Divanlar
Bu konu başlığı altında 424 tez
Şeyh Gâlib Divanı'ndaki ilk elli gazelin şerhi
Yapılan bu çalışmanın temelini, divan şiirinin son büyük temsilcisi olan Şeyh Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazelin şerhi oluşturmaktadır. Şeyh Gâlib divan şiirinin son büyük temsilcisidir. Nitekim edebiyat araştırmacıları bu konuda ağız birliği etmişçesine aynı fikri savunurlar. Bu çalışmada Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazel şerh edilmiş olup çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şairin hayatı, sanatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde "şerh" kavramı üzerine açıklamalar yapılmış ve üçüncü bölümde ise divandaki ilk elli gazelin şerhine geçilmiştir. Gazeller incelenirken, ilk olarak gazelin bütünü verilmiştir. Daha sonrasında beyit beyit nesre çevirisi yapılmıştır. Beyitlerde geçen ve anlamının herkes tarafından bilinmediği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiştir. Devamında ise her beyit günümüz Türkçesine çevrilmiş ve şerh edilmiştir. Beyitler şerh edilirken kullanılan mazmûnlar, kelimelerin şiirdeki kullanım alanları, anılan tarihi, mitolojik ve dini şahsiyetler elden geldiğince bulunup izah edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra şairin bunları hangi çağrışımları kullanarak bir araya getirdiği göz önünde bulundurarak açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Her beytin sonunda, elden geldiğince edebî sanatlar gösterilmeye çalışılmıştır.
Seyid Qedrî Haşimî'nin Dîwana 'Irfan adlı eserindeki tasavvufî görüşleri
Seyid Qedrî Haşimî, günümüzde Şırnak ilinin sınırları içinde bulunan Cizre'de 1898 yılında dünyaya gelmiştir. Dindar bir aileye mensup olan Seyid Qedrî Haşimî, ilk eğitimini âlim ve aynı zamanda sûfî bir şahsiyet olan babasından almıştır. Seyid Qedrî Haşimî'nin, Arapça ve Farsçayı çok iyi derecede bildiği ifade edilmiştir. Seyid Qedrî Haşimî'nin Kürtçe kaleme aldığı Dîwana 'Irfan adlı eseri 80 şiirden oluşur. Dîwana 'Irfan'da Allah ve peygamber sevgisi, müellifin Ehl-i Beyt'e duyduğu muhabbet, mürid-mürşid ilişkisi, tasavvufî meseleler işlenmiştir. Tasavvufî görüşlerine geniş yer verdiği divanında sağlam bir dil ve üslup kullanmıştır. Çalışmamız Seyid Qedrî Haşimî'nin hayatı ile ilgili bilgiler içermekte ve çalışmamızda Seyid Qedrî Haşimî'nin divanında geçen tasavvufî görüşleri ele alınmaktadır.
Hārezmli Hāfız Divanı'nın kavram sözlüğü
Sözlükler dil zenginliğini ve kültürel bağları göstermesi açıcından önemli bir yere sahiptir. Sözlük sınıflandırmalarında klasik düzenden farklı şekilde hazırlanan ve ilişkilendirilen başlıkların esas alındığı kavramsal sözlükler de mevcuttur. Bunlar; dönemin dili, kültürü, yaşayışı ve toplumla alakalı birçok unsurunu barındırması bakımından özel bir yere sahiptir. Hārezmli Hāfız'ın bilinen tek eseri Divan'dır. Divan'ın kavramsal sözlük şeklinde hazırlanması döneme ışık tutabilmesi açısından faydalı görülmüştür. Hārezmli Hāfız Divan'ı, hacimli ve zengin kelime sayısıyla 15. yüzyıl Çağatay Türkçesiyle alakalı kaynaklık edebilecek bir eserdir. Hakkında sınırlı sayıda çalışma bulunan dönemin aydınlatılması ve alanyazına katkıda bulunulması amacıyla Recep Toparlı'nın Hārezmli Hāfız Divan'ı adlı çalışması baz alınmış ve bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Hazırlanan dizin, isim ve isim soylu sözcükleri kapsayacak şekilde düzenlendikten sonra kelimelerin anlamları derlenerek tasnif edilmesi yoluna gidilmiştir. Yapılan ana başlık ve ilişkili alt başlık içeriklerine yerleştirilen kelimelerden kavramsal sözlük elde edilmiştir. Oluşturulan kavramsal sözlüğün otuz ana başlık ve gerekli görülen alt başlıklar ekseninde meydana getirilmesi eserin zenginliğini göstermiştir. En yoğun başlık insan ve insan ilişkilerine dayanan kısımları kapsayan bölümdür. Sevgiliye ve topluma dönük bir sanat anlayışı olan şairin kıyaslama ve ölçü belirten kelimeleri yoğun kullandığı anlaşılmıştır. Sevgili anlamına gelen çokça kelimenin kullanmış olması eserin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca sözlükte dinî öğeler ve özel isimlerin sıklığı da göze çarpar. Yapılan çalışma Hārezmli Hāfız'ın Divan'ını ele alan ilk kavramsal sözlük olma özelliği taşımaktadır. Çalışmamızın dönemin edebiyat, siyaset, gastronomi, yargı, tıp, botanik gibi birçok alanı hakkında verilerin ortaya koyulmasına aracılık edeceği ve diğer çalışmalara yön vereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hārezmli Hāfız, divan, kavramsal sözlük, Çağatay Türkçesi
Divan şiirinde hurafeler (XVI. yy)
Toplumların kültürel kimliği olan halk inanışları, birçok uygulamayla ve inanç biçimiyle karşımıza çıkmaktadır. Eski adet ve inanışların etkisiyle zamanla farklı bir boyut kazanan kimi inanç ve uygulamalar, toplumsal normlardan olan din olgusuyla her zaman örtüşmeyebilir. Batıl bir boyut kazanan bu yeni uygulamalar, toplumun geneli tarafından kabul görülen hurafelere dönüşerek sahih olanı ile arasındaki farkı da görünmez kılmıştır. Eski alışkanlıkların süreği olan bu hurafelerle ilgili Kur'an-ı Kerim'de net bir ifade yoktur. Kur'an'da Allah tarafından reddedildiği açıkça belirtilen şirk veya şirki çağrıştıran şeyler, dinî açıdan, hurafelerin kaynağı olarak kabul edilmektedir. Hurafeler; eski inanç ve uygulamaların kültürel formlarına büründürülerek ortaya çıkmalarına dayanır. Hurafelerin çoğunun itikadî boyutu olmakla birlikte büyük bir kısmının batıl inanç ve uygulamalara dayandırıldıkları görülmektedir. İslâmiyet'in özünü oluşturan ilkelerle aykırılık teşkil eden, tevhit inancının karşısında konumlanmış düşünce ve inançların tamamı bu kapsamda değerlendirilebilir. Geçmişten miras olarak gelen hurafeler, Osmanlı toplumunda geniş bir taban bulmuştur. Sosyal yaşamın önemli bir parçası olarak varlığını hurafelerden alan divan şairleri de ister istemez etkilenmişlerdir. Şiirlerinin dokusunu yaşadıkları toplumun kültürel kodları üzerine kurgulayan divan şairleri, hurafelere eserlerinde sıkça yer vermişlerdir. Araştırmamızın amacı hurafelerin divan şiirindeki yerini, divan şiirine yansıtılış biçimini, odak noktalarını göstermektir. Araştırmanın konusunu oluşturan hurafelerin 16. yüzyıl divanlarından hareketle şiirlere ne ölçüde yansıdığını göstermek, bilim dünyasının dikkatini divan şiirinin bu yönüne çekmek, konunun etraflıca tartışılmasına olanak sağlayacaktır.
Harputlu Fikret Memişoğlu Divanı (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
Klasik Türk edebiyatı metinlerini anlama ve anlamlandırma çalışmalarında günümüzde birçok metodolojik çalışma yapılmaktadır. Bunlardan biri de bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmalarıdır. Türkiye'de sözlük çalışmaları 19. yüzyıldan itibaren önem kazanmıştır. Türk dilinin tarihî seyri içinde kelimelerin hangi anlamları kazandıkları bütün yönleriyle ele alınarak ortaya konacak metin çalışmalarına zemin teşkil etmiştir. "Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü Projesi" diğer ismiyle TEBDİZ sistemiyle beraber bu metodu kullanmak da metinler üzerine yapılacak çalışmalara büyük katkı sağlamıştır. Bağlamlı dizin, bir şairin kullandığı sözcükleri, metinde geçtikleri yeri ve kullanım sıklığını gösterecek biçimde alfabetik olarak sıralamaktır. Böyle bir sıralama, kelimenin hangi bağlamlarda kullanıldığına açıklık getirir. İşlevsel sözlük, bu çalışmanın sonunda ortaya çıkar ve kelimelerin cümle bağlamında diğer kelimelerle kurduğu ilişkiden hareketle onlara anlam kazandırır. Klasik edebiyat araştırmalarında, metnin daha iyi anlaşılabilmesi için sözlük çalışmalarının oldukça önemli bir yeri vardır. Bu tez çalışmasında bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük yöntemiyle hazırlanan Harputlu Fikret Memişoğlu Divanı üzerinde çalışılmıştır. Fikret Memişoğlu ve eserleri ile Divan'ının edebiyata katkıları üzerine bilgilere de bu çalışmada yer verilmiştir. Tez çalışmasının bu alanda yapılacak araştırmalara katkı sunacağı düşünülmektedir.
Gelibolulu Mustafa Âlî Divanı'nda ülke ve şehirler
Edebiyat; malzemesi dil olan bir güzel sanat etkinliğidir ve psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, coğrafya gibi pek çok bilim dalıyla ilişkilidir. Edebiyatın ilişkili olduğu bu dalların en başta geleni ise coğrafya ve tarihtir. Çünkü içinde bulunulan coğrafya ve yaşanılan dönem insan yaşamını şekillendiren, etkileyen en önemli faktörlerdir. Edebi metinler; eseri meydana getiren şair ya da yazar hakkında bilgi verirken aynı zamanda yazıldığı döneme ve topluma ışık tutan bir ayna işlevi görür. Edebi eser, onu meydana getiren yazar ve toplumdan bağımsız değildir. Bu bağlamda yaşanılan yer/ coğrafya ve yaşanılan çağ/ dönem şairin/ yazarın hayatında önemli bir faktör olarak göze çarpar. Dış dünyayı, kurmaca anlatımla bir araya getiren şair/ yazarlar coğrafyaya ve ona dair unsurlara eserlerinde yer verirler. Edebiyatımızda XVI. yüzyılın önde gelen şairlerinden olan ve aynı zamanda tarihçi ve seyyah kimliğiyle de tanınan Gelibolulu Mustafa Âlî Dîvân'ında edebiyat- tarih- coğrafya ilişkisinin en güzel yansımaları görülür. Bu çalışmanın konusunu Gelibolulu Mustafa Âlî'nin bizzat gittiği ülke ve şehirler oluşturmaktadır. Ortaya konulan çalışma klasik Türk şiirinde ülke ve şehirlerin sadece bir şair değil, aynı zamanda bir seyyah ve tarihçinin kaleminden bakışını yansıttığı için önemli olup klasik Türk edebiyatının zenginliğini de göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler Dîvân şiiri, Gelibolulu Mustafa Âlî, coğrafya, edebiyat, seyyah.
14-15. yüzyıl divan şiirinde renkler
Yedi bölümden oluşan bu tez, 14. ve 15. yüzyıllarda yazılmış divanlarda, mesnevilerde ya doğrudan söylenen ya da türlü benzetmelerle beliren renklerle ve onların anlattıklarıyla ilgilidir. Bu tezde, bazı renk adlarının karşılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Kimi renklerin birbirlerinin yerlerine kullanılmalarının nedeni araştırılmıştır. Beyitlerde çoğunlukla birbirinin karşıtı olarak yer alan, ak ve kara renkli kişiler, olgular, eylemler ele alınmıştır. Şairlerce dile getirilen, hissettirilen bazı duyguların renkleri saptanmıştır. Ele alınan duygular ile saptanan renkler arasındaki ilişkiler ulaşılan bilgilerle açıklanmıştır. Bazı ulusların, toplulukların, peygamberlerin, dinî kişilerin, varlıkların renkleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler, bilgiler ve kanılar doğrultusunda yorumlanmıştır. Doğaya ait unsurların gerçekte hangi renkte veya renklerde bulundukları incelenmiştir. Bu unsurların şiirlerde hangi renkleriyle yer aldıkları, şairlere ne gibi hayaller kurdurdukları, benzetmeler yaptırdıkları tespit edilmeye, açıklanmaya çalışılmıştır. Masalların, ülkülerin getirdiklerinin, kutlamaların, kullanılan kimi eşyaların, yiyeceklerin, içeceklerin, insanoğluna özgü kimi durumların, olguların, olayların ve daha başkalarının renkleri belirlenmiştir. Bunların neden ve nasıl bu renkte oldukları araştırılmıştır. Göklerin, gezegenlerin, yıldızların, cennetlerin, cennettekilerin, cehennemin ve cehennemdekilerin eserlerde hangi renklerle yer aldıkları, betimlendikleri ortaya konmuştur. Bu renklerin yıldız bilimine, dinî metinlere, anlatılara uzanan kökenlerine değinilmiştir. Anahtar Sözcükler 14. yüzyıl, 15. yüzyıl, divanlar, mesneviler, renkler.
Ahmet Yesevî'nin hikmetleri ile Yunus Emre Divânı'nın hayatın geçiş dönemleri açısından karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre edebi değerleri olduğu kadar şahsi ve manevi değerleri ile de bizleri biz yapan, çağına ve sonrasına yol gösterip açan, aklen ve ruhen insanlığı arındırıp besleyen iki büyük gönül insanıdır. Ömürlerini aşk, hoşgörü, din, ahlak, tasavvuf, iyilik ve güzellik gibi yüce değerler uğruna adamışlar, yaşamış ve yaşatmışlar ayrıca vefatlarından sonra da öğretileri ve eserleri ile insanlığa ışık tutmuşlardır. Çalışmamız da bu iki güzide şahsiyetin hayatları ile birlikte, hayatları ışığında eserlerine yansıyan geçiş dönemlerine vurgu yapılmaktadır. Doğum, hayat ve ölüm esasları üzerinden eserler incelenmiştir. Her iki sanatkârın benzer ve farklılıklarıyla birlikte, etkileri ve fikri yapıları da ele alınmıştır. Örnekler ile birlikte, şahsiyetlerin özellikleri de ön planda tutulmuştur. Yaratan ve yaratılan nazarındaki duruşları, tutumları ve sunuşları ortaya konulmuştur. Bu çalışma şahsiyetlerin sanatkârane kişilikleri ile birlikte birer derviş ve manevi gönül insanı olmaları hasebiyle tasavvufi bir çalışma olarak da düşünülebilir. Bilim ve gönül birlikteliği içerisinde sunulan eserler üzerine çalışmalar da bu yönde değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Aşk, Tasavvuf, Hayat, Din, Hoşgörü, Geçiş Dönemleri
Hamdi Baba Divanında din ve tasavvuf
Muhammet Hami Baba 19.yy da Antep 'te yetişmiş olan Rufai tarikatına bağlı olmakla birlikte Bektaşi erenlerine gönül veren bir tekke şairidir. Hayatı ile ilgili kayda değer bir durum da kendisi Bektaşi geleneğine sahip olmasına rağmen beş kuşaktan kendisine kadar gelen Bostancı cami imamlığını devam ettirmiş olmasıdır. Şiirlerinde Hz Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi önemli yer tutmakla birlikte Bektaşi şairlerin şiirlerinde pek rastlanmayan dört halife övgüsü de söz konusudur. Yine Hamdi Baba'nın ehl-i sünnette olduğunu ve mezhebinin Ebu Hanif olduğunu şiirlerinden anlamak mümkündür. Bu çalışmada Hamdi Baba'nın divanındaki dini tasavvufi kelimelerin ihtiva ettiği anlamı inceledik. Tercih edilen kelime ve kavramlar ile hangi öğretilerin verildiğini anlamaya çalıştık. Kur 'an ayetlerinden hadislere dini şahsiyetlerden dini kavramlara kadar zikredilen kelimelerin ardındaki anlam derinliğini ulaşmaya çalıştık. Yine şairin tasavvuf anlayışına, şiirlerde beyitlerde yer alan tasavvuf kavramlarıyla erişmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Hamdi Baba, Divan, Din, Tasavvuf, Ayet, Hadis
Nef'î'nin kasidelerine semantik bakış
17. yüzyıl klasik şiirinde özellikle kaside alanında kendi dönemindeki ve kendisinden sonraki dönemde yaşayan şairleri etkilemiş olan Nef'î; övgü, yergi ve fahriyeleri ile meşhur önemli bir şairdir. Yapılmış olan çalışma, klasik şiirin mihenk taşı sayılan bu şairin kasideleri üzerinedir. Şaire ait divanın özellikle kaside kısmı irdelenerek şiirlerinde kullanmış olduğu kelimeleri, benzeyen kendisine benzetilen çerçevesinde soyut kavramlara nasıl bir somutluk yüklediği üzerinde durulmuştur. Birini anlamanın en güzel yolu onu dinlemekten ve kelimelerinin tuttuğu yol takip ederek söylediklerini tahlil edebilmekten geçer. Bu bağlamda yapılan çalışmada da kasidelerinde kullandığı kelimeler gözlemlenerek onun zihin dünyasını, döneminin psikolojisini ve sosyolojik durumunu şiirlerinde tercih etmiş olduğu kelimeler nispetinde anlamak hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde şairi, yaşadığı zamanı, onun edebî şahsiyetini anlamak maksadı ile hayatına dair genel bir çerçeve çizilmiştir. İkinci bölümde, kasideleri benzeyen- kendisine benzetilen çerçevesinde soyut kelimelerin yüklendiği somut manalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü bölümde, bütün bunlar çerçevesinde şairin ruh dünyası, dönemine bakışı ve edebî görüşüne dair genel bir değerlendirme yer almaktadır. Son bölümde ise kullandığı kavramlar genel bir yargıya varılarak benzeyen- kendisine benzetilen listesi halinde alfabetik olarak sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nef'î, Kaside, Soyut Kavramlar, Klasik Şiir, Benzeyen- Kendisine Benzetilen
Necâtî Bey Dîvânı'nın şahıslar kadrosu ve Ahmed Paşa Dîvânı'nın şahıslar kadrosuyla karşılaştırmalı incelenmesi
Necâtî Bey, klâsik Türk edebiyatının en meşhur şâirlerinden biridir. Ahmed Paşa ile 15. yüzyılın en büyük iki şâirinden biri olduğu konusunda gerek dönemin tezkire sâhibi müellifleri gerekse dîvân edebiyatı üzerine çalışmalar yapan günümüz araştırmacıları hemfikirdirler. Bu çalışmanın amacı Ahmed Paşa Dîvânı'yla karşılaştırmalı olarak Necâtî Bey'in, dîvânında yer verdiği şahısları, hangi münâsebetlerle ve ne sıklıkla andığını tespit ve örnek beyitlerle tahlil etmektir. Çalışmada, Necâtî Bey'in dîvânında andığı şahıslar, Ahmed Paşa Dîvânı'yla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Necâtî Bey'in, dîvânında 125 (yüz yirmi beş) şahsa ve dîvân şâirlerince bir şahıs gibi tasavvur edilen varlığa yer verdiği tespit edilmiştir. Bu sayı Ahmed Paşa için 97 (doksan yedi)'dir. Tespit edilen şahıs ve varlıklar; dinî şahsiyetler ve varlıklar, târihî şahsiyetler, edebî eser kahramanları, târihî-efsânevî şahsiyetler ve mitolojik varlıklar olmak üzere dört bölümde incelenmiştir. Çalışma boyunca ele alınan şahıslar hakkında evvela bibliyografik bilgiler verilmiş, akabinde şahıslara dair Necâtî Bey ve Ahmed Paşa dîvânlarında yer alan örnek beyitler açıklanmış, her bölümün sonunda tablolar oluşturulmuş ve elde edilen bilgiler mukayese edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Necâtî Bey, Ahmed Paşa, dîvân edebiyatı, şiir, şahıslar
Avnî ve Muhibbî divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları
Osmanlı'nın her döneminde sanatçı ve şairler himaye edilmiş, sanatsal faaliyetler saray ve devlet büyükleri tarafından desteklenmiştir. Saray ve devletin merkezi olan padişahlar da şiirle meşgul olmuştur ve bir kısmının divanı bulunmaktadır. Divan tertip eden ilk şair-padişah Avnî mahlasını kullanan Fatih Sultan Mehmed'tir. 15. yüzyılın önemli şairleri arasında kabul edilen padişahın hacimli olmayan bir divanı bulunmaktadır. 16. yüzyılda yaşamış ve hanedanın diğer mensuplarına göre daha uzun süre hükümdarlık yapmış olan Kanunî Sultan Süleyman ise Muhibbî mahlası ile şiirler yazmıştır. Muhibbî Divanı klasik Türk edebiyatında tertip edilmiş en hacimli divanlardan biridir. Bu çalışmada; hayatlarının ciddi bir bölümünü savaş ve seferlerle geçiren Avnî ve Muhibbî'nin divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları belirlenerek şairlerin bu unsurları şiirlerine yansıtma biçimleri tartışılmıştır. Bu doğrultuda beyitler tespit ve tasnif edilmiştir. Tespit ve tasnif edilen beyitler sıralanırken 15. yüzyılda yaşamış olması sebebiyle öncelik Avnî'nin beyitlerine verilmiştir. Daha sonra benzer bir kullanım varsa Muhibbî'nin beyitleri hemen ardına yazılarak beyitler mukayese edilmiştir. Beyitler mukayese edilirken söz konusu kavramın beyitte ne anlama geldiği ifade edilmiş ve içerdiği gerçek ve mecaz anlam katmanları değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken farklı ve benzer kullanım alanları göz önünde bulundurulmuş, kavramların Türk kültür ve edebiyatında edindiği konumları ve tarihsel arka planları araştırılmıştır. Her kullanım alanı kendisiyle ilgili içerdiği mazmunlar çerçevesinde açıklanmış ve iki şairin bu unsurları hangi açılardan ele alarak işlediği karşılaştırılarak sonuca gidilmiştir. Böylelikle şairlerin şiirlerinin savaşla olan bağlantısı gün yüzüne çıkarılmış; tarihsel gerçekliği olan beyitlerin açıklanmasıyla da padişahların şairlik ve hükümdarlıklarını şiirlerine ne ölçüde ve nasıl yansıttığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Avnî, Muhibbî, Divan, Klasik Türk Şiiri, Savaş.
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî divanlarında nebâtî unsurlar
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî bugün yazılı olarak bulabildiğimiz ilk divanların sahipleridirler. Bir devrin başlangıcını temsil eden bu divanlar elimizde bulunan en eski divan örnekleri olmaları hasebiyle bu dönemin sanat anlayışını inceleyebilmek adına en büyük yardımcılarımızdır. Çeşitli temalar çevresinde divanların tahlillerini yapmak dönemin anlayışını anlamlandırabilmek için önemlidir. Tema olarak içinde yaşadıkları hayatın vazgeçilmez bir parçası olan bitkiler tercih edilmiştir. O devirde şairin tabiata bakışı ve onu anlamaya çalışma şekli beyitler yoluyla tetkik edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı elimizde bulunan ilk divanları inceleyerek klasik edebiyatın iptidai olarak adlandırabileceğimiz devresinde tabiata bakışın nasıl olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bahsedilen üç divandaki nebâtî unsurlar karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Ahmedî divanında 130, Kadı Burhâneddîn divanında 100 ve Seyyid Nesîmî divanında 85 nebâtî unsura tesadüf olunmuştur. Belirlenen kelimeler çiçekler, ağaçlar, meyveler ve hubûbat olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır. Şairlerimizi daha yakından tanıyabilmek için öncelikle hayatları incelenmiştir. Sonrasında nebâti unsurların toplumumuz için önemi aktarılmıştır. Dört ana başlık altında incelenen nebatlar kullanım sıklıklarına göre sıralanmıştır. Ele alınan bitkilerle ilgili önce sözlük bilgileri verilmiş daha sonra tasnife göre örnek beyitlerin gerekli durumlarda nesre çevirisi verilmiş yahut açıklama yoluna gidilmiştir. Son kısımda ise istatistiksel bilgi verilerek üç şairin nebâtî unsurları kullanım sıklığı arasında mukayese yapılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmedî, Kadı Burhâneddîn, Seyyid Nesîmî, klâsik Türk şiiri, bitkiler.
Ümîdî Divanı'nda sevgilinin güzellik unsurları
Ümîdî (ö. 1571) on altıncı yüzyılda yaşamış Osmanlı divan şairidir. Günümüze ulaşan bir Divan'ı bulunmaktadır. Bu Divan'ın şu ana dek tespit edilebilen dört nüshası kayıtlarda yer almaktadır. Ümîdî Divanı, daha önceden ayrıntılı olarak incelenmemiş olmasıyla ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bu çalışma, Ümîdî'nin Divanı'ndaki sevgilinin güzellik unsurlarını, deyimler ve tekrarlanan kelime gruplarının tespitini hedeflemektedir. Ümîdî şiirlerinde edebî sanatları ve deyimleri maharetle kullanarak eserini ortaya koymaya çalışmıştır. Şiirlerinde deyimlere sıklıkla yer vermesi ayırt edici özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairin Divanı'ndaki şiirleri, maharetini göstermesinin yanı sıra döneminin edebî anlayışına da ayna tutmaktadır. Tezin birinci bölümünde sevgilinin güzellik unsurları, ikinci bölümünde ise şairin şiirlerinde kullanmış olduğu deyimler ve tekrarlanan kelime grupları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ümîdî, Divan, Güzellik unsurları, Deyimler, Tekrarlar.
Dürre'nin hayatı, edebî kişiliği ve dîvânçesi (İnceleme-metin)
XIX. yüzyılda yaşayan Ali Haydar, şiirlerinde Dürre mahlasını kullanmıştır. Dürre'nin doğum yeri ve tarihi ile ilgili kaynaklarda herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Ancak 1883'te Üsküdâr Fenâî Tekkesi'nde vefat ettiği bilgisi mevcuttur. Dürre'nin bilinen tek eseri şiirlerinin bir arada yer aldığı Dîvân'ıdır. Sa'dilik tarikatına mensup olan şairin dîvânda dinî-tasavvufî anlayışını yansıtan şiirleri ağır basmaktadır. Bu bağlamda eser, dinî- tasavvufî fikirleri yansıtan kavramlar açısından oldukça zengindir. Alevî meşrep olduğu anlaşılan şairin şiirlerinde ağırlıklı olarak Alevî anlayışı yansıtan Hz. Ali, şah-ı merdân, on iki imâm, zülfikâr, Haydar, Murtazâ, Ebû Turâb vb. kavramlar kullanılmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve diğer bir kısım peygamberlere telmihte bulunup Hz. Mevlânâ gibi mutasavvıflara da yer vermiştir. Eser; 34 gazel, 3 mütekerir muhammes, 1 mütekerrir müseddes, 1 mütekerrir müselles, 7 mütekerrir murabba, 8 müzdeviç murabbadan oluşmaktadır. Şair, eserindeki manzumelerde ağırlıklı olarak ilâhî aşkı anlatmış olsa da beşerî aşkı yansıtan şiirler de kaleme almıştır. Dîvân'daki şiirler, klâsik edebiyatın dil ve üslup özelliklerini yansıtmaktadır. Eseri genel mahiyette didaktik tarzda kaleme alan Dürre'nin dili dönemine göre sadedir. Bu çalışmada, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Uşşâkî Tekkesi Bölümü 151 numara ile kayıtlı olan ve tek nüsha özelliği gösteren Dürre'nin Dîvânı'nın inceleme ve çeviriyazısı yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şairin yaşadığı dönemin genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde şairin hayatı, eseri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Dîvân şekil ve muhtevâ açısından incelenmiştir. Aynı bölümde eserin dil ve imla hususiyetleri üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca metnin kuruluşunda izlenen yöntem, çeviriyazı alfabesi ve transkribe edilmiş metne yer verilmiştir. Çeviriyazısı yapılan eserin sonuna nüshanın orijinali eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: XIX. yüzyıl, Klâsik Türk Edebiyatı, Dîvân, Dürre.
Arşî Divanı'nda Hurûfîlik
Hurûfîlik, 14. yüzyılda İran'da ortaya çıkan mistik-felsefî bir akımdır. Bu akım; dini, ibadetleri, Allah'ı, insanı, yaratılışı, gezegenleri, yeryüzü ve gökyüzünü, kısaca her şeyi Arap alfabesinin yirmi sekiz ve Fars alfabesinin otuz iki harfiyle açıklar. Hurûfîliğe göre harfler her şeydir. Hurûfîliğin kurucusu Fazlullah Esterâbâdî'nin idamından sonra, Hurûfîlerden bir kısmı Anadolu'ya gelmiş, kendi inanç ve düşüncelerini burada yaymaya çalışmışlardır. Onların bu konudaki gayretleri sonucu, kısa bir süre sonra Osmanlı sahasında kendi eserlerini verebilecek bir Hurûfî zümre oluşmuştur. Firişteoğlu, Misâlî, Muhîtî ve Arşî bu zümrenin müellif ve şairleri arasındadır. Arşî, 16. yüzyılda yaşamış divan sahibi şairlerden biridir. Her ne kadar onun hayatı hakkında hiçbir tezkirede bilgi bulunmasa da, Divan'ından yola çıkarak şairle ilgili bazı şeyleri bilebiliyoruz. Muhîtî'nin müritlerinden biri olan Arşî, koyu bir Hurûfî'dir. Onun şiirlerinin önemli bir kısmı Hurûfîlik ile alakalıdır. Bu sebeple, Hurûfî Türk şairlerinden bahsedince akla ilk gelenlerden biri odur. Çalışmamızda Hurûfî şairlerden Arşî'nin Divan'ını Hurûfîlik açısından inceledik. Amacımız, Hurûfîlik öğretisinin Arşî Divanı'na ne kadar yansıdığını ortaya koymak ve Arşî'nin, klasik Türk edebiyatı geleneğinin anlam dünyasından oldukça farklı bir içeriğe sahip Hurûfî şiirlerini yorumlamaktır. Çalışmamız, Arşî Divanı'ndaki Türkçe şiirler ile sınırlandırılmıştır. Araştırma yöntemi olarak literatür taraması ve şerh yöntemi kullanılacaktır. Şerh yönteminde başvuracağımız temel kaynaklar; Fazlullah Esterâbâdî'ye ait Câvidânnâme ve Arşnâme kitaplarının Osmanlıcaya yapılan birebir çevirileri ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu Kur'an-ı Kerim Meâli'dir.
Leyla Hanım ve Şeref Hanım divanlarında tarih manzumeleri
Bu çalışmada ilk önce Ebced hesabı hakkında, daha sonra Divan edebiyatı kadın şairlerimizden; Leyla Hanım ve Şeref Hanım hakkında bilgi verildi. Şairlerin divanlarında geçen tarih beyitleri şerh edilerek tarihlerin ne için yazıldığı belirtildi. Tarih beyitlerindeki harflerin ebced hesabındaki sayısal değerleri toplanarak tarih beyitlerinin yazıldığı tarihler hesaplandı ve matbu divanda verilen tarihlerle karşılaştırıldı. Leyla Hanım ve Şeref Hanım divanlarındaki tarih beyitleri vezinlerine, beyit sayısına, yazılış amaçlarına, mahlaslarına göre tablo haline getirilip iki şairin divanlarındaki tarih metinleri tablo halinde karşılaştırıldı
Erzurumlu İbrahim Hakkı Dîvânı'nın tahlîli
Erzurumlu İbrâhim Hakkı 18. yüzyılda yaşamış ve âlim, ârif, şâir hüviyetiyle tanınmış bir kişiliktir. Bilhassa Mârifet-nâme adlı eseri ona asıl şöhretini hazırlamıştır, diyebiliriz. Bu çalışmada Erzurumlu İbrâhim Hakkı'nın İlâhî-nâme adlı Dîvânının tahlîli hedeflenmiştir. Cemal Kurnaz'ın Hayâlî Bey Dîvânı'nın Tahlîli adlı eserinde takip ettiği yöntem esas alınmıştır. Çalışmamızda öncelikle Dîvân'da yer alan kavramlar fişlenerek bir dizin haline getirilmiştir. Her kavram ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Mefhumların açıklanmasında ilgili kaynaklara başvurulmuştur. Tasavvuf kısmında yer alan aşk başlıklı kısım Dîvân'ın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Dîvân içinde bulunan aşk kısmı daha önce Erzurumlu İbrâhim Hakkı Dîvân'ında Aşk adlı bir yüksek lisans tezi olarak Süleyman Solmaz tarafından çalışılmıştır. Son olarak kaynakça, dizin ve index yapılarak çalışmaya son şekli verilmiştir.
Şeyhülislam Yahya, Şeyhülislam Esad ve Şeyhülislam İshak divanlarında tarih manzumeleri
Eski Türk edebiyatı metinleri çeşitlilik arz eder. Divanlarda ve şiir mecmualarında yer alan bu türlerin her biri farklı bir işleve yöneliktir. Bunlardan kaside bir kişiyi övmek ya da yermek amaçlı kaleme alınırken, gazel bir sevgiliye duyulan aşkı dile getirir. Mesneviler uzun ve tahkiyeli bir anlatımı karşılarken, rubailerde felsefi bir düşünce yer alır. Bunların dışında daha çok 17. ve 18. yüzyıllarda kaleme alınan kıt'a nazım şekli ise çoğunlukla tarih düşürme gibi bir tür için kullanılmıştır. Klasik Türk edebiyatı şairleri, ebced adı verilen hesaplama yöntemini kullanarak imar faaliyetine, doğum ve ölüm gibi olaylara, düğünlere, padişahların tahta çıkışına ve daha pek çok olaya tarih düşmüşlerdir. Şiirsel değeri olan bu tür manzumeler daha çok tarihi önem taşımaktadır. Bu bağlamda tarih düşürme, hem şair hami ilişkisini ortaya koyması hem de tarihi olayların şiirsel bir şekilde kayıt altına alınması bakımından oldukça önemlidir. Osmanlı Devleti'nin en önemli üç şair-şeyhülislâmı olan Şeyhülislâm Yahya, Es'ad ve İshak Efendilerin divanlarında da çok sayıda tarih manzumesi yer almaktadır. Bu çalışmada, bu üç şeyhülislâm şairin divanlarındaki tarih manzumelerinin yöntem bakımından çözümlenmesi ve şekilsel ve içerik yönünden incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca şairlerin hangi olaylara tarih düşürdüğünün tespit edilmesi de onların diğer şairlerden nasıl bir farkları olduğunun gözlemlenmesi açısından önem taşımaktadır.
Ravzî divanı'nda sosyal hayat
XVI. yüzyıl şâirlerinden Ravzî, bugün Balıkesir sınırları içinde yer alan Edincik'te yetişen ve edebiyatımızda önemli yeri olan şâirlerdendir. Şâirin mesleği, fiziki görünümü, devlet erkânı ile olan münasebetleri gibi konularda bilgiler oldukça kısıtlıdır. Eğitim durumu hakkında da sınırlı bilgilere sahip olduğumuz şâirin bir beytinde, kendisi için Yunuszâde ifadesine yer vermesi ve şiirlerinde kullandığı Arapça-Farsça kelime ve terkiplerin yoğunluğundan da yola çıkarak bu dillerde eğitim aldığı tahmin edilmektedir. Benimsediği Mahallîleşme akımının etkisi ile eserlerinde, mahallî çizgide yer alan birçok kelime ve söylem barınır, atasözleri ve deyimlerle birlikte halk deyişleri de bulunur. XVI. yüzyıl Divan şâirlerinden Ravzî'nin Divanı'ndaki sosyal hayat unsurlarını incelemeye yönelik çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Edincikli Ravzî ve XVI. yüzyıl toplum hayatı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Edincikli Ravzî Divanı'ndan hareketle dönemle ilgili sosyal hayat unsurları ele alınmıştır. Çalışmada amaçlanan: XVI. yüzyılda toplumun yaşayış biçimine, bu dönemde kullanılan alet, eşya ve giysilere; deyimlere; âdet, inanış ve ritüellere yer vererek ve geçmiş dönemlerdeki kültürel unsurlar ortaya çıkarıp döneme ışık tutmak ve XVI. yüzyıl ile günümüz arasında bağ kurmaktır. Anahtar Kelimeler: Edincikli Ravzî Şâiri Şâiri, Sosyal Hayat
Leylâ Hanım Dîvânı'nın tahlili
Divan şiiri tahlili, Eski Türk edebiyatı çalışmalarında önemli bir yer tutmaktadır. Divan şiirini anlama, açıklama, tanıtma ve değerlendirme amacıyla yapılan çalışmaların geçmişinin eskilere dayandığı bilinmektedir. Divan şiiri tahlili, divan edebiyatının kendi döneminden başlayarak, günümüze kadar gelmiş; günümüzdeyse geçmişin tanıtılması, dolayısıyla yaşatılması, geçmişle günümüz arasında bağlantı kurulması açısından büyük önem kazanmıştır. Divan şiiri tahlili çalışmaları, divan edebiyatı döneminde başlamıştır. Bunun yanı sıra metin açıklama, inceleme, değerlendirme çalışmalarının esas itibariyle günümüzde önem ve yoğunluk kazandığını da vurgulamak gerekmektedir. Biz de bu çalışmamızda 19. yy kadın şairlerinden olan Leylâ Hanım Dîvânı'nı tahlil etmeye çalıştık. Leylâ Hanım, lirik aşk şiirleriyle tanınan divan şairidir. İstanbul'da doğdu. Kazasker Moralızâde Hâmid Efendi'nin kızıdır. Hayatı hakkında fazla bilgi olmadığı gibi doğum tarihi de bilinmemektedir. Kendi şiirlerinden anlaşıldığı üzere dayısı Keçecizâde İzzet Molla'dır. Divanında kendisine şiirde yol göstermiş olan İzzet Molla'yı üstadı ve hocası olarak gösteren ifadelerin yer aldığı görülür. Leylâ Hanım, kültürünü içinde bulunduğu münevver aile çevresinden alarak yetişmiştir. Çalışmamızda Mehmet Arslan'ın hazırladığı Kitabevi Yayınları tarafından basılan Leylâ Hanım Divanı ve www.kulturturizm.gov.tr http://ekitap.kulturturizm.gov.tr internet adresinde aynı adla yayımlanan eserleri temel kaynak olarak ele aldık. Böylelikle Leylâ Hanım Dîvânı'nın daha iyi anlaşılması, değerlendirilmesi ve tanıtılmasına gayret ettik. Ayrıca Divan edebiyatı ve geçmiş kültürümüzün tanıtılması açısından da bu çalışmamız önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Leylâ Hanım, Dîvân Tahlili, 19. Yüzyıl, Din-Tasavvuf, Cemiyet, Tabiat, İnsan
Şükrî divanı (İnceleme-metin)
Şükrî 19. yüzyılda yaşamış, şiirlerinde dini-tasavvufi konuları işleyen tarikat ehli bir şairdir. Şükrî Divanı'nın metni hazırlanırken Ankara Milli Kütüphane yazma eserler bölümünde 06 Mil Yz FB 275 kayıt numaralı, 20 varaktan oluşan ve talik kırması yazı tipiyle yazılan nüshadan yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalar sonunda Divan'ın başka bir nüshası tespit edilememiştir. Şükrî, şiirlerinde muhtevayı şeklin önünde tutmuştur. Muhteva olarak şair Allah sevgisi, peygamber sevgisi, vahdet, ayrılık, kavuşma gibi konularını sıklıkla işlemiştir. İçeriği önemseyen şair, dini-tasavvufi konuların dışına çıkmamıştır. Tasavvuf terimlerinden vahdet ve kesret sözcüklerine şiirlerinde fazlaca yer veren Şükrî, sözcük tekrarlarına sıkça başvurmuştur. Şairin şiirlerinde rindane ve şuhane söyleyişler bulunmaz. Şiirleri daha çok hikemi ve sufiyanedir. Şükrî'nin şiirlerinde aruz kusurları oldukça fazladır. Şükrî, 19. yüzyılda Divân edebiyatının ihtişamını yitirdiği bir dönemde şiirlerini kaleme almış ve şiirlerinde şekil kurallarına çok sıkı bağlı kalmamıştır.
Kelimelerin anlam yakınlığı derecelerine göre Nâbî Divânı'nda yakın anlamlılık
Anlambilimin tartışmalı konularından biri "anlam aynılığı" konusudur. Anlamın aynılığı konusu anlambilimde "eş anlamlılık/eşanlamlılık" adı ile ele alınmaktadır. Konu genel anlamda sözcük eş anlamlılığı ile sınırlandırılmıştır. Anlambilim çevresinde konu ile ilgili pek çok tartışma bulunmaktadır. Tartışmaların iki tarafı bulunmaktadır: Bir dilde "eş anlamlılık" durumunun varlığını kabul edenler ve etmeyenler. Bir dilde aralarında hiçbir fark olmaksızın iki sözcüğün aynı anlamı ifade etmesi mümkün değildir. İki veya daha fazla dilsel formun aynı anlama gelemeyeceği görüşü ile bu çalışmada "yakın anlamlılık" terimi tercih edilmiştir. Ayrıca, anlam yakınlığı sadece sözcüklerle sınırlı değildir. Dilde anlamlı her birim arasında anlam yakınlığı görülebilir. Bu çalışmada, konu üzerindeki tartışmalar irdelenerek "yakın anlamlılık" konusu detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Anlam yakınlığının bağlam içinde incelenmesi gerekliliği ile örnek metin üzerinden yakın anlamlılık değerlendirilmiştir. Anlam yakınlığı göz önünde bulundurularak, Nâbî Divân'ından seçilen beyitlerde sözcük, sözcük üstü ve sözcük altı düzeyinde yakın anlamlılık örnekleri incelenmiştir. İncelemelerde sözcüklerin neden "eş" anlamlı olamayacağıaçıklanmaya çalışılmıştır. Bu örnekler arasında sözcük düzeyinde olanlardan bazıları seçilmiştir. Bu sözcüklerin (sözlük anlamları göz önünde bulundurularak) birbirlerine yakınlık oranları tespit edilerek listelenmiştir. Bu oranlar, sözcüklerin sözlük anlamları bakımından birbirlerine ne kadar yakın ve ne kadar uzak olduklarını göstermektedir. Burada, dilde anlamlı birimler arasında eşsüremli bir aynılığın olmadığı örnekler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Diğer yandan, anlam üzerinde yapılacak çalışmalarda matematiksel verilerin bir kıstas olamayacağı gerçeği ile anlambilimin problemlerinden biri olan "eş anlamlılık" tartışmalarına "anlam" düzeyinde dâhil olmaya çalışmak amaçlanmıştır.
Nâşid divanı bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
ÖZET NÂŞİD DİVANI BAĞLAMLI DİZİN VE İŞLEVSEL SÖZLÜĞÜ Kadriye Beyza SEBÜKTAY Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018 Danışman: Dr. Öğr. Üyesi. Ramazan BARDAKÇI 18. yüzyıl sosyal, siyasi ve ekonomik alanda sıkıntıların ve gerilemenin yaşandığı bir dönem olmasına rağmen sanat ve edebiyat alanında gelişmeye devam etmiş ve edebiyatımızın doruğa çıktığı bir dönem haline gelmiştir. Asrın başında Nedim, sonunda Şeyh Galib gibi iki büyük şairin edebiyata olan katkılarının yanı sıra Necîb mahlasıyla şiirler yazan III. Ahmed ve İlhâmî mahlasıyla şiirler yazan III. Selim'in sanata ve sanatçıya verdikleri önemle birlikte şiir de olgunluk seviyesine erişmiştir. Şair kadrosu bakımından oldukça zengin olan bu dönemde Nâşid, Enderunlu bir şair olarak yer almaktadır. Enderunda hattat ve şair olmak üzere eğitim alan Nâşid devrinde övgüyle karşılanmıştır. Bu çalışmada Nâşid'in Divanı'nın "Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğünü" hazırlayarak şairin sözvarlığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Klasik edebiyatın günümüze aktarımında önemli bir proje olan bu sözlük çalışmasıyla şairin kullandığı kelimelerin bağlama göre değişimi ortaya konmuştur. İki bölümden oluşan tezin ilk bölümünde, internet ortamında Nâşid Divanı'nda bulunan kelimelerin anlamları, kullanıldıkları bağlamlarla birlikte TEBDİZ sistemine girilmiş ikinci bölümünde de Divanın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nâşid, Divan, Bağlamlı Dizin, İşlevsel Sözlük