih ile ilgili usûlî görüşleri ele alınmaktadır. Sonuçta ise araştırma neticesinde elde edilen önemli veriler belirtilmektedir.
Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer mezheplerden farklı kaldığı meseleler
Günümüz Müslüman toplumlarında, İslam hukuku yüzde yüz uygulanmasa da, bazı Müslüman ülkelerinde, muhtelif alanlarda hala uygulanmaktadır. Aile ve borçlar hukuku, en çok uygulanan İslam hukukunun alanlarındandır. Bu alanlarda, belli meseleler hakkında mezhepler arasında ihtilaflar olmuştur. Kimi meselelerde yaygın dört mezhep birbirinden ayrı görüşler beyan etmiş, kimi meselelerde ise dört mezhepten biri, görüş olarak diğer üç mezhepten farklı görüşler benimsemiştir. Bu çalışmada, Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer üç mezhepten farklı olarak görüş beyan ettiği meselelerini ele aldık. Bu meseleler hakkında Malikilerle diğer mezheplerin ortaya koyduğu görüşleri, delilleriyle beraber inceledik. Tezin ana konusu Maliki mezhebi olduğundan dolayı, çalışmamızın ilk bölümü İmam Malik ve mezhebinin yayılışı ile ilgili bilgilere ayırdık. İkinci bölümü aile hukuku, üçüncü bölümünü ise borçlar hukuku sahasında Malikilerin tek kaldığı konulara ayırdık. Sonuç kısmında da genel bir değerlendirme yaptık.
Hâkim el-Cüşemî'nin fırka tasnifi ve mezheplere bakışı
Mutezilî 'Hâkim el-Cüşemî'nin İslam Mezheplerine Bakışı' adlı tezimizde; İslam mezheplerinin ortaya çıkış nedenleri, mezheplerin görüş ve özellikleri ile fırka tasnifini Cüşemî'nin nasıl aktardığını inceledik. Temel amacımız Cüşemî'nin 'Mutezile Fırak Edebiyatına' olan katkısını ortaya koymaktır. Araştırmamızın kapsamını Cüşemî'nin mezhep tasnifi ve mezheplere dair verdiği bilgiler yanında Cüşemî'nin mezhebi kimliğinin ortaya konulabilmesi için imamet ve usûlü hamse hakkındaki görüşleri oluşturmaktadır. Tezimizde, İslam Mezhepleri Tarihi'nin kullanmış olduğu deskriptif (betimsel) yöntem temel alınarak, temel kaynakların taranması ve karşılaştırılması yanında olgu ve fikirlerin anlaşılması için siyasi ve sosyal tarih ile kıyaslanarak ulaşılan sonuçlar objektif bir şekilde ortaya konulmuştur. Sonuçta Cüşemî'nin Zeydî-Mutezilî kimliği bulunmaktadır. Temel konularda Mutezilî tavrı açıktır. Hz. Ali'ye ve Şia tarihindeki imamlara yönelik vurguları, eserlerindeki imamete dair aktarımlarındaki farklı yansımalar Zeydiyye'nin fikirlerine sempati duyduğunu ya da etkilendiğini göstermektedir. Cüşemî, İslam toplumlarının kendi dönemine kadar olan sürecini mezhepler tarihi açısından Mutezile, Şia, Hâricîler, Mürcie, Cebriyye, Âmme, Haşeviyye olarak yedi ana kola ayırmaktadır. Bu yedi fırkanın temel görüşlerine, kısmen oluşum ve olgunlaşma safhasına, alt fırkalarına, yayıldıkları coğrafyaya ve mezheplerin görüşlerini savunmak adına yazılan eserler ve yazarlarına değinmektedir. Cüşemî, mezhep tasnifini belirli bir sayı ile sınırlandırmamaktadır. Mezheplerle ilgili bilgi aktarırken kullandığı temel yöntem klasik fırka merkezli mezhepleri tarihi yazıcılığıdır.
Harici zihniyetinin oluşumu ve günümüzdeki tezahürleri
Ill ÖZET HARİCÎ ZİHNİYETİN OLUŞUMU VE GÜNÜMÜZDEKİ TEZAHÜRLERİ Kadriye YILDIRIM Yüksek Lisans Tezi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. İsmail YÖRÜK Ekim 2001, 350 sayfa Bu çalışmada Peygamberin vefatından sonra İslam toplumunda meydana gelen sosyal, kültürel, ekonomik şartlardaki değişikliklerin ve dini yorumlardaki faklılaşmalann neticesinde ortaya çıkan Haricîlerin zihniyeti ve onun tezahürleri olan gruplar incelenmiştir. Çalışma, Haricî adının verilmesi ve bunun sebepleri, verilen diğer isimler, hareketi ortaya çıkaran sebepler, Haricîlerin yaşadıkları yerler, Haricî düşünürler, bu inancı benimseyen topluluklar hakkında giriş niteliğindeki bilgilerin sunulması, tarih, semantik, linguistik, karşılaştırma ve yorumlama metotlarını uygulamak suretiyle konuyla ilgili yapılmış araştırmaların gözden geçirilmesiyle başlamaktadır. Bu bölüm literatürde Haricîlere farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Haricî zihniyetinin oluşumunu incelerken konuyu her yönden değerlendirmek doğru sonuca ulaşmak bakımından çok önemli olduğundan zihniyete etki eden faktörlerin bütüncül yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Bu ise, zihniyetin oluşumunda etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerin detaylı bir şekilde araştırılmasıyla mümkün olacaktır. Haricî zihniyetin boyutları olarak tespit edilen dindeki esaslar, İmamet, büyük günah işleyenin durumu, kaade, tevellâ-teberrâ, savaş, çocukların durumu, takiyye, zümre dayanışması gibi konulara geniş bir yer ayırdık. Bunun amacı, Haricî zihniyetin tezahürleri olarak gördüğümüz grupları tespit ederken çok dikkatli davranmak, onların düşünce ve pratiklerini belirgin bir şekilde ortaya koymaktır. Bundan dolayı HaricîIV zihniyetin tezahürleri olarak ortaya çıkan grupları incelerken hangi grupların düşünce ve davranışlarının hangi haricî zihniyetine dahil edilebileceğini belirlemek, öncelikle grupların tarihi gelişiminden söz etmek, sonra da görüşlerinin tamamına işaret etmek, değerlendirme bölümünde İse benzerlik gösterdikleri, aynı tavrı gösterdikleri halde farklı isim verdikleri uygulamalarından bahsetme yoluna gittik. Anahtar Kelimeler: Hâricîlik, Oluşumu, Haricî Zihniyeti, Zihniyetin Boyutları, Haricî Zihniyetinin Tezahürleri.
حكم نشوز الزوجة عند المذاىب الأَربعة وأَثره في المجتمع العراقي
One of the most important reasons that prompted me to choose this topic is the exacerbation of the dangerous phenomenon of disobedience in the Islamic society, which in the collection of its results leads to the disunity of families and the loss of their children, and to hatred and hatred, which ultimately leads to divorce. And the problems of the West, and it touched upon dealing with cases of family disintegration and identifying its causes and manifestations and the consequences of that from a legal and social point of view; And because the family is the first basic building block in society and its pillar on which it stands and by which it strengthens its pillars, and wives are the pillar in building the family, and through it the psychological bonds and solid social ties are strengthened. Then I divided my research into an introduction and a preface, and made it into two chapters, sections, demands and conclusion. In the introduction, I spoke about the importance of the family in the life of the individual and the group, and ways to protect the self and immunize it from falling into sin, as well as the importance of marriage and procreation, and the more seriousness of disobedience as a disease that disturbs the marital life and threatens it with collapse, and I mentioned in its introduction the principles of Islam In building the family and its importance, the husband's right to guardianship, its meanings and effects, good cohabitation and its rulings, and the effect of obedience on building a Muslim home. From our message on two sections, the first was of two demands, the first dealt with the means of disobedience and the second was the procedures for disobedience. As for the last topic, the first demand came in the impact of the wife's disobedience, and in the second the impact of disobedience on women's rights in Iraqi society