Palestine

98 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Modern dönem Yahudi mezheplerinin "Öteki" bağlamında Müslümanlara bakışı: Filistin örneği

Dinler, öğretileri ve kuralları aracılığıyla hitap ettiği topluluğu yönlendirmektedir. Dini öğretilerin ve kuralların doğru yorumlanması ve aktarılması bireysel ve toplumsal açıdan önem arz etmektedir. Zira yapılan yanlış bir aktarım kuşaklar boyu devam edecek bir karmaşaya sebep olacaktır. Bu çalışmada Modern dönem Yahudi mezheplerinin öteki bağlamında Müslümanlara bakışı Filistin örneği üzerinden ele alınmaktadır. Yahudilikte var olan "öteki" anlayışı, teolojik kökenlerinden başlayarak modern dönem mezhepsel yorum farklılıklarına kadar uzanan bir süreçte gelişim göstermiştir. İbrahim, İshak ve Yakup ile başlayan Yahudi kimliği; Musa sonrasında yaşanan gelişmelerle yeniden şekillenmiştir. Bu durum Tanrı-Yahudi ilişkisini etkilediği gibi Yahudi ve "öteki" ilişkisini de etkilemiştir. Aydınlanma çağı ile Yahudilik yeniden bir mezhepleşme sürecine girmiştir. Reform, Ortodoks, Muhakazakâr ve Yeniden Yapılanmacı Yahudi mezhepleri modern dönemin ahlaki, teolojik, toplumsal ve politik koşulları doğrultusunda "öteki"ne olan yaklaşımlarında farklı yönelimler geliştirmişlerdir. Bu nokta hem Filistinli Müslümanlara hem de İsrail-Filistin ilişkisine yönelik önemli bir gelişmedir. Zira 19.yüzyılın son dönemlerinde başlayan ve 1948'de İsrail'in kurulmasıyla bir krize dönüşen Yahudi-Müslüman ilişkileri henüz köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır. Bu bağlamda modern dönem Yahudi mezheplerinin gerek teolojik söylemleri gerekse politik adımlara verdikleri tepkileri kritik öneme sahiptir. Tez giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu ve amacı, önemi, yöntemi, kapsam ve sınırlılığına dair bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde Yahudi/Yahudilik ve öteki kavramlarının tanımları verilmiştir. İkinci bölümde Yahudilikte öteki'ne bakış ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise modern dönem Yahudi mezhepleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak mezheplerin teolojik farklılıklarına değinilmiştir. Ayrıca Filistinli Müslümanlara olan bakışları ahlaki, teolojik ve sosyo-politik açılardan ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise mezheplerin Filistinli Müslümanlara bakışında yalnızca teolojik farklılıkların değil aynı zamanda modern ulus-devlet, politika ve Yahudi kimliği hakkındaki tartışmaların da etkili olduğu görülmüştür.

FilistinMüslümanlarYahudilik
Kezban Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Filistin'de faaliyet gösteren yerel ve yabancı bankalardaki kredi riskinin karşılaştırmalı bir çalışması

Filistin'deki bankacılık sistemi, ekonominin gelişmesinde hayati bir rol oynamaktadır. Filistin Para Politikası Kurumu (PMA)'nun 1994 yılında kurulmasından bu yana bankaların sayısı düzenli bir şekilde artmış ve 2013'ün sonlarında 232 şube ve ofisi olan 17 bankaya ulaşmıştır. Filistin'de faaliyet gösteren 7 yerel banka (Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren yerel bankalardan sadece 2'si İslami bankadır) ve 10 yabancı banka bulunmaktadır. Yabancı bankaların arasında 8 Ürdün, bir Mısır ve HSBC'nin sahip olduğu bir banka bulunmaktadır. Filistin'deki son eğilimler destek akışlarla faaliyetini sağlamanın yanında gelişmeyi kolaylaştırmakta ve ekonomik faaliyetlerin canlanması tarafından desteklenmektedir. PMA şimdi kararlı bir şekilde iyi işleyen bir bankacılık sistemi devreye sokmaktadır. Filistin'deki bankacılık faaliyeti toplam değer açısından artış göstermiştir. 2010 yılında 6,8 milyar ABD doları tutarındaki müşteri mevduatı 2013 yılında yaklaşık 8,1 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Toplam aktifler 2010 yılında 8,5 milyon ABD dolarından 2013 yılında 10,6 milyar dolara yükselmiştir. Doğrudan kredi olanaklarındaki büyüme 2010 yılında 2,7 milyar ABD dolarından 2013 yılında 4,3 milyar ABD dolara yükselmiştir. Toplam öz kaynaklar ise 2010 yılında 8,3 milyar ABD dolarından 2013 yılında 10,6 milyar dolara yükselmiştir. Bu çalışma, Filistin'deki yerel ve islami bankalar ile yabancı bankalar arasındaki kredi riskini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, yabancı bankaların yerel bankalardan daha düşük kredi riski taşıdığı uygulamalı olarak ortaya konmaktadır. Kredi riski, 2007'den 2013'e kadar olan temerrüde uzaklık (DD) ile temerrüde düşme olasılığını (DP) ölçmek için kullanılan ve Black ve Scholes opsiyon fiyatlandırma formülüne dayanan Merton modelini kullanarak 8 yabancı ve 7 yerel (bunlardan 2'si İslami bankadır) banka için hesaplanmaktadır. Yerel ve islami bankaların temerrüde uzaklık ortalaması (4,77) iken, yabancı bankaların ortalaması (7,26) ile daha yüksektir. Yerel ve islami bankaların temerrüde düşme olasılık ortalaması (2.86E-04) iken, yabancı bankaların ortalaması (3.43E-06) ile daha düşük, yerel bankalardan daha yüksek olmakta; bu da daha yüksek kredi riski olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, temerrüde düşme olasılığını temerrüde uzaklıktan elde etmek için kümülatif lojistik olasılık dağılımlarını kullanmaktadır. Kümülatif olasılıklar bir alt sınıra kadar kullanıldıklarında sonuçlar daha tatmin edici olmaktadır: 2007-2013 lojistik dağılımı kapsamında temerrüde düşme olasılığı dağılımının daha geniş uçları bulunmaktadır. Örneklem seviyesinde, temerrüde düşme olasılığı, (4.23E-03) olan yabancı bankalarla karşılaştırıldığında, yerel ve islami bankalar için (1.67E-02) seviyesinde ve halen yüksek olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kredi Riski, Filistin Bankacılık Sistemi, Temerrüde Düşme Olasılığı, Yabancı Bankalar, Yerel Bankalar

Bankacılık sektörüBankacılık sistemiBankalar+7
Othman A.k Sawafta
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İbrahim Nasrallah'ın Rüzgâr Adlı romanının incelenmesi

Modern Arap ve Filistin edebiyatında önemli bir yere sahip olan İbrahim Nasrallah, dünya edebiyatında da tanınan bir yazardır. Nasrallah'ın eserleri pek çok dile tercüme edilmiştir. Yazarın roman, hikâye, şiir, sinema eleştirisi, resim ve fotoğrafçılığı da kapsayan geniş bir çalışma alanı bulunmaktadır. Özellikle roman alanında adını duyurmuş ve bu alanda pek çok ödül almıştır. Tezimizin konusu, Beyaz Atlar Zamanı üçlemesinin ilk kitabı olan "Rüzgâr " adlı romanıdır. Tarihî roman incelemesi olan bu tezde, eseri farklı açılardan ele almayı amaçladık. Modern Filistin edebiyatını, tarihini ve sosyo-kültürel yapısını irdelemeye çalıştık. İbrahim Nasrallah'ın Filistin sürgün/diaspora edebiyatı içindeki yeri ve onun romantizm ile ilişkisi üzerinde durduk. Böylece "sürgündeki/diasporadaki vatansever edebiyatı" alanında kayda değer örneklerden biri olan ve Türkçeye çevirisi bulunmayan Rüzgâr'ın önemini ortaya koymaya gayret ettik. Ayrıca bu romanın incelenmesiyle, Filistin direnişi ve Filistin kimliğinin bir edebiyat eseri üzerinden nasıl anlatıldığını göstermeyi amaçladık. Anahtar Kelimeler: İbrahim Nasrallah, Beyaz Atlar Zamanı, Rüzgâr, , Filistin Edebiyatı, , Diaspora.

Arap edebiyatıDiasporaFilistin+3
Şahiste Uçar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin ve Ürdün Anayasaları çerçevesinde dijital mahremiyet hakkı: Niteliği, kapsamı ve mevcut anayasal güvenceler

Bu tez, dijital mahremiyet hakkının Ürdün ve Filistin'deki anayasal düzenlemesini ele almakta ve özellikle dijital mahremiyet hakkının gelişimi, yasal kapsamı, Ürdün ve Filistin anayasalarındaki ele alınışı ve iki ülke mevzuatının bu hakka tanınan anayasal güvencelere uygunluğu gibi çeşitli konuları incelemektedir. Ayrıca tezin önemi, dijital mahremiyet hakkı anlayışının yeni olmasından ve anayasa ile diğer mevzuat kapsamında bu hakkın konusunu düzenleyen açık ve net yasal metinlerin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, doğalarındaki benzerlikten dolayı özel hayat gizliliği hakkının genel kurallarını dijital mahremiyet hakkı için uyarlama ve örnek alma gerekliliğini doğurmaktadır. Zira günümüz dünyasında dijital mahremiyet hakkı, giderek daha önemli bir hale gelmektedir. Bu tezin ilk bölümü, dijital mahremiyet hakkı anlayışının gelişim tarihini sunarken, ikinci bölüm, bu hakkın Ürdün ve Filistin anayasal ve yasal anlamda ele alınmasını ve bunların karşılaştırılmasını incelemiştir. Üçüncü bölüm ise, Ürdün ve Filistin'de dijital mahremiyet hakkına tanınan anayasal güvenceleri analiz etmiş ve bu hakla ilgili yasaların Ürdün ve Filistin anayasalarının ilkeleriyle ne kadar uyumlu olduğu ele almıştır.

AnayasaFilistinKamu hukuku+5
Mahmoud W. M. Abunada
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.

FilistinKimlikKimlik politikaları+6
Yunus Emre Akbal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasının Arap İsrail sorunlarına uzanımı: Tutarlılık trendi

Bu çalışma Orta Doğu'ya damga vurmuş Arap-İsrail sorununu merkeze alarak; sorunun zaman içinde gelişimini ve Türkiye'nin Arap-İsrail sorununa yönelik dış politikasının tutarlılığını incelemeyi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda İsrail ile Filistin tarafları arasında çatışmanın esasını oluşturan Kudüs'ün paylaşılamayan statüsü, İsrail ve Körfez ülkeleriyle su sorunu temalarına öncelik verilmiştir. Çalışma ile beraber Türkiye'nin 1948 sonrası Arap İsrail sorununa yönelik politik tercihleri ele alınmıştır. Orta Doğu günümüz itibariyle tam bir kaosa sürüklenmiş, bölgenin Osmanlı hâkimiyetinden çıkması ile başlayan yapılanma 20. yüzyılın başından itibaren geri dönüşü mümkün olmayan bir kördüğüme dönüşmüş ve bu düğüm günümüze kadar çözülememiştir. Türkiye İsrail Devleti'nin 1948 yılında ilan edilmesiyle birlikte İsrail'e sempati duyan ABD ve bir kısım Avrupalı ülkelerle, Müslüman kimliğe sahip devletleri dengelemeye çalışmış ve orta yol politikası izlemiştir. Bölgesel gelişmelere paralel politika üreten Türkiye, Arap-İsrail sorunlarında denge politikası güderken 2009 yılında Davos Zirvesi'nde yaşanan kırılmaya kadar bu yaklaşımını sürdürmüştür. Anahtar Kelimeler: Filistin, Arap, İsrail, Türkiye, Dış Politika

Arap-İsrail anlaşmazlığıAraplarFilistin+6
Ömer Faruk Kol
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Filistinli sivil toplumun ve uluslararası toplumun gözünden UNRWA

Bu çalışmanın dört temel amacı vardır. 1- Filistinlilerin nasıl çevre ülkelerde ve kendi topraklarında mülteci durumuna düştüğünü anlatmak; 2- Filistinli mültecilere yardımda bulunmak için kurulan UNRWA'in kuruluşu, hedefleri ve faaliyetlerini anlatmak; 3- Filistinli sivil toplum kuruluşlarının (STK) UNRWA'e ve faaliyetlerine bakışını incelemek; 4- Filistin konusunda en faal olan devletlerin UNRWA konusunda bakış açılarını analiz etmektir. Araştırma nitel yöntem aracılığıyla yazılmıştır. Filistinli STK'lar ile ilgili bölümde STK temsilcileri ile yapılan mülakatlar, devletlerin UNRWA ile ilgi görüşlerinin anlatıldığı bölümde ise daha çok web kaynakları ve ikincil eserler kullanılmıştır. Sonuç olarak tez şu önemli bulguya ulaşmıştır: Her ne kadar UNRWA Filistinlilere hizmet hususunda faydalı olmuşsa da, Filistinlilerin kendi topraklarında da mülteci konuma düşmelerinin tüm dünyada kabul görmesine yol açmış ve Filistinlilerin Filistin'deki statülerini ciddi anlamda tartışılır hale getirmiştir. Bu ise İsrail'in politikaları ile uyum içindedir. Bu tezde incelenen devletler ise UNRWA'in varlığının devam ettirilmesi hususunda farklı fikirlere sahiptir. Anahtar kelimeler: Filistin, Birleşmiş Milletler, Türkiye, UNRWA, İsrail

Birleşmiş MilletlerFilistinFilistin mültecileri+7
Sait Ali Arslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail'in bölgesel varlığının politik ve stratejik önemi: Bölgesel ve küresel aktörlerin çıkarları ve politikaları üzerinden bir inceleme

Filistin Bölgesi tarihten beri etnik ve dini olarak farklı birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kudüs merkezli Filistin, M.Ö. 2000´de Arap, M.Ö. 1800´de Hitit, M.Ö. 1286´da Mısır hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde Hz. Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler. Hz. Davud ve Hz. Süleyman´ın yönetimlerine sahne olan bölgede M.Ö. 64´te Roma egemenliği başladı. Bu dönemde Hz. İsa'nın gelmesiyle 637 yılına kadar Hristiyan hâkimiyetinde kalmış sonrasında tümüyle İslam devletlerinin egemenliğine girmiş sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Selçuklu ve Osmanlı tarafından yönetilen bu bölge 20.yy a kadar barış içinde gelmiştir. Yahudilerin Filistin hayali tarihin hiçbir döneminde bitmedi. Kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara kavuşma hayali kuran Yahudiler Osmanlı Devleti'nin dolayısıyla Müslümanların güç kaybetmesiyle bölgede tekrar şiddeti tırmandırmışlardır. Günümüzde bölge Müslüman Araplar, Hristiyan Araplar ve Yahudiler' in egemenlik mücadelesine şahit olmaktadır. Bölgede aktif politika izleyen Küresel ve Bölgesel Aktörler de bundan yararlanmak istemektedirler. Yahudiliğin temelini oluşturan Muharref Tevrat ve Yahudilerin kendilerine vaat edildiğine inandıkları Fırat nehrinin doğusundan Nil nehrine kadar bölgeye hâkim olma düşünceleri ve gayretleri nedeniyle Ortadoğu bölgesinde yıllardır akan kan hiç durmamıştır. Çalışma, İsrail tehdidi altında olan Ortadoğu'nun her alanda dengeye oturması ve barışın bölgeye hakim olması için gerekli adımların seyrine ilişkin bir araştırma niteliği taşımaktadır.

Bölgesel stratejiFilistinOrta Doğu politikası+4
Serkan Özkan
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish foreign policy towards al-Quds during the AK Party period: 2002-2019

There were up and downs in Turkish foreign policy towards al-Quds especially within the scope of its relations with both parties; Israel and Palestine. Turkey's behavior towards the Arab-Israeli conflict affected its relations with both Israel and the Arab states. There were times when Turkey supported the Arab side. However, its recognition of the state of Israel in 1948 was criticized by the Arabs. Some scholars and diplomats argue that the recognition was used as a tool to help the Palestinians. For instance, in case if Turkey did not recognize Israel, it would not be able to use diplomacy and NGOs as a tool of its influence in the region and its influence would be limited in various dimensions. On the other hand, another point which is worth mentioning is the change and the developments in Turkish foreign policy and the reflections of this changes to the case of al-Quds. Especially within the last decades there were structural and practical changes in Turkey's foreign policy towards al-Quds. This can be explained with the characteristics and ideologies of the individuals, foreign policy makers and the decreasing influence of the West towards Turkey's foreign policy. Until 2002, Turkey has been implementing the Western model. However, currently there are visible changes that Turkey abandoned this kind of policy. At this point, the research will investigate the main structure of Turkish foreign policy towards al-Quds from 2002 to 2019. Eventually, the outcomes of these current policies are also one of the significant subjects of the research.

Adalet ve Kalkınma PartyPalestinePalestine-Jerusalem+6
Şeyma Doğan
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The role of the British and American actors in the Middle East peace process (1967-2020)

Palestine as a geopolitically important location in the world has been focus of the Western countries since the 19th century. The rise of colonial struggles between the Great Powers in the 20th century has led them to latch onto Palestine, and develop their ambitious strategies for regional governance. The Jewish immigrations accelerated after the Balfour Declaration by Britain in 1917 and the establishment of Israel 1948 have caused endless conflict in the region. The initial focus of the study is first to gather evidence regarding the historical background of the Israeli-Palestinian conflict and analyze the peace plans on Palestine-Israel conflict after the World War II. The study later evaluates the role of the British and American actors, in the Middle East peace process between 1967-2020. Third, the discussion focuses on some of the critical junctures in the peace process: UN Security Council Resolution 242 in 1967, Camp David Accords in 1978, Oslo Agreement in 1993, Camp David Summit Meeting in 2000, Taba in 2001, Geneva Accord in 2003, and lastly the Trump Peace Plan in 2020. The study focuses on the explanation and interpretation of past events based on available materials. Therefore, the analysis applies "Historical Research Method" in order to comprehend complex nuances, communities, concepts, events, and even thoughts and ideas of the past that have an impact on the present. The results of the research reveals that the development of the problem has been largely based on the way the regional and global powers have been involved in the issue. Compared to regional states, global powers, especially Britain and the USA, have been more decisive in the course of events since they had a greater impact on the past, present and future of the problem. Despite the involvement of various actors in the peace process, the solution of the Palestinian issue still remains uncertain. Britain as the root cause of the Palestinian issue due to the Balfour Declaration has been actually concerned about the protection of its regional interests rather than a sustainable peace since the beginning of the process. Similar to Britain, other Western powers such as the United States and France have failed to produce stable and consistent policies towards the peace process since they have primarily given weight to their own interests. The course of event in the Israeli-Palestinian conflict demonstrates that peace and cooperation plans have not solved the conflicts in the past, nor do they offer hope today.

United States of AmericaPeace processPalestine+7
Yumna Bakırtaş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The status of Bayt al-Maqdis in international law: A studyof the selected UN resolutions

This study has dealt with a distinguished territory, Bayt al-Maqdis, a place at the heart of the world, with the intersection of Africa, Asia, and Europe. It is a prophetic geography for Muslims, Christians, and Jews. Given the importance of the geo-strategic position of Bayt al-Maqdis, where it is at the centre of world power politics, there is no doubt that it would hold the key to war and peace today, tomorrow, and always. After 400 hundred years of relatively steady position during the Ottoman era, the Palestinians' tragedy commenced at the hands of colonial powers at the turn of the 20th Century. They had been 'out of place' in their land. The British pledge to turn Palestine into the homeland of the Jews created great tension in the region. Since the British handed over the question of Palestine to the United Nations in 1946, the issue of the status of Bayt al-Maqdis has been a matter of great controversy. From the very beginning, the United Nations General Assembly and Security Council have adopted numerous resolutions to establish the peace and security in the region. In this study, it has been examined the most significant resolutions and documents in a comprehensive way as part of a more legally informed approach in line with historical methodology.

IslamicjerusalemUnited NationsPalestine+6
İlayda Helvacı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetim performansının iyileştirilmesinde yönetim bilgi sistemlerinin rolü: Filistin'deki sanayi şirketleri araştırması

Çağdaş dünyamız, etkileri genel olarak yaşamın çeşitli alanlarına ve özel olarak iş sektörüne yansıyan yüksek derecede bilimsel mantık ve teknolojik gelişme ile karakteri olmuştur. Bilgi devrimi, şirketlerin kendilerini çevreleyen yeni ve değişen koşullarla başa çıkabilen sağlam bir bilgi sistemine olan artan ihtiyaçları sebebiyle yönetim sürecini etkilemiştir. Yönetim performansı, herhangi bir şirketteki temel ve önemli yönetimsel süreçlerden biridir. İyi yönetim performansı sayesinde şirketler hedeflerine verimli ve etkili bir şekilde ulaşabilmektedirler. Böylece şirketler, günümüzün hızla değişen ortamında sürekliliklerini, başarılarını ve rekabet güçlerini koruyabilmektedirler. Bu nedenle, bu şirketler performanslarını iyileştirilmek için sürekli çalışmak zorunda kalmışlardır. Bu tezin, sanayi şirketlerinde yönetim performansının iyileştirilmesinde yönetim bilgi sistemlerinin rolünü göstererek şirketlere yardımcı olmaya çalıştığı şey budur. Bu tezde ilk olarak yönetim bilgi sistemlerinin kavramları, türleri, bileşenleri ve önemi açıklanmıştır. Ardından yönetim performansının kavramı, unsurları, belirleyicileri, onu etkileyen faktörler ve sistemin değerlendirilmesinin faydaları açısından anlatılmıştır. Son olarak, tezin uygulaması tartışılmıştır: Filistin'deki sanayi şirketlerine anketler dağıtılarak verilerin nasıl toplandığı ve verilerin analizinde ve sonuçların elde edilmesinde istatistiksel yöntem ve testlerin nasıl kullanıldığı anlatılmıştır.

Bilgi kalitesiEndüstri işletmeleriEndüstri sektörü+5
Asıl Alsallamın
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin-İsrail arasındaki savaşın Filistin sinemasındaki temsili

"Filistin ile İsrail Arasındaki Savaşın Filistin Sinemasındaki Temsili" adlı tez çalışmasında İsrail'in Filistin halkına karşı göstermiş olduğu baskı ve zulümlerin, Filistin sinemasındaki temsillerini incelemeyi amaçlamaktadır. Birinci bölümde Filistin tarihi ve Filistin sinema tarihi ele alınmıştır. Filistin tarihine giriş yapılıp 1948 savaşı merkeze alınarak öncesi ve sonrası toplumsal hareketliliklere değinilmiş, intifada hareketleri ile işgal altında yaşam mücadelesi veren Filistin halkının bağımsızlık süreci işlenmiştir. Bu bağlamda siyasi etkenlerin gölgesinde gelişen Filistin sineması dört bölüme ayrılarak incelenmiştir. Tez çalışmasının ikinci bölümünde Filistin sinemasında öne çıkan yönetmenler ve film anlayışları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Paradise Now, 3000 Nights ve 200 Meters filmleri savaşın somut gerçekliğini oluşturan hapishaneler, sınırlar ve canlı bomba unsurları bağlamında ele alınarak filmler analiz edilmiştir.

FilistinFilistin sinemasıFilistin sorunu+3
Eyup Koçaslan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının Filistin-İsrail barış sürecine etkisi

Filistin-İsrail sorununun başlangıcından günümüze kadar etkin rol oynayan Birleşmiş Milletler, aldığı kararlarla sorunun çözülmesinde bir yol haritası oluşturmuştur. Ancak, İsrail hükümeti, Filistin-İsrail barış sürecinde BM Güvenlik Konseyi'nde alınan kararları uygulamayarak sorunun çözümsüz kalmasına yol açmaktadır. Bu kararların uygulanmamasında başta ABD olmak üzere, BM Güvenlik Konseyi'nde etkin devletlerin tutumları, sorunun çözümsüz kalmasına neden olmaktadır. Bu tezin amacı uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında ana örgüt olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, Filistin-İsrail çatışmasında aldığı kararların rolünün incelenmesidir. Tezin araştırma aşamasında Filistin-İsrail çatışmasına yönelik BM Güvenlik Konseyi kararları ile ilgili literatür taraması yapılmış ve elde edilen bulgular dört bölüm halinde tezde aktarılmıştır. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde, uluslararası örgütlerin işlevine değinilerek Birleşmiş Milletlerin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki rolü ortaya konmaya çalışılmıştır. İkinci bölümünde Filistin-İsrail çatışmasının tarihsel arka planı incelenmiştir. Üçüncü bölümde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde sorunun ana kaynakları belirlenmiş ve Güvenlik Konseyi'nin etkileri üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise, BM Güvenlik Konseyi'nin barış süreci üzerindeki sınırlılıkları ve etkileri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Filistin, İsrail, Güvenlik Konseyi, Barış

Barış süreciBirleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiFilistin+4
Zuhal Çalık Topuz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Israel's settlement activities in the West Bank and East Jerusalem and settler violence between the years 2006-2015

This thesis examines the process of Israel's settlement policy in the West Bank and East Jerusalem between the years 2006-2015, his position in the Israeli-Palestian conflict and the impact of the settler violence on Palestians and Israeli governments' settlement policies. Israeli settlements causing Palestian communities torn apart from each other have been the obstacle for the establishment of a Palestinian state with its own territorial integrity. Israel did not abide by the decision of being stopped the settlement activities which have been approved in the Roadmap dated 2003. Although, Israel's both ongoing negotiations with the Palestians and keeping on those settlement activities have shaken the confidence of the Palestian side and procastinated the Israeli-Palestinian conflict resolution. On the one hand, the increasing settler violence after 2006 aims at routing the Israeli settlement policy, but on the other hand, it complicates the lives of Palestinians. Key Words: Israeli-Palestinian Conflict, Israeli Settlements, Peace Process, Settler Violence, West Bank

West BankPalestinePalestine problem+7
Ebru Birinci
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Oslo Anlaşması'ndan günümüze İsrail-Filistin anlaşmazlığı ve Türkiye'nin konuya ilişkin politikası

İsrail-Filistin anlaşmazlığı, 20. yüzyıldan bugünlere miras kalan en önemli bölgesel ihtilaflar arasında yer almaktadır. Bu anlaşmazlığın temelinde, İsrail ve Filistin halklarının aynı toprak parçası ile tarihsel, kültürel ve dinsel bağlar taşımaları yatmaktadır. Kudüs'ün statüsü, Filistinli mülteciler, Yahudi yerleşimciler, sınırlar, güvenlik düzenlemeleri ve ekonomik kaynakların kullanım esasları, anlaşmazlığın başlıca unsurlarını oluşturmaktadır.1991 yılında Madrid Barış Konferansı ile başlayan ve Oslo Anlaşmaları ile ivme kazanan Orta Doğu Barış Süreci, İsrail-Filistin anlaşmazlığının çözülmesi yönündeki umutları artırmış olsa da, 2000 yılında gerçekleştirilen Camp David Zirvesi'nin başarısızlıkla sonuçlanması, barış çabalarını sekteye uğratmıştır. 2007 yılı sonunda başlatılan Annapolis süreci de, sözkonusu ihtilafın çözüme kavuşturulmasında somut bir ilerleme sağlayamamıştır.2010 Mayıs ayından itibaren, İsrail ve Filistin arasında, ABD'nin Orta Doğu Özel Temsilcisi George Mitchell'in aracılığında dolaylı görüşmeler gerçekleştirilmektedir. Ancak, bu görüşmelerde henüz kaydadeğer bir mesafe kat edilebilmiş değildir. Filistin'de Hamas ile Fetih grupları arasında yaşanan bölünmüşlük ve İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukası da, görüşmelerin seyrini olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, görüşmelerden olumlu bir netice alınabilmesi için öncelikle Filistin'deki iç bölünmenin giderilmesi, İsrail'in Gazze ablukasına son vermesi, yerleşim faaliyetlerini durdurması ve Hamas'ın barış sürecine dahil edilmesi önem taşımaktadır. Zira İsrail ile Filistin arasındaki mevcut durum sürdürülebilir değildir. Bu anlaşmazlığın devamının bölgedeki istikrarsızlığı artıracağı muhakkaktır. Bu nedenle,tarafların sorumluluk duygusuyla hareket ederek, karşılıklı güven tesis edici adımlara ağırlık vermeleri, kapsamlı bir çözüm zemininin oluşturulmasında kilit rol oynayacaktır.Türkiye, İsrail-Filistin anlaşmazlığının, güvenli ve tanınmış sınırlar içinde yan yana yaşayan iki devlet vizyonu temelinde, karşılıklı müzakereler yoluyla barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasını arzu etmektedir. Türkiye, Orta Doğu'ya yönelik etkin dış politika anlayışı doğrultusunda, sözkonusu anlaşmazlığın nihai bir barış anlaşmasıyla sonlandırılması yönündeki çabalara katkı sağlamayı sürdürmelidir.Anahtar Sözcükler1. İsrail-Filistin Anlaşmazlığı2. Madrid Barış Konferansı3. Oslo Anlaşmaları4. Camp David Zirvesi5. Yol Haritası

Camp DavidFilistinFilistin-İsrail sorunu+7
Burak Karartı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Filistin ve Ürdün'de Hristiyan Arap aydınların Nahda sürecindeki rolü (1831–1948)

Bu çalışma, XIX. yüzyılın başlarında Arap dünyasında ortaya çıkan Nahda hareketinin Filistin ve Ürdün gibi merkez dışı bölgelerdeki seyrini ve bu süreçte Hristiyan Arap aydınların üstlendikleri rolü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Nahda'nın genellikle Kahire, Beyrut ve Şam gibi merkezî odaklarla sınırlı bir hareket olarak ele alınmasına karşılık bu araştırma, söz konusu modernleşme sürecinin yerel dinamikler aracılığıyla nasıl çeşitlendiğini ve bölgesel ölçekte nasıl yeniden biçimlendiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmanın temel sorunsalı, Hristiyan Arap aydınların Nahda'ya yalnızca katılımcı değil, dönüştürücü aktörler olarak ne ölçüde müdahil olduklarını ortaya koymaktır. Bu bağlamda 1831–1948 yılları arasında Osmanlı'nın son dönemi, İngiliz mandaterliği ve Nekbe sonrası süreç dikkate alınarak eğitim kurumları, basın-yayın faaliyetleri ve edebî üretim alanlarında gerçekleştirilen girişimler tarihsel bağlamları içerisinde çok yönlü biçimde incelenmiştir. Araştırma, tarihsel yöntem temelinde kurgulanmış; dönemin süreli yayınları ile birlikte birincil ve ikincil kaynaklardan kapsamlı şekilde yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular, Hristiyan Arap aydınların pedagojik vizyon, kültürel kimlik inşası, entelektüel üretim ve edebiyat alanındaki katkılarının, Nahda'nın yalnızca entelektüel bir uyanış değil, aynı zamanda sosyo-politik bir dönüşüm projesi olarak değerlendirilmesini gerekli kıldığını göstermektedir. Çalışma, Hristiyan Arap aydınları, Filistin ve Ürdün'de Nahda'nın bölgesel derinliğini şekillendiren, süreklilik kazandıran ve kültürel dönüşüm süreçlerine yön veren kurucu aktörler olarak konumlandırmaktadır.

El NahdaFilistinHristiyan azınlıklar+5
Abdulkadir Karacadağ
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İbrâhîm Nasrallâh ve Tuyûru'l-Hazer adlı romanı

Modern Arap edebiyatı, diğer ülkelere nazaran Ürdün ve Filistin'de daha geç bir dönemde ortaya çıkıp gelişmiştir. Bu durum, Ürdün ve Filistin'in XX. yüzyılda siyasi kargaşaların merkezi olması ve çoğu edebiyatçının Batı'ya göç etmesiyle ilgilidir. Filistin meselesi, Arap devletlerinin siyasi politikası haline geldiği gibi Arap edebiyatının da temel konularından biri olmuştur. Arap edebiyatçıları Filistin meselesini eserlerine yansıtarak toplumu bu yönde bilinçlendirmeye çalışmışlardır. Bu edebiyatçılardan biri de Filistin asıllı Ürdünlü şair ve yazar İbrâhîm Nasrallâh'dır. Filistin meselesi, Nasrallâh'ın edebî çalışmalarının kaynağını oluşturmaktadır. Nasrallâh, öğretmenlik, gazetecilik ve müdür vekilliği gibi görevlerini edebî çalışmalarıyla beraber yürütmüştür. İbrâhîm Nasrallâh'ın şiir, roman, otobiyografi, sinema eleştirisi ve sanat konulu toplamda elliyi aşkın eseri bulunmaktadır. İbrâhîm Nasrallâh'ın Filistin'in yakın tarihini konu edindiği üç roman serisi bulunmaktadır. Filistin'in yakın tarihinin ironik bir yaklaşımla ele alındığı el-Melhâtu'l-Filestîniyye serisi, Nasrallâh'ın uluslararası bir üne sahip olmasını sağlamıştır. Tuyûru'l-hazer, serinin ilk romanı olup 1948-67 yılları arasında yaşananlar anlatılmaktadır. Roman, Ürdün'e göç ettirilen Filistinli mültecilerin yaşadığı olağandışı zorlukları "Küçük" diye anılan karakterin hayat hikâyesi üzerinden ele almaktadır. Mültecilerin yaşadığı zorlukları trajik bir dil ile ele alan Nasrallâh, karakterlere sembolik anlamlar yüklemiştir. Roman, dönemin siyasi, sosyal ve toplumsal yaşantısına ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler Arap Edebiyatı, Filistin, İbrâhîm Nasrallâh, el-Melhâtu'l-Filestîniyye, Tuyûru'l-hazer.

Arap edebiyatıFilistinNasrallah, İbrahim+2
Abdulkadir Karacadağ
Dicle University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin meselesi etrafında Türk-İsrail ilişkileri (1948-1956)

**' ÖZET Filistin Meselesi yüz yıla yakın bir süreden beri devam eden, sadece geçtiğimiz XX. yüzyılın değil, içinde bulunduğumuz XXI. yüzyılın da büyük problemlerinden biridir. Çünkü XIX. yüzyıl sonlarında 'Siyonizm' hareketi ile dinamizm kazanmış olan Filistin meselesi, Osmanlı Devleti'nin bu topraklardan çekilmesi, İngiltere'nin Filistin'i işgaliyle sonuçlanmıştır. Bu zamandan itibaren başlayan çatışmalar, 14 Mayıs İ948'de israil Devleti'nin ilanıyla yeni bir sürece girmiştir. Artık problem, İngiliz mandası altında çatışan iki topluluğun meselesi olmasından çıkarak, Birleşmiş Milletlerin gündeminde, komşu Arap devletlerinin de işe karışmasıyla farklı bir hal alarak, uluslararası bîr çatışmaya dönüşmüştür. Türkiye, İngiltere'nin sorunu Birleşmiş Milletler'e taşımasından itibaren Arap ülkeleriyle birlikte hareket etmiştir. Fakat İsrail'in kurulması ve ABD'nin İsrail'i tanıyan ilk ülke olması Türkiye'nin dikkatini çekmiştir. Türkiye'nin ABD ile Sovyet tehlikesine karşı işbirliği yapmak istemesi ve mutlaka ABD'nin de dahil olduğu bir ittifak sistemine girmek istemesi İsrail Devleti'ne bakış açısını değiştirmesine sebep olmuştur. 1 948'den 1 956'ya kadar ki Türkiye-İsrail ilişkilerini etkileyen belirleyici faktör, genelde Batı özelde ise ABD ile işbirliğidir..ftrf

FilistinFilistin sorunuOrta Doğu politikası+6
Durmuş Ali Koltuk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Gassan Kenefânȋ (hayatı, edebi kişiliği, eserleri ve Ricâlun fi'ş-Şems adlı romanının incelenmesi)

İnsanlar, yaşadıkları toplumda olan olaylara duyarsız kalmazlar. Bu olaylar insanlar üzerinde derin etkiler bırakır. Bu nedenle, daha duyarlı ve daha ince ifade yeteneğine sahip edebiyatçılar toplumun bağrından çıkar. İnsanlar birçok ihtiyaçlarını edebiyat aracılığı ile dile getirirler. İnsanların, çeşitli dini, ulusal, ideolojik, yöresel ve estetik anlayışları vardır. Anlayış ve inançlarını paylaşmak ve pekiştirmek amacıyla edebiyat eserleri üretirler. Çeşitli amaçlarla, genelde edebiyat hikâye, roman ve şiir geleneği oluşmuştur. Bu çalışmamız genelde modern Arap Edebiyatının özelde ise Filistin edebiyatına değindik. Gassan Kenefânî Filistin gibi zor bir coğrafyada edebi hassasiyetleri olan her insan gibi hem edebiyatta hem de siyasi alanda kendinden sıkça söz ettirmiştir. Zira yaşadığı dönemde Filistin için acı deneyimlerin yaşandığı yıllardı. Buradan hareketle yetkin bir kalem ustasının ihtiyaç duyacağı koşullar oluşmuştur. Kenefânî'ni son derece aktif olması ancak içinde bulunduğu koşullarla açıklanabilir. Kenefânî toplumun ekonomik açıdan en sorunlu olan kesimin hayat mücadelesini ve toplumsal katmanlar arasındaki sınıfsal çelişkileri öykü ve romanlarıyla, Filistin edebiyatında ikinci Dünya Savaşı'nın yarattiği baskı ve sefalet ortamında ortaya çıkan sosyal gerçekçi kuşağın en etkili kalemlerinden biri olmuştur. Çalışmamızın metnini oluştururken yaptığımız alıntılarda yazarın imlası, yöresel söyleyiş özellikleri ve noktalama işaretleri esas alınmıştır. Kendi cümlelerimizde ise Türk Dil Kurumu'nun Yazım Kılavuzuna müracaat edilmiştir. Bu çalışmada en çok zorlandığımız nokta, Gassan Kenefânî hakkında Türkiye'de iki adet yüksek lisans dışında pek fazla bir çalışma yapılmadığından kaynak temini noktasında oldu. Bu çalışmadaki yegâne amacımız, Güneşteki Adamlar romanından hareketle Arap toplumunun yaşadığı aidiyet sorunu, mağlubiyet duygusu ve Arap liderlerinin adaletsiz yönetimini gözler önüne seren Gassan Kenefânî Filistin gibi acı dolu bir coğrafyada yoğrulmuş, kaleminden dökülenleri bizzat yaşamış olan Gassan Kenefânî'yi tanıtmak ve eserlerinin özellikle genç akademisyenler tarafından edebiyat dünyasına kazandırılmasıdır.

Arap edebiyatıFilistinKanafani, Gassan+1
Felek Can
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriye, Lübnan ve Filistin'deki Türkmen yerleşim yerlerinin tarihî altyapısı ve yer adları

Ortadoğu coğrafyasının Doğu Akdeniz kısmında yer alan Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarına Emevî-Abbasî dönemlerinde düzensiz olarak başlayan ve 11.yy'dan itibaren de düzenli göçlerle takviye olunan bir Türkmen yerleşimi sözkonusudur. Selçukluların ve ardıllarının (meliklikler/beylikler, Zengîler, Eyyübîler), Haçlıların ve Moğolların, diğer Türk devletlerinin (Memlûk, Timur, çeşitli beylikler/hanlıklar) ve en uzun da Osmanlıların etkisinde kalan bölge 20.yy'dan itibaren farklı bir mecraya girmiştir. I.Dünya Savaşı'yla başlayan Fransız ve İngiliz manda idareleri, II.Dünya Savaşı'yla birlikte yerini bağımsız devletlere bırakmıştır. Filistin'in İsrailleşme süreciyle başlayan, Lübnan'da nerdeyse rutinleşen ve Suriye'de on yıldır devam eden iç savaşlar / çatışmalar süreci, son 70 küsur yılın özeti gibidir. Bu tarihî altyapının dışında Suriye, Lübnan ve Filistin/İsrail kısmında bölgeler üzerinden Türkmen yerleşim yerleri ve isim taramaları yapılmıştır. Bunların önemli bir bölümü tablolaştırılmıştır. Ayrıca bu ülkelerdeki Türk/Türkmen toplulukları sosyo-kültürel yönlerden ayrı ayrı ele alınmıştır. Ve eldeki verilerin analiziyle hem tanı bazlı hem de öneri bazlı bilgi değerlendirmeleri yapılmıştır. Sınırların belirsiz, karmaşanın ise sürekli olduğu Levant yöresinde toplulukların davranış alışkanlıkları ve algıları yazgılarının da şekillenmesinde başat rol oynamayı sürdürmektedir.

FilistinLübnanSuriye+4
Süleyman Pekin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Portekiz basınından A Capital gazetesine göre Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı cepheleri: Çanakkale, Sina-Filistin ve Irak

Portekiz Devleti'nde Habsburg Hanedanlığının sona ermesi ve yönetimin Bragança Hanedanlığı'ndan IV. João'ya geçmesi aynı zamanda Portekiz'deki değişiminde başlangıcı olmuştur. IV. João halkı yanına çekmek ve hükümdarlığını sağlamlaştırmak için ilk resmî gazete olan "A Gazeta da Restauração"nu 1 Aralık 1640'ta yayınlamıştır. İlerleyen yıllarda ise birçok farklı gazete bu akımı takip ederek yazılı basın kültürünün Portekiz'de gelişmesine ve yerleşmesine katkı sağlamıştır. Manuel Guimarães tarafından 1 Temmuz 1910'da ilk baskısı çıkan A Capital gazetesi de bu akımın takipçilerinden birisi olmuştur. A Capital gazetesi kuruluşundan itibaren kendi amaçlarının cumhuriyet sistemine dayalı bir yönetim anlayışı olduğunu söylemiştir. Kuruluş yıllarından itibaren sürekli olarak bu ideolojiyi halk arasında yayabilmek için çaba göstermişlerdir. A Capital gazetesi, I. Dünya Savaşı yılları boyunca okuyucuyu bilgilendirmek için büyük çaba sarf etmiş ve savaşın gerçekleştiği tüm cephelerle ilgili bilgileri aktarmaya çalışmıştır. Osmanlı Devleti'nin yer aldığı Çanakkale, Sina-Filistin ve Irak Cephelerine ise gerekli önemi ve özeni göstererek bu cephelerle ilgili birçok habere yer vermiştir. Bu haberleri aktarırken cephelerden gelen ana kaynaklara, yapılan röportajlara ve durum değerlendirmelerine sık sık başvurmuştur. Bu tezin hazırlanmasındaki amaç savaşın gerçekleştiği yıllarda Osmanlı Devleti'nin Cephelerdeki durumunu farklı bir bakış açısından görmek ve değerlendirmektir.

A Capital gazetesiBasınDünya Savaşı I+7
Yusuf Tomurcukgül
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin'e sinemadan bakmak

Bu tez çalışmasında Filistin Sineması ve onu etkileyen durumlar ana hatlarıyla incelenmiştir. Birinci bölümde Üçüncü Sinema'nın genel özellikleri, ikinci bölümde ise Filistin tarihi ve Filistin Sinemasının tarihi, özellikleri, yaşadığı sorunlar, Filistin Sinemasının öne çıkan yönetmenleri, Filistin'e dair yapılan filmler ve Filistin Sineması ile Üçüncü Sinema ilişkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Filistin Sineması'nın öne çıkan üç filmi çözümlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Filistin, Filistin Sineması, Üçüncü Sinema, Sürgün Sineması, Aksanlı Sinema

FilistinSinemaSinema tarihi
Burcu Öztürk
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

2023'te Gazze'ye yönelik saldırısı sırasında İsrail'in sosyal paylaşım sitesi "X" aracılığıyla yaptığı propaganda söylemi üzerine analitik bir çalışma

Araştırma, İsrail ordu sözcüsü Avichai Adraee'nin sosyal medya sitesi X üzerinden Arapça olarak paylaştığı gönderilerin içerdiği anlamları analiz ederek ve 2023'te Gazze Şeridi'ne yönelik saldırı sırasında yaptığı paylaşımlarda ele aldığı konular ve fotoğrafların özünde bulunan çağrışımları esas alarak İsrail propaganda söylemini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma betimsel araştırma kapsamında olup, gündem belirleme kuramı, örtük anlam kuramını ve görüntü analizi araçlarını kullanılarak söylem analizi yaklaşımı esas alınmıştır. Çalışma; İsrail'in propaganda söyleminin, Filistinli sivillerin hedef alınmasının meşrulaştırmasının ve onların güvenliğine yönelik kaygıların açığa çıkarılmasının yanı sıra Gazze'deki katliam ve yıkımdan yalnızca HAMAS'ın sorumlu tutulması ve HAMAS'ın kasıtlı olarak İslami karakterinden arındırılmasına odaklandığı sonucuna varmıştır. Bütün bunlara ek olarak İsrail propagandasında İsrail ordusunun başarılarının abartılması ve yenilmez bir ordu imajının pekiştirilmesi karşılığında direnişin başarılarının görmezden gelindiği ve İsrail propaganda söyleminde istatistiklerden büyük ölçüde yararlanıldığı sonucuna varılmıştır.

FilistinFilistin-GazzeFilistin-İsrail ilişkileri+7
Ahmad Khaleel Suleiman Najadeh
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2025
00

Related subjects