Diabetes mellitus-tip 2
Bu konu başlığı altında 433 tez
Tip 2 diyabetli bireylerde yeme davranışları ve diyete uyum durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı tip 2 diabetes mellitus tanılı hastaların yeme tutum ve davranışları ile yeme bozuklukları riskini belirlemek ve diyete uyumlarını incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, Bahçelievler Devlet Hastanesi Diyet Polikliğine başvuran 95'i kadın (%71,43) 38'i erkek (%28,57) 133 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcılara sosyo-demografik bilgiler, hastalık durumu, beslenme alışkanlıkları, duygusal yeme davranışı ve antropometrik ölçümlerin yer aldığı 5 bölümden oluşan sorular ile Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Diyet Öz etkinlik İnançları Ölçeğini (DÖİÖ) içeren anket formu yüz yüze uygulandı. Bulgular: Tüm katılımcıların %42,11'inde bozulmuş yeme davranışı saptanmıştır. Ortalama YTT-26 toplam puanı 17,71±9,77'dir. YTT-26 puanı kadınlar, ilkokul ve öncesi eğitim düzeyi ile herhangi bir işte çalışmayanlarda daha yüksektir (p<0,05). Katılmcıların %97,00'sinin diyet öz etkinlik inançları yüksek bulunmuştur. Ortalama DÖİÖ toplam puanı 152,48±18,89'dur. Kahvaltı ve öğle öğünü atlamayan bireylerin öz etkinlik inançları daha yüksektir (p<0,05). Tüm katılımcıların %24,81'i diyet uygulamakta, %55,64'ü 2 ana öğün tüketmekte ve en çok öğle öğününü atlamaktadırlar. Katılımcıların %77,44'ü ara öğün tüketmekte, %47,93'ü ara öğün atlamakta ve en çok kuşluk ara öğünü atlanmaktadır. Olumlu duygu durumlarında beslenme üzerinde değişiklik olmadığı, olumsuz duygularda ise kadınların erkeklere göre daha çok yiyecek tükettiği bulunmuştur (p<0,05). Yemeğini hızlı tükettiğini beyan edenlerin oranı %40,60 olup bozulmuş yeme davranışı ve YTT-26 puanı ile ilişkisi yoktur (p>0,05). BKİ ortalama düzeyi 33,88±6,35'tir. Kadınların BKİ ortalaması erkeklerden daha yüksektir (p<0,05). Bel çevresi ve bel/kalça oranı düzeylerine göre sırasıyla katılımcıların %85,7'i ve %87,97'si çok yüksek ve artmış sağlık riski altındadır. Katılımcıların %50,38'i kendini kilolu, %18,80'i aşırı kilolu hissettiğini belirtmiştir. Aşırı kilolu hisseden bireylerde bozulmuş yeme davranışı daha sıktır (p<0,05). HbA1c ve AKG düzeyleri erkeklerde, Total kolesterol, LDL kolesterol ve HDL kolesterol düzeyleri ise kadınlarda daha yüksektir (p<0,05). Diyabetle yaşam süresi ile HbA1c ve AKG arasında zayıf pozitif yönlü ilişki olduğu, hipoglisemi yaşama sıklığının ise arttığı saptanmıştır (p<0,05). Biyokimyasal bulgular, antropometrik ölçümler, farklı duygu durumları ve diyabetle yaşam süresi ile bozulmuş yeme davranışı, YTT-26 ve DÖİÖ puanı arasında ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Diyabetli bireylerin diyete uyum ve öz yönetim konusunda yaşadığı zorluklar yeme davranış bozukluğu riskini arttırabilmektedir. Bu nedenle diyabetli bireylere tanı konulmasının ardından beslenme ve diyet uzmanı tarafından tıbbi beslenme tedavilerinin başlatılması, diyabet eğitimi verilerek öz etkinliğin arttırılması ve yeme davranışları açısından taramaların yapılması önemlidir. Anahtar kelimeler: Diyabet, diyete uyum, yeme davranışları, yeme bozukluğu.
Tip 2 diyabetli bireylerde lif tüketimi, kan biyokimyasal parametreleri ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişki
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada tip 2 diyabetli bireylerde lif tüketimi ile diyabet ile ilişkili kan biyokimyasal parametreleri ve bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Diyabet Polikliniği'ne başvuran, 18-65 yaş arası 166 tip 2 diyabetli birey ile yürütülmüştür. Çalışmada katılımcıların demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve kan biyokimyasal parametrelerinin sorgulandığı anket formu kullanılmıştır. Ayrıca bireylerden 24 saatlik besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı alınmış, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-2 uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmada 18-65 yaş aralığında (Min: 27, Maks.: 65) yaş ortalaması 54,50±8,19 olan katılımcıların %53,6'sı kadındır. Araştırma grubunda kadınların vücut ağırlığı ve beden kütle indeksi (BKİ) ortalamaları sırasıyla 78,82±14,54 ve 30,19±5,32; erkeklerin aynı sırayla 84,64±16,44 ve 28,54±4,68 bulunmuştur. Grubun beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre %36,1'i fazla kilolu, %30,7'si 1.derece obez, %13,9'u 2.derece obez saptanmıştır. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-2 (SYBDÖ-II) toplam puanı ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol düzeyi ile çözünür, çözünmez ve toplam lif tüketimi arasında pozitif; bel çevresi, açlık kan glukozu, Hemoglobin A1C (HbA1c), toplam kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol ve trigliserit düzeyi ile çözünür, çözünmez ve toplam lif tüketimi arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak, tip 2 diyabetli hastalarda özellikle çözünür lif başta olmak üzere artan lif tüketiminin metabolik parametrelerin iyileştirilmesinde ve tip 2 diyabet yönetiminde önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Bu bulgular, lif tüketiminin kan glukoz kontrolü, lipid profili ve vücut kompozisyonu gibi risk faktörlerinin iyileştirilmesinde destekleyici bir unsur olduğunu ve diyabetli bireylerin beslenme planlarında lif tüketiminin teşvik edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Trakya Üniversitesi Hastanesinde takipli erişkin Tip 2 Diyabetlilerde Akdeniz diyetine bağlılık durumu ve trigliserit-glikoz indeksi arasındaki ilişki
Diyabet yönetiminin en zorlu unsurlarından biri, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyumunu objektif olarak takip edebilmektir. Yaşam tarzı değişiklikleri içinde tıbbi beslenme tedavisine uyum başat roldedir. Bu çalışmanın amacı, Trigliserit-Glikoz (TyG) indeksinin, Tip 2 Diyabetli hastalarda Akdeniz diyetine bağlılık durumuyla olan ilişkisidir. Kesitsel tasarımlı bu çalışma, Kasım 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniği'nde takip edilen 252 Tip 2 Diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların beslenme düzeni Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile puanlanmış, metabolik durumları ise hastane yönetim bilgi sisteminde son altı ay içindeki en güncel laboratuvar verileriyle hesaplanan TyG indeksi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede diyet bileşenlerinin etkisi adımsal regresyon, indeksin ayırt etme gücü ise ROC analizi ile incelenmiştir. Çalışma grubunda, MEDAS toplam puanı ile TyG indeksi arasında çok güçlü bir ters orantı saptanmıştır (r = -0.765; p <0.001). Regresyon analizleri, TyG indeksini düşürmede en etkili beslenme alışkanlıklarının şekerli/gazlı içecek kısıtlaması, ana yağ olarak zeytinyağı kullanımı ve kuruyemiş tüketimi olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, TyG değeri 8,97'nin altında olan bireylerin Akdeniz diyetine güçlü bir bağlılık gösterdiğinin (MEDAS ≥9) %85,7 duyarlılık ve %85 özgüllük oranıyla tahmin edilebilmesidir. Ayrıca bu çalışmada düzenli fiziksel aktivite ve bu aktivitenin sıklığının hem diyet uyumunda hem de insülin direnci üzerindeki etkililiği gösterilmiştir. TyG indeksi, Tip 2 Diyabetli hastalarda sadece insülin direncini değil, aynı zamanda hastanın beslenme disiplinini de yansıtan güvenilir bir biyobelirteçtir. Çalışmamız, bu indeksin 8,97 değerinin altına çekilmesinin, hastaların metabolik profilini diyabet öncesi risk seviyelerine döndürebileceğini (metabolik reset) göstermektedir. Aile hekimleri, maliyetli testlere gerek duymadan TyG indeksini kullanarak hastalarının diyet uyumunu objektif olarak izleyebilir.
Diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisi
Bu çalışmayla; diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde Ocak- Haziran 2017 tarihleri arasında tip 2 diyabet tanısıyla takip edilen hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar araştırmanın örneklemini (n=150) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım ve Bakım Yönetimi Değerlendirme Formu", "Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (EQ-5D-5L)" ve "Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu (PACIC)" kullanıldı. Formlar araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde Oneway Anova test ve Tukey HDS test, bağımsız iki grup t testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan diyabetlilerin kronik hastalık yönetiminin iyi olduğu, PACIC skoru toplam puan ortalamasının 3,78±0,79 ve EQ-5D-5L genel sağlık skoru ortalama puanının ise 0,84±0,17 değeriyle kusursuz sağlığa yakın olduğu saptandı. Diyabetlilerin EQ-5D-5L indeks puanları ile PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki, beden kitle indeksi ve HbA1c değerleri ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptandı. Diyabetlilerin şu anki diyabet tedavi uyumu ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru ve PACIC skoru toplam puanı arasında anlamlı ilişki olduğu saptandı. Diyabetlilerin diyabet eğitimi alma durumuna göre PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları bakımından anlamlı fark olduğu görüldü. Araştırma sonucunda, diyabetlilerin kronik hastalık bakım yönetiminde; genel tedaviye uyumu için sağlık eğitimi ve danışmanlık programları planlanması önerilebilir.
Tip-2 diyabetli sıçanlarda irisin ve vaspin hormonlarının değerlendirilmesi ve diyet ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, diyabet gibi önemli kronik hastalıklarda bir gösterge olarak kabul edilen vaspin ve irisin hormonlarının değerlendirilmesi ve bu hormonların beslenmeyle olan ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, 12'si sağlıklı ve 6'sı diyabetik olmak üzere toplam 18 adet Wistar-Albino türü sıçan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen 6 sıçana Streptozotosin (STZ) uygulanarak tip-2 diyabet olmaları sağlanmıştır. Sağlıklı sıçanlar kendi aralarında iki eşit gruba ayrılarak gruplara kontrol yemi ve yüksek yağlı yem ile 4 hafta süreyle beslenmiştir. Diyabetik sıçanlara ise 4 haftalık süre boyunca yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Çalışma başlangıcından itibaren günlük olarak yem tüketimleri kaydedilmiş, haftada 1 kez kan glukoz ölçümü ve ağırlık tartımı yapılmıştır. 4 haftalık beslenme uygulamasının sonunda vaspin ve irisin analizi gerçekleştirilmiş, trigliserit, total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), kan glukoz, insülin direnci skoru (HOMA-IR) ve açlık insülin parametreleri ölçülmüştür. 4. haftanın sonunda sağlıklı gruplardaki vücut ağırlıkları benzer, diyabetik grupta sağlıklı gruplara göre önemli ölçüde düşük bulunmuştur. Açlık kan glukoz düzeyinin, tüm haftalarda diyabetik yağlı grupta diğer iki gruba göre yüksek, sağlıklı gruplar arasında başlangıç ölçümü dışında benzer olduğu görülmüştür. Trigliserit, total kolesterol, HOMA-IR skorunun açlık glukoz seviyelerine benzer şekilde diyabetik grupta önemli oranda yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sağlıklı gruplar arasında ise benzer ölçümler ortaya çıkmıştır. Gruplar, HDL kolesterol ve açlık insülini bakımından bir farklılık göstermemiştir. İrisin düzeyi tüm gruplarda benzerlik gösterirken, vaspin düzeyinin yüksek yağla beslenen diyabetik grupta anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptanmıştır. Vaspin seviyesinin kanda glukoz, trigliserit, total kolesterol ve HOMA-IR ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, özellikle vaspinin T2DM hastalığındaki rolü ile ilişkili kanıtları güçlendirmektedir. Ayrıca, beslenme örüntüsündeki farklılıkların kısa vadede biyokimyasal sonuçlar üzerinde büyük bir etkisi olmasa da, bu farkın hormon düzeylerini etkileyip daha uzun vadede T2DM hastalığına ilişkin bulguları ortaya çıkarabileceğini veya hastalık sürecini etkileyebileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Tip-2 diyabet, irisin, vaspin, beslenme, adipoz doku
Metabolik sendrom ve tip 2 diyabet hastalığı ile irisin ve asprosin düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması
Metabolik sendrom (MetS), insülin direncinin öncülük ettiği, obezite, dislipidemi, hiperglisemi, yüksek kan basıncı ve koroner arter hastalığını (KAH) içeren bir klinik özellikler kümesidir. MetS'nin hızla artan yaygınlığı (genel dünya nüfusunun%20-30'u) ve olası zararlı sonuçları göz önüne alındığında, öngörücü faktörlerini ve mekanizmalarını ortaya çıkarmak için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Tip 2 diabetüs mellitus (T2DM), çok sinsi seyreden bir hastalık olup diyabetin en yaygın tipidir ve dünya genelinde yaşam sürelerini olumsuz etkilemektedir. T2DM ve obezite gibi metabolik hastalıklar vücutta birçok sağlık sorununa sebebiyet verdiği için iyileştirilmesinde salgılanan hormonların ilişkisi önemlidir. Çalışmamızda Metabolik Sendrom (MetS), obezite ve Tip 2 (T2DM) diyabet hastalarında irisin ve asprosin düzeylerinin insülin direnci belirteçleri ve kardiyovasküler hastalık riski ile arasındaki ilişkiyi saptayarak ortaya koymayı amaçladık. Çalışmamıza 120 hasta grubu ve 25 kontrol grubu dahil edildi. Metabolik sendromlu hastalarda asprosin, bel çevresi, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, trigliserit, insülin, HDL, HOMA, VKİ kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000). Metabolik Sendromlu hastalarda irisin ise anlamlı olarak düşük bulundu (p=0,000). T2DM 'li hastalarda asprosin, bel çevresi, sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB), trigliserit (TG), insülin, HDL, HOMA, VKİ kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,007, p=0,000, p=0,000, p=0,000). T2DM 'li hastalarda irisin ise anlamlı olarak düşük bulundu (p=0,000). Sonuç olarak araştırmamızda gruplar içeresinde irisin düzeyleri düşük, asprosin düzeyleri yüksek bulundu. Bu durum ile yeni keşfedilen irisin ve asprosin belirteçlerinin obezite, MetS ve Tip2 DM hastalıklarındaki düzeylerinin ortaya konması ile bu hastalıkların nedenleri ve tedavi konularında cevaplar verilebilecektir.
Sabahçıl ve akşamcıl kronotipe sahip tip 2 diyabetli bireylerin yeme tutumu, beslenme alışkanlıkları, kan parametreleri ve yaşam kalitesi açısından karşılaştırılması
Diyabet, insülin etkisi, insülin sekresyonu veya her ikisinin defektinden kaynaklanan, hiperglisemi ile karakterize metabolik bir bozukluktur. Kronotip, insanların sirkadiyen ritimlerine bağlı olarak tercih ettikleri uyku ve aktivite zamanlarındaki farklılıklar olarak tanımlanır. Bireyler kronotip açısından sabahçıl, akşamcıl ve ara kronotip olmak üzere 3 farklı sınıfa ayrılır. Tip 2 diyabetli bireylerdeki kronotipik varyasyonlar ve glisemik kontrol arasındaki ilişki hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Bu araştırmanın amacı, kronotip farklılıklarına göre tip 2 diyabetli bireylerin yeme tutumlarını, beslenme alışkanlıklarını, kan parametrelerini ve yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla Sabahçıl-Akşamcıl Anketi, Yeme Tutum Testi-26, Genel Bilgiler, Sağlık Durumu ve Beslenme Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi Anket Formu, Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmış ve katılımcıların kan parametreleri incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Kronotip ile yeme tutumu, ana öğün atlama durumu, kuşluk ara öğününün, öğle yemeğinin ve akşam yemeğinin tüketildiği saatler, açlık kan glikozu, HbA1c (%), trigliserid ve HDL kolesterol düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Kronotip ile kahvaltının, ikindi ve gece ara öğünlerinin yapıldığı saatler ve kolesterol düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<0,05). LDL kolesterol düzeyleri kronotipe göre anlamlı farklılık göstermiş olmakla birlikte (p<0,05), farkın kaynağını sabahçıl ve ara kronotipe sahip bireylerin oluşturduğu saptanmıştır. Sabahçıl ve akşamcıl kronotipe göre Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanının istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarını genelleştirebilmek için tip 2 diyabetli bireyler üzerinde kronotipin etkisinin kapsamlı bir şekilde inceleneceği yeni çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Tip 2 diabetes mellitus hastalarında eksenatid kullanımı ile vücut ağırlığı, açlık kan şekeri, lipit profili ve hemoglobin A1C değerlerindeki değişim
Amaç: Diabetes mellitus glukoz metabolizmasında kronik bozukluğa bağlı komplikasyonlar ve komorbiditeler ile seyreden dünya genelinde yaygın bir halk sağlığı sorunudur. Hastalarının büyük çoğunluğunu tip 2 diyabet hastaları oluşturmakta ve hem ülkemizde hem de dünyada tip 2 diyabet hastalarının çoğunluğu fazla kilolu yada obezdir. GLP-1 Reseptör agonistleri tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan ajanlardandır. Klinik çalışmalarda kilo ve glisemik kontrol üzerinde olumlu etkileri bildirilmiştir. Eksenatid grubun ilk üyesi olup GLP-1 reseptör analoğudur. Doğal GLP-1 ile %53 homoloji gösterir ve DPP-4'e karşı dirençlidir. Çalışmamız günde 2 defa eksenatid kullanımının kilo, HbA1C, açlık plazma glukozu, lipid profili, kan basıncı, ALT, AST değişkenleri üzerindeki etkisini inceledik. Metod: Çalışma Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji polikliniğinde 2014 Ağustos-2021 Ağustos Tarihleri arasında Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde takipli 199 hastanın verilerinin retrospektif olarak başlangıç anı, 6.ay, 12.ay ve 24. aylarda toplanmasıyla oluşturuldu. Bulgular: Çalışmamızda yer alan 199 hastanın 157'si (%78,9) kadın, 43'ü (%8,4) erkekti. Hastaların yaş ortalamaları 51,93 (±10,15 yıl) olup ortalama tip 2 diyabet tanı süresi ay olarak 105,98 (±68,34 ay) izlendi. Eksenatid kullanım süresi ortalama 16,88 (12±17 ay) olup 6 ay ve altında kullanan hasta sayısı 72 (%36,2), 7 ay ve 12 arası kullanan hasta sayısı 43 (%21,6), 13 ay ve üzeri kullanan hasta sayısı 84 (%42,2) olarak izlendi. Başlangıç anı ortalama değerleri kilo 107,34 ± 19,30 kg, VKİ 41,64 ± 7,47 kg/m2, HbA1C % 7,45 ± 1,50, açlık plazma glukozu 149,41 ± 50,15 mg/dl, sistolik kan basıncı 143,63 ± 17,14 mmhg, diyastolik kan basıncı 88,41 ± 9,13 mmhg, ALT 25,24 ± 16,06 U/L, AST 22,20 ± 11,70 U/L olarak saptandı. 6. ayda kiloda ortalama 7,04 kg düşüş izlendi. 12. ayda düşüşün ortalama 9,62 kg ulaştığı sonrasında da 2 yıl sonuna kadar korunduğu görüldü (p<0,001). 6. ayda ortalama olarak HbA1C'de %0,63 (p<0,001), APG'de 11,88 mg/dl (p<0,001), sistolik kan basıncında 5,84 mmhg (p<0,001), diyastolik kan basıncında 3,9 mmhg (p<0,001), ALT'de 3,62 U/L (p<0,001), AST'de 2,52 U/L (p<0,01) düşüş izlendi. Sonrasında düşüşlerin 2 yıl sonuna kadar korunduğu izlendi. 2 yıl süresince Lipid profili üzerinde istatiksel anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: 2 yıl veya daha az süreli eksenatid tedavisi glisemik kontrol, kilo kaybı, hepatik belirteç ve kan basıncı üzerinde iyileştirici etki göstermiştir.
Benzofuran temelli benzimidazol bileşiklerinin sentezi veantidiyabet özelliklerinin incelenmesi
Bu tez çalışması kapsamında öncelikle 2-aril-4,6-dimetil ve 2-aril-4,6-dimetoksi benzofuran bileşiklerinin sentezlenmiş daha sonra bu sentezlenen öncü bileşikler Vilsmeier-Haack reaksiyonuna tabi tutularak seçici olarak C3 ve C7 pozisyonlarına aldehit grubunun eklenmiştir. Sentez kısmının son aşamasında aldehit fonksiyonel grubuna sahip benzofuran bileşikleri ticari olarak satın alınabilen farklı o-fenil diaminler ile reaksiyona sokularak hedef ürünler olan benzofuran temelli benzimidazol bileşikleri sentezlenmiştir. Tezin ikinci bölümü ise; sentezlenen benzofuran temelli benzimidazol hibrit bileşiklerin in-vitro α-amilaz ve α- glukozidaz enzim inhibisyonlarının incelemesini içermektedir. Bu iki enzimin inhibisyonu Tip 2-diyabet mellitus hastalığında kan glukoz seviyesini düşürüp kontrol altına almada etkin olarak kullanılan bir terapötik yaklaşımdır. Bu enzimlerin seçilmesinde farklı benzofuran türevlerinin bu iki enzimin potent inhibitörleri olduğunu gösteren literatür örnekleri etkili olmuştur.Sentezi yapılan bileşiklerin karakterizasyonları ise 1 H NMR, 13 C NMR, IR ve kütle spektrometresi yöntemleri kullanılarak yapıldı.Uygun kristaller elde edilen bileşiklerin ise X-ray kristalografi yöntemi kullanılarak yapıları aydınlatıldı.
Tip 2 diyabet tanısı almış insülin kullanan hastalarda metaverse evrende hazırlanan ameliyat öncesi stres yönetimi eğitiminin ameliyat sonrasındaki süreçte kan şekeri, yaşam parametreleri ve anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi
Günümüzde ciddi bir sağlık sorunu haline gelen ve mevcut hastalık halinde çeşitli komplikasyonlar oluşturarak büyük maddi ve manevi kayıplara sebep olan Diyabet; birçok ülkede hastalığa bağlı ölüm nedenlerinde ilk sıralardadır. Diyabetin en yaygın formu olan Diabetes Mellitus Tip 2 (Tip 2 DM), insülin direnci ve beta hücre fonksiyon kaybı ile karakterize kronik bir hastalıktır. Diyabet görülme sıklığındaki artış ve diyabetin cerrahi girişim gerektiren komplikasyonları nedeni ile cerrahi müdahale yapılan diyabetli bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Bununla birlikte ameliyat öncesi oluşabilen cerrahi stres nedeni ile bazı hormonlar artarak, insülin salgısını inhibe edip, kan şekeri regülasyonunda da bozulmaya sebep olabilmektedirler. Bu araştırma Diabetes Mellitus Tip 2 tanısı alarak insülin tedavisi başlanmış olan hastalarda, metaverse evrende hazırlanan ameliyat öncesi stres yönetimi eğitiminin ameliyat sonrasındaki süreçte kan şekeri, yaşam parametreleri ve anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi amacıyla; randomize kontrollü bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'ne preoperatif dönemde yatan, hastaneye yatışından daha eski bir tarihte Tip 2 DM tanısı alarak insülin tedavisi kullanmaya başlamış olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hastalar oluşturmuştur. Örnekleme alınacak hasta sayısını belirlemek amacıyla G. power analizi yapılmış, toplam 60 hasta kapalı zarf randomizasyon yöntemi kullanılarak deney ve kontrol grubuna ayrılmıştır. Deney grubundaki hastalara metaverse evrende hazırlana stres yönetimi videosu ameliyat öncesi iPad 9.Nesil 64GB Wi-Fi 10.2 ile izletilmiş, kontrol grubuna ise geleneksel anlatım yöntemi ile eğitim verilmiştir. Araştırmanın verileri: Hasta tanılama formu, anksiyete değerlendirmesi için DASS-21 ölçeği, stresin fizyolojik bulgularını değerlendirmek için geliştirilen form yardımı ile toplanmıştır. Hastaların yaşam parametrelerinin değerlendirmeleri hastanın ameliyatından önce (24 saat, 12 saat ve hemen önce) ve ameliyattan sonra (12 saat ve 24 saat) olacak şekilde 5 farklı zaman diliminde yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, anova ve eşleştirilmiş gruplarda t testleri kullanılmıştır. Tüm çalışma grubundaki hastaların %51,70'i kadın, %81,70'i evli, yaş ortalaması 55,88±11,14, ortalama diyabet süresi 24,75±9,36 yıl ve son HbA1c değeri ortalama %7,26±0,63 olarak bulunmuştur. DASS-21 ölçek puanları incelendiğinde ilk ölçümlerde deney ve kontrol grupları arasında hiçbir alt boyutta anlamlı farklılık görülmezken; son ölçek puanları arasında tüm alt boyutlar arasında ileri düzeyde anlamlı farklılık izlenmiştir (p<0,001). Deney grubunun anksiyete, stres ve depresyon puanları kontrol grubundan istatistiksel anlamlılık göstrecek şekilde daha fazla azalmıştır. Stresin fizyolojik göstergesi olarak değerlendirilen parametreler açısından 5 farklı zamanda yapılan ölçümler değerlendirildiğinde deney ve kontrol gruplarında kan şekeri, nabız, sistolik ve diyastolik kan basınçları, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu parametrelerinin zaman*grup ikili interaksiyonlarının anlamlılık gösterdiği izlenmiştir (p< 0,05). Çalışma sonuçlarına dayanarak; ameliyat öncesi kan şekeri regülasyonu, yaşam parametreleri stabilizasyonu ve anksiyetenin giderilmesine katkı sağladığı için stres yönetimi eğitiminin verilmesinin önemli olduğunu ve bu eğitimlerde seçilecek yöntemin eğitim etkinliğini değiştirdiğini göstermektedir. Metaverse evrende verilen eğitim geleneksel anlatım yöntemiyle verilen eğitime göre daha etkin bir yöntem olduğu için hasta eğitimlerinde tercih edilebilir bir eğitim yöntemidir.
Tip 2 diyabetli obez hastaların tedavisinde bariyatrik cerrahi ve farmakolojik tedavi yöntemlerinin maliyet etkililik analizi
Diyabet ve obezite, dünya çapında halk sağlığı ve sağlık sistemlerine giderek artan zorluklar getiren devasa bir küresel sağlık tehdidir. Bu araştırmanın amacı, Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM)'lu obez hastalarda Bariyatrik Cerrahi (BC) türlerinden biri olan Sleeve Gastrektomi (SG) ile Farmakolojik Tedavi (FT) yöntemlerinin geri ödeme kurumu perspektifinden maliyet etkililiğini tespit etmek ve bu tedavilerin bütçe etki analizini gerçekleştirmektir. Araştırmanın evrenini Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde SG tedavisi gören T2DM'li obez 44 hasta ile Süleyman Demirel Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde FT gören 55 hasta oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçilmemiş olup evrenin tamamı araştırmaya dahil edilmiştir. T2DM'li obez hastalarda FT ve SG tedavilerinin maliyetleri geri ödeme kurumu perspektifinden ve sağlık turizmi kapsamında başvuracak hastaların maliyetlerini belirlemek amacıyla Kamu Sağlık Hizmeti Fiyat Tarifesine (KSHFT) göre hesaplanmıştır. Maliyet verileri hastanelerin hasta tedavi faturalarından, etkililik değerleri sistematik derleme ile literatürden alınmıştır. Araştırmada alternatif tedavi seçeneklerinin maliyet etkililiği belirlemek amacıyla Markov modeli kullanılmıştır. Modelde döngü uzunluğu 1 yıl, zaman dilimi ise ömür boyu (60 yıl) olarak belirlenmiştir. Araştırmada Markov modeli geçiş olasılıklarında yer alan ölüm oranları Türkiye'ye özgü yaşa bağlı ölüm oranları kullanılmış ve model Türkiye'ye özgü revize edilmiştir. Araştırmada T2DM'li obez hastaların alternatif tedavi seçeneklerinin maliyeti ve kaliteye ayarlanmış yaşam yılı (QALY) hesaplanmış ve %3 indirgeme oranı uygulanmıştır. Araştırmada sonuç ölçütü olarak ilave maliyet etkililik oranı (İMEO) ve ilave net parasal fayda (NMB) kullanılmıştır. Maliyet etkililik analizi sonucunda tek yönlü ve olasılıksal duyarlılık analizi yapılmıştır. Araştırmada Sağlık Uygulama Tebliğine (SUT) göre remisyon durumu FT maliyetleri birinci ve ikinci yıl için yıllık 19.551,25 ₺; üçüncü yıl ve sonrası için hesaplanan yıllık maliyet ise 1.368,12 ₺ olarak tespit edilmiştir. SG maliyetleri ise birinci yıl 38.980,51 ₺; ikinci yıl ve sonrası için 1.551,12 ₺'dir. T2DM durumunda ise FT maliyetleri birinci ve ikinci yıl için remisyon durumu ile aynı iken üçüncü yıl ve sonrası için 3.596,15 ₺'dir. SG'nin birinci yıl için hesaplanan yıllık maliyeti de remisyon durumu ile aynıdır. SG'nin ikinci yıl ve sonrası için yıllık maliyeti ise 3.738,63 ₺ olarak hesaplanmıştır. Araştırmada markov modeli sonucu ömür boyu FT ve SG'nin toplam maliyetleri sırasıyla 95.578,974 ₺ ve 113.245,46 ₺ olarak saptanmıştır. FT ve SG'nin ömür boyu klinik etkililik değerleri ise sırasıyla 11,33 ve 12,68 olarak tespit edilmiştir. T2DM'li obez hastalarda alternatif tedavi yöntemleri arasında yapılan maliyet etkililik analizi sonucunda SG, FT'ye göre 1,34 ilave etkililik ve 17.666,481 ₺ ilave maliyet getirmektedir. Eşik değer (WTP) 923.856 ₺ hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda T2DM'li obez hastaların tedavisinde SG, FT'ye göre maliyet tasarrufu sağlayan maliyet etkili tedavi yöntemi olarak bulunmuştur. Bütçe etki analizinde ise geri ödeme kuruluşu perspektifinden T2DM'li obez hastaların FT ve SG yöntemleri ile tedavileri için 2023 yılı toplam sağlık harcamalarının %0,78'inin harcandığı tahmin edilmiştir. Sonuç olarak T2DM'li yüksek obezli hastalarda bariatrik cerrahi, 60 yıllık bir zaman diliminde maliyet etkili bir tedavi seçeneği olarak tespit edilmiştir. Ancak obezite tedavi yöntemlerinin her biri hayat kurtarıcı birer müdahaledir. Bu nedenle hastalar için farklı obezite tedavi yöntemlerinin bileşiminden oluşan tedavi programları planlanmalı ve uygulanmalıdır. Obezite tedavisinde kullanılan yöntemler sağlık hizmeti sunumunda rekabetçi olmaktan ziyade tamamlayıcı tedavi yöntemleri olarak düşünülmelidir. Hastalığı önleyebilmek amacıyla gereken teşhis ve tedavi yöntemlerinin uygulanarak obezite ve diyabetin kontrol altına alınması için yatırım yapılması ve erken ölüm oranlarını azaltmaya yönelik sağlık politiklarının geliştirilmesi önerilmektedir.
Tip 2 diyabetik ratlarda Rhaponticoides iconiensis (Tülüşah) ekstresinin antidiyabetik etkisinin araştırılması
Diabetes Mellitus (DM), insülin salınımı, insülin etkisi veya bu faktörlerin her ikisinde de bozukluk nedeniyle ortaya çıkan hiperglisemi ile karakterize kronik metabolik bir hastalıktır. Yaşlanan nüfus, kentleşme ve değişen yaşam tarzları diğer kronik hastalıklarla birlikte diyabet epidemisini de hızla artırmaktadır. Hızla artan diyabet insidansı ile birlikte, hayati organların diyabetik hasardan korunması, tedavi edilmesi ve özellikle Tip 2 diyabetin toplam diyabet vakalarının yaklaşık %90'ını oluşturduğu göz önüne alındığında, bu konu ciddi önem taşımaktadır. Oksidatif bir stres hastalığı olan diyabet tedavisinde antioksidan aktiviteye sahip bileşiklerin olumlu etkileri olabilmektedir. Bu çalışmada, yan etkisi olabileceği düşünülen ilaçlara destek olarak Rhaponticoides iconiensis'in antioksidan etki ve içerdiği fenolik bileşenlerinden dolayı antidiyabetik etki potansiyeline sahip olması açısından yüksek yağlı diyet ve STZ ile Tip 2 Diyabet oluşturulan ratların tedavisine ek olarak kullanılabilirliği araştırıldı. Rhaponticoides iconiensis (Rİ) kök, yaprak ve çiçeklerinden elde edilen çeşitli ekstrelerin içerdiği fitokimyasal bileşiklerin antidiyabetik içerikleri yapılan çalışmalarla ortaya konmuş ancak antidiyabetik etkisi değerlendirilmemiştir. Bu nedenle ön görülen tez çalışmasında Rİ yaprak ekstresinin, önceden ortaya konmuş antioksidan, α-amilaz ve α-glukozidaz aktivitelerine etkisinin ratlar üzerinde in vivo şartlarda değerlendirilmesi planlandı. Rİ ekstresinin ratlarda oral uygulanmasından elde edilen sonuçlarla hiperglisemi, dislipidemi, kronik inflamasyon ve oksidatif stresi azaltarak Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM) tedavisi ve diyabetin yol açtığı komplikasyonların önlenmesinde takviye olarak etkinliğini TAS, TOS, TNFα, IL-1β, IL-6, WNT5A, SFRP5 biyokimyasal belirteçler üzerinden ve Anti- İnsülin, Anti-Kaspaz 3, Anti-TGFβ1 antikor işaretleme, Hematoksilen & Eozin (H&E) boyama ile histopatolojik olarak araştırıldı. Rİ ekstresinin antidiyabetik etkinliği tedavide kullanılan Akarboz (Glukobay®) ile kıyaslamalı olarak araştırıldı. 46 rat; Kontrol, DM, DM + 30 mg/kg Akarboz, DM + 100 mg/kg Rİ ekstresi (Rİ1), DM + 200 mg/kg Rİ ekstresi (Rİ2), DM + 300 mg/kg Rİ ekstresi (Rİ3) olmak üzere 6 gruba ayrıldı. Deneysel diyabet, yüksek yağlı diyet (YYD) ve bir hafta ara ile iki doz streptozotosinin intraperitoneal (i.p.) olarak enjeksiyonu ile T2DM oluşturuldu. Rİ ektresinin tüm dozları ve Akarboz 28 gün boyunca gastrik gavaj yolu ile verildi. Sonuç olarak; Rİ'nin metanol ile elde edilen biyoaktif bileşenlerce zengin ekstresinin T2DM oluşturulmuş ratlar üzerinde akarboz benzeri antidiyabetik etki yaparak mevcut tedavilere takviye olabileceği sunulan bu çalışma ile gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Tip 2 Diyabet, Rhaponticoides iconiensis, İnflamasyon, Antioksidan, Oksidatif stres
Tip ıı diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Tip 2 diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi ve katılım düzeylerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dâhiliye, Endokrin, Diyabet polikliniklerinde Ekim 2017-Mart 2018 tarihleri arasında tedavi, kontrol veya yatış yapan hastalar, örneklemini ise araştırma kriterlerine uygun olan 375 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde hasta tanıtım formu, Tip 2 Diyabete İlişkin Öz-etkililik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, ki kare testi, ANOVA testi, t testi ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %60,53'ünün kadın ve yaş ortalamasının 54,76±13,35 olduğu saptanmıştır. Diyabet yönetimine ilişkin öz-etkililik ölçeği özel beslenme ve kilo alt boyutu puanlarının bakım için yardım alma ve gelir durumuna, fizik egzersiz skorlarının yaş, öğrenim durumu ve egzersiz yapma durumuna, kan şekeri puanlarının hastalığa uyum, tedavi şekline göre dağılımları arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Diyabetli bireylerin hastalıklarını daha iyi algılamalarını ve hastalıklarının yönetimlerinde etkin bir rol oynamalarını sağlayacak olan hemşirelik uygulamalarının planlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Tip 2 diyabet; Diyabet yönetimi; Öz etkililik.
Tip 2 diyabetli bireylerin ayak sağlığı ve öz bakım aktivitelerinin değerlendirilmesi
Diyabetli bireylerin ayak sorunlarının erken tanılanması ve öz bakım aktivitelerine yönelik yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi, koruyucu ayak bakım davranışlarının kazandırılması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli bireylerin ayak sağlığı sorunları ve ayak bakımları ile ilgili öz bakım aktivitelerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türde planlandı. Araştırmanın evrenini, Ocak 2021-Mayıs 2021 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine başvuran araştırma kriterlerine uyan tip 2 diyabetli bireyler oluşturdu. Örneklem hesabı için güç analizi yapıldı. Buna göre; minimum örneklem sayısı 188 olarak belirlendi. Araştırmaya 202 tip 2 diyabetli birey dahil edildi. Araştırma için etik kurul ve hastane izinleri alındı. Veriler, tanıtıcı özellikler, ayak öz bakım aktiviteleri ve ayak muayene formu ile toplandı. Verilerin analizinde ortalama, frekans ve yüzde değerleri ve grup karşılaştırmaları için Ki-Kare ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırmaya katılan diyabetli bireylerin yaş ortalaması 59±13 yıl, diyabet süresi 10±7 yıldır. Araştırmada yer alan diyabetli bireylerin %55,9'u erkek, %44,1'i kadın olduğu belirlendi. Yaş, sistolik kan basıncı, diyabet süresi, eğitim durumu, ekonomik durum, diyabet dışında kronik hastalık varlığı, diyabete bağlı gelişen komplikasyonlar, günlük ayak bakımı yapma, nemlendirici kullanma, ayaklarını ısı ve renk açısından takip etme ve ayakkabı tercihleri ile ayak sorunu yaşama arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Diyabetli bireylerin ayak sorunları yaşadıkları ve ayak bakımı ile ilgili yanlış uygulamalarını olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda diyabetli bireylerin yaşadıkları ayak sorunlarına yönelik bakım ve tedavi alması için yönlendirilmesi ve doğru ayak bakım uygulamaları için eğitim verilmesi önerilebilir.
Tip 2 diyabetli hastaların ve diyabetik hastalara bakım veren hemşirelerin hastalığa karşı tutumları
Çalışma Tip 2 diyabetli hastaların ve bu hastalara bakım veren hemşirelerin diyabete karşı tutumlarını değerlendirmek amacıyla, Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin dahiliye ve endokrinoloji polikliniği ve servislerinde, tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Örneklem sayısının belirlenmesi için güç analizi yapıldı ve 105 hasta ve 105 hemşire olmak üzere toplam 210 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Çalışmanın verileri; hasta ve hemşireler için oluşturulan Soru Formu ve Diyabet Tutum Ölçeği ile toplandı. Ölçek maddeleri 1'den 5'e kadar değişen likert tipi puanlama ile puanlandırıldı. Puan >3 ise pozitif tutumu, puan ≤3 ise negatif tutumu ifade etmektedir. Elde edilen veriler t testi, tek yönlü ANOVA, Kruskal Wallis, Ki kare, Mann Whitney U testi, Pearson Spearman sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan hastaların %56,2'sının erkek, yaş ortalamalarının 55,40±9,52 ve diyabet süresi ortalamalarının 10,27±6,68 yıl olduğu, %31,4'ünün okuryazar olmadığı, %34,3'ünün oral antidiyabetik ilaç kullandığı belirlendi. Kadınların Diyabet Tutum Ölçeği toplam puanlarının, erkeklerden anlamlı düzeyde yüksek ve hastaların tutumlarının negatif yönde olduğu tespit edildi. Diyabet tutum ölçeği alt gruplarından en yüksek tutumun diyabetin ciddiyeti alt grubu, en düşük tutumun özel eğitim gereksinimi alt grubu olduğu saptandı. Araştırmaya katılan hemşirelerin ise %81'inin kadın olduğu, %87,6'sının Lisans/Lisansüstü eğitim aldığı, %23,8'inin gündüz, %76,2'sinin vardiyalı çalıştığı ve diyabet tutumlarının negatif yönde olduğu tespit edildi. Diyabet tutum ölçeği alt gruplarından en yüksek tutumun hastanın yaşamına diyabetin etkisi alt grubu, en düşük tutumun ise özel eğitim gereksinimi alt grubu olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda, hastaların ve hemşirelerin negatif tutumlarının iyileştirilmesi, pozitif tutumlarının desteklenmesi ile başarılı diyabet yönetimine katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta; Hemşire; Tutum; Tip 2 diyabet.
Yaşlı ve orta yetişkin Tip 2 diyabetli bireylerde kırılganlığın ayak bakım davranışları ve öz etkililiğe etkisinin değerlendirilmesi
Kırılganlık kas ve sinir fonksiyonlarının bozulmasına ve stres etkenlerine karşı savunmasızlık sonucu bağımlılığa sebep olarak olumsuz sonuç riskini arttırmaktadır. Diyabetin kırılganlığı arttırıcı etkisi, kırılganlığı olmayan bireylere göre daha hızlı fonksiyonel düşüşe, komplikasyonlara ve hastaneye yatışa neden olmaktadır. Kırılganlığın erken tespiti, fonksiyonel gerilemeyi azaltmak için, hedefe yönelik müdahalelerin uygulanmasına olanak sağlayabilmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerle yapılan bu çalışmada yaşlı ve orta yetişkinlerde kırılganlığın ayak bakım davranışı ve öz etkililiğe etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Veriler Ağustos – Aralık 2023 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye ile Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları poliklinikleri ve servislerinde toplandı. Araştırmaya alınma kriterlerine karşılayan 75 yaşlı ve 75 orta yetişkin olmak üzere toplam 150 Tip 2 diyabetli birey dahil edildi. Araştırma için gerekli etik kurul onayı, kurum çalışma onayı ve hasta onamları alındı. Verilerin toplanmasında Diyabetli Birey Tanıtıcı Bilgi Formu, Ayak Bakım Davranış Ölçeği (ABDÖ), Diyabetik Ayak Bakımı Öz-etkililik Ölçeği (DABÖÖ) ve FRAİL Kırılganlık Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde Shapiro Wilk testi, Mann-Whitney U testi/Kruskall Wallis, Dunns' çoklu karşılaştırma testi, Spearman korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan diyabetli bireylerin yaş ortalaması 62,81 ± 10,3 yıl, %48,7'sinin erkek, %51,3'ünün kadın olduğu belirlendi. Orta yetişkin ve yaşlı popülasyonda yapılan bu çalışmada kırılganlık arttıkça hastaların daha kötü ayak bakım davranışları gösterdiği ve öz etkililiklerinin azaldığı tespit edildi (p<0,001). Regresyon analizi sonucuna göre; kırılganlığın hem yaşlı hem de orta yetişkin bireylerde ayak bakım davranışı ve öz etkililiği etkilediği (p<0,001), ayak bakımı davranışının toplam varyansının %81,8'ini ve diyabetik ayak bakımı öz etkililiğinin toplam varyansının %76,7'sini açıkladığı belirlendi. 65 yaş ve üzeri grupta olanlar, diyabet süresi uzun olanlar, sürekli kullanılan ilaç sayısı fazla olanlar, diyabete ek kronik hastalığı bulunanlar, gün içinde ayakta kalma süresi kısa olanlar, diyabete bağlı komplikasyon gelişenler, ayakta dengede dururken zorlanma yaşayanlar, yürürken bir yere takılanlar, yürürken ayağını sık sık bir yere çarpanlar, ayakla ilgili sorun yaşayanlar, egzersiz yapmayanlar, son bir yılda hastaneye yatış öyküsü bulunanlar, daha önce veya şu anda ayaklarında diyabete bağlı yarası olanlar ve yürürken ayak ya da bacakta ağrı hissedenlerin kırılganlık düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak kırılganlığın ayak bakımını ve öz etkililik düzeyini önemli ölçüde etkilediği saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda diyabetle ilişkili ayak hastalıklarının önlenmesi için, olumsuz olay riski taşıyan diyabetli bireylerin erken tanılanması ve kırılganlığın ciddiyetinin değerlendirilmesi önerilmektedir.
Tip 2 diyabet tanılı bireylerde yeme ve ağırlık modelleri anketi-5 (YAMA-5)'in Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması ve anketin diyabet distress ölçeği ile ilişkisinin incelenmesi
Tip 2 Diabetes Mellitus (T2DM), sıklıkla insülin direncinin eşlik ettiği; karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında bozukluklara yol açan kronik ve metabolik bir hastalıktır. Özellikle beden kütle indeksi (BKİ) yüksek ve insülin direnci olan T2DM'li bireylerde başta Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu (TYB) olmak üzere, çeşitli yeme bozukluklarının gelişme riski bulunmaktadır. Bu çalışmada, Yeme ve Ağırlık Modelleri Anketi-5 (YAMA-5)'in T2DM'li bireylerde TYB tarama aracı olarak kullanımının Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek; anketin, bireylerin yaş, cinsiyet, beden kütle indeksi (BKİ) ve diyabet süresi gibi bazı genel özellikleri ve Diyabet Distress Ölçeği (DDÖ) puanları ile ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-64 yaş arası 200 yetişkin T2DM'li birey katılmıştır. Çalışma anketi, "Genel Bilgiler", "Yeme ve Ağırlık Modelleri Anketi-5 (YAMA-5)", "Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ)" ve "Diyabet Distress Ölçeği (DDÖ)" olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır ve anket katılımcılara online görüşme aracılığıyla uygulanmıştır. Validasyonu yapılan YAMA-5'in Türkçe'ye yakınsak geçerliğinin Spearman katsayısına göre çok kuvvetli bir düzeyde uyum gösterdiği (ρ=0,915 ve p<0,001); uyum geçerliğinin ise kappa katsayısına göre iyi düzeyde bir uyum gösterdiği saptanmıştır (objektif aşırı yeme atağı için κ=0,632; subjektif bulimik atak için κ=0,672; objektif bulimik atak için κ=0,629). Test-tekrar test sonucuna göre YAMA-5'in ölçüm güvenirliği (κ=0,66), kabul edilen üst sınıra (κ=0,70) yakın bulunmuştur. Çalışmaya katılan bireylerin %4'ünde YAMA-5'e göre muhtemel TYB varlığı saptanırken, Bulimiya Nervoza saptanan birey olmamıştır. Bireylerde YAMA-5'e göre muhtemel TYB saptanması ile bireylerin yaşları, cinsiyeti, eğitim durumları, diyabet sürelerinin ortalaması, diyabete yönelik uygulanan tedavi yöntemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0,05). Öte yandan, muhtemel TYB saptanan bireylerin hem vücut ağırlığı hem de BKİ ortalamalarının, saptanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla; 91,6±13,79/80,7±14,05 kg ve 34,7±6,80/30,0±5,38 kg/m2, p<0,05). Yeme ve Ağırlık Modelleri Anketi-5'e göre muhtemel TYB saptanan bireylerin; YBDÖ toplam ve alt ölçek skorlarının ortalaması, DDÖ toplam ve alt ölçek skorlarının ortanca değerleri, saptanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Elde edilen sonuçlar; YAMA-5'in tip 2 diyabetli bireylerde TYB taraması yapma amacıyla kullanılabileceğini desteklemektedir.
Erken evre diyabetes mellitus hastaları ile sağlıklı bireylerde gözyaşı mediyatörlerinin, gözyaşı fonksiyonlarının ve korneanın yapısal parametrelerinin karşılaştırılması
Erken Evre Diyabetes Mellitus Hastaları ile Sağlıklı Bireylerde Gözyaşı Mediyatörlerinin, Gözyaşı Fonksiyonlarının ve Korneanın Yapısal Parametrelerinin Karşılaştırılması, Ankara 2023. Bu çalışmanın amacı; Sistemik komplikasyon gelişmemiş erken evre tip 2 diyabetes mellitus (DM) hastalarının oküler yüzey parametreleri, gözyaşı mediyatörleri ve korneanın yapısal parametrelerinin değerlendirilmesi, ve sonuçların sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla kliniğimize başvurmuş, son 5 yıl içinde tip 2 DM tanısı almış, herhangi bir sistemik komplikasyon geliştirmemiş, oküler yüzey şikayeti olmayan 23 hasta ile sağlıklı 22 kişi kontrol grubu olarak değerlendirildi. Oküler yüzey ve gözyaşı fonksiyonları; OSDI (Oküler yüzey hastalık indeksi) anketi, flöresein ile oküler yüzey boyanması, Schirmer testi, in vivo konfokal mikroskopi (İVKM) ölçümleri ve Cochet-Bonnet ile kornea hassasiyet ölçümleri ile değerlendirildi. Hastaların gözyaşlarında IL-1β, IL-10, IL-13, IL-6, IL-12, IL-15, IL-17A, IL- 5, IFN-α, IFN-γ, IL-1RA, TNF-α, IL-2, IL-2R, IL-7, IL-8, RANTES, Eotaksin, IP-10, MIP-1α, MCP-1, MIG düzeyleri Luminex ile, gözyaşlarında Substans P (SP) düzeyi ise ELISA ile çalışıldı. Yaş ve cinsiyet açısından hasta grubu ile kontrol grubu benzerdi. Flöresein ile korneal boyanma, OSDI anket skoru ve schirmer testi açısından iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı. İVKM ölçümlerinde sinir tortuozitesi DM grubunda anlamlı olarak artmış bulundu (p=0,015). Korneal hassasiyet ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi. Gözyaşı SP düzeyi DM grubunda anlamlı olarak düşük saptandı (p=0,05). Gözyaşında, IL-6 ve IL-8 düzeyi hasta grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla p=0,002 ve p=0,01). Gözyaşı SP düzeyi ile İVKM ölçümlerinden uzun sinir lifi (p=0,00) ve total sinir lifi (p=0,00) arasında güçlü pozitif korelasyon görüldü. Sonuç olarak, DM hastalığının kornea sinir lifi yoğunluğu, gözyaşı SP ve gözyaşı inflamatuar sitokin düzeyi üzerine etkisi olduğu görülmüştür. DM hastalığına ait en yaygın sistemik mikrovasküler komplikasyonlardan olan periferik nöropatinin henüz gelişmemiş olduğu hastalarda dahi kornea sinirlerinin etkilendiği ve gözyaşı SP düzeyinin azaldığı görüldü. Ayrıca hastalar asemptomatik olsa bile oküler yüzeylerinde inflamasyon saptandı.
Kişiselleştirilmiş hasta katılım planı'nın tip 2 diyabetli hastalarda diyabet yönetimine etkisinin incelenmesi
Bu randomize kontrollü çalışmada, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın (KHKP) tip 2 diyabetli bireylerde, diyabet yönetiminde tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımına etkisi incelenmiştir. İlk olarak KHKP'nin dil ve kapsam geçerliğini içeren Türkçe adaptasyonu ve ön uygulaması yapılmıştır. Ardından KHKP'nin diyabet yönetimine etkisi 26 Ocak - 29 Kasım 2021 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Endokrin Polikliniği'nde 51 katılımcı ile ön test-son test düzende paralel gruplu randomize kontrollü olarak incelenmiştir. Veriler Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisinde Hasta Uyum Ölçeği, Tip 2 Diyabet Hastalarında Diyabet Yönetimine İlişkin Öz Etkililik Ölçeği ve Hasta Katılımı Ölçeği ile toplanmıştır. Dahil edilme ölçütlerini karşılayan katılımcılar, random atama ile müdahale (n: 24) ve kontrol (n: 27) gruplarına atanmıştır. KHKP, dört hafta aralıklarla iki yüz yüze görüşme oturumunu, ilk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen bir telefon görüşmesini ve katılımcıların yüz yüze görüşmeler arasındaki dört hafta boyunca kendi kendilerine uyguladığı ev tabanlı yazılı egzersizleri içermektedir. Müdahale grubuyla yapılan birinci yüz yüze görüşmede katılımcıların diyabet öyküsü alınmış, hasta katılımı kavramı açıklanarak bireye özgü bakım hedefleri belirlenmiş ve ev tabanlı alıştırmalar tanıtılmıştır. İkinci yüz yüze görüşmede bireylerin dört haftalık süreçteki yeni deneyimleri ile ev tabanlı alıştırmalar tartışılmış, kaydedilen gelişmelere ilişkin olumlu geribildirimler verilerek bakım hedefleri gözden geçirilmiş ve bireyler katılım planını sürdürmeye teşvik edilmiştir. İlk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen on dakikalık telefon görüşmesinde ise, katılımcıların ev tabanlı alıştırmaları uygulama sürecindeki ilerlemeleri/yaşadıkları güçlüklere ilişkin geribildirimler alınmış ve motivasyonları desteklenmiştir. Ön test-son-testler müdahale grubuna birinci yüz yüze görüşmeden önce ve ikinci yüz yüze görüşmeden sonra uygulanmıştır. Kontrol grubundaki katılımcılara poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi girişim uygulanmamış olup, birinci ve dördüncü haftalarda ön test-son-test uygulanmıştır. Araştırma sonucunda müdahale grubundaki katılımcıların tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımı düzeyleri anlamlı ölçüde artmıştır. Bu sonuçlara göre, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın diyabet öz yönetim eğitimine ek bir yöntem olarak kullanılması ve polikliniklerde hasta takibine entegre edilmesi önerilmektedir.
65 yaş ve üzeri tip 2 diabetes mellituslu bireylerde kırılganlık ve kapsamlı geriatrik değerlendirme
Diyabet ve kırılganlık yaşlanmayla birlikte sıklığı artan ve genellikle birbirine eşlik eden iki medikal durumdur. Yaşlı yetişkinlerdeki diyabet hastalarının prognozu ve uygun tedavi hedefleri, kırılganlık varlığı ve derecesine göre büyük ölçüde farklılık gösterir. Özellikle tip 2 Diabetes Mellitus (DM) ile yaşayan yaşlı yetişkinler hipoglisemiye daha yatkın olup, düşme, kırık, hastaneye yatış, kardiyovasküler olay ve tüm nedenlere bağlı ölümler gibi olumsuz sonlanım noktalarına karşı daha savunmasızdır. Çalışmanın amacı, diyabetik yaşlı bireylerde kırılganlık ve diğer geriatrik sendromların prevalanslarının değerlendirilmesi ve DM ile olan ilişkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya HÜTF Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 373 hasta dahil edildi. Hastaların poliklinik muayeneleri sırasında kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Kırılganlık varlığı iki farklı model, Klinik Kırılganlık Skalası (CFS) ve Fried Fiziksel Kırılganlık Ölçeği (FFKÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca hastaların kas kütle ve performanslarına yönelik ultrasonografi ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BIA) ölçümleri yapıldı. Değerlendirilen 373 hastada FFKÖ'ye göre kırılganlık prevalansı %18,2, pre-kırılganlık prevalansı %56, CFS'ye göre kırılganlık prevalansı %57,4 olarak tespit edildi. Diyabetik hastalarda kırılganlığa diğer geriatrik sendromların da eşlik ettiği ve kırılgalığın diyabet süresi ve hipoglisemi riski ile ilişkili olduğu gösterildi. Kırılganlıkla yaşayan bireylerde önerilen glisemik hedeflerin altında olacak şekilde uygunsuz sıkı kan şekeri kontrolü yapıldığı gözlemlendi. USG ve BIA verileri ile kırılganlık arasında korelasyon saptandı. Çalışma sonucu olarak klinik pratikte diyabeti olan yaşlı bireylerin değerlendirilmesinde ve tedavi hedeflerinin belirlenmesinde kırılganlık kavramının göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulandı.
Tip 2 diyabet ve insülin direnci olan bireylerde beslenme ve egzersiz tedavisinin bazı serum miyokin ve adipokin düzeyleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı insülin direnci ve tip 2 diyabeti olan bireylerde egzersiz ve diyet tedavisinin antropometrik ölçümler, bazı biyokimyasal parametreler ve serum irisin, FGF21, FSTL1, visfatin ve metrnl proteinleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 24 insülin direnci ve 24 tip 2 diyabetik birey (BKİ>25kg/m2) ile 24 sağlıklı birey (BKİ>25kg/m2) katılmıştır. Tip 2 diyabetik ve insülin direnci olan bireyler rastgele diyet ve diyet + egzersiz gruplarına ayrılarak 12 haftalık egzersiz ve/veya diyet tedavisi ile takip edilmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri, bazı biyokimyasal parametreleri ile serum adipokin ve miyokin düzeyleri başlangıçta, 4. ve 12. haftalarda incelenmiştir. Araştırma sonucunda, başlangıç irisin düzeyinin tip 2 diyabetli (20,886,5 ng/mL) ve insülin dirençli bireylerde (23,696,1 ng/mL) sağlıklı bireylerden (11,395,2 ng/mL) daha yüksek (p0,001), visfatin ve FSTL1 düzeyinin diyabet grubunda insülin direnci ve kontrol grubuna göre daha yüksek, metrnl düzeyinin insülin direnci grubunda diyabet grubundan daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). Diyabetik bireylerde 12. haftada FGF21, visfatin ve FSTL1 düzeyleri azalmıştır (p0,05), irisin düzeyi 12. haftada 4. haftaya göre artmıştır (p=0,008). İnsülin direnci grubunda serum irisin, FGF21 ve FSTL1 düzeyleri 4. haftada azalmıştır (p0,05), visfatin düzeyinde bir değişiklik görülmemiştir (p0,05). Serum metrnl 12. haftada başlangıç düzeyine göre azalmıştır (p0,001). Araştırma sürecinde serum adipokin ve miyokin düzeylerindeki değişim diyet ve egzersiz grupları arasında fark göstermemiştir (p>0,05). İnsülin direnci olan bireylerde serum irisin düzeyi kas kütlesi ile ve FGF21 düzeyi vücut ağırlığı ile pozitif ilişkili, FSTL1 düzeyi bel/kalça oranı ile negatif ilişkili bulunmuştur. Diyabetik bireylerde 12. hafta visfatin düzeyi ile HbA1c düzeyi ile ilişkili bulunmuştur (r=-0,454; p=0,026).
Tip 2 diyabetli hastalarda akdeniz ve dash diyetine uyumun glisemik kontrol üzerine etkisi
Tip 2 Diyabetes Mellitus (Tip II DM) ve insülin direnci (IR) olan hastaların beslenme şekillerinin glisemik durumlarını ve antropometrik ölçüm değerlerini etkilediği bildirilmesine rağmen ilgili çalışmalar literatürde oldukça kısıtlıdır. Bu çalışma Tip II DM ve IR olan hastaların Akdeniz diyeti ve DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) diyetine uyumlarının biyokimyasal parametreleri (açlık kan glikozu, HbA1c, trigliserit, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, VLDL-kolesterol, insülin) ve antropometrik ölçümlerine (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, vücut yağ oranı, vücut yağ miktarı, yağsız vücut ağırlığına) etkisini değerlendirmek amacıyla Gölbaşı Şehit Ahmet Özsoy Devlet Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran 20-64 yaş arası 70 (20 erkek, 50 kadın) gönüllü birey ile yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere genel bilgiler, 24 saatlik besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği, DASH diyet skoru ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formunu (International Physical Activity Questionnaire [IPAQ- SF]) içeren anket yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerle çalışmanın başlangıcında ve üç ay sonrasında olmak üzere toplam iki kez görüşülmüştür. Çalışmada Akdeniz diyetine uyum, bireylerin insülin seviyeleri ile negatif yönlü orta şiddette (r=-0,468; p<0,01) ve HDL-kolesterol seviyeleri ile pozitif yönlü zayıf şiddette (r=0,372; p<0,01) korelasyon gösterirken; DASH diyetine uyum ile biyokimyasal parametreler ve antropometrik ölçümler arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak Tip II DM ve IR olan hastalarda Akdeniz diyeti hastaların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerini iyileştirebilecek beslenme tedavisi yaklaşımı olarak değerlendirilebilir, DASH diyeti ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz diyeti, DASH diyeti, tip 2 diyabet, insülin direnci, glisemik kontrol
Tip 2 diyabet hastalarında orta ve ciddi hipoglisemi komplikasyonunun, Obsesif Kompulsif Bozukluk semptomları üzerine etkisi
Tip 2 diyabet tüm dünyada ve ülkemizde prevalansı hızla artmakta olan ve ülkemizde hasta sayısı 7 milyonu aşan kronik bir hastalıktır. Tip 2 diyabet zaman içerisinde çeşitli komplikasyonlara ve ek hastalıklara neden olabilmektedir. Hastalarda en sık rastlanan ve tedavi başarısını olumsuz etkileyen diyabet komplikasyonu hipoglisemidir. Diyabete bağlı komplikasyonların yaşanması başta depresyon ve anksiyete olmak üzere birçok psikolojik soruna neden olabilmektedir. Literatürde diyabet ve/veya komplikasyonları ile çeşitli psikolojik sorunlara dair birçok araştırma yer almaktadır. Ancak diyabet ve obsesif kompulsif bozukluk ilişkisinin incelendiği çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Diyabetli hastalarda hipoglisemi komplikasyonu ile obsesif kompulsif bozukluk ilişkisinin incelendiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırmanın temel hedefi bir ilk olarak tip 2 diyabet hastalarında en sık görülen komplikasyon olan hipogliseminin, obsesif kompulsif bozukluk semptomları üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini 2019 yılında Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi Acil Servisine hipoglisemi nedeniyle başvuran tip 2 diyabetli hastalar (n1 :20) ve hipoglisemi yaşamamış olan tip 2 diyabetli hastalar (n2:20) oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyo-Demografik Form, Hipoglisemi Korku Ölçeği (HKÖ) ve Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) kullanılmıştır. Grup farklılıklarının değerlendirilmesi için parametrik olmayan testler kullanılmış ve elde edilen sonuçların raporlanabilmesi için Spearman korelasyon analizi ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarında, iki grup arasında obsesif kompulsif semptom seviyeleri açısından anlamlı farklılıklar raporlanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar değerlendirilerek araştırmacılara ve sağlık çalışanlarına tavsiyelerde bulunulmuştur.
Tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile yeme tutumlarının anksiyete ve depresyon seviyeleri üzerindeki etkisi
Araştırmanın bulgularına göre tip-2 diyabet hastalarının tip-2 diyabet olmayan grubuna göre anksiyete, depresyon seviyeleri, kısıtlayıcı yeme tutumu puanları anlamlı derecede daha yüksektir. Tip-2 diyabet olmayan bireylerin dışsal yeme tutumu puanı ise tip-2 diyabet olan gruba göre daha yüksektir. Değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile anksiyete ve depresyon seviyeleri arasındaki ilişki pozitif yönde, depresyon seviyesi ile kısıtlayıcı yeme tutumu arasındaki ilişki negatif yönde, anksiyete seviyesi ile duygusal yeme tutumu arasındaki ilişki pozitif yöndedir. Regresyon analizine göre tip-2 diyabet hastalığının anksiyete ve depresyon seviyesi üzerinde pozitif yönde bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Tip-2 diyabet hastalarının anksiyete seviyesi üzerinde tip-2 diyabet hastalığı ve duygu düzenleme güçlüğünün; depresyon seviyesi üzerinde ise tip-2 diyabet hastalığı, duygu düzenleme güçlüğü ve yeme tutumunun etkisi olduğu saptanmıştır. Alt boyutlar ele alındığında ise tip-2 diyabet hastalarının kısıtlayıcı yeme tutumunun, duygusal yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının depresyon seviyesi üzerinde; kısıtlayıcı yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının ise anksiyete seviyesi üzerinde bir etkisinin olduğu saptanmıştır.