Architectural structure

75 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Eski Çağ mimarlığında kadın figürlü taşıyıcılara ve Vitruvius'un karyatid tanımına yeniden bakış

Eski Çağ mimarlığında kadın figürlerinin bir mimari düzen içinde sembolik anlamlar içeren süslemeler, aynı zamanda taşıyıcı işlevi olan öğeler olarak kullanımı ilk defa MÖ ikinci binde Eski Mısır mimarisinde görülmektedir. Eski Mısır'ı, MÖ 9. yüzyılda Eski Yakın Doğu, MÖ 6. yüzyıldan sonra ise Eski Kıbrıs, Anadolu ve Kıta Yunanistan takip etmektedir. Başlarının üstünde yer alan süslü taçlar yardımıyla bir üst yapıyı destekleyen kadınlar, arkeoloji, sanat ve mimarlık tarihi literatüründe Hathorlu taşıyıcılar ve karyatidler olarak tanımlanmaktadırlar. Hathorlu taşıyıcılarda kadın figürü, Eski Mısır tanrıçası Hathor'u, karyatidlerde genç kadın heykeli olarak şekillendirilmiş Tanrıça veya Kore'yi simgelemektedir. Bu araştırmanın amacı kadın figürlü taşıyıcıların tipolojik ve ikonografik özelliklerini bulundukları mimari yapı sistemi içinde inceleyerek zaman içerisinde nasıl bir değişim gerçekleştirmiş olduklarını, ortak bir ilham fikrinden gelişip gelişmediklerini ortaya koymak ve Vitruvius'un karyatid tanımına yeni bir bakış açısı getirmektir. Eski Mısır ve Eski Kıbrıs'ta bulunan Hathorlu taşıyıcıların Eski Mısır tanrıçası Hathor'u ve onunla özdeşleştirilen tanrıçaları temsil ettikleri bilinmektedir. Eski Suriye'de tespit edilen ve tek bir karyatid örneği olan kadın figürlü taşıyıcı da tanrıça Hebat/İshtar'ı simgelemektedir. Bu öncü örneklerin tanrıçaları simgelemeleri Vitruvius'un karyatidleri "utanç yüklerini taşıyan köle kadınlar" tanımıyla çelişmektedir. Bu kadınlar ayrıca, ülkelerine ihanet eden kadınlar veya tapınak hizmetlileri olarak da yorumlanmaktadırlar (Vickers, 1985, s. 26; Neer, 2001, s. 317). Bununla birlikte "kadın figürlü taşıyıcılar" konusu üzerine bugüne kadar yapılmış çalışmalar genellikle taşıyıcı kavramı veya sadece karyatidler üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmalar arasında Hathorlu taşıyıcılarla birlikte karyatidleri inceleyen detaylı bir çalışma bulunmamaktadır. Karyatidler üzerine en kapsamlı çalışmaları yapan Evamaria Schmidt ve Andreas Schmidt-Colinet, Eski Mısır ve Kıbrıs'da tespit edilen Hathorlu taşıyıcılardan bahsetseler de karyatidlerle birlikte değerlendirmemişlerdir (Schmidt-Colinet 1977 ve Schmidt 1982). Bu probleme ilk defa "Griechische Moden an Lykischen Grȁbern" isimli makalesinde dikkat çeken Zeynep Kuban, kadın figürlü taşıyıcıların Eski Mısır ve Kıbrıs'ta bulunan örneklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Kuban, 2008, s. 64-66 ve sözel görüşme, 2010). Bu çalışma buradan yola çıkarak farklı bölgelerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış kadın figürlü taşıyıcılar olan "Hathorlu taşıyıcılar" ve "karyatidleri" bütünsel bir yaklaşım içinde analiz etmektedir. Eski Mısır'da bulunan Hathorlu taşıyıcılar genellikle Nil nehrinin yakınında inşa edilen, tanrıça Hathor'a tapınılan anıtsal mezar-tapınak komplekslerinin ve tapınaklarının çoğunlukla girişlerinde bulunmakta veya iç mekanda kült odalarına giden hollerin iki tarafına sıralanmış şekilde yer almaktadırlar. Bunun yanında, Kıbrıs'ta tespit edilen Hathorlu sütunların hem gövdeleri bulunamamış hem de konumları in situ olarak tespit edilememiştir, ama bulundukları yerler çoğunlukla ana tanrıçaya (Astarte/Aphrodite) tapınılan kült mekanlarıdır. Az sayıda bulunmuş olan karyatidler ise genellikle heroon veya khthonik/kültsel özelliği bulunan hilani, tapınak ve hazine yapılarının girişlerinde yer almaktadırlar. MÖ 4. yüzyıl öncesine tarihlenen karyatidler, Suriye'de Tell Halaf (Guzana) şehrinde, MÖ 9. yüzyıla tarihlendirilen Arami kralı Kapara'nın mazolesi olduğu düşünülen hilani portikosunda, Meydancıkkale'de (Kirshu) MÖ 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve Luvi kraliyet ailesi Prindunu'ların kralı Appuashu'ya ait heroonunun girişinde, Kıta Yunanistan'da Delphi'de, MÖ. 6.yy'da yapılmış olan Knidosluların ve Siphnosluların "hazine binaları" olarak adlandırılan in antis megaron planlı yapıların pronaoslarında, Atina'da MÖ 5. yüzyılda yapılmış olan Erekhtheion tapınağının "güney-portikosu" olarak isimlendirilen Kekrops heroonu köşkünde, Anadolu'da Limyra'da bulunan MÖ 4. yüzyıla tarihlenen Perikles heroonunun portikolarında ve Kıta Yunanistan'da MÖ 4. yüzyılın sonuna tarihlendirilen Amphipolis heroonunun (tümülüs) mezar odası girişinde bulunmaktadırlar. 'Karyatidler' öncülleri varsayılabilecek 'Hathorlu taşıyıcılarla' birlikte karşılaştırılarak incelendiğinde, ortak noktaları olan kadın figürlü başlıklarda, kadın başları üzerinde yer alan bitkisel formlu ve bezemeli taşıyıcı ögelerin benzer kültsel anlamlar taşıdıkları görülmektedir. Tanrıça Hathor başının üzerinde Eski Mısır'ın kutsal bitkisi papirüs umbelinden gelişmiş olan bir kalathos taç bulunmaktadır. Karyatid düzende ise Eski Mısır örneklerinde görüldüğü gibi kore başlarının üstünde stilize olmuş bitki formlarından gelişmiş kalathos (sepet/çanak) taçlar yer almaktadır. Eski Mısır'da, papirüs bitkisinin bir taç olarak tanrıça Hathor'un başında betimlenmesi, tanrıça Hathor'un papirüs bitkisiyle özdeşleştirildiğini ve papirüsün tanrıçanın kutsal bir simgesi olduğunu göstermektedir. Aynı geleneğin Kıbrıs'ta, adanın yerel tanrıçasıyla özdeşleştirilen tanrıça Hathor'la sürdürüldüğü, bulunan Hathorlu başlıklardan anlaşılmaktadır. Anadolu ve Kıta Yunanistan'da ortaya çıkan karyatidlerde ise bitki gövdesinin yerini kadın bedeninin aldığı görülmektedir. Bu tarih öncesinden itibaren çeşitli kültürlerin inançlarında yer alan "Hayat ağacı ve bereket tanrıçası" sembolizminin ilk defa Eski Mısır'da mimari bir dille anlatılmış olduğunu göstermektedir. Eski Mısır'da Hathorlu taşıyıcılarla başlayan bu mimari sembolizmin Suriye, Anadolu ve Kıta Yunanistan'da devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte Anadolu ve Kıta Yunanistan'da görülen karyatidlerin bulundukları yer ve yapıların kült mekanları oluşları, Eski Mısır ve Kıbrıs'ta yer alan Hathorlu taşıyıcıların bulundukları yerlerin özellikleriyle de benzerlik göstermektedir. Bu yapılar, ölümsüz tanrı ve tanrıçalara adanan yerler olabileceği gibi, ölmüş bir krala, kraliçeye, efsanevi veya yaşamış olan bir kahramana adanan mezar yapıları da olabilmektedir. Bunun yanısıra Hathorlu sütunların tapınak ve ölü kültü törenlerinde kullanılan müzik aletleri sistrumların biçiminde oluşları, karyatidlerin başlarının üzerinde yer alan kalathosların da sadece işlevsel olarak değil sembolik anlamlar içeren ritüel objeleri şeklinde yontulduklarına işaret etmektedir. Ayrıca, kalathos ve phialeler tanrıçaların en önemli atribülerindendir. Kült mekanlarından tespit edilmiş olan kalathoslar, tanrıçaların hem göksel hem de bereket ve doğurganlık vasıflarını içeren khthonik özelliklerini de nitelemektedirler. Kadın figürlü taşıyıcılar kraliyet ailelerini, efsanevi veya gerçek ata kültlerini, şehirlerin refahını ve düzenini koruyan, ölümsüzlüğün ve bereketin ilahi sembolleri olan tanrıçaların yeryüzündeki kadın görünümleridir. Bu açıklama, Vitruvius'un "utanç yüklerini taşıyan köle kadınlar" tanımına yeni bir bakış açısı getirmektedir. Anıtsal boyutta şekillendirilmiş, başlarının üzerinde süslü taçlar taşıyan bu güzel giyimli kadınların "ilahi koruyucular" oldukları söylenebilir. Ayrıca, Delphi'de, Knidosluların ve Siphnosluların "hazine binaları" olarak adlandırılan yapıların salt bir hazine deposu oluşlarının ötesinde çok fonksiyonlu yapılar olarak khthonik anlamları ve kültsel işlevlerinin de olabileceği öngörülebilinir. Sonuç olarak, kadın figürlü taşıyıcıların, ortak bir esin kaynağı fikrinden gelişerek Doğu'dan Batı'ya yapmış oldukları yolculukları sonucunda simgeledikleri anlamların değişmediği söylenebilir. Bununla birlikte, Vitruvius'un İon sütun biçimini kadın vücuduna benzetmesi ve Eski Çağ mimarlığında kadın figürlü taşıyıcıların diğer sütun düzenlerine kıyasla yok denecek kadar az sayıda kullanılmaları, sütun düzenlerinde tanrıça imgesinin yerine anikonik bir betimlemenin tercih edilmiş olabileceğini de gösterebilir.

Eski ÇağKadın figürüKaryatid+5
Şükriye Sevil Çonka Eracar
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

II. Rusa önemi kalelerinde görülen mimari süslemeler

Tez çalışmamızın amacı, II. Rusa Dönemi'nde görülen mimari süsleme öğelerini teknik ve stilistik açıdan irdelemektedir. Bu bağlamda ilk olarak Urartu Krallığı'nda süslemelerin yapıldığı materyaller ele alınmış ve süslemeleri ile ön plana çıkan yapılar tasvir edilmiştir. Böylelikle mimari süsleme öğelerinin II. Rusa Dönemi'ne gelene kadar geçirdiği değişim süreci daha açık görülebilecektir. Daha sonra ise II. Rusa Dönemi'nde inşa edilmiş olduğu bilinen beş kale ele alınarak konumları, kazı ve araştırma tarihleri, mimari yapıları gibi genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda Karmir-Blur, Bastam, Toprakkale, Adilcevaz-Kef ve Ayanis Kaleleri ele alınan kalelerdir. Söz konusu kalelerin mimari süslemelerinde fresk, kabartma, kazıma, oyma, kakma ve aplike olmak üzere çeşitli teknikler kullanıldığı anlaşılmıştır. Büyük bir bölümü ünik eserlerden oluşan bu verilerin Urartu Krallığı'nın erken dönemlerinde görülmemiş olması, bizi söz konusu kralın uygulamış olduğu farklı politikaya yöneltmiştir. Mimari süslemeler hakkında elde edilen bu veriler, olasılıkla kralın uygulamış olduğu barış politikasının bir sonucu olarak değişim göstermiştir. Krallığın her döneminde yoğunlukla etkileşim içerisinde oldukları Yeni Assur Krallığı, bu dönemde de kendini oldukça hissettirmektedir. Bu sebeple elde edilen mimari süsleme öğelerinin etkilenmiş olduğu Yeni Assur sanatı ile karşılaştırmalar yapılarak, motif ve figürlerin yansımaları incelenmiştir. Tezin hazırlanma sürecinde Urartu mimari süslemelerinde kullanılan teknikler hakkında kaynakların az olması, interdisipliner araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Ancak Urartu sanatı için bu kapsamda bir çalışma yapılmasının da gerekliliği öneri olarak sunulmuştur. Yanı sıra II. Rusa'nın barış politikası sürecinde özellikle Yeni Assur ve Urartu Krallıkları arasında ki etkileşimin boyutları ve ne yönde olduğu üzerine yapılacak çalışmalar da bu dönemi aydınlatacaktır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+5
Hazal Ocak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Halk mimarisi kapsamında Safranbolu

Bu çalışmada, Safranbolu'daki yapılar halk mimarisi kavramı etrafında değerlendirilmektedir. Çalışmada güncel olanın yanında geçmiş yaşantıların, ihtiyaçların, geleneklerin izlerinin mimari yapıların oluşumundaki etkileri de ele alınmaktadır. Mimari yapıların ve insanların birbirini etkileme şekilleri, birbirlerine yaptıkları katkıları incelenmektedir. Safranbolu ilçe merkezindeki tarihi alanlar olan Çarşı, Kıranköy, Bağlar ve köy olarak da Yörükköyü çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Kışın Çarşı'da yazın Bağlar 'da oturan Safranbolular yazlık-kışlık yaşam tarzını benimseyerek evlerini bu yaşam tarzına göre inşa etmiştir. Safranbolu, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, ticaret yolu üzerinde olan önemli bir şehirdir. Günümüzde 18. ve 19. yy Osmanlı şehri özellikleri görülen tarihi turizm kentlerindendir. Mimari korumacılığın Türkiye'deki ilk örneklerinden olan şehir, 1994 yılında UNESCO "Dünya Miras Listesi" ne girerek korumacılıkta son noktaya ulaşmıştır. Kent ölçeğinde korunan yapılarıyla turizm alanında yoğun ilgi görmektedir. Ekonomik durumu iyi olan halkın ve burada yetişen devlet görevlilerinin kente yaptığı katkılarla kentte anıtsal eserler yapılmıştır. Safranbolu'nun simgesi olan evleri, camileri, çeşmeleri, hamamları, türbeleri, kahvehaneleri, tekkeleri, eğitim kurumları, çarşısı vs. tarihin izlerini taşıyan halk mimari yapılarıdır. Çalışmada bu yapılar kategorize edilerek incelenmiş, kayıt altına alınmıştır. Çalışmamızda kentin ilk olarak coğrafi özellikleri, tarihi, sosyo-ekonomik hayatı alanlarında bilgi verilirken, sonrasında kapsam olarak halk mimarisi, Safranbolu halk mimarisi hakkında bilgiler verilmiştir. Halkın kendi çabalarıyla oluşturduğu nesnel yaşam Safranbolu örneklemiyle sentezlenerek ele alınıp, söz konusu toplumun kültürü anlaşılmaya çalışılmıştır.

Halk mimarisiKarabük-SafranboluKentsel koruma+4
Tuğba Eser
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Writing in the architecture of Aydınoğlu Beylik

The study called the script in the architecture of Aydınoglu Principality consists of five chapter. In the first chapter " The history of the script", in the second chapter " The script in the arcihtecture of the Aydınoglu Principality ", in the third chapter "The constructions which belongs to the period of the Aydınoglu Principality and don't have inscription", in the fourth chapter "Possible constructions that belong to the Aydınoglu Principality", and in the fifth chapter "Archive Documents, structures belongs to Aydınoglu Principality in the itineraries and publications" are mentioned. Satisfying information is tried to be given about the 120 years of period which mentions the chapter of the history of the Aydınoglu Principality and its joining the Ottoman States' property in 1425 since principality's foundation in 1305. In the first chapter which is mentioned the history of the scrip, the begining and development of the script is given as prior knowledge and then the types of islamic script is dwelt on. It is stated that the stage of the script in architecture before Anatolian Seljuk and the journey of Islamic script evalution period in the time of Emevis and Andalus Emevis. In the second chapter, the script in the period of Aydınoglu Principality is under debate. The Works belonging to the principality period have been examined and it has been reached 15 works belonging to this period. The inscriptions belonging to this period have been identified and photopraphed, and translated into today's Turkish. What's more, the short history of structure and its present situation, the content and technique of structure, script in the construction and the place where the manuscript found are discussed one by one with meticuluous work. Among the 15 construction inscriptions belonging to Aydınoglu Principality, Izmir Emir Sultanate Shrine inscription, Tire Ulu Mosque inscription and Kiraz Isa Bey Mosque inscription are repair ones. Other 12 inscriptions are building inscrutions. Mentioned in this chapter, it cannot be reached to Tire Georgian Melek Hatun Bridge inscription and Tire Tannery Mosque inscription. In the third chapter, the construction belonging to Aydınoglu Principality period but don't have inscriptions have been discussed. 15 structures have been examined in this section. In addition to historical information relating to the construction, it has been given information about the construction of the material and tecnique. It is still very little standing and function of theseconstructions. Many of them are neglected or have taken their share of the loot from treasure hunters and cannot be used. In the fourth chapter, the constructions possibly belonging to Aydınoglu Principality have been examined and it has been reached 54 constructions in the chapter. In addition to historical information belonging to these constructions, it has been given short information about material and construction technique. In the fifth chapter, it has been discussed archive documents documents, travelogues and constructions belonging to Aydınoglu Principality which mentioned in publications. As a result of our searchs, it has been reached to 50 constructions which are mosque, masjid, palace, caravanserai, bazaar, spa, madrasah, bridge and fountains. By means of scanning of documents and searchs, in addition to historical informations belonging to these constructions, some important details have been tried to be given belonging to the construction. The studies which performed up to now, we know that there are few searchs about constructions belonging to Aydınoglu Principality. The script and inscriptions in Aydınoglu Principality architucture have partially discussed in the symposiums as report or article study and they haven't totally been examined in the terms of architectural features and artistic value of script. We, with this study, both determined the constructions of Aydınoglu Principality and introduced a different study from previous ones, have been up to now, by examining the inscriptions belonging to that period. We have classified available and unavailable consructions belonging to Aydınoglu Principality period with possible ones. I hope this study will be a good sample to searchers who'll have study in the field of script and inscriptions of Aydınoglu Principality architectur.

AydınoğullarıHandicraftsHandwriting+6
Mehmet Kamer
Uşak University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel sivil mimari doku üzerinden 19. yüzyıl gayrimüslim yapılarının incelenmesi; Ürgüp örneği

Son yıllarda gittikçe yaygınlaşan konut mimarisine yönelik araştırmalarda, Anadolu'nun birçok yerindeki yöresel konut mimarisi örnekleri çeşitli açılardan incelenmiş, fakat Ürgüp gayrimüslim konutlarının incelenmediği görülmüştür. Kapadokya Bölgesinin önemli yerleşimlerinden biri olan Ürgüp, Nevşehir kent merkezinin 20 km doğusunda yer alır. Ürgüp yerleşimi tarih boyunca çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Tarihi çok eskilere dayanan bu yerleşimde, 1923 nüfus mübadelesine kadar Hristiyan ve Müslüman halk beraber yaşamıştır. Kapadokya Bölgesinde önemli bir nüfusa sahip olan gayrimüslim halk, arkalarında kültür mirası eserleri bırakarak göç etmişlerdir. Ülkemizde kültürel mirasımızın önemli bir parçası olan gayrimüslimlere ait geleneksel konutlar hakkında yapılmış araştırma sayısı azdır. Bu çalışmanın amacı, Ürgüp gayrimüslim konutlarını sanat ve mimarlık tarihi açısından incelemek ve belgelemektir. Çalışmada Ürgüp yerleşiminin, iklim, doğal şartları, topografya, tarihi kent dokusu yanında gayrimüslimlerin kentle ilişkileri ve sosyo-kültürel ve ekonomik durumları hakkında bilgi verilmiştir. Gayrimüslim konutları sanat ve mimari oluşum yönünden incelenerek 18 evin kataloğu hazırlanmıştır. İncelenen konutların plan özellikleri, cephe düzeni, bezeme özellikleri ve malzeme-teknik bakımından bir değerlendirmesi yapılarak bir sonuca varılmıştır.

19. yüzyılGayrimüslimlerGeleneksel konut+7
Aytülü Dırık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcak-kuru iklim geleneksel konutlarında iklime duyarlı tasarım

Doğal kaynakların korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi, fosil kaynaklarının tüketiminin azaltılması ve doğayla iç içe var oluşu İran'ın çöl mimarisinin ilkeleridir. Yıllarca böyle sert bir iklimde yaşayan yerliler, sıcak-kuru iklime ait iklim şartlarını önemli ölçüde azaltmak için çözümler bulmuşlardır. Geleneksel çöl mimarisinin incelenmesi, hava sıcaklığı ve ikliminin sorunlarını çözmek için bazı yöntem ve teknikleri ortaya koymuş ve modern mimaride kullanılabilen sürdürülebilirlik kalıplarının geliştirilmesine yol açmıştır. Geleneksel pasif sistemler bu çalışmanın temel hedefidir. Pasif soğutma sistemleri İranın sıcak-kuru, yerel mimarisinde önemli bir eleman olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllar boyunca İran'ın özel hava iklimine ve hava koşullarına göre tasarlanmış kentlerden biri olarak Yezd kenti örnek alınmış ve bu çalışmada açıklanmıştır. Modern mimarı yaygınlaştıktan sonra iç konfor sağlamak için mekanik sistemler kullanılmaya başlanmış dolaylısıyla binalarda iklimsel tasarım giderek azalmaya başlamıştır. Günümüzde fosil yakıtlarından aşırı kullanımıyla ortaya çıkan kriz ve çevre kirliliği nedeniyle iklimsel tasarıma yeniden önem verilmiş ve geçmişimizde kullanılan pasif sistemler yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Bu araştırma Bu kalıplardan bazıları üzerinde açıklamalar yapılmaktadır. Bu bakış açısıyla, İran'ın Yezd kentinde kullanılan geleneksel pasif sistemleri detaylı olarak incelenmiş ve Lariha Konut'tu örneği üzerinden Revit bilgisayar programı kullanılarak uygulanan sistemlerin analizi yapılmıştır. Anahtar sözcükler Çöl mimarisi, enerji verimliliği, pasif soğutma sistemleri, iklimlendirme, Revit.

KonutKonut tasarımıKuru koşullar+7
Ladan Sojoudıhassanloueı
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mimari unsurlardan sanatsal imgelere

''Mimari Unsurlardan Sanatsal İmgelere'' başlıklı raporda insanın yapı oluşturma eylemi ve bu eylemindeki ihtiyacı karşılayabilmek için kullandığı yaşam malzemelerinin gelişimi ve değişimi sanatsal perspektif doğrultusunda ele alınmıştır. İlk önceleri kendisini doğayla bir gören ya da ayırt edemeyen ve bu durumu kabullenip ona uyum sağlayan insan, belirli bir süre sonra bilinçlenip kendisini özne olarak merkeze alırken, nesnel dünyayı karşısına alıp doğa üzerinde hakimiyet kurma serüvenini başlatmıştır. İnsan çevresini etkileyen ve bulunduğu çevreden etkilenen, sürekli yeni oluşumlar yaratan ve bu oluşumlarda yer alan bir canlıdır. Uygarlığın başlangıcından günümüze mimari malzemelerde yaşanan bu değişim zamanla insanın malzemeyle kurduğu bağı da değiştirmiştir. İlk insanın yaşadığı mağaradan başlayıp, günümüzün devasa gökdelenlerine gelen bu süreçteki değişime en büyük katkıyı sağlayan buharlı makinelerin üretilmesi, sanayileşme ve makineleşme, nesnelere bakış açısının değişmesine neden olmuştur. 20. yüzyıl tüm alanlarda devrim ve dönüşümlerin çağıdır ve bu durum 21. yüzyılda da sürekliliğini korumaktadır. Yeni biçim anlayışlarının ortaya konduğu bu durum, yeni malzeme anlayışını sanatın içerisine dahil ederek, sanatın bütün bileşenlerini yeniden inşa edip, toplumsal üretim anlayışıyla, sanatsal dışavurumun yerine zihinsel tasarım sürecini, işlevsel strüktür ve gelişen teknolojiyle beraber değişen tüm evrenin yeniden inşası, sanatçı faktörünün etkisi üzerinden aktarılmıştır. Bu bağlamda çalışmalarda kullanılan, farklı mimari nesneler ve nesnelerin farklı malzemelerle alınan kalıplarıyla yeni anlamlar ve bağlamlar oluşturulmuştur. Var olan nesnenin anlamından kopartılmasıyla, bağlamının yok edilerek aktarıldığı mimari unsurların sanattaki yansımaları uygulamalarla irdelenmiştir.

EndüstriMimariMimari eserler+5
Gülşah Akdemir
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mimari özellikleriyle Akhisar evleri

Manisa ilinin ilçelerinden biri olan Akhisar'da ilk yerleşmeler M.Ö. 3500 yıllarına dayanmaktadır. Kent tarih boyunca Lidya, Pers, Roma, Bizans gibi önemli uygarlıkların yaşamak için tercih ettiği bir bölge olmuştur. 14. yüzyılın başında Türkleşme süreci başlamış olup, uzun yıllar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu dönemde cami, han, medrese gibi anıt yapıların yanı sıra çok sayıda ev, dükkân gibi sivil yapılar inşa edilmiştir. Cumhuriyet döneminin başlaması ile farklı alanlarda yaşanan gelişmeler imar faaliyetlerini de etkilemiştir. Sivil mimaride apartman ve toplu konutların yanı sıra nitelikli konutlar da inşa edilmiştir. Savaşlar, doğal afetler ve koruma bilincinin yerleşmemiş olması çok sayıda geleneksel evin harap olmasına sebep olmuştur. Günümüze ulaşabilen örnekler geçmişin konutları hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlaması açısından önem taşımaktadır. Savaşlar sonrası gerçekleşen göçlerin etkisiyle ortaya çıkan kültür etkileşimleri de konut mimarisini etkilemiştir. Akhisar'da günümüze gelebilmiş tarihi evlerde hem Türk hem de Rum konut mimarisi özellikleri görülmektedir. Genel olarak yapımı 19. yüzyılın son yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısı olarak tarihlenebilen bu konutların tek, bodrum + tek, iki ya da bodrum + iki katlı örnekleri mevcuttur. İncelenen konutlardan iki tanesi gönyeli kapalı çıkmalıdır. Dış sofalı istisna örneklerin dışında birçoğu plan tipi açısından iç sofalı özelliktedir. Girişleri genellikle sokaktan sağlanmaktadır. Özgün örnekler dışındaki konutlar mimari özellikleri bakımından benzerlik gösterirler. Bunların genellikle derin giriş nişlerine sahip olan cepheleri simetrik ve asimetrik olabilmektedir. İki katlı evlerin bir kısmı balkonludur. Sayıları az olmakla birlikte cumbalı türde olan konutlar vardır. Tüm özellikleriyle Akhisar evleri; kentin coğrafi koşullarının, tarihinin, kültür etkileşimleri ve çağın etkilerinin maddi kültüre olan yansımasını anlatırlar. Tarihe tanıklık eden bu konutları korumaya yönelik çalışmaların hız kazanması birçok açıdan önemlidir. Anahtar Kelimeler: Akhisar Evleri, Geleneksel Ev, Akhisar, Manisa.

EvlerKonut mimarisiManisa-Akhisar+4
Melike Zeybek Tonga
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Smyrna'da konut mimarisi ve gelişimi

Günümüzde İzmir'in Bayraklı ilçesinde yer alan Eski Smyrna antik kenti Tunç Çağı'ndan Klasik dönem sonuna kadar yerleşim gören bir kenttir. Eski Smyrna'nın Konut Mimarisi ve Gelişimi adlı çalışma da, Eski Smyrna'nın Tunç Çağından Klasik dönem sonuna kadar geçen süreç içerisinde konut mimarisinin gelişimi ve Ege Dünyasındaki antik kentler ile plan, yapı tekniği ve fonksiyon açısından karşılaştırmalar yapılarak konutlar incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Eski Smyrna'nın Tunç Çağı'ndan Klasik dönem sonuna kadar konut mimarisine ışık tutabilmek ve Ege Dünyası içerisindeki yeri ve diğer antik kentler ile karşılaştırmasını yapabilmektir. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışma Eski Smyrna Konut Mimarisi ile ilgili yapılan kazı çalışmaları ile bilimsel yayınlar ve güncel veriler neticesinde yeni ortaya çıkarılan öneri ve görüşleri tarafsız bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kentin konut mimarisi incelendiğinde Oval Ev ve Çifte Megaron gibi döneme öncelik yapmış örneklerin mevcut olmasının dışında genel hatlarıyla tüm dönemler incelendiğinde dönemlerin genel özellikleri ve diğer antik kentlerin mimarisi ile uyum göstermektedir. Deniz Kavimleri göçü ile birlikte Ege Havzasının iki yakası arasında kültürel etkileşim kaçınılmaz olmuştur. Bu durumun sivil mimariye de yansıdığını net bir şekilde görmekteyiz. Eski Smyrna kent planına bakıldığında Hippodamik bir kent planı görülmemektedir fakat Kuzey-güney doğrultulu bir Ana Cadde ve o caddeye dik gelen sokaklar sistemi olduğunu net bir şekilde görmekteyiz bununla birlikte konutlarında belli bir sistemde parsellere ayrılarak inşa edildiği düşünülmektedir

A Mediterranean SocietyArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+5
Gamze Akuzman
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Türk mimarisinde bezeme unsuru olarak seramik kullanımı

"Anadolu Türk Mimarisi'nde Bezeme Unsuru Olarak Seramik Kullanımı" adlı Yüksek Lisans tezimiz; Anadolu yarımadasında yer alan yapılarda bezeme unsuru olarak kullanılan seramik kullanımını incelemiştir. Anadolu'da 36 mimari yapıda seramik bezeme kullanımı tespit edilmiştir. Bu araştırma Selçuklu döneminden başlayarak, Geç Osmanlı dönemine kadar ki süreci ele almıştır. Bu tarihsel süreç içerisinde mimari yapılarda yer alan seramikler ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Seramikler katalog bölümünde sıralı bir şekilde ayrıntılı olarak incelenmiştir. Yapılarda bulunan seramikler çeşitli dönemlere göre ayrılmıştır. Dönemlerde farklı teknikte birçok seramik tespiti yapılmıştır. Bu seramikler tabak ve kase türünde yerli ve ithal seramik ürünlerdir. Seramikler çalışma esnasında kırmızı ve beyaz hamurlu olarak iki gruba ayrılmış şekilde incelenmiştir. Bu seramikler tür, hamur, astar, sır, teknik ve bezeme motifi özellikleri dikkate alınarak ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir.

Mimari yapıSeramik malzemeleriSeramikler+2
Oktay Orhanlı
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alexandria'daki (İskenderiye) buluntular ışığında İ.Ö. 3. yüzyılda Mısır sanatında görülen kültür etkileşimleri

M.Ö. 331 yılında Büyük İskender tarafından kurulan Alexandria, Hellenistik Dönem'in Doğu Akdeniz'deki en önemli liman kentlerinden biri haline gelmiştir. Yeni kurulan kent, aldığı göçler ve gelişmiş ticaret ağları ile başta Mısır ve Yunan olmak üzere farklı birçok kültürün bir araya gelmesini ve yeni bir kültür yapısının oluşmasını sağlamıştır. Kültür başkenti Alexandria'nın kuruluşundan itibaren M.Ö.3.yüzyıl boyunca yoğun bir şekilde yeni bir toplum ve kültür inşa edilmiştir. Bu yapı ise kendisini en çok sanat alanında ifade edebilmiş ve özellikleri sanat eserleri üzerinde gözlemlenebilmiştir. Alexandria'da yapılan kazılar sonucu ele geçen ve M.Ö.3.yüzyıla tarihlenen buluntuların birçoğu Alexandria üretimi olmakla birlikte ithal edilen örnekler de vardır. Bu buluntular; mimari, plastik, seramik, metal, cam ve mozaik eserler olmak üzere ayrı ayrı ele alınmıştır. Mısır ve Yunan tarzının birleşmesiyle oluşan Alexandrialı Stil, toplumun tarihi, siyasi ve sosyo-kültürel yapısı göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alexandria, Büyük İskender, Ptolemaios Hanedanlığı, Sanat Eserleri, Kültür Etkileşimi, Alexandrialı Stil.

Büyük İskenderCam sanatıKültürel etki+7
Rüya Tulumbacı
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çallı kuşağı resminde mimarinin kullanımı

ÖZET Çallı Kuşağı sanatçıları çalışmalarında, çeşitli mimari yapı ve öğeleri bazen resimlerinin ana konusu olarak bazen de konuyu güçlendirici, destekleyici bir unsur olarak sıklıkla kullanmışlardır. Yurt içi ve yurt dışında resmettikleri eserleri incelendiğinde; neredeyse aynı yer ve aynı açıdan birden fazla defa aynı mimari yapı ve ya öğeyi çalıştıkları görülmektedir. Türk Resim Sanatı'nda 1914 Kuşağı, Çallı Kuşağı, Meşrutiyet Kuşağı, Türk İzlenimcileri – Türk Empresyonistleri gibi isimlerle anılan Kuşak ressamlarının sanatsal çizgilerinde tek bir akımın etkisi görülmemekle birlikte ortak bir üsluptan bahsetmek de zordur. Eserlerinde, Akademizm'in çizgi, perspektif ve konturlarına, Oryantalizm'in İslam mimarisi ve geleneksel giysili figürler içeren görünümlerine, Gerçekçilik akımının nesneleri idealize etmeden tüm aksak, kırık, dökük yönleriyle aktaran toplumsal gerçekçi duruşuna, Barbizon Okulu ve İzlenimciliğin doğadan çalışma prensibine, Romantizmin insani duyguları ön plana çıkaran anlatımına, İdealizmin hayal ürünü, fantastik motiflerine, Simgeciliğin, soyut anlatım diline, Fovizm'in nesneden bağımsız, konturları belirgin, canlı renklerine, Dışavurumculuğun çarpıtma ve abartı içeren resim diline, Geç-İzlenimci Cezanne'ın kare, silindir gibi geometrik formlara ayrılmış, yoğun renklerine rastlamak mümkündür. Çallı Kuşağı ressamlarının mimari konulu eserleri incelendiğinde, Paris eğitimleri sırasında ya da yurtdışı seyahatlerinde gezip gördükleri sergi ve müzelerde etkilendikleri Avrupalı sanatçıların resimleriyle konu seçimi, kompozisyon ve üslup anlamında oldukça benzer hatta bazen aynı denilebilecek yakınlıkta oldukları görülmektedir. Bu eserlerde, Avrupalı ressamların çalışmalarında görülen, göge uzanan kulelerin yerini minarelerin, kiliselerin yerini camilerin, botların yerini ise kayıkların aldığı görülmektedir. Bu durum, Kuşak ressamlarının eğitim gördükleri Paris Güzel Sanatlar Akademisi ve Julien Akademisi'nin öğretisinin temelinde yer alan Neo-Klasik ressam Ingres'nin sanatsal yönlendirmesi kapsamında değerlendirilebilir.

MeşrutiyetMimariMimari yapı+7
Cemre Aslan Özdemir
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Beyliği dışında Batı Anadolu Beyliklerinde mimari süsleme

Yüzyıllar boyunda birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Batı Anadolu, tarihi ve kültürel açıdan büyük bir öneme sahiptir. Kültürlerin harmanlandığı bu bölgede, zengin sanat ve mimari eserler ortaya konmuştur. Bu topraklarda hüküm sürmüş olan Batı Anadolu Beylikleri, mimari ve süslemede yeniliklerin denendiği dönem olmuştur. Bu yenilikler gerçekleştirilirken eski geleneklere de bağlı kalınmış ve mimari eserlere yansıtılmıştır. Osmanlı Beyliği, yeniliklerin en çok denendiği beylik olmuş, bu yenilikler Klasik Osmanlı Mimarisinin oluşumuna da öncülük etmiştir. Ancak Osmanlı Beyliği, yoğun yapı grubunun çıkması ve yüksek lisans tez kapsamını aşması nedeniyle konumuz dışında tutulmuştur. Batı Anadolu Bölgesinde yer alan Menteşe, Saruhan, Germiyan ve Aydınoğulları Beyliği'ndeki süslemeli yapılar içerisinde, hem dini hem de sosyal amaçlı örnekler görülür. Anadolu beyleri bu dönemde, bir çok eser inşa ettirmişlerdir. Bu yapılarda taş, tuğla, çini, ahşap ve alçı süslemeler bulunmaktadır. Süslemelerin özellikle Beylerin kendisi için yaptırdığı yapılarda toplandığı dikkati çeker. Balat İlyas Bey Cami, Manisa Ulu Cami, Birgi Ulu Cami ve Selçuk İsa Bey Cami bunlara örnektir. Sanat Tarihi açısından da ayrı bir öneme sahip olan bu yapılar, mimari ve süsleme açısından yenilikleri beraberinde getirmiştir. İncelenen diğer yapıların, bu örneklere oranla daha sade bir süslemeye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan araştırmalar ve elde edilen veriler, bize Batı Anadolu Beylikleri'nde taş, tuğla, çini ve ahşap süslemenin yoğun olarak kullanıldığını gösterir. Batı Anadolu Beylikler Mimarisi'nde karşılaştığımız bu süslemelerde, Anadolu Selçuklu Dönemi'nin etkisi açıkça kendini hissettirmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapı, Süsleme, Mimari, Osmanlı, Batı Anadolu Beylikleri.

Batı AnadoluBeyliklerBeylikler Dönemi+4
Onurhan Bozkurt
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Mimarlık ve strüktür

Çalışma dijital araçların mimarlığın/mimarların, strüktür/inşaat mühendisi ile olan ilişkisinde bir değişim/dönüşüm/farklılaşma getirip getirmediği sorusunun araştırılması ile ilgilidir. Bu soru dijtal teknolojilerin, tasarım sürecinin başından inşanın sonuna aynı araçların kullanımını mümkün hale getirerek önerdiği kesintisiz süreç nedeni ile tektonikler bağlamında daha önce mümkün olmayan bir potansiyeli açığa çıkarttığı öngörüsü etrafında şekillenir. Çalışmanın birbirine paralel olarak giden iki araştırma güzergahı zaman zaman birbirlerini dönüşerek asıl sorunun cevaplanması için çalışırlar. Birinci güzergah tasarlanarak inşa edileni, tasarım araçlarının kullanımı, temsil-tasarım ilişkisi, tasarımın amaçsallığı ve müelliflik gibi başlıklar ile ele alarak teknoloji kullanımının tasarlanarak inşa edilen üzerine etkilerini ortaya koymaya çalışır. İkinci güzergah ise bu yakından bakılan tasarım ve inşa sürecinde mimar-inşaat mühendisi ilişkisini ve bu ilişkinin sürece etkilerini ortaya koymaya çalışır. Birinci güzergah yapıların tasarım ve inşa süreçlerine dair veri ile ikinci güzergah işbirliklerinin doğasına dair veri ile ilgilenir. Ana soru dijital araçların dönüştürücü etkisi üzerinden kurulsa da dijital dönüşüm tarihsel süreçte mimarlık strüktürel kurgu ilişkisinin belirleyicisi olan teknolojik dönüşümün bir devamı, güncel karşılığı olarak ele alınır. Bu anlamda çalışmanın tartışması dijital teknolojilerdeki gelişmenin kendisine yoğunlaşmaz. Mimarın strüktürel kurgu ile olan ilişkisi tartışmanın merkezinde yer aldığından teknolojik dönüşüm sürece etkileri bağlamında ele alınır. Bu araştırmanın nesnesi tasarlanarak inşa edilendir. Yeni teknolojik ortamın temel karakteristiği olarak görünmezlik ve görünmezliğin serbest piyasa ekonomisinin çıkarlarıyla paralel gitmesi, görünür olanın /strüktürünün önemsizleşmesi sonucunu doğurur. Mimarlık alanında tasarlanarak inşa edilen önemsizleşmektedir. Tasarlanarak inşa edilenin kendisi ve ortaya çıkış sürecinin araştırma öznesi haline getirilmesi bu nedenledir. 'İnşa edilen', 'inşa eden-ler'i baş aktör yapar. Burada çoğu zaman işveren ya da ihtiyaç ile başlayan sürecin tasarım ve inşa aşamalarında, mimar ve inşaat mühendisi hala en önemli aktörler olarak görünmektedir. Bu aktörlerin ve gün geçtikçe artan sayıda yardımcı aktörün tasarım ve inşa sürecindeki ilişkileri inşa edileni ortaya çıkarır. İnşa edilene yakından bakarken inşa edenleri de bir tür gösterge olarak ele almak bu nedenle anlamlı görünmüştür. Strüktürün dinamik doğasının statikleşerek, bir araya getirişin (strüktürün) bir araya getirilene (yapı) referans verir şekilde çoğu zaman ise sadece taşıyıcı sisteme indirgenerek kullanılmasının yarattığı anlam kayıpları tezin ilgi alanını ile örtüşür. Bu nedenle strüktür kavramının kullanılışı metnin anlaşılması için kritik önemdedir. Eduard Sekler'in strüktür, yapı ve tektonik tanımları ile metnin içindeki kullanımları örtüşür. Strüktür metinde construction/yapı ile structure/strüktür arası ayrışma belirgin şekilde kullanılır. Strüktür daha genel ve soyut bir sistem ya da organizasyon olarak kavramsallaştırırken, yapıyı ise bu sistem ya da organizasyonun inşa edilen hali olarak tanımlanır. Yapı daha statik (ama yaşlanmaya açık) iken strüktür dinamik (kuvvetler ya da malzemeden uzak olmayan) biraraya getirişin kendisidir. Metinde tektonik strüktürel konseptin yapı/construction olarak uygulama imkanı bulduğunda bizi etkileyen görsel sonucun anlamsal nitelikleri olarak kullanılır. Tektonik, strüktürel konseptin inşa edilmiş hali olan yapı ile alakalı olduğu gibi, strüktürel prensibin kendisi, malzemelerin doğası ve bu birleşimden kaynaklananı deneyimleyen özneyi de işin içine sokar. Strüktürel kurgu tasarlanabilir iken tektonik ise tam olarak tasarlanamaz. Çalışma yöntemi olarak örneklerin analizi seçilmesi nedeni ile örneklerin tasarım süreçleri, tasarım sürecinde inşaat mühendisi ve mimar ilişkisi, müelliflik, tasarım kararlarının inşa edilene dönüşümünde kullanılan araçlar, temsilin strüktürel kurgu ile ilişkisi, programın strüktürel kurguya dönüşümü gibi bir çok başlık ile tasarlanarak inşa edilen ele alınır. Metnin girişinde soru-nun tanımı yapıldıktan, kavramsal çerçeve ve amaçlar açıklanmaya çalışılmış, karşılaşılan zorluklar ve güncel bağlamdaki tartışmalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde mimar mühendis ayrımının oluştuğu kabul edilen 18. yüzyıldan günümüze tarihsel örnekler ve metinler eşliğinde konu ele alınır. Bu bölümün amacı strüktür/taşıyıcı sistem/inşaat mühendisi ve mimar/mimarlık olarak oluşan ayrışmanın ve teknolojik dönüşümlerin tasarlanarak inşa edilene etkilerini tarihsel bir perspektifte ortaya koymak ve ana tartışmaya zemin hazırlamaktır. İkili aks burada da ana soruyu araştırmak için çalışır. Tasarlanarak inşa edilenin malzeme teknolojisindeki değişikliklerin belirleyici etkisi ile dönüşümü, demir/çelik ve ardından betonarmenin getirdiği tektonik dönüşüm bölümün kronolojik bölümlenmesini oluşturur. Dijital araçların kullanılmaya başlanmasından önce inşa edilen üç yapıya önem verilerek dijital öncesi strüktür/mimarlık ve mimar/inşaat mühendisi ilişkisi ortaya konmaya çalışılır. Ardından dijital teknolojilerin strüktürel kurgu ve tektonikler bağlamında getirdiği yenilikler kısaca özetlenir. Bölümün sonunda üçüncü bölümde incelenen ve ana tartışmanın öznesi olan yapıların seçim kriterleri açıklanır. Üçüncü bölüm güncel karşılaşmalar olarak seçilen beş yapı üzerinden ana tartışmanın yürütüldüğü bölümdür. Dijital teknolojilerinin kullanımının simge yapısı olduğu düşünülen Guggenheim Bilbao Müzesi başlangıç kabul edilerek dijital kullanımının erken dönemi olarak kabul edilebilecek zaman aralığında yapılmış ve kamu kullanımı amaçlanarak inşa edilmiş projeler seçilmiştir. Kamu kullanımı, kamu kaynakları ile yapılma, yarışma ile seçilme tasarım ve inşaya dair kararların bireysel işverenlerin kişisel yargıları ile ilişkilenmemesi için önemsenmiştir. Yapıların yalnızca dijital teknolojilerin tasarlama ve inşa edilme potansiyelleri ile inşası mümkün hale gelmiş olması bir başka seçilme kriteridir. Mimarlık eleştirisinin görece kısa zaman önce yapılmış yapılara ilgi göstermiş olması yapıların, mimarların ya da mühendislerinin yaklaşımları ile tartışılmış olmaları ana tartışmayı yürütebilmek adına önemsenmiştir. Yapılar ikili araştırma aksına uygun olarak bir yandan tasarım ve inşa süreçleri, süreçte teknoloji kullanımı, temsil-inşa edilen ilişkisi, müelliflik gibi başlıklar ile ele anılırken bir diğer yandan mimar inşaat mühendisinin tasarım ve inşa sürecindeki pozisyonları ve süreç sonrası temsil ele alınır. Burada bu ikili aks boyunca dijital araçların tasarlanarak inşa edileni ne ölçüde değiştirdiği ve yapı, strüktür ve tektonikler bağlamında dijitalin kolaylaştırıcı etkisinin ne ölçüde başarıldığı ortaya konmak istenmektedir. Dördüncü bölüm ana tartışmanın yürütüldüğü beş yapı hakkında ayrı ayrı yapılan incelemelerden çıkan sonuçların formun modifikasyon ile ilişkisi temsil, programın forma dönüşümü, kamusal alanın dönüşümü, tasarım ve inşa sürecinde mimar-inşaat mühendisi ile müelliflik başlıkları altında birleştirilerek değerlendirildiği bölümdür. Başlıklar örnekler üzerinde yapılan çalışmaların ortaya koyduğu benzerlikler ile ortaya çıkmış, dijital araçların strüktürel kurgunun oluşumu ile ilişkili olarak ortaya çıkarttığı dönüşümlerin bu başlıklar altında özetlenebileceği düşünülmüştür. Sonuç bölüm ise çalışmanın amacının, elde edilen yeni fikirlerin, olası çalışma alanlarının açıklandığı ve tartışmanın burada ele alınmayan yönleri ile ilgili çeşitli yorumların yapıldığı, bölümdür. Bu tez hem uzun süredir yazanın kişisel gündeminde, entelektüel arayışında önemli olduğu için hem de mimarlığın farklı zamanlar ve araçlarla gündemde tutmaya çalışacağı bir soru olması gerektiği için "niteliğin nasıl üretildiği" problemi üzerine bir araştırma olmaya çalışır. Mesleğin geçirdiği dönüşümün, dönüşümün açığa çıkarttığı potansiyelin izini sürerken mimarlık alanında (birleştirilerek okunmaktan kaçılan) mimarlık ve strüktürün amaçsal ortaklıklarının tektonik tutarlılık olarak tanımlanan bir tür nitelik ortaya koymaya çalıştığını göstermeye çalışır.

Bilgisayar destekli tasarımMimari tasarımMimari yapı+2
Tomris Akın Paşaoğlu
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Patara antik kentinin etnomimari açıdan incelenmesi

Arkeolojik yerleşimlerde insanın geçmişte ürettiği maddi kültürünün büyük bir parçasını oluşturan mimari yapılar, genellikle onu inşa eden ve kullanan toplumla ilişkilendirilmeden belgelenmektedir. İnsanın biyolojik ve kültürel evriminin tüm yönleriyle anlaşılmasında, insan ve insanın ürettiği maddi kültür verilerinin aynı bağlamda değerlendirilerek yapılacak disiplinler arası çalışmalara ve yeni yaklaşımlara duyulan ihtiyaç bu çalışmanın itici gücünü oluşturmuştur. Bu tez çalışmasında, Patara antik kentinin Roma Dönemi'ne tarihlendirilen mimari yapıları ve toplumuna ilişkin mimarlık, arkeoloji ve antropoloji disiplinlerinden elde edilen veriler etnomimari açıdan incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, mimari yapılar ile toplum arasındaki ilişkileri anlamak ve bu bağlamda yapılacak çalışmalar için metodolojik bir temel oluşturmaktır. Çalışmanın mimari materyalini, Patara'da Roma Dönemi anıtsal kamu yapılarından Tiyatro, Meclis Binası, Liman ve Nero hamamları; antropolojik materyalini, 2010-2011 Patara kazı sezonunda ele geçen 155 bireye ait insan iskeletinin paleoantropolojik analiziyle elde edilen demografik ve morfolojik veriler oluşturmuştur. Yapıların yaklaşık kapasiteleri hesaplanmış; ideal kent nüfusu ve dönemler arasındaki nüfus değişimleri değerlendirilmiştir. Devamında, yapıların ergonomik analizleri yapılmış ve yapılar ilgili dönemdeki Patara toplumunun antropometrik ölçüleriyle ilişkisi, fonksiyonellik, yönlendirme, ışık, manzara, iklimsel şartlardan korunma, üst örtünün varlığı ve akustik yönlerinden değerlendirilmiştir. Son olarak, yapıların kamusal yaşamdaki önemi irdelenmiş, toplumsal ve sosyal organizasyonlarına yönelik düzenlemeleri araştırılmıştır. Yapıların hesaplanan yaklaşık kapasiteleri doğrultusunda yapılan kent nüfus tahminleri, MS 2. yüzyıl için en güvenilir olmakla birlikte, ideal kent nüfusunun 10000 - 25000 arasında olabileceğine işaret etmiştir. Tiyatro ve Meclis Binası cavealarının, ilgili dönemdeki Patara toplumunun antropometrik ölçüleri ve standartlarla uyumlu olmadığı saptanmıştır. Bu yapılarda aynı zamanda; girişlerin ölçüleri, fonksiyonellik, yönlendirme, ışık, iklimsel şartlardan korunma ve akustik açılardan hem ergonomik hem de ergonomik olmayan düzenlemeler tespit edilmiştir. Cavea oturma sıralarının ve klimakeslerin antropometrik ölçülerle uyumsuz ve konforsuz yapılmasının nedeninin; optik, akustik ve maliyet gibi unsurlara bağlanabileceği değerlendirilmiştir. Tasarımda bu unsurların konforunun, bireyin antropometrik ölçüleriyle ilgili konforundan öne geçebildiği; Roma Dönemi'nin mimari ilkeleri doğrultusunda düzenlenen kamu yapılarında, toplumdaki bireylerin öneminin geri planda tutulabildiği değerlendirilmiştir. Liman ve Nero hamamlarının toplumun antropometrik ölçüleri ve standartlarla büyük ölçüde uyumlu olduğu; bu yapıların fonksiyonellik, yönlendirme, ışık ve ısınma açılarından birbirleri arasında farklar olmakla birlikte yine büyük ölçüde ergonomik olduğu saptanmıştır. Sosyal ve yönetsel önemlerinin yanı sıra toplum için kült değeri de olan Tiyatro ve Meclis Binası'ndaki bazı düzenlemelerin; Roma Dönemi'nde toplumda görülen sınıfsal farklılıkların yansıması olarak ayrıcalıklı kesimin konforu için yapılmış olabileceği değerlendirilmiştir. Temizlenme işlevinin yanı sıra sosyal buluşma ortamı da sağlayan hamamlarda ise, sosyal statüye ve cinsiyete ilişkin farklı düzenlemelere rastlanmamıştır.

Antik şehirlerAntropometriErgonomi+6
Petek Ceyhan Ergül
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The visibility of late-ottoman rulers: The ideological transition of urban representation in southern Arab provinces

This study questions how the power shift in the Late Ottoman Period effected the representation of rulership in the cityscape, via architectural, urban and infrastructural interventions in the Southern Arab Provinces, namely Palestine and Syria in the case of this study. The main focus will be the modernization processes of the Ottoman state observed in late nineteenth and early twentieth-century urban developments. These developments were aimed to improve the Ottoman State's connection with the periphery. This focus will be expanded in this study via the examination of the differences between the approaches of the Hamidian era and that of the Committee of Union and Progress. The methodology of spatial interventions structured on the representation of hegemony and the revanchism between shifting powers will be also inspected. It is crucial to mention before and after conditions and status of the provinces, in order to reflect on the progressive urban politics during the turn of the century. Possible alterations will be questioned via significant structural examples such as clock towers, monuments which implied celebrations and major infrastructural projects of the time. A methodological examination will be applied on how those examples were treated by the former and challenged by the latter powers that occupied the Ottoman rulership and the Ottoman urban space. The questions through the study will be instrumentalized in order to enlighten how the power shift affected the centralization politics and how it shaped southern provinces of the Ottoman Empire in late nineteenth and early twentieth century.

Arabian countriesVisibilityUrban structure+7
Onur Atay
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Türk mimarisi'nde 12-14. yüzyıllar arasına tarihlenen cami, medrese, şifahane, bimarhane ve türbe yapılarındaki taş üzerine yapılmış insan figürlü bezemeleri

Anadolu'da 12-14. yilzyl1lara tarihlenen eami, medrese, §ifahane, bimarhane ve tiirbe yapllannda ta§ iizerine i§lenmi§ insan figiirlerini konu alan ara§tlnnamda, insan figiirlii bezemelerin sembolik anIamlanrun degerlendirilmesinde yardlmel olaeak ve ip ueu saglayaeak bu yapllara ili§kin bilgiler detayh bir §ekilde ineelenerek figiirlerin yapllardaki yerleri, bulunduklan yonler, yapJlann bani, mimar ve sanat<;,l1an ile kitabeleri oneelikle ara§tmlml§tlr. Donemin dii§linee yaplsl ile sosyal ve kiiltiirel 6zelliklerini yansldljp insan figiirlii bezemeleri bulunan mimari yapllann i§levleri dikkate almdljpnda benzer yapllarda yer alan figiirlerin benzer anlamlara sahip olduklan g6riilmii§tiir. YapJlann bani hayatlan ve kitabeleri goz online ahndlgmda bazl insan figiirlerinin gizli sembolik anIamlanmn bulundugu anla§llmalctadlr. Figiirlerin bazl1an bi<;,imsel 6zellikleriyle birbirlerinin benzeri gibi g6riinseler de, bu figiirlerin onemli bazl 6zellikleriyle birbirinden aynldlldan goriilmelctedir. Sematilc i§lenmi§ insan tasvirlerinden bazl1anmn belli bir an]atlm diline sahip olmadlklan, ya]mzea biiyiisel bir ama<;,la yapJldlklan, bazllarmm aym yaplda beraber iii bulunduklan diger figlirlere gore sembolize ettikleri anlamlann ikinci derecede onem ta;adIkIan, bazuanrnnsa gizli anlamlar ta;adlkIan goriiIm~tGr. Tez kapsammda ele ahnarak incelenen insan tasvirlerinin bazllannda evren tasavvurunun onemli bir yer tuttugu anl~llml~t1r. insan figiirlii bazl kompozisyonlar, bu donemde biiyiik oI<;iide Orta Asya'dan Anadolu'ya t~man evren tasavvuru Be islam oncesi devirlerden gelen diger inam~larm yam slra islam inanCl ve kiiItiiriiniin, Tiirklerin Anadolu'ya uzanan uzun yolculuklarmda ge<;tikIeri b5lgelerin kiiItiirleriyle koklii kiiItGrlerinin birlikte bir potada eritilmesi sonucunda i<;inde diger kiiltiirlerin etkilerinin se<;ilebildigi ozgiin bir sirnge dilinin olu~tugunu gosterirler. OzeIIikle Nigde Hiidavend Hatun Tiirbesi 'nin insan figiirlii kompozisyonlan TiirkIerin, yaplrnn in~a edildigi tarihe kadar sahip oIdukIan sosyaI ve kiiItGreI ortam Be man<; diinyalanmn bir ozetini sunarlar.

AnadoluAnadolu mimarisiMimari süslemeler+6
Aslı Yalçınkaya
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Dağlık Frigya Bölgesi Bizans Dönemi kaya mimarisi

Tez çalışmasının konusunu, Dağlık Frigya Bölgesi'nde, Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar şehirleri çevresinde bulunan, tüf tipi kayalıkların oyulması ile oluşturulmuş Bizans Dönemi kiliselerinin plan tipleri, işlevleri ve dekoratif özellikleri ile tanımlanıp tanıtılmaları, Sanat Tarihi açısından değerlendirilmeleri oluşturmaktadır. Bölgeye ismini veren Frigler özellikle "Dağlık Frigya" olarak adlandırılan bölgede kayaya tapınaklar, sunaklar, mezar odaları oymuşlardır. Kaya oyma geleneği bölgede Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiştir. Özellikle Bizans Dönemi'nde gündelik hayatın her türlü ihtiyacını karşılayan kaya mimarisi örnekleri ile karşılaşılır; bunların başında ise kaya kiliseleri gelir. Dağlık Frigya Bölgesi'nin kaya kiliseleri, Bizans kilise mimarisinin başlıca bütün tiplerini içermektedir: Başta tek nefli olmak üzere, iki nefli, üç nefli (bazilikal), haç planlı, kapalı Yunan haçı planlı kiliseler inşa edilmiştir. Kiliselerin duvarlarında kazıma ve boyama ile yapılmış çeşitli motifler, figürler ve yazıtlar da görülmektedir. Bu araştırmada, bölgedeki kaya kiliselerinin saptanması ve üzerlerinde belgeleme çalışmalarının yapılarak plan tiplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Saptanan ve sınıflandırılan kiliselerin özellikle Anadolu'daki benzerleriyle karşılaştırılmasıyla, Bizans mimarisi içindeki konumunun ve benzerleriyle olan etkileşimlerinin de ortaya konulmasına çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Kilise, Frigya, Bizans.

Bizans DönemiFrigyaKaya kiliseleri+6
Seçkin Evcim
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
10
Master'sOpen AccessTR

İç Anadolu hanlarından tarihî Çorum Veli Paşa Hanı

Anadolu, tarih boyunca kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış, hareketli bir coğrafyadır. Bunun temelinde Anadolu'nun jeopolitik konumu ve dolayısıyla sahip olduğu ticaret yolları bulunmaktadır. Ticaret yolları, sosyal ve kültürel hayatı yakından etkilerken ticaret hayatı da bu durumdan birinci derecede etkilenen olgulardandır. Ticaret hayatını canlandırmak, kolaylaştırmak ve güvenlik gibi sebeplerle kurulan hanlar bu durumun en belirgin sonucudur. Liman kentlerinde ve ticaret faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerde inşa edilmiş olan tarihî Kızılören Hanı (Konya-Beyşehir Kara yolu üzeri, 1206), Karatay Hanı (Kayseri-Sivas Kara yolu üzerinde, 1240) ve Behram Paşa Hanı (Sivas, 1576) gibi hanlar İpek yolu üzerinde bulunan Sivas, Kayseri ve Konya gibi şehirlerde yapılanmıştır. Sadece ticaret değil mal hazırlama, kervanların ve yolcuların güvenliği, konaklama gibi işlevleri olan hanlardan günümüze kadar varlığını devam ettirenler bulunmaktadır. Birçoğu tarihî eser niteliği taşıyan Anadolu'daki hanlar arasında Karatay Hanı gibi hâlen lokanta ya da iş hanı olarak kullanılanlar mevcuttur. Behram Paşa Hanı ve Kızılören Hanı gibi bazı hanlar ise sadece tarihi yansıtan bir eser olarak ziyaretçilere açılmaktadır. Çalışma, bu hanlar arasında çok da adı geçmeyen ve zaman içerisinde tarihî niteliğini dahi kaybetme derecesine gelen Çorum Veli Paşa Hanı'nın geçmişini, geçirdiği bozulmaları ve dolayısıyla onarımları incelemek aynı zamanda inşa edildiği 1800'lü yılların başından günümüze kadarki mimari durumuyla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapma amacı gütmektedir. Bu çalışma dâhilinde Çorum Veli Paşa Hanı'nın İç Anadolu'da bulunan tarihî hanlar içindeki yerini karşılaştırmak mümkündür. Çorum Veli Paşa Hanı'yla ilgili doğru bilgi veren kaynaklara ulaşmak, hanın geçirdiği yangınlar ve bozulmalar dolayısıyla zordur. Lakin mevcut vakfiyelerde geç dönem Osmanlı şehir içi hanlarından olduğu bilgisine ulaşılabilir. Yapının mimarisi incelendiğinde plan ve mimari açıdan 19. yy. özelliklerini yansıttığı söylenebilir. Çalışma süresince eserde 2019 Eylül, 2020 Mart, 2021 Ekim ve Kasım ayları ile son olarak 2022 Nisan ayı içinde incelemeler yapılmış, bu handa mimari incelemeler yapan ve Veli Paşa Hanı'nda onarım çalışmalarını tamamlayan Çorum Belediyesi çalışanları ile görüşmeler gerçekleştirilerek han hakkında bilgi alınmıştır. Yapılan çalışmalar dâhilinde Çorum Veli Paşa Hanı'nın özgün, tarihî bir yapı özelliği taşıdığının yakın zamanda anlaşılmaya başlandığı kanısına ulaşılmıştır.

HanlarMimari yapıMimari ögeler+5
Sevdanur Ahıskalı
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Zorunlu eğitim sürecinde ilköğretim mimari yapılarının eğitim anlayışlarına etkisi

Bu çalışma 16.yy. sonrası zorunlu eğitim döneminde mimari yapının eğitim anlayışları üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Rönesans boyunca Avrupa birçok konuda yeni oluşmaya başlayan toplumsal düzeni konuşma fırsatı buldu. Bu konuşmalardaki konulardan biri de eğitimdi. Rönesans ile başlayan tartışmalar eğitimin halkın geneline yayılması düşüncesini yaygınlaştırdı. 18. yüzyıla gelindiğinde ise aklın insanların hayatlarını belirleyen en önemli unsur olarak görülmeye başlandığı Aydınlanma Çağı başlar. Bu dönemde eğitim Aydınlanma düşüncesine göre gelişir. Türkiye için zorunlu eğitim Osmanlı'nın son dönemlerine doğru başlamıştı. Daha sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti döneminde de eğitimin toplumun tamamına yayılması çalışmaları devam etmiştir. Modern cumhuriyetin mimari anlayışı sade ve süssüz binalardı. Bu binaların ilk uygulandığı yapılar okul, hastane gibi kamu binalarıydı. Binaları inşa ederken binalara ait hiçbir ayrıntı gözden kaçmaz. Mobilyaların düzenlenişine kadar disiplin etkilidir. Sistemli bir mekân anlayışının okullar için oluştuğu aşamalar gerçekleşmeye başlar. Sistemli bir anlayışla düzenlenen mekânlar, ilkokullar için önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Yapılan teorik araştırmalar ve arkasından yapılan görüşmeler bu araştırmaya dair bazı sonuçlara ulaşmamı sağladı. Mimari yapı-beden ilişkisi bağlamında, tarihi binalarda eğitim öğretim yapan okulların bazı fiziksel yetersizliklerine rağmen tarihi bilinç kazandırma ve estetik zevk oluşturma anlamında son dönem yapılan binalardan daha başarılı olduğu sonucuna ulaştım. Mimari yapı- toplum ilişkileri bağlamında ise kimi zaman okulların bulunduğu çevre ile etkileşim halinde olup farklı bir toplumsal eğitim alanı oluşturduğunu gözlemledim. Mimari yapı- toplum ilişkileri bağlamında mahalle içindeki eğitim alanlarının önemli olabileceği görüşmecilerin çoğu tarafından belirtildi. Yaşam alanlarının çocuklar için hem öğrenme alanları olduğu, hem de ailelerine kolayca ulaşmalarından kaynaklı güven duygusunu artırıcı alanlar olduğu tespit edildi. Anahtar Kelime: Zorunlu Eğitim, Disipliner Anlayış, Osmanlı Devleti, Toplumsal Süreçler, prototip okullar, panopticon.

Mimari yapıMimari özelliklerOkul binaları+3
Gülçin Özbey
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kerküşti Höyük Halaf Dönemi mimarisi ve çanak çömleği

Kerküşti Höyük, Mardin ili, Derik ilçesi sınırları içinde Şanlıurfa/Viranşehir ? Nusaybin karayolunun kuzeyinde yer alır. Yerleşmede 1981 yılında ilk kurtarma kazıları yapılmış, ikinci dönem kazılar ise 2005 -06`da, Şanlıurfa/Viranşehir ? Nusaybin karayolunun genişletilmesinin gündeme gelmesi üzerine, Mardin Müzesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Universitesi, Arkeoloji Bölümü'nün ortaklığıyla yapılmıştır.Bu tez çalışmasının amacı, Kerküşti Höyük'ün 2005-06 kazılarının mimari ve çanak çömlek bulguları ışığında Halaf Kültürü ve dönemsel çevre kültürleriyle ilişkisini saptamaktır. Bu amaçla, yerleşmenin çanak çömleği ile mimarisi ayrıntılı incelenerek tanımlanmış ve bu verilerin yardımıyla Halaf yerleşmesinin tabakalanması yapılmıştır. Yerleşmenin Halaf mimarisindeki kalıntıların/mekanların işlevi ve birbiriyle ilişkisi incelenmiş; çizim, tablo ve resimlerle görselleştirilmiştir. Çanak çömlek üzerindeki çizim, fotoğraf, kataloglama ve istatistik çalışmalarının sonunda Kerküşti Höyük'de belirlenen mal, bezeme ve biçim grupları diğer Halaf yerleşmelerinin çanak çömlek gruplarıyla karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.Sonuç olarak Kerküşti Höyük'ün Son Neolitik/İlk Kalkolitik dönem içindeki yeri konusunda öneriler getirilmiştir.

MezarlarMimari yapıÇanak
Savaş Sarıaltun
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ege Gübre yerleşimi Neolitik Dönem mimarisi

Ege Gübre Yerleşimi, İzmir İli Aliağa İlçesi, Kendirci Mevkii'ndeki EgeGübre Fabrikası'nın içinde yer almaktadır. Günümüz yüzeyinin 3-4 m. altındabulunan Ege Gübre Neolitik Yerleşimi'nde 2004-2007 yılları arasında İzmir Müzesive Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından Yrd. Doç. Dr.Haluk Sağlamtimur'un bilimsel başkanlığında kurtarma kazıları yapılmıştır.Batı Anadolu, ?Neolitik Paket?in Anadolu'dan Kıta Yunanistan'a,Balkanlara ve dolayısıyla Avrupa'ya yayılımının önemli noktalarından biridir.Ancak, Anadolu'nun diğer bölgelerine oranla Batı Anadolu'nun kıyı kesimindeNeolitik Dönem'e ilişkin araştırmalar oldukça kısıtlıdır. Göller Bölgesi'nde Hacılar,Kuruçay, Höyücek ve Bademağacı; Belkahve Geçidi (İzmir) yakınlarındaki UlucakHöyük ve Yeşilova (İzmir) Batı Anadolu'da bugüne kadar kazılmış Neolitik Dönemyerleşimleridir.Bu çalışmanın amacı, Ege Gübre Yerleşimi 2004-2007 kazılarında bulunanNeolitik Dönem mimarisini Anadolu, Kıta Yunanistan ve Balkanlar'daki eşzamanlıyerleşimlerdeki mimariyle karşılaştırarak, Ege Gübre Yerleşimi'nin Neolitik Dönemiçindeki yerini saptamaktır. Bu amaçla yerleşimin mimarisi ayrıntılı incelenerekNeolitik Dönem tabakalanması saptanmıştır. Mekânların ve yapıların işlevleri vebirbirleriyle ilişkileri incelenmiş; çizim, tablo ve fotoğraflarla görselleştirilmiştir.Elde edilen sonuçlar Batı Anadolu, Kıta Yunanistan, Balkanlar ve Kıbrıs'taki eşzamanlı yerleşimlerin mimari gelenekleri ile karşılaştırılarak benzerlikleri vefarklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.

Antik şehirlerEge bölgesiMimari eserler+4
Sidar Gündüzalp
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Troas bölgesindeki Yunan ve Roma tiyatroları

?Troas Bölgesi'ndeki Yunan ve Roma Tiyatroları? konulu bu tez çalışmasında Alexandria Troas, Assos, Troia ve Parion kentlerindeki yapılar incelenmiştir. Ayrıca tiyatro olabileceği düşünülen, arkaik ve klasik dönemde iskân görmüş Neandria kentindeki basamaklı bir yapı da çalışmanın kapsamına alınmıştır.Kökeni dini inanışlara dayanan ve bu anlayışın şekillendirdiği tören ve festivallerde ortaya çıkan tiyatro oyunlarının oynanabileceği yer gereksinimi, tiyatro binalarının oluşmasını sağlamıştır. İlk olarak basit oyun yerlerinden oluşan, M.Ö. 334 yılından itibaren taş malzemeden yapılmaya başlanan ve anıtsal bir hale gelen tiyatro yapıları, Roma döneminde büyük kamu binaları haline gelmiştir. Bu oluşum ve gelişim yolculuğu sırasındaki uğradığı değişikler ve kullanım amacına göre farklılaşan mimari özellikler, Yunan ve Roma tiyatroları arasındaki farkları doğurmuştur. Bu çalışmada Troas bölgesindeki kentlerde bulunan tiyatro yapılarının tespiti, tasviri yanı sıra Yunan ve Roma tiyatrolarının genel özelliklerine göre benzerlikleri ve farklıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bilimsel arkeolojik kazıların yapıldığı ve tamamlandığı, Assos ve Troia kentleri tiyatrolarının, M.Ö. 4. yy.ın sonlarına tarihlendiği saptanmıştır ve bu kentler Anadolu'da en erken tiyatro yapılarına sahip kentler arasında yer almaktadırlar. Parion antik kentinde devam etmekte olan tiyatro kazılarında, şu ana kadar Roma dönemine ait buluntular veren bir yapı saptanmıştır; ancak yamacın eğiminin kullanılarak inşa edilmesinden dolayı ilk inşasının Hellenistik döneme ait olabileceği tahmin edilmektedir. Kazı çalışmalarının henüz başlamadığı ve Hellenistik dönemde yeni bir kent olarak kurulan Alexandria Troas kenti tiyatrosunun ise diğer Troas bölgesi tiyatrolarında olduğu gibi ve bir Hellenistik dönem özelliği olan yamacın eğiminden yararlanılarak tiyatro yapılmasından dolayı kazı başkanı Elmar Schwertheim tarafından Hellenistik döneme tarihlenebileceği belirtilmiştir.Troas bölgesindeki Roma hâkimiyeti ile kentlerde yer alan tiyatroların mimari özellikleri ve kullanım amaçlarında değişimler görülmektedir. Yeni bir kültürün hâkimiyetine giren kentlerdeki yaşamsal ve düşüncesel değişim, tiyatro yapılarından net bir şekilde izlenebilmektedir. Kazı çalışmaları devam eden Parion tiyatrosu ile ileride kazılmaya başlanması muhtemel Alexandria Troas tiyatrosundan da sağlanabilecek verilerle toplumsal değişikliklerin tiyatro mimari üzerindeki yansımaları daha iyi bir şekilde açıklanabilecektir.

ArkeolojiArkeolojik yerleşimMimari eserler+8
Mert Çalık
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessEN

The intellectual and aesthetic dimensions of displacement in the designs of the architect Zaha Hadid

The current research dealt with the intellectual and aesthetic dimensions of displacement in Zaha Hadid's architectural designs. The first chapter contained the research problem that tried to answer some questions: Does displacement add an aesthetic component to the design when applied? To what extent does the designer, Zaha Hadid, want to reach through her use of displacement applications and mechanisms in her designs? The second chapter dealt with displacement approaches in architectural design, displacement in scientific fields, displacement, and its literary and artistic approaches. The third chapter included the research community, which amounted to 27 design models obtained with document analysis. The descriptive approach was followed in content analysis and 15 samples were analyzed. The fourth chapter aimed to explain the intellectual and formal types of displacement in the architectural designs of Zaha Hadid and furthermore, how to transition and replace the design imagination with the architectural reality while maintaining unity, harmony, and balance. It was concluded that displacement shakes the architectural structure, reveals its structural weakness, and puts it under pressure. It also opens its borders to a new vision, so its structure becomes different and outside the constraints of tradition. It is what distinguished Zaha Hadid's architectural designs through the strangeness of the form and the change of the formal characteristics of the vocabulary. It also concluded that the intellectual and aesthetic dimensions of displacement in architecture constitute a new reading that leads to the selection of a specific conception that may lead to overturning the horizons of the design achievement and changing its strategies.

IntellectualAestheticsHadid, Zaha+6
Ahmed Abdulkareem Mezher Al-mamoorı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Fine Arts
2023
00

Related subjects