Minstrel tradition
111 theses under this subject heading
20. yy. Doğu Anadolu taşlamalarında mizahın protesto işlevi
Türk halk edebiyatı içerisinde yer alan âşık edebiyatı toplum hayatının aynası niteliğinde eserlerden oluşmaktadır. Âşıklar yaşadıkları her dönemde çağın tanığı ve toplumun aynası görevi görmüşlerdir. İçinde yaşadıkları topluma karşı kendilerini sorumlu tutan âşıklar yazdıkları şiirlerde toplumu ilgilendiren hemen her konuda söz söyleyerek farklı işlevler üstlenmiş ve bu işlevleri yerine getirmişlerdir. Âşık edebiyatı ürünleri incelendiğinde; toplumun düşünce yapısı, manevî değerleri, duygu dünyası, yaratıldıkları dönemin şartları anlaşılabilmektedir. Âşık edebiyatı nazım türlerinden biri olan taşlamalar; bireyin, toplumun, kurumların aksayan yönlerini eleştirmek için yazılan şiirlerdir. Âşıklar taşlamalarını farklı üsluplarla yazmışlardır. Bu üsluplardan biri de mizahî üsluptur. Taşlamalarda kullanılan mizah, protesto edilen bozukluğu/eksikliği gülünç göstermeyi amaçlamaktadır. 20.yy Doğu Anadolu Taşlamalarında Mizahın Protesto İşlevi adlı çalışmanın amacı mizahın eğlenme ve eğlendirme dışında işlevlerinin de varlığını ve bu işlevlerden biri olan protesto işlevinin taşlamalarda kullanımını incelemektir. Âşıklar, farklı dönem ve yörelerde yazdıkları taşlamalarında mizah yardımıyla bireyler, siyasî, sosyal, dinî ve ekonomik konular, doğa olaylarıyla hayvanlar, felek, sevgili, ölüm gibi konular başta olmak üzere birçok olay, kişi, durum ve kurumu eleştirmişlerdir. 20. yy ise Türkiye için toplumsal ve siyasî birçok değişikliğin yaşandığı bir dönem olması nedeniyle dönemin âşık edebiyatı ürünlerine farklı biçimlerde kaynaklık etmiştir. Çalışma beş ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü Temel Kavramlar başlığı altında mizah, hiciv, protesto, Âşık edebiyatı, taşlama kavramlarının açıklamasına ayrılmıştır. İkinci bölümde -edebiyat oluşturulduğu toplumdan ayrı düşünülemez düşüncesiyle- 20. yüzyıl Türkiye'sine Genel Bir Bakış başlığı altında 20. yüzyılda dünyada ve Türkiye'de meydana gelen gelişmeler incelenmiştir. Üçüncü bölümde Mizah ve Hiciv İlişkisine yer verilmiş, alt başlık olarak Türk Halk edebiyatında mizah ve hiciv ilişkisi yazılı ve sözlü halk edebiyatı türleri çerçevesinde incelenmiştir. Dördüncü bölümde Protesto İşlevi ana başlığı altında işlevsel kuram ve folklorun protesto işlevi, âşıkların protesto işlevi, mizahın protesto işlevi incelenmiştir. Çalışmanın beşinci ve son bölümünde Örnek Metinler Çerçevesinde 20. Yy. Doğu Anadolu Taşlamalarında Mizahın Protesto İşlevinin Analizi yapılmıştır. Her metin, alındığı kaynak kitaplardaki yazım ve noktalama işaretlerine sadık kalınarak teze alınmış ve metinden sonra metin analizine yer verilmiştir. Metinlerde yer alan Doğu Anadolu Bölgesi'ne has kelimeler tezin son kısmında Sözlük başlığı altında şiirlere ait numaralar ile gösterilmiş ve kelimelerin anlamları Türk Dil Kurumu Derleme Sözlüğü'nden ve Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük 'ten bulunarak yazılmıştır. Çalışmada 20. yy'da Doğu Anadolu'da yaşamış âşıkların şiirleri taranmış, İşlevsel Halkbilimi Kuramı çerçevesinde örneklem yöntemi kullanılarak bu yüzyılda Doğu Anadolu âşıkları tarafından en çok işlenen konular başlıklar altında toplanmıştır. İncelenen örnekler sonucunda mizahın gülmeceden çok ironi ve yergi anlamında kullanıldığı, mizahın, âşığın ve taşlamanın işlevlerinin örtüştüğü belirlenmiştir. Taşlamalarda, mizahın aynı zamanda protesto edilen kişi/kurum/olay/durum hakkında halkı uyarma ve bilgilendirme işlevlerinde kullanıldığı da görülmüştür. Anahtar Sözcükler Mizah, 20.yy, Doğu Anadolu, Taşlama, Protesto, İşlev, Âşık Edebiyatı.
Anadolu Alevi-Bektaşi Âşıklık geleneğinde Âşık Nesimi Çimen ve ikitelli cura icrası
ÖZET Anadolu'da tarih öncesi ve sonrası zamanlarda insanlar müzik ve edebiyata ayrı bir ilgi duymuştur. Öyle ki kendi inançsal ve kültürel değerlerini bu iki sanat aracılığı ile anlatan, aktaran ve bu yolla yaygınlaştıran topluluklar var olmuştur. Anadolu Alevi-Bektaşileri bu ender topluluklardandır. Bu kültürde, çalgı eşlikli söz söyleme oldukça eski ve köklü bir gelenek olup folklorik bir yapılanmadan ziyade inancın parçası olmuştur. Söz ve müziğin üreticileri ve taşıyıcıları âşıklar, bu inanç ve kültürün yaşamasında ve geleceğe aktarılmasında önemli rol oynamışlardır. Genel Anadolu âşıklık geleneği içinde Alevi-Bektaşi âşıklık geleneği kendine özgü bir anlayışla yapılanmıştır. İnancını anlatan söz, çalgı, âşık üçlüsü kutsal olarak kabul edilmiştir. Alevi-Bektaşi cem törenlerinin ayrılmaz kutsal çalgısı bağlama, Anadolu'da ikitelli ve üç telli yapılarıyla çeşitlilik göstermektedir. İkitelli; Alevi-Bektaşi inancını, felsefesini ırızva, ruzba gibi yöresel isimleriyle geçmişten günümüze taşıyan en eski bağlama çeşididir. Ruzba düzeni olarak bilinen akortla (La-Mi) çalınan ikitelli bağlama (cura) özellikle Kahramanmaraş-Elbistan, Malatya-Arguvan gibi Alevi-Bektaşi kültürünün yoğun olduğu belli yörelerde semah ve deyiş icralarında kullanılmaktadır. Yerel âşıkların ve zakirlerin icrasıyla daha çok yöresel düzeyde kalan ikitelli bağlamanın, ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmasında Âşık Nesimi Çimen'in rolü büyüktür. Nesimi, ikitelli cura icrası ile genelde Anadolu özelde Alevi kültürüne büyük hizmette bulunurken aynı zamanda bu çalgının yok olmasının da önüne geçmiştir. Tümdengelim yöntemiyle Anadolu âşıklık geleneği, Alevi-Bektaşi âşıklık geleneği, bağlama genelinde ikitelli saz ve Nesimi Çimen ikitelli cura icrasının örnek eserler üzerinden incelendiği çalışmamızda kaynak taraması, nota yazımı ve görüşme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Âşıklık Geleneği, Alevi-Bektaşi Müziği, Nesimi Çimen, Nesimi Sazı, İkitelli cura (Ruzba, Irızva), Şelpe tekniği.
Âşık Kul Duran'ın hayatı ve sanatı üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Âşık Kul Duran'ın (Duran Cabul) hayatı, sanatı, sanatçı kişiliği ve âşıklık geleneğindeki yeri ve önemi incelenmiştir. Âşık Kul Duran'ın bağlamayı kendine has bir tavırla icra ettiği ve söylediği türküleri, kendine has bir üslupla yorumladığı tespit edilmiştir. Bu amaçla Âşık Kul Duran'ın bilinmeyen on eseri notaya alınarak müzikal özellikleri bakımından analiz edilmiştir. Ayrıca Âşık Kul Duran'ın şiirlerinde kullandığı biçim, üslup, dil, vezin ve kafiye düzeni incelenerek halk müziği ve âşıklık geleneğine katkıları araştırılmıştır. Âşık'ın hayata bakış açısını anlatan kendi özdeyişlerine bu şekilde çalışmada yer verilmiştir. Böylece daha sonraki akademik ve kültür araştırmalarına kaynak sağlaması amaçlanmıştır. Çalışma temel olarak kaynak tarama yöntemi, röportaj ve kişisel görüşme yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmanın neticesinde Âşık Kul Duran'ın âşıklık geleneğinde ve kültürümüzde önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Âşık, Bağlama, Türkü, Şiir, Arguvan.
Âşık Veysel türkülerinin edebi ve prozodi yönünden incelenmesi
Âşık Veysel, edebiyat yönünden halk edebiyatında ve âşıklık geleneğinde şiirleriyle ve besteleriyle birçok konuda kaynak kişi olmuştur. Âşık Veysel ile ilgili yapılan çalışmalarda, şiir dilinin sade ve anlaşılır olduğundan bahsedilmiştir. O, Halk müziğinin önemli aşıklarından biridir ve kültürümüzde önemli bir yere sahiptir. Vefatından sonra da eserlerinden oldukça faydalanılmış, müzisyenler, araştırmacılar tarafından Âşık Veysel hakkında çok fazla makale, tez ve kitaplar yazılmıştır. Bu çalışmada ise prozodi kavramı üzerinden Veysel'in eserleri incelenmiştir. Müzikte dil kullanımı önemli bir yere sahiptir. Müzik ile şiirin uyum içerisinde olması gerekir. Sözler besteye uygun, beste de sözlere uygun yazılmalıdır. Müzikte bu konu "Prozodi" başlığı altında incelenmektedir. Prozodi; söz ile müziğin uyumu olarak ifade edilmektedir. Halk müziğinde prozodinin aranması hâlâ tartışma konusu olsa da bu çalışmada Âşık Veysel eserleri özelinde prozodi incelemesi yapılması hedeflenmiştir. Çalışmada ilk olarak giriş bölümünde araştırmanın problemi, amacı, önemi ve ilgili çalışmalardan bahsedilmişir. Genel bilgiler bölümünde prozodi, halk edebiyatı, aşık edebiyatı ve Âşık Veysel hakkında bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde gereç ve yöntemler yazılmıştır. Çalışmanın bulgular bölümünde ise Âşık Veysel'in TRT Türk halk müziği repertuvarında bulunan eserleri tespit edilerek, şiirlerinin edebi yapısı incelenmiştir. Âşık Veysel'in TRT Repertuvarında toplamda 26 eseri bulunmaktadır. Bu çalışmada eser tespiti yapılırken usullerine göre sınıflandırılmış, her usulden örnek eserler seçilmiştir. 6 eser usullerine göre seçilmiş, eserlerin edebi ve prozodi yönünden incelemesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Âşık Veysel, Prozodi, Türk Halk Müziği.
Anadolu âşıklık geleneğinde Alevi âşıkların yeri ve önemi: Âşık Seyit Meftuni örneği
Bu çalışmada Âşıklık ve Alevilik arasında yüzyıllara dayanan kadim bağ bir Alevi dedesi olan Âşık Seyit Meftuni örneğiyle incelenmeye çalışılmış ve söz konusu bağ üzerinden tarihsel süreç içerisinde çeşitli benzerlik ve farklılıkların neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada Alevilik ve Âşıklık arasındaki girift ilişkiden yola çıkılarak Seyit Meftuni örneklemi üzerinden "Alevi Âşıklığının" temel özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Âşık Seyit Meftuni'nin Alevi inanç önderi olarak "dede" vasfını taşımasının yanı sıra Âşıklığın en temel özelliklerinden birisi olan müzikal üretim yönünün de kuvvetli olması tezin örneklemi olarak seçilmesinde önemli bir etken olmuştur. Tezin birinci bölümüne konuyla ilintili olarak giriş niteliğinde bir takım genel bilgiler verildikten sonra çalışmanın önemi, amacı/kapsamı, temel ve alt problemlerinin yanı sıra yöntemi hakkından da detaylı bir bilgilendirme yapılmıştır. Ayrıca literatürde söz konusu alanlarla ilgili yapılan çalışmalara da yine bu bölümde yer verilmiştir. Âşıklık ve Alevilik Anadolu coğrafyasının en geniş kapsamlı iki konusu olması sebebiyle Âşıklığın etimolojik kökeninden hareketle Âşıkların geçmişten günümüze Anadolu'daki serüvenleri, kültürel varlıkları, Alevilikle olan bağları ve müzikal alt yapılarına tezin geniş kapsamında yer verilmiş ve önemli başlıklar olarak öne çıkarılmıştır. Bahsi geçen konular tezin ikinci bölümünü oluşturmuş çalışmanın üçüncü bölümü ise örneklem olarak seçilen Âşık Seyit Meftuni özelinde oluşturulmuştur. Bu bölümde Âşık Seyit Meftuni Dede'nin Âşıklık süreci, dedeliği, dedelik sürecinde gerçekleştirdiği çeşitli Alevi inanç geleneğine ait ritüeller ve müzikal yaşamı incelendikten sonra eserler örnekleri üzerinden yapılan bazı çıkarımlarla sonlandırılmıştır. Bir nitel araştırma olarak planlanan çalışmada literatür taramasının yanı sıra yarı yapılandırılmış kişisel görüşme tekniği uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Âşıklık, Alevilik, Âşıklık Geleneği, Müzik, Meftuni.
Diyarbakır'lı Mustafa Canan, hayatı ve eserleri
Anadolu'nun kültürel belleğinin yanı sıra kültürel çeşitlilik ve zenginliğinin de önemli bir ifadesi olan aşıklık geleneği; yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş; şiiri, müziği ve hikâye anlatımını içeren çok yönlü bir kültür hazinesidir . Kendine özgü geleneği ve icrası olan âşıklık geleneğinin en önemli niteliği, döneminin yaşayış ve hayata bakış tarzını, estetik değerlerini yansıtarak geniş halk kitlelerine hitap edebilmesidir. Aşık repertuarı; günümüze anonim bir şekilde aktarılan ve aynı biçimsel özellikleri taşıyan âşıklık edebiyatının şiir, söyleyiş ve icra tarzını içinde barındırmaktadır. Bu tarzlar yörelere göre farklı özellikler taşıyabilmekte olup farklı isimlerle de anılabilmektedir. Bu çalışmada kültürel zenginliği, tarihi ve türkülerinde kendine has özellikler taşıyan (tavır, şive, hançere vb.) Diyarbakır müzik geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olan Mustafa Canan'ın hayatı, sanat hayatı, eserleri, şiirleri ve eserlerinin müzikal analizlerine yer verilmiştir. Eserler derlenip, notaya alınarak müzikal analizleri yapılmış ve eserler hakkında Mustafa Canan'dan alınan bilgilere yer verilmiştir. Çalışma yöntemi olarak yazılı kaynaklardan yararlanılarak, alan araştırması esnasında alınan sesli kayıtlar ve röportaj yapılarak, Mustafa Canan'ın eserleri çalışma konusu olmuştur. Çalışmanın giriş bölümünde konu ile ilgili problemler, çalışmanın amacı yöntem ve gereklilikler anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmı olan literatür taraması/genel bilgiler bölümünde, literatürde yapılan çalışmalardan bahsedilip sanatçı hakkında genel bilgiler ve litaratüredeki yerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Mustafa Canan'ın doğduğu il hakkında genel bilgi verilip, kültürel yapısı, gelenek-görenekleri ve müzik kültürü hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Mustafa Canan'ın hayatı hakkında bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde ise, Mustafa Canan'ın 13 eseri notaya alınıp, müzikal açıdan incelemesi yapılmıştır. Çalışmanın altıncı bölümünde Mustafa Canan'ın 7 adet şiiri gösterilmiştir. Sonuç bölümünde, çalışmanın içerisinde yer alan bütün veriler değerlendirilerek elde edilen bulgular verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kültür, Aşıklık geleneği, Şairlik
Çorum âşık müziğindeki müzik bileşenleri
Anadolu'nun birçok yöresinde olduğu gibi Çorum'da da zengin bir halk müziği birikimi görülmektedir. Çorum yöresi hem anonim Orta Anadolu türkülerine hem de âşık müziğine ev sahipliği yapmaktadır. Âşık müziği, çok eski çağlardan günümüze kadar taşınan sözlü kültürün bir kolu olup, usta çırak ilişkisiyle gelecek nesillere aktarılan geleneksel bir müziktir. Genel yapısı itibarıyla benzer biçimsel özellikler gösterse de yöreden yöreye farklılıklar da arz etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde kültür, halk müziği ve âşık müziği genel çerçevede özetlenmiştir. İkinci bölümde çalışmanın yöresi olan Çorum'a dair bilgiler verilmiş ve çalışmanın ana konusunu oluşturan âşık müziği incelenmiştir. Çorum yöresinde yetişmiş on adet âşığa ait üçer eser; şiir, makâm, seyir, ölçü gibi alt başlıklarla analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, Çorum âşık müziğinde kullanılan ortak ögeler belirlenmeye çalışılmış, yöreye ait müzik unsurları ortaya konmuştur. Aynı coğrafyada yetişen âşıkların birbirlerinden etkilendiği, müzikal anlamda benzer özellikler içeren eserler ortaya koydukları tespit edilmiştir.
Tiyatroda temsil ve anlatının oyuncu açısından sanatsal ve yöntemsel olanakları ve bir uygulama
Bu sanat çalışması, tiyatroda temsil ve anlatı birlikteliğinin oyuncuya sunduğu olanakları araştırmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda temsil ve anlatı kavramlarının Batı tiyatrosunun kökeni olarak kabul edilen Antik Yunan'da izi sürülmüştür. Özellikle sanatta temsile dair önemli tespitleri Aristoteles'e nispeten göz ardı edilmiş iki filozof olarak Platon ve Plotinus'un yaklaşımları kapsamlı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Tiyatroda anlatı ise modern anlatıbilimin mesafe ve bakış açısı kavramları ışığında sahne - seyir yeri ve oyuncu - rol ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Geleneksel hikâye anlatıcılığı kapsamında ele alınan âşıklık icrasında, anlatı ve temsil ilişkisi, özdeşleşme-uzaklaşma ve mevcudiyet-temsiliyet kavramları çerçevesinde incelenmiş, oyuncunun sanatındaki karşılıklarıyla ele alınmıştır. Anlatı ve temsil birlikteliğinin oyuncuya açtığı sanatsal ve yöntemsel olanaklar bir sahne uygulaması kapsamında sınanmıştır. Uygulama çalışması çerçevesinde, gerçek bir hayat hikayesinin anonimleştirilmesi esasına dayalı "Viyana'da Yeşil Park" adlı orijinal metin kaleme alınmış ve kişisel hikâyenin kolektif bir anlatıya dönüşümü canlı bir tanıklık içerisinde incelenmiştir.
Aşıklık geleneğinin tiyatro antropolojisi açısından incelenmesi ve bir uygulama
Bu sanat çalışmasında; çağdaş sanat uygulamalarında yeniden yorumlanan yerel kültür mirasının tiyatro sahnesine taşınmasının bir devamı olarak, Anadolu coğrafyasının köklü sözlü geleneklerinden olan 'aşıklık geleneği' tarihsel ve edebi konumu, form ve icra özellikleri bakımından incelenmiş; bu geleneğin bir parçası olan 'hikaye anlatıcılığı' nın tiyatral karşılığı, tiyatro antropolojisinin Batılı oyunculuk metodolojilerine sunduğu analitik yöntemlerin ışığında değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerle Dede Korkut'un 'Uşun Koca Oğlu Seğrek Boyunu Beyan Eder' öyküsü uygulama olarak modern bir anlatıya dönüştürülmüş ve sahne uygulaması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca çalışmada Batılı konvansiyonel eğitimden gelen oyuncularla; usta-çırak geleneği ile aktarılan aşıklık tarzının sunduğu ifade olanakları bir araya getirilerek melez bir gösterim biçimi yaratılmıştır. Sonuç olarak; Batılı gösterim çözümleme teknikleriyle birleştirilen geleneksel kültürel etkinliklerin gösterimin içeriğine katkı sağladığı, bunun yanı sıra geleneğin kendisiyle karşılaştırıldığında, yerel kültürün ve kültür değerlerinin tarihin akışı içinde sürekliliğinin devamında değişimin gerekliliği kadar, farklı biçim ve sunum arayışlarında deneyimin de önemli olduğu tespit edilmiştir.
Âşık Şeref Taşlıova'nın tasnif ettiği halk hikâyeleri üzerinde yapısal bir inceleme
Bu çalışma 21. yüzyılda yaşayan âşıklardan Âşık Şeref Taşlıova'nın tasnif ettiği halk hikâyelerini konu etmektedir. Bu tez çalışması "Giriş", üç bölüm ve "Sonuç" kısmından oluşmaktadır. Ayrıca çalışmanın sonunda çalışmada kullanılan kaynaklar listesi bulunmaktadır. Çalışmanın Giriş kısmı, "Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği" adını taşımaktadır. Bu kısımda halk hikâyelerinin yapı, içerik, işlev özellikleri hakkında bilgi verilerek halk hikâyelerinin anlatma geleneği hakkında bilgi verilmiştir. Böylelikle çalışmamızda halk hikâyelerinin tanım ve sınıflandırılmasına yönelik bir temel oluşturulmuştur. Çalışmanın Birinci Bölümü, "Âşık Şeref Taşlıova: Hayatı ve Eserleri" adını taşımaktadır. Bu bölümde Âşık Şeref Taşlıova'nın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, böylelikle Taşlıova'nın âşıklık geleneği içindeki yaratıcı kimliği ve edebi kişiliği ortaya konulmuştur. Çalışmanın İkinci Bölümü, çalışmaya konu edilen Taşlıova'nın tasnif ettiği altı halk hikâyesinin epizot yapılarına ayrılmıştır. Altı halk hikâyesinin epizot yapıları karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve hikâyelerin epizot yapıları verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde hikâyelerde kullanılan arasözler ve kalıp sözler üzerinde durulmuş ve hikâyelerin motifleri tespit edilerek değerlendirilmiştir.
Zengan âşıklık geleneği ve Zenganlı Aşık Müslüm
İran'da yaşayan Türkler arasında canlı bir âşık edebiyatı ve âşıklık geleneği görülmektedir. Bölgede yaşayan büyük Türk nüfusu geniş bir sözlü edebiyata sahiptir. Tezimizin giriş bölümünde İran'da yaşayan Türkler hakkında genel bir bilgi verdikten sonra İran sınırları içerisinde bulunan Zengan bölgesiyle ilgili coğrafi, tarihi ve kültürü hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümün başlığı "Günümüzde Zengan Âşıklık Geleneği" adını taşımakta olup bu bölümde Zengan âşıklık geleneğinin günümüzdeki durumu ile âşıkların musiki aletlerinin çeşitliliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümün ismi "İran İslam Devrim'inden Sonra Zengan Âşıklık Geleneğinin Durumu" olmakla beraber bölgenin kültürel durumu, âşıklık etkinlikleri hakkında bilgiler ve âşıklık geleneğinin sıkıntılarını çözmek için öneriler sunulmuştur. Üçüncü bölümün adı "Zengan Âşıkları ve Şiirlerinden Örnekler" adını taşımakta olup bu bölümde Zengan'daki çağdaş âşıkların şiirlerinin örnekler yer almaktadır. Dördüncü bölümün başlığı "Zenganlı Âşık Müslüm'ün Hayatı, Sanatı" ve Beşinci bölüm "Zenganlı Âşık Müslüm'ün, Eserleri(Metinler)" adını taşımaktadır. Bu iki bölümde Âşık Müslüm'ün hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Sonuç kısmında yaptığımız çalışmanın değerlendirilmesi yapıldı. Bunun dışında çalışma alanına yönelik fotoğraflar ile yazılı ve sözlü kaynaklar çalışmaya ilave edildi. Bu çalışmamızın amacı, Zengan bölgesinde yaşayan âşıklık geleneğini ortaya koymaktır. Bu bölge aynı zamanda Anadolu ve Türkistan'ı birleştiren köprü görevindedir. "Azerbaycan ve Türkiye sahasında âşıklık geleneğinin benzerliği" tespitinden yola çıkarak, Türkiye sahasında gördüğümüz âşık geleneğiyle ilgili tespitlerin aynısını Zengan bölgesinde de görmekteyiz. Çalışmamızda İran, Azerbaycan ve Türkiye'de âşıklık geleneği ile ilgili yayımlanan kitapların yanı sıra bölgenin sözlü kaynakları, kayda alınmış kasetler ve CD'lerden de yararlanılmıştır.
Âşık Hasan Korkmaz'ın hayatı, sanatı ve şiirleri
Türk kültüründe âşıklar ve âşıklık geleneği önemli bir yer tutmaktadır. Âşıklar, şiirleriyle bağlı olduğu kültürün değerlerini yansıtan o toplumun sözcüsü konumundaki önemli kişilerdir. Âşıklık geleneği de bu şiirlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında ve kalıcı olmasında rol oynayan kültürel bir değerler bütünüdür. İslamiyet'in kabulünden önce ozan-baksı geleneği olarak adlandırılan Âşık edebiyatı, İslamiyet'in kabulünden sonra isim değiştirmiş ve yeni bir şekille varlığını sürdürmüştür. XV. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu'da ortaya çıkan bu gelenekle birlikte ozanların yerini âşıklar almaya başlamıştır. Âşıklık geleneği ve Âşık edebiyatı XVI. yüzyıldan günümüze kadar Türk kültürü içerisinde önemli bir yer edinmiştir. Türk kültürel yapısının temsilcisi konumundaki âşıklık geleneği günümüze kadar gelmiş ve varlığını devam ettirmektedir. Âşıklık geleneğinin günümüzde yaşatıldığı yerlerden biri de Kahramanmaraş'tır. Pek çok şair ve âşık, Kahramanmaraş âşıklık geleneği içerisinde yetişmiştir. Bu âşıklardan biri de Âşık Hasan Korkmaz'dır. Bu çalışma, Kahramanmaraş'ın âşıklık geleneğinin yaşayan güçlü temsilcilerinden Âşık Hasan Korkmaz'ın hayatı ve sanatına yönelik bilgileri ortaya koymak ve bu bilgilerin gelecek nesillere aktarılıp unutulmasını önlemek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmada Âşık Hasan Korkmaz'ın hayatı, âşıklığı ve şiirleri incelenerek âşıklık geleneği ve Kahramanmaraş âşıklık geleneği içerisindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Âşıklık geleneği, Âşık Hasan Korkmaz, âşık şiiri, Kahramanmaraş.
Millî kültür taşıyıcılığında usta malı çalıp söyleme geleneği temsilcisi olarak Âşık Veysel
Türkiye'de ulus devletin kuruluşu yalnızca siyasi ve ekonomik reformları beraberinde getirmedi. Henüz emekleme aşamasındaki Cumhuriyet'i şekillendiren kadrolar, kültürden sanata kadar pek çok alanda bir reform hareketi başlatarak, ülkenin batıya dönük yüzünü temsil edebilen ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış bir toplum ideali içerisinde birtakım çalışmalara imza attılar. Özellikle tek partili dönemde ülkenin kültür-sanat yaşantısına yön verme ve ona katkıda bulunma arayışı içerisinde olan kadrolar maarif ve folklor alanlarında yaptıkları çalışmalarla ön plana çıktılar. Ortak dil, tarih ve köken anlatısı yaratılırken, bu anlatının otantik dayanakları olarak görülen folklor malzemelerinin tespiti büyük önem kazandı. Erken Cumhuriyet Dönemi ideolojisinin sembolik isimlerinden biri olan Âşık Veysel'in tanınması ve 20. yüzyıl Anadolu âşık musikisi içerisindeki popüler bir figür haline gelmesi de bu dönemde yapılan çalışmalar vesilesiyle oldu. 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasını zorunlu kılan kanunla kültürel kimliği dönemin ideolojisi tarafından reddedilen Veysel'in, hayatı boyunca milliyetçi-halkçı çevrelerin yakınında bulunması ve onların desteğini görmesi, görünüşte ideolojik nedenleri bulunan, pratikte ise ekonomik ve sanatsal nedenleri daha ağır basan bir diyalektiğin sonucuydu. Bu çalışma, Erken Cumhuriyet Dönemi kadrolarının yeni kurulan devletin ulusal kimliğini inşa etmek ve toplum tabakaları arasındaki kaynaşmayı sağlamak üzere gerçekleştirdiği çalışmalardan yola çıkarak, Âşık Veysel'in popüler kültüre adaptasyon sürecinde milliyetçi-halkçı ideolojinin kadrolarıyla ilişki içerisinde olduğu döneme yönelik bir kronoloji ortaya koyuyor ve bu ilişkiyi doğuran etkenleri vakıalar üzerinden tespit etmeye odaklanıyor. 1931 yılında Ahmet Kutsi Tecer'in teşebbüsleriyle Sivas'ta kurulan Halk Şairleri Koruma Derneği, yeni kurulan ulus devletin reform hareketleriyle paralel amaçlar taşıyordu. Tek parti döneminin milliyetçi-halkçı ideolojisi uyarınca, millî kültürün inşâ edilmesi sürecinde folklor ürünlerinden faydalanmak ve bunları sahada derlemek üzere birtakım çalışmalar başlamıştı ve Halk Şairleri Koruma Derneği de bu amaçlara doğrudan hizmet eden bir çerçevede kurulmuştu. Dernek öncelikli olarak halk sanatkârlarına karşı ilgi ve sempati uyandırmak, onları tanımak ve tanıtmak, onların eserlerini tespit etmek ve yayımlamak gibi amaçlar taşıyordu. Ayrıca, toplum katmanları arasındaki sınıf farkını ortadan kaldırmak, münevver zümre ile halk arasında eğitim birliği sağlayacak bir köprü inşâ etmek üzere halk eğitimi alanında faaliyet göstermeyi hedefliyordu. Bunu yaparken de, halkın dili, ezgileri, ananeleri ile münevver kesimin medenî bilgilerini birbirine kaynaştırmak gibi bir ideal ortaya koyuyordu. Bu amaçlarla 1931 yılında "Halk Şairleri Bayramı" adı altında bir etkinlik düzenlendi. Sivas çevresinden ve diğer bölgelerden çok sayıda âşık davet edildi. Bayrama katılan halk sanatkârları arasında Âşık Veysel de yer alıyordu. Usta malı eserlerden meydana gelen bir repertuvarla bayrama katılan Veysel, burada dikkatleri üzerine çekmiş ve derneğin kurucusu ve genel başkanı olan Ahmet Kutsi Tecer'in övgüsüne mazhar olmuştu. Âşık Veysel, Halk Şairleri Bayramı'yla elde ettiği özgüven neticesinde kendi şiirlerini söylemeye başladı. Artık repertuvarında usta malı eserlerin yanı sıra kendi eserleri de yer alıyordu. Daha önce Şarkışla çevresindeki köylerde düzenlenen düğün ve eğlencelere götürülen, sazı ve sesiyle beğeni kazanan Veysel, aynı yıl kendi muhitinin dışına çıktı ve Adana'nın köylerini dolaşarak sanatını icra etti. Cumhuriyet'in 10. Kuruluş yıldönümüne denk gelen 1933 senesi, Âşık Veysel'in hayatındaki kırılma noktalarından biri oldu. Kuruluş yıldönümü anısına yazdığı destân çok beğenildi. Destânı Atatürk'ün huzurunda okumak üzere Ankara yollarına düşen Veysel amacına ulaşamadıysa da, dönemin iktidarına yakınlığıyla bilinen Hakimiyeti Milliye gazetesinde destânı yayımlatmayı başardı. Ankara seyahati Veysel'in tanınması açısından büyük önem taşıyordu. Burada Halkevi kadrolarıyla da irtibat kurmuş, Ankara Halkevi'nde usta malı eserlerden oluşan bir repertuvarla sanatını sergilemişti. Ertesi yıl İstanbul, İzmir, Denizli, Bursa ve Konya'daki halkevlerinde, 1936 yılının Ocak ayında da Mersin Halkevi'nde sanatını sergileme imkânı buldu. İzmir seyahatinde tanıştığı bir muhabirin yazdığı mektupla dönemin İstanbul Radyosu müdürü Mesut Cemil Bey'le tanışma imkânı elde etti. 1936 yılında gerçekleşen bu olay neticesinde Veysel radyo mikrofonlarından sesini geniş kitlelere duyurma olanağı yakaladı. Aynı yıl, Yusuf Ziya Demirci'nin idaresindeki İstanbul Konservatuvarı, İstanbul'a davet ettiği halk sanatkârlarından derlemeler yapmaya başlamış, aynı zamanda da Columbia firması ile anlaşarak, bazı sanatkârlarının sesini plağa kaydetme işine girişmişti. Bu çalışmalarda da yer alan Âşık Veysel, İstanbul Konservatuarı arşivi için ilk olarak anonim ve usta malı eserlerden oluşan altı ezgi seslendirdi. Aynı firma tarafından piyasaya da sunulan plakları ertesi yıl yenileri izledi ve Veysel'in sesini geniş kitlelere duyurmasına imkân sağladı. İlerleyen yıllarda Âşık Veysel'in Ankara ve İstanbul'daki radyolarda konuk olduğu, plak sayısını artırdığı görülüyor. Ayrıca, ülkenin birçok şehir ve kasabasındaki Halkevlerinde konserler verdiği, Köy Enstitüleri'nde usta öğretici olarak görev aldığı görülüyor. Gerek anonim ve usta malı eserleri ve gerekse kendi şiirlerini inşâd ettiği ezgileriyle Anadolu'nun pek çok vilâyetini dolaşmış, bir halk sanatkârı olarak 20. yüzyıldaki âşık musikisinin zirve isimlerinden bili olduğu görülüyor. Bütün bu süreçte Âşık Veysel'in yanı başında duran, onu teşvik eden, destekleyen ve halk kitleleriyle buluşmasına aracılık eden, aynı zamanda da kurumsal ya da bireysel imkânlarla ekonomik olarak Veysel'in ayakta durmasına aracılık eden bir takım isimlerin varlığı dikkat çekiyor. Bu isimlerin başında da, Veysel'in 1931'de Halk Şairleri Bayramı münasebetiyle irtibat kurduğu Ahmet Kutsi Tecer geliyor. Tecer'in Veysel'e sağladığı olanaklar yalnızca sanatsal ve ekonomik teşvikten ibaret değil. Tecer'in milletvekilliği ve Halkevleri içerisinde aktif olduğu dönem, Âşık Veysel'in tek parti döneminin kültür ve sanat alanındaki faaliyetlerini belirleyen, düzenleyen, yön veren kimselerle tanıştığı, irtibata geçtiği yıllara denk geliyor. Kısacası, milliyetçi-halkçı ideologlarla irtibatta olduğu yıllar Âşık Veysel'in şöhretli bir âşık olarak ülke genelinde boy gösterdiği dönemi kapsıyor. Âşık Veysel'in şöhrete kavuştuğu yıllar, halk kültürü ürünlerinin sahada tespit edilmek üzere kapsamlı ve resmî çalışmaların yapıldığı dönemde oldu. Daha önce de değinildiği gibi, İstanbul Konservatuarı halk sanatkârlarının eserlerini tespit etmek için çalışma yapıyor; Columbia firması aracılığıyla doldurduğu plaklarla Türkiye'de ilk defa profesyonel ortamda kaydedilmiş, sesli bir arşiv meydana getirilmesinin kapılarını aralıyordu. Aynı yıllarda, Ankara Devlet Konservatuarı da halk ezgilerini sahada tespit etmek üzere çalışmalara başlamıştı. İlk olarak 1937 yılında Sivas'tan başlayarak Anadolu'nun muhtelif vilâyetlerine ekipler gönderildi ve bu çalışmalar yaklaşık 16 yıl boyunca devam etti. Bütün bu çalışmalarda, Âşık Veysel'in yanı sıra Sivas çevresinden farklı âşıklar da yer aldı. Ayrıca Anadolu'nun farklı vilâyetlerindeki onlarca âşıktan, yüzlerce âşık tarzı eser kayıtlara geçirildi. Uzun süreli resmî derleme çalışmalarının üzerinden 60 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, Anadolu âşık sanatı içerisinde Âşık Veysel'in ulaştığı şöhrete ulaşan halk sanatkârının nâdir görüldü. Üstelik, gelenek içerisinde edebî yaratım ve icra kapasitesi bakımından Veysel'e emsal gösterilebilecek başka halk sanatkârları da vardı ve çoğu kendi muhitlerinin dışında faaliyet gösteremedi. Veysel'in şöhreti ise, büyük ölçüde tek partili dönemin iktidar çevrelerine yakın kadrolarla ilişkilerine bağlandı. Özellikle vurgulamak gerekiyor ki, tek partili dönemdeki reform hareketlerinin bir sonucu olarak, halk kültürü ürünlerinin tespit edilmesi düşüncesi, halk sanatkârlarına verilen önemin artmasına neden oldu. Özellikle, âşık sanatının temsilcileri büyük ilgi gördü. Âşık Veysel'e gösterilen ilgi ve desteğin emsallerine yazılı ve işitsel arşiv kayıtlarında rastlanıyor ki, bu da halk sanatkârlarına verilen desteğin Âşık Veysel'le sınırlı olmadığını kanıtlıyor. Bununla birlikte, Âşık Veysel'in ülke kültür sanat çevrelerinde bıraktığı izlenim de, büyük ölçüde onun gelenek temsilciliği ve edebî kabiliyetinden ileri geliyordu. Ahmet Kutsi Tecer başta olmak üzere, halk şairleri hakkındaki çalışmalarda görev alan bazı isimler ve dönemin edebiyat çevreleri, 20. yüzyıl âşık musikisinin önemli figürlerinden biri olan Âşık Veysel'i Karacaoğlan'ın, Dadaloğlu'nun, Köroğlu'nun, Yunus Emre'nin takipçisi olarak görüyorlardı. Özellikle üslubu, yalın dili, şiirlerindeki duygu yoğunluğu ile işlediği konular dönemin pek çok ismi tarafından övgüye layık bulunuyordu. Kısacası, Veysel geleneksel âşık şiiri içerisinde geçmişteki usta isimlerin üslubunu 20. yüzyıla taşıyan bir köprü olarak görülüyordu. Bektaşî itikadına sahip olmasına karşın sanatındaki seküler söylemle de Erken Cumhuriyet Dönemi kadrolarının arkasında durabildikleri ve hatta halk sanatını tanıtmak üzere sık sık istifade ettikleri bir figür haline geldi. Âşık Veysel'in gelenek içerisindeki pozisyonu yalnızca dil ve üslup açısından değil, âşık musikisi içerisindeki gelenek temsilciliği bakımından da değerlendirilmek durumunda… Zira geleneğin köklü temsilcilerinin takipçisi olarak gösterilen âşığın, yalnızca edebî açıdan değil, müzikal açıdan da belirli kıstasları takip etmesi gerekiyor ki, bu da aslında âşık sanatının dinleyiciye aktarılan kısmında bireysel yetkinliğin beğeniyle sonuçlanmasını gerekli kılıyor. Âşık sanatı, büyük ölçüde söz ve müzik ilişkisinin belirli kurallar dahilinde ortaya çıkışıyla gerçekleşiyor ve gelenek, temsiliyet açısından kendi içerisinde yapılanmış bazı kıstasları âşıklara zorunlu hale getiriyor. Ancak, bu kuralların belirli coğrafî alanlarda ve o alanların sosyolojik yapılarına ilişkin istisnaları da var. Sözgelimi, Kuzeydoğu Anadolu âşıklarının eğitim-aktarım sistemleri içerisinde irticalen söz söylemek, muamma asmak gibi unsurlar varken, Alevî-Bektaşî itikadına sahip âşıklar arasında bunlar görülmüyor. Ayrıca, Alevî-Bektaşî âşıklarının inanç ritüelleri içerisindeki birtakım repertuvar elemanlarına vâkıf oldukları görülürken, diğerlerinde böyle bir repertuvarın varlığı bilinen gerçekler arasında değildir. Âşık Veysel'in gelenek temsilciliği, günümüze intikal eden ses kayıtları üzerinden değerlendirildiğinde üç farklı kimlikte eser tipine tesadüf ediliyor. Bunlardan ilki, Emlek çevresi ile kimi zaman Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir gibi yakın alanlarda da örnekleri görülen anonim halk edebiyatına dayalı anonim halk musikisi ürünlerinden oluşuyor. İkinci eser tipi ise, âşık edebiyatı temellerine dayalı usta malı güftelerin anonim ya da usta malı ezgilere inşâd edilmesiyle meydana gelen ve gelenek içerisinde usta malı adıyla anılan eserlerden meydana geliyor. Son olarak, âşığın usta malı ya da kendi üretimi ezgilere kendi şiirlerini inşâd ettiği eser tiplerine tesadüf ediliyor ki, bunlar büyük ölçüde geleneğin eğitim-aktarım yöntemiyle Âşık Veysel'in yaratıcılığının bileşkesinden meydana geliyor. Kısacası, Veysel'in, yetiştiği yöredeki kültürel bellek aracılığıyla yeni eser üretim yollarının tanımlanabildiği repertuvar elemanları bu ezgilerden oluşuyor. Bütün bu ezgi tipleri, Âşık Veysel'in ses kayıtlarından takip edilmekle birlikte, bunlar Erken Cumhuriyet Dönemi kadrolarının ona yakıştırdığı geleneksel âşık tipi kimliğine dair verileri de büyük ölçüde gözler önüne seriyor. Âşık sanatının kültürel kodlarını ihtiva eden üretim mekanizması, Âşık Veysel'in seslendirdiği eserler üzerinden bu çalışmada tanımlanmaya çalışılıyor.
Sözlü kültürden âşıkların hazırlayıp sunduğu radyo programlarına aktarılan unsurlar
Âşıklık geleneği, farklı icra ortamları ile günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Teknolojinin getirdiği gelişmelerle farklı bir boyuta taşınan gelenek, yeni ortam ve şartlara uyum sağlamıştır. Bu çalışmada, yeni icra ortamlarından biri olan radyoda âşıkların hazırlayıp sunduğu programlar incelenmiştir. Çalışmanın teorik çerçevesini oluşturan kaynakların yanı sıra, radyolarda yapılan programların kayıtları temel kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmanın amacı, sözlü kültür unsurlarının elektronik kültür ortamına aktarımını incelemektir. Elektronik kültür ortamı, "radyo programları" özelinde ele alınmıştır. Bu programlardan hareketle; elektronik kültür ortamında geleneğin aktarılma biçimi ve temsilinin tespiti, geleneğin icra yapısındaki değişim ve dönüşümün nasıl gerçekleştiği, programların işlevleri ve elektronik icra yapısının incelenmesi, genel amaca hizmet eden diğer amaçlardır. Bu çalışma; giriş, üç bölüm ve metinlerden oluşmaktadır. Giriş kısmında, âşıklık geleneğinin, üçüncü kültür ortamı olan elektronik kültür ortamına geçişinin değerlendirilmesi yapılmış; konuyla ilgili çalışmalar verilmiştir. Birinci Bölüm'de, âşıklık geleneğinin icra ortamları, "sözlü icra mekânları", "yazılı icra mekânları" ve "elektronik icra mekânları" kapsamında ele alınmıştır. Ayrıca, Anadolu âşıklığının fasıl yapısı, yöreler ve icra düzeni doğrultusunda incelenmiştir. İkinci Bölüm, yeni bir "aktarım ortamı" olan radyo ve radyolarda yapılan âşık programlarının yapısı üzerine oluşturulmuştur. Geleneğin radyo programlarında aktarımı; icra, icracı, dinleyici ve mekân açısından bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Üçüncü Bölüm'de, sözlü icra ortamından radyo programlarına taşınan sözlü kültür ürünlerinden seçilmiş örnekler verilmiştir. Ayrıca, sözlü doğal icra mekânları ile radyoda yapılan programlar mukayese edilmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar; sona erdiği düşünülen geleneğin, 21. yüzyılda elektronik icra ortamlarında sürdürüldüğü yönündedir. Âşıklık geleneği, günümüzde, radyoda temsil edilmekte; üretilmekte ve aktarılmaya devam etmektedir. Çalışmamızda kullandığımız radyo programlarından yazıya geçirilmiş örnek metinler, çalışmanın sonuna eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Elektronik icra mekânları, radyo, radyo programları, âşıklar ve radyo programları
Osmaniye/Bahçe halk kültürü üzerine bir araştırma
Bu çalışmada Osmaniye ili Bahçe ilçesi geçiş dönemleri olan doğum, evlenme ve ölüm âdetleri ve bunlara bağlı inanışlar, bayram tören ve kutlamalar, halk inanışları, halk mutfağı, halk zanaatları, sözlü tarih ve çocuk oyunları, anonim halk edebiyatı ve âşık edebiyatı üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde halk kültürü ile ilgili ele alınan konularda yazılı kaynaklardan yararlanılmış ve sonrasında ise yörede yapılmış olan derlemelerle elde edilen bilgiler doğrultusunda yöre kültürünün eski Türk gelenek ve âdetleri ile ilgili ilişkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise manzum, manzum-mensur ve mensur anonim halk edebiyatı ürünlerine yer verilmiştir. Her bölüm sonunda da verilen ürünle ilgili biçim ve içerik değerlendirmesi yapılmıştır. Üçüncü bölüm ise âşık edebiyatından oluşmaktadır. Bu bölümde günümüzde yörede yaşayan âşıkların kısaca hayatı anlatılmış ve işledikleri konulara göre şiirlerinden örnekler verilmiştir. Aynı zamanda verilen şiirlerin biçim ve içerik değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise yerel kelimeler sözlüğü oluşturulmuştur. Bu çalışmanın sonucunda Bahçe halk kültüründe, hem eski Türk inançlarının hem de Anadolu'daki inanç ve kültür yapısının varlığı ve canlılığı tespit edilmiştir. İslam dininin tesiriyle Bahçe halk kültürü bugünkü şeklini almıştır. Anahtar Sözcükler: Bahçe, Halk Kültürü, Geçiş Dönemleri, İnanışlar, Anonim Halk Edebiyatı, Âşık Edebiyatı.
Düziçili Aşık Mustafa Akpınar'ın hayatı, sanatı ve şiirleri
Türk milleti köklü bir sözlü geleneğe sahiptir. Sözlü geleneğimiz içinde kökleri şamanlığa kadar uzanan ve 16. yüzyılda tam anlamıyla bir forma dönüşen, günümüzde de varlığını sürdüren geleneğimiz âşıklık geleneğidir. Bu çalışmanın konusu da âşıklık geleneğinin günümüzdeki temsilcilerinden biri olan Mustafa Akpınar'ın hayatı, sanatı ve şiirleridir. Çalışma kaynak kişinin belirlediği 251 şiirle sınırlı tutulmuştur. Tez çalışmasının dışında kalan şiirler Mustafa Akpınar tarafından yeterli görülmediği için çalışmaya dâhil edilmemiştir. Çalışmanın amacı; Mustafa Akpınar'ın gelenek içindeki yerini tespit etmek, âşıklık geleneği literatürüne yeni isim ve eser kazandırmaktır. Gözlem ve görüşme yöntem/tekniklerinden yararlanılarak yapılan çalışma; Giriş, Âşığın Hayatı ve Sanatı, Şiirlerinin İncelenmesi ve Şiirleri ve Sonuç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırma alanıyla ve araştırma konusuyla ilgili genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde âşığın hayatı ve sanatı çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. Üçüncü bölümde âşığın şiirleri biçim ve içerik yönünden değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise Mustafa Akpınar'ın şiirleri paylaşılmıştır. Bazı şiirlerin yazılış sebepleri ve hangi tarihte yazıldıklarına dair bilgiler dipnot olarak verilmiştir. Son bölümde ise sonuç, sözlük, kaynakça ve eklere yer verilmiştir. Araştırma sonunda Mustafa Akpınar'ın Dert Ozanı mahlası ile şiirler yazdığı, saz çalmadığı, bade içerek âşık olduğu, usta çırak ilişkisi içinde yetişmediği ancak mektupla muamma çözme, âşıklarla karşılıklı şiirler yazma gibi uygulamalar yaptığı görülmüştür. Mustafa Akpınar'ın Düziçi âşıklık geleneği içinde arkadaşları tarafından Dert Ozanı mahlasıyla anıldığı, âşıklığının bilinip tanındığı bunun yanında temre ocağı olduğu, kişileri nazardan koruması için karaçalıdan nazarlık yaptığı, çeşitli hastalıkların tedavisi için bitki çayları hazırladığı tespit edilmiştir.
Karaca Oğlan'ın şiirlerinin tematik açıdan incelenmesi
Türk halk edebiyatı; Türk milletinin özünü, kültürünü sözlü ya da yazılı olarak nesilden nesile aktaran geleneksel edebiyatımızın adıdır. Türk halk edebiyatının önemli kollarından biri de âşık edebiyatıdır. Kökleri bilinmez dönemlere kadar uzanan âşık edebiyatı; gelenekle var olmuş ve özellikle 16. yüzyıldan sonra özgün biçimini bulmuştur. Bu edebiyatı temsil eden âşıklar, yaşadıkları toplumun sözcüsü ve aynası olmuşlardır. Bu âşıklardan biri de 17. yüzyılda Çukurova yöresinde yaşadığı kabul edilen Karaca Oğlan'dır. Türk şiirinin önemli şairlerinden olan Karaca Oğlan, farklı coğrafyalarda bugün de etkisi süren ve kendinden sonrakileri de derinden etkileyen, öncü bir âşıktır. Bu çalışmanın konusu, "Karaca Oğlan'ın şiirlerinin tematik açıdan incelenmesi"dir. Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmayla ilgili genel bilgiler; ikinci bölümde âşıklık geleneği, Çukurova âşıklık geleneği, Karaca Oğlan'ın hayatı, edebî kişiliği ve dili üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm ise çalışmanın merkezini oluşturmaktadır. Saim SAKAOĞLU'nun "Karaca Oğlan" adlı eserinde yer alan 500 şiir, 12 başlık üzerinden tematik açıdan ele alınmıştır. Bu temalar şiirlerdeki yoğunluğa göre şu şekilde belirlenmiş ve incelenmiştir: 1. Aşk, Sevgi ve Kadın, 2. Tabiat, 3. Dinî ve Tasavvufi Unsurlar, 4. Geçiş Dönemleri, 5. Mekân (Ülke, Şehir, Sıla, Gurbet) ve Göç, 6. Giyim Kuşam ve Süslenme, 7. Eğitim (Yiğitlemeler ve Öğütlemeler Yoluyla Halk Eğitimi ve Değerler Eğitimi), 8. Toplumsal Duyarlılık ve Toplumsal Eleştiri, 9. Dualar ve Beddualar (Alkış ve Kargışlar), 10. Renkler, 11. Kozmik Unsurlar (Güneş, Ay, Yıldızlar) ve Felek, 12. Mutfak ve Yemek Kültürü. Dördüncü bölümde ise "Sonuç, Kaynakça, Ekler ve Öz Geçmiş" bulunmaktadır. Çalışmanın sonunda Karaca Oğlan'ın, "aşk" ve "tabiat" temaları ağırlıklı olmakla birlikte farklı temalarda da şiirler söylediği ve yaygın kanaatin aksine, sadece bireysel konuları değil toplumsal konuları da şiirlerinde işleyen bir âşık olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri izlenmiş; literatür tarama, metin tahlili / içerik analizi, gözlem ve görüşme yöntemleri kullanılmıştır.
Âşık Maksut Feryadî'nin eserlerinde sözlü ve yazılı geleneğin etkileşimi
Bu tezde Türkiye'de, çağdaş edebiyat ortamı içerisinde âşık olmanın ne anlama geldiği incelenmiş, bunun için de günümüz âşıklarından Maksut Koca'nın (Feryadî) şiirleri, performansa dayalı edebî etkinliği ve sosyo-ekonomik olarak bu kamuda kendisini görünür kılma stratejileri örnek olarak kullanılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde günümüzde gittikçe yaygınlaşan ve âşık edebiyatını modern çağın kültürel üretimi içerisinde konumlandırmak adına önemli olan elektronik ortam, Walter Ong'un ikincil sözlü kültür kavramı çerçevesinde detaylı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde Maksut Koca'nın eserleri ve hayatının sözlü, yazılı ve çağdaş elektronik ortam ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise edebiyatın içerisinde sadece eser, yazar ve okurdan oluşan çizgisel bir ilişki değil sermaye ilişkisi de olduğu; eserin oluşma, basılma sürecinde aracılar bulunduğu göz önüne alınmıştır. Bu sebeple günümüzdeki âşık edebiyatına, dolaşıma girmesinde kitap ve ikincil sözlü kültür ortamlarının rol aldığı bir "edebî olay" olarak bakılmış, edebiyat sosyolojisi çalışması olarak şekillendiren bu kısımda âşık kitapları, yayınevleri ve Maksut Koca'nın matbu eseri Sular Yandı incelenmiştir. Çalışmanın sonuna Maksut Koca ile yapılan iki mülakatın yazılı metni de eklenmiştir.
Mahzuni Şerif örneğinde Türk halk şairliği geleneği ve "Mahzunicilik"
Türk kültüründe şiirin ve şairin yeri önemlidir. Halk şairleri hem toplumdan beslenen hem de toplumu besleyen şahsiyetler olarak Türk halk şairliği geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Bu halk şairlerinden Türk kültürünün 20. yüzyıldaki önemli isimlerinden birisi de Mahzuni Şerif'tir. 1939-2002 yılları arasında yaşamış olan Mahzuni Şerif, toplumda belli bir grubun kültürel dünyasını yansıtan şiirler yazmış ve bu kültürel grubun içinde bir kült hâline gelmiştir. Bu bağlamda çalışmanın konusu; Türk halk şairliği geleneğinde Mahzuni Şerif'in yeri, şairliği ve "Mahzuniciler" olarak kendilerini tarif eden grubun sosyokültürel durumudur. Mahzuni Şerif'i anlamak; modern dönemlerde özellikle Alevi, Bektaşi, Atatürkçü, cumhuriyetçi grupların kültürel dünyasını anlamak demektir. Bu minvalde çalışmanın amacı; Mahzuni Şerif üzerinden Türk halk kültüründeki belli bir kesimin dünyaya bakışını, modernleşme karşısındaki tutumlarını analiz etmek ve değerlendirmektir. Türk halk şairliği geleneğini ve bu geleneğin içinde yer alan Mahzuni Şerif'i anlama gayretiyle hazırlanan çalışmada, ilk olarak halk şairliğinin tarihsel ve toplumsal arka planı incelenmiştir. Halk şairleri ve toplum arasındaki bağ açıklanmış, Türk kültüründe şiir ve şiirli anlatının tarihsel dönüşümü aktarılarak bu konu hakkında bilgiler verilmiştir. Ardından günümüzde gelenekten beslenen halk şairi tiplerinin hangi şekillerde varlıklarını sürdürdükleri belirlenmiştir. Mahzuni Şerif'in halk şairliğine ve halk şairlerine dair görüşlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Mahzuni Şerif'in yaşadığı dönemin siyasi ve toplumsal gelişmeleri açıklanmış, yetiştiği çevre ve bu çevrenin kültürel özellikleri verilerek hayat hikâyesi anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, Mahzuni Şerif'in şiirleri ele alınarak detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Bunun için gerek yazılı kaynaklardaki gerek albüm ve muhabbet ortamlarında kaydedilen özel ses kayıtlarındaki şiirlerinin hepsi yazılı hâle getirilmiş ve İlhan Başgöz'ün "Uyak dizelerinin son harfine göre şiirlerin sıralanması" metoduna göre düzenlenerek tasnif edilmiştir. Akabinde şiirlerinde en sık kullandığı kelimeler, şiirlerinin söz varlığı tespit edilerek Mahzuni Şerif'in anlam dünyası açıklanmıştır. Böylece Mahzuni Şerif'in şiirleri derinlemesine incelenmiştir. Son bölümde Mahzuni Şerif'i ideal şahsiyet olarak gören, onu kültleştiren Mahzuniciler örneğinde Alevilik ve toplumda değişen siyaset ele alınmıştır. Bu bağlamda Mahzuni Şerif'in siyasi bir kimlik ve kült bir şahsiyet oluşu açıklandıktan sonra geleneksel Aleviliğin inanç esasları, uygulamaları belirtilerek modern zamanlarda Alevilikte ne gibi değişim ve dönüşümler yaşandığı ortaya konmuştur. Son olarak bu değişim ve dönüşümde bir halk şairi olarak Mahzuni Şerif'in etkileri tespit edilip kültürel bir grup olan "Mahzunicilik"in kültürel kodları açıklanmıştır. Tüm bunların yapılması aşamasında Mahzuni Şerif üzerine yazılmış olan bütün çalışmalar okunmuş, taranmış aynı zamanda Mahzuni Şerif'i anlatan belgeseller, katıldığı televizyon ve radyo programları, kendisine ait kasetler, muhabbet ortamında kayda alınmış özel ses kayıtları çözümlenmiştir. Literatür taraması üzerine alan çalışması oluşturulmuştur. Çalışmada eklektik yapı içerisinde emik-etik değerlere sadık kalınarak daha çok antropolojik, halk edebiyatı ve halk bilimi metotlarının alan çalışması temelli yaklaşımları kullanılmıştır.
Âşık Temelî'nin hayatı, sanatı ve şiirleri
Âşık edebiyatı ozan-baksı geleneği ile şekillenen, temelini halk edebiyatından alan, tekke-tasavuf edebiyatından beslenen ve 15. yüzyıldan sonra gelişen bir saz edebiyatıdır. Ozanlar kopuz ile ezgili şiirler söyleyip büyücü, hekim, müzisyen, rahip-şair olarak toplumda var olmuşlardır. Âşıkların sadece çalgılı şair olarak anılması ozanlara göre iş bölümünün azaldığını göstermektedir. Âşıklar da ozanlar gibi yarım uyak kullanıp hece ölçüsüne uyarak toplumun önünde ezgili şiir söyler. Âşık tipi halk şiirine yeni kurallar ve disiplinler getirmiştir. Dini konuların dışına çıkarak aşk ve yiğitlik gibi temalar halk şiirine girmiştir. Katı ayak kuralları ve yarışmalarla birlikte lebdeğmez, muamma gibi yeni şiir anlayışları ortaya çıkmıştır. Köyden şehre göçlerin, kültürel değişimlerin, okuma yazma oranının artması gibi sebepler âşık tipinin değişmesini ve gelişmesini sağlamıştır. 16.yüzyıldan itibaren her yüzyılda yetişen âşıklar; toplumun politik yapısını, yaşayışını, kültürünü şiirlerinde yansıtmış ve topluma ayna olmuşlardır. 21. yüzyılda bir önceki asra göre âşıklık geleneğinin gücü sarsılmış olsa da saz çalabilen, atışma yapabilen, doğaçlama söyleyebilen usta-çırak geleneği içinde yetişmiş Yakup Temel gibi âşıklar da vardır. Yakup Temel âşıklık geleneğini âşık toplantıları ve buluşmaları haricinde televizyon ve radyo promlarında da sürdürürerek modern yaşama ayak uydurmuştur. Ayrıca lebdeğmez gibi şiirleri başarılı bir şekilde sunmuş; yayın, kurum, âşık buluşmaları ve festivallerden birçok ödül almıştır. Bu tez çalışmasında Yakup Temelî'nin hayatı, âşıklığı, sanatı ve sanatının içinde yer alan şiirleri ve hikâyeleri incelenmiştir. Tezin Yakup Temelî'nin Hayatı ve Âşıklığı adlı ilk bölümünde; Temelî'nin soyu, babası, annesi, doğumu, öğrenim durumu, askerliği, evliliği, çocukları, âşıklığa başlaması, kullandığı mahlaslar, etkilendiği âşıklar, katıldığı âşık programları ve aldığı ödüllerin bilgisi verilmiştir. Yakup Temelî'nin Şekil Yapısı ve Biçimsel Dağılımı adlı 2. bölümünde vezin tanımı yapılarak atışmalar, sicillemeler ve satrançlar bölümü hariç incelenen 644 şiirin hece ölçüsüne göre dağılımı verilmiş ve bu şiirlerden örnekler verilerek durak yapısı belirlemiştir. Kafiye ve redifler şiir örnekleri üzerinden işlenmiş; ayaklar ise tek ve döner ayak şeklinde gruplandırılmıştır. Ayrıca 644 şiirin hece ölçüsü, durak, kafiye düzeni, ayak, dörtlük sayısı, mahlas ve şiirlerin yazılış tarihi tablo haline getirilerek bir bütün halinde incelenmiştir ve sonuç bölümünde incelenen şiirler grafiklerle desteklenmiştir. Âşık Temelî'nin Şiirlerinde İşlediği Konular adlı 3.bölümde şiirler; milli konular, dini konular, tarihi olaylar, güncel konular, toplumsal eleştiri, halk kültürü başlıklarına ayrılmıştır ve şiirler yorumlanmıştır. Âşık Temelî'nin Şiirlerinde Edebî Sanatlar adlı 4. bölümde 19 tane edebi sanatı ele alınarak şiirlerden örnekler verilmiştir. Âşık Temelî'nin Hikâye İncelemeleri bölümünde Şahperi ile Süleyman ve Kurt Hasan hikayeleri; olay örgüsü, kaynak, mekan, zaman kavramı, kahramanlar, epizot tahlili, yer alan şiirlerin tahlili, kalıplaşmış ifadeler ve dil ve anlatım gibi başlıklara ayrılarak ele alınmıştır. Tezin altıncı bölümünde Âşık Temelî'nin 698 şiiri birinci dörtlüğün son mısrasındaki ayak seslerinin sırasına bağlı kalınarak sıralanmıştır. Yedinci bölümünde ise "Süleyman ile Şahperi ve Kurt Hasan" hikâyelerinin orijinal hali yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Ozan, Âşık Tipi, Âşıklık Geleneği, Âşık Yakup Temel, Halk Hikâyesi
Âşık Şevki Halıcı'dan derlenen halk hikâyelerinde toplumsal cinsiyet rolleri
Halk hikâyeleri, içinde oluştuğu toplumun düşünce yapısı, gelenek ve göreneği, yaşantısı ve kültürü ile ilgili çok önemli veriler vermektedir. Bu sebeple üretildiği toplumun temel dinamiklerini, sosyolojik yapısını anlamak ve incelemek için halk hikâyeleri önemli edebî kaynaklardandır. Toplumsal cinsiyet kavramının edebî eserlerde incelenmesi genel itibariyle kadın üzerinden şekillenmiştir. Erkek ve erkeklik biçimleri ise yavaş yavaş araştırma konusu hâline gelmektedir. Ancak kadın ve erkeğin toplumsal cinsiyet rolleri birbirini etkilemekte ve birbirinden bağımsız düşünülememektedir. Ayrıca anlatılarda kullanılan dil de toplumsal cinsiyetle ilgili ipuçları vermektedir. Bu sebeple biz de çalışmamızda kadın ve erkeğin toplumsal cinsiyet rollerini beraber ele alıp incelemeyi daha yararlı bulduk. Bunu da âşıklık geleneği üzerinden halk hikâyeleri bağlamında değerlendirmeyi tercih ettik. Halk hikâyeleri toplumun düşünce ve kültür yapısını vermesi bakımından toplumsal cinsiyet araştırmaları için çok önemli eserlerdir. Çalışmada Âşık Şevki Halıcı'dan derlenen hikâyeler toplumsal cinsiyet bağlamında ele alınmıştır. Hikâyelerde anlatılan zaman ve mekânın özellikleri de göz önünde bulundurulduğunda halk hikâyelerine yansıyan kadın ve erkek profilleri toplumsal cinsiyet rolleriyle incelemeye tabi tutulmuş, hikâyelerde kullanılan dil açısından da toplumsal cinsiyet sorgulaması yapılmıştır. Bu tez kapsamında Âşık Şevki Halıcı'dan derlenen halk hikâyelerinde kadın ve erkeklerin toplum içinde kadın ve erkeklere biçilen toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl ele alındığının ortaya çıkarılması, hikâyelerde kullanılan dilin toplumsal cinsiyet bağlamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sonuç olarak geleneksel anlatı türleri içinde önemli bir yere sahip olan halk hikâyeleri özelinde toplumsal cinsiyet incelemelerinde öne çıkan unsur, hikâyelerde ataerkil izleriyle kadın çoğu zaman ikinci plana itilmiştir. Anlatılarda ataerkil düşünce yapısının izleri ön plandadır. Kadın da ataerkil düzenin devamına çoğu zaman toplumun da öğretileriyle bilerek veya bilmeyerek destek olmuştur. Kadınlar, özellikle sevgili olarak peşinde koşulan bir varlık olsa da bu durumda da kadının cinsel bir nesne olarak görülmesi ön plana çıkmaktadır. Anlatılarda kullanılan dil de kadının erkek karşısında ikinci plana itildiğini, kadının erkeğe bağımlı bir yapıda olduğunu ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Âşık Şevki Halıcı, Halk Hikâyesi, erkeklik- erillik, kadın, feminizm, toplumsal cinsiyet.
Sergüzeşt-i Âşık Yazıcı Murtazâ (inceleme-metin)
İncelenen bu eser Ankara Millî Kütüphanede, 06 Mil Yz A 2428 katalog numarası ile kayıtlıdır. Eser katoloğa "Eş'ar" ismiyle, müellifinin ismi ise Yazıcıoğlu Murtaza olarak kaydedilmiştir. Eserden edinilen bilgiler neticesinde müellifin isminin "Yazıcıoğlu Murtaza" değil "Yazıcı Murtaza" olduğu anlaşılmıştır. Yazıcı Murtaza 17. yüzyılın sonlarından 18. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı tahmin edilen bir saz şairidir. Hayatı hakkında kaynaklarda bir bilgiye rastlanılmayan Yazıcı, H.1084/M.1674 yılında Gesi'de doğmuştur. Şairin anne ve babası hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır. Yazıcı'nın ölüm tarihi de bilinmemektedir. Eserden, şairin H.1148/ M.1735 yılına kadar yaşadığı anlaşılmaktadır. Şairin bundan sonra ne kadar yaşadığı ise bilinememektedir. Yaptığımız inceleme, âşık edebiyatının ele alındığı bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Yazıcı'nın hayatı ve edebi şahsiyeti ile ilgili edinilen bilgiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Yazıcı'nın eseri; dil ve üslup, şekil, edebi sanatlar ve muhteva yönünden incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Yazıcı'nın eserinin transkripsiyonlu metni verilmiştir. Yazıcı, âşık edebiyatı geleneğini takip etmesine rağmen divan edebiyatı geleneğine ait şekil ve kalıpları da eserinde kullanmıştır. Şair, eserinde âşık edebiyatına ait türlerden destana daha çok yer vermiştir. Divan edebiyatından ise mersiye, muamma, lugaz, tarih gibi türleri kullanmıştır. Yazıcı Murtaza hece ölçüsünü kullanmakta başarılıdır. Fakat aruz ölçüsünü kullanmakta başarılı olamamıştır. Yazıcı, eserini on üç cüz olarak meydana getirmiştir. Bu cüzlerde muhteva bakımından farklı konuları işlemiştir. Eserde bulunan manzum seyahatname, eserdeki en dikkat çekici metindir. Bu manzumede zikredilen yer isimleri ve bunlar hakkındaki bilgiler önem arz etmektedir. Bunun yanında şair, eserinde toplumsal eleştiriye yer vermiş ve toplumun içinde bulunduğu durumun vehâmetini dile getirmiştir. Şair; Kayserili olması nedeniyle eserinde, Kayseri'nin sosyal hayatını eleştiren bir manzume ile bu bölge esnafını eleştirdiği başka bir manzumeye de yer vermiştir. Yazıcı'nın eserinde diğer dikkat çekici manzume ise İstanbul'un sosyal ve siyasal yapısını anlatan manzumedir. Bu manzume özellikle 18. yüzyıl İstanbul'undaki siyasi ve sosyal yaşantı konusunda bilgiler içermektedir. Anahtar Kavramlar: Âşık Yazıcı Murtazâ, Âşık Edebiyatı, 18.Yüzyılda Osmanlı Şehirleri ve Toplumu.
Kırşehir aşıklık geleneğinde Âşık Şemsi Yastıman
Türk halk edebiyatı Türk toplumunun gelenek ve göreneklerini, her türlü düşünce yapısını, yaşamını, yansıtan metinlerden oluşur. Halk edebiyatı geleneğine halkın içinden yetişmiş ozanların katkısı büyüktür. Türk halk edebiyatı içinde halk müziği önemli bir yer teşkil etmektedir. Halk müziğinin önemli temsilcileri âşıklar ve abdallardır. Kırşehir âşıkları abdal olarak nitelendirilmektedir. Âşıklık geleneğini devam ettiren önemli bir isimde Şemsi Yastıman'dır. İç Anadolu Bölgesi'nin 13 ilinden biri olan Kırşehir tarih boyunca âşıklık geleneğini yaşatmış, birçok âşık ve ozan yetiştirmiştir. Âşıklık geleneği içinde önem teşkil eden Şemsi Yastıman'ın türküleri Kırşehir gelenek ve göreneklerini yansıtan önemli çalışmalardır. Yapmış olduğumuz bu çalışmada Kırşehir âşıklık geleneği içinde Şemsi Yastıman'ın hayatı, sanatı, eserleri ve eserlerin şekilsel incelemesi hakkında bilgiler vererek Şemsi Yastıman'ın şiirlerinde yer alan halkbilimi unsurlarını tespit etmeye çalıştık. Yapmış olduğumuz çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde abdal kavramı verilmiş, tarihi süreç içinde abdal kavramı ve abdalların yaşam koşullarına değinilmiştir. İkinci bölümde ahilik kavramı hakkında bilgilere yer verilerek, Anadolu'da ahiliğin ortaya çıkışı, amacı, temel ilkeleri, temel kaynakları ve Ahi Evran'ın hayatı hakkında bilgiler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde âşık ve âşıklık kavramı, Kırşehir âşıklık geleneği ve Kırşehir halk ozanları hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde Şemsi Yastıman'ın hayatı, şahsiyeti, eserleri, şiirleri ve şiirlerin şekilsel incelemesi yapılmıştır. Beşinci bölümde Şemsi Yastıman'ın şiirlerinde yer alan halkbilimi unsurları tespit edilmiştir. Ekler kısmında yerel sözcük, deyimler, sık kullanılan atasözleri ve yerel sözler, Kırşehir duaları, bedduaları ile Şemsi Yastıman tarafından yazılan yayımlanmayan şiirlere, Şemsi Yastıman'ın oğlu Sinan Yastıman ile yapılan röportaja, Şemsi Yastıman Saz Evi tarafından basılan kitaplara ve Şemsi Yastıman'a ait olan fotoğraflara yer verilerek çalışmaya son verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Âşık, Âşıklık Geleneği, Şemsi Yastıman.
Türk saz (Âşık) şiirinde nasihat
Türk Halk edebiyatı, kaynağını ait olduğu toplumun yaşam tarzından, inançlarından, kültürel birikiminden ve hayallerinden alır. Halkın, hayata dair bütün tecrübelerini yansıtan bu ürünler, bir taraftan sosyal, psikolojik ve dil bilimsel işlevleriyle diğer taraftan da geçmiş dönemlerin kazanımlarını geleceğe taşımalarıyla önemli dil birikimleri olmuştur. Bu edebî geleneğin oluşturulması, temsil edilmesi ve geleceğe aktarılması hususlarında önemli roller yüklenen âşıklar, sözün ve sazın insan ruhu üzerindeki etkileyici ve geliştirici gücünden yararlanarak folklor ürünlerinin eğlendirme işlevinin yanında eğitme işlevini de yerine getirmişlerdir. Tebliğ, telkin, tavsiye ve uyarılarla insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendiren nasihat türü eserler, İslamiyet'in dönüştürücü etkisiyle ilk Türk-İslam eserlerinden başlanarak kültür ve medeniyetimizde yaygın bir terbiye aracı olarak kullanılagelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türk kültüründeki nasihat anlatım tutumunun varlığını ve kapsamını tespit etmek, XVI. yüzyıldan XXI. yüzyıla kadar farklı özellik ve birikimleriyle geleneği şekillendiren ve gelenek içerisinde önde gelen toplam 68 saz şairinin şiirlerinde yer alan nasihat temalarını içerik analizleriyle ortaya koymaktır. Doküman inceleme tekniği ve içerik analiz yöntemiyle âşık şiirinde tespit edilen başlıca nasihat konuları "Dinî ve Tasavvufî", "Genel Ahlak", "Bireysel ve Toplumsal Hayat" ile "Doğa ve Doğal Hayat" olmak üzere toplam 4 ana bölüm halinde sınıflandırılmıştır. Ayrıca 43 alt başlıkla detaylandırılan bu bölümlerde toplumda yol gösterici, bilge ve kanaat önderi olarak kabul edilen âşıkların aşk, hasret, ölüm, yiğitlik, doğa, din, inanış ve töre gibi her türlü bireysel ve toplumsal soruna dair tespit ve çözümlerini bilgi birikimleriyle yoğurarak halkın yönlendirilmesinde ve eğitilmesinde katkıda bulundukları görülmüştür. Nasihat anlatım tutumunun, önemli bir eğitim ve terbiye aracı olarak bir konunun öğretilmesinde veya halkın bir konuda uyarılmasında doğrudan veya dolaylı bir şekilde şiirlerde sıklıkla kullanıldığı bu çalışmadan elde edilen verilerle ortaya konmuştur.