Sakarya
Bu konu başlığı altında 139 tez
Muhasebe meslek mensuplarının birey-örgüt uyum düzeylerinin tükenmişlik ve iş tatmini üzerine etkisi: Sakarya ili örneği
Günümüzde önemli bir yere sahip olan muhasebe mesleği her geçen gün teknolojinin gelişmesiyle de daha çok önem kazanmaktadır. Dünyadaki bütün şirketler ve kurumların özel olsun kamu olsun bütün sektörlerin kesinlikle kullandığı ve başvurduğu bir araçtır diyebiliriz. Şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri muhasebe sayesinde gerçekleşir. Teknoloji ilerledikçe muhasebe mesleği sistemi de gelişen teknoloji ile paralel bir şekilde gelişmektedir. Çalışmada birey örgüt uyum düzeylerinin tükenmişlik ve iş tatminine etkisini incelemiş bulunmaktayız. Çalışmanın ilk bölümünde muhasebe kavramı ve tarihsel gelişimine değinilmiştir. İkinci bölümde ise örgüt kavramı, birey örgüt uyumu, tükenmişlik ve iş tatminine ilişkin konulara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Sakarya ili muhasebe meslek mensuplarında tükenmişlik ve iş tatmininin olup olmadığının ölçümü yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, muhasebe meslek mensuplarının birey-örgüt uyum düzeylerinin tükenmişlik ve tükenmişlik alt boyutları olan duyarsızlaşma, kişisel başarı hissinde azalma ve duygusal tükenme üzerine etkisinin olmadığı, birey örgüt uyum düzeylerinin iş tatmini ve iş tatmini alt boyutlarından olan dışsal tatmin üzerine etkisinin olduğunu ve iş tatmini alt boyutu olan içsel tatmin üzerine etkisinin olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tükenmişlik Sendromu, Muhasebe, Birey-Örgüt Uyumu, İş Tatmini, Sakarya ili
Kültürel kimlik bağlamında Sakarya mutfağı: Abhaz mutfağı incelemesi
Tarih boyunca kimlik meselesi daima sorun teşkil eden bir durum olmuştur ve kendini her dönem farklı şekillerde göstermiştir. 'Ben kimim' sorusuna verilen 'biz buyuz' tanımlaması kimliğin inşasında önemli bir katman olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimlik ve kültürel kimlik yaşayan bir süreç olan hafıza kavramı ile toplumların kimlik oluşumunda en önemli etkene dönüşmüştür. Bu çalışmada kültür, kültürel kimlik ve Sakarya ilinde yaşayan etnik gruplardan olan Abhaz halkının yeme içme alışkanlıkları konu edilmiştir. Geçmişten günümüze Sakarya ilinde birçok farklı etnik grup iç içe ve huzur ile yaşamaktadır. Bundan dolayı Sakarya mutfak kültürü geniş bir yelpazeye sahiptir. Abhaz'lar da Sakarya'ya Kuzey Kafkasya'dan zorunlu göçe maruz kalmış bir Adige (Çerkez) halkıdır. Bu bağlamda Sakarya da yaşayan Abhaz halkının yemek kültürünü ortaya çıkarmak amacıyla yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler kapsamında elde edilen veriler tez çalışmasında sunulmuş ve Abhaz mutfak kültürüne ait bilgiler sunulmuştur. Araştırmada Abhaz halkının karbonhidrat ağırlıklı olarak beslendikleri belirlenmiş, bunun yanında protein bazlı olarak genellikle kümes hayvanlarını ve küçükbaş hayvan eti de tükettikleri bilgisine ulaşılmıştır. Bu bilgiler ışığında bugün Sakarya da yaşayan Abhaz'lara ait yeme içme alışkanlıkları ve geçmişten günümüze bu alışkanlıklardaki farklılıkların neler olduğu sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada Türk Mutfak Kültürünün bir parçası olan Abhaz Mutfağının tanınırlığını sağlamak, mutfak kültürümüze kazandırmak ve mutfak kültürümüzün zenginleşmesini sağlamaktır. Gastronomi alanında ürünleri çeşitlendirerek ülkemizin bu alandaki potansiyelini ortaya çıkarmaktır. Anahtar kelimler: Abhaz mutfağı, Etnik gruplar, Gastronomi, Kültürel kimlik, Sakarya mutfağı.
Sakarya ili mısır tarlalarında yabancı otlar ile ilgili sorunların belirlenmesi
Marmara Bölgesinin verimli topraklarına sahip olan Sakarya ili, mısır üretimi bakımından önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada Sakarya ilindeki mısır tarlalarında sorun olan yabancı ot türlerini tespit etmek, bu yabancı otlara karşı uygulanan yabancı ot mücadele yöntemlerini belirlemek, ayrıca yabancı otlar ve mücadelesini etkileyeceği düşünülen faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla 2019 yılında üreticilerle görüşülerek anket çalışması yapılmıştır. Çalışma kapsamında Sakarya ilinin Adapazarı, Erenler, Akyazı, Hendek, Serdivan, Söğütlü ilçelerindeki 50 mısır üreticisine yöneltilen 22 anket sorusunun cevapları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; yapılan anket çalışmalarına göre mısır üreticilerinin %70'i yabancı otların tarlalarda orta derecede sorun olduğunu, %40'ı Sorghum halepence (L.) Pers. (Kanyaş)'in ve %32'si Echionochloa crus-galli (L.) P.B. (Darıcan)'nin tarlada en çok karşılaştıkları yabancı otlar olduğunu, bu türlerin verim kaybına ve hasat sırasında zorluklara neden olduklarını belirtmişlerdir. Üreticilerin %80'i yabancı otlara karşı kimyasal mücadeleyi tercih ettiklerini, bu amaçla herbisitleri daha çok çıkış sonrası dönemde uyguladıklarını, %66'sı nicosulfuron ve dicamba+tritosulfuron etkili maddeli herbisitleri tercih ettiklerini, %70'i tavsiye dozuna uymadıklarını ve %32'si ise tavsiye dönemine uymadıklarını belirtmişlerdir.
Fındık kurdu (Curculio nucum L. col.: curculıonıdae)'nun Düzce ve Sakarya'daki mevcut durumunun belirlenmesi
Fındık kurdu, Curculio nucum fındıkta zarar yapan böcek türleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Düzce ve Sakarya illerinde C. nucum'un yaygınlık oranı, ergin popülasyon yoğunluğu ve larvalarının neden olduğu delikli fındık oranı araştırılmıştır. Araştırmalar 2020 ve 2021 yılında toplam 29 fındık bahçesinde yürütülmüştür. Zararlıya ait en yüksek ortalama yaygınlık oranları Düzce ve Sakarya illeri için sırasıyla %40 ve %50 olarak belirlenmiştir. Diğer taraftan, bazı yerlerde yaygınlık oranları %100'e kadar ulaşmıştır. Düzce için 2020 ve 2021 yıllarında on fındık ocağı başına düşen ortalama ergin sayısı 0.57 ve 0.63 iken, bu oranlar Sakarya için sırasıyla 0.25 ve 0.64 olarak belirlenmiştir. Lokasyon bazında en yüksek ortalama ergin sayısı Düzce için 1 ve Sakarya için 2 adet olarak tespit edilmiştir. En yüksek ortalama ergin sayısı belirlenirken bahçeler düzeyine inildiğinde ise Düzce'de 10 ocak için ergin sayısı 4 adete, Sakarya'da ise 2 adete kadar çıkmıştır. Hasat sonrası yapılan incelemelerde larvaların önemli ölçüde meyve hasarına neden olduğu tespit edilmiştir. 2020 sezonunda delikli fındık meyvesi Düzce'de ortalama %2.93 ve Sakarya'da ortalama %3.07 iken, 2021 sezonunda bu oranlar Düzce için %5.63 ve Sakarya için %4.36'ya çıkmıştır. Sonraki üretim sezonlarda ekonomik kayıpların önüne geçebilmek için zararlı popülasyonunun takip edilmesi ve zararlının kontrol altında tutulması önemlidir.
Şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarına yönelik uygulanan sosyal politikalar: Sakarya ili örneği
Türk tarihinde geçmişten günümüze şehit ve gazi kavramıının son derece önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti sosyal devlet olma ilkesi gereği çeşitli terör olayları ve savaşlar sonucunda şehitlerin yakınları veya bu olaylar sonucunda engelli durumuna gelen gaziler ve onların yakınlarına yaşadıkları travma sonucunda hayatlarına devam edebilmeleri amacıyla çeşitli sosyal politikalar geliştirilmiştir. Ekonomi, sosyal, psikoloji vb. birçok alanda geliştirilen sosyal politika uygulamaları zaten dezavanjlı gruplar arasında yer alan şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarının maddi anlamda yaşam kalitelerini iyileştirirken sosyal açıdan da dayanışmayı arttırdığı, bu sebeplede son derece önemli bir yere sahip olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada uygulanan sosyal politikalar, şehit yakını, gazi ve gazi yakınları tarafından algılanan yeterlilik düzeyleri ve var olan eksikliklerin giderilmesine yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir. Yapılan literatür taramasında sağlanan sosyal politikalar konusunda oldukça az çalışmaya rastlanılmıştır. Sakarya ilinde ikamet eden 20 şehit yakını, gazi ve gazi yakınına yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüşme yapılmış ve yapılan araştırma sonucunda devlet tarafından sağlanan sosyal politikaların yeterli düzeyde olduğu fakat özellikle ekonomik anlamda daha da geliştirilmesi ve günümüz şartlarına uyarlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca şehit ve gazi çocuklarının eğitim seviyelerinin genelde düşük olduğu ve bu durumun sosyal ve psikolojik hayatlarını etkilediği tespit edilmiştir.
Sakarya ili Beşköprü (Sangarios, Justinianus Köprüsü)'nün koruma ve restorasyon önerisi
Bu çalışma, Sakarya ili, Adapazarı merkez ilçesinde ve Çark Suyu'nun kolları üzerinde yer alan, Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Justinianus döneminde (h.d. M.S. 527-565) yaptırılarak günümüze kadar ulaşabilmiş olan Beşköprü ve ek yapılarını konu etmektedir. Çalışma, köprü ve yapılarının mevcut durumunun belgelenerek araştırılmasını, elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi sonucu hazırlanan restorasyon önerisini içermektedir. Söz konusu çalışmaları içeren, metin ve çizimlerden oluşan tez çalışması, 9 bölümden oluşmaktadır. Amaç, kapsam ve yöntemi anlatan giriş bölümüyle başlayan çalışmanın, 2. Bölümünde tez konusu köprü ve yapılarının bulunduğu bölgenin coğrafi ve tarihi bilgilerine yer verilmiştir. 3. ve 4. Bölümlerde köprü ve ek yapılarının tarihi verileri ile mevcut durumunun tanımı yapılmıştır. Tarihi ve teknik verilerin analizlerinin anlatıldığı 5. Bölümden sonra, 6. Bölüm benzer örneklerin değerlendirilmesiyle elde edilen karşılaştırmalı çalışmalar ve sonuçları, 7. Bölüm 5 ve 6. Bölümlerin değerlendirilmesiyle sunulan restitüsyon önerisi ile devam etmektedir. Koruma kararları ve müdahalelerin belirlendiği restorasyon sürecinin anlatıldığı 8. Bölümden sonra, tez çalışması 9. Bölüm olan sonuç ve önerilerle bitirilmiştir.
Ortaokul öğrencilerinin, eğitlence açık alan rekreatif etkinliklere katılımının çevre tutumu üzerine etkisinin incelenmesi (Sakarya ili örnek çalışma)
Bu çalışmanın amacı Ortaokul öğrencilerinin, eğitlence açık alan rekreatif etkinliklere katılımının çevre tutumu üzerine etkisinin incelenmesi (Sakarya İli Örnek Çalışma) ve duyarlılık düzeylerindeki farkın belirlenmesidir. Çevre duyarlılığı tüm toplumu ilgilendiren, etkileri gelecek nesilleri ve belki de tüm dünyayı etkileyebilecek bir olgudur. Literatür çevre duyarlılığı ve çevre ile ilgili eğitimler arasında direkt bir ilgi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu eğitimler çocukların bilişsel (bilmek, anlamak, algılamak, farkında olmak), duyuşsal (duygular ile alakalı olan kızgınlık, hoşlanma ve üzülme gibi) ve psikomotor (koordinasyon yani birden fazla organın aynı anda birlikte çalışmasını gerektiren vücut, kas, zihin ve yapılacak iş arasındaki eşgüdüm) öğrenme alanlarına hitap eder. Çocuklarda bu değerlerin oluşması, çevre koruma ve çevre dostu davranışların gösterilmesi anlamına gelir. Gelecekte çocuklarımıza yaşanılabilir bir dünya ile her açıdan daha nitelikli bir hayat bırakmak için, çevre koruma eğitimleri desteklenmelidir. Çalışmaya 2021-2022 eğitim ve öğretim yılı içerisinde Sakarya ili Serdivan İlçesi Mehmet Sadık Eratik Ortaokulunda öğrenim gören 110 denek gönüllü olarak katılmıştır. Deney grubunu oluşturan öğrenciler birbirinden farklı açık alan rekreatif etkinliğe, toplam 24 (12 si teorik ve 12 si uygulamalı), 12 hafta boyunca haftada birer kez (bir teorik ve bir uygulama) olacak şekilde, katılmıştır. Teorik dersler 1 saat, uygulamalı dersler 2 saat olacak şekilde verilmiş, teorik derslerde sadece o hafta uygulanacak etkinliğe ilişkin tanıtım, güvenlik ve hareket tarzlarına ilişkin bilgiler verilmiştir. Verileri toplamada araç olarak, "Kişisel Bilgi Formu" ve toplam dört alt boyutu olan '' Ortaokul Öğrencilerine ilişkin Çevresel Tutum Ölçeği" ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Verileri analiz etmede ise, SPSS 23 programı kullanılmıştır. Araştırmada iki bağımsız grup arasındaki karşılaştırılmalar için t-testi ve ön ve son test karşılaştırmaları için ise paired sample t test analizleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizler neticesinde deney grubunun son testindeki davranış alt boyutu, düşünce alt boyutu, duygu alt boyutu, eylemde bulunmaya isteklilik ile çevresel duyarlılık puanlarının ön test sonuçlarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde çoğaldığı belirlenmiş ancak kontrol grubunda herhangi bir farklılık görülmemiştir. (p<0,05). Sonuç itibariyle, ortaokul öğrencilerine uygulatılan ve 12 hafta süresince devam eden açık alan çeşitli rekreatif etkinliklerin çevresel duyarlılıkları üzerinde etkisinin varlığından söz edilebilir. Anahtar Kelimeler: Açık Alan Rekreasyonu, Çevre Tutumu, Eğitlence, Rekreasyon
Sakarya'da bir inşaat sahasında çalışan işçilerin çalışma koşulları ile iş kazası geçirme durumları ve ilişkili etmenler
İnşaat Şantiyesinde İş Kazası Geçirme, Meslek Hastalığına Yakalanma Sıklığı ve İlişkili EtmenlerBu çalışmanın amacı, Sakarya'da toplu konut idaresine yapılan inşaat sahasında çalışan işçilerin çalışma koşulları ile iş kazası geçirme durumları ve ilişkili etmenleri belirlemektir.Atlas Yapı Sanayi Ve Ticaret A.Ş. ile Erdinç Ltd. Şti. İş Ortaklığının TOKİ Sakarya ili 1208 konut ve camili inşaatı şantiyesinde 2009 yılında yapılan tanımlayıcı/kesitsel türdeki çalışmada tüm evrene ulaşılmıştır (247 kişi).İnşaat işlerinde çalışan işçilerin % 15'inin iş kazası geçirdiği belirlenmiştir. İş kazaları en çok düşme şeklinde olmuştur. İş kazaları 24 yaş ve altında olanlar ve 45 yaş ve üzerinde olanlar; inşaat işlerinde 1 yıldan az, 31 yıldan daha fazla çalışanlar, artık çalışmak istemeyenler, özel yaşamında sorun yaşayanlar, sağlık sorunu olanlar ve yapılan işin sağlığına zarar verdiğini düşünenlerde daha fazla sıklıktadır.Çalışmanın sonuçları genel olarak literatürde yer alan inşaat işlerindeki iş kazası sıklıkları ve ilişkili etmenler ile benzerdir. İş kazasında etkili olduğu belirlenen etmenleri de içeren çalışma sonuçları çözüm önerisi getirilmesi amacıyla, işçilerin çalışma koşullarının düzenlenmesi, iş kazalarının azaltılması için işyeri yönetimine sunulacaktır
Sakarya ilinde görev yapan okul öncesi öğretmenlerin zihinsel engelli çocukların kaynaştırma yoluyla eğitimlerine ilişkin tutumlarının incelenmesi
Bu araştırma Sakarya ilinde görev yapan okul öncesi öğretmenlerin zihinsel yetersizliği olan çocukların kaynaştırma yoluyla eğitimlerine ilişkin tutumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır.Araştırma örneklemini, Sakarya ilinde bulunan, zihinsel yetersizliği olan öğrencilerle kaynaştırma eğitimi yapmış ve 2009-2010 öğretim yılında kaynaştırma eğitimi uygulaması yapan M.E.B.'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında görev alan 106 okul öncesi eğitim öğretmeni oluşturmuştur.Araştırmaya katılan öğretmenlerin kaynaştırma eğitimine ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla, ?Zihinsel Engelli Öğrencilere Yönelik Öğretmen Tutumları Ölçeği? ve öğretmenler hakkında bilgi edinmek üzere araştırmacı tarafından geliştirilen ?Öğretmen Anket Formu? kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 13.0 istatistiksel paket programı yardımıyla analiz edilip yorumları yapılmıştır.Araştırmada elde edilen bulgulardan, okul öncesi öğretmenlerin zihinsel yetersizliği olan öğrencilere yönelik genel ve kaynaştırma eğitimine yönelik tutumlarının, öğretmenlerin; yaşına (p=0,909>0,05), öğretmenlik süresine (p=0,524>0,05), medeni durumuna (p=0,928>0,05), çocuk sahibi olma durumuna (p=0,456 >0,05), bitirdiği okul türüne (p=0,374>0,05), özel eğitim dersi alma durumuna (p=0,476>0,05), özel eğitim ile ilgili kurs, seminer, vb. eğitimlere katılım durumuna (p=0,935>0,05), kaynaştırma eğitimi ile ilgili ders alma durumuna (p=0,519>0,05), kaynaştırma eğitimi ile ilgili kurs, seminer, vb. eğitimlere katılım durumuna (p=0,159>0,05) ve kaynaştırma eğitimi verirken destek alma durumuna (p=0,380>0,05) göre anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir.Araştırmada elde edilen diğer bulgular incelendiğinde ise, öğretmenlerin zihinsel yetersizliği olan öğrencilere yönelik genel tutum ölçeğinde en yüksek eğilimi 42 yaş ve üzeri (p=0,855>0,05, SO=58,94), evli (p=0,788>0,05, SO=70,42), çocuk sahibi olan (p=0,174>0,05, SO=72,00), fakülte mezunu (p=0,458>0,05, SO=56,33), özel eğitim dersleri alan (p=0,257>0,05, SO=70,86), kaynaştırma eğitimi ile ilgili bir ders alan (p=0,492>0,05, SO= 71,03), kaynaştırma eğitimi ile ilgili kurs, seminer, vb. eğitimlere katılan (p=0,315>0,05, SO=72,09) ve kaynaştırma eğitimi verirken destek alan (p=0,849>0,05, SO=70,46) okul öncesi öğretmenlerinin gösterdiği saptanmıştır.Ayrıca, kaynaştırma eğitimine yönelik tutumlarda ise en yüksek eğilimi; 18-25 yaş arası (p=0,862>0,05, SO=57,06), bekar (p=0,580>0,05, SO=74,88), çocuk sahibi olmayan (p=0,785>0,05, SO=74,48), fakülte mezunu (p=0,495>0,05, SO= 56,44), özel eğitim ile ilgili kurs, seminer, vb. eğitimlere katılan (p=0,946>0,05, SO=74,32), kaynaştırma eğitimi ile ilgili bir ders alan (p=0,674>0,05, SO= 74,68), kaynaştırma eğitimi ile ilgili kurs, seminer, vb. eğitimlere katılan (p=0,112>0,05, SO=76,54) ve kaynaştırma eğitimi verirken destek alan (p=0,112>0,05, SO=76,15) okul öncesi öğretmenleri göstermişlerdir.Okul öncesi öğretmenlerin zihinsel yetersizliği olan çocuklar için genel tutumu arttığı zaman kaynaştırma eğitimine ilişkin tutumlarının da bundan etkilendiği ve aynı yönde güçlü bir şekilde artış (r=0,575, p=0,000<0,01) gösterdiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Yetersizliği Olan Çocuklar, Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklar, Özel Eğitim, Okul Öncesi Eğitim Öğretmenleri, Kaynaştırma Eğitimi
Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisi yeterliklerine ilişkin bir durum çalışması (Sakarya örneği)
Sözlü dilin ayırıcı özellikleri, onu insanın günlük yaşamı, eğitim yaşamı ve iş yaşamı için vazgeçilmez kılmaktadır. Sesini mesleki bir araç olarak kullanan öğretmenler, özellikle Türkçe öğretmenleri için bu becerinin etkili biçimde kullanılması ayrıca önem taşımaktadır. Oysa öğretmenlerin yetiştirilmesi sürecinde, konuşma becerisinin yeterince geliştirilemediği, öğretmen adaylarıyla yapılan çalışmaların temel bir bulgusu olarak öne çıkmaktadır. Diğer yandan hizmet içi Türkçe öğretmenleriyle yapılmış çalışmaların da olmadığı dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda araştırmada Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisi yeterliklerine ilişkin bir durum belirlemesi yapmak amaçlanmıştır. Araştırmada ilk olarak katılımcı Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisinin söyleyiş alt boyutuna ilişkin yeterlikleri; daha sonra ise kendi konuşma becerisi yeterliklerine ilişkin değerlendirmeleri ele alınmıştır. Durum çalışması olarak tasarlanan araştırmada iki tür veri toplanmıştır. İlki Türkçe öğretmenlerinin belirlenen konuşma metinlerini seslendirmeleriyle elde edilen konuşma verisi; ikincisi Türkçe öğretmenlerinin kendi konuşma becerisi yeterliklerine ilişkin değerlendirmelerine yönelik yarı yapılandırılmış görüşme verisi. Araştırmaya veri sağlayan katılımcılar, Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda görev yapan 2'si erkek, 18'i kadın toplam 20 Türkçe öğretmenidir. Katılımcılar, araştırmaya gönüllü olarak katılmışlar ve farklı deneyim yıllarına sahiptirler. Metin sesletme verileri, bir sesbilim, bir de Türkçe eğitimi uzmanı tarafından değerlendirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşmelerde ise Türkçe öğretmenlerinin konuşma yeterliği ve derslerdeki konuşmaları konusunda görüşleri alınmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen veriler, içerik çözümleme türlerinden tematik çözümleme kullanılarak iki araştırmacı tarafından çözümlenmiştir. Sonuç olarak metin sesletme verilerine dayalı bulgulardan yola çıkarak katılımcı Türkçe öğretmenlerinin söyleyiş becerisi açısından (en az 1 en çok 4 puan alınan bir derecelenmede 2,1 puan ile) geliştirilebilir düzeyde oldukları görülmüştür. Katılımcıların kendi konuşma becerisi yeterliklerini değerlendirmeleri sonucunda elde edilen bulgulara göre ise Türkçe öğretmenlerinin çoğunun kendi konuşma becerisini yeterli bulmadığı ve bu yetersizliği lisans eğitimi sırasında aldıkları konuşma eğitimi derslerinin yetersizliğine bağladıkları; birçoğunun ders sırasında tekdüzeliğe düşmediği görüşünde olduğu; kendi konuşma hızlarını ortalama olarak tanımladıkları; bazılarının derslerindeki konuşmalarında solunum denetimlerini sorunsuz sağlayamadığı; çoğunun ses sağlığını koruma konusunda çok az bilgiye sahip olduğu ve farenjit sorunu yaşadıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: konuşma becerisi yeterliği, Türkçe öğretmeni, söyleyiş, ses eğitimi.
Sakarya ili bitkisel örücülük ürünleri üzerine bir araştırma
ÖZET Araştırma; Sakarya İli bitkisel örücülüğünün günümüzdeki durumunu, bitkisel örücülüğün tarihçesini, kullanılan hammaddeleri, kullanım özelliklerini elde edilmelerini kullanılan araç gereçleri, hammaddelerin hazırlanmasını, oluşturulan ürünleri ve üretim tekniklerini tespit etmek amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Ayrıca, bitkisel örücülükte kullanılan tekniklerde araştırma kapsamındadır. Araştırmanın materyalini; bitkisel örücülük ile ilgili literatür taranmasından elde edilen bilgiler, Adapazarı İl Merkezinde bitkisel örücülük ile uğraşan bireyler ve bu bireylerce üretilen ürünler oluşturulmuştur. Araştırmanın sonuçları şöyle özetlenebilir; Sakarya İli'nde bitkisel örücülükte söğüt ve fındık ağacının genç, düzgün, yaş ve ham dalları kullanılmaktadır. Bitkisel örücülük hammaddelerinin hazırlanmasında ve üretim tekniklerinde; kargaburnu, çekiç, biz, kerpeten, bıçak, makas, testere, törpü ve balta kullanılmaktadır. Fındık genelde ürünlerin iskeletlerinde nadiren de örgüde, söğüt ise örgüde kullanılmaktadır. Sakarya İli'nde ana gereç olarak kullanılan söğüt çubuklarının, ortalama uzunluğu 25.30 cm, ortalama inceliği dip bölümünde 46.13 mm, orta bölümünde 31.07 mm'dir. Eğme etkisine karşı ise söğüt çubuğu yüksek dayanım vermiş ve % 5'lik NaOH çözeltisi ile işlem gören söğüt dayanımında düşme görülmüştür. Sakarya İli'nde üretilen bitkisel örücülük ürün çeşitleri olarak; ekmek sepeti, meyve sepeti, patates-soğan sepeti, servis sepeti, bebek yatağı, çocuk çantası, bebek koltuğu, sehpa, abajur, gazetelik, şişelik, dekoratif sepetler, ayakkabılık, telefonluk, sandık, saksılık, çerçeve, şapka, çamaşır sepeti, hayvan sepeti, nişan sepeti, piknik sepeti, kuş kafesi, tabure, bisiklet sepeti ve koltuk tespit edilmiştir. Yörede; ürünlerin örülmesinde yuvarlak veya oval başlama ve bir alt bir üst tekniğinde tabanla başlanmakta, bazen de kontrplak taban olarak seçilmiştir. Gövde de en çok tekleme tekniği, kenar temizliklerinde ise en çok üçlü düz örgü kullanılmaktadır.Bireyler ördükleri ürünlerde sipariş olursa vernik veya boya kullanmakta, istek olmadığı taktirde doğal bırakılmaktadır. Ürünler sipariş üzerine çalışılmakta ve bireyler elde ettikleri geliri aile ekonomisine ek katkı olarak kullanmaktadırlar. Bitkisel örücülük ürünleri taşınma ve kolay temizlenme özelliğinden dolayı dayanıklı, kullanışlı ve geniş kullanım alanına sahiptir. Hammaddelerin, boş iş gücünün değerlendirilebilmesi ve ekonomiye katkısı olan bitkisel örücülük, her yaşta, her cinste ve öğrenim düzeyindeki bireylerin yapabileceği, zevkli uğraş haline getirilebileceği ve sempati duyularak kullanılan el sanatı olma özelliğine de sahiptir. Günümüz kullanım alanlarına uygun tasarlanmış olan ürünler Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi El Sanatları Eğitimi Bölümü Bitkisel Örücülük Atölyesinde oluşturulmuştur. Bu ürünler tasarım aşamasından yapım aşamasına kadar öğrencilerin ve araştırmacının bitkisel örücülük konusunda aldıkları eğitim sonucunda ortaya çıkartılmıştır. Çeşitli bitkisel örücülük teknikleri, değişik malzemeler kullanılarak oluşturulmuştur. Ayrıca; araştırmacı yaptığı literatür taraması, görüşme tekniği ve bilgi formları doğrultusunda ürün tasarlamış, değişik malzeme ve teknikler ile ürünleri oluşturmuştur.
27 Mayıs darbesinin Sakarya basınına yansımaları
27 Mayıs 1960 Askeri darbesi Türk siyasi hayatının en önemli dönüm noktalarından biridir. 27 Mayıs darbesi ile beraber Türk halkın büyük desteği ile yönetime gelen Demokrat Parti'nin on yıllık iktidarı son bulmuş ve Cumhuriyet tarihinde darbelerin ve askeri vesayetin önünü açan yeni bir süreç ortaya çıkmıştır. 27 Mayıs'ın ortaya çıkardığı siyasi, sosyal, ekonomik vb. etkileri ise halkın tamamında hissedilmiştir. 27 Mayıs darbesinin bu etkilerini halka hissettiren en önemli araç ise dönemin en yaygın kitlesel iletişim ve haberleşme aracı olan gazeteler sayesinde olmuştur. Ulusal ve yerel düzeyde yayın yapan gazeteler sadece 27 Mayıs darbesi ile ilgili gelişmeleri aktarmakla kalmamış, askeri yönetimin ortaya çıkardığı korku ikliminde darbeden ve darbecilerden yana tavır almıştır. Gazeteler darbe ile ilgili haberleri ve gelişmeleri sevinç ifade eden büyük punto ve manşetlerle aktarmıştır. Ele aldığımız bu çalışmada Sakarya basınının 27 Mayıs darbesini nasıl karşıladığını ve nasıl etkilendiğini, dönemin yerel gazetelerine yansıyan haberler doğrultusunda değerlendirilmeye çalışılmıştır. 27 Mayıs sonrası Sakarya basını, 27 Mayıs darbesini büyük sevinç ile karşılamış ve darbeden inkılâp diye bahsetmiştir. Darbe sonrası tüm yurtta olduğu gibi Sakarya'da da yönetimin değişmesiyle beraber gazetelerinde yayın politikaları da değişmiştir. Darbe sonrası yer alan haberlerde Demokrat Parti ve Demokrat Parti'liler hain, darbeyi gerçekleştiren asker ve ordu ise kahraman ilan edilmiştir. Sakarya'da 27 Mayıs darbesine dair kutlama ve miting haberleri gazetelerde tam sayfa olarak verilmiştir. Gazetelerde yer alan köşe yazılarında ise halka 27 Mayıs darbesinin haklılığı anlatılmaya çalışılmıştır. Hazırlanan bu çalışmada genel olarak 27 Mayıs darbesinin Sakarya basınına yansımaları ele alınmıştır.
Orta Sakarya Vadisinin (İnhisar-Osmaneli arası) flüvyal jeomorfolojisi
Kuzeybatı Anadolu'nun en büyük akarsuyu olan Sakarya Nehri, orta çığırında Orta Sakarya Platoları olarak bilinen bölgenin sularını akaçlamaktadır. Sündiken Dağları'nın batıdaki Sakarya vadisine doğru alçalarak plato görünümü kazanan bu bölümü; tektonik bakımdan, kuzeyden Kuzey Anadolu Fay Zonu, güneyden ise Eskişehir-İnönü Fay Zonu olarak bilinen ve ülkemizin en aktif fay zonları arasında yer alan iki doğrultu atımlı fay zonu arasında bulunmaktadır. Çalışma alanı, Orta Sakarya Platoları jeomorfolojik ünitenin en batı kısmında bulunmaktadır. Sakarya Nehri'nin D-B uzanışının K-G yönüne doğru değiştiği bu kesimi, bölgenin tektonik ve jeomorfolojik evriminin ortaya konulabilmesi açısından son derece önemli jeomorfolojik birimleri (plato yüzeyleri, boğazlar, vadi yamaçları, seki sistemleri ve akarsu yatağı vb.) kapsamaktadır. Bu çalışmada, bölgenin ana jeomorfolojik üniteleri arasında dikkat çeken ve özellikle İnhisar-Osmaneli arasında gelişmiş olan akarsu seki sistemleri ve boğazlar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın amacı, seki sistemleri ve boğazların oluşumunda etkili olan süreçleri, Kuvaterner dönemindeki bölgesel/yerel tektonik aktivite ve küresel iklim değişikliklerine bağlı Karadeniz'deki seviye değişmeleri bağlamında ortaya koymaktır. Çalışmada; jeomorfoloji çalışmalarındaki ayrıntılı saha gözlemleri, sedimantolojik ve stratigrafik yorumlama gibi klasik yöntemlerin yanı sıra, morfometrik analizler, coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknikleri gibi modern yöntemlerde kullanılmıştır. Ayrıca, "Optik Uyarmalı Lüminesans (OSL)" tarihlendirme yöntemi kullanılarak, ilk defa bu bölgede bir tarihlendirme çalışması yapılmış ve seki sistemleri kronostratigrafik bir çerçeveye oturtulmuştur. Çalışma sahasında, ana morfolojik birimleri boğazlar (Hamitabat, Şeytankaya, Darca ve Paşalar Boğazı) ve bunların kontrolünde gelişen seki sistemleri oluşturmaktadır. Sakarya Nehri'nin vadi tabanından itibaren birkaç seviye halinde izlenen seki sistemleri; Yakacık'ta dört (+10 m, +18 m, +34 m ve +52 m), Hamitabat'ta üç (+12 m, +24 m ve +36 m), Gemiciköy'de iki (+10 m ve +19 m), Küçükyenice'de iki (+9 m ve +21 m) ve Selimiye'de dört (+9 m, +24 m, +37 m ve +50 m) seviye halinde tespit edilmiştir. Bu seki sistemlerinin jeokronolojik özelliklerinin ortaya konulabilmesi için yapılan üç OSL tarihlendirmesi sonucunda ise 158.03 ± 12.93 ka, 150.97 ± 8.49 ka ve 55.07 ± 4.57 ka olmak üzere üç farklı yaş elde edilmiştir. Seki seviyelerinin uzun dönemli yükselim hızı ise Hamitabat yakınlarında 0.22 ± 0.03 mm/yıl, Gemiciköy yakınlarında 0.18 ± 0.03 mm/yıl ve Küçükyenice çevresinde ise 0.14 ± 0.03 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Buna göre birbirinden farklı konum ve yükseltiye sahip olan sekiler Orta-Geç Pleyistosen'den itibaren sabit bölgesel hızı ortalama 0.18 ± 0.03 mm/yıl olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla elde edilen OSL yaş sonuçları, çalışma sahasında en az son 158 bin yıldan beri devam eden bölgesel yükselmeye karşılık akarsu yarılmasını ortaya koymaktadır. Buna göre seki sistemlerine ait depolar, kabaca 50-160 ka arasında değişen zamanlardaki biriktirme ve gömülme süreçlerine işaret etmektedir. Denizel İzotop Evreleri'ne (MIS) göre, söz konusu tarihlerden genç olan Geç Pleistosen'deki MIS3c'ye (interglasyal), yaşlı olanların ise Orta Pleistosen sonlarındaki MIS6b'ye (interstadyal) karşılık gelmektedir. Buna göre Sakarya Nehri, göreli ılık, nemli geçen interglasyal ve interstadyal dönemler boyunca yatağında birikim yapmıştır. Buna karşılık, soğuk ve/veya soğuk-sıcak geçiş dönemlerinde ise yatağını kazarak sekileri oluşturmuştur. Elde edilen tarihlemeler, akarsu yatağının kazılımı için ise "Penultimate Buzul Maksimumu" ve "Son Buzul Maksimumu"nu işaret etmektedir. Bunun yanı sıra, çalışma sahası içerisindeki jeomorfolojik birimlerin kantitatif olarak değerlendirebilmesi ve morfometrik özelliklerinin açıklanabilmesi için çeşitli morfometrik analizlerden yararlanılmıştır. Analiz sonuçları, bölgedeki tektonik aktivitenin drenaj sistemi üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, Orta-Geç Pleyistosen'den günümüze kadar geçen zaman içerisinde Sakarya Nehri vadisinin orta çığırında boğazların kontrolünde gelişen seki sistemleri, hem bölgesel/lokal tektonik etkilerin ortaya konulması hem de bölgenin jeomorfolojik gelişiminin aydınlatılması açısından önemli jeomorfolojik ve sedimantolojik veriler sunmuştur. Bu çalışma, Sakarya Nehri vadisinin orta çığırındaki seki sistemlerinin daha çok bölgesel/lokal tektonik ve kısmen de global iklim değişmelerinin kontrol ettiği karmaşık yapılı bir sistem içerisinde geliştiğini ortaya koymuştur.
Hemşirelerin sosyal sorumluluk algılarının incelenmesi (Sakarya ili örneği)
Bu çalışma sosyal sorumluluk kavramının gelişimini inceleyerek hemşirelerin katılımı ile kurumsal sosyal sorumluluk anlayışını sağlık sektöründe örneklendirmektir. Çalışma kapsamında hemşirelerin sosyal sorumluluk algılarını ölçmek ve bu algının demografik özelliklerle nasıl bir etkileşim içinde olduğunu belirlemek amacıyla Sakarya ilinde bulunan kamuya bağlı hastanelerde görev yapan 300 hemşireye demografik bilgiler ve sosyal sorumluluk ifadeleri içeren anketler dağıtılmış, 250 adet anket geri dönerek araştırmaya dahil edilmiştir (geri dönüş oranı %83,3). Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların genel puan ortalaması 3,13 çıkmış ve hemşirelerin kurumsal sosyal sorumluluk anlayışına sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca hemşirelerin sosyal sorumluluk algılarının cinsiyet, eğitim durumu ve kıdem değişkenlerine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Sakarya'da yaşayan Bulgaristan muhacirlerinin yemek kültürü ve yemek tariflerindeki standartların belirlenmesi
Mutfak kültürü insanla var olan ve insanın yaşatmasıyla varlığını sürdürecek bir olgudur. Mutfak kültürünün unutulmaması, gelecek nesillere aktarılması için akademik çalışmaların önemi büyüktür. Köklü bir geçmişe ve mutfak kültürüne sahip olan Bulgaristan muhacir mutfağına ait olan yemeklerin literatüre kazandırılması için bu çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu araştırmada, Sakarya'da yaşayan Bulgaristan muhacirlerinin yemek kültürlerinin incelenmesi, yemek tariflerinde bir standart olup olmadığının tespit edilmesi ve nihai olarak yemek tariflerinde bir standart oluşturulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, Bulgaristan muhacir mutfağını oluşturan yemek tarifleri hakkında nitel veri toplama yöntemlerinden görüşme tekniğine başvurularak ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma kapsamında Sakarya'da yaşayan 15 Bulgaristan muhaciriyle yüz yüze görüşmeler yapılarak veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilerden muhacir mutfağına ait 72 tane yemek tarifine ulaşılmıştır. Tarifine ulaşılan yemekler dâhil etme hariç tutma ölçütleri kullanılarak azaltılmış ve 15 tanesinin standart tarifleri belirlenmiştir. Standart tariflerin oluşturulmasının, muhacir mutfağına ait yemeklerin unutulmasını engelleyeceği ve mutfak kültürünün yaşatılması konusunda yarar sağlayacağı düşünülmektedir.
Sakarya il genelinde aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimlerinin tükenmişlik düzeyi ve ilişkili faktörler
ÖZET GİRİŞ VE AMAÇ: 2010 yılında tüm ülke genelinde aile hekimliği uygulamasına geçilmiş olup günümüze kadar bu uygulamadan bir çok revizyon yapılmıştır. Bu revizyonlar kimi zaman sistem içerisinde çalışan aile hekimlerinin günlük pratiğini ve çalışma hayatını olumlu etkilese de bir kısım uygulamalar beraberinde çeşitli zorluklar getirmiştir. Her meslek grubunda olduğu gibi hekimlikte de tükenmişlik görülebilmektedir. Özellikle birinci basamak hekimleri yaklaşım modeli itibariyle buna daha yatkın olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı da, Sakarya ilindeki aile hekimlerinin tükenmişlik seviyeleri ve tükenmişlik durumlarına etki eden faktörleri tespit etmek ve bu probleme bölgesel anlamda ışık tutmaktır. YÖNTEM: Çalışmamız 1 Nisan 2025 ile 31 Mayıs 2025 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda yapılmıştır. Veri toplama aşamasında tarafımızca hazırlanan anket formları aile hekimlerine teslim edilmiş, bir hafta sonra kendilerinden teslim alınmıştır. Hazırladığımız anket formu üç bölümden oluşur. Birinci bölüm Ek-2 formu olup katılımcının sosyodemografik verilerin alındığı, ikinci bölüm Ek-3 formu olup katılımcının tükenmişlik durumuyla ilişkili olduğu düşünülen faktörlerin sorgulandığı ve üçüncü bölümde Maslach Tükenmişlik Ölçeği'nin bulunduğu ve tükenmişliğin ölçüldüğü bölümdür. Anketler aracılığı ile toplanan veriler SPSS programı kullanılarak istatistiksel değerlendirilmesi yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya Sakarya da aile hekimi olarak görev yapan 346 kişiden 219 (%63.29)'unun katılımı sağlandı. Katılımcıların büyük çoğunluğu duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt ölçeklerinde orta ve yüksek derecede tükenmişlik puanları aldı. Temel demografik verilerden yaş ile kişisel başarı arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon, aile hekimi olarak çalıştıkları yıl ile duygusal tükenmişlik durumu arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon bulunmuştur. SONUÇ: Çalışma, aile hekimlerinin tükenmişlik düzeylerinin ekonomik, psikososyal ve çalışma koşullarına bağlı faktörlerden etkilendiğini göstermiştir. Gelir yetersizliği, yüksek iş yükü, şiddet ve mobbing gibi olumsuz etmenler tükenmişliği artırmaktadır. Ayrıca, performans kriterleri ve takdir eksikliği hekimlerin motivasyonunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bulgular, tükenmişliği azaltmaya yönelik çok boyutlu ve kapsamlı müdahalelerin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, Sakarya, tükenmişlik
Sakarya ili Soğucak yaylası Collohmannia, Neoliodes ve Oribotritia (Acari: Oribatida) türleri üzerine sistematik araştırmalar
Toprak, bir çok organizmayı barındıran karmaşık bir ekosistemdir. Toprak ekosisteminde yaşayan eklembacaklıların %40' ı akarlardan oluşturmaktadır. Oribatid akarlar orman topraklarında hem birey hem de tür saıysı bakımından en zengin hayvan grubunu oluştururlar. Toprak organik maddesinin parçalanmasına ve ayrışmasına, humus sentezine, mantar ve bakterilerin toprak içerisinde yayılmasına katkıda bulunarak toprağın biyolojik verimliliğinde önemli rol oynarlar. Bazı oibatid türlerinin asit yağmurları, hava kirliliği ve toprağın işlenmesi gibi toprak ekosistemleri üzerinde insan aktivitelerin ekolojik etkisinin göstergeleri biyoindikatörler olarak önemli oldukları bilinmektedir. Bu sebeple ülkemiz oribatid akarlarının biyoçeşitliliğinin belirlenmesi önem arzetmektedir. Oribatid akarların morfolojik tanımları, sırttan ve karından görünümleri ve bacak yapıları esas alınarak yapılmaktadır. Sırt kısmı notogaster ve prodorsum olmak üzere iki bölgeden oluşmaktadır. Karın kısmı ise genitoanal ve epimeral bölge olmak üzere iki bölgeden oluşmaktadır. Epimer plaklarının şekli, gental ve anal plakların kıl donanımı ve büyüklükleri, ağız parçalarını içeren kamerostom ve subkapitulumun yapısı ve kıl donanımı sistematik bakımdan öneme sahiptir. Ülkemizdeki oribatid akar biyoçeşitliliğinin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların artması gerekmektedir. Türkiye oribatid akar (Acari, Oribatida) faunası yeterince çalışılmamıştır, Dünya çapında bilinen oribatid akar sayısı 11.000'in üzerinde iken bu sayı ülkemizde sadece 250 civarındadır. Bu araştırmanın temel amacı, 1100 metre yüksekliğinde ve Sapanca'ya 17 kilometre uzaklıkta bulunan Soğucak yaylası oribatid akar faunası (Oribotritia, Neoliodes ve Collohmannia cinsleri) hakkında ilk verileri elde etmektir. Yüksek tür yoğunluğu ve çeşitliliğine sahip eski orman alanları, çalılıklar, akarsu kıyılar gibi doğal alanlar diğer toprak faunaları için rezerv teşkil ettiklerinden korunmaları önemlidir. Çok çeşitli bitki örtüsü ile zengin bir biyotopa ve korunmuş alanlara sahip olan Sakarya ili Soğucak yaylasından alınan toprak örnekleri Biyoloji bölümü Akaroloji labaratuvarına getirilerek birleştirilmiş Berlese-Tullgren huni düzeneklerine yerleştirilmiştir. Bir hafta ışık kaynağı altında bekletilen toprak örnekleri içerisindeki Oribotritia, Neoliodes ve Collohmannia cinslerine ait oribatid akarlar düzeneğin alt kısmındaki %70'lik etil alkol içeren toplama şişelerine düştükten sonra Olympus SZX51 tipi stereo mikroskop altında pipet ve iğneyle yardımı ile ayıklanmıştır. Oribatid akarları temizlenmesi ve ağartılması laktik asitte, incelenmesi ise Leica DM 1000 tipi ışık mikroskobunda gerçekleştirlmiştir. Tür teşhisleri Balogh ve Balogh (1992), Weigmann (2006) ve Walter ve ark. (2014)'a göre yapılmıştır. Taksonların morfolojik özelliklerinin incelenmesi için Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde bulunan JEOL JSM 6060 LV taramalı elektron mikroskobu kullanmıştır.Bu tez çalışmasında Soğucak Yaylasından tespit edilen toprak akarı türleri Oribotritia (O.) krivolutskyi, Neoliodes theleproctus ve Collohmannia gigantea'ya ait çeşitli vücut yapılarının ışık mikroskobu incelemeleri ile ölçümler yapılmış, taramalı elektron mikroskobu görüntüleri alınmış, yakın türler ve daha önce ülkemizden kaydedilen türler ile karşılaştırılması yapılmıştır. Sakarya ili Soğucak Yaylası toprak akarları Oribotritia, Neoliodes ve Collohmannia (Acari: Oribatida) cinsleri üzerinde yapılan araştırmalarda: Oribotritia (O.) krivolutskyi Liu, Niedbała et Starý, 2011, Neoliodes theleproctus (Hermann, 1804) ve Collohmannia gigantea Sellnick, 1922 türleri terpit edilmiştir. Tespit edilen türlerin elektron mikroskobu görüntüleri verilmiştir. Yarıkozmopolit bir dağılıma sahip olan Neoliodes theleproctus türü Türkiye'de daha önce Yozgat ilinde Per ve arkadaşları tarafından 2015 yılında kaydedilmiştir. Holarktik zoocoğrafik bölgede yayılış gösteriren Collohmannia gigantea türü ise Türkiye'de daha önce Baran ve Bezci tarafından 2017 yılında Amasya ilinden kaydedilmiştir. Oribotritia (O.) krivolutskyi türü daha önce Liu, Niedbała ve Starý tarafından 2011 yılında Dünyada sadece Kafkasya'dan (Azerbaycan) kaydedilmiştir. Yapılan bu çalışma ile dünya genelinde ikinci olarak Türkiye'den kayıt altına alınmıştır.
Sakarya ili ekoturizm potansiyelinin belirlenmesi
Günümüzde kırdan kente göç ile birlikte kentsel alanlarda hızla artan nüfus, insanların dar alanlarda yoğun nüfus baskısı altında yaşamalarına neden olmaktadır. Bu durum şehir alanlarında birçok mekânsal sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan birisini de kişi başına düşen yeşil alanların azlığı ve insanların rekreatif faaliyetlerindeki meydana gelen kısıtlılıklar oluşturmaktadır. Covid 19 salgını esnasında bu durum tüm büyükşehirde de bir kez daha kendisini göstermiş insanların doğaya ve kırsal alanlara olan ilgisi artmıştır. Doğal kaynakların korunmasına ve kırsal kalkınmaya katkıda bulunan, turizm endüstrisinin en çekici alt kümesi Ekoturizm'e gösterilen ilgi ise bu dönemde katlanarak artışına devam etmiştir. Ekoturizm; artan dünya nüfusunun çevreye vermiş olduğu tahribatı en aza indirgemek ve doğal alanları gelecek nesillere de en iyi şekilde aktarabilmek amacıyla hızla yayılış gösteren bir alternatif turizm çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekoturizm ayrıca, kültürel değerlere sahip çıkmayı, yerel halkın da yapılan faaliyete destek vermesini ve uyum sağlayarak bölgenin tanıtımında ve gelişiminde rol almasını sağlamaktadır. Çalışma sahamız olan Sakarya ili coğrafi konumu ve doğal güzelliklerindeki çeşitlilik ile son yıllarda ekoturizm faaliyetlerinin canlanmaya başlaması ile dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Sakarya ilindeki potansiyel ekoturizm alanlarını Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) kullanarak belirlenmesidir. Bu amaçla ekoturizmin gelişimine etki eden coğrafi faktörler belirlenmiş, ağırlıklı çakıştırma analizi kullanılarak sonuca ulaşılmıştır.
Gayrimenkul sektörü imajı ve ölçümü; Sakarya örneği
Literatürde şirketlerin kurumsal imajlarını ve etkileyen faktörleri inceleyen birçok çalışma bulunmaktadır. Bununla beraber gayrimenkul sektöründe kurumsal imaj algısını inceleyen çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Türkiye ekonomisinde gayrimenkul sektörü lokomotif görevi görmekle beraber gayrimenkul sektörüne yatırım yapacak yatırımcıların yatırım tercihlerinde firmaların imaj algıları önemli olmaktadır. Bu araştırmada Türkiye'nin önemli sektörlerinden biri olan gayrimenkul sektöründe yatırımcıların kurumsal imaj algılarının incelenmesi açısından önemlidir. Marka itibarı ile ilgili olarak toplum, tamamen kâr odaklı şirketlerden sosyal sorumluluk duygusu türeyen şirketlerin prestij sahibi olduğunu kabul eder. Bu bağlamda tüketiciler, satın aldıkları markanın çevreye ve topluma karşı sorumlu faaliyetlerine de değer vermektedir. Çalışana, topluma ve çevreye duyarlı çalışmalar toplum tarafından değer görmekte, şirkete ve projeye güven vermektedir. Şirketin sosyal değerini, iletişim ve tanıtım çalışmalarına canlılık katar, medya ilişkilerini güçlendirir. Bu nedenle, proje düzeyinde marka değeri yaratmanın somut olmayan bileşenlerine örnek olarak çevre bilinci, iş sağlığı, güvenliği, tedarik zinciri, çalışma tarzları/koşulları ve çalışanlara ve toplumun diğer kesimlerine yönelik sosyal sorumluluk odaklı çalışmalar verilebilir. Araştırmanın amacı gayrimenkul sektöründe kurumsal imaj algısının belirlenmesidir. Araştırmada nitel veri analizi yöntemi kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu kapsamında veriler toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmaya 20 kişi katılım göstermiştir. Araştırmada verilerin toplanmasında görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formu yarı yapılandırılmış şekilde araştırmacı tarafından hazırlanmıştır.
Sakarya ilinde çalışan aile hekimlerinin alkol madde ve tedavi merkezlerine hasta yönlendirme hakkındaki bilgi düzeyi ve farkındalıklarının değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bağımlılık, tarih boyunca hemen her dönemde bireyleri, ailelerini ve toplumları etkileyen önemli bir sosyal sorun olmuştur. Alkol ve madde kullanım durumları giderek yaygınlaşmakta ve başlama yaşı her geçen gün düşmektedir. Bağımlılıkla mücadelenin etkili bir şekilde yürütülmesi için kurumların işbirliği içerisinde hareket etmesi gerekmektedir. Çalışmamızda aile hekimlerinin karşılaştıkları bağımlı hastaları AMATEM'lere yönlendirme hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu araştırma tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışma olarak 1 Aralık 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Sakarya ilinde Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan aile hekimleri üzerinde yapılmıştır. 325 aile hekiminden çalışmaya katılmayı kabul eden, anket formunu tam ve hatasız dolduran 196 aile hekimi çalışmaya dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak 30 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Veri toplama araçları yüz yüze ve çevrimiçi uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 26 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda aile hekimi olarak çalışma süresiyle muayene sırasında hastalara alkol kullanımı sorgulama durumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Çalışma süresi ve aile hekimi olarak çalışma süresi ile muayene sırasında madde kullanımı sorgulama durumu arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışma süresi, aile hekimi olarak çalışma süresi ve günlük bakılan hasta sayısı ile alkol/madde kullanım bozukluğu olan hastaları ilgili merkezlere yönlendirme durumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). SONUÇ: Aile hekimleri sağlığın korunması ve artırılması kapsamında kendilerine başvuran kişileri aile hekimliği çekirdek yeterlilikleri kapsamında bütün olarak ele almalı, muayene esnasında sigara, alkol ve madde kullanımını da sorgulamalı gerekli hallerde kişilerin ihtiyacına göre ilgili merkezlere yönlendirmelidir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, alkolizm, bağımlılık, bağımlılıkla mücadele, uyuşturucu bağımlılığı.
Sosyal medya kullanım düzeylerinin seçmen davranışları üzerine etkisi: Sakarya ili özelinde bir araştırma
Sosyal medya teknolojik altyapısıyla günümüzde en çok tercih edilen çok yönlü iletişim mecrasıdır. İletişimin çok yönlü olması etkileşimin ölçülebilir olmasına imkân sağladığı için son dönemlerde siyasal iletişimde de ilgi gören bir iletişim yöntemi olarak kullanılmaktadır. Teknoloji alanındaki gelişmelere bağlı olarak yeniden biçimlenen toplum ve bireyler arasındaki ilişkiler siyasal iletişim davranışlarında da farklılık göstermektedir. Seçimlerde oy kullanan seçmenin, siyasi tercihlerini belirlerken farklı etmenlerden etkilendikleri bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı günümüzün en popüler iletişim aracı olan sosyal medyanın kullanım düzeylerinin siyasal rıza bağlamında seçmen davranışları üzerine etkisini ortaya koymaktır. Araştırmalarda çoğu zaman seçmenin tercihinde hangi etmenlerin diğerlerine nazaran daha fazla etkili olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu çalışmada bireylerin siyasi tercihlerinin belirlenmesinde siyasi rızanın ne denli var olduğu sorusuna yanıt aranırken aynı zamanda sosyal medya kullanım düzeylerinin bu tercihler üzerindeki etkisi arasındaki ilişkiye Sakarya ili ölçeğinde cevap aranmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Sakarya ilinde ikamet eden sosyal medya kullanan 18 yaş ve üzeri 604 seçmen oluşturmaktadır. Katılımcılara geçerlilik ve güvenirlik çalışması daha önce yapılmış olan Sosyal Medya Kullanım düzeyleri Ölçeği, Siyasal Rıza ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu çevrimiçi anket yöntemi kullanılmış olup verilerin çözümlenmesinde Sosyal Bilimler için İstatistik Programından (SPSS) faydalanılmıştır. Seçmenlerin sosyal medya kullanım düzeylerindeki süreklilik ve yetkinlik boyutu ile siyasal rıza ve alt boyutları (sorumluluk, yetkinlik, doğruluk, özgür irade) arasında demografik yapıya göre bazı unsurlar için farklılık gösterdiği bazıları için farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bu çalışmada ele alınan; seçmenlerin sosyal medya kullanım düzeyleri ile siyasal rızanın unsurlarını algılama düzeylerinin demografik özelliklere göre seçmen davranışlarını farklı yönlerde ve düzeylerde etkilediği görülmüştür.
Diaspora kimliğinin oluşumunda eğitimin katkısı, uyum ve gelecek problemleri: Sakarya örneği
Bu araştırma, Sakarya ilinde yaşayan ortaöğretim kurumlarında okuyan diaspora topluluklarının kimlik oluşum süreçlerinde eğitimin rolünü ve etkisini inceleyerek, bu alandaki bilgi boşluğunu doldurmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, araştırma sonuçlarının, diaspora topluluklarına yönelik eğitim politikalarının ve programlarının geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, araştırma, hem akademik literatüre hem de uygulamaya yönelik önemli katkılar sunmayı hedeflemektedir. Bu araştırma, Sakarya ilinde yaşayan çeşitli diaspora topluluklarını kapsamaktadır. Araştırmanın odak noktası, bu toplulukların eğitim süreçlerindeki deneyimleri, kimlik oluşum süreçleri ve uyum stratejileridir. Ayrıca, diaspora bireylerinin gelecekte karşılaşabilecekleri potansiyel sorunlar da ele alınarak, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunulacaktır. Bu tez beş ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, araştırmanın konusu, önemi, amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınmıştır. İkinci bölümde, diaspora kimliği, eğitim ve uyum süreçleri ile ilgili literatür taraması yapılmıştır. Üçüncü bölümde, araştırmanın metodolojisi detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, araştırma bulguları sunulmuş ve tartışılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise, araştırmanın sonuçları ve öneriler yer almaktadır. Bu yapısal düzenleme, araştırmanın sistematik ve anlaşılır bir şekilde sunulmasını sağlamaktadır.
Sakarya'da tarıma dayalı sanayiye yönelik bir model önerisi
Ham maddenin tarımdan sağlanması nedeniyle tarıma dayalı sanayinin gelişimi Türkiye'nin ekonomik gelişimi açısından önemli bir role sahiptir. Ülkemizde tarıma dayalı sanayi işletmelerinin en yaygın sorunları hammadde yetersizliği, finansman eksikliği ve pazarlama problemidir. Bu durum işletmelerin kapasitelerinin altında çalışmalarına sebep olmaktadır.Bu çalışmada Sakarya'da tarıma dayalı sanayinin genel durumu incelenerek yeni bir model önerisi getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde Sakarya'nın tarıma dayalı sanayi durumu hakkında bilgi verilmiş, ikinci bölümde sektörün profili ve sorunları açıklanmaya çalışılmıştır. Son bölümde araştırmalara dayalı bir metot yürütülerek ilçelerdeki üretilen tarımsal ürünler ve fabrikalar araştırılmıştır.
Sakarya ilindeki aile hekimlerinin çocukluk çağı astım hastalığı hakkındaki tutum, bilgi ve davranışları
GİRİŞ VE AMAÇ: Astım çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır. Bu çalışmada, Sakarya ilindeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimlerinin çocukluk çağı astım hastalığı ile ilgili tutum, bilgi ve davranışlarını tespit etmek amaçlanmıştır. MATERYAL-METOT: Çalışmaya araştırmayı kabul eden toplam 172 hekim dâhil edildi. Toplam 46 sorudan oluşan dört bölümlük anketin birinci bölümünde aile hekimlerinin çocukluk çağı astım hastalığı ile ilgili tutum ve davranışı, ikinci bölümünde ise aile hekimlerinin yaş, cinsiyet, mezuniyet yılı, ünvan, çalıştıkları ilçe, gezici hizmet görevi varlığı, kayıtlı astımlı hasta sayısı, astım ilacı reçete etme sıklığı, astımlı hasta görme sıklığı, yakınlarında astımlı hasta varlığı, aile sağlığı merkezi (ASM)'nde astım konulu afiş veya broşür bulundurma, astım konulu eğitime katılma durumu, ilaç temsilcisi tarafından astım ilacı ile ilgili ziyarette bulunulma durumu sorgulandı. Anketin üçüncü ve dördüncü bölümündeki 10 teorik soruya ve 16 klinik olgu sorusuna verilen doğru cevap sayısı belirlendi. Bilgi soru ve cevapları, Global Initiative for Asthma (GINA) adlı çalışma grubunun tüm dünyada astım konusunda yol belirleyici bir uzlaşı raporu olan ve yeniden gözden geçirilerek sunulan Global Strategy for Asthma Management and Prevention-Revised 2017 kılavuzu temel alınarak hazırlandı. BULGULAR: Çalışmaya 144 aile hekimi sertifikalı pratisyen hekim, 7 aile hekimi uzmanı, 21 sözleşmeli aile hekimi uzmanlığı araştırma görevlisi olmak üzere toplam 172 hekim katıldı. Çalışmamıza katılan aile hekimlerinin büyük çoğunluğunu 41-50 yaş arası (%39,5), erkek (%62,2), mezuniyetinden itibaren geçen süre 10-20 yıl arasında (%36,7), merkez ilçede çalışan (%62,2), gezici sağlık hizmeti vermeyen (%61), nüfusa kayıtlı astımlı hasta sayısı 1-10 arasında (%38,4), 18 yaşından küçük astım hastası görme sıklığı haftada en az bir (%41,3), 18 yaşından küçük astım hastası reçete sıklığı haftada en az bir (%43,6), yakınlarında astım hastası bulunmayan (%59,3), ASM'de astımla ilgili afiş veya broşür bulunduran (%58,1), son bir yıl içinde astımla ilgili bilimsel bir yazı okumamış veya toplantıya katılmamış (%58,1), son bir yılda astımla ilgili ilaç temsilcisi ziyaretinde bulunulmuş (%51,7) ve astım konulu Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen herhangi bir eğitime katılmamış (%60,5) grup oluşturmaktadır. Aile hekimlerinin ASM şartlarında 18 yaşından küçük hastalarla ilgili tutum ve davranışlarının sorgulandığı birinci bölümde katılımcıların % 44,2'si "Aile hekimi astım tanısını koyabilir", %61,6'sı "Takip ve idame tedavisini yapabilir", %86'sı ise "Hafif astım atağı tedavisi verebilir" ifadesine "Katılıyorum" yanıtını vermiştir. Davranışın sorgulandığı sorularda ise katılımcıların %44,6'sı "ASM'ye başvuran 18 yaşından küçük astım hastalarını her zaman-sıklıkla üst basamak sağlık kuruluşuna sevk ederim", %92'si "Her zaman-sıklıkla hastalığının kontrol altında olup olmadığını sorgularım", %79,7'si "Her zaman-sıklıkla tetikleyicilerden korunma önlemleri ve inhaler ilaç kullanım teknikleri hakkında hatırlatmalarda bulunurum" yanıtını vermiştir. Yaş, cinsiyet, ünvan, çalışılan ilçe, mezuniyetten itibaren geçen süre, ilaç temsilcisi ziyareti, astım ilacı reçete etme sıklığının tutum ve davranışta anlamlı değişiklik oluşturan aile hekimi özellikleri olduğu görüldü. Anketteki klinik olgu sorularındaki başarıyı etkileyen etkenlerin aile hekimi uzmanı veya araştırma görevlisi olmak, merkez ilçede çalışmak, ASM'de astım konulu afiş/broşür bulundurulmaması olduğu saptandı. Aile hekimi uzmanları, araştırma görevlileri ve merkezde çalışanların klinik olgu sorularına daha çok doğru yanıt vermelerine rağmen astım atak tedavisi verme görüşüne katılmadığı, hastanın kontrol durumunu daha az sorguladığı, hastaya tetikleyiciler ve inhaler ilaç kullanımı hakkında daha az hatırlatmada bulundukları görüldü. Pratisyen aile hekimlerinin uzman ve araştırma görevlilerine göre hastaların kontrol durumunu daha çok sorguladıkları, astımlı hastalara tetikleyiciler ve inhaler ilaç kullanımı hakkında daha çok hatırlatmada bulunduğu ve atak tedavisi verilebilir görüşünde olduğu görüldü. Ancak kontrol parametrelerinin sorgulandığı soruya verilen doğru cevap ortalamaları karşılaştırıldığında aile hekimi uzmanı ve araştırma görevlilerinin pratisyen aile hekimlerine göre soruya anlamlı olarak daha çok doğru yanıt verdiği görüldü. SONUÇ: Aile hekimlerine belirli aralıklarla hekimlerin sosyodemografik özellikleri göz önünde bulundurularak güncel bilgileri içeren teorik ve pratik eğitimlerin verilmesiyle daha çok astım hastası kontrol altına alınarak astıma bağlı morbidite, mortalite ve topluma olan maliyet azaltılabilir.