Posture
140 theses under this subject heading
Bir şeker üretim tesisinde çalışanların ergonomik risk değerlendirme yöntemleri ile çalışma ve duruşlarının incelenmesi
Tarladan fabrikaya getirilen şeker pancarından şeker üretimi yapılabilmesi için tazeliğini koruması gerekmektedir. Şeker pancarının hasat edilmesi genellikle eylülün ilk haftasında başlayıp aralık ayının son haftası bitmektedir. Bu süre zarfında şeker pancarının tarladan hasat edilerek fabrikaya getirilmesi bir planlama eşliğinde yapılmaktadır. Dolayısıyla şeker fabrikaları eylül ayının başından aralık ayının sonuna kadar üretim yapmaktadır. Geri kalan zamanlarda ise şeker fabrikalarının temizlenerek bir sonraki şeker üretimine hazırlanması, fabrika bünyesinde tamir ve bakım işlerinin yapılması, üretim kalite ve verimliliğini artırmak amacıyla yatırım yapılması, çalışan kişilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi vb. işler yapılmaktadır. Şeker fabrikalarında şeker üretimi yapılan döneme "kampanya dönemi" şeker üretimine hazırlık yapılan döneme ise "revizyon dönemi" denilmektedir. Tezime konu olan çalışmasını yaptığım şeker fabrikasında bir kampanya döneminde günde on dört bin ton (14.000 ton), toplamda ise bir milyon iki yüz bin bin ton (1.200.000 ton) şeker pancarı işlenmektedir. Şeker fabrikalarında seri üretim yapılması fabrikada çalışan kişilerde uzun süren ve sürekli tekrar eden çalışma ve uygun olmayan vücut hareketleri şeker fabrikasında çalışan kişilerde kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları (KİSR) görülme olasılığını artırmaktadır. KİSR artması ergonomik açıdan risk değerlendirmesi yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışmada değerlendirme yapılırken ergonomik risk analiz yöntemlerinden olan REBA (Rapid entire body assessment), RULA (Rapid upper limb assessment), NIOSH (National Institute of Occupational Safety and Health) risk değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda sürekli ve uzun süreli olarak tekrar eden işlerde (şeker istiflenmesi, küspe balyalama yapılması, parke kumu tesviyesi vb.) ve çalışma esnasında postür duruşun bozulduğu işlerde (su jeti ile şeker pancarının kanala taşınması, el ile çapa yapma, santifüj parçalarının temizlenmesi vb.) ergonomik açıdan risk seviyesinin yüksek olduğu görülmüştür. Sürekli ve uzun süreli olarak tekrar eden işlerde kişi sayısının artırılarak çalışanın kas hareketi tekrarı ve çalışma süresi azaltılmalıdır. Çalışma sırasında postür duruşun bozulduğu iş gruplarında ise uygun duruş şekillerinin belirlenerek çalışan kişinin doğru pozisyonda çalışması sağlanmalıdır.
Bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisi
Bel ağrısı toplumda en çok görülen sağlık problemlerindendir. Ağrı, fonksiyonel yetersizlikler, yürüme ve denge bozuklukları bel ağrısında sık rastlanan semptomlardandır. Bel ağrısında sinir mobilizasyon tekniklerinin etkilerini araştıran randomize-kontrollü çalışma sayısı oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı, bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisini araştırmaktı. Çalışmamıza 20 bel problemi tanısına sahip çalışma grubu (yaş ortalaması 39.45±8.55 yıl), 21 bel problemi tanısına sahip kontrol grubu (yaş ortalaması 38.33±9.70 yıl) ve 19 sağlıklı kontrol grubu (yaş ortalaması 35.94±9.70 yıl) olmak üzere 60 olgu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan olguların demografik özellikleri kaydedilmiş ve çalışma ve kontrol gruplarında, ağrı şiddetinin değerlendirilmesi için Vizüel Analog Skalası, düz bacak kaldırma testi açısı, fonksiyonel düzeyleri saptamak için Oswestry Özürlülük Skalası tedavi öncesi ve sonrası uygulanmıştır. Yürüme ve ayakta duruş parametrelerinin ölçümü için Zebris-FDM-2 platformu kullanılmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının vizüel analog skalası ve Oswestry özürlülük skalası ölçümlerinde tedavi öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Çalışma ve sağlıklı kontrol gruplarının düz bacak kaldırma testi ölçümlerinde anlamlı artış olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sallanma ve çift destek fazı yüzdesi parametrelerinde üç grupta da ölçümler arasında anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) fakat grupların birbirine üstünlüğünün olmadığı bulunmuştur(p>0.05). Çalışma sonucunda sinir mobilizasyonun ağrısız kalça fleksiyonu açısı ve fonksiyonelliğin arttırılması, ve ağrının azaltılmasında etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Sinir mobilizasyonu ile yürüme ve ayakta duruş parametrelerinde kazanımlar elde edilmiştir. Sinir mobilizasyon teknikleri bel ağrısının tedavisinde rutin olarak kullanılabilir. Farklı sinir mobilizasyon tekniklerinin değişik seans ve sayıda uygulanacağı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Gerilim tipi baş ağrılı hastalarda fasyal distorsiyon modelinin ağrı şiddeti, servikal postür ve eklem pozisyon hissi üzerine etkisi
Bu çalışma gerilim tipi baş ağrılı hastalarda fasyal distorsiyon modelinin ağrı şiddeti, servikal postür ve eklem pozisyon hissi üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Gerilim tipi baş ağrısı olan bireyler basit rastgele yöntemle kontrol (n=15) ve çalışma grubu (n=15) olarak ikiye ayrıldı. Çalışma grubuna haftada 1 seans, 30 dakika olmak üzere toplamda 4 hafta boyunca fasyal distorsiyon model uygulaması yapıldı. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Değerlendirmeler tüm bireyler için başlangıçta ve 4 hafta sonra olmak üzere 2 kere yapıldı. Bireylerin ağrı şiddeti VAS ve McGill Ağrı ölçeği ile, servikal postür için kraniovertebral açı ve omuz pozisyonu Posturescreen Mobile uygulaması ile, eklem pozisyon hissi lazer imleç yardımlı açı tekrarlama testi ile değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen bulgulara bakıldığında fasyal distorsiyon modeli uygulamasının ağrı şiddetini azalttığı, servikal postür ve eklem pozisyon hissini geliştirdiği belirlendi (p<0.05). Kontrol grubunda tüm parametrelerde ilk ve son değerlendirme arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Fasyal distorsiyon modeli gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerin ağrısını azaltmada ve servikal postürü ve servikal eklem pozisyon hissini geliştirmede farklı bir tedavi seçeneği olarak kullanılabilir. Yöntemin yalnızca ağrıyı gidermek ve normal eklem hareket açıklığının kazanılmasında değil postür ve propriyosepsiyon gibi farklı amaçlarla da kullanılabileceği bu çalışmada gösterilmiştir. Teknik, klinikte zamanın etkin kullanılması açısından fizyoterapistlere avantaj sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Ağrı şiddeti, Fasyal distorsiyon modeli, Gerilim tipi baş ağrısı, Postür, Propriosepsiyon
Lise öğrencilerinde fiziksel aktivite düzeyi ve vücut kitle indeksi'nin postür ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı lise öğrencilerinde fiziksel aktivite düzeyi ve vücut kitle indeksinin (VKİ) postür ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmamıza Habipler Anadolu Lisesinde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda eğitim görmekte olan yaş ortalaması 15,88±0,80 yıl olan 45 kız , 54 erkek toplamda 99 öğrenci katıldı. Öğrencilerin demografik bilgileri kaydedildi. Fiziksel aktivite değerlendirilmesinde Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı anketi (MPQ) kullanıldı. Postür değerlendirmesinde genel postür analizinden yola çıkarak hazırlanan anket kullanıldı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. Çalışamaya katılan erkek öğrencilerin VKİ, kız öğrencilerin VKİ'nden büyük idi (p=0,014). Öğrencilerin %51,5'i düzenli spor yapmakta idi. IPAQ anketi sonuçlarına göre öğrencilerin %14,1'i inaktif grupta yer almaktadır. Öğrencilerin VKİ ve IPAQ skorları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,04). Öğrencilerin %60,6'sı vücudunun herhangi bir bölgesinde ağrı olduğunu belirtti. En sık şikayet edilen ağrılar; bel ve omuz bölgesindeki ağrılardır. Kız öğrenciler en sık bel ağrısından (%26,7), erkek öğrenciler ise omuz ağrısından (%16,7) şikayet etmekte idi. Aynı zamanda kız öğrencilerin var olan ağrı şiddetiskoru erkek öğrencilerden daha yüksek bulundu. Fiziksel aktivite düzeyine göre sınıflandırıldığında minimal aktif olan grubun var olan ağrı şiddeti skorunun daha yüksek olduğu, bel ve omuz ağrılarının daha fazla görüldüğü saptandı. Fiziksel aktivite düzeyi ve ağrı skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. VKİ ile var olan ağrı şiddeti(p=0,033) ve en az ağrı şiddeti (p=0,027) skorları arasında anlamlı bir ilişki vardır fakat en çok ağrı şiddetiskoru ile anlamlı bir ilişki bulunmadı. Postural değişiklikleri incelediğimizde erkek öğrencilerde kifoz ve başın anterior tilti, kız öğrencilerde anterior pelvik tilt ve hiperlordoz daha sık görülmekte idi. Öğrencilerin şikayet ettikleri ağrı bölgeleri ile postüral değişiklikler ilişkilendirilebilir. Fiziksel aktivite düzeyi ile başın sağa ve sola tilti (p<0,001), omuzlarda yuvarlaklaşarak öne doğru gelişme (p=0,042) ve skolyoz (p=0,031) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. VKİ ile başın anterior tilti (p=0,003) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışmamızda postürün ve ağrı skorlarının fiziksel aktivite düzeyi ve VKİ'den etkilenmediği, fiziksel aktivite düzeyi minimal aktif olan öğrencilerde omuz ve bel ağrılarının daha fazla olduğu saptandı. Çalışmamızdan elde eetiğimiz sonuçlara göre adolesanlarda teknolojik araçların kullanımının artması, düzensiz beslenme alışkanlığı gibi nedenlerden VKİ artmasına ve postüral bozukluklara neden olmaktadır. Postüral bozukluklar bu dönemdeki öğrencilerde ağrı hissetmelerine yol açabilir. VKİ'nin artması ile birlikte öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi düşmektedir. Bunun sonucunda başta obezite olmak üzere birçok sağlık problemi meydana gelmektedir. dolesan dönemde fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması kas iskelet sistemi gelişimi destekler ve buna bağlı olarak ağrıların oluşmasını engelleyebilir. Erişkin dönemde oluşabilecek kronik hastalıklardan (obezite gibi) korunmak için adolesan dönemde düzenli beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırılması önemlidir. Anahtar kelimeler: Adolesan, fiziksel aktivite, postür
Laktasyon dönemindeki bayanlarda görülen boyun ve bel ağrı seviyelerinin incelenmesi
Çalışmamızda, laktasyon dönemindeki kadınların boyun ve bel ağrı seviyelerini ve ağrı seviyelerinin günlük yaşamlarına etkileri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Laboratuvarına başvuran doğum sonrası 0-6 ay laktasyon döneminde olan 50 kadın dahil edildi. Olgularda sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirleyen soru formu, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olguların %68'i 20-29 yaş aralığında, %32'si 30-40 yaş aralığında idi. Olguların yaş ortalamasının 28,48±4,21 olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen bireyler doğum sonrası ortalama 4,07±1,88 ayda idi. Kadınların %42'si doğum sonrası 0-3 ayda iken, %58'i 4-6 doğum sonrası ayda idi. Çalışmamızdaki kadınların %16'sı ideal kilonun çok üzerinde, %30'u ideal kilonun üzerinde, %54'ü ideal kiloda idi. Bireylerin vücut kitle indeks ortalamasının 25,81±3,68 olduğu belirlendi. Olguların eğitim durumları incelendiğinde % 14'ü ilköğretim, % 4'ü ortaokul, % 12'si lise, % 54'ünün lisans mezunu olduğu bulundu. Kadınların doğum şekilleri incelendiğinde %36'sı normal doğum, %64'ünün sezaryen ile doğum gerçekleştirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olguların postpartum dönemde %10'unun düzenli egzersiz yaptığı, %80'inin egzersiz yapmadığı bulundu. Katılımcıların Oswestry total puan ortalamaları 26,20±13,09, Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması 29,99±14,46 idi. Kadınların yaşları, eğitim durumları, postpartum egzersiz durumları ve vücut kitle indeksleri, ile Oswestry ağrı ölçeği total puanı ile Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05) Çalışmaya katılan bireylerde doğum sonrası 0-3 ay dönemde olanların Oswestry ağrı puanının, 4-6 ay döneminde olanların total puanlarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. (p<0,05) Çalışmaya dahil edilen kadınların Oswestry Ağrı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi total puan ortalamaları, ağrılarının günlük yaşamlarında hafif fonksiyonel kaybın olduğunu göstermektedir. Doğum sonrası aylar ilerledikçe gebeliğin izlerinin silinmesi ile bel ağrı seviyelerinin azaldığı buna paralel olarak günlük yaşamlarındaki fonksiyonel kaybın gerilediği bulundu.
Kistik fibrozisli çocuklarda inspiratuar kas eğitiminin postüral stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kistik fibrozis (KF), salgı bezlerinin yoğun olarak bulunduğu, başta akciğerler olmak üzere pankreas, karaciğer, gastrointestinal sistem ve üreme sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkileyebilen genetik bir hastalıktır. Akciğer kaynaklı problemler bu hastalarda en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tedavi kılavuzlarında havayolu temizliğini geliştirmeye yönelik fizyoterapi yaklaşımlarının bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği belirtilmektedir. Ancak, çeşitli kardiyopulmoner hastalıklarda yaygın olarak kullanılan inspiratuar kas eğitiminin (IMT) KF'li hastalarda kullanımına dair literatür tartışmalıdır. Ayrıca, kronik akciğer hastalıklarında akciğer dışı bir semptom olarak postural stabilite ve dengenin etkilenimi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır ve respiratuar ve periferik kas güçsüzlüğü, istirahat solunum yükünün artması ve hiperinflasyon gibi nedenlerle hastalarda postural stabilitenin etkilenebileceği bildirilmektedir. Ancak, KF'li hastalarda postural stabilitenin etkilenimini ve ilişkili olan mekanizmaları araştıran çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışma ile KF'li hastalarda postural stabilite ve denge ile ilişkili olan faktörleri analiz etmek ve kapsamlı bir göğüs fizyoterapisi programına ek olarak verilen IMT'nin postural stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan KF tanısı almış 32 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara vücut kompozisyonu analizi, solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca, haftanın her günü, günde 2 kez uygulanmak üzere torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilatuar pozitif basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı verildi. Deney grubuna ise kapsamlı göğüs fizyoterapi programına ek olarak günde 2 kez 15'er dk uygulanmak üzere Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddette IMT verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Solunum parametreleri arasından dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için 32 olgu üzerinde lineer regresyon analizi uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Regresyon analizi sonucunda maksimum ekspiratuar basınç (MEP) değerinin stabilite limitleri testinin ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı. MEP değeri yüksek olanların stabilite limitleri testi ortalama skoru da yüksekti (R=0,514; R2=0,264; p=0,003). Sekiz haftalık tedavi sonrasında ise her 2 grupta da zorlu vital kapasite, zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye, tepe ekspiratuar akım hızı, MIP, MEP, 6DYT mesafesi, M. Quadriceps kuvveti ve stabilite limitleri testinin ortalama skorunda anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,01). Deney grubunda, kontrol grubuna kıyasla MIP değerinde meydana gelen artış daha yüksekti (p<0,001); SFT, MEP değeri, fonksiyonel kapasite ve stabilite limitleri testi ortalama skorunda elde edilen gelişmeler açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KF'li çocuklarda abdominal kas kuvvetini yansıtan 'MEP' değerinin 'dinamik denge'yi değerlendiren bir test olan 'Stabilite Limitleri' testi ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı ve tedavi ile MEP değerinde meydana gelen gelişme, hastaların dinamik denge skorlarına da yansıdı. Literatürde hem sağlıklı hem de kronik akciğer hastalıklarına sahip popülasyonlarda abdominal kas kuvvetinin dinamik dengeyi sağlayabilme yeteneği ile yakından ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre KF'li çocuklar için de benzer bir ilişkinin mevcut olabileceği düşünülebilir. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, IMT'nin belirgin solunum kas güçsüzlüğü olan KF'li hastalara selektif şekilde uygulanabileceği ancak tüm KF'li hastalarda rutin olarak uygulanmasını destekleyen yeterli kanıtın mevcut olmadığı sonucuna varıldı. Ayrıca, çalışmamızda kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı ile havayolu temizliğini geliştirmenin ötesinde solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite de gelişmeler sağlanmış olması, literatür ile uyumlu şekilde göğüs fizyoterapisinin KF'li hastaların rutin tedavisine dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Ağır vasıta sürücülerinde ağrı, postür, uyku kalitesi, yorgunluk, stres ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Ülkemizde yük ve yolcu taşımacılığında büyük oranda karayolu kullanılmaktadır ve bunun bir sonucu olarak kamyon ve otobüs şoförleri yoğun bir iş yüküne sahiptir. Bu yoğun iş yükünün bir sonucu olarak sürücüler kas-iskelet sistemi problemleri, stres, yorgunluk ve uyku kalitesi açısından yüksek bir riskle karşı karşıya kalmaktadır. Bu çalışma şehir içi ve şehirler arası ağır vasıta araç kullanan sürücülerde ağrı düzeyi, postüral değişiklikler, uyku kalitesi, yorgunluk, stres ve yaşam kalitesi arasındaki farklılıkların araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya, en az 5 yıldır günde 5-8 saat araç kullanan, cerrahi operasyon geçirmemiş ve spinal problemleri bulunmayan, 17'si (%40) tır, 25'i (%60) otobüs olmak üzere toplamda 42 şehirler arasında; 12'si (%35) kamyon, 22'si (%65) otobüs olmak üzere toplamda 34 şehir içinde ağır vasıta araç kullanan 76 sürücü katıldı. Bireylerin McGill Melzack ağrı anketi ve Görsel Analog Skala ile ağrı değerlendirmeleri, New York postür yöntemi ile postüral değişiklikleri, manuel kas testleri ve esneklik değerlendirmeleri, Baseline Smedley Digital Hand Dynamometer® cihazı ile el kavrama kuvvetleri, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile uyku kaliteleri, Epworth uykululuk ölçeği ile gün içi uykululuk düzeyleri, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği ile yorgunluk seviyeleri, Algılanan Stres Ölçeği ile stres düzeyleri ve Notthingham Sağlık Profili ile yaşam kaliteleri değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.20.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Şehirler arası ve şehir içi ağır vasıta araç kullanan sürücülerin postüral değişiklikleri, ağrı şikayetleri ve ağrı şiddetleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sürücülerimiz benzer uyku kalitelerine sahipken şehir içi sürücülerin şehir içi araç kullanan sürücülere göre gün içi uykululuklarının daha yüksek olduğu görüldü (p=0,034). Şehirler arası sürücülerin şehir içi sürücülere göre yorgunluğu daha şiddetli hissettiği saptandı (p<0,05). Şehir içi sürücülerin algıladıkları stres düzeyinin daha yüksek olduğu (p<0,05) bu durumun ise sigara tüketimi (p=0,010) ve besin tüketimi (p=0,015) ile ilişkili olduğu görüldü. Şehir içi ve şehirler arası sürücülerde yaşam kalitesi geneline baktığımızda bir fark bulunmazken duygusal reaksiyonda şehir içi (p<0,05), enerji alt parametresinde ise şehirler arası sürücülerin (p=0,004) daha kötü olduğu saptandı. Çalışmamızın sonucunda şehir içi ve şehirler arası ağır vasıta araç kullanan sürücülerin her ikisinde de benzer şekilde kas-iskelet sistemi problemleri oluştuğu, şehir içi araç kullanan sürücülerin daha fazla strese maruz kaldığı, şehirler arası araç kullanan sürücülerin ise yorgunluğu daha fazla hissettiği görüldü. Anahtar kelimeler; kamyon, otobüs, yaşam kalitesi, ağrı, postür, uyku, yorgunluk, stres
Mental retardasyonu olan çocuklarda postürün fonksiyonel mobiliteye etkisi
Mental Retardasyonu (MR) olan çocuklarda motor gelişim aşamalarında bazı yetersizlikler bulunmakta, bunun sonucu olarak da postür ve fonksiyonel mobilite seviyeleri etkilenebilmektedir. Bu nedenle çalışmamızın amacı MR olan çocuklarda postür ve fonksiyonel mobilite seviyelerinin değerlendirilmesi ve aynı yaş grubundaki sağlıklı çocuklara göre de normalden sapmalarının araştırılmasıdır. Çalışmamıza 6-12 yaşları arasında, zeka katsayı (IQ) skoru 35–70 olup kognitif düzey olarak komut alabilen MR tanısı konmuş Hafif veya Orta MR 25 birey ile aynı yaş grubunda olan 25 sağlıklı birey katıldı. Bireylerin postür analizi ve fonksiyonel mobilite değerlendirmesi yapılarak sonuçlar iki grupta karşılaştırıldı. Newyork Postür Analizi Yöntemine (NYPAY) göre yapılan postür değerlendirmesinde bireyler anterior, lateral ve posterior yönden değerlendirildi ve MR olan bireylerle sağlıklı bireyler arasında postüral değişiklikler tespit edildi. NYPAY skor değeri ve fonksiyonel mobilite test skorlarının iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklı olduğu görüldü(p<0,05). Postür ve fonksiyonel mobilite testlerinde tek ayak üzerinde denge gözler kapalı sağ testi hariç kız ve erkek cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p>0,05). IQ seviyesi ile NYPAY skor değeri arasında anlamlı ilişki görülmezken, Orta MR olan bireylerde, hafif MR olan bireylere göre NYPAY skor değeri ortalamasının daha düşük olduğu görüldü. Fonksiyonel mobilite değerlendirmesinde kullandığımız zamanlı kalk ve yürü testinde ise Hafif MR olan bireylerin, Orta MR olan bireylere göre testi daha erken sürede tamamladığı ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları MR'li çocuklarda postürün olumsuz yönde etkilendiğini ve fonksiyonel mobiliteyi bozabileceğini göstermiştir. Hafif düzeyde MR'li çocuklarda, fonksiyonel mobilitenin orta düzey MR'li çocuklardan daha iyi seviyede olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Mental Retardasyon, Postür, Fonksiyonel Mobilite
Lipödemli hastalarda gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabiliteye etkisi
Çalışmamızın amacı, lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı, ödem, gövde enduransı, fonksiyonel kapasite ve postüral stabiliteye olan etkisini incelemektir. Lipödem, kalça ve bacakların simetrik büyümesi olarak görülen, çoğunlukla kadınları etkileyen kronik, ilerleyici bir adipoz doku bozukluğudur. Çalışmaya yaş ortalaması 53,06±7,92 yıl olan, alt ve üst bacak tipi lipödem tanısı alan 32 kadın olgu dahil edildi. Olgular deney (n=17) ve kontrol (n=15) grubu olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm olgular 6 hafta süresince haftanın 2 günü fizyoterapist gözetiminde, 5 günü ev programı olacak şekilde egzersiz programına alındı. Kontrol grubunun fizyoterapi programı aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerinden, deney grubunun fizyoterapi programı ise aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak gövde stabilizasyon egzersizlerinden oluşmaktaydı. Tüm olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, ekstremite hacmi (çevre ölçümü), vücut kompozisyonu analizi, gövde enduransı, ağrı (Vizüel analog skala), postüral stabilite (Biodex Balance System®) ve fonksiyonel kapasiteleri (6 dakika yürüme testi) değerlendirildi. Altı hafta süren tedavi programı sonrasında tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupta da grup içi değerlendirmede ağrı, çevre ölçümü ve 6 dakika yürüme testi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme bulundu (p<0,05); ayrıca vücut kompozisyonu, gövde enduransı ve postüral stabilite değerlendirmesinde ise sadece deney grubunda anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında; postüral stabilite, vücut kompozisyonu, gövde enduransı, çevre ölçümü, 6 dakika yürüme mesafesi değerlerinde deney grubu istatistiksel olarak daha üstün bulundu (p<0,05). Ağrı skorlarında ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Alt ve üst bacak tipi lipödemi olan hastalarda, aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programına ek olarak uygulanan gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabilite üzerine etkilerini karşılaştırmak üzere planlanan çalışmamızın sonucunda alt ve üst bacak tipi lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programının ağrının azaltılmasında etkili olduğu, aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ilave edilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin ise ekstremitenin volümünün azaltılması ve fonksiyonel kapasitenin arttırılmasında, vücut kompozisyonu düzeltmede, gövde enduransı ve postüral stabiliteyi geliştirmede daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Lipödem, egzersiz, ağrı, gövde stabilizasyonu, postüral stabilite
Tekstil işçilerinde postür eğitiminin kas-iskelet sistemi, ağrı ve yaşam kalitesine etkisi
Çalışmamızın amacı, tekstil işçilerinde postür eğitiminin, kas iskelet sistemi, ağrı ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Yapılan işe bağlı olarak oluşan mesleki KİS hastalıkları, inlamatuvar veya dejeneratif semptomlar ile ortaya çıkan, tendon, kas, ligament, kemik-eklem dokuları, sinirleri ve disk yapısını ilgilendiren sorunlar ile karakterize ve bireyler üzerinde ağrı ve fiziksel kısıtlılık gibi etkileri bulunur. Çalışmaya yaş ortalaması 42,09±9,54 yıl olan tekstil çalışanları dahil edildi. Çalışmaya kabul edilme kriterlerine uyan işçilere (n=60) çalışma kapsamında postür eğitimi verildi. Postür eğitimi; tüm işçilere postür eğitim semineri ve postür egzersiz programından oluşmakta idi. Postür egzersizleri haftada 1 gün fizyoterapist eşliğinde, 6 gün 40 dakikalık ev egzersiz programı verilerek 12 hafta süresince uygulandı. Tüm olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, postür analizi PostureScreen Mobile® uygulama ile, ağrı görsel analog skalası ile, KİS Cornell KİS rahatsızlık anketi, hızlı maruziyet değerlendirme ölçütü ve hızlı tüm vücut değerlendirme yöntemi ile ve yaşam kalitesi WHOQOL-BREF-TR ile değerlendirmeleri yapıldı. On iki hafta süren tedavi programı sonrasında tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 22.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Katılımcıların %54'ü ilkokul, %25'i ortaokul, %16'sı lise ve %5'i üniversite mezunuydu. Çalışma duruşları incelendiğinde %87,5'i ayakta çalışmaktaydı. Katılımcıların postür eğitimi öncesi ve postür eğitimi sonrası postür analizi, ağrı, KİS ve yaşam kalitesi değer değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Tekstil işçilerinde postür eğitiminin etkilerini karşılaştırmak üzere planlanan çalışmamızın sonucunda, tekstil işçilerinde postür eğitim programının, KİS üzerinde ve ağrının azaltılmasında etkili olduğu ve yaşam kalitesini arttırdığı sonucuna varılmıştır.
İkinci trimesterdeki gebelerde postür egzersizlerinin ayak postürü ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisi
Gebelik döneminde meydana gelen anatomik, fizyolojik ve hormonal değişimler ile birlikte görülen kilo artışı postüral adaptasyonlara ve ağrıya yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı ikinci trimester dönemindeki gebelere verilen postür egzersizlerinin ayak postürüne ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına olan etkisini araştırmak için amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-35 yaş arası 50 gebe dahil edildi. Gebeler çalışma grubu ve kontrol grubu olarak 25'şer kişilik iki gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki gebelere sadece vücut mekaniklerinin doğru kullanımına ilişkin postür eğitimi verildi. Çalışma grubundaki gebelere ise postür eğitimine ek olarak 6 hafta boyunca haftada iki gün postür egzersizleri verildi. Demografik ve klinik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Gebelerin ayak postür değerlendirilmesi, Harris Tabakası ile yapıldı. Ayak izi ölçümleri ise Harris tabakası kullanılarak ölçüm yöntemlerinden Staheli indeksi ölçüm yöntemi ile yapıldı. Postür analizi New York Postür Değerlendirme Yöntemi (NYPDY) ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ise Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKİSA) ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 22 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yapılan ölçümler sonucunda sağ ve sol ayak ölçümlerinin 1. ve 2. ölçüm değerleri arasında anlamlı fark bulundu(p<0,05). Ayak ölçümlerinin karşılaştırıldığında egzersiz ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı(p>0.05).Gebelerin vücudu 13 ayrı kısımda incelenerek, NYPDY ile postür değişikliklerinin değerlendirilmesi sonucunda her iki grupta da postür değişimleri görüldü. Egzersiz grubundaki gebelerin NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Kontrol grubundaki gebelerin de NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Grupların NYPDY toplam skorları karşılaştırıldığında iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Kas iskelet sistemi ağrı yakınmaları her iki grupta da görüldü. Egzersiz grubunda 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ve sırt ağrısı (%72,73) olarak bulundu. Kontrol grubunda ise 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ağrısı (%100), sırt ağrısı (%86,36), kalça ağrısı (%59,09) olarak bulundu. Grupların ağrı yakınmaları karşılaştırıldığında sonuçlar klinik olarak anlamlı gözükse de istatistiksel olarak sadece bel bölgesindeki ağrı yakınma sonuçlarında gruplar arası farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre gebelik döneminde görülen postüral değişimler her iki gruptaki gebelerde çalışma sürecinde devam etmesi ve ağrı yakınmaların oluşması görüldü. Kontrol grubunda egzersiz grubuna göre postürlerindeki değişim ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarında daha yüksek skorlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, ikinci trimesterdeki tüm gebelerde ayak postürünün bozulduğunu, postür egzersizi yapmayan katılımcıların bel bölgesinde ağrı yakınmalarının olduğu bulunmuştur.
Bebeklerde ve annelerinde bebek-taşıyıcısının postüral denge üzerindeki akut etkisinin araştırılması
Bir bebeği taşımak insanlık tarihi boyunca var olan, doğal ve evrensel bir insan davranışıdır. Bebek-taşıyıcıları birçok kültürde yaygın bir uygulamadır. Bebek-taşıyıcısı, bebekle annenin ve/veya bakım verenin duygusal ilişkisinde gelişme sağlaması, taşıyıcıya sunduğu kolaylık ve hareket özgürlüğü ile de yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir. Bu çalışmada bebeklerde ve annelerinde bebek-taşıyıcısının postüral denge üzerine akut etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bölümü'nden Sağlıklı Çocuk Polikliniği'ne yönlendirilen 4-10 ay yaşında 30 bebek ve anneleri dahil edilmiştir. Araştırmalar Altunizade Acıbadem Hastanesi Yürüyüş Analizi Laboratuvarı'nda gerçekleştirilmiştir. Bebek-taşıyıcısının bebeklerde ve annelerinde postüral denge üzerindeki akut etkileri araştırılacak olup bu doğrultuda öncelikle bebekler ve anneleri için demografik değerlendirme formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve dahil edilme kriterlerini karşılayan annelerin demografik bilgi formu doldurulurken boy (m) ve ağırlık (kg) ölçümleri araştırmacı fizyoterapist tarafından gerçekleştirilen ağırlık (kg) / boy2 (m2) formülü ile vücut kitle indeksi hesaplamaları yapılmıştır. Bu antropometrik ölçümlere ek olarak kalça eklemi hareket açıklığı ölçümleri yapılmıştır. Sonrasında 3D hareket analizi sistemi (VICON) ile 15 dakika normal yürüme sırasında, 15 dakika bebeklerini kucakta taşıma sırasında, 15 dakika bebeklerini bebek-taşıyıcısı ile önde taşıma sırasında ve 15 dakika bebeklerini bebek-taşıyıcısı ile arkada taşıma sırasında kütle ağırlık merkezi değişimi ve postüral denge değerlendirilmiştir. Ayrıca VICON değerlendirme yürüyüşlerinden önce ve sonra Visual Analog Skalası ile yorgunluk, ağrı ve konfor sorgulanarak toplam değerlendirme ve uygulama süresi 1 saat olmuştur. Çalışmanın sonunda, annelerde bebek-taşıyıcısı kullanımıyla kütle çekim merkezinin denge sınırları içinde korunduğu, yerçekimi tepki kuvvetinin kontrolünün arttığı ve postüral dengenin geliştiği görülmüştür. Postüral dengenin, bebek-taşıyıcısının önde kullanıldığında bebeğin kollarda taşınmasına veya bebek-taşıyıcısının arkada kullanılmasına oranla daha stabil olduğu saptanmıştır. Ayrıca lordotik postürde normal yürümeye göre önde bebek-taşıyıcısı kullanılmasının postürün korunmasına destek olabildiği, kütle çekim merkezinin kontrolünü arttırabildiği ve postüral dengenin geliştirilmesini sağlayabildiği görülmüştür. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önüne alınırsa, bebek-taşıyıcısı kullanımının sağlıklı tüm annelere önerilebileceği sonucuna varılmıştır.
Posturographic analysis of posture and gate ın diabetic cases
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Endokrinoloji Anabilim Dalı polikliniğinde görülen diyabetik ve Nöroloji Polikliniğine başvuran normal kontrol olgularında bu çalışma tamamlanmıştır. Klinik olarak motor güç azlığı tesbit edilmeyen, vestibüler ve görsel sistem tutuluşu bulunmayan ENG ile periferik sinir iletimleri değerlendirilen 29 diyabetik hasta ve 16 normal kontrol olgusunda Tinetti Denge ve Yürüme skorları elde edilmiş ve değişik manipülasyonlarda statik postürografik kayıtlar yapılmıştır. Yaş ve cins açısından karşılaştırılabilir olgu grupları oluşturulmuştur. Bulgular normal kontrol ve genel olarak diyabet grubunda Tinetti denge skorunun ve statik postürografide postüral sapma alanının farklı olduğunu, alt gruplar oluşturularak yapılan değerlendirmede diyabetin periferik sinir iletimlerini bozduğu elektrofizyolojik olarak tesbit edilen olgularda (polinöropati grubu) denge ve postür bozukluklarının polinöropati saptanmayan gruptaki olgulara göre daha belirgin ve bu farkların istatistik olarak anlamlı olduğunu ortaya koymuştur. Yürüme skorları ise denge skorlarına göre daha az anormallik göstermektdir.Verilerimiz periferik özellikle propriospinal sistemin postüral denge ve daha az oranda olmak üzere yürüme üzerinde önemli bir rol oynadığı kanısını desteklemektedir.
Demanslarda yürüme parametrelerinin bilişsel durum ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Demans, beyinde kronik ilerleyici dejeneratif tutuluma bağlı olarakbilişsel fonksiyonlarda gerileme ile giden klinik bir sendromdur. Demansiyel durumlarda,yürüme bozuklukları hemen daima klinik tabloya eşlik etmektedir. Bu çalışmada amaç,demansı olan olgularda yürüme parametrelerinde görülen bozuklukları inceleyerek, zihinfonksiyonlarının yürüme parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır.Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalınabaşvuran, klinik, laboratuar, radyolojik ve elektrofizyolojik bulgularla tanı konulan 27Demans hastası ve 11 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Olgulara TND Denge veYürüme Bozuklukları Değerlendirme Formunda yer alan 6 m yürüme, kalk-yürü-otur testi,postür-lokomosyon-manuel test, mental görev, motor görev ve çoklu görev esnasında yürüme,Frontal Assessment Battery (FAB), Saat çizme, Mini Mental Status Examination (MMSE)uygulandı. Demans grubunda ve kontrol grubunda yürüme parametreleri ile mental testskorları arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmanın istatistiksel analizi Ç.Ü.T.F. BiyoistatistikAnabilim Dalı'nda, SPSS paket programı 18. sürüm kullanılarak yapıldıBulgular: Altı metre basit serbest yürüme süresi, demanslı hasta grubunda kontrolgrubuna göre uzamış olarak saptanmıştır. Altı metre basit serbest yürüme adım sayıs demanslıhasta grubunda kontrol grubuna göre artmıştır. Ortalama adım uzunluğu demans grubundakısalmıştır. 10 saniye süresince basit serbest yürümede adım sayısı demanslı olgulardaazalmıştır. Kalk yürü otur testi ve postür-lokomosyon-manuel testlerinde elde edilen zamanadayalı veriler normallere göre uzamıştır. İki malleol arasındaki açıklık (adım açıklığı)demanslı olgularda artmıştır. Dönüşlerde demanslı olgular yavaşlamaktadır ve postüral dengedemanslarda bozulmuştur. Demanslarda mental kapasite kaybına parelel olarak yürümeparametrelerinde bozulmalar belirginleşmektedir.Sonuç: Sonuç olarak dejeneratif ve vasküler demanslarda gözlenen yürümebozuklukları kognitif bozulmanın habercisi olabilir. Özellikle prefrontal ve dikkat işlevleriniölçen testlerle kısmi olarak da olsa bu bozukluklar gösterilebilir. Bu da bize lokomotor sistemve bilişsel işlevlerin güçlü bir şekilde birbiri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Sözcükler: Demans, Frontal Assessment Battery (FAB), Kalk Yürü Otur,Mini Mental Status Examination (MMSE), postür-lokomosyon-manuel (PLM)
Erken evre Parkinson hastalığında kognitif görev ve postural stabilite ilişkisi
Erken Evre Parkinson Hastalığında Kognitif Görev ve Postural Stabilite İlişkisi Giriş ve Amaç: Parkinson hastalığı erişkinlerde, genellikle ileri yaşlarda görülen, etyopatogenezi henüz kesin olarak anlaşılamış progresif, nörodejeneratif bir hastalıktır. Postural instabilite bu hastalığın ileri dönemlerinde görülen, özürleyici özelliklerinden ve ana semptomlarından biridir. Bu çalışmada kliniğimizde takip edilen erken evre Parkinson hastalarında ikincil kognitif görevin postural stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Hareket Hastalıkları polikliniğinde erken evre Parkinson hastalığı tanısıyla izlenen, hastalık süresi en fazla 5 yıl olan 30 Parkinson hastası ve 20 sağlıklı birey prospektif olarak değerlendirmeye alındı. Tüm olgulara nörolojik muayene, minimental test uygulandı. Parkinson hastalığı olanların sakatlık derecesini belirlemek için Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği ve Hoehn&Yahr skorları kaydedildi. Açık dönemdeki hasta grubunda ve sağlıklı kontrollerde denge işlevleri statik postürografi cihazı kullanılarak ölçüldü. Postürografik ölçümlerde elde edilen toplam vücut salınımı, lateral salınım, anterior-posterior salınım, salınım alanı ve hızları ile Romberg katsayısı parametrelerinin göz açık, göz kapalı, matematiksel ve verbal kognitif görevle birlikte elde edilen değerleri incelendi. Postürografik ölçümlerde elde edilen veriler karşılaştırıldı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22. sürüm kullanılarak yapıldı. Bulgular: Postürografik ölçümlerde gözler açık, gözler kapalı olarak yapılan kayıtlamalarda ve ek kognitif görevler sırasında hiç bir parametrede hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Her iki grupta da göz kapalı tüm ölçümlerde salınım değerleri, göz açık ölçümlere göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti. Benzer şekilde ek kognitif görev ile hem hasta hem de kontrol grubunda, lateral salınım dışındaki salınım değerleri göz açık ölçümlere göre belirgin artmıştı. Ancak kontrol grubundan farklı olan tek değer, Parkinson hastalığı olan olgularda matematiksel ek kognitif görev sırasında salınım alanındaki anlamlı artıştı (p<0,05). Korelasyon analizlerinde ise Parkinson hastalığı olan olgularda yaşın özellikle lateral salınım (r:0,370, p:0,044) ve verbal kognitif görev sırasındaki salınımlar ile (r:0,385, p:0,036) pozitif korelasyon gösterdiği belirlendi. Motor skorların ise göz açık ve göz kapalı bazı parametrelerle ve matematiksel kognitif görev varlığında salınım alanı (r:0,447, p:0,013) ve hızı (r:0,469, p:0,009) ile korele olduğu saptandı. Sonuç: Bu çalışmada erken evre Parkinson hastalığı olan olgularda ikincil kognitif görevlerin postural stabiliteyi belirgin ölçüde etkilemediği saptanmıştır. Postural stabilite görsel, vestibüler ve propioseptif sistemlerin entegrasyonu ile ortaya çıkar ve bu sistemlerden sadece ikisinin sağlam olması dengeyi sağlamak için yeterlidir. Bununla birlikte hem sağlıklı bireyler hem de Parkinson hastalığı olan olgularda elde edilen sonuçlar görsel sistemin bu yaş grubunda postural stabilite üzerine beklenilenden daha fazla etkili olduğunu telkin etmiştir. Yaşın pek çok salınım parametresi ile korelasyon göstermiş olması, ilerleyen yaşla birlikte subklinik proprioseptif veya vestibüler etkilenmelerin de olabileceğini düşündürmüştür, bu da görsel sistemin her ikigruptaki etkilerinin artmış olmasının nedeni olabilir. Parkinson hastalarında yaş dışında, motor bulguların artışı ile postural salınımlarda artış olduğu, kognitif görevlerin yaş veya motor skorlara bağımlı olarak salınımı etkilediği saptanmıştır. Değerlendirmeleri yaparken sorgulanması gereken bir başka konu da, postürografik sonuçlar üzerine dopaminerjik tedavinin etkileridir. Erken dönem Parkinson hastalığında motor semptomlar üzerine dopaminerjik tedavinin olumlu etkileri çok iyi bilinen bir gerçektir. Çalışmaların açık dönemde yapılmış olması erken evre Parkinson hastalığında dopaminerjik tedavinin subklinik postural instabilite üzerine olumlu etkilerinin olabileceğini akla getirmelidir. Sonuç olarak erken evre PH'nda ek kognitif görevlerin hastanın yaşına, motor skorlarına ve görevin süresine bağlı olarak postural stabiliteyi etkileyebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çift görev çatışması, kognitif görev, parkinson hastalığı, postural instabilite, statik postürografi, romberg katsayısı.
Altmışbeş yaş üzeri hastalarda dizziness klinik ve etyolojisi
Altmış Beş Yaş Üzeri Hastalarda Dizziness Klinik ve Etyolojisi Amaç: Dizziness uzayda oryantasyon bozukluğu duyumunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Hasta kendini boşluktaymış gibi olarak tanımlamaktadır. Toplumda çok sık görülmekte, prevelansı % 11-32.5 olarak bilinmektedir. İleri yaşla bu oran % 60-70'e ulaşmaktadır. Bu başlık altında farklı mekanizmalardan kaynaklanan vertigo, dengesizlik, presenkop ve nonspesifik sersemlik hissi yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı 65 yaş ve üzerinde dizziness nedeniyle başvuran hastaların klinik özelliklerinin belirlenmesi ve bu alt grupların dizziness şikayeti olmayan kontrol grubu ile postural stabilitesinin karşılaştırılmasıdır. Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilimdalı polikliniğine Ocak 2014-Ağustos 2016 tarihleri arasında 65 yaş üzerinde dizziness nedeniyle başvuran 100 hasta (48 kadın, 52 erkek) ve dizziness dışında nedenlerle başvuran 25 kontrol (10 kadın, 15 erkek) toplam 125 hasta çalışmaya alınmıştır. Kontrol grubu sadece postürografik analizde kullanılmıştır. Mobilite güçlüğü (ağır polinöropati, ağır kognitif etkilenme) dışlama kriteri olarak kabul edilmiştir. Hastaların öykü, nörolojik ve nörootolojik muayeneleri, labaratuar değerleri ve ileri inceleme sonuçları kaydedildi. Denge işlevleri statik postürografi cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Yaş ortalamaları hasta 72,6 (minimum:65, maksimum:91), kontrol 68 (minimum:65, maksimum:75) olarak belirlenmiştir. Hastaların en sık yakınmaları düşme korkusu/düşecek gibi olma (% 83), dengesizlik (% 76), çevre illüzyonu (% 43), sersemlik hissi (% 43), ayağa kalkamama (% 21) olarak belirlendi. Dizzinessi tetikleyen faktörler içerisinde ayağa kalkmak (% 91) en sık neden olarak tanımlanmıştır. Olgular başlıca dört gruba ayrılmıştır. Alt grup analizinde vertigo 53 (% 51), presenkop 21(% 20,2), dengesizlik 27 (% 26), nonspesifik sersemlik hissi grubunda 3 (% 2,8) hasta mevcuttur. Dört hastada birden çok neden belirlenmiştir. Vertigo grubunda kadın cinsiyet (p=0,001), presenkop ve dengesizlik grubunda ise erkek cinsiyet istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,003 ve p=0,041). Vertigo grubunda 25 hasta BPPV tanısı almıştır. On beş (% 14) hastada akut serebrovasküler olay, bir olguda vestibüler schvannom görüntüsü elde edilmiştir. Çalışmaya alınan hastaların 51'i (% 51) dizziness yakınması nedeni ile ilaç kullanmaktadır. En çok kullanılan ilaçlar pirasetam (% 60) ve betahistin dihidroklorür (% 55) olarak saptanmıştır. Sonuç: Dizziness, özellikle geriatrik popülasyonda hayat kalitesini oldukça olumsuz yönde etkileyen hastaneye en sık başvuru nedenlerinden biridir. Doğru tanı ve tedavi hastaların hayat kalitesini arttırırken, haberci olduğu santral sinir sistemi hastalıklarının erken tanınmasını sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Dizziness, geriatrik popülasyon, vertigo, presenkop, dengesizlik, statik postürografi
Sağlıklı genç yetişkinlerde postural kontrolün belirlenmesinde üst ekstremite ile ilişkili faktörler
Giriş ve Amaç: Postüral kontrol, uzayda vücut pozisyonunun kontrol edilebilmesi için birçok sistem ve yapının içerisinde yer aldığı karmaşık etkileşimlerin bir çıktısıdır. Hareketin sağlanması ve sürdürülmesinde uygun bir postüral kontrolün olması gereklidir. Bu nedenle üst ekstremite hareketlerinin yerine getirilmesinde postüral kontrol gereklidir. Her ne kadar postüral kontrolün sağlanmasının hareket için önemi bilinse de üst ekstremite becerisi ile ilişkisi bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı, sağlıklı genç erişkinlerde postüral kontrolün belirlenmesinde üst ekstremite ile ilişkili faktörlerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışma kesitsel bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu'nda öğrenim gören 68 öğrenci dâhil edildi. Katılımcıların statik ve dinamik postüral stabilite ölçümleri elektronik bir denge cihazı (Biodex denge sistemi) yardımı ile yapıldı. Katılımcıların üst ekstremite performans parametreleri Dokuz Delikli Peg Testi (9DPT), Altı Dakika Pegboard Ring Testi (6PBRT), Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilizasyon Testi (KKZÜ), Kassal Endurans Testi, Sağlık Topu Fırlatma Testi (STFT) ve Üst Ekstremite Esneklik Testleri ile değerlendirildi. Bağımsız değişkenlerin birbiri ile olan ilişkisi Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirildi. Postüral kontrolün bağımsız belirleyicilerinin tespit edilmesinde Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya 30 erkek ve 38 kadın olmak üzere toplam 68 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 21,19 (1,56) yıldı. Analiz sonucunda statik genel stabilite indeksinin bağımsız belirleyicisi olarak %11 varyansla 6PBRT bulundu (p<0.05). Statik anterior-posterior stabilite indeksinin bağımsız belirleyicisi olarak %5,3 varyansla 9DPT bulundu (p<0.05). Statik medial-lateral stabilite indeksinin bağımsız belirleyicisi olarak %16,5 varyansla 6PBRT (skor) ve STFT (m) bulundu (p<0.05). Dinamik stabilite indeksleri (toplam, ön-arka ve medial- lateral salınımlar) ile üst ekstremite fonksiyonel parametreleri arasinda anlamlı ilişki yoktu (p>0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda sağlıklı genç erişkinlerde üst ekstremite fonksiyonlarının statik postüral kontrolün bir belirleyicisi olduğu bulundu. Çalışmamızın üst ekstremite fonksiyonları ve postüral stabilizasyon üzerine yapılacak ileriki çalışmalara temel olacağını düşünmekteyiz.
18-25 yaş arası sağlıklı bayanlarda postür değerlendirilmesi ve pedobarografik analizi
Amaç: 18-25 yaş arası kadınlarda farklı postür tiplerinin belirlenmesi ve bu postürlerin ayak tabanına etki eden basınç ve kuvvetleri nasıl etkilediğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-25 yaş arasında 44 gönüllü kız öğrenci katıldı. Dahil olma kriterleri; çalışmaya katılmaya gönüllü olmaları, AOFAS skorunun 100 olması, VKİ 17-29,9 kg / m² sınırları içinde olması, daha öncesinde alt ekstremite ile ilgili cerrahi operasyon geçirmemiş ve son 6 ayda alt ektremite ile ilgili ciddi travma, burkulma öyküsünün bulunmaması, bilinen nörolojik, metabolik, endokrin, romatizmal ve görme alanı kaybına neden olan hastalığının olmamasıdır. Postür değerlendirmesi için gönüllülerin 4 yönden çekilen fotoğrafları üzerinde yedi açı ImageJ programında hesaplandı.Bu açılar; baş pozisyonu, koronal omuz açısı, torakal kifoz, lumbal lordoz, Q açısı, kalça açısı ve vücudun vertikal dizilimidir(VVD). Q açısına göre; Q ≥ 20° (n=15) ile Q < 20° (n=29) 2 grup oluştuldu .İki grubun pedobarografik ölçümleri, HR Mat platformu ile yapıldı. Bulgular: pedobarografik verilerin iki grup arasında karşılaştırıldı istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Ancak her grup için; pelvik inklinasyon, subtalar açı, VVD ve Q açısına göre ölçülen değerler ile pedobarografik verilerin karşılaştırılmasından, her iki grup için farklı maskeleme alanlarında korelasyon olduğu gözlendi. Sonuçlar: Çalışmanın sonucunda postürü etkileyen parametrelerin ayak tabanı basınç verileriyle ilişkili olduğu gösterildi. Postür bozukluğu söz konusu olduğunda ayak taban basınç dağılımını dengeleyecek tabanlık kullanımı, özellikle eşlik eden kronik hastalığı olan bireylerde önemli fayda sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: postür, Q açısı, pedobarografik analiz, fotogrametri
Omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya baş anterior tilt, omuz protraksiyon postürü olan 51 kişi dahil edildi ve randomize olarak klinik pilates grubu (Grup 1, n=26) ve klasik postür egzersiz grubu (Grup 2, n=25) olarak 2 gruba ayrıldı. Hastaların özgeçmiş ve demografik bilgileri kaydedildi. Derin boyun fleksör kas kuvveti ve endurans ölçümünde Basınçlı Biyofeedback Ünitesi (BBÜ) kullanıldı. Baş, boyun ve omuz postür mesafe ölçümü olarak duvar-tragus, duvar-akromion, çene-sternal çentik, akromion-tragus mesafe ölçümleri, omuz bölgesi esneklik ölçümü için sırt kaşıma testi kullanıldı. Çalışmada 6 hafta boyunca servikal ve omuz kuşağı bölgesine özel 1. gruba klinik pilates egzersizleri, 2. gruba ise klasik postür egzersizleri uygulandı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 hafta sonrasında yapıldı. Yapılan egzersiz uygulamaları sonucunda grup içi karşılaştırmalarda duvar- akromion, çene ucu- sternal çentik, duvar-tragus mesafe ölçümlerinde klinik pilates grubu yönünde anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise Derin Boyun Fleksör(DBF) kas enduransı, sırt kaşıma testi, duvar-tragus mesafe ölçümünde klinik pilates yönünden anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Çalışmamızın sonucunda omuz-boyun postür problemlerinin egzersiz tedavisinde klinik pilatesin klasik postür egzersizlerine göre DBF kas enduransı, omuz kuşağı esnekliği, postür değişimi yönünden daha etkili olduğu görüldü.
Serebral palsili çocuklarda soft lumbosakral ortezin gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi
UZUN A., Serebral Palsili Çocuklarda Soft Lumbosakral Ortezin Gövde Stabilitesi ve Üst Ekstremite Fonksiyonelliği Üzerine Etkisinin Araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Serebral Palsili (SP) çocuklar, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın sağlanabilmesi için kritik öneme sahip olan gövde postüral kontrolünü sağlama ve denge kurmakta zorlanırlar. Üst ekstremite hareketlerinin daha fonksiyonel gerçekleştirilebilmesi için de gövde stabilitesi gereklidir. Gövde kontrolünün sağlanmasında ve sagital dengenin korunmasında omurga ve pelvisin uyum içinde çalışması açısından lumbar lordozun gerekliliği önemlidir. Bu çalışma SP'li çocuklarda fizyolojik lumbar lordozu destekleyen alt gövde desteğinin gövde kontrolüne ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 3-16 yıl arasında değişen 13 diparetik, 11 hemiparetik ve 6 ataksik toplam 30 SP'li çocuk dahil edildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Uzanma Testi (PFUT) ve Oturmada Postüral Kontrol Ölçümü (OPKÖ), dengeyi değerlendirmek için Pediatrik Berg Denge Skalası (PBDS), üst ekstremite fonksiyonlarını değerlendirmek için Kutu Blok Testi (KBT) ve Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT), yürüyebilen çocukların yürüme hızının değerlendirilmesi için ise Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) kullanıldı. Bütün testler korseli ve korsesiz olarak tekrarlandı. Çalışmada korseli yapılan bütün değerlendirmelerin sonuçları korsesiz yapılanlara göre daha yüksekti (p<0,05). Sadece OPKÖ testinin fonksiyon bölümünde anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Bu çalışma, SP tanılı çocuklarda fizyolojik lordozu destekleyen ortezin, gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerinde olumlu etkisinin olduğunu ve yürüme hızını artırdığını ortaya koydu. Bu durum, çocukların gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği çalışmalarında ve yürüme eğitimi sırasında fizyolojik lordozu destekleyen soft lumbosakral ortez kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Gövde Kontrolü, Gövde korsesi, Lumbal lordoz
Fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin postür ve ağrı üzerindeki etkisi
Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin servikal postür ve ağrı üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18-60 yıl arasında değişen 59 hasta dahil edildi. Bireyler skapular stabilizasyon egzersiz (n=29) ve klasik egzersiz (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Klasik egzersiz ve skapular stabilizasyon egzersiz grubunun her ikisine de egzersiz öncesi hotpack, TENS ve ultrason uygulandı. Bu uygulama her iki gruba da haftada 5 gün olmak üzere toplam 6 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben klasik gruba klasik omuz egzersizleri, skapular stabilizasyon grubuna ise stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı, servikal postür, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, klasik grupta servikal postür dışında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel durumun geliştiği ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,5). Gruplar karşılaştırıldığında ise, ağrı, servikal postür ve fonksiyonel durum açısından skapular stabilizasyon egzersiz grubunun klasik egzersiz grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak yaşam kalitesi sonuçları yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, fibromiyalji tanısı konmuş hastalarda ağrı ve servikal postür üzerinde skapular stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle fibromiyalji hastalarında görülen semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizler yerine skapulayı içine alan stabilizasyon egzersizlerinin mutlaka kullanılması gerektiği görüşündeyiz.
Adölesan kız çocuklarında omuz retraksiyon ortezi ve postür egzersizlerinin kifoza olan etkisinin araştırılması
Çalışmamız postür egzersiz eğitimi ve omuz retraksiyon ortezinin kifozda etkinliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 13-16 yaş arasında değişen postürel kifozu olan 30 adölesan birey katıldı. Bireyler rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile egzersiz (n=15), (yaş ortalaması 13,73±0,46 yıl ve boy ortalaması 162,40±5,62 cm) ve korse (n=15), (yaş ortalaması 13,73±0,46 yıl ve boy ortalaması 159,80±4,31 cm) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubuna 8 hafta boyunca haftanın her günü 15-20 dk sürecek ve haftada bir gün fizyoterapist eşliğinde diğer günler evde kendisinin yapabileceği şekilde spinal ekstansör kuvvetlendirme, skapular retraksiyon, skapular stabilizasyon, pektoralis kaslarına germe içeren postür egzersiz eğitimi verildi. Egzersizlerin set ve tekrar sayısı haftalar ilerledikçe arttırıldı. Omuz retraksiyon ortezi kullanan korse grubundan 8 hafta boyunca haftanın her günü günde en az 8 saat korseyi takmaları istendi. Tüm bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası kifoz derecesinin indirekt ölçümü flexrulerla, başın anteriora tilti, tragus duvar mesafesiyle, omuzların protraksiyonu iki skapulanın inferioru arasındaki mesafeyle değerlendirildi. Tedavi öncesi ve sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki gruptada, kifoz derecesinin indirekt ölçümünde, omuzların protraksiyonunda ve başın anterior tiltinde iyileşme olduğu (p<0.05) gözlendi. Gruplar birbiriyle karşılaştırıldığında her iki gruptada kifoz derecesinin indirekt ölçümü, iki skapulanın inferior arası ölçümü ve tragus duvar mesafesi benzerdi (p>0.05). Çalışmanın sonucunda adölesan dönemdeki kız çocuklarında görülen postürel kifozu, postür egzersiz eğitimi ve omuz retraksiyon ortezi, postürel kifozu, başın anterior tiltini ve omuz protraksiyonunu benzer etkilerle azaltmıştır. Fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında postür egzersiz eğitiminin spinal ekstansör kas güçlendirme, skapular retraksiyon, skapular stabilizasyon, pektoralis kaslarına germe egzersizleri, ortez uygulamasıyla benzer etkilerinden dolayı adölesan dönemde egzersize zaman ayıramayan, yapmak istemeyen, egzersizin kontraendike olduğu durumlarda ya da düzenli kliniğe gelip gidemeyen bireyler için korse akut olarak düşünülebilir. Anahtar kelime: Adölesan, Kifoz, Postür egzersizi, Omuz retraksiyon ortezi
Takım ve bireysel sporcuların fonksiyonel hareket analizi, postür ve dinamik dengelerinin incelenmesi
Bu çalışma Adana ilinde farklı branşlarda aktif olarak yarışmalara katılan takım ve bireysel sporcuların fonksiyonel hareket analizi, postür ve dinamik dengelerini birlikte incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya gönüllü olarak takım sporları (n=59) ve bireysel sporlar (n=53) toplam 112 erkek sporcu katılmıştır. Çalışmaya katılan sporcuların yaş 19,02±1,36 yıl, vücut ağırlık 71,92±8,98 kg, boy ortalamaları 1,79±0,07 m, spor yaşları 6,50±2,48 yıl, haftalık antrenman sayısı 5,27±0,97 gün ve haftalık antrenman saati 12,01±2,61 saat olarak bulunmuştur. Çalışmada elde edilen verilerin normallik dağılımını belirlemek için Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için parametrik testler uygulanmıştır. Ortalamalar arasındaki farkların karşılaştırılmasında bağımsız t testi ve One Way ANOVA, iki kategorik grup arasındaki farklılığın karşılaştırılmasında da ki kare testi uygulanmıştır. Elde edilen verilere göre takım ve bireysel sporcuların fonksiyonel hareket analizi, alt ekstremite Y dinamik denge, anterior postür analizi, dik duruştaki açı değerleri ve gövde fleksiyon-ekstensiyon açı sonuçları arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Üst ekstremite Y dinamik dengede ise sadece medial yönde takım sporları (Basketbol) lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Lateral postür analizinde(postural asimetri) de takım sporları lehine sadece akromiyon (Voleybol) (p=0,04) ve trochanter majörde (Hentbol) (p=0,01) anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda, üst ekstremite Y dinamik denge ve Lateral postür analizlerindeki takım sporları lehine bulunan farklılığın, takım sporlarındaki branşların genellikle üst ekstremitenin aktif bir şekilde rol aldığı branşlar olmasından ayrıca bu branşlarda devamlı olarak oyun içerisinde yer değiştirme, aldatma yapma, ikili mücadelelere girme gibi faaliyetlerden dolayı ağırlık merkezinde değişme ve buna bağlı olarak da postural asimetrinin meydana geldiği söylenebilir. Sporculardaki postural asimetrinin, ilerleyen dönemlerde sakatlık, performans kaybı, hareket kısıtlılığı gibi bedenin sağlık ve performans parametrelerini olumsuz yönde etkileyebileceği göz önüne alınmalıdır. Bundan dolayı takım sporlarında yer alan sporcuların postural durumlarının takip edilerek, postüral yapılarında tespit edilecek sapmaların normal sınırlarına getirilmesi için gerekli düzeltici egzersiz (corrective exercise) programları oluşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel Hareket Analizi, Postür, Dinamik Denge, Omurga Açıları, Postural asimetri.
Tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi.
Bu çalışma, tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde bulunan bir özel fizik tedavi merkezinde yürütüldü. Çalışmamıza spinal kord yaralanmaları T6-T12 seviyelerinde, 20-35 yaş aralığında olan, savaş mağduru 24 gönüllü erkek hasta dahil edildi. Bireyler basit rastgele yöntemlerle iki gruba ayrıldı. Klasik eğitim grubu hastalarına (n=12) üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizleri ve çalışma grubu (n=12) hastalarına üst ekstremite egzersizlerine ek olarak skapular kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Egzersizler 4 hafta boyunca, haftada 3 gün olmak üzere uygulandı. Çalışmanın başında bireylerin demografik bilgileri alınarak baş, boyun ve omuz postür ölçümleri, kas kuvveti ve el kavrama kuvveti ölçümleri, Tekerlekli Sandalye Kullananlarda Omuz Ağrı İndeksi (TSKOAİ), Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca yorgunluk düzeyi Yorgunluk Siddet Ölçeği (YŞÖ) ile, fonksiyonellik düzeyleri Fonksiyonel Bağımsızlık Düzeyi Ölçeği (FBD) ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile, depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSÖ-YK)-kısa formu ile değerlendirildi. Değerlendirmeler 4 haftalık egzersiz eğitimi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, çalışma grubunda boyun ve omuz posturünde düzelme, kassal kuvvet değerlerinde artış, omuz ağrı, boyun özürlülük ve yorgunluk şiddet düzeylerinde anlamlı düşüş olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları eğitim sonrası çalışma grubunda gelişme gösterdiği görüldü (p<0.05). Uyku kalitesi ve depresyonda ise anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizlerine ek olarak uygulanan skapular kaslara kuvvetlendirme egzersizlerinin, boyun ve omuz posturünde, kassal kuvvet değerlerinde, omuz ağrı, boyun özürlülük, yorgunluk şiddet düzeylerinde, fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları sadece üst ekstremite egzersizlerinin uygulanmasına göre daha etkili olduğu bulundu.