Akciğer hastalıkları

Bu konu başlığı altında 420 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanserli hastalarda metabolik durumun immün sistem üzerine etkileri

bu çalışma akciğer kanserli hastaların metabolik durumlarının immün sistem üzerine etkisini görmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma, Mayıs 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında Tekirdağ ilinde bulunan üniversite hastanesinde akciğer kanseri tanısı ile başvuran 57 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Hasta Tanılama Formu, Antropometrik Ölçümler, Nutritional Screening-2002 (NRS-2002) Tarama Aracı kullanılarak ve hasta dosyasından biyokimyasal belirteçlere, flow sitometrilerine bakılarak elde edilmiştir.. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, ANOVA, ki-kare, kullanılmıştır. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 61,3±7,95 yıl olup, %75,4'ü erkekti. Hastaların %71,9'unda istemsiz kilo kaybı vardı. Son üç aydaki kilo kaybı ortalaması 3,47±5,03 kg, son altı aydaki kilo kaybı ortalaması 3,63±5,79 kg , %12,3'ün iştahı kötüydü. Hastaların % 8,8'inin BKİ ≤ 20 kg/m²'in altındaydı. NRS 2002 skor ortalamaları 2,35±1,12 idi ve %45,6'sında malnütrisyon riski mevcuttu. Erkek cinsiyette olma, sukamöz tip akciğer kanseri tanısı olma, sosyal güvencenin bulunmaması ve her gün et balık tüketme durumunun IgG düzeyini etkilediği ve daha yüksek olduğu görülmüştür (p˂0,05). Ayrıca sosyal güvencesi olmayan hastaların son altı aydaki kilo kaybının daha fazla olduğu, BKİ'nin ve kol çevresinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p˂0,05). İştahı kötü olan hastaların NRS 2002 skorunun anlamlı derecede yüksek olduğu (p˂0,05); her gün sebze/meyve tüketenlerin albümin düzeyini ve lenfosit alt tiplerinden T helper ( cd3/cd4), T sitotoksik (cd3/cd8), doğal öldürücü lenfositleri (cd3-/cd56) etkilediği (p˂0,05); her gün et/balık tüketenlerin son üç aydaki kilo kaybını anlamlı fark yarattığı ve kilo kaybının daha az olduğu bulunmuştur (p˂0,05). Kemoterapi sayısının sağ el ikinci ölçüm ile sol elin birinci ve ikinci ölçümlerini etkilediği görülmüştür (p˂0,05). Anahtar Kelimeler: Kanser, akciğer kanseri, immün sistem, malnütrisyon.

AkciğerAkciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmları+3
Derya Mercan İbiş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

KOAH'lı hastalarda akut atak ve stabil dönemde pentraksin-3 değerinin inflamasyon göstergesi olarak CRP ile korelasyonu

Kronik Obstrüktif Akciğer hastalığı (KOAH), hava yolu obstrüksiyonu ve parankim harabiyetinin neden olduğu, sık alevlenme ve kronik inflamasyon ile karakterize bir hastalıktır. Hastalığın doğal seyrinde ortaya çıkabilen alevlenmeler; akciğer fonksiyonlarındaki azalmayı hızlandırıp, yaşam kalitesini ve prognozu olumsuz etkiler. Alevlenme sırasında dolaşımda akut faz reaktan proteinleri ve inflamatuvar hücrelerin sayısında artış olmaktadır. C-reaktif protein (CRP) gibi bazı inflamatuar belirteçler KOAH ile ilişkili olup, KOAH'ta yüksek CRP düzeylerinin olumsuz sonuçları ve ateroskleroz gibi kardiyovasküler komplikasyonların gelişimini düşündürmektedir. Ayrıca, KOAH'ın prognozunu ve akut alevlenmelerin tanısını öngördüğü gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, KOAH'ın atak ve stabil dönemlerinde hastaneye başvuru anında bakılan PTX-3 düzeylerinin, CRP (C-reaktif protein), WBC (lökosit sayısı), NLO (nötrofil/ lenfosit oranı) ve TLO (trombosit/ lenfosit oranı) düzeyi ile korelasyonu ve bu düzeylerin KOAH alevlenmelerinde erken tedavi planlaması, komplikasyon gelişimi, yoğun bakım ihtiyacı ve mortalite gibi kötü sonuçların azaltılması için prognostik bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Ayrıca plazma PTX-3 ile hastalık semptomları, şiddeti, pnömoni varlığı, dispne ve semptom skalaları ve hava yolu obstrüksiyonu parametreleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve KOAH'lı hastalarda bakteri ile ilişkili alevlenme için potansiyel bir biyobelirteç olabileceği amaçlanmıştır. Çalışmaya Nisan 2022 ve Ekim 2022 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran ve KOAH alevlenmesi ile yatırılan 35 hasta, stabil dönem KOAH hastalarındaki düzeylerini belirlemek için ise 35 hasta ve sağlıklı bireylerden oluşan 19 kişi kontrol grubu olarak dahil edildi. CRP ve WBC testlerinin sonuçları kaydedildi. NLO ve TLO hesaplandı. Nefes darlığında artış, öksürük, balgam miktarı veya balgam pürülansında artış semptomları olan olgular KOAH alevlenme grubuna alındı. KOAH hastalarının semptomları, dispne skalaları, solunum fonksiyon testi parametreleri, GOLD evreleri, uzun süreli oksijen kullanma durumları kaydedildi. PTX-3 periferik kandan ELISA yöntemi ile çalışıldı. Gruplar arasında PTX-3 değerleri sırasıyla KOAH atak grubunda 2,7 [1,7-11,5], KOAH stabil grubunda 2,6 [0,2-6,5], sağlıklı kontrollerde 2,4 [1,7-3,2] değerlerinde bulunup anlamlı saptanmamıştır. KOAH ve kontrol gruplarında PTX-3 değerleri açısından anlamlı fark olup, PTX-3 değerleri KOAH grubunda daha yüksek bulunmuştur. PTX-3 medyan değeri KOAH grubunda 2,6 [0,2-11,5], kontrol grubunda 2,4 [1,7-3,2] olarak bulunmuştur. Korelasyon analizlerinde KOAH atak grubunda 20 kişinin öksürük şikayeti olup PTX-3 seviyesi ile pozitif yönde korele bulunmuştur [3,5 (1,9-8,8), p=0,040]. İnflamasyon belirteçleri CRP, WBC, NLO ve TLO değerleriyle PTX-3 arasında anlamlı korelasyon bulunmazken, CAT ve mMRC skorları ile PTX-3 arasında pozitif yönde korelasyon bulunmuştur (p=0,002, p=0,007). Ayrıca CAT skoru 20 ve üzeri olan hastaların PTX-3 değerleri, CAT skoru 20'nin altında olanlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. KOAH atak durumu baz alınarak yapılan incelemelerde uzun süreli oksijen kullanım durumunun, öksürük semptomunun ve CAT skorlarının KOAH atak riskini arttıran önemli parametreler olduğu saptanmıştır (sırasıyla 24,488, 6,513 ve 2,500 kat KOAH atak riskini arttırdıkları görülmüştür, p<0,05). Serumda bakılan PTX-3 değerlerinin KOAH akut alevlenme ve stabil hastalar arasında fark olmadığını gösteren çalışmadır. Ancak KOAH'lı hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre daha yüksek PTX-3 seviyelerine sahip olduğu görülmüştür. Bu da KOAH'ın stabil dönemdeki hastalarda da düşük dereceli sistemik inflamasyonla karakterize olduğunu düşündürmektedir ve KOAH hastalarında PTX-3'ün inflamasyonu gösteren önemli bir belirteç olabileceğini göstermektedir. KOAH'lı hastalarda meydana gelen anormal inflamasyonun sadece akciğerlerle sınırlı kalmayıp sistemik ve kronik inflamasyona neden olduğunu ve her dönemde bu durumun hastalarda gözlenebileceğini düşündürmektedir. Sistemik inflamasyona neden olan mekanizmaları açıklayacak ve bunları belirleyebilecek biyobelirteçler için daha fazla sayıda araştırma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Pentraksin-3, PTX-3, KOAH, CRP, alevlenme

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifC reaktif protein+4
Derya Yücesoy
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaygın evreli küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında tanı anında bakılan prognostik nütrisyonel indeks ve immünonütrisyonel indekslerin prognostik değeri ve genel sağkalım üzerine etkileri

Çeşitli parametrelerin çeşitli kanser türlerinde prognozu gösterdiği ve genel sağkalım tahmininde bulunduğu gösterilmiştir. Yaygın evreli küçük hücreli akciğer kanseri son derece düşük sağkalıma sahip bir malignite olup, sağkalım ve prognoz göstergesi olan parametrelerde yapılmış az çalışma bulunmaktadır. mGPS ve GPS, serum albümin düzeyine ve CRP'ye dayalıdır. PNI, serum albümin seviyesi ile mutlak lenfosit sayısının bir kombinasyonudur. CAR ise CRP ve serum albümin oranı ile hesaplanır ve birçok çalışmada çeşitli kanser türlerinde prognostik faktör olarak bulunmuştur. Bu çalışmaya 01 Ocak 2011 - 1 Haziran 2022 tarihleri arasında patolojik olarak KHAK tanısı alan ve yaygın evreye sahip olan 144 hasta dahil edilmiştir. Hastaların tanı anındaki boy, kilo, biyokimyasal parametreleri ve tam kan sayımı not edilerek skorlamalar hesaplanmıştır. PNİ ve CAR için roc curve analizi yapılarak cut-off belirlenmiştir. Yapılan sağkalım analizinde mGPS 0-1,GPS 0-1 ve daha yüksek PNI'lı hastaların genel sağkalım süresi mGPS 2,GPS 2 ve daha düşük PNI'ya sahip olanlardan önemli ölçüde daha uzun bulunmuştur. CAR değeri ise sağkalım süresi açısından anlamlı olarak bulunamadı. Tek değişkenli analizlerde yüksek PNI (p=0,018), mGPS 0-1 (p=0,007) ve GPS 0-1 (p=0,007) iyi prognostik faktörler olarak tespit edildi. Çok değişkenli modellemelerde ise yüksek PNI (p=0,015), mGPS 0-1 (p=0,026) ve GPS 0-1 (p=0,026) bağımsız prognostik faktörler olarak tespit edildi. Çalışmamız tek merkezli bir retrospektif çalışma olmakla birlikte veriler, tedavi öncesi mGPS, GPS ve PNI'nın yaygın evreli KHAK hastalarında genel sağkalımın bağımsız belirteçleri olduğunu göstermiştir ve bulgularımız literatürle uyumludur. mGPS, GPS ve PNI'nın tedavi öncesi değerlendirmesi, kötü prognozlu hastaların belirlenmesine katkı sağlayabilir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+5
Bartu Ediz
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde hafıza CD8 T hücre fonksiyonunun rolü

Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) en ölümcül tümörlerden biridir. Geleneksel terapötik stratejilerin başarısızlığı göz önüne alındığında, immünoterapi, ameliyat edilebilir ve ilerlemiş hastalığı olan hastaların hayatta kalma oranını artırabilecek umut verici bir tedavi yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Tez çalışmamız kapsamında, metastatik evrede birinci basamak tedavide, kemoterapi planlanan akciğer kanseri tanısı almış hastalarımızda başlangıç T lenfosit alt tiplerinin tedavi yanıtı üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. KHDAK tanısı almış 44 hastaya ait periferik kan örneklerindeki T lenfositlerinin akım sitometri ile immünfenotiplemesinde işaretlenmiş monoklonal antikor paneli kullanılarak incelendi. Çalışmamızda, en çok gözlenen alt tipi %80'den fazla ortanca değer olan CD28(+) CD27(+) alt tipi iken CD28(+) CD27(-) alt tipi %6 ve daha az oranda CD28(-) CD27(+) ve CD28(-) CD27(-) alt tipleri gözlendi. KT yanıtı olan ve olmayan gruplar arasında hastaların tedavi öncesi NLR (p=0,033) ve TLO (p=0,036) değerleri arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildi. Tek değişkenli modelde genel sağkalım süresini öngörmede CD4 hücrelerinde PD1 ve CD28(+) CD27(+), CD8 hücrelerinde PD1, CD28(+) CD27(+), CD28(-) CD27(-), LDH ve Hemoglobin parametrelerinde istatistiksel anlamlılık gözlenmiştir (p<0,05). Çok değişkenli indirgenmiş modelde genel sağkalım süresini öngörmede CD4 hücrelerinde PD1'in etkisi gözlenmiştir (p<0,05). Progresyonsuz sağkalım süresini öngörmede CD4 hücrelerinde CD28(+) CD27(+) ve CD28(-) CD27(+), CD8 hücrelerinde CD28(+) CD27(+), LDH ve mutlak lenfosit değerleri arasında ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Multivariant analiz neticesinde de progresyonsuz sağkalım süresini öngörmede CD4 hücrelerinde PD1, CD8 hücrelerinde CD28(+) CD27(+) ve mutlak lenfosit sayısı arasında anlamlılık gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, özellikle CD28(-) olan hastaların daha kısa sağkalım oranına sahip olması ve hedef belirteçlerdeki azalmanın/yok olmanın spesifik olarak malignitenin agresifliğini artırmaya yatkın olduğu düşünülmektedir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıCD4-CD8 oranı+3
Nebi Serkan Demirci
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda öz-yeterlilik ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan hastalarda öz yeterlilik ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi, amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Mardin Devlet Hastanesi ve Kızıltepe Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisinde Mart 2018-Ağustos 2018 tarihleri arasında KOAH tanısı ile tedavi olan hastalar, örneklemini ise kabul edilme kriterlerine uygun 127 hasta oluşturmuştur. Veriler hasta tanıtım formu, Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ), Genel öz yeterlilik Ölçeği (GÖYÖ) ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %62, 2 si erkek ve yaş ortalamasının 66. 04±13. 44olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam doyumu ile öz yeterlilikleri arasında pozitif yönlü, orta düzeyde bir ilişki olduğu istatistiksel açıdan önemli olduğu saptandı (p<0.05). Araştırmaya katılan hastaların yaşları ile genel öz yeterlilik puanları arasında istatistiksel olarak önemli negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu bulundu (p<0.05, r:-0.27). Araştırmaya katılan hastaların yaşları ile yaşam doyumu puanları arasında istatistiksel olarak önemli negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu (p<0.05, r:-0.18). Sigara kullanmayanların Genel öz yeterlilik puanları daha yüksek bulundu (p<0, 05). Ancak hastaların sigara içme durumu ile yaşam doyumu arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır. (p>0,05). KOAH'lı hastaların öz yeterlilik ve yaşam doyumlarının saptanarak, uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması, hastaların öz yeterlilik ve yaşam doyumlarını düşüren sebeplerin belirlenerek bu sebeplere yönelik hemşirelik girişimlerinin uygulanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: KOAH; Öz yeterlilik; Yaşam doyumu.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifKronik hastalık+2
Ömer Tanrıverdi
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalarında (KOAH) pandemi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite düzeyi ve yorgunluk düzeyinin etkileri

Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite ve yorgunluk düzeyini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen hastalar oluşturdu. Çalışmaya KOAH tanılı 20 hasta ve 21 sağlıklı birey dahil edildi. Depresyon, Beck Depresyon Ölçeği; anksiyete, Beck Anksiyete Ölçeği; yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği; fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi UFAA kısa form (International Physical Activity Questionnaire IPAQ) testi ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizlerin sonuçlarına göre; KOAH tanılı hastaların Beck Depresyon Ölçek (BDÖ) puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) puanları yönünden KOAH tanılı hastalar ile sağlıklı kontrol grubu benzerdi (p>0,05). Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) skorlarının KOAH grubunda anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formunun (UFAA-KF) oturma süresi dışındaki tüm alt parametre MET değerleri benzerdi. Ancak KOAH tanılı hastaların oturma süresi, kontrol grubunda anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak KOAH tanılı hastalarda pandemi sürecinde yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha yoğun yaşandığı saptandı.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAnksiyete+5
Mustafa Yıldızlı
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) uyku kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı hastaların uyku kalitelerinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteleri arasındaki ilişkiyi açıklamak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışmaya Eylül 2020 - Ekim 2021 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalamaları 62 yıl olan, 45 hasta dahil edildi. Tüm hastaların solunum fonksiyon testi, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), Modified Medical Research Council (mMRC) Dispne Skalası, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 30 Saniye Kalk-Otur Testi ve El Kavrama Kuvveti ölçümleri yapıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. İstatiksel analizler sonucunda; hastalarımızın %68,9'u kötü uyku kalitesine sahipti. Hastalarımızın %84,4'ü düşük seviye aktivite grubundaydı. PUKİ alt parametrelerinin tamamının, KOAH risk gruplarına göre anlamlı fark göstermediği bulundu (p>0,05). Yaş ile ve 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). mMRC dereceleri ile 30 Saniye Kalk-Otur Testi Sayısı arasında anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Düşük risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Yüksek risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile IPAQ toplam MET değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,031). Sonuç olarak KOAH'lı hastaların büyük çoğunluğunun kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Kötü uyku kalitesinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteyi olumsuz etkileyebileceği sonucuna ulaşıldı. Rehabilitasyon hedefleri arasında kötü uyku kalitesinin iyileştirilmesi ve KOAH'lı bireylerin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasitelerini artırmak rehabilitasyonun başarı oranını artıracaktır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifFiziksel aktivite+3
Yusuf Cerit
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı(KOAH) tanılı bireylere verilen inhaler ilaç kullanımı eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, KOAH'lı bireylere inhaler ilaç kullanımına yönelik verilen eğitimin bireylerin inhaler ilaç kullanma becerilerine, dispne ve hastalık şiddeti üzerine etkisini değerlendirmektir. Araştırma randomize kontrollü deneysel türdedir. Veriler Aralık 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğinde toplandı. Araştırmaya alınma kriterlerine karşılayan 45 müdahale ve 45 kontrol gurubu olmak üzere toplam 90 hasta dahil edildi. İnhaler ilaç kullanımı eğitimi öncesi ve sonrasında inhaler ilaç kullanma becerisi, dispne durumu (Medical Research Council Dispne Skalası) ve hastalık şiddeti değerlendirildi. Verilerin analizinde bağımsız t test, Varyans Analizi, Tukey testi ve Pearson korelasyonu ve ki-kare testleri kullanıldı. Müdahale ve kontrol grupları arasında cinsiyet, gelir düzeyi, sigara kullanımı, tanı yılı, cihaz kullanımı, mevcut sağlık durumlarını değerlendirmeleri ve inhaler eğitim almaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Müdahale ve kontrol grubuna arasında; inhaler ilaç kullanım beceri puanı (F=62,416; p<0,001) ve dispne skalası puan ortalaması (F=38,029; p<0,001) açısından ön test ve son test arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi. KOAH değerlendirme testi puanı açısından da pozitif yönlü ve çok yüksek düzeyde bir ilişki olduğu belirlendi (r=0,905; p<0,001). Sonuç olarak KOAH'lı bireylere verilen inhaler ilaç eğitimi, ilaç kullanım becerisinde meydana gelen düzelme KOAH'lı bireylerde dispne ve hastalık şiddetinde de iyileşme sağlamıştır. Sağlık çalışanlarının özellikle de hasta eğitiminde önemli rolü olan hemşirelerin bakım ve tedavinin yanı sıra inhaler ilaç eğitimi vermesi son derece önemlidir ve planlı bir şekilde yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: KOAH, inhaler ilaç kullanımı, hasta eğitimi,

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifHasta eğitimi+2
Dilek Muslu
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Küçük hücreli akciğer kanserinde sistemik immun-inflamatuar indeks (Sİİ), prognostik nutrisyonel indeks (PNİ) ve Hemoglobin/RDW oranının prognoz ile ilişkisi

Amaç: Küçük hücreli akciğer kanserinde sistemik immun-inflamatuar indeks (Sİİ), prognostik nutrisyonel indeks (PNİ), nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve Hemoglobin/kırmızıkan hücresi dağılım genişliği oranının (Hgb/RDW ) prognoz ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinde Ocak 2014–Mart 2021 tarihleri arasında takip edilmiş ve tanısı kliniğimizce konulup cisplatin + etoposid tedavisi başlanmış olan, 18 yaş üzeri küçük hücreli akciğer kanseri tanılı 132 hasta retrospektif olarak taranmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan 105 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara ait yaş, cinsiyet, yaşam sürelerine ek olarak kemoterapi öncesi ilk değerlendirmede elde edilmiş olan tam kan sayımı, glukoz, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), üre, kreatinin, laktik dehidrojenaz, albümin değerleri, boy, vücut ağırlığı hasta dosyalarından elde edilerek kayıt altına alındı. İlk değerlendirme esnasında elde edilen bu veriler kullanılarak Sİİ, PNİ ve Hgb/RDW oranı hesaplandı. Çalışmada kullanılan prognostik indekslerin hesaplanması; Sİİ [(trombosit×nötrofiller)/lenfosit], PNİ [10 x serum albümini (g/dl) + 0,005 x toplam lenfosit sayısı (mm3 başına)], Hgb / RDW 'dur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 105 hastaya ait ortanca genel sağkalım süresi 10,93 (0,4–41,10) ay olarak saptandı. Elde edilen bu ortanca genel sağkalım süresine göre hastalar yüksek genel sağkalım (>10,93 ay) ve düşük düşük genel sağkalım (≤10,3 ay) olacak şekilde 2 gruba ayrıldı. İki grup arasında çalışma ana parametrelerin karşılaştırmasında ise NLO ve Hgb/RDW oranının her ikisinin de yüksek genel sağkalım grubunda istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu gözlendi. PNİ ve Sİİ değerlerinin ise her iki grup arasında istatistiksel açıdan benzer oldukları saptandı. ROC eğri analizi sonucu elde edilen kesme değerlerinde hiçbir parametrenin sağkalım üzerine istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Sonuçlar: PNİ, Hgb/RDW , NLO ve Sİİ değerlerinin ROC analizi ile eşik değerleri hesaplandığında yüksek ve düşük değerler olarak gruplara ayrıldığında sağkalım sonuçlarına anlamlı etkisinin olmadığı saptanmıştır. Analiz ettiğimiz faktörlerin anlamlı prognostik etkisinin olmadığı sonucuna varıldı.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBeslenme+7
Selçuk Karakoyun
Samsun Üniversity
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akciğer kanserine yönelik tirozin kinaz inhibitörü taşıyıcı lipit-polimer hibrit nanopartiküllerin geliştirilmesi, karakterizasyonu ve ın vitro etkinliğinin değerlendirilmesi

Akciğer kanseri, erkekler ve kadınlar arasında kansere bağlı ölümlerin başında gelmekte ve tüm kanser ölümlerinin neredeyse %25'ini oluşturmaktadır. Mevcut konvansiyonel tedavilerin seçici olmaması sistemik toksisite ve çoklu ilaç direnci, tedavi başarısızlığı ve yüksek mortalite ile sonuçlanmaktadır. Bu nedenle akciğer kanseri tedavisinde yan etkisi az, hastaların yaşam kalitesini artıracak, etkin ve seçici yeni tedavi yaklaşımlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tez kapsamında, bir tirozin kinaz inhibitörü olan Krizotinib ile yüklü, lipit bazlı taşıyıcı sistemler ve polimerik bazlı taşıyıcı sistemlerin bir arada kullanılmasıyla hazırlanan lipit-polimer hibrit nanopartiküler (LPHNP) ilaç taşıyıcı sistemlerin Box-Behnken deney tasarımından yararlanılarak geliştirilmesi ve optimize edilmesi; optimum formülasyonlarının karakterizasyon çalışmalarının yapılması, in vitro ortamda tedavideki etkinliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Emülsiyon oluşturma-çözücü buharlaştırma ve nanoçöktürme yöntemi ile hazırlanan optimum krizotinib yüklü LPHNP formülasyonlarının pasif hedeflendirmeye uygun partikül büyüklüğü (120-220 nm), polidispersite indeksi (< 0.2), zeta potansiyele (-10 / -15 mV) sahip olduğu tayin edilmiş ve krizotinib, nanopartiküllere %70-80 ilaç yükleme etkinliği ile yüklenmiştir. In vitro çalışmalar ile nanopartiküllerin NCI-H2228 hücrelerinde IC 50 değerleri belirlenmiş 48 saatlik inkübasyon sonunda ilaç yüklü nanopartiküllerin belirgin sitotoksik etki gösterdiği gösterilmiştir. Formülasyonların inhibitor etkileri gen düzeyinde RT-PCR yöntemi ile protein düzeyinde ELISA yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Formüle edilen krizotinib yüklü lipit-polimer hibrit nanopartiküllerin akciğer kanserinde etkili bir tedavi yöntemi olabileceği değerlendirilmektedir.

Akciğer hastalıklarıPolilaktikoglikoloik asitTirozin+1
Pelinsu Korucu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması (ICF) temelinde yetişkin kistik fibrozisli bireyler için çekirdek set oluşturulması

Kistik Fibrozis (KF), temelde solunum ve sindirim olmak üzere birden fazla vücut sistemini etkileyen genetik bir hastalıktır. Yaşam kalitesi KF tanılı bireylerde çoklu sistem etkilenimine ek artan tedavi yükü ile olumsuz yönde etkilenmektedir. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF)- Çekirdek Setleri, ICF sınıflandırmasından mevcut hastalık için amaca uygun kategorilerin seçilmesiyle oluşturularak, hastanın mevcut durumunu hızlı ve pratik bir şekilde değerlendirmeye olanak sağlamaktadır. Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki yetişkin KF'li bireylere özgü hastanın mevcut durumunu ICF'e dayalı hızlı ve pratik bir şekilde değerlendiren ve interdisipliner takım içinde koordinasyonu artıran bir çekirdek setin geliştirilmesi idi. Çalışmamız literatür taraması, hasta ve sağlık profesyonelleri perspektifi ve fikir birliği aşamalarını içerdi. Çalışmamızda 143 tam metin makale incelendi. 30 KF'li birey, 40 fizyoterapist ve 31 hekim 6 soruluk ankete cevap verdi. Vücut yapıları bileşeninden 1. seviyeden 2 kategori, 2. seviyeden 13 kategori ve 3. seviyeden 7 kategori belirtildi. Vücut işlevleri bileşeninden 2. seviyeden 14 kategori, 3. seviyeden 11 kategori ve 4. seviyeden 1 kategori belirtildi. Aktivite ve katılım bileşeninden 1. seviyeden 1 kategori, 2. seviyeden 9 kategori ve 3. seviyeden 10 kategori belirtildi. Çevresel etmenler bileşeni için 1. seviyeden 1 kategori,2. seviyeden 20 kategori ve 3. seviyeden 4 kategori belirtildi. ICF çekirdek set oluşturma aşamalarında bildirilen ICF kategorilerinin çeşitliliği KF'nin bilinen heterojenliğini ve yetişkinlikteki işlevlerin çeşitliliğini vurguladı. Kişi-çevre etkileşiminin önemini gösteren çevresel faktörler bileşeninin önemi fazlaca vurgulandı. Mevcut sonuçlar Türkiye örneğinde KF'li yetişkinler için en sık görülen sorunları tanımlayarak, değerlendirme ve tedavi başarısını artıracağını öngörüyoruz.

Akciğer hastalıklarıFonksiyonlarKistik fibroz+1
Nisa Akyazı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Atelektazi tanı ve tedavisi için fleksibl bronkoskopi yapılan çocuk hastaların klinik, radyolojik özelliklerinin ve bronkoskopi sonuçlarının değerlendirilmesi

İpek, Ö.F. Atelektazi tanı ve tedavisi için fleksibl bronkoskopi yapılan çocuk hastaların klinik, radyolojik özelliklerinin ve bronkoskopi sonuçlarının değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlık Tezi, Ankara, 2023. Atelektazi; alveollerin sönmesi ile ortaya çıkan havalanmayan akciğer parankimine bağlı hacim kaybını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Fleksibl bronkoskopi (FB), atelektazi tanı ve tedavisinde artan oranda başvurulan bir yöntemdir. Literatürde çocukluk çağındaki atelektazi ile ilgili yapılan çalışmalar erişkinlere kıyasla oldukça azdır. Çalışmamızda; FB çocuklarda atelektazi nedenini ortaya koymada ve tedavi etmede etkili bir yöntem midir, faydalı olması için ne zaman ve öncelikle hangi hasta grubunda uygulanması önerilmelidir, kritik hastalarda güvenli bir yöntem midir sorularına cevap bulmak hedeflenmiştir. Çalışmamızda 1 Ocak 2017 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalımızca atelektazi saptanan, atelektazi nedeni ve/veya tedavisi amacıyla FB yapılan 108 çocuk hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların ortanca yaşı 4,6 yıl (9 gün-16,5 yıl) idi. FB yapılma ortanca yaşı 4,9 yıl (14 gün-18 yıl) idi. Hastalarda radyolojik olarak atelektazinin en çok görüldüğü yerler %40,7'şer oranla sağ akciğer orta ve sol akciğer alt lobuydu. Hastaların %95,4'ünde başvuru sırasında semptom saptanmıştı; %42,6 oranla en sık kuru öksürük, ikinci sırada %32,4 oranla yüksek ateş gözlenmişti. Konjenital kalp hastalığı (KKH) tanısı olanlarda, solunum yetmezliği ile başvuru oranı daha yüksekti (%62,5). Nöromuskuler hastalık tanısı olanlarda, başvuru anında hipoksi görülme oranı daha yüksekti (%62,5). Hastaların %74,1'inde atelektazi ile başvuru sırasında muayenede patolojik solunum sistemi muayene bulgusu mevcut olup, en sık %39,8 oranla ral duyulmuştu. Hastaların %62'sinin atelektazi saptandığında altta yatan bir hastalığı vardı; en sık %14,8'erlik oranlarla astım ve KKH saptanmıştı. Astım tanısı olanlarda ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonu ile takip edilenlerde sağ akciğer orta lobda atelektazi görülme oranı daha yüksekti (sırasıyla %75 ve %71,4). KKH tanısı olanlarda, sol total atelektazi görülme oranı daha yüksekti (%25,0). Atelektazi düzeldiğinde bakılan oksijen saturasyonu, atelektazi saptandığında bakılana göre anlamlı olarak daha yüksekti (%96,93). Atelektazi saptanmasından FB yapılmasına kadar geçen süre 1-2000 gün arasında değişmekteydi, ortancası ise 55 gündü. Hastaların %95,4'ünde FB'de makroskobik olarak en az bir patolojik bulgu görüldü; en sık %72,2 oranla enfeksiyon bulgusu gözlendi. FB'de hastaların %23,1'inde bronkomalazi, %23,1'inde hava yolu anomalisi, %16,7'sinde trakeomalazi, %15,7'sinde mukus tıkacı, %3,7'sinde yabancı cisim görüldü. KKH tanısı olanlarda FB'de bronkomalazi (%62,5), trakeomalazi (%37,5) ve hava yolu anomalisi (%56,3) görülme oranı KKH tanısı olmayanlara göre daha yüksekti. 105 hastadan gönderilen bronkoalveolar lavaj (BAL) kültüründe %71,4 oranında üreme gözlendi. En sık üreyen mikroorganizma %21,9 oranla Haemophilus influenzae oldu. KKH tanısı olanlarda BAL'da Pseudomonas aeruginosa (%25,0) üreme oranı ve primer siliyer diskinezi (PCD) tanısı olanlarda Haemophilus influenzae (%62,5) ve Moraxella catarrhalis (%37,5) üreme oranı daha yüksekti. Hastaların %86,1'ine FB bulguları ile yeni tanı eklendi, bunlardan en sık olanı %61,1 oranla enfeksiyon tanısıydı. FB ile hastaların %22,2'sine bronkomalazi, %14,8'ine trakeomalazi, %10,2'sine hava yolu anomalisi, %3,7'sine yabancı cisim aspirasyonu (YCA), %1,8'ine de bronşiyal "cast" tanıları eklendi. Hastaların %83,3'üne FB sonrası ek tedaviler verildi. En sık önerilen tedavi %56,5 oranla göğüs fizyoterapisiydi. Hastaların %32,4'üne iv antibiyotik, %23,1'ine oral antibiyotik, %13'üne antireflü tedavisi, %2,8'ine inhale ipratropium bromür verildi. Hastaların %5,6'sına FB sonrasında trakeostomi açıldı. Trakeostomi açılan hastaların hepsinin atelektazisi izlemde ortanca 16,5 gün sonra tam düzeldi. FB sonrasında aynı gün çekilen kontrol akciğer grafisinde hastaların %12'sinde atelektazide tam açılma (n=13), %26,9'unda kısmi açılma (n=29) saptandı, %61,1'inde açılma olmadı (n=66). İlerleyen günlerde izlemlerine devam eden hastaların %36,5'inde tam açılma, %24,7'sinde kısmi açılma görüldü, %38,8'inde ise açılma görülmedi. Tam açılma ortanca 90 (2-2430) gün sonra, kısmi açılma ortanca 165 (10-1440) gün sonra gerçekleşti. Nihai durumda ise tüm hastaların %40,8'inin atelektazisi tam düzeldi, %27,8'inin kısmi düzeldi, %31,4'ünde hiç açılma olmadı. İzlemde kısmi veya tam açılması olan hastalarda atelektazi tanısından FB yapılmasına kadar geçen süre daha kısaydı (122,92 gün). Son kontrolde atelektazide açılması olmayan hastalarda, atelaktazi tanısından FB yapılmasına kadar geçen süre daha uzundu (243,24 gün). Atelektazi saptandığı zaman akciğer grafisi ya da BT'de ek patolojik bulgu görülmeyenlerde, izlemde ve nihai durumda atelektazide tam açılma oranı daha yüksekti (%48,8). Radyolojik olarak atelektaziye enfeksiyon bulgusu ve skolyoz eşlik etmeyenlerde, nihai durumda atelektazide tam açıklık görülme oranı daha yüksekti (sırayla %49,3 ve %43,9). KKH tanısı olan hastalarda izlemde ve nihai durumda tam açılma oranı daha yüksekti (sırayla %69,2 ve %75). İmmün yetmezlik tanısı olan hastalarda izlemde açılma görülmeme oranı daha yüksekti (%62,5). PCD tanısı olan hastalarda son durumda açılma olmama oranı daha yüksekti (%75). FB'de enfeksiyon bulgusu görülenlerde tam açılma oranı daha düşüktü (%6,4). FB sonrası iv antibiyotik verilen hastalarda, trakeostomi açılan hastalarda ve FB sırasında intrabronşiyal dornaz alfa verilen hastalarda izlemde atelektazide tam açılma süresi anlamlı olarak daha kısaydı. Hastaların 10'unda (%9,3) izlemde atelektazi tekrarladı. Bu hastalarda atelektazide rekürrens ortanca 49 (1-720) gün sonra gerçekleşti. FB sonrası aynı gün ve izlemde atelektazisi düzelmeyen altı (%5,6) hastaya izlemde tekrar bronkoskopi yapılma ihtiyacı oldu. Sağ akciğer orta lobda atelektazisi olan hastaların hiçbirinde atelektazide rekürrens olmadı. İzlemde atelektazide rekürrens görülen hastaların yaşları anlamlı olarak daha küçüktü. Herhangi bir zamanda atelektazide açılma durumu üzerinde bağımsız değişkenler tekli incelendiğinde; PCD tanısı olanlarda atelektazide açılma daha az gözlendi. FB sırasında hastaların dördünde (%3,7) komplikasyon (üç hastada hipoksi, bir hastada kanama) gelişti. FB; yenidoğan döneminden itibaren pediatrik yaş grubunda, altta yatan farklı tanılarda, çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve tedavisinde, yenidoğan ve çocuk yoğun bakım dahil birçok ünitede güvenli bir şekilde uygulanabilir. Atelektazi, FB endikasyonlarının başında yer almaktadır. FB atelektazinin etiyolojisinin aydınlatılmasında ve tedavisinde oldukça yüksek işlevselliğe sahiptir, hasta özelinde verilecek uygun göğüs fizyoterapisi, antibiyotik, mukolitik tedavilerle düzelmeyen vakalarda atelektazinin tanı ve tedavisinde oldukça faydalı bir yöntemdir. Medikal tedavilere ve göğüs fizyoterapisine iki-üç hafta içerisinde yanıt vermeyen atelektazili hastalara en kısa süre içerisinde FB yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Atelektazi, fleksibl bronkoskopi, atelektazinin etiyolojisi, atelektazinin açılması, atelektazide fleksibl bronkoskopi zamanı, çocuk göğüs hastalıkları

AtelektaziBronkoskopiEtyoloji+3
Ömer Faruk İpek
Hacettepe University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Albumin-alkalen fosfataz oranının (AAPR) küçük hücreli dışı akciğer kanserinde prognoza etkisi

Akciğer kanseri solunum yollarından veya akciğer parankiminden kaynaklanan ve dünyada en sık teşhis edilen solid organ kanseridir. Gelişen tedavi modalitelerinin yanı sıra hastalık prognozu ve tedavi yanıtı ile ilişkili faktör arayışları devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda serum albumini ve serum alkalen fosfatazını (ALP) birleştiren yeni bir belirteç olan albumin-alkalen fosfataz oranının (AAPR) hepatoselüler karsinom başta olmak üzere çeşitli kanser türlerinde önemli prognostik değere sahip olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanılı hastalarda AAPR`nin prognostik parametreler üzerinde etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya Ocak 2012- Mayıs 2022 tarihleri arasında merkezimizde KHDAK tanısı ile takip edilen erişkin hastalar dahil edildi. Hastalara ait temel demografik ve klinik veriler, laboratuvar sonuçları, akciğer kanserine ait radyolojik, histopatolojik ve moleküler-genetik bulgular ve uygulanan tedaviler hastane elektronik veritabanından retrospektif olarak incelendi. AAPR nin genel sağ kalımı öngördürücü prognostik özelliği Receiver Operating Characteristics (ROC) analizi ile incelendi. Genel (OS) ve progresyonsuz sağ kalıma (PFS) etki eden faktörler çoklu Cox regresyon analizi ile araştırıldı. Çalışmaya dahil edilen toplam 306 hastanın [219 (%71,6) erkek ve 87 (%28,4) kadın] yaş ortalaması 64,7±10, 2 yıl, ortalama tanı yaşı ise 61±10,3 yıl idi. ROC analizinde AAPR`nin genel sağ kalım için anlamlı prediktif özelliğe sahip olduğu gösterildi (EAA: 0,622; %95 GA:0,558-0,687; p<0,001). Cut-off değeri ≤0,44 alındığında testin mortaliteyi öngörmede duyarlılığı %60,6; özgüllüğü %60,2; pozitif prediktif değeri %75; negatif prediktif değeri ise %43,7 bulundu. Tanıdaki AAPR 164 (%53,6) hastada düşüktü. Düşük AAPR`ye sahip hastalarda normal olanlara göre ileri evre kanser oranı (p=0,003) ve ortanca CRP düzeyleri daha yüksekti (p<0,001). Ortanca 2,98 (0,1-10 yıl) yıllık takip süresinde 5 yıllık OS %36,2 (%95 GA: 30,5-41,9), 5 yıllık PFS ise %22,2 (%95 GA: 17,5-26,9) idi. Tanıda semptom varlığı ve santral tümör yerleşiminin (periferik yerleşime göre) de dahil edildiği çok değişkenli Cox regresyon modelinde ≥65 tanı yaşı (HR: 1,409, %95GA: 1,047-1,895, p=0,024), erkek cinsiyet (HR: 1,405, %95 GA: 1,013-1,950, p=0,042), ECOG 2-3 (0-1`e göre, HR: 3,955, %95 GA: 1,565-9,994, p=0,004), AAPR ≤0.44 (HR: 1,374, %95GA: 1,023-1,847, p=0,035), klinik evre 3-4 hastalık (HR: 2,771, %95 GA: 1,844-4,164, p<0,001) ve birinci basamak tedaviye yanıtsızlık (HR: 3,614, %95 GA: 2,630-4,966, p<0,001) genel sağ kalım için bağımsız risk faktörü olarak görüldü. Diğer yandan ECOG 2-3 (0-1`e göre, HR: 2,697, %95 GA: 1,068-6,811, p=0,036), klinik evre 3-4 hastalık (HR: 2,584, %95 GA: 1,813-3,682, p<0,001) ve birinci basamak tedaviye yanıtsızlığın (HR: 5,181, %95 GA: 3,694-7,264, p<0,001) progresyonsuz sağ kalım için bağımsız prediktörler olduğu ortaya konuldu. Çalışmamızda çok değişkenli analizde KHDAK tanılı hastalarda AAPR`nin genel sağ kalımı öngörmede bağımsız risk faktörü olduğu gösterildi. Bu grupta düşük AAPR; ileri evre kanser ve artmış inflamasyon ilişkili serum albumin düşüklüğü ve uzak organ metastazlarına bağlı ALP yüksekliği nedeniyle meydana gelebilir. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, albümin-alkalin fosfataz oranı, sağ kalım, progresyonsuz sağ kalım.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAlbüminler+4
Fatma Seven Atmaca
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında yürüyüş sırasında yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri ve kol salınımlarının incelenmesi

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) pulmoner sistemde başlayan ve lokomotor sistemi de etkileyen multisistemik bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, KOAH'lı bireylerde kol salınımını ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristiklerini incelemekti. Çalışmaya 40- 65 yaş aralığında 20 KOAH'lı hasta ve 20 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerin demogrofik bilgileri kaydedildi. KOAH'lı bireylere semptom ve hastalık şiddetinin belirlenmesi için KOAH Değerlendirme Testi (CAT), Modified Medical Research Council Dispne Skalası (mMRC), Bileşik KOAH Değerlendirmesi ve solunum fonksiyon testleri uygulandı. Fonksiyonel egzersiz kapasitesi 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ve üst ekstremite fonksiyonel egzersiz kapasitesi 6 Dakika Delikli Pano ve Halka Testi (6PBRT) ile değerlendirildi. Denge ve düşme riski Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) ile değerlendirildi. Postür ve postürle ilişki durumlar Corbin Postür Skalası, Skapular Diskinezi Testi ve Lateral Skapular Kayma Testi ile değerlendirildi. Yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri ve kol salınımları 6 dakikalık yürüme sırasında sekiz adet kızılötesi tabanlı aydınlatma kullanan optik kamera sistemi ile yarı karartılmış laboratuvar ortamında yürüyüş analizi ile değerlendirildi. Yürüyüş sırasındaki kol salınımları mesafe açısından gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Kol salınımının toplam açısı gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Sağlıklı bireylerde kol salınımının toplam açısı fleksiyonekstansiyon ekseninde sağ kolda daha fazlayken, abduksiyon-adduksiyon ekseninde sol kolda daha fazlaydı (p<0,05). Kadans KOAH'lı hasta grubunda daha fazlayken yürüyüş döngüsü sağlıklı grupta daha fazla olarak bulundu (p<0,05). Postür puanı KOAH'lı bireylerde daha yüksekti ve postür KOAH'lı hastalarda daha kötüydü (p<0,05). Üst ekstremite fonksiyonel egzersiz kapasitesi, fonksiyonel egzersiz kapasitesi denge ve düşme riskinde hastalık şiddetine göre anlamlı fark yoktu (p>0,05). Bu sonuçlara göre KOAH'lı hastaların kol salınımları sağlıklı bireylere göre azalmaktadır. KOAH'lı hastalarda sağlıklı bireylere göre kol salınımı daha fazla abduksiyon ve simetrik bir paternde ortaya çıkmaktadır. Bu alanda çalışan sağlık profesyonellerine postürün ve gözlemsel olarak kol hareketlerinin incelenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pulmoner hastalık, kronik obstrüktif; Yürüyüş; Postür; Üst Ekstremite

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifDuruş+3
Hidaye Yamıkan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı ve solunum kas enduransının değerlendirilmesi

Kanser ve kanser tedavilerinin sonucunda, ciddi semptom ve yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda amacımız, akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı, solunum kas kuvveti ve enduransı, interkostal kas oksijenizasyonu, yorgunluğu, kognitif durumu, dispne ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmektir. Çalışmaya 25 akciğer kanserli hasta (64.00 yıl (58.50-64.00)) ve 25 kontrol grubu birey (60.00 yıl (55.00-63.00)) dahil edildi. Bireylerin değerlendirmesinde solunum kas kuvveti testi, solunum kas enduransı testi ve ikili görev performansı testi uygulandı. Kas oksijenizasyonu yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) cihazı ile değerlendirildi. Kognitif durum Montreal Bilişsel Değerlendirme (MOBİD) Ölçeği, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği, dispne Modifiye Medical Research Council (MMRC) Dispne Skalası ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırmaları ve Tedavileri Organizasyonu (EORTC) QLQ-C30 Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda akciğer kanserli bireylerin solunum kas kuvvet ile endurası değerleri ve ikili görevin bilişsel parametresi kontrol grubu bireylere göre düşüktü (p<0,05). Kas oksijenizasyonu değerlerinden test boyunca total hemoglobin değişimi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin MMRC dispne skalası puanları daha yüksekti (p<0,001). MOBİD, yorgunluk şiddet ölçeği skorları ve IPAQ toplam puanı arasında fark yoktu (p>0,05). IPAQ yürüme puanı ve QLQ-C30 anketinin semptom skorlarında kontrol grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin bilişsel görev performansları, solunum kas kuvvetleri ile enduransları, yaşam kaliteleri ve dispne seviyeleri olumsuz etkilenmiştir. Akciğer kanserli bireylerin rehabilitasyonunda bu parametrelerin rehabilitasyon programına eklenmesi akılda tutulmalıdır.

SolunumAkciğer neoplazmlarıFiziksel aktivite+7
Aslınur Çakır
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

15 mm'den küçük akciğer nodüllerinde perkütan transtorasik biyopsi sonuçları

Amaç: Bu çalışmada, uzun aksı 15 mm'den küçük akciğer nodüllerinde, perkütan transtorasik akciğer biyopsi işleminin etkinliğinin ve güvenirliliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Giriş: Bilgisayarlı tomografi (BT) eşliğinde perkütan transtorasik akciğer biyopsi (PTB), akciğer lezyonlarının tanısında önemli yere sahiptir. İşlem sonrası düşük sıklıkla da olsa pnömotoraks, kanama veya nadiren hava embolisi gibi komplikasyonlar görülebilir. Akciğerdeki lezyonun küçük boyutlu oluşu, santral yerleşimli olması, ana bronş veya vasküler yapılara yakın olması ve altta yata parankim hastalıkları, komplikasyon riskini arttıran esas etkenlerdir. Literatürde küçük boyutlu akciğer lezyonlarında PTB sonuçlarını bildiren yeterli sayıda yazı bulunmamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2005 ve Haziran 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Nonvasküler Girişimsel Radyoloji ünitesinde BT eşliğinde PTB yapılan erişkin hastalar dahil edilmiştir. Hastalara ait demografik veriler, altta yatan akciğer hastalığı, lezyon boyutu, yerleşimi, lezyondan plevraya kadar iğne mesafesi, işlem sonrası komplikasyonlar ve histopatolojik tanılar retrospektif olarak incelenmiştir. Komplikasyonlarla ilişkili olabilecek faktörler istatistiksel yöntemlerle araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen toplam 97 hastanın (%56 erkek) yaş ortalaması 63±9,9 yıl idi. Biyopsi yapılan nodüllerin ortalama uzun aksı 12±2,3 mm idi. Nodüllerin %15'i (n=15) 1-9 mm, %41'i (n=40) 10-12 mm, ve %44'ü (n=42) ise 13-15 mm aralığında idi. Biyopsi yapılan hastalarda %94,8 oranında örnek tanısal değerlendirme için yeterli bulunmuştur. Toplam 5 (%5) hastada ise biyopsi ile tanı alınamamıştır. Lezyondan plevraya kadar iğne mesafesi 3 cm'den az olan hastalarda yetersiz örnekleme oranı, diğer gruplara (3-4,9 cm ve 5 cm üzeri) göre daha fazla görülmüştür (p=0,026). Komplikasyonların büyük çoğunluğu (%84) klinik önemi olmayan hemorajiler (51 hasta) ve tedavi gerektirmeyen pnömotorakslardı (14 hasta). 2 hastada pnömotoraks sonrası drenaj kateteri gerekmiştir. Grade 2 ve üzeri hemoraji 19 hastada (%19,6) görülmüştür. Hemoraji izlenen hastaların hiç birinde kan transfüzyonu veya kanama nedeni ile ek girişimsel müdahaleye gerek duyulmamıştır. Hemoptizi olan 2 hastada, ek müdahaleye gerek kalmadan spontan düzelme aynı gün içerisinde görülmüştür. Hastanede kalış süresinde uzamaya neden olan parankimal hemoraji ve hemoptizi olgusu izlenmemiştir. 61 hastaya (%63) işlem günübirlik yatış yapılarak yapılmış olup hastalar aynı gün taburcu edilmiştir. 36 hastaya ( %37) ise hastaneye yatışını takiben işlem yapılmıştır. Bu 36 hastanın 2'sinde drenaj gerektiren pnömotoraks olması nedeniyle yatışı takiben taburculuk 3. ve 5. günlerde olmuştur. Diğer 34 hastada ise taburculuk işlemi yatışı takiben ertesi gün olmuştur. Lezyon-plevra iğne mesafesi arttıkça parankimal hemoraji görülme sıklığının istatiksel olarak anlamlı derecede arttığı görülmüştür (p=0,008). Benzer şekilde, lezyon ile en yakın pulmoner fissür arası mesafe <1 cm olan hastalarda hemoraji gelişimi diğer grupa göre daha yüksek görülmüştür ( p=0,019). Sonuç: Çalışmamızda 15 mm altındaki akciğer nodüllerinde, PTB'nin etkin, güvenilir ve yüksek tanısal doğruluğa sahip bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Küçük boyutlu nodüllerde, özellikle plevraya yakın yerleşimin veya geçilen akciğer parankim mesafesinin az olmasının, iğne manüplasyonunu kısıtlaması sonucu, yetersiz örnekleme ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Çalışmamızın bir sonucu olarak, hedeflenen nodüle ulaşmak için en kısa mesafenin değil, en uygun iğne manüplasyonu sağlayacak akciğer parankim trasesinin tercih edilmesini önermekteyiz. Anahtar kelimeler: Akciğer, nodül, BT, perkütan transtorasik biyopsi.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBilgisayarlı tomografi+3
Necmeddin Abdurrahimli
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İrinotekan ve STAT3 inhibitörü yüklü PLGA-PEG nanopartiküllerinin küçük hücreli akciğer kanserine aktif hedeflendirilmesi ve In vivo-In vitro değerlendirilmesi

Akciğer kanseri(AK) kansere bağlı ölümlerde ilk sırada, görülme sıklığı açısından ise her iki cinsiyette de ikinci sırada yer almaktadır. Tüm AK vakalarının %13-15'ini oluşturan küçük hücreli akciğer kanseri(KHAK), tedavisinin zorluğunun yanında, çok hızlı ilerlemektedir. Teşhis öncesi metastaz oluşturmuş olma oranı yüksektir.İrinotekan; meme, akciğer kanseri gibi kanser türlerinde yüksek miktarda eksprese edilen topoizomeraz I enzimini inhibe ederek, DNA zincirlerinin kırılmasını indükleyip DNA replikasyonunu bozan bir antikanser moleküldür. Karaciğer ve tümörde, temelde karboksilesteraz enzimiyle, 100-1000 kat daha aktif formu olan SN-38'e dönüşmektedir. İrinotekanın tümöre ulaşmadan SN-38'e dönüşmesi, toksisitesi ve etkinliğinde heterojenliğe neden olmaktadır. Araştırmalar, Sinyal İletici ve Transkripsiyon Aktivatörü-3(STAT3) isimli transkripsiyon faktörünün bir çok insan kanser hücre hattında sürekli aktivasyon gösterdiği, kanserin gelişme ve ilerleme aşamalarında etkili olmakla kalmayıp; kanser hücrelerinin canlılığını sürdürmesi, immün sistem baskılanması ve anjiyogeneze de katkıda bulunduğunu göstermiştir.Bu nedenle, STAT3 inhibisyonu güncel bir kanser tedavisi yaklaşımı olarak araştırılmaktadır. Gerçekleştirdiğimiz ön çalışmalarda KHAK hücrelerinde STAT3 yolağının oldukça aktif olduğu gösterilmiştir. Tez kapsamında,Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu(FDA) tarafından onaylı poli(laktik-ko-glikolik asit)(PLGA) polimerinin, poli(etilen glikol)(PEG) ile modifiye edilmiş formuyla nanopartiküllerin hazırlanması ve yüzeylerinin anti-CD56 monoklonal antikoruyla konjuge edilerek tümöre hedeflendirme amaçlanmaktadır. CD56, KHAK hücrelerinin yüzeyinde yüksek düzeyde bulunan bir membran molekülüdür. Nanopartiküllere irinotekan ve uygun bir STAT3 inhibitörü enkapsüle edilerek; irinotekanın farmakokinetik özellikleri geliştirilecek, sağlıklı dokularda toksik/yan etki oluşumu engellenecek, irinotekan-SN38 dönüşümü hedeflendirme ve kontrollü salım sayesinde büyük ölçüde tümör dokusunda gerçekleşecektir. Nanopartiküllerin in vitro-in vivo karakterizasyonu gerçekleştirilecektir. En agresif klinik tabloya sahip akciğer kanseri KHAK tedavisinde; klinik uygulamada kabul görebilecek bir nanopartiküler sistemle, kemoterapötik madde-inhibitör kombinasyonunun tümöre hedeflendirilmesinin etkinliği araştırılacaktır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBiyopolimerler+7
Fatma Betül Çam
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akciğer kanseri hastalarında ameliyat öncesi ve sonrası besin desteğinin inflamasyon göstergelerine ve yaşam kalitesine etkisi

Kanserden ölümlerin en sık görüldüğü kanser türü akciğer kanseridir. Randomize kontrollü olarak planlanan bu müdahale çalışmasında, akciğer kanseri cerrahisi geçiren hastalarda glutamin, arjinin ve hidroksi metil bütiratın beslenme durumuna, inflamasyon göstergelerine ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı konan ve ameliyatı planlanan 27-77 yaş aralığındaki 70 hastaya sağlıklı beslenme programı yapıldıktan sonra randomizasyonla iki gruba ayrılarak, müdahale (n=35) grubuna ameliyat öncesi 10 gün, ameliyat sonrası 5 gün olmak üzere günde 2 adet şase formda glutamin (7,4 g/şase), arjinin (7,4 g/şase) ve hidroksi metil bütirat (1,3 g/şase) içeren besin desteği verilmiştir. Kontrol grubuna (n=35) herhangi bir besin desteği verilmemiştir. Katılımcıların başlangıçta, ameliyattan önce (besin desteğinin 10. günü) ve ameliyattan sonra (besin desteğinin 15. günü) olmak üzere üç kez izlemi yapılmıştır. Hasta odaklı subjektif global değerlendirme (PG-SGA) ile beslenme durumu izlemi, doğu kooperatif onkoloji grubu performans durumu ölçeği (ECOG-PS) ile fiziksel performans durumu izlemi yapılmıştır. Antropometrik ölçümleri, biyoelektrik empedans analizi (BİA) sonuçları ve biyokimyasal bulguları kayıt edilmiştir. Elde edilen biyokimyasal parametreler ile CRP/albumin oranı (CAR), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) ve prognostik beslenme indeksi (PNI) hesaplanmıştır. Hastalardan alınan serum örneklerinde ELISA yöntemi ile TNF-α, IL-6 parametreleri analiz edilmiştir. Ayrıca hastalardan pre-op ve post-op süreçte üç günlük besin tüketim kaydı alınarak enerji ve besin ögesi alımları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, post-op süreçte müdahale grubunda PG-SGA ve ECOG-PS skoru kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Post-op dönemde, müdahale ve kontrol grubu arasında hemoglobin, hematokrit, total protein, albumin, lenfosit, nötrofil ve lökosit sayısı ile PNI düzeyleri bakımından fark saptanmamıştır (p>0,05). İnflamatuar belirteçlerden olan CRP, CAR, NLR, PLR, TNF-α, IL-6 düzeylerinde her iki grupta da post-op dönemde, pre-op döneme göre artış tespit edilmiş olup (p<0,001), gruplar arasında inflamatuar belirteçlerdeki değişim bakımından fark yoktur (p>0,05). Post-op dönemde müdahale grubunda post-op yaşam kalitesi ve fiziksel işlev skoru daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Post-op süreçte ağrı, halsizlik ve uykusuzluk skorunun kontrol grubunda daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Post-op dönemde kontrol grubundaki erkek bireylerde baldır çevresi, kadın bireylerde ise el kavrama gücü müdahale grubuna göre daha düşük saptanmıştır (p<0,05). Her iki grupta da pre-op ve post-op süreçte vücut kompozisyonu bakımından fark yoktur (p>0,05). Müdahale grubunda yara yeri iyileşme süresi 18 gün, kontrol grubunda ise 20 gün olarak elde edilmiştir (p=0,015). Post-op süreçte müdahale ve kontrol grubundaki bireylerin enerji, makro ve mikro besin ögesi alımlarında azalma saptanmış olup (p<0,05), müdahale ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu çalışma ile immünonütrisyonel besin desteği kullanımının post-op süreçte hastaların beslenme ve fiziksel performans durumuna, antropometrik ölçümlerine, yaşam kalitesi ve yara iyileşme sürecine olumlu yönde etki yapabileceği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Akciğer kanseri cerrahisi, glutamin, arjinin, hidroksimetilbütirat, yaşam kalitesi

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBesin destekleri+7
Gökçe Günsel Yıldırım
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalarında egzersize olan oksidatif stres, inflamatuar belirteçler ve metabolomiklerin yanıtları

Kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) sahip bireylerde egzersize olan oksidatif, inflamatuar ve metabolomik yanıtlar ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu çalışmada, KOAH'lı bireylerde artan, sabit ve aralıklı iş yükünde egzersize olan oksidatif, inflamatuar ve metabolomik yanıtların belirlenmesi ve egzersiz öncesi ve sonrası yanıtların karşılaştırılması amaçlandı. On altı KOAH'lı erkek (ortalama yaş=50,94±6,42 yıl; birinci saniyedeki zorlu ekspirasyon volümü [FEV1]=% 63,37±19,90) hasta bisiklet ergometresinde artan iş yükünde semptomla limitli egzersiz testi yaptı. Egzersiz testinin sonuçlarına göre hastalara sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz uygulandı. Artan, sabit ve aralıklı iş yükünde egzersizlere olan oksidatif (katalaz [CAT], indirgenmiş glutatyon [GSH], glutatyon peroksidaz [GPx], süperoksit dismutaz [SOD], toplam antioksidan durumu [TAS]), inflamatuar (tümör nekroz faktörü [TNF]-α, çözünür TNF reseptörü-1 [Alınan kan örneklerinden sTNFr1], çözünür TNF reseptörü SuperFamily 1B [sTNFRSF1B], interlökin [IL]-1, IL-6 ve C reaktif protein [CRP]) ve metabolomik yanıtlar analiz edildi. KOAH'lı bireylerde sabit ve aralıklı iş yükünde egzersize ait CAT, GSH ve TAS fark ve kat değişim değerleri birbirine benzerdi (p>0,05). Sabit iş yükünde egzersiz için GPx değişimi, aralıklı iş yükünde egzersiz ile elde edilenden daha yüksekti (p=0,004). Aralıklı iş yükünde egzersiz için SOD değişimi, sabit iş yükünde egzersiz ile elde edilenden daha yüksekti (p<0,017). Artan, sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz arasında TNF-α, sTNFr1, sTNFRSF1B, IL-1, IL-6 ve CRP'de egzersiz sonrası ve öncesi farklılıklar ve kat değişim değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmadı (p>0,05). Sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz ile, izolösin, L-karnitin ve açilkarnitin anlamlı olarak azalırken keton cisimlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,05). Akut sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz, KOAH'lı bireylerde dolaşımdaki GPx düzeylerini değiştirir. Akut sabit ve aralıklı iş yükünde egzersizler, KOAH'ta sistemik inflamasyonu olumsuz etkilemiyor gibi görünmektedir. Sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz ile, izolösin, L-karnitin ve açilkarnitinleri azalırken keton cisimlerinin artışı, enerji metabolizmasında karbonhidratlardan amino asit ve lipid metabolizmasına geçişi göstermektedir. Aralıklı iş yükünde egzersiz, karbonhidratlar, lipidler, amino asitler, nükleotidler ve vitaminler açısından sabit iş yükünde egzersizden daha fazla metabolomikte anlamlı değişiklikler ortaya çıkarmaktadır. Pulmoner rehabilitasyon programları planlanırken, farklı egzersiz protokollerine olan oksidatif ve metabolomik yanıtlardaki değişikliklerin dikkate alınması bireye özel egzersiz yaklaşımlarının uygulanmasında yön gösterici olacaktır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifBiyobelirteçler+4
Aslıhan Çakmak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanseri ve sol meme radyoterapisinde kardiyak altyapı marjlarının oluşturulması ve tedavi planı optimizasyonu

Torasik ışınlamalarda koroner arterler (CA) istemsiz olarak radyasyona maruz kalır ve akabinde kardiyovasküler toksisiteler oluşabilir. Bunu önlemek için CA'nın güvenlik marjları (SM)'nı doğru bir şekilde oluşturmanın ve aldıkları dozları belirlemenin önemi son yıllarda anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışmanın ilk kısmında; kanser olmayan hastalardan alınan elektrokardiyografi kapılı intravenöz kontrastlı bilgisayarlı tomografi (CT) çekilerek oluşturulan kardiyak CT'ler üzerinden, CA (sol koroner arter; LCA, sol anterior desendan arter; LAD, sirkumfleks arter; Cx, sağ koroner arter; RCA) bölümlere ayrılarak, çapları ve yer değiştirmeleri (d) ölçülmek suretiyle SM elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise; hesaplanan bu SM kullanılarak önceden tedavileri yapılmış olan akciğer kanseri (LC) ve sol meme kanseri (LBC) hastalarının tedavi planlarına, LAD'ın konturu eklenerek optimizasyon (Op)'a dahil edilmesi sonucunda ortaya çıkan yeni tedavi planları (NTP), standart tedavi planları (STP) ile karşılaştırılmıştır. LCA, LAD1 ve RCA2'nın maksimum d radyal, Cx2 ve LAD2'nin maksimum d kranyokaudal yönde olurken, diğer kısımlarda bir genelleme yapılamamıştır. SM (mm), sagittal, transversal ve vertikal eksenlerde; nefes tutturularak oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 (üst bölüm) 10, 6, 4; LAD2 (orta bölüm) 2, 2, 5; LAD3 (alt bölüm) 4, 8, 6; internal hedef hacimli veya serbest nefeste oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 9, 5, 4; LAD2 2, 1, 4; LAD3 3, 7, 5 olarak bulunmuştur. NTP'de; hedeflerin ve diğer kritik organların aldıkları dozlarda anlamlı bir fark gözlenemezken, LC vakalarında; LAD V15 Gy, kalp ortalama doz, LBC vakalarında LAD V15 Gy, kalp V25 Gy, kalp V10 Gy anlamlı bir şekilde düşmüştür. Dolayısıyla, LAD'ın SM verilerek Op'a dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyon+7
Eylem Dalgıç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstruktif akciğer hastalığında hastalık şiddetinin ve torakal etkilenimin metabolik ve fonksiyonel belirteçleri

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) multisistemik bir hastalık olmakla birlikte torakal bölge ilişkili kas ve iskelet yapısında, metabolik değerlerde ve fonksiyonel kapasitede değişimler görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, KOAH tanılı hastalarda hastalık şiddetine göre hastaların metabolik faktörleri, fonksiyonel kapasiteleri, torakal bölge etkilenimi ile ilgili kas iskelet sistemi, ağrı şiddeti ve KOAH ilişkili yaşam kalitesi ve depresyon durumlarını incelemekti. Çalışmaya KOAH tanısı almış, onkolojik veya osteoporotik tedavi almayan, omurga cerrahisi geçirmemiş yaşları 58,1±7,3 yıl olan 16 kadın ve 46 erkek olmak üzere 62 birey dahil edildi. KOAH semptomları KOAH Değerlendirme Testi ile (CAT), Modifiye Medical Research Council (mMRC) dispne skalası ile yapıldı ve hastaların alevlenme hikayeleri sorgulandı. Solunum fonksiyon testi spirometre ile, fonksiyonel kapasite 6 dakika yürüme testi (6 DYT) ve zamanlı kalk yürü testi ile, ağrı şiddeti Görsel Analog Skalası ile, nöropatik ağrı seviyesi Leeds Nöropatik Ağrı Skalası ile, yaşam kalitesi ve psikolojik durum değerlendirmesi sırasıyla St. George Solunum Anketi ve Beck depresyon ölçeği ile gerçekleştirildi. Torakal bölge etkilenimini incelemek için göğüs duvarı mobilitesi, kas kısalık testleri, solunum hareketinin manuel değerlendirmesi, Corbin Postür Analizi uygulandı. Metabolik belirteçleri incelemek için son altı aya ait yapılmış hematolojik parametreler kaydedildi. Hastalar Birleşik KOAH Evrelemesine göre A, B ve E; Global iniative for chronic Obstructive Lung Disease (GOLD) hava akımı sınıflamasına göre ise, hafif ve orta şiddet olarak gruplandı. Hastalık şiddetinin artması ile hematolojik parametrelerden yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), C-reaktif protein (CRP) düzeylerinin arttığı, torakal etkilenim olarak aksiller ve torakal sirtometri farkının azaldığı, istirahette ve aktivite sırasındaki torakal ağrının arttığı, yaşam kalitesinin düştüğü ve depresyon durumunun arttığı bulundu (p<0,05). Lojistik Regresyon analizi ile GOLD hava akımı sınıflamasına göre hafif şiddet grubundan orta şiddet grubuna geçişi, CAT evrelemesindeki bir birim artışın yaklaşık 9 kat artırdığı, yaştaki bir birim artışının ise geçişi 1,2 kat artırdığı saptandı. Serum trigliserid seviyesindeki artış ve 6 DYT mesafesindeki azalmayla bu geçişin arttığı saptandı (R 2= 0,42). Hastalık şiddeti ile olumsuz etkilendiğini bulduğumuz torakal bölge ilişkili durumların, fonksiyonel egzersiz kapasitesindeki azalmaların ve metabolik durum değişikliklerinin değerlendirme aşamasında dikkat edilmesi gereken parametreler olduğunu vurguluyoruz. Anahtar Kelimeler: Akciğer Hastalığı, Kronik Obstüktif; Kardiyometabolik Risk faktörleri; Egzersiz kapasitesi; Toraks

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifGöğüs hastalıkları+4
Mustafa Çelik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanseri tedavisinde kullanılmak üzere nanopartikül içeren kuru toz inhaler formülasyonu hazırlanması, karakterizasyonu ve in vitro değerlendirilmesi

Bu tezde küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde kullanılmak üzere gefitinib nanopartikülleri içeren kuru toz inhaler formülasyonu geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 130 nm'nin altında albümine bağlı gefitinib nanopartikülleri yüksek basınçlı homojenizasyon yöntemi ile hazırlanmış ve tümöre aktif hedefleme amacıyla hyaluronik asit (HA) kaplaması yapılmıştır. Formülasyonlarda hedeflenen boyutlarda tekdüze nanopartiküllerin eldesi için akciğerin yüzeyinde doğal yüzey aktif madde olarak bulunan Dipalmitoil fosfatidilkolin (DPPC) kullanılmıştır. Nanopartiküllerin inhale edilebilir boyutlara ve toz özelliklerine sahip olabilmesi için formülasyonlara taşıyıcılar eklenmiş ve liyofilize edilmiştir. Kuru toz inhaler (KTİ) formülasyonlarının aerosolize olarak akciğerin derinliklerine ulaşabilmesi için partiküllerin 1-5 μm aerodinamik çapa sahip olması amaçlanmıştır. Farklı taşıyıcılar içeren kuru toz inhaler formülasyonlarının aerodinamik özellikleri Andersen Kademeli Ayrıştırıcı (ACI) ile analiz edilmiştir. Taşıyıcı olarak fenilalanin-mannitol kombinasyonu ile en iyi aerodinamik özellikler ve in-vitro salım davranışı sağlanmıştır. Suda çözünmeyen kristal yapılı gefitinibin nanopartikülleri oluşturularak yüzey alanı geniş, inhale edilebilir amorf yapılı liyofilize toz hale getirilmesi ile sudaki çözünürlüğü artırılmıştır. Simüle akciğer sıvısı ortamında yapılan in vitro salım deneylerinde geliştirilen KTİ formülasyonunun 72 saat boyunca etkin madde salımına devam ettiği görülmüştür. Lewis Lung Carcinoma-1(LLC1) hücre hattında yapılan 3(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difeniltetrazolyumbromür (MTT) testleri ile KTİ formülasyonun 72 saatte gefitinib etkin maddesine göre çok daha düşük dozlarda kanser hücrelerinin canlılığını azalttığı görülmüştür. Nil kırmızısı yüklenen KTİ formülasyonlarının LLC1 hücrelerine alımı floresans mikroskobu ile görüntülenmiştir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAntineoplastik ajanlar+7
Zeynep Merve Geyik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik hava yolu hastalıklarında spirometrik ölçütlerin değerlendirilmesi

Spirometri, akciğer hastalıklarının tanısında ve izleminde en yaygın kullanılan tekrarlanabilir solunum fonksiyon testidir. Birinci saniye zorlu ekspiratuvar volüm (FEV1), zorlu vital kapasite (FVC) ve FEV1 / FVC oranı spirometri ile ölçülebilen ve hava yolu hastalıkları hakkında bilgi veren parametrelerdir. Uluslararası rehberlerde spirometrik parametreleri değerlendirmek için standardizasyon kriterleri yayınlanmıştır. Ancak uygulanan test hastanın eforuna bağımlıdır ve test uygulanırken hastanın uyumunu gerektirmektedir. Bu çalışmanın amacı spirometri ölçümlerini kullanılarak hava yolu hastalıkları ile ilgili fizyolojik parametreler geliştirmek ve bu parametreleri mevcut spirometrik parametrelerle karşılaştırmaktır. Çalışmamızda, 12.326 spirometri testinin verileri matematiksel modellemeler kullanılarak analiz edilmiştir ve yeni tanımlanan parametreler ROC eğrileri ile incelenmiştir. Modelde, eğri altındaki alan (AUC) t2 için 0,988 (%95 güven aralığı (GA) 0,986-0,990), (duyarlılık (Se) %95 ve özgüllük (Sp) %95); t3 için 0,986 (%95 GA 0,984-0,988) (Se %97, Sp %92); t4 için 0,929 (%95 GA 0,922-0,935) (Se %88, Sp %84); t1 geometrik ortalaması (gmean) için 0,881 (%95 GA 0,872-0,890) (Se %78, Sp %82); tp gmean için 0,849 (%95 GA 0,839-0,859) (Se %75, Sp %79); tq gmean için 0,912 (%95 GA 0,905-0,919) (Se %85, Sp %82) olarak bulunmuştur (Tüm ölçümler için p<0,001). Hesaplanan t2 ve t3 parametreleri, hava yolu obstrüksiyonunu saptamada maksimal ekspirasyon ortası akım hızı (MMEF%25-75) değerinden daha özgül ve duyarlı olarak bulunmuştur. Araştırmamız bu parametrelerin hava yolu obstrüksiyonu ile güçlü bir ilişkisi olduğunu göstermiştir.

SpirometriSolunum fonksiyon testleriSolunum sistemi+3
Maide Gözde İnam
Hacettepe University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nivolumab tedavisi uygulanan ileri evre ve metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarının klinik, radyolojik özelliklerinin ve LAG-3 ve CD-155 ekspresyonlarının tedavi yanıtı ve sağkalım üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

İmmün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ) küçük hücreli dışı akciğer kanserinde (KHDAK) yaygın şekilde kullanılmaktadır. Tedavi sonuçlarını öngörmede en yaygın kullanılan biyobelirteç Programlı Hücre Ölümü Ligandı-1 (PD-L1) olsa da, tek başına yetersiz kaldığı bilinmekte, yeni biyobelirteçler için arayışlar sürmektedir. LAG-3 (Lenfosit Aktivasyon Geni-3) ve CD-155 (Farklılaşma Kümesi-55) çeşitli reseptörlerle olan etkileşimleri aracılığıyla anti tümör immüniteyi inhibe eden moleküllerdir. Kemoterapi sonrasında progresyon nedeniyle nivolumab kullanan 78 metastatik KHDAK hastasının klinik verileri toplanmıştır. Tümörü infiltre eden lenfositlerde (TİL) ve stromadaki lenfositlerdeki LAG-3 (33 hasta) ve tümör hücrelerindeki sitoplazmik ve membranöz CD-155 ekspresyon düzeyleri (61 hasta) immünohistokimya (İHK) ile değerlendirilmiş, bu ekspresyonların genel sağkalım (GS) ve tedavi yanıtıyla olan ilişkisi incelenmiştir. Bütün hastaların ortanca GS 8,7 ay (%95 GA: 5,1-12,3) olarak bulunmuştur. CD-155 ve LAG-3 ekspresyonu ile GS, progresyonsuz sağkalım ve tedavi yanıt oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır [GS CD-155 ekspresyonu yüksek olan grupta 6,4 ay (%95 GA: 4,9-7,8), yüksek olmayan grupta 11,3 ay (%95 GA: 6,9-15,8), (p=0,53); TİL'deki LAG-3 ekspresyonu pozitif olan grupta 6,8 ay (%95 GA: 5,1-8,6), negatif olan grupta 6,9 ay (%95 GA: 2,3-11,5), (p=0,8)]. Çok değişkenli analizlerde ECOG performans skoru, skuamöz histoloji, anemi, hipoalbuminemi, yüksek pan immün inflamasyon değeri (PIV), düşük albumin-globulin oranı, nivolumab tedavisi öncesinde akciğer bölgesine radyoterapi alma, lenf nodu harici iki veya daha fazla bölgede metastaz varlığı GS için bağımsız risk faktörleri olarak bulunmuştur. Çalışmamızda LAG-3 ve CD-155 ekspresyonlarının nivolumab tedavisinin sonuçlarını öngörmedeki katkısı gösterilememiştir. Çeşitli klinik ölçütlerin prognostik önemi tekrar ortaya konulmuş ise de, bu aşamadaki KHDAK hastalarının tedavisini yönlendirecek bir biyobelirteç halen mevcut değildir. Anahtar kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanser", nivolumab, LAG-3, CD-155, biyobelirteç

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıGen ifadesi+5
Aslıhan Ezgi Apaydın Rollas
Hacettepe University
2023
00

İlgili konular