Arkeolojik kazılar
139 theses under this subject heading
Eskişehir Karacahisar Kalesi 2011-2014 yılları kazı buluntuları
Bu çalışmada Eskişehir Karacahisar Kalesi 2011-2014 yılı kazılarında ele geçen küçük buluntuların ve mimari birimlerin değerlendirilmesi konu edilmiştir. Coğrafi konumu itibariyle önemli yolların kavşak noktasında bulunan Karacahisar Kalesi Ortaçağ'da, Bizans Devleti ve Osmanlı Beyliği için stratejik bir nokta olmuştur. Osman Bey'in 1288 yılında bu kaleyi fethetmesiyle birlikte Osmanlı Beyliği kendi varlığını ve gücünü bölgede hissettirmeye başlamıştır. Karacahisar Kalesi alındıktan sonra Osmanlı Beyliğinin fetihleri sürekli devam etmiş ve Beylikten, güçlü bir imparatorluğa doğru yol almıştır. Bu çalışma kapsamında beş farklı çalışma alanı ve çok sayıda küçük buluntu değerlendirmeye alınmıştır. Küçük buluntulara ve mimari verilere bakıldığında, Karacahisar Kalesi'ndeki yerleşim dokusunun Ortaçağ'da daha yoğun olduğu ve 15. yüzyıldan sonra kalenin kullanımın azaldığı ileri sürülebilir. Daha sonraları kullanılmayan kalenin zamanla çoğu bölümleri yıkılmıştır. Hala devam eden arkeolojik kazılar sonucunda kalenin toprak altında kalan kısımları, gün ışığına çıkarılmaktadır.
Amorium Kazısı 2013-2015 yılları cam buluntuları
Afyonkarahisar'ın Emirdağ İlçesi'nin 12 km. doğusunda yer alan Amorium'da 2013-2015 yıllarında yürütülen kazılar sırasında bulunan cam objeler bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Amorium M.Ö. 2000'li yıllardan itibaren Hitit, Phryg, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş bir antik kenttir. Kent, Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak iki başlık altında değerlendirilmektedir. Amorium'da ilk çalışmalar, 1987 yılında Prof. Dr. R. Martin Harrison tarafından bir yüzey araştırması ile başlamıştır. Çalışmalar 1993 - 2009 yılları arasında Dr. Chris Lightfoot tarafından devam ettirilmiştir. 2013 yılında Amorium kazı çalışmaları Doç. Dr. Zeliha Demirel Gökalp'in Bilimsel Danışmanlığında sürdürülmüştür. 2014 yılından itibaren kazı çalışmaları Bakanlar Kurulu kararı ile Anadolu Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Zeliha Demirel Gökalp'in kazı başkanlığında devam etmektedir. 2013-2015 yılları arasında 505 adet cam obje ele geçmiştir. Camın kırılmaya elverişli bir yapıya sahip olması nedeniyle buluntular küçük parçalar halindedir. Ele geçen buluntular sayısal yoğunluklarına göre bilezik, gövde, pencere camı, ağız kenarı, tessera, kaide, kulp ve kandillere ait parçalardır. Bunun yanı sıra buluntular arasında cam üretiminin dolaylı bir kanıtı olan cüruflar yer almaktadır. Amorium cam objeleri malzeme niteliği, renk, süsleme, ele geçtiği tabaka ve karşılaştırma örnekleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Amorium, Bizans, Cam, Aydınlatma, Bilezik.
Amorium Kazıları Büyük Mekân maden buluntuları
Bu çalışmada, Amorium Antik Kenti "Büyük Mekân" kazılarında ele geçmiş maden eserler konu edilmiştir. Amorium, M.Ö. 2000'li yıllardan itibaren Hitit, Frig, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş antik kenttir. Kent, Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak iki başlık altında değerlendirilmektedir. Amorium'da ilk bilimsel çalışmalar, 1987 yılında Prof. Dr. R. Martin Harrison tarafından bir yüzey araştırması ile başlamıştır. Prof. Harrison 1988 - 1992 yılları arasında kentte kazı çalışmaları gerçekleştirmiştir. "Amorium Kazıları Projesi" ile 1993-2009 yılları arasında Dr. Chris S. Lightfoot tarafından devam ettirilmiştir. Kentteki kazı çalışmaları 2014 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Doç. Dr. Zeliha Demirel Gökalp'in kazı başkanlığında sürdürülmektedir. "Büyük Mekân", Aşağı Şehir Kilisesi'nin kuzeyinde, sit alanının neredeyse tam ortasında yer almaktadır. 1996-2008 yılları arasında, alanda gerçekleştirilmiş olan kazılarda MS. 6.-9. yüzyıllara tarihlenen bir Bizans Hamamı ortaya çıkartılmış ve ayrıca bu alanın, kentin önemli bir şarap üretim merkezi olduğu anlaşılmıştır. Büyük Mekân kazılarında bulunan demir, bronz ve kurşun malzemeden oluşan 217 adet parça tanımlanmış, türlerine göre sınıflandırılmış ve ele geçtikleri tabakadaki diğer buluntular ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Amorium, Bizans, Büyük Mekân, Maden, Malzeme
Seyitömer Höyüğü'nün iktisadi arkeolojik açıdan incelenmesi
?Seyitömer Höyüğü'nün İktisadi Arkeolojik Açıdan İncelenmesi? başlıklı bu çalışma, Seyitömer Höyük'te 2009 yılında yapılan kazı çalışmaları sonunda elde edilen iktisadi arkeolojik buluntuların belirlenmesiyle oluşturulmuştur. Buluntulardan hareketle, Seyitömer Höyük'te geçmişte yaşamış toplumlar hakkında bilgi sahibi olabilmek için yapılması gereken analizlere değinilmiş ve yapılacak olan yeni çalışmalara yol gösterici öneriler sunulmuştur.Seyitömer Höyüğü'nün iktisadi arkeolojik açıdan analiz edilebilmesi için çalışmanın birinci bölümünde iktisat ve arkeoloji bilimleri arasındaki ilişkiye değinilmiştir. ?İktisadi Arkeoloji? kavramı tanımlanmış, teorik çerçevede iktisadi arkeoloji ve kavramsal temellerine yer verilmiştir. İkinci bölümde höyüğün coğrafik konumu, höyükte yapılan ilk kazıdan 2009 yılına kadar olan kazıların ayrıntılı sonuçları gibi höyük hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise yapılan literatür araştırması sonucunda iktisadi arkeolojinin alt disiplinleri olan zooarkeoloji, paleoetnobotanik, bioarkeoloji sahalarının çalışabilmesi için büyük maliyetler içeren fiziksel, biyolojik ve kimyasal testlerin yapılması gerekliliği anlaşılmıştır. Bu nedenle kazı ekibinin paylaştığı veri ve raporlar kapsamında zooarkeolojik, paleoetnobotanik ve bioarkeolojik bulgular 2009 yılı kazı sonuç raporu kısıtı altında tespit edilerek belirtilmiştir. İnceleme sonucunda ulaşılan tespitler ışığında, ilgili dönemde yaşamış olan toplumlar hakkında bir takım, veri, ipucu ve imalara dayalı olarak genel sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca ileriki dönemlerde yapılabilecek olan kantitatif analizlere dayalı iktisadi arkeolojik çalışmalarına yol gösterici öneriler getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, İktisadi Arkeoloji, Zooarkeoloji, Paleoetnobotanik, Bioarkeoloji
Gelibolu Yarımadası'nda iki prehistorik höyüğün yontmataş teknolojisi ve tipolojisi: Hacı Hüseyin ve Kaynarca
Trakya Bölgesi, Avrupa ve Asya arasında bir geçit yeri konumundaki önemli bir bölgedir. Trakya'nın Bulgaristan ve Yunanistan tarafındaki kesimlerinde çok sayıda arkeolojik kazı ve araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırmalarda ortaya çıkartılan tüm Neolitik kültürler, gelişmiş bir aşamadadır. Bu sonuç ile bu Neolitik kültürlerin nereden ve nasıl geldikleri ya da etkileştikleri ve hangi kültür öğelerini kendi dinamikleri ile geliştirdikleri gibi çok önemli sorular ortaya çıkmıştır.Bugüne kadar Trakya'nın Türkiye kesiminde prehistorya ile ilgili yalnızca birkaç geniş kapsamlı kazı, birkaç kurtarma kazısı ve birkaç yüzey araştırması yapılmıştır. Ancak bu çok az sayıdaki araştırma bile yukarıda bahsedilen önemli soruların cevaplarının Trakya'nın Türkiye kesiminde yapılacak araştırmalar ile bulunabileceğini göstermiştir.Bu tez çalışması ile Türkiye Trakyası'nın batı kesimini oluşturan Gelibolu yarımadasının güney kesiminde yer alan Hacı Hüseyin ve Kaynarca Prehistorik Dönem yerleşimlerinden yüzey araştırmaları ile elde edilen yontmataş buluntuların teknolojik ve tipolojik analizlerinin yapılarak, bölgede yapılabilecek geniş kapsamlı araştırmalar için bir veri kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Neolitik Türkiye Trakyası, prehistorik yontma taş aletler, Neolitik taş alet endüstrisi, tekno-tipolojik çalışma
Seyitömer Höyük 24 No'lu Orta Tunç Çağı (IVA) Mekânının değerlendirilmesi
Batı Anadolu'da Orta Tunç Çağı, siyasal ve sosyo-ekonomik açıdan doğusunda bulunan Assur Ticaret Kolonileri Çağı ve batısında yer alan Minos Uygarlığı'na göre daha az bilinen bir dönemi karakterize etmektedir. Bu durumun başlıca sebebi olarak bölgede gerçekleştirilen kazıların azlığı ve kazıların ayrıntılı yayınlarının henüz gerçekleştirilmemiş olması gösterilebilir. Son yıllarda bir kurtarma kazısı projesi olarak gerçekleştirilen Seyitömer Höyük Kazıları, sözü geçen döneme ait tabakalarının tümüyle kazılmış olması ve sunduğu veriler sebebiyle, Batı Anadolu'nun OTÇ için önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada; Seyitömer Höyük 24 No.lu OTÇ (IVA) mekanının, öncelikle yerleşimde bulunan diğer OTÇ yapılarıyla ve kendisinden önce gelen ETÇ yapılarıyla olan konum ve işlevi konusundaki benzer veya farklı yönleri incelenmiştir. Daha sonra Anadolu'da çağdaşı olan anahtar yerleşimlerde ortaya çıkartılan yapılarla olan plansal ve iç donanımsal benzerlikleri karşılaştırılmıştır. Son olarak da 24 No.lu Mekân'dan yola çıkarak mekânların hem kendi yerleşimlerinin içerisinde hem de diğer yerleşimlerle olan plansal benzerliklerini etkileyen etmenler yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Mimari, Mekân, Konut.
Arkeolojik kazılar ışığında Hurri Mitannilerin Önasya arkeolojisindeki yeri ve önemi
Ne zaman ve nereden geldikleri tartışmalı olan Hurriler'in M.Ö. V. Bin yılda başlayan Transkafkas göçleri ile Kafkasya'dan, Hazar denizinin güneyinden İran, Doğu Anadolu ve Yukarı Fırat Bölgesi ile Mümbit Hilal'in Doğu Akdeniz kıyılarına kadar ulaştıkları bilinmektedir. M.Ö. II. Bin yılın sonuna kadar varlıklarını sürdüren Hurriler'in göçebe olarak yaşadıkları M.Ö. IV ve III. Binlerde özellikle Erzurum ve çevresinden, Van Gölünün güneyi ile Malatya Aslantepe gibi krali merkezlerde ki varlıkları M.Ö. II. Binde şehir devletleri ile siyasi oluşumları Mitannilerle kaynaşmaları ile birlikte Hurri Mitanni Devletine dönüşmüştür. Arkeolojik merkezlerde yapılan kazılarda elde edilen bulgular ışığında Hurrilerin gelişkin çanak-çömlek formları, ritüel amaçlı antropomorfik ocaklar, at eğitimindeki becerileri, kullandıkları yazı ile ulaştıkları edebi eserler, irdelenmiş ve Önasya arkeolojisinde henüz hak ettiği yeri alamamış Hurri toplumunun ticari, kültürel ve dini yönleri ele alınmıştır. Karaz, Khirbet Kerak, Kura-Aras gibi isimlerle de adlandırılan Hurri kültür ışığını, yerleşimlerde yapılan kazılarda ulaşılan seramik formlarının izini sürerek takip etmiş olduk. Anahtar Kelime: Hurriler, Subartular, Mitanniler, Karaz, Khirbet Kerak, Kura-Aras, Kurgan, Kült Ocaklar, Mitoloji.
Osman Hamdi Bey'in hayatı ve faaliyetleri
Osman Hamdi Bey 30 Aralık 1842 yılında İstanbul Kuruçeşme'de doğmuş ressam, müzeci ve arkeologdur. Hamdi Bey iki kere evlilik yapmış ve bu evliliklerden dört kız, bir erkek çocuğu olmuştur. 1881 yılına kadar çeşitli kademelerde devlet memurluğu yaptıktan sonra Müze-i Hümayunun başına geçmiştir. Hamdi Bey 1881 yılında Müze-i Hümayuna müdür olarak atandığında Osmanlı arkeolojisini canlandırmış ve milli kazılara başlamıştır. Ardından günümüzün İstanbul Arkeoloji Müzeleri binalarını ve Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulmasını sağlamıştır. Hamdi Bey'in ülkemizde sanatın gelişmesinde de büyük katkısı olmuştur. Yetiştirdiği öğrenciler genç Cumhuriyet'in kültür sanat ortamını şekillendirirken yaptığı tabloları dünyanın en büyük sanat galerilerinde büyük beğeni toplamıştır. Hayatını Osmanlı müzesine ve sanata adayan Hamdi Bey 24 Şubat 1910 günü Kuruçeşme'deki yalısında hayata gözlerini yummuştur.
Kyme Doğu Nekropolü (Habaş kurtarma kazısı 2010-2011 yılı) figürinleri
Tez çalışması kapsamında incelenen figürinler, antik dönemde Aiolis olarak adlandırılan bölgenin sınırları içerisinde yer alan Kyme antik kentinin 2 km doğusundan bulunmuştur. İzmir Müzesi Müdürlüğü tarafından 2010 – 2011 yılları arasında HABAŞ Demir - Çelik Saç Fabrikası arazisi, 207 numaralı parselde yürütülen kurtarma kazıları sırasında alanın nekropol alanı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmalar sırasında 145 adet mezar tespit edilmiştir. Açığa çıkarılan mezarların bir kısmı antik dönemde soyulmuş, bir kısmı ise taban suyunun yükselmesiyle tahrip olmuştur. Nekropol alanı mezar tipoloji içerisinde geniş bir yelpaze sunmaktadır. Alanda mezarların dışında konut, işlik ve depo olarak kullanıldığı düşünülen üç yapı kalıntısı tespit edilmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan figürinlerin bir bölümü, M. 20, M. 21, M. 23, M. 33, M. 72, M. 92, M. 93 ve M. 105 numaralı mezarlara ölü hediyesi olarak bırakılmıştır. İncelenen figürinlerin diğer bölümü ise taban suyunun yükselmesi ile alana dağılan mezar dışı buluntular ve tespit edilen yapı kalıntılarından ele geçmiştir. Farklı kontekstlerden bulunmuş, farklı dönem ve tipolojiye sahip 47 figürin çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. İncelenen figürinlerin teknik incelemeleri, tipolojik sınıflandırılmaları, stil özellikleri, ikonografileri ve dönem özellikle çalışma kapsamında detaylı olarak sunulmuştur. Tez çalışması kapsamında incelenen figürinlere daha geniş bir perspektiften bakabilmek adına, Kyme antik kentinde yürütülen çalışmalarda tespit edilen ve yayınlanan tüm figürinler incelenmiştir. Böylelikle Kyme kentinin koroplastik özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu konuyla bağlantılı olarak incelenen çalışmalarda yerel üretim ve atölye konuları üzerinde durulmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, tez çalışması kapsamında incelenen figürinler konusunda atölye saptamaları yapılmış, beş yeni atölye ve Myrina kökenli Artemonos adlı bir koroplasta ait bir figürin tespit edilmiştir. Bu tespit edilen atölyelerden üçü Myrina kökenlidir. Kyme antik kentinin Myrina ile coğrafi yakınlığı düşünüldüğünde bu etki yadsınamaz bir gerçektir. Kyme Doğu Nekropolü (Habaş Kurtarma Kazısı 2010- 2011) figürinlerinin incelendiği çalışmada, kentte Arkaik ve Klasik Dönem'de Kourotrophos ve Tapınak Oğlanı tipinde üretim yapan uzman bir atölyenin veya atölyelerin var olduğu düşünülmektedir. Hellenistik Dönem'de ise Myrina antik kentine yakınlığından dolayı üretimin azaldığı düşünülse de devam ettiğine dair en önemli kanıt çalışma kapsamında ele alınan, MÖ 2. yüzyıla tarihlenen Ana Tanrıça/Kybele'ye ait plaka kalıbıdır. Çalışma kapsamında incelenen figürinlerin ait oldukları dönem, stil özellikleri, buluntu konteksti, ikonografik gelişimleri ve farklı merkezlerden bulunan benzer örneklerin karşılaştırılmasıyla belirlenmiştir. Değerlendirilen figürinler MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısından, MS 2. yüzyıl başlarına kadar geniş bir tarih aralığı sunmaktadır. En yoğun dönemin % 52 oranında Hellenistik Dönem olduğu tespit edilmiştir. Bu yoğunluğu % 30 oranından Klasik Dönem takip etmektedir. Roma İmparatorluk Dönemi özellikleri gösteren %11 oranında figürin bulunurken, Arkaik Döneme tarihli figürinler ise % 7 oranıyla temsil edilmektedir.
Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde paleopatolojik analiz
Van Kalesi'nin kuzeyinde bulunan Van Kalesi Höyüğü'nde ilk kazı çalışmaları 1939 yılında Kirsopp ve Silva Lake tarafından başlatılmıştır. Höyük'te kazı çalışmalarına 1989-1991 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan başkanlığında devam edilmiştir. 2010 yılında ise Van Kalesi Höyüğü'ndeki çalışmalara Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yeniden başlanmıştır. Bu çalışmanın materyalini 2010-2012 yıllarında çıkan ortaçağ ve yakın çağa tarihlendirilen iskeletler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda 377 birey tespit edilmiştir. Bu bireyler paleopatolojik açıdan incelenmiş ve toplumun yaşam biçimleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda karşılaşılan patolojiler 5 başlık altında toplanılmıştır. Toplum içinde en fazla gözlemlenen metabolik hastalık %28,42 oranla cribra orbitaliadır. Toplumun sağlık yapısı hakkında önemli bilgiler veren bir diğer patoloji ise %20,39 oranında gözlemlenen porotic hyperostosistir. Bu iki lezyon en fazla bebek ve çocuklarda gözlemlenmiştir. Toplumda konjenital anomaliler çeşitlilik olarak en fazla gözlemlenen patolojidir ve 8 başlık altında toplanılmıştır. Toplumda %15,15 oranında en fazla karşılaşılan konjenital anomali craniosynostotistir. Bu anomalilerin genetik kökenli ve bireyin yaşadığı stres veya çevresel etmenler nedeniyle gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Toplumda yaşam biçimine bağlı 7 patolojik lezyon tespit edilmiştir. Erişkin bireylerde tespit edilen periferal osteoartritin oranı %31,81'dir. En az 1 omurunda gözlemlenen osteoatrit ise %57,80'dir. Schmorl nodülü ise toplum genelinde %50,27 oranında gözlemlenmiştir. Yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıklar yaş ilerledikçe artış göstermektedir. Enfeksiyonel hastalıklar açısından da incelenen toplumunda %55,67 oranıyla periostitis bulunmaktadır. Toplumun her yaş ve cinsiyetteki bireylerinin patolojik olgulardan etkilendiği, toplumda gözlemlenen enfeksiyonel hastalıkların diğer Anadolu toplumlarına göre fazla olması, bebek ve çocuk ölüm oranlarının (%55,70) fazla oluşu ve toplumda genç yaşlardan itibaren yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıkların gözlemlenmesi nedeniyle 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nun tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olduğu, hijyenik olmayan bir ortamda yaşadıkları ve beslenme açısından yetersiz bir duruma sahip oldukları düşünülmektedir.
Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde travma ve tümör analizi
Bu tez çalışmasının materyalini oluşturan iskelet kalıntıları 2010 - 2012 yılları arasında yapılan Van Kalesi Höyüğü kazılarından elde edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü, Van ili sınırlarında var olan Van Kalesi'nin hemen dışında doğu-batı yönünde alçak sırt şeklinde uzanmaktadır. Ortalama genişliği 70 m. ve uzunluğu 1 m. olan bu höyüğün en yüksek kısmı batı ucudur. Bu noktada yükseklik 7 m'yi geçmektedir. Höyükte kazılara 2010 yılında Van-Tuşpa Projesi kapsamında Erkan Konyar başkanlığında başlanmıştır. Höyük "A"," B" ve "C" tabakaları şeklinde katmanlara ayrılmıştır. "A" tabakası kazısı esnasında bu çalışmanın materyali olan iskeletler, mezarlık alandan çıkartılmıştır. İskeletler A tabakasının mezar tiplerine bakılarak Ortaçağ ve Yakın Çağ arasına tarihlendirilmiştir. Höyük alanı yıllarca iki dini inanışa sahip insanlara tarafından iskan görmüştür. Çalışmanın amacı, Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda travma ve tümörün varlığına dair incelemeler yapmak ve çağdaşı olan Anadolu toplumlarıyla karşılaştırmaktır. Höyük toplumunda 377 birey paleopatolojik açıdan incelenerek travma ve tümör analizleri yapılmış ve toplumun yaşam biçimi hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nda gözlemlenen travmalar Cranial, Post-Cranial ve Kültürel kafatası deformasyonu olarak üç alt başlıkta incelenmiştir. Toplumda cranial travmaların görülme oranı % 8,91, Post-Cranial travmaların görülme oranı %4,83'tür. Kafatası deformasyonu görülme oranı ise % 8,6'dır. Van Kalesi Höyüğü Toplumunda tümörler benign (iyi huylu) ve malignant (kötü huylu) olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Toplumda benign tümör olarak bilinen: button osteoma, osteokondroma, fibros cortical defect ve dermoid kist gözlenmiştir. Toplumda button osteoma görülme oranı % 2,64'tür. Malignant tümörlere ise rastlanılmamıştır. Toplumda travmalar, en fazla erişkin erkek bireylerde olmak üzere her yaş grubunda gözlenmiştir. Çocuk bireylerde ve her yaş grubu erişkin bireylerde kafatası deformasyonunun gözlenmesi bu durumun kültürel bir davranış olduğunu düşündürtmektedir. Toplumda gözlenen travmanın günlük yaşam biçiminden kaynaklı düşme ya da çarpma gibi durumlardan oluştuğu gözlenmiştir. Toplumda savaş ve şiddete yönelik travmalara rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Van Kalesi Höyüğü, Travma, Tümör, Ortaçağ ve Yakın Çağ.
Metropolis Aşağı Hamam Palestra kazılarında bulunan Hellenistik dönem seramikleri
Metropolis antik kenti; İzmir ilinin Torbalı ilçesine bağlı Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasındaki bir tepede yer almaktadır. Tez konusunu oluşturan buluntuları kentin kurulmuş olduğu tepenin doğu yamacında konumlandırılmış Aşağı Hamam-Palaestra yapısına ait Hellenistik Dönem seramikleri oluşturmaktadır. 2003-2006, 2008-2016 ve 2018 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucu ele geçen Hellenistik Dönem'e ait seramik gruplarından 280 parça kataloğa alınmıştır. Metropolis Aşağı Hamam-Palaestra yapısı Hellenistik Dönem seramikleri on grup altında incelenmiştir. Bu gruplar tam astarlı, Batı Yamacı Stili, kalıp yapımı kaseler, beyaz zeminli seramikler olarak ayrılmaktadır. Form olarak ise kaseler, tabaklar, kantharoslar, kraterler, lagynolar, Unguentariumlar, kandiller, amphoralar ve chytralar yer almaktadır. Bu formlar içerisinde tabaklar ve kalıp yapımı kâseler buluntu yoğunluğunu oluşturmaktdır. Bu gruplar içerisinde en erken MÖ 4. yüzyıl örnekleri yer alırken en geç MÖ 1. yüzyıl başına tarihlenen örnekler yer almaktadır. Gruplar arasında en yoğun buluntular ise MÖ 2. yüzyıla ait parçalardır. Anahtar Kelimeler: Metropolis, Aşağı Hamam-Palaestra, Hellenistik Dönem Seramikler
Eski Smyrna'da ele geçen khios chaliceleri
Eski Smyrna'da ele geçen Khios chalicelerinin incelendiği çalışma kapsamında, daha önce J. M. Cook ve E. Akurgal tarafından aktarılan bilgilerin dahil edildiği detaylı bir çalışma ve daha çok örnekle temsili amaçlanmıştır. 2014 yılı öncesinde ele geçen örnekleri kapsayan bu çalışma, chaliceler üzerinden Khios ve Eski Smyrna arasındaki etkileşime dair ipuçları sunar. Üç ana bölümden oluşan tezde çalışmanın detaylarının anlaşılması açısından ilk bölümünde materyal ve metod başlığı altında çalışmanın yöntemlerine ait bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde kent tarihçesi ele alınmıştır. Son bölümde, chaliceler hem kronolojik hem de tipolojik bir sıra ile detaylandırılmıştır. Her stil, stil özellikleri ve örnekleri ile bir arada verilerek bütünlük içinde değerlendirilmiştir. Chalicelerin büyük bölümünün ufak parçalar halinde ele geçmesi hem tipolojik hem kronolojik değerlendirmeyi güçleştirir. Bu sebeple bazı parçalar gruplandırılmaksızın dahil edilmiştir. Chalice formunun ortaya çıkış süreci ile birlikte başlayan Eski Smyrna'daki varlığı, MÖ 540 – 530 dolaylarına kadar devam eder. Eldeki veriler, MÖ 600 dolaylarında ticaretin kesintiye uğradığını düşündürür. Bu süreci kapsayan buluntular, olasılıkla Alyattes saldırısının tahrip tabakalarında parçalanmıştır. Bazı stiller en seçkin örnekleri ile temsil edilirken, Grand stile ait örneğe veya yazıtlı chalice parçasına da rastlanmaz. Ancak devam eden çalışmalar sırasında ele geçen yeni buluntular yahut farklı stilleri temsil eden örnekler ile sonuçların değişebileceğini de belirtmek gerekir. Anahtar Kelimeler: Eski Smyrna, Chalice, Arkaik Dönem
Tarih öncesi çağlardan Roma'nın yıkılışına kadar Spil Dağı'nın (Sipylos) tarihi ve arkeolojisi
Spil Dağı günümüzdeki Manisa kentinin güneyinde ve İzmir kentinin de kuzeyinde yükselmektedir. Güneybatısında Bornova Ovası, güneydoğusunda Kemalpaşa Ovası ve güneyinde de bu iki ovayı birbirinden ayıran Belkahve Geçidi Bulunmaktadır. Ayrıca Spil Dağı'nın kuzeydoğusunda Gediz Ovası, kuzeybatısında Menemen Ovası bulunmaktadır ve kuzeyinde bulunan Yunt Dağı ile de Emirâlem Boğazı ile ayrılmaktadır. Batısında bulunan Yamanlar Dağı ile tek kütle gibi görünse de Sabuncubeli Geçidi, oluşumları ve yapıları da birbirlerinden farklı olan, bu iki geçidi birbirlerinden ayırmaktadır. Verimli ovalarla çevrili olmasından ve bu ovaların ortasında bir kontrol noktası gibi yükselmesinden ötürü birçok yerleşime sahne olmuştur. Spil Dağı ve çevresinde yapılan kazılar ve yüzey araştırmaları sonucunda, bölgede bilinen ilk yerleşimlerin M.Ö. 6800 yıllarına yani bir başka deyişle Çanak Çömleksiz Neolitik Döneme tarihlendiği ortaya çıkmıştır. Daha önceki dönemlerle alakalı henüz bir çalışma yapılmadığından bir yorumda bulunmak doğru değildir. Spil Dağı'ndaki kalıntılara bakıldığında Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'den Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine kadar, arada kesintilerle de olsa, yerleşimler olduğu gözlemlenmektedir. Söz konusu kalıntıların Roma'nın yıkılışına kadar olan kısmı bu tezin konusunu oluşturmaktadır.
Müslümantepe kazıları ışığında yukarı Dicle bölgesi M.Ö. II. bin mimarisi
Konumları itibari ile Orta ve Doğu Anadolu kültürleri ile Suriye ve Mezopotamya kültürleri arasında kalan tampon bölgede yer alan Yukarı Dicle Bölgesi yerleşimleri, kuzeyinde ve güneyinde yer alan söz konusu bölgelerdeki kültürlerin etkilerini bünyesinde barındıran önemli yerleşim alanlarıdır. Yukarıda belirttiğimiz bu durum kültür çeşitliliği açısından bölge yerleşimlerini genellikle olumlu yönde etkilemiş olsa da zaman zaman kuzeyinde ve güneyinde yer alan büyük devlet oluşumları arasındaki sınır mücadelelerine maruz kalan bölge yerleşimlerinde, otorite boşlukları ve karmaşalardan dolayı kendine has köklü bir kültür oluşumunu olumsuz yönde etkilemiştir. Yukarı Dicle Bölgesi'nde M.Ö. 2. binin ilk yarısında yukarıda belirttiğimiz duruma benzer bir siyasi durum izlenebilmektedir. M.Ö. 2. binin ilk yarısında güçlü bir devlet otoritesinin yer almadığı bölgede, aşiret geleneklerini sürdüren Hurri kökenli yerleşik ya da yarı göçebe toplulukların oluşturduğu küçük devletler yer almaktadır. M.Ö. 2. binin ikinci yarısında ise bölge Hitit İmparatorluğu, Mitanni Krallığı ve Asur Devleti arasındaki egemenlik mücadelelerine sahne olmuştur. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız M.Ö. 2. binyılda meydana gelen otorite boşlukları ve siyasi çekişmelerin, başta Müslümantepe olmak üzere bölgede yer alan yerleşimlerdeki mimari yapılaşma üzerinde ne tür etkiler yarattığını izlemeye çalıştığımız tez çalışmamızda, kent ve kırsal kesimdeki yerleşim dokusu, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapı bütünsel olarak aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Tatarlı Höyük 2007-2016 yılları kazılarında açığa çıkarılan Hitit Imparatorluk dönemi seramikleri
Ovalık Kilikya'nın doğusunda yer alan ve bölgenin en büyük yerleşimlerinden birisi olan Tatarlı Höyük, çevresindeki bol su kaynakları ve doğal geçitlere olan yakınlığı ile jeopolitik açıdan oldukça önemli bir konuma sahiptir. MÖ II. binin ortalarında Kizzuwatna ismiyle karşımıza çıkan Çukurova Bölgesi'nin Kuzey Suriye ve Mezopotamya topraklarına yakınlığı Hitit dünyasıyla ilişkilerini beraberinde getirmiştir. Bu etkileşimin sadece siyasal değil ekonomik, kültürel ve dinsel boyutları da bulunmaktadır. Özellikle II. Suppiluliuma ile başlatılan Hitit İmparatorluk Döneminde Çukurova Bölgesi Hitit siyasi yayılımının bir parçası olarak karşımıza çıkar. Tatarlı Höyük'te bu yayılımın bir yansıması olarak öne çıkan buluntu gruplarından birisi de seramiklerdir. Bu çalışmada IVa tabakasında ele geçen ve yaklaşık olarak MÖ 14-13.yy'lar arasına tarihlenen seramikler ayrıntılı bir tipolojik sınıflama ile ele alınmış ve büyük çoğunluğu monokrom olan bu seramiklerde kullanılan hamur grupları tespit edilerek, arkeometrik analizlerle mikromorfolojik yapıları ortaya konmuştur. Özellikle tabak, çanak ve testi formlarıyla yapılan tipolojik karşılaştırmalar bu seramiklerin Hitit çekirdek bölgesi içinde yer alan merkezlerle büyük oranda benzerlik taşıdığını göstermektedir. Höyükte IVa tabakasına tarihlenen seramik fırınının varlığı ve arkeometrik sonuçların ortaya koyduğu volkanik kayaçların bozunumundan elde edilen kil ve minerallerin varlığı, bölgenin jeolojik yapısı da dikkate alındığında yerel bir üretimi işaret etmektedir. Bunun yanı sıra daha az oranda görülen boyalı parçalar OTÇ'ndan beri süregelen Suriye-Kilikya geleneğinin etkisinde yerel özelliklerle karşımıza çıkmaktadır. Tekil örnekler olmakla birlikte Ege ve Kıbrıs dünyasıyla bağlantıları gösteren seramik parçalar MÖ 14. yy içerisinde Tatarlı Höyük'ün çevre kültürlerle bağlantılı bir yerleşim olduğunun kanıtlarını sunmaktadır. Yapılan bu çalışma ile Çukurova bölgesinde GTÇ IIa dönemi ile çağdaş olan Hitit İmparatorluk Döneminde, bölgenin seramik repertuarına ayrıntılı bir katkı sunulması amaçlanmış, yerleşimdeki Hitit etkisinin boyutları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Arkeolojik veriler ışığında geç Tunç Çağı'nda Orta Anadolu-Batı Anadolu ilişkileri
Geç Tunç Çağı Anadolu'sunun belirleyici gücü olan Hitit Devleti, yaptıkları askeri ve siyasi hamlelerle çevrelerindeki vasal ülkeleri kendisine bağlarken kültürel olarak da birçok etki bırakmıştır. Bu etkilerin izleri günümüzde arkeolojik verilerle kanıtlanmaktadır. Hitit Devleti'nin erken dönemden beri Batı Anadolu ülkeleri olan ilişkileri yazılı belgelerden anlaşıldığına göre zaman zaman düşmanca zaman zaman dostane bir şekilde ilerlemiştir. Orta Anadolu ve Batı Anadolu'da yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında bulunan bazı eser grupları her iki bölge arasındaki iletişimin kültürel kanıtlarıdır. Yapılan tez çalışması kapsamında bu veriler değerlendirilerek bölgelerin birbirleriyle olan kültürel alış–verişinin sınırları detayları ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Doğu Kazakistan demir çağı kurganları
Kazakistan topraklarında geçmişten günümüze kalan abidelerin en yaygın olanı kurganlardır. Bu sanatsal yapılar günümüzde hâlâ bozkırın ve dağ eteklerinin manzarasını süslemektedir. Özellikle Doğu Kazakistan'da yer alan İskit-Saka Kurganları, hem yapıları hem de içlerinde barındırdıkları eşyalar dolayısıyla büyük önem taşımaktadır.Doğu Kazakistan'da Demir Çağı üzerine araştırma yapan ilim adamları bu bölgede İskit-Saka kültürünün üç döneminin yaşandığını tespit etmiştir. İlim adamları MÖ 8 - 6. yüzyılları Tunç Çağı'nın sonu ve Erken Demir Çağı'nın başlangıcı olarak kabul etmektedir. Doğu Kazakistan'da bahsi geçen yüzyıllara tarihlenen kurgan mezarların ilk olarak Mayemir Ovası'nda bulunmasından dolayı İskit-Saka kültürünün ilkini Mayemir dönemi olarak adlandırmışlardır. Bu gelişmeyi MÖ 5 - 4. yüzyıllara tarihlenen Berel Dönemi ve son olarak MÖ 3 - 1. yüzyıllara tarihlenen Kulacurgin Dönemi izlemektedir. İskit-Saka kabilelerinin tarihi, onların maddi ve manevi kültürü ile ilgili çok önemli bilgileri içeren bu üç kültür çevresine mensup kurgan mezarlara İrtiş Nehri ve kolları üzerinde, Kalba, Narın yamaçlarının kuzey ve güney eteklerinde, Altay ile Tarbagatay yamaçlarında ve Şilikti Vadisi'nde sıkça tesadüf edilmektedir. Bu çalışmada, Altay ve Tarbagatay dağları arasında İskit-Sakaların kültürel manada şimdiki zamanlara kalan yegâne anıtları niteliğinde olan kurganların mimari özelliklerinin yanı sıra buluntuları da arkeolojik açıdan değerlendirilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Doğu Kazakistan2.Demir Çağı3.İrtiş Nehri4.Kurgan5.İskit-Saka
Kazakistan ve çevresindeki İskit ve Sarmat silahları
?Kazakistan ve Çevresindeki İskit ve Sarmat Silahları? konulu bu tez çalışmamızda İskit ve Sarmat kavimlerinin tarih sahnesine çıkışları, kökenleri, siyasi tarihleri, sanatı, kurgan yapıları ve esas olarak kullandıkları silah tipleri ele alınmıştır. Çalışmamız kapsamında ele alınan silahların kendi arasında stil kritiği ve teknik özellikleri göz önünde tutularak bir tipolojik dizi içinde ele alınmıştır. Her tip içinde yer alan buluntuların hangi kurganlardan çıkartıldığı ve tarihlendirmeleri ele alınmıştır.Bu çalışmanın kapsamında kazısı yapılmış ve yayınlanmış Kazakistan ve çevresindeki İskit ve Sarmat kurganlarından ele geçen buluntular oluşmaktadır. İskit ve Sarmat kavimlerinin kendi silah tipleri ile dışarıdan gelen tipler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, İskit ve Sarmat coğrafyasındaki çeşitli bölgelerde kullanılan karakteristik silah tipleri saptanmıştır.
Neolitik Dönemde Güneydoğu Anadolu Bölgesi
"Neolitik Dönemde Güneydoğu Anadolu Bölgesi" adlı tez konumuzda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki merkezleri Çanak Çömleksiz Neolitik dönem ve Çanak Çömlekli Neolitik dönem çerçevesinde inceleyeceğiz. Anadolu tarih boyunca pek çok medeniyete ve millete ev sahipliği yapmıştır.Bulunduğu konum, yer altı ve yer üstü kaynakları, coğrafyanın elverişli olması, ikliminin yerleşmeye uygun olması gibi pek çok etken Anadolu'da yerleşimi kolaylaştırmıştır. Anadolu coğrafyasında Neolitik dönem için en önemli bölge şüphesiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi'dir.Verimli Hilal olarak adlandırılan bu bölge insanların günümüzden on binlerce yıl önce yerleşmeye başladıkları ve medeniyet kurdukları bölgedir.Bundan dolayı Güneydoğu Anadolu Bölgesi Neolitik merkezleri çok önem arz etmektedir. Bu çalışmamızda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Şanlıurfa ili başta olmak üzere, Diyarbakır, Gaziantep, Batman, Adıyaman, Siirt illerindeki önemli Neolitik dönem yerleşim yerlerini incelemeye çalışacağız. Bu merkezlerden elde edilen günlük hayatta kullanılan malzemeler, tapınak merkezleri, mimari kalıntılar, yontma el aletleri, hayvan ve bitki kalıntıları, iskeletler, heykeller vs. gibi pek çok eser ile döneme hakkında bilgi vermeye çalışacağız. İnceleyeceğimiz dönem yaklaşık olarak M.Ö.10.500- ile M.Ö. 7000 arası dönemdir. Bu dönemin tüm özelliklerini bulabileceğimiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi yapılan kazılarla ve yüzey araştırmalarıyla çok önemli materyalleri tarih ve arkeoloji ilmine sunmuştur. G.A.P. Projesi ve Ilısu Barajı Kurtarma Kazıları çerçevesinde bazı tespit edilen yerler kazılmış, bazılarının ise sadece yüzey araştırması yapılmıştır. Neolitik Dönem insanlığın atılım yaptığı önemli dönemlerden birisidir. Anadolu'da ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi bu açıdan çok kıymetlidir. Anahtar Kelimeler: Güneydoğu Anadolu, Neolitik dönem, Çanak çömlek
Edirne Yeni Saray kazılarında ele geçen lüleler
17. yüzyılın ilk çeyreğinde, İngilizler tarafından Osmanlı'nın başkenti olan İstanbul'a getirilen tütün, kısa sürede tüm ülkeye yayılarak, her kesimden halk arasında kullanılmaya başlamıştır. Tütünün Osmanlı'da lüle, çubuk ve imameden oluşan üç parçalı lüle şeklinde kullanıldığı görülmektedir.Bu tez kapsamında Edirne Yeni Saray Kazısı 2009-2010 dönemlerinde bulunan lülelerden seçilen 103 örnek üzerinde çalışılmıştır. Bu örneklerin 15'inin envanter kaydı yapılarak Edirne Müzesi'ne 88'i ise etütlük malzeme olarak EYSK deposuna teslim edilmiştir.Lüleler, form, hamur, ölçü, yapım ve bezeme tekniği gibi özelliklerine göre incelenmiştir. Form özelliklerine göre 5 farklı tip tespit edilmiştir. Tarihlendirme, formların tipolojik gelişimine göre yapılmıştır. Örneklerin geneli erken dönemi temsil eden formlardan oluşmaktadır ve 17.-18. yüzyıla tarihlenmiştir. Daha geç dönem özelliklerini temsil eden sadece 6 lüle 19. Yüzyıla tarihlenir.EYSK lülelerinde görülen hamur renkleri beyaz, gri, bej, kırmızı ve kahverengidir. Bazı örneklerin hamurunda gümüş ve mika karışımı vardır. Dış yüzey daha çok perdahlanmıştır, örneklerin 10'u astarlı, 1'i yeşil renkte sırlıdır.Lülelerden 17'si üzerinde mühür bulunmaktadır. Bunlar arasında yer alan ?Vize? mühürlü 4 lülenin, üretim yerine ilişkin bilgi sunduğu tespit edilmiştir.Lüle, 17. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlamış fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüyle eş zamanlı olarak 20. yüzyılın ilk yarısında halkın yaşamından ve toplumsal bellekten silinmiştir. İstanbul'daki son lüleci dükkânı, lüle satışlarının durması sebebiyle 1928'de kapanmış ve zaman içinde bu halk sanatı da unutulmuştur.Anahtar Kelimeler: Osmanlı, lüle, tütün, kil, lüle ustası, mühür
2006-2015 yılları arasında Kibyra kazılarında ele geçen terrakotta figürinler
Gruplara ayrılarak incelenen 104 adet figürin, teknik ve stilistik açıdan değerlendirilmelerinin ardından benzerleri ve aynı tipteki yakın örnekleriyle karşılaştırılmıştır. Figürinler üzerinde yapılan incelemeler sonucunda tamamının kalıp yapımı olduğu tespit edilmiştir. Katalogda yer alan bilgiler; figürinlere ait detaylar, buluntu durumları ve aynı tipteki benzer örnekleri göstermektedir. Aphrodite ve Eros gibi dini kimliklerin, teatral konuların ve mizah görselli grotesk figürinlerin sevilerek işlendiği, çocuk mezarlarına adak olarak bırakılan hayvan figürinlerinin de rağbet gördüğü tespit edilmiştir. Eserlerin buluntu yerleri ve varsa buluntu kontekstleri ile ilgili veriler ele alınarak, figürinlerin işlevleri ve buluntu tarihleriyle ilgili öneriler yapılmıştır. Bu çalışma, kentte devam eden kazı çalışmalarında ele geçecek olan yeni buluntuların tarihlendirilmesine ve gruplandırılmasına yardımcı olacaktır.
Van ve Bitlis yörelerindeki Urartu Dönemine ait eserler ve bölgede yapılan kazılar
Urartu Krallığı, Van Gölü Havzası merkez olmak üzere Doğu Anadolu'da M.Ö. 9 ve 6. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş önemli bir uygarlıktır. Bu çalışmada kendilerini Bianili olarak adlandıran Urartu Krallığı, özellikle Urartu Krallığı'nın merkezini oluşturan Van Gölü Havzası'ndaki önemli mimari yapıları ve bu bölgede ele geçen buluntular ele alınmıştır. Urartu uygarlığının doğup-geliştiği Van Gölü Havzası, bilindiği üzere prehistorik dönemlerden itibaren birçok farklı milletin mesken edindiği önemli bir yer olmuştur. Özellikle çalışmanın temelini oluşturan bölge Erken Demir Çağı'nda çok yoğun bir yerleşime sahne olmuştur. Bu bölge Urartular ve Proto Urartuların kökenleri ve gelişimleri hakkında bizlere önemli ipuçları vermesi açısından da oldukça önemlidir Bölge bu kadar önemli olmasına rağmen yeteri kadar araştırma ve arkeolojik kazı çalışması yapılmaması nedeniyle bilimsel açıdan hala kapalı bir kutu konumundadır. Tez çalışmamızla ileride yapılacak bilimsel çalışmalara katkı sağlamaya çalıştık. Bu konuda çalışma yapmamıza neden olan temel etki, arkeolojik olarak karanlık olan bu bölgenin aydınlanmasıyla dünyanın tarihi yol haritasında bazı değişikliklerin olma ihtimalidir. Yaklaşık yüzyıldan bu yana Urartuları daha iyi tanımak için kazı ve yüzey araştırmaları yapılmaktadır. Tezimde elde edilen yazılı kaynaklar ve arkeolojik veriler bir arada değerlendirilerek Urartular Krallığı hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Ayrıca bu veriler ışığında Urartuların Anadolu ve Dünya medeniyetinin gelişmesindeki rolü de ispatlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Urartular, Demir Çağı, Kazı Çalışmaları, Arkeoloji, Kaleler, Sulama Kanalı, Gölet.
Turizm ve arkeolojik kazı ilişkisi: Troya örneği
?Turizm ve Arkeolojik Kazı İlişkisi: Troya Örneği? isimli araştırmanın amacı; bugüne kadar pek ele alınmamış olan turizm ve arkeolojik kazı ilişkisinde bu iki unsurun birbirini olumlu yönde etkilediğini göstermek ve Troya'nın ziyaretçi sayısının koruma ve kullanma dengesi kapsamında nasıl arttırılabileceğinin araştırılarak, klasik arkeolojik kazı anlayışından farklı bir yaklaşımla öneriler ortaya koymaktır.Araştırma, turizm ile koruma-kullanma dengesi açısından kazı başkanlığınca izlenen kazı politikasının ve verimli ekip çalışmasının önemine dikkat çekmektedir, böylece araştırma ülkemizin örenyerlerinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda turizm açısından karşılaşılan problemlerin giderilmesine katkı sağlayacaktır.Araştırma için ilgili literatür incelenmiştir. Alan araştırması yapmak amacıyla ören yeri Troya'ya iki ziyaret gerçekleştirilmiş ve durum tespiti yapılmıştır. Çanakkale Müzesi Müdürlüğü çalışanları ve kazı ekibi başkan vekili ile araştırma çerçevesinde görüş alışverişinde bulunulmuştur.Araştırma; yıllardır kazı çalışmaları devam eden, zengin tarihi ve kültürel değere sahip ve turizm açısından büyük bir potansiyel vadeden Troya Ören yerinde öncelikle iyi hazırlanmış bir yönetim planının geliştirilmesi ve uygulanmasının gerekliliğine dikkat çekmektedir. Yönetim Planı, turizm ile kültürel değerlerin olumlu entegrasyonunu sağlanması bakımından önemlidir. Bunun yanı sıra, ören yerinde inşa edilecek bir müze kompleksi alanın rasyonel kullanımına olanak tanıyacaktır. Troya Tarihi Milli Parkı ile ilgili gerekli istihdam sağlanarak etkili yönetim hayata geçirilmesi gereken diğer bir husustur. UNESCO, Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Troya'nın hak ettiği ünvanına yakışan ziyaretçiyi ve ilgiyi çekmesini sağlama gerekliliği oluşmuştur.Turizm ve arkeolojik kazı ilişkisi göz önünde bulundurularak ören yerlerinde ziyaretçi sayısının artırılmasıyla ilgili tüm uygulamalarda sorumluluk öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ve kazı ekibinin üzerindedir. Turizm ile arkeolojik kazı faaliyetleri arasında kurulacak olumlu etkileşim, hem kültürel değerlerin korunarak gelecek nesillere ulaştırılmasını sağlayacak hem de tanıtım açışsından büyük katkı sağlayacaktır.