Mezhepler

Bu konu başlığı altında 423 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı mezhebin kavliyle amel (İntikal): Abdülazîz el-Buhârî'nin konuya yaklaşımının analizi

İslam hukukunda mukallid-müctehid ilişkisi hicrî ilk üç asırda her bir meselede farklı müctehidin görüşüyle amel etmek anlamındaki taklîd-i mutlak iken mezheplerin teşekkülünün tamamlanıp sistematik bir kisveye bürünmesi ile bir mezhebe bağlanma anlamına gelen taklîd-i şahsî halini almıştır. Günümüzde ise kısmî de olsa taklid-i mutlaka rucû edilerek mukallidin mezhebine muhalefetinin yaygın hale geldiği görülmektedir. Mukallidin gerek bilinçli gerekse bilinçsizce mezhebine muhalefet etmesi kendisine birçok kolaylık sağlasa da bu durum mezhebiyle olan ilişkilerinde birtakım çıkmazlara yol açmış ve fakihler arasında görüş farklılıklarına neden olmuştur. Tezimiz, farklı mezhebin kavliyle amel edilebilir mi sorusundan yola çıkarak birbirleriyle karıştırılan kavramları, intikale olumlu veya olumsuz cevaz veren âlimlerin görüşlerini, intikalin ortaya çıkardığı problemleri ve Abdülazîz el-Buhârî'nin meseleye yaklaşımını ele almaktadır.

Abdülaziz el-BuhariAmelMezhepler+4
Ahmet Tan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gumarı and his work named Bide'u't-Tafâsir

Tefsirde bid'at kavramı, Kur'ân'ın yorumunda dikkat edilmesi gereken usûl kurallarına riayet etmeden yapılan yorumları ifade etmektedir. Ancak bu usûl kurallarının bir kısmının subjektif esaslar olmasından sebebiyle yapılan bid'at nitelemeleri de kişinin kendi görüşünü ve din anlayışını yansıtması sebebiyle subjektif bir iddia mahiyetindedir. Bu kavramın tefsir ilmine girişi ise Hz. Osman dönemindeki fitne olayları ve daha sonrasında gerçekleşen Cemel ve Sıffin savaşları neticesinde ortaya çıkan sorunların etrafında oluşan kelam mezheplerinin eliyle olmuştur. Zira bu dönemde oluşan ve daha sonra kurumsallaşan bu mezhepler kendi görüşlerini desteklemek için birtakım ayetleri kendi görüşlerine dayanak oluşturmak için mezhep ilkeleri doğrultusunda yorumlama faaliyetine girişmişlerdir. Diğer taraftan gerek dahili gerek harici sebepler ile tefsir kitaplarına giren ehl-i kitaptan alınma bazı haberler de tefsirde bid'at olarak nitelenen yorumların kaynağını oluşturmaktadır. Gumârî de gerek mezhep taassubu gerek İsrâiliyyât denilen haberlerin nakledilmesi gerekse bunların dışındaki diğer usûl kurallarına riayet etmeden yapılan bu görüşleri bid'at olarak nitelemekte ve tefsirlerin bu hatalardan arındırılması gerektiğini düşünmektedir. Ancak bazı noktalarda Gumârî de bid'at nitelemelerinde bazı usûl kaidelerini ihmal etmiştir. Anahtar kelimeler: Tefsir, Bid'at, Gumârî, Zemahşerî, Şerif Murtazâ, Mezhep.

Bid`atEbu’l Fazl Abdullah el-GumariKur'an-ı Kerim+5
Bünyamin Közen
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

İbn Batta'nın eş-Şerh ve'l-İbâne adlı eserinde mezhebi ve itikadi görüşleri

Ahmed bin Hanbel'e nispet edilen Hanbelilik, Ehli Sünnet'in dört fıkıh mezhebinden biri olarak bilinmesine rağmen kendine özgü itikadi-siyasi görüşleri de olan bir mehzeptir. İbn Batta el-Ukberî (ö. 387/997), mezhebin önde gelen alimlerinden biri olup, eş-Şerh ve'l-İbâne 'alâ Usûli's-Sünne ve'd-Diyâne adlı eseri ve diğer eserleriyle, ayrıca yetiştirdiği öğrencilerle Hanbeli mezhebinin yayılmasında ve güçlenmesinde büyük bir rol üstlemiştir. İbn Batta, bu eserinde Hanbeli mezhebinin itikadî görüşlerini Kur'an, sünnet ve selefin görüşlerine dayanarak açıklamıştır. Bid'at olarak gördüğü Şia, Haricilik, Mu'tezile, Cehmiyye ve Mürcie gibi, mezhepleri ve görüşlerini sert bir şekilde eleştirmiştir. Bu eserinde ayrıca Ma'bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımeşkî, Ca'd B. Dirhem, Cehm b. Safvân, Ebû Hanife, Bişr el-Merîsî, Kerâbîsî gibi şahsiyetleri de ağır bir dille tenkit etmiştir. Bu tezde, öncelikle Hanbeli mezhebinin tarihçesine dair genel bilgi verildikten sonra İbn Batta'nın hayatı, yaşadığı dönemin siyasi, dini, sosyo-kültürel durumu üzerinde durulmuştur. Daha sonra İbn Batta'nın itikadî ve mezhebî görüşleri ile diğer mezhepler ve şahıslar hakkında dair değerlendirmeleri, İslam Mezhepleri Tarihi yöntemleriyle analiz edilerek tarafsız bir şekilde sunulmaya çalışılmıştır.

Anas Ihsan Jameel
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Sonradan çıkan iç savaş olaylarında Sahabenin içtihatları

Müslüman gruplar arasındaki muasır olayların çoğunu tedavi edecek kaynak olması için iç savaş olaylarında başlarına gelen musibetle ilgili sahabe fikrinin ortaya çıkarılması İç savaş olaylarında başlarına gelen musibetlerle ilgili sahabe fıkhı ve içtihatlarından mümkün olduğunca fıkhî teori oluşturmasını özetlememiz mümkün mü? Başlarına gelen afetler her şekli kapsıyor mu? Onların içtihat ve çabaları çelişkili durumları ile birlikte tüm şekilleri içeriyor mu? Bu içtihatlar muasır olayların tedavi edilmesinde (ele alınmasında) yarıyor mu? Müslüman gruplar arasındaki iç savaşlarda içine düştükleri en tehlikeli sorunları ilk asra bağlı köklü, fıkıh için İslam ümmetinin ihtiyaçları içinde konunun ehemmiyetini simgeler. 1- Sahabe döneminde iç savaş olaylarını açıklamak, uyum sağlamak ve birini diğerinden ayırmak. 2- Sahabenin içtihatlarında olanları açıklamak ve bu içtihatları da mezhep ulemalarının bu konudaki keşif ve usule dönüştürmesi. 3- Fıkhi mezhep ve ulema görüşleri ışığında sahabenin ihtilaf ettikleri arasında tercihlerin belirlenmesi. Bu konuda birçok metot izleyecek bunlardan içtihatları, fetvaları İyice incelemek maksadıyla tümevarım metodu, metotlar arasında analitik tümdengelim ve istidlal metodu ve kıyası tüm çeşitleri elle tutulur mantıksal sonuçlara ulaşmak maksadı ile kullanmıştır. 1- Müslümanlar arasındaki iç savaşların hükümleri Müslümanların kafirlerle savaş hükümlerinden çok farklı hükümleri vardır. Müslümanların bunlarla imtihanında yerine getirmesi ve bilmesi gerekenler vardır. 2- isyancılarla savaş fitne ile savaştan farklıdır. İsyancılarla fitne arasında savaş, haricileri öldürmekten farklıdır. Bu durumlardaki hüküm; asli ve feri tafsili hükümlere bağlıdır. Aralarındaki karışım Muasır musibetler karşısında şiddetli çatışmalara sebep olmasıdır. 3-Sahabe fetvaları ve içtihatları Müslümanların başlarına gelen musibetlerle alakalı benzer olaylarda hüküm vermeye faydalı olan zengin bir kaynak sayılır.

Saad Alahmad
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selcuklular Döneminde eş'ârîlik

Ebu'l-Hasan el-Eş'ârî tarafından temelleri atılan Eş'ârîlik mezhebi, Mâtürîdîlik mezhebi ile birlikte Ehl-i Sünnet çatısı altında yer alan i'tikâdî fırkalardan bir tanesidir. Gelişimi ve sistemleşmesinde İbn Fûrek, İsferâyinî, Bâkıllânî, Abdulkahir el-Bağdâdî, Cüveynî gibi âlimler büyük rol oynamışlardır. Özellikle Selçuklular Devletine gelinceye değin sistemleşmesini büyük ölçüde tamamlayan Eş'ârîlik mezhebi, Selçuklular döneminde hem yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış hem de altın çağlarını yaşamışlardır. İslâm Dininin koruyuculuğunu üstlenen Selçuklular Devletinde Sultan Tuğrul Bey döneminde Vezir Kündürî'nin etkileriyle Eş'ârî âlimlere yönelik mihne olayları gerçekleştirilmiştir. Bu mihne olaylarında Ebu'l-Hasan el-Eş'ârî ve onun yolunu takip eden âlimlere minberlerden lanet okutulmuştur. Sultan Tuğrul Bey'in vefat etmesiyle birlikte Alparslan'ın sultan, Nizâmü'l-Mülk'ün vezir olmasıyla Eş'ârîlere uygulanan bu mihne sona ermiştir. Öyle ki baskı ve zulümlerle memleketlerinden göç etmek zorunda bırakılan Eşârî âlimler Nizâmü'l-Mülk'ün vezirliğe getirilmesiyle birlikte tekrardan memleketlerine geri dönmüşlerdir. Aynı zamanda bu dönemde Nizâmü'l-Mülk tarafından Eş'ârî âlimler için Nizâmiye adı verilen medreseler inşâ edilmiştir. Nizâmiye medreselerine Eş'ârî olmayan âlimlerin müderris olarak atanmaması Eş'ârîlik mezhebinin gün geçtikçe güçlenmesini sağlamıştır. Bu açıdan Eş'ârîlik Mezhebi, bu dönemde altın çağını yaşamıştır. Nizâmü'l-Mülk sonrası dönemde ise artık sultanların mezhepsel faaliyetlerle ilgilenmesiyle birlikte Eş'ârîlik Mezhebinin yerini yavaş yavaş, sistemleşmesini tamamlayan Mâtürîdîlik Mezhebi almıştır. Eş'ârîlik mezhebi tarih içerisinde varlığını hep korumuşsa da Selçuklular Dönemindeki ivmeyi hiçbir zaman yakalayamamışlardır.

Amidulmülk e-KündüriEş`ariMezhepler+5
Nurullah Uğur
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müfessirlerin tarihsellikleri –çağın fenomenleri, siyâsî/itikâdî kabuller ve etnik köken bağlamında-

"Müfessirlerin Tarihsellikleri" ismini verdiğimiz işbu tez vesilesiyle öncelikle günümüzde Kur'ân ile yan yana anıldığına şahit olduğumuz "tarihsellik" kavramının esas itibariyle insana ait bir mefhum olduğuna, tefsir bünyesinde yaşanan birçok ihtilafın da "tarihsellik" tabirinin insana ait oluşunun tam manasıyla idrak edilemeyişinden kaynaklandığına dikkat çekilmiştir. Tefsir sahasında vuku bulan ve esasında insanın tarihselliğinden ileri gelen bu ihtilafların giderilmesi ile muhtemel yeni ihtilafların önüne geçilebilmesi, herkes gibi bir insan olan müfessirlerin tarihselliklerini inşa eden unsurların doğru tespitine bağlıdır. Bu sebeple müfessirlerin tarihselliklerini inşa ederek onların tefsir tercihlerinde belirleyici olan ve müfessirleri tefsirde zorunlu olarak öznelliğe iten başlıca unsurlara tezimizin ilgili bölümlerinde örnekler üzerinden detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Çalışmamızda nihai olarak ayetlerdeki kast-ı ilâhîye dair ve Kur'ân'ın nüzul ortamı hakkında zengin bir müktesebatı bize taşıyan sahih rivayetler ile nesnel tarihî malzemenin tefsir disiplininde müfessirlerin tefsir tercihlerini denetleyen birer otorite olarak tayin edilmesi sayesinde müfessirlerin kendi tarihselliklerine karşı eserlerini koruyabilecekleri sonucuna varılmıştır.

Etnik unsurlarKimlik inşasıKur'an-ı Kerim+5
Erhan Görgün
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of religion in Iranian foreign policy as a soft power in the Middle East

Middle East lies in a geopolitical area which has gained attraction of the regional and the global powers throughout the history. This region is the connecting bridge between Asia, Europe and Africa, which encompasses different nationalities and religions and till today it has been politically unstable mainly because of direct and indirect religious conflicts. After Islam and its division into two main sub groups by the name of Sunni and Shia, this process continued and till today competition between the two groups Sunnis and Shias has been carried on in the Middle East. Iran Islamic Revolution happened as a remarkable evolution in the Shia-centric community of Iran and after that the leaders of Iran did not focus only in their internal affairs, but rather shifted their concentration on regional politics, particularly through Shia Revolutionists in order to play a considerably active role in the Middle Eastern region. Iran got an active position in the world, especially in the Middle East, after the revolution as a Shia-centric community. Different educational, cultural and political activities of Iran outside its borders are clear examples of Iran's international actions after the revolution. This thesis is based on the research regarding the methods and approachs that Iran has used to expand its borders and influence in the Middle East. It also investigates the elements and factors which Iran has used to have influence over the Middle East. The main objective of this thesis is to investigate and search on foreign politics of Iran and the usage of religion as a soft power in the Middle East. In this essay the religious factors of Iranian politics would be researched and the way it is used. In addition to these, this essay would research about the political and cultural opposition between Iran and other countries in the Middle East. After investigating about the usage of religious factors of Iran in the Middle East, the role of Iran as a regional power and a pro-Shia in the Middle East will be discussed. It will be clarified how Iran has used the Shia factor as a tool in order to reach its political and cultural aims in the Middle East. Keywords: Religion, Revolution, Cultural Struggle, Shia, Soft power, Middle East

SectsMiddle East policyMiddle East+5
Sadruddın Ebrahımı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam Hukukunda cins borcu

Temelleri Roma hukukuna dayanan tasnife göre borcun üç temel unsuru bulunmaktadır. Bunlar; alacaklı, borçlu ve edimdir. Borcun konusunu oluşturan edimin ise Roma hukuk sisteminde yapma, yapmama ve verme şeklinde üç türü tespit edilmiştir. Bunlardan verme borçları ise cins, parça ve para borçları olarak üç şekilde tezahür etmektedir. Klasik fıkıh literatüründe verme borçlarından cins ve para borçlarına "deyn" kavramı, parça borçlarına ise "ayn" kavramı tekabül etmektedir. Fıkıhta borçlara ilişkin hükümler bahsedilen edim türlerinin değişmesine bağlı olarak esaslı farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada verme borçları kapsamında yer alan cins borçları, mukabili olan parça borçları ile mukayese edilmek suretiyle incelenerek fıkıhta edim türlerine bağlı olarak borçlara ilişkin hükümlerde görülen farklılıklara dair bir örnek sunulması hedeflenmiştir. Bu bağlamda çalışmamızda ayn ve deyn kavramlarının mahiyeti ana hatlarıyla ortaya konduktan sonra özellikle cins borçlarının tayini, konusunda aranan şartlar, borç konusu üzerinde tasarruf, borcun teminat altına alınması ve sona ermesi dört mezhebin yaklaşımı çerçevesinde ayrıntısıyla incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Edim, cins borcu, parça borcu, deyn, ayn.

BorçlarBorçlar hukukuCins borcu+3
Şeyma Boyalık
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmında beşerî duyguların Allah'a nisbeti meselesi

Bu tez, sevgi, öfke, hoşnutluk, gücenme, acıma gibi beşerî duyguların Allah'a nisbeti –yani antropopatizm– meselesini mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmını merkeze alarak incelemektedir. İslâm inanç esaslarına yönelik mâkul açıklamalar sunma işlevini üstlenen kelâm ilmi –ve kelâmın da bilhassa ilâhiyât sahası– Allah'ın insanlar gibi birtakım duygulanımlara sahip olup olmadığını ve bu hususun ilâhî aşkınlık çerçevesinde nasıl açıklanacağı sorularıyla ilâhî sıfatlar konusu çerçevesinde ilgilenmektedir. Kur'ân ve hadislerden oluşan dinî metinlerde Allah'ın birtakım beşerî duygulara sahip olduğu çağrışımını yapan ifadelere rastlanması bu meselenin kelâm ilmi açısından hem yorumsal hem de teolojik boyutlar taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla bu çalışma bir taraftan söz konusu dinî metinlerin farklı kelâmî yaklaşımlar içerisinde nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı sorusuyla ilgilenmekte, diğer taraftan beşerî duyguların ilâhî sıfatlar sistemi içerisinde konumlandığı yeri tespit etmektedir. Bu soruların ilki bağlamında tez, dinî metinlerdeki beşerî çağrışımların yorumlanması ve ilâhî sıfatların mahiyetlerinin açıklanması hususunda teşbîh, ta'tîl ve tenzîh yaklaşımlarını ve dayandıkları argümanları ele almaktadır. Beşerî duyguların ilâhî sıfatlarla ilişkisi söz konusu olduğundaysa Allah'ın irade sıfatı ve yaratma fiilinin âlem içerisindeki tezâhürü konuları öne çıkmaktadır. Tarihî bağlam itibariyle tez, teşekkül öncesi dönemden itibaren Eş'arî kelâm mezhebinin temsilcilerinin konu ile alakalı görüşleri bu arkaplan ışığında incelemektedir. Buna göre mezhebin kurucu ismi Ebu'l-Ḥasan el-Eş'arî, kendisinden önceki tartışmaları göz önünde bulundururarak kendi yaklaşımını ortaya koymuş ve duygusal durumları Allah'ın iradesine irca etmiştir. Eş'arî sonrasında onun kelâmî çizgisini takip eden kelâmcılar esasta aynı yaklaşımı benimsemişler ancak detaylarda ve üslupta birtakım farklılıklar sergilemişlerdir. Eş'arîlik içerisindeki baskın görüş sevgi, öfke, acıma, gücenme gibi duygusal durumların ezelî iradeye irca edilmesi iken bazı kelâmcılar bunları ilâhî fiillere irca etmeye yönelmişlerdir. İmâmu'l-Ḥarameyn el-Cüveynî, ilâhî aşkınlığı muhafaza etmek maksadıyla Allah'ın sevgisinin iradeye indirgenmesine ilâveten insanın Allah'a yönelik sevgisinin de hakikî anlamda anlaşılamayacağı kanaatindedir. Nihayet Gazzâlî bu aşırı tutumdan uzak durmakta ve tasavvufî yöneliminin de etkisiyle kulun Allah'a yönelik sevgisinin mecazî değil hakikî olduğunu düşünmektedir. Böylece bir taraftan Allah'ın kula yönelik sevgisi ilâhî iradeyle açıklanmakta, kulun Rabbine yönelik sevgisi söz konusu olduğundaysa samimi bir dindarın manevî hâli göz önünde bulundurulmaktadır.

Allah`ın sıfatlarıDuyguEş`ari+5
Mehmet Emin Güleçyüz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kelam problemi olarak engellilik

Bu çalışma, engellilik konusundaki inanç problemlerine kelâm ilmindeki yaklaşımları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Eş'ariyye, Mâtürîdiyye ve Mu'tezile mezheplerinin engellilik konusuna yaklaşımları, temel kaynakları üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde engellilikle ilgili tanım ve kavramlara yer verilerek engelliliğin sınıflandırılması ve sebepleri incelenmiştir. İkinci bölümde felsefî düşüncede ve bazı dinlerde engelliliğe yaklaşımlar ele alınmış ve İslâm kaynaklarında engellilik konusu incelenmiştir. Kelâm ilminde adâlet, hikmet ve kader bağlamında mezheplerin görüşleri değerlendirilmiştir.

AdaletEngellilikHikmet+5
Çağlar Tekkanat
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (40. fasıl)

Şeyh Bedreddin (ö. 823/1420), Mecdüddîn el-Üsrûşenî'nin (ö. 637/1240) el-Fusûl'ü ile Zeynüddîn el-Mergînânî'nin (ö. 670/1271) Fusûlü'l-ihkâm fî usûli'l-ahkâm adlı eserini bir araya getirdiği, Osmanlı'da uzun seneler kadılar için müracaat kaynağı olan Câmi'u'l-Fusûleyn isimli bir eser yazmıştır. Şeyh Bedreddin bu eserinde Hanefi mezhebinin temel metinlerinde yer alan bazı meselelerde âlimlere itiraz ve eleştirilerde bulunmuş, sonraki devirlerde müellifin bu itiraz ve eleştirilerine cevap olmak üzere eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerden birisi de Nişancızâde Mehmed'in (ö. 1031/1621) Nûru'l-'Ayn fî Islâhi Câmi'u'l-Fusûleyn adlı eseridir. Bu çalışmada anılan eserin elfâz-ı küfür konusuna tahsis edilmiş olan 40. faslının tahkik ve tahlili gerçekleştirilmiş ve bu çerçeve ile sınırlı olmak üzere Nişancızâde'nin Câmi'u'l-Fusûleyn'e katkısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmamız üç bölümden oluşmakta olup; ilk bölümde Nûru'l-'Ayn fî Islâhi Câmi'u'l-Fusûleyn'e kadar Hanefi mezhebi metinlerinde elfâz-ı küfür konusunun nasıl ele alındığına ve Osmanlı döneminde kaleme alınan başlıca risalelere genel bir bakış yapılmış, ikinci bölüm Nûru'l-'Ayn'ın 40. faslının incelenmesine ve Câmi'u'l-Fusûleyn'in 38. faslı ile karşılaştırmasına ayrılmış, son bölümde ise Nûru'l-'Ayn'ın 40. faslı iki farklı müellif nüshasına dayanılarak tahkik edilmiştir.

HanefilerMezheplerNişancızade Mehmed Efendi+4
Resul Aygümüş
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbâdî fıkhının tarihsel gelişimi (Umman örneği)

Fitne dönemi sonrasında ortaya çıkan ve Hâricîlerin Ehl-i sünnete en yakın fırkası olarak bilinen İbâdiyye mezhebi gerek fiziksel uzaklığı gerek düşüncelerinin farklılığı dolayısıyla detaylı olarak araştırılmamıştır. İslam dünyasında yapılan çalışmalarda mezkûr mezhebin itikadî boyutu araştırma konusu olmuş; ancak fıkhî/amelî boyutu yeterince araştırılmamıştır. Halbuki İbâdiyye mezhebinde azımsanmayacak derecede geniş bir fürû fıkıh literatürü bulunmaktadır. Bu literatürün oluşumu mezhebin kurucu imamı Câbir b. Zeyd (v.93) ile İslam tarihinin erken dönemlerinde başlamıştır. Mezhep; Umman, Libya, Tunus, Cezayir, Zengibar gibi günümüz İslam coğrafyasının farklı yerlerinde varlığını devam ettirdiği için literatür oluşumu da günümüze kadar devam etmiş ve hali hazırda da devam etmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz araştırma eksikliğinden ötürü, bu çalışmada öncelikle mezhebin günümüzdeki temsilcisi konumunda olan en çok Umman hakkında ve İbâdiyye mezhebinin doğuşu ile itikadi görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Akabinde ise İbâdî fıkhını tanıtıcı bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda önce İbâdî fıkhının kurucu isimleri, mezhebin fıkıh usulü anlayışı ve farklı fürû görüşleri ele alınmıştır. Müteakip bölümde ise İbâdiyye mezhebinin fıkhî boyutunun tarihsel süreçte geçirdiği merhaleler, her asırda yaşamış İbâdî fukaha ve onların kaleme aldıkları fıkıh eserleri incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu yöntemle hem İbâdî fıkıh literatürüne dair bilgiler edinilmiş hem de mezhebin fıkıh tarihi incelenerek İbâdî fıkhının teşekkül süreci ve bu süreçte etkili olan durumlar ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

MezheplerMezhepler tarihiUmman+4
Ahmet Faruk Göksün
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefi mezhep içi tercih usûlü çerçevesinde Mültekâ'l-Ebhur'daki tercih ifadelerinin değerlendirilmesi (Büyû' ve icâre örneği)

Mezheplerin teşekkül süreçlerini tamamlamaları ile birlikte mezhep birikiminin değerlendirilip, mezhep içerisinde tercihe şayan görüşün seçilmesi işlemi fukahânın sıklıkla başvurduğu bir hüküm aktarma yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman içerisinde belli bir sistematiğe oturtulan bu yöntem esnasında kullanılan lafız ve kalıplar aynı süreçte terimleşmiş ve "alâmâtü'l-fetvâ/sıyağu't-tercih" adı altında mezhep terminolojisi içerisindeki yerini almıştır. Osmanlı âlimlerinin önde gelen isimlerinden biri olan İbrâhîm el-Halebî de (v. 956/1549) Mültekâ'l-ebhur isimli eserinde mezhepte tercih edilen hükmü öne çıkarırken muhtelif tercih lafızları kullanma yolunu seçmiştir. Mezkûr eserdeki râcih görüşlerin Hanefi mezhep içi tercih usûlüne uygunluğu bağlamında incelendiği bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın öneminden, amacından, kapsamından ve kaynaklarından bahsedilmektedir. Birinci bölümde, çalışmanın ana konusuyla direkt bağlantısı bulunan Hanefilerde mezhep içi tercih usûlü ile ilgili genel bir çerçeve sunulmaya çalışılmaktadır. Bu itibarla evvela mezhep içi tercihin tanımı ve kısımlarından bahsedilip daha sonra sarih tercih lafızları, iltizami tercih metotları ve sarih tercih lafızları arasındaki hiyerarşiye değinilmektedir. İkinci bölümde öncelikle Halebî'nin hayatı ve eserleri ile birlikte bilhassa çalışmanın konusu olan Mültekâ hakkındaki bilgilere yer verilmektedir. Daha sonra Mültekâ'nın büyû' ve icâre kitabında yer alan sarih tercih lafızları mezhep içi tercih usulü bağlamında değerlendirilmektedir. Ayrıca Halebî'nin Mültekâ'yı telifi esnasında yararlandığı eserlerin kendi aralarındaki tercih farklılıklarına ve bu eserlerde yer alan müftâ bih kalıpların müellif tarafından ne şekilde kullanıldığı hususuna temas edilmeye çalışılmaktadır. Sonuç kısmında ise çalışmamız neticesinde elde edilen veriler sıralanarak tercih lafızlarına dair bilgilerin tablo halinde sunumu yapılmaktadır.

HanefilerMezheplerMülteka+4
Ahmet Uyanık
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şia'da İmâmet teorisi ve Küleynî'nin el-Kâfî adlı eserinin hüccet bölümünde geçen ortak ve âmme raviler

Bu çalışmada, İmamiyye Şia'sı hakkında kısaca bilgi verdikten sonra bu mezhebin en önemli itikadî meselesi olan imâmet teorisi işlenecektir. İmamiyye'nin bu teoriyi delillendirmek için başvurduğu âyet ve hadisler ile bu nasları nasıl yorumladıkları üzerinde durulacaktır. Küleynî'nin oldukça kapsamlı bir başlık altında İmâmet teorisine delil olarak gösterilen rivâyetlere yer verdiği el-Kâfî'si, İmamiyye'nin bu meseledeki delillerini bir arada görme imkânı vermesi yönüyle önemli bir eserdir. Bu sebeple çalışmamızda el-Kâfî'nin "Kitâbu'l-huccet" bölümü hakkında da bilgi verilecek ve söz konusu bölümde geçen ortak ve amme râvîlerin biyografisi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Mezhep, Şia, İmâmet, Râvî, Ortak, Amme.

El-KafiHüccetKuleyni+7
Abdullah Abdal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beyhakî'nin el-Hilâfiyyât adlı eserinde Hanefîlere yönelik tenkitleri

Beyhakî, el-Hilâfiyyat adlı eserinde Hanefî ve Şâfiîlerin ihtilaf ettikleri meselelere dair hadisleri bir araya getirmiştir. Söz konusu hadisleri sened ve metin açısından değerlendiren Beyhakî, Şâfiîlerin kullandıkları hadislerin sıhhatine vurgu yaparken Hanefîlerin istidlalde bulundukları hadislerin amele elverişli olmadıklarını göstermeye çalışmıştır. Bu araştırmada, Hanefîleri "hadisten anlamayan" ve "kendi mezhebine göre rivayet eden" gibi sözlerle itham eden Beyhakî'nin ilgili kitabındaki tenkitler tespit edilmiş ve ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmanın ilk bölümünde farklı açılardan ele alınan eserin, hilâf literatüründeki yeri ortaya konmaya çalışılmıştır.

BeyhakiHadisHanefiler+4
Emre Ayduran
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefî mezhebine göre satım akdinde mülkiyetin intikaline ilişkin hükümlerin borçlanma ve tasarruf işlemlerinin birliği ve ayrılığı ilkeleri açısından değerlendirilmesi

Hukuk sistemleri satım akdinde mülkiyetin intikaline ilişkin farklı yaklaşımlar benimsemiştir. Kara Avrupası hukuk çevresinde bu konu, borçlanma ve tasarruf işlemlerinin birliği ve ayrılığı ilkeleri çerçevesinde ele alınmıştır. Fıkıh literatüründe ise belli sınırlılıkları olmakla birlikte yaygın kanaate göre mülkiyetin intikali için satım akdinin kurulması yeterli görülmüş, akde ilave olarak akid konusunun teslim ve tesellümü şart koşulmamıştır. Ancak dikkatli bir şekilde incelendiğinde salt akid ile intikal eden mülkiyetin mahiyeti teslim ve kabz sorasındaki mülkiyetin mahiyeti ile aynı derecede kabul edilmediği görülmektedir. Bu çalışmada, "satım akdinin hükmü" olarak ifade edilen mülkiyetin intikali ve akid sonrasında kabza bağlı olarak mülkiyetin kazandığı mahiyet Hanefî mezhebi özelinde inceleme konusu yapılmıştır. Kabzın mülkiyetin intikaline etkisi, mülkiyetin intikalini engelleyen ve mülkiyeti ortadan kaldıran durumlar yine satım akdinin hükmü bağlamında ele alınmıştır. Klasik fürû-i fıkıh eserleri başta olmak üzere çağdaş İslam hukuku eserlerinden ve modern hukukta konuyla ilgili benzer kavram ve tasniflerden faydalanarak satım akdinin hukukî sonuçlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma neticesinde satım akdinde birlik veya ayrılık ilkelerinden birisinin benimsenmesinin mülkiyetin intikali için öne sürülen şartların esnek ya da katı olmasına doğrudan etki ettiğine ulaşılmıştır. Buradan hareketle modern hukuk sistemlerinde ortaya çıkan ilkelere göre Hanefî hukukçuların bu konudaki görüşleri tespit edilmeye çalışılmıştır.

BorçlanmaHanefilerKabz+7
Abdulhamit Soğukpınar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam hukukunda hapis hakkı (Hanefi mezhebi özelinde)

Bu tez, alacaklının alacağını elde etmek üzere borçluya ait alacakla alakası bulunan malı teslimden kaçınarak elde tutma yetkisi veren hapis hakkını Hanefi mezhebi özelinde incelemektedir. Hapis hakkı alacağı güvence altına almayı amaçlar ve Türk hukuk doktrininde incelenip teorik biçimde ele alınırken, Hanefi mezhebi füru fıkıh külliyatında münferit olaylar içinde yer almıştır. Çalışmamızda Hanefi mezhebi kaynaklarında hapis hakkına dair olan meseleler başlangıç noktası kabul edilip incelendikten sonra Türk hukukunda eşya hukukuna dair yazılan eserlerin hapis hakkını değerlendirirken takip ettikleri sistematikten faydalanılarak mezhep içinde teorik bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Hapis hakkı Hanefi literatürde yer yer rehin ile birlikte anılmıştır. Türk hukukunda ise rehinin yanında alıkoyma hakkı, ödemezlik def'i ve takasın hapis hakkı ile yakın tasarruflar olduklarına değinilmiştir. Hanefi fukaha hapis hakkını, günümüz hukukunda aynî hak olarak ifade edilen milkin bir türü olarak değerlendirmiştir ve onlara göre hapis hakkının ileri sürülebilmesinin temel amacı, bir borç ilişkisinde alacaklar arasında teslim etme ve teslim alma hususundaki dengesizliğin giderilmesidir. Bu amacın hapis hakkını mümkün kılabilmesi için, borç ilişkisindeki edimlerin mahiyetlerinin farklı olması, dengesizliğin aleyhinde kurulduğu tarafın borçluya ait mala haklı zilyet olması, zilyet olduğu bu mal ile alacak arasında bağlantı bulunması ve alacağının muaccel olması şartlarının yerine gelmiş olması gerekir. Sözü edilen bu amaç ve şartların gerçekleşmesi durumunda Hanefi mezhebinde satım, icare, şüf`a, vekalet ve nikah akitlerinde, lukata, gasp ve vediada hapis hakkı ileri sürülebilir. Hapis hakkı ileri sürülürken doğurduğu bazı hükümler vardır. Buna göre, hapis hakkına sahip olan taraf karşı tarafı borcun ifasına zorlamak ve alacağını temin edebilmek için malı alıkoyma yetkisine sahip olurken bazı durumlarda bu malı sattırıp alacağını bedelinden temin etme hakkı da vardır. Hapis hakkı verdiği yetkilerin yanında sahibine, malı muhafaza sorumluluğu da yükler. Hapis hakkı sona erene kadar bu hükümler devam eder. Hanefi mezhebi füru fıkıh kaynaklarına göre hapis hakkı müstakil bir hak olmayıp bir alacağa bağlı olarak ortaya çıktığından bu alacağın sona ermesiyle hapis hakkı sona erer. Bunun yanında başlangıçta muaccel olduğu için karşılığında hapis hakkı kurulabilen borcun/deynin daha sonra vadeli olması kabul edilirse şartlardan biri artık bulunmadığı için hapis hakkı sona erer. Hapis hakkının doğduğu borç ilişkisinde belirli durumlarda yapılan havale bu hakkı düşürebilir. Aynı zamanda hapis hakkı Hanefi fukaha tarafından zayıf bir hak olarak görüldüğü için alacaklının hapis konusu mal üzerindeki zilyetliğini rızasıyla kaybetmesi de hakkın sona ermesiyle sonuçlanır.

HanefilerHapis hakkıMezhepler+1
Sultan Özkan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefî ve Şâfiîler'in ibadet konularındaki ihtilaflarına hâkim olan usûl kuralları (Tecrîd ve Tahsîn adlı hilaf eserleri özelinde)

Hanefî ve Şâfiîler arasındaki fıkhî ihtilafın anlaşılması ancak iki mezhebin fıkıh usulündeki görüşlerinin bilinmesiyle mümkündür. Zira her ne kadar mezhepler arasındaki ihtilaflar, özünde mezhep âlimlerinin fer'î meselelere verdikleri hükümlere dayanıyor olsa da, bu hükümler tarih süresince mezhepleri temsil eden usûl kurallarıyla tartışılmış ve bunlar vesilesiyle anlaşılmıştır. Bu usûl kuralları fürû fıkhın tamamında benimsenen metotlar haline gelmiş ve mezheplerin hareket noktalarını temsil etmiştir. Dolayısıyla tarihi arka planda fürû fıkhın ifade edilmesi ve mezhep görüşlerinin gelişimi bu usûl kurallarıyla sağlanmıştır. Klasik ve çağdaş araştırmalarda bu iki mezhebin ihtilaflarıyla ilişkili olan usûl kurallarını inceleyen eserler bulunmasına karşın, her iki mezhebin fürû fıkhın hangi alanlarında, hangi usûl kurallarına sıkça atıf yaptıkları araştırılmaya muhtaçtır. Buna bağlı olarak bu araştırmanın ana gayesi Hanefî ve Şâfiîler'in ibadet konularında ihtilaf ettikleri fıkhî hükümlere hâkim olan usûl kurallarını tespit etmek, sonrasında ise Kudûrî'nin (v. 428/1037) Tecrîd ve Gazzâlî'nin (v. 505/1111) Tahsînu'l-meâhiz adlı hilaf eserlerinde bu kurallarla ilişkili fer'î meseleleri karşılaştırmalı olarak göstermektir.

HanefilerMezheplerUyuşmazlık+4
Ömer Faruk Beşer
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefî mezhebinde delildeki zannîliğin teklîfî hüküm terminolojisine etkisi

Hanefî mezhebindeki farz-vacip ve haram-tahrimen mekruh ayrımlarının hükme ulaştıran delillerin bilgi ve amel değerlerindeki farklılıklardan kaynaklandığı bilinen bir husustur. Delilin kat'î olması durumunda hüküm farz ya da haram, zannî olması durumunda vacip ya da tahrimen mekruh olarak belirtilir. Bu çalışmada, söz konusu yaklaşımın mahiyeti ve kapsamı incelenmiştir. Bu doğrultuda, Hanefîler'in delaleti zannî naslar, âhâd haberler, zannî icma türleri veya kıyasla sabit olmuş hükümlerin tamamını vacip ya da tahrimen mekruh kategorisinde görüp görmediğinin sağlaması yapılmaya çalışılmıştır. Öncelikle kavramsal düzeyde teorik, sonrasında da örnekler üzerinden pratik boyut üzerinde durulmuştur. Araştırmanın neticesinde Hanefîler'in teklîfî hüküm terminolojisinde delilin kat'îliği-zannîliği üzerinden yaptıkları ayrımların ve geliştirdikleri yaklaşımın nassa ziyade anlayışıyla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.

DelilFarzHanefiler+5
Mücahit Bilgiç
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Caferilikte Mersiye ve Sinezen

Türkiye, mezhepsel çeşitlilik bakımından oldukça zengin bir ülkedir, bunun köklerini tarihsel diyaloglar ve jeopolitik konum ile açıklamak mümkündür. Bu çeşitlilik içerisinde Muharrem ayında yazılı ve görsel basında adından yoğunlukla bahsedilen Caferiler, yaklaşık iki ay boyunca kesintisiz devam ettirdikleri matem ritüelleri ve eza meclisleri açısından son derece dikkat çekici bir konumdadır. Türkiye'deki mezhepsel yapılar içerisinde Hz. Hüseyin ve ailesinin katledilmesi ile ilgili yas ritüellerinde bu kadar uzun süren mah-ı matem törenlerine rastlanılmamaktadır. Bu konuda oldukça köklü ve sistematik ritüelleri olan erkanlar içerisinde bile Muharrem yası, masumu paklar olarak adlandırılan ve üç gün süren oruçtan sonra, devamında gelen 12 günlük oruç akabinde ( ya da 12. gün bitiminde ya da 12. gün öğle vakti bitiminde ) aşure yapılarak sona erdirilirken, Caferilik'te matem ritüelleri Muharrem ayının ilk gününden Sefer ayının sonuna kadar deste grupları tarafından farklı isimlerde (tasua gecesi, aşura (Şam-ı Gariban),imamın yedisi,erbain…) düzenlenen eza meclisleri ile devam eder. Ülkemizde her yıl, Caferiler tarafından Muharrem ayının 10. Günü olan Aşura ve İmamın 40.günü olan Erbain günlerinde, daha önceleri Halkalı Meydanı'nda şimdi ise o alana inşa edilen Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi'nde gerçekleşen geniş katılımlı törenler yapılmaktadır. Bu törenler, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'in ve 72 evladının (bu 72 kişi içerisinde kendi çocukları, ben-i haşim'in evlatları ve kendisine yarenlik eden dostları bulunmaktadır.) Kerbela'da,Yezit tarafından susuz şehit edilmesinin yasını temsil etmekte ve Kerbela vakası gerek Türkiye'den gerek yurtdışından davet edilen mersiyehanların icra ettiği mersiyeler ve sinezenler eşliğinde hatırlanmaktadır. Bu çalışmada, İstanbul'da binlerce Caferi'nin katılımıyla gerçekleşen, tören ve eza meclislerinde okunan mersiyelerin, sinezenlerin (destelerin) genel formları incelenmiş olmakla birlikte, mah-ı matem ritüelleri aşura'dan sonra sefer ayının sonuna kadar devam ettiği için Erbain ve diğer eza meclisleri de çalışmaya kısmen dahil edilmiştir. 20.yy ortalarından itibaren kültür eksenli disiplenler arası metodoloji yaklaşımları bizleri yapmış olduğumuz müzikal incelemelerde ''Kültürel Unsurlara'' yönlendirmiş ve kültürel etkilerin, müzikal formlar üzerindeki fonksiyonlarını dikkate almaya sevk etmiştir. Toplumsal yapı üzerinde kültürün reaksiyon göstermediği yaşamsal alanlar, dini ritüeller, sosyal etkileşimler, toplumsal figürler yoktur yani hayatın her alanında kültürel izlerin sirayet ettiği üretimlere rastlamak mümkündür. İslam kültürü içerisinde müziğin özel bir durumu söz konusudur, bu konuda pek çok farklı fikirler öne sürülmüştür. Uygun görenler kadar sakıncalı olduğunu düşünenler, tek kadın sesinin haram olduğunu savunanlar kadar teganni ile okunmasının tamamen yanlış olduğunu iddia edenlere de rastlanılmaktadır. Caferilik inancı içerisinde de mersiyelerin özel bir durumu vardır. İslam Tarihi'nin, Asr-ı Saadet Dönemi'nden sonra hilafet meselesi sebebiyle, seyrini değiştiren Kerbela Vakası'nın tüm yönleriyle anıldığı Mah-ı Matem'de okunan mersiyeler, sinezenler (desteler) ve zeban-i haller, müziğin toplumsal hafızadaki izdüşümlerini anlamak ve tanımlamak bakımından işlevsel bir görevi üstlenmektedir. Bizim bu çalışmadaki hedefimiz; mukayeseli bir kültürel ya da teolojik olay naklinden ziyade olayların meydana gelmesindeki sürece, yani olaydan öte olgulara dikkat çekerek bilimsel veriler rehberliğinde analitik çıkarımlar yaparak araştırmanın konusu kapsamında, araştırma sorularına objektif bir katkı sunmaktır. Bu araştırmayı ana yörüngesinden çıkarmamak için çalışma İslam öncesi Arap Kültürünü açıklayarak başlatılmıştır ; çünkü var olan mevcut yapının pozitif ve negatif yanlarını izah etmeden, öne sürülen reformist (yenilikçi) hareketi betimlemek ve toplumsal normlar dahilinde değerlendirmek mümkün değildir. Araştırma, mukayeseli bir anlatım mantığından ziyade veriler dahilinde durum tespiti, kronolojik tarih metodolojisi ile dönemsel betimlemeler ve bunların toplumsal hafızaki etkileri, İslam ile tebliğ edilen yeni hareketi (yapılanmayı) ihtiyaç değil zaruret haline getiren sosyal- siyasi- iktisadi yapı ve bu yeni idari düzene muhalif hareketler ve tüm bu tasvir edici aktarımlar temelinde tespit edilen eserlerin, müzikal formlarının analizini yapmayı amaçlamaktadır. Caferilik'te Mersiye ve Sinezen isimli bu çalışma, müzikal alanda üzerinde hiç çalışılmamış bir konudur. Mersiyeler hakkında edebi açıdan hazırlanan çalışmalar olmasına rağmen Caferi mezhebi ritüelleri içerisinde icra edilen mersiyeleri kapsayan müzik tabanlı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu sebeple çalışmada pek çok metodolojik yöntem ile veri toplama çalışmaları yapılmıştır. Mevcut verilerin şifahen aktarılması ve yazılı kaynak sınırlılığı (nota,güfte) buna ek olarak tarihsel kısma dair kaynakların Farsça, Arapça ya da bu lisanlardan çeviri olmaları yine bu çalışmaların sadeleştirme ya da çevirilerinin taraflı olup olmadığının tespiti, doğru bilgi konusunda titiz bir çalışmayı gerektirmiş ve bundan mütevellit veri analiz aşaması uzun sürmüştür. Caferi mezhebindeki mersiyelere dair bir derleme çalışması yapılmadığı için, bu araştırma, alan araştırması metodolojisi ile derleme yöntemi üzerinden programlandırılmış,Deste grupları ve mersiyehanlar ile yapılan görüşmeler ile temellendirilmiştir. Bu çalışma, dört bölümden oluşmaktadır ve araştırma sorusuna nesnel bir yanıt bulma hedefiyle konuyla ilgili tüm alt başlıklar detaylıca incelenmiştir. İlk bölümde araştırmanın metodolojik yaklaşımları, çalışmanın amacı ve hangi sorulara cevap aradığı açıklanmıştır, ikinci bölümde İslam Öncesi Arap yarımadasının yönetim anlayışı ve sosyo-kültürel yaşamı incelenmiş, İslam Tarihi ve İslam Dini ile Arap yarımadasında kurulan İslam Medeniyeti'ne dair bilgiler aktarılmış ve bu tarihsel kronoloji ile muhalif yaklaşımlar içerisinde İsna-Aşariye (Caferilik) ele alınarak temel felsefesi ve uygulamaları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, tez başlığını kapsayan Caferilik ile ilgili teoloji tabanlı veriler sunulmuş ve bu mezhebe dair ritüeller aktarılırken akabinde bu inanışın kurumsal temsil yapıları tanıtılmıştır. Dördüncü bölüm müzikal analiz olarak düzenlenmiş, notaya alınan eserler makam, usul yapısı olarak incelenmiş ve tüm bu veriler dahilinde sonuç kısmında çalışmanın neticesi anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler : Aşura, Erbain, Caferilik, Kerbela, Sinezen, Mersiye, Zebani hal.

AğıtlarAşureCaferilik+5
Yeliz Turmuş
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Hicri IV. asırda Ehl-i Sünnet ve Şia çatışmasının mezhepler tarihi yazıcılığına etkisi (Taberî ve Ya'kubî örneği)

Araştırmamızda Hicri III-IV. Asırda yaşamış biri Ehl-i Sünnet'in diğeri Şia'nın iki büyük tarihçileri olan Taberî (ö.310) ve Yakubî (ö.292)'nin İslam mezhepleri açısından önemli olan ve mezhepler arasında temel ihtilaf konusunu oluşturan erken dönem olaylarındaki tutumu ele alınmaktadır. Her iki tarihçi de el-Fitnetü'l-Kübra'yı (büyük fitneyi/erken dönem olaylarını) işleyen ilk tarihçilerdendirler. Çalışmamızda onların sosyal, kültürel ve siyasi arka planları yanı sıra "fitne" kavramı ve ilk dönem olaylarına her iki tarihçinin bakışa farklılıklarını da ortaya koymaya çalıştık. Bu tez, büyük fitnenin hadiselerini öğrenmek için iki önemli kaynak olan Taberî ve Yakubî temel alınarak Hicri IV. Asırda ilk dönem olaylarını ele alan bir çalışmadır. Bu çalışma, bir taraftan fitne olaylarının derin bir şekilde idrak edilip anlaşılmasını sağlamaya çalışırken diğer taraftan da fitne olaylarını ele alan tarihçilerin olaylar karşısındaki tutumları incelemektedir. Hicri IV. Asırda Ehl-i Sünnet - Şia çatışmasını ve etkilerini ele alan bu çalışma aynı zamanda kaos ve düzensizlik döneminde grup ve hareketlerin ortaya çıkmasının yanında yeni kurulan Sünni ve Şii devletlerinin geçirdiği dönemlere de değinmektedir. Ayrıca Abbasilerin kendilerine karşı olan Şii hareketlerle olan çatışması ve Abbasi halifelerin Şii devletlerle olan ilişkileri incelenmektedir. Tezimiz bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırma planını metodo, sınırlıkları gibi konular üzerinde durularak en önemli kaynaklar ve referanslara işaret edilmiştir. Ayrıca Sünni-Şia çatışması ile ilgili ön bir değerlendirme yapılmış ve grupların ortaya çıkması ve teşekkül etmesinde erken dönem olaylarının izleri takip edilmiştir. Birinci bölümde: Büyük fitne olayının (ilk dönem olaylarının) kısa bir tarihçesi sunmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde: Sünni devlet olan Abbasi devleti ile Şii devlet olan Karamita ve Fatımiler arasındaki çatışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde: Hicri III - IV. Asırlarda Mezhepler Tarihini yakından ilgilendiren ilk dönem olaylarıyla ilgili tarihin tedvininde Ehl-i Sünnet ve Şia çatışmasını yanı sıra büyük fitnenin (erken dönem olaylarının) tarihsel analizi Sünni tarihçi olan Taberi ile Şii olan Ya'kubi örnekliğinde ele alınıp irdelenmiştir. Sonuç kısmında araştırmada varılan sonuçlar ve çıkarımlarla birlikte önerilere de yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Mezhep, Hicri IV. Asır, Sünnilik, Şiilik, Taberi, Ya'kubî Sayfa adedi: 470 Danışman: Doç. Dr. Mehmet KESKİN

Sadıq Ibrahım Azız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam fıkhında farz-ı kifâye

"İslâm Fıkhında Farz-ı Kikâye" isimli bu çalışma bir giriş ile iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümü araştırmanın amacı, önemi, yöntemi ve sınırlılıklarından oluşmaktadır. Birinci bölümde önce hüküm kavramı üzerinde durulmakta daha sonra dört mezhebin önde gelen isimlerinin hüküm kavramına yükledikleri anlamlara işaret edilmektedir. Ardından araştırmanın konusu olan farz-ı kifâyenin hüküm bahsindeki yerini tespit etmek için hükmün kısımları ve hükümle alakalı konulara özetle değinilmektedir. İkinci bölümde ise "farz-ı kifâye" tamlamasını oluşturan "farz" ve "kifâye" kavramlarına yüklenen anlamlara ayrı ayrı değinildikten sonra terkip olarak "farz-ı kifâye"ye yüklenen anlamlara işaret edilmektedir. Peşinden farz-ı kifâye ile farz-ı ayn karşılaştırmalı olarak ele alınıp aralarındaki farklılıklar ortaya konmaktadır. Devamında farz-ı kifâyenin önemi ve fazileti üzerinde durulup farz-ı kifâyenin farz-ı ayna dönüştüğü durumlar zikredildikten sonra farz-ı kifâyeye muhatap olacak kesimlerin kimler olduğu hususu tahlil edilmektedir. Çünkü bazı farz-ı kifâyeler vardır ki bunlar bazen sadece belli bir kesime veya gruba yönelik olup diğer mükelleflerin takatini aşmaktadır. Bazen de bir kısım farz-ı kifâyelerin ifası için kurum ve kuruluşlar inşa etmek gerekmektedir. Bunlar hakkında da araştırmanın gerekli yerlerinde izahat yapılmaktadır. Daha sonra toplumda yaygınlaşmış olan farz-ı kifâyelerden; cemaatle namaz kılmak, cenaze işlemleri (techiz, tekfin, teşyi ve cenaze namazı gibi ), ictihad, emr-i bi'l-ma'ruf (iyiliği emretmek) nehy-i ani'l-münker (kötülükten sakındırmak) ve cihad konuları ele alınarak incelenmiştir. Farz-ı kifâye bağlamındaki bu örneklerin psikolojik ve sosyolojik boyutlarına her bir konunun kendi başlığı altında yer yer atıflar yapılmaktadır. Farz-ı kifâyeleri eda etmenin toplumsal dayanışmaya etkilerinden bahsettikten sonra toplumsal ödev bilincinin insanlarda oluşabilmesi ve Müslüman topluluklarının da medeni toplumlar arasındaki yerini alabilmesi için bu görevlerin ifa edilmesinin gerekliliğine değinilmektedir. Nihayet her biri birer toplumsal ödev olan farz-ı kifâyelerin şer'an temellendirilmesi adına her bir konu başlığının altında ilgili ayet ve hadislere yer verilerek konu bitirilmiştir.

EmirFarz-ı kifayeHüküm+4
Şahin Sürek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fıkıh mezheplerinin teyemmüm ve cebire meselelerine dair görüşleri

Namaz ibadeti konusunda tavizsiz bir tutum sergileyen İslâm dini bu ibadeti îfâ edebilme noktasında Müslümanlara bir takım ruhsatlar/kolaylıklar tanımaktadır. Bu ruhsatlardan bazıları da teyemmüm ve cebire meseleleri ile ilgilidir. Teyemmüm, suyu bulamayan veya bulup da bazı mazeretlerden dolayı kullanamayan kimsenin hades hâlini/hükmî kirliliği gidermek gâyesiyle ellerini toprak cinsinden temiz bir şeye sürerek yüzünü ve kollarını onunla meshetmesidir. Cebîre ise, vücudunun herhangi bir yerindeki kırık-çıkık vb. bir yaradan ötürü sargı bulunduran insanın abdest veya gusül sırasında bu sargıyı çözmeden üzerini meshetmekle yetinebilmesidir. Bu iki meselenin meşrûiyyeti kitap, sünnet ve icmâ ile sâbittir. Cumhur-u fukaha bu delillerden yola çıkarak teyemmüm ve cebîrenin meşrûyyetini ve ruhsat oluşlarını kabul etmektedir. Bu iki konunun detaylarında genel mânada birbirine yakın tutumlar sergilemekle beraber mezheplerin ihtilafa düştükleri bazı noktalar da vardır. Bu araştırmada dört büyük mezhebe göre teyemmüm ve cebîrenin tanımları, meşrûiyyetleri, hükümleri, teyemmümün yapılabildiği maddeler, teyemmüm ile cebîrenin farz, sünnet, mendup ve mekruhları, hem abdest almaktan hem de teyemmüm yapmaktan mahrum olan kişinin namazı ve teyemmümlü kimsenin imameti gibi durumlar ele alınmış, teyemmüm ve cebîre ile edâ edilebilen ibadetler ve bu ibadetlerin nihai durumları açıklanmış, dört mezhebin bu konularla ilgili ittifak ettikleri ve ihtilafa düştükleri noktalara dikkat çekilmiştir.

CebireMezheplerMüslümanlar+5
İsmail Böyük
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Molla Abdullah el-Bitevâtî'nin Nadi'l İslam fi İlmi'l-Kelam adlı eserinin edisyon kritiği ve muhtevasının değerlendirilmesi

el-Bitevâtî Hicri XIII. Yüzyılda yaşamış bir İslam alimidir. Kendinden önceki İslam alimleri gibi inanç alanında "Nadi'l-İslam fi İlmi'l-Kelam" adıyla bir eser yazmıştır. Fakat bu eser tahkik edilmediği gibi bildiğimiz kadarıyla üzerinde akademik bir çalışma da mevcut değildir. Bu tezde el-Bitevâtî'nin hem hayatı hem de adı geçen esri ele alınmıştır. Ayrıca el yazması eserin edisyon kritiği yapılarak muhtevası değerlendirilmiştir. Yazmanın edisyon kritiği yapılırken yazmada yer alan hadisler, ayetler, fırkalar, özel isimler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca mevcut olan iki yazma nüsha karşılaştırılmıştır. Tezimiz bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yazarın hayatı ele alınmıştır. İkinci Bölümde yazarın Kaza ve kader, husün ve kubuh, Nübüvvet ve Risalet, Mucize ve keramet, Melekler ve Cinler, İman, Ahiret Ahvali gibi belli başlı görüşleri ele alınıp incelenmiştir. Müellifin bu konulardaki görüşleri başta mensubu olduğu Eş'arilik olmak üzere İslam düşüncesindeki yerinin tesbitine gidilmiştir. Üçüncü bölümde yazma eserin her iki nüshası karşılaştırılarak edisyon kritiği yapılmıştır. Eserin tahkiksiz basımı da bu arada değerlendirilmiş yazma nüsha ile olan farklılıklarına dikkat çekilmiştir. El yazmasında yar alan ayet, hadis, yer ismi, özel isimler, mezhep isimleri ve kapalı ifadeler üzerinde dip notta durulmuştur. Çalışma bir sonuç ile tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: el-Bitevâtî, Kelam, Nadi'l-İslam fi İlmi'l-Kelam

Abdulkhaleq Ahmed Rahman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

İlgili konular