Atıklar
Bu konu başlığı altında 151 tez
Biyogaz üretiminde enerji maliyetinin saptanması
Ülkemizde atık yönetiminde önemli yere sahip olan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İZAYDAŞ, alternatif enerji kaynaklarından biri olan biyogaz üretim tesisine de sahiptir. Bu araştırmada; 3 evreden (hidroliz, asit üretimi ve metan elde edilmesi) oluşan biyogaz oluşumundan, tesis özelliklerine kadar birçok noktaya değinilmiştir. Beş farklı üretim kategorisine sahip biyogaz üretim tesislerinin özellikleri, bu tesislerde elde edilen enerjinin kullanım alanları, tesislerin etkilendiği faktörler ele alınarak diğer enerji kaynakları ile karşılaştırma yapılmıştır. Biyogaz üretiminde İZAYDAŞ Biyogaz Üretim Tesisi maliyetlendirme çizelgesi baz alınmıştır.
Katı atık sahalarında duraylılığın incelenmesi
Günümüzde çevre problemlerinin en önemlilerinden biri atıkların depolanmasıdır. Yanlış depolama yöntemi yüzünden yeraltı sularının kalitesinde büyük tehlikeler oluşmuştur. Vahşi depolama sahalarında halk sağlığı ve çevre kirliliğiyle ilgili problemler çoğunlukla daha yaygındır. Bu açık çöplükler birçok dezavantaja ve ciddi sağlık problemlerine de sebep olmaktadır. Bu sebeple daha önce depolama sahalarında oluşmuş yüzeysel kopmalara neden olan vakalar incelenmiştir. Bu depolama sahaları; Hekimbaşı depolama sahası (Türkiye), Dona Juana depolama sahası (Kolombiya), Gnojna Grora depolama sahası (Polonya), Hiriya depolama sahası (İsrail), Payatas depolama sahası (Filipinler) ve Xerolakka depolama sahası (Yunanistan). Bu çalışmada, kayma mukavemetini tahmin edebilmek için geri analiz yöntemi tercih edilmiştir. Analizler Plaxis 2D ve Plaxis 3D, Slide programlarında gerçekleştirilmiştir. Analiz verileri değerlendirilip düzenli depolama sahalarının nasıl olması gerektiği konusunda önerilerde bulunulmuştur. Depolama sahalarındaki şev göçmelerinin sebebi mühendislik kontrollerinin olmaması ve tasarım eksikliğidir. Özellikle günlük örtü serimi yapılmayan, sıkıştırmanın olmadığı, yanıcı ve zehirli gazların kontrol altında tutulmadığı sahalarda duraysızlıklar yaşanmıştır.
Çevresel problemlerin, arazi sanatı ve atık malzemeler ile yapılan sanat bağlamında plastik sanatlara yansıması
İnsanların var olmaya başladığı dönemlerden günümüze kadar geçen zamanda insanın doğa ile olan ilişkisi, belli başlı tahribatların oluşmasına sebep olmuştur. Savaşlar, sanayileşme, nüfus artışı, kentleşme ve tüketim gibi problemler, üzerinde yaşadığımız gezegenimiz olan Dünya'nın kalıcı hasarlar almasını sağlamıştır. 20. yy'dan sonra bu tahribatın artık göz ardı edilemeyecek seviyeye gelmiş olması, sanatçıların bakış açısının değişmesine ve bu döneme kadar sanatta yer edinmiş doğa tasvirinin değişmesine yol açmıştır. 1960'lı yıllarda doğa ile iç içe yapılan sanat çalışmalarının artması ve fikir temelli üretimin yoğunlukta olması, malzeme ve mekan kullanımında değişikliğe gidilmesini doğurmuştur. Sanat mekanları olarak doğayı benimseyen ve doğal malzemeler ile çalışmalar yapan Arazi Sanatı sanatçılarının, tabiata verilen zarara eleştiri niteliğinde işler ortaya koydukları görülmektedir. Bunun yanı sıra oluşan tahribata, doğaya ait olmadığı halde doğaya atılan atık malzemeler ile çalışmalar yaparak tepki gösteren sanatçılar da mevcuttur. Atık malzemeler ile yapılan sanat çalışmaları, toplumun fazla üretim ve tüketim problemini, çevre kirliliği sebebiyle oluşan ekolojik bozulmaları ve diğer canlıların habitatının kısıtlanması durumunu eleştirmektedir. 1960'lardan beri çevresel hassasiyet barındıran çalışmaların günümüze kadar çoğalarak devam ettiği görülmektedir. Yeni kavramların meydana gelmesi ve mevcut kavramların tanımlamalarının derinleşmesiyle birlikte, önceden üretilmiş olan ve süreci devam eden çalışmalar güncel kavramlar ile yeniden değerlendirilmektedir. Yapılan bu çalışmada, gelişmekte ve biçim değiştirmekte olduğu görülen kavramların, bu süreç içinde yapılan çalışmalara nasıl entegre olduğu incelenmiştir. 1960 sonrası sanatçıları ve akımları konusunda gelişim süreci devam eden sınıflandırmalar yapılmış olup, değişen Dünya düzenine yapılan doğrudan ya da dolaylı eleştirilerin, sanat çerçevesinde nasıl ele alındığı araştırılmıştır. Sanat değeri olmayan neslerin bir imgeleyen pozisyonunda izleyiciye sunulması, eser, sanatçı ve izleyici üçgenini daha çok vurgular hale getirerek, izleyicinin asıl özne olduğunun altını çizmiştir.
Çevresel yıkıntı görüntüleri
Çevresel sorunlar, insan aktivitelerinin biyolojik ve fiziksel çevre üzerindeki zararlı etkilerinin toplamına verilen addır. Bunlar, canlı organizmaları, doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve sosyal faktörlerdir. Temel çevre sorunları; İklim değişikliği, hava kirliliği, çevresel bozulma ve doğal kaynakların tükenmesidir. Biz insanlar, sadece üstün zekaya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda ihtiyaçlarımızı karşılamak için çevreyi değiştirme yeteneğimizde de farklılıklar gösteriyoruz. Çevremizdeki sürekli değişim, insan türünün hayatta kalması için bir tehdit oluşturmaktadır. Biliyoruz ki değişim, doğanın temel yasasıdır. Ancak zaman içinde yapılan değişiklikler insanları farklı biçimde etkiler. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabında da belirttiği gibi; ''Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan, değişime iyi adapte olabilendir hayatta kalan.'' (Esin, 15.14.2021. Erişim:https://tinyurl.com/mztwknas) Bu teori insanlara uygulandığında, çevreye en iyi uyum sağlayabilenlerin hayatta kaldığını söyleyebiliriz. 2005 yılında yayınlanan Milenyum Ekosistem Değerlendirme raporları, insanların ekosistem üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu vurgulamaktadır. (Davidson, 22.10.2021.Erişim:https://tinyurl.com/5n9xa3fk) İnsanoğlunun doğasındaki kendini yok etme eğilimi, yavaş ama emin adımlarla bizi yıkıma yaklaştırmaktadır. Nüfus artışı, tüketim kültürünün hızla yayılması , doğal kaynakların azalması, doğanın hassas dengesini alt üst etmektedir. Endişe verici olan, tüketicilerin taleplerini karşılamaya çalışan endüstrinin çevreye zarar vererek, insan türünün varlığını tehdit etmesidir. Günümüzde nüfus artışını kontrol altına alabilmek için, yeni bir küresel anlaşmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Doğal afetlerin, savaşların, kontrolsuz üretimin veya tüketimin neden olduğu çevresel yıkım, sadece çevrecilerin, bilim insanlarının, politikacıların ya da devlet adamlarının sorunu değil, aynı zamanda sanatçıların da ilgilendiği bir sorundur. Kontrol edilmeyen sanayileşmenin beraberinde getirdiği çevre kirliliği ve çarpık kentleşme , özellikle Birinci Dünya Savaş'ından hemen sonra Batılı sanatçıların eserlerinde ele alınmıştır. ii Tez kapsamında, eserlerine yer verilmesi düşünülen sanatçıların, çevresel yıkım konusunda kullandıkları yöntem, malzeme ve tekniklerin, güncel sanattaki yansımaları incelenecektir. Bu konuda kavramsal çerçeve ele alınıp, Agnes Denes, Olafur Eliasson, Edward Burtynsky, Mel Chin, Mary Mattingly, Cai Guo-Qiang gibi sanatçıların eserleri, eğilimleri, ve kavramlarından söz edilecektir. Bu araştırmada, uygulama çalışmalarının betimleme ve içerik analizleri yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ekoloji, Biyolojik, İklim değişikliği, Çevre, Darwin, Çevre bilimciler, Nüfus, Atık, Tüketimcilik.
Katı atık yönetiminde belediye birliklerinin rolü: Marmara Belediyeler Birliği örneği
Türkiye'de çevre politikalarının oluşmasında yetkili kamu birimi merkezi yönetim olmakla birlikte son zamanlarda yerel yönetimler, diğer kurum ve kuruluşları da çevre duyarlılığının yanında katı atıkların yönetimi hakkında çalışmalarla gündemde yer almaktadırlar. Gündemde yer alan kurumların birçoğu doğa ve ülke ekonomisini düşünürken özel sektör ise katı atıkların maddi yönünü ele alarak ülkeye farklı bir düşünce sistemi ile kazanımlar sağlamaktadırlar. Merkezi yönetim ve yerel yönetimler çevre ve katı atık yönetimi üzerine yaptığı çalışmaları yeterince halka bildirememektedir. Bu çalışmaların bildirilmesinde devreye giren vakıf, dernek ve birlikler gerek merkezi yönetime gerekse yerel yönetimlere destekleyici ve çözümleyici çalışmalarla halka daha kolay ulaşabilmekte ve katı atıkların dönüşümü hakkında bilgiler sunabilmektedir. Ortak çalışmaları yürüten kurumlardan bir diğeri de Marmara belediyeler birliğidir. Marmara belediyeler birliği bölgesine ait çalışmaları üst seviyelerde sürdürmekte ülke ekonomisine ve doğal çevrenin korunmasında
Atık geri dönüşümünde üretim maliyetlerinin incelenmesi: Bir kâğıt üretim tesisinde uygulama
Günümüz ekonomisinde hızla değişen rekabet koşulları birim üretim maliyetlerini her geçen gün daha da önemli hale getirmektedir. Birçok sektörde olduğu gibi atık kâğıt geri dönüşüm sektöründe de birim maliyetlerin hızlı, güvenilir ve doğru şekilde hesaplanması işletme yöneticilerinin verecekleri kararlar açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; Ege Bölgesinde faaliyet gösteren bir atık kâğıt geri dönüşüm tesisinin bir mali takvim yılında katlandığı üretim maliyetlerinin Kapsamına Göre Maliyet Yöntemleri ve TMS-2 Stoklar Standardı kapsamında birim üretim maliyetlerinin her bir yönteme göre hesaplanarak karşılaştırılmasıdır. Çalışmada üretim maliyetleri türlerine göre sınıflandırılacak, dönem içerisinde yapılması gereken yevmiye kayıtları gösterilecek, yöntemler doğrultusunda oluşan gelir tabloları karşılaştırılacak, Vergi Usul Kanunu ile Standartların öngördüğü iki farklı yöntem arasındaki uygulama farklılığı nedeniyle ortaya çıkan geçici fark ve ertelenmiş vergi kavramları ile muhasebe kayıtlarına yer verilecektir.
Atıkların geri dönüşümünde rota optimizasyonu için GIS ve sezgisel yöntemlerin kullanılması
Son zamanlarda hızla artan nüfusla ve teknolojinin gelişmesiyle beraber yaşam kalitesi de artmaktadır. Artan yaşam kalitesiyle beraber insanların gereksinimleri ve ihtiyaçları artmaktadır. Artan bu gereksinim ve ihtiyaçlar, doğal kaynakları her geçen gün azaltmaktadır. Bu nedenle değerlendirilebilir nitelikli atıkları geri dönüştürme ve malzeme tüketimini azaltma yoluyla doğal kaynakların verimli kullanılması gerekmektedir. Ağaçlar ve petrol gibi doğal kaynakların üretim aşamasında kullanılmasıyla cam, metal, kağıt ve plastik ambalajlar elde edilmektedir. Pazara sürülen ambalajların atık haline gelmesinden sonra, çeşitlerine göre ayrılıp geri dönüşüme verilmesi sonucunda geri dönüştürülmüş malzemeler çeşitli ürünlerin üretim sürecinde birincil veya ikincil ham madde olarak kullanılabilmektedir. Böylece doğal kaynaklar daha az kullanılarak, doğal kaynakların tüketimi azaltılabilmektedir. Örneğin günlük hayatta sık kullanılan ve atık hale gelen kağıtların geri dönüştürülmesi yıllık ortalama 25 milyon ağacın kesilmesini önleyebilmektedir. İnsanların bunu bilmesi çevreye olan bilincini artırmaktadır. İnsanların artan bilinci ve ilgisiyle geri dönüşüm konusunda devlet kurumlarından öncü olmaları beklenmektedir. Geri dönüşümün önemi günbegün artarken geri dönüşüm atıklarının toplanma ve taşıma işlemleri de yerel yönetimler için önem kazanmaktır. Bu nedenle geri dönüşüm atıklarının toplanma ve taşınma işlemlerinin iyi yönetilmesi maliyet, zaman ve çevre açısından büyük önem taşımaktadır. Tersi durumda zaman israfı, aşırı yakıt tüketimi ve çevre sağlığı bakımından önemli sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda çalışmada Hatay'ın Antakya ilçesindeki devlet kurumlarında bulunan geri dönüşüm atıklarının Hatay Antakya Çöp ve Geri Dönüşüm Merkezi'ne ulaşımında yeşil lojistik faaliyetlerinden tersine lojistik ile optimizasyon uygulaması yapılarak etkin bir yol güzergahı belirlenmektedir. Böylece toplama ve taşıma maliyetinde ve zamanda azalma, dolayısıyla araçlardan çevreye yayılan egzoz gazında düşüş sağlanacaktır. Çalışma kapsamında kullanılacak optimizasyon yöntemleri coğrafi bilgi sistemi kapsamında Tabu Arama Algoritması ve Benzetilmiş Tavlama (Simulated Annealing) Algoritmasıdır. Çalışma sonucunda belirlenen iki yöntemle yapılan optimizasyon sonuçları karşılaştırılmaktadır. Coğrafi bilgi sistemi ile yapılan optimizasyon analizinin sonucunda en kısa rota 32 km'dir. Benzetilmiş Tavlama algoritmasıyla yapılan optimizasyon analizi sonucunda ise en kısa rota 32,284 km'dir. İki yöntemle yapılan çalışma sonuçları karşılaştırıldığında coğrafi bilgi sistemi ve Tabu Arama ile yapılan analizin Benzetilmiş Tavlama algoritmasıyla yapılan analizden daha iyi sonuç verdiği görülmektedir. Yapılması planlanan optimizasyon çalışmalarında konuya bağlı olarak iki yöntemde kullanılabilir.
Biogenic building material formation by the treatment of natural stone waste with microbial induced calcite precipitation
Revitilization of certain wastes of the natural stone industry through biological processes to obtain a sustainable building material and the necessary material oriented analyses.
National inventory of N2O emissions from agriculture and waste sectors: Emission estimation and uncertainty analysis
One of the factors that make greenhouse gases important is that its contribution to climate change. They can absorb energy from infrared (IR) radiation and gas molecules are gained extra energy thereafter, molecules give up energy by emitting another infrared photon. This process causes trapping heat in the atmosphere. The increase in the temperature of the Earth causes climate change. Climate change began to become evident in the 18th century with the industrial revolution. When it comes day by day from the industrial revolution, a slight increase is observed every year in the average temperature of the world. International organizations are striving to prevent global warming and climate change and/or to reduce the most. Various agreements have been signed with the participation of the states. The first climate change agreement The United Nations Framework Convention on Climate Change was held in Rio de Janeiro in 1992 with the participation of countries. The primary aim of this deal is to create a global response to climate change. Turkey had also signed the agreement in 2004. The United Nations subsequently signed the Kyoto Protocol. The difference between the treaties is that the legal procedures and processes are opened in the Kyoto Protocol. The latest agreement on these aims is the Paris Climate Change Agreement, signed by 195 countries. An important goal of the agreement is to ensure that global temperature increases are kept below 2 degrees until the end of the century. There are many types of greenhouse gases in the atmosphere and the heat holding capacities are different from each other. All greenhouse gases have a global warming potential that characterizes their ability to hold heat concerning CO2. For example, nitrous oxide is 298 equivalents of carbon dioxide while methane is calculated as 24 equivalents of carbon dioxide. The primary greenhouse gases are carbon dioxide (CO2), methane (CH4), nitrous oxide (N2O), ozone (O3), water vapor (H2O), chlorofluorocarbons (CFCs), perfluorocarbons (PFCs), sulfur hexafluoride (SF6). Countries calculate national greenhouse gas emission inventories, which are estimated to understand the effects of climate change. In addition, international agreements are being made with the participation of governments to prevent climate change. When calculating emissions of greenhouse gases, the Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) has a guideline for the calculation method. There is also some software available. It seems that countries have also developed their own programs and/or methods to develop calculation methods for national emission calculations. In the calculation method of IPCC, Tier 1, Tier 2 and Tier 3 are separated for find out more representative results. In Tier 1, some parameters and input factors are country specific and emission factor are used as default values suggested by the IPCC. In Tier 2, the data and the emission factors that are used to calculate the national emissions are specific values. In Tier 3, more complex structures and models are used for emission calculations. After the calculation is made, the uncertainty analysis is performed to determine how certain the results are. In this context, emission uncertainty is usually calculated using the Monte Carlo methodology. The Monte Carlo method generates input and output probability distribution functions by iterating randomly using the probability distributions of the inputs. In this study, a greenhouse gas, N2O emissions were calculated and uncertainty analysis was performed. N2O emissions from managed soils, and waste sector were calculated for Turkey. The calculation method of IPCC Tier 1 was used. Uncertainty and sensitivity analysis were performed via @RISK programme. Emission factors, and input activity data had been obtained from previous studies, IPCC Guidelines, Turkey Statistical Institute. In addition, the data published by institutions such as the Ministry of Food, Agriculture and Livestock were also used. Indirect emission sources can produce emission in these processes by depositing in the atmosphere, leaching and runoff. In this study, both indirect and direct emission sources were calculated between 2011 and 2015. Calculated values of the United Nations Food and Agriculture Organization (FAO) and the Turkey Statistical Institute (TURKSTAT) were compared. The resulting from agricultural emissions were 54.44, 64.55, 66.79 Gg N2O/year for the FAO, TURKSTAT and our study respectively, in 2011. In the calculation of emissions from manure management, 0.47, 8.68, 9.11 Gg N2O/year were found respectively. It is estimated that the difference is high due to selected manure management systems. When the results of the burning of crop residue (agricultural waste) were compared, it was 0.25, 0.28, 0.29 Gg N2O/year respectively. Three results in this parameter appear to be consistent within themselves. In the waste sector, results compared with TURKSTAT data these were the amount of emissions resulting from the compost, wastewater treatment plant and compost. The amount of emissions from wastewater treatment plants were 6.25, 5.34 Gg N2O/year, the amount of emissions from compost 0.04 and 0.04 Gg N2O/year, respectively. The amount of emissions generated by open burning of waste were 0.01 and 0.01 Gg N2O/year, respectively. The amount of emission from the total waste sector was 6.30 Gg N2O/year in TURKSTAT and the calculated value in this study was 5.39 Gg N2O/year. When the total obtained values were examined in 2015, FAO 67.15, TURKSTAT 87.59 and 88.05 Gg N2O/year were found when managed soils (agricultural soils + manure management + open burning of crop residue) were calculated. Emissions from the waste sector (wastewater treatment plant + compost + open burning of waste) were calculated as TURKSTAT 6.84 for 2015 and 7.04 Gg N2O/year for this study. The difference arises from the difference in the results of wastewater emissions. In general, when the results are compared, the results obtained differences are less than 3% with the TURKSTAT data. On the other hand, according to the FAO data, it is seen that the differences have grown even more and have resulted in different results of about 30-35%. There was a difference between the results when FAO and TURKSTAT were compared. The reason for this difference is thought to be due to the different input data generated in the fertilizer management calculation mentioned above. In the calculations, the total values of direct and indirect emissions from agricultural and waste sector were calculated. Total direct and indirect emission amounts were 116.21 Gg N2O/year. In 2011, emission amounts are 34629.07 Gg CO2eq/year. The year of 2012 emissions amounts 125.05 Gg N2O/year and 37263.92 Gg CO2eq/year, the year 2013 values were 128.56 Gg N2O/year and 38311.22 Gg CO2eq/year. The values were 128.81 Gg N2O/year and 38385.46 Gg CO2eq/year for 2014. The calculated amounts of emissions were 130.27 Gg N2O/year and 38819.16 Gg CO2eq/year for 2015. The calculations made were compared to TURKSTAT and FAO data. In the estimated amounts of N2O emissions for the year 2011, the provinces with the highest total direct emissions were Konya, Ankara and Şanlıurfa. Calculated values were 5141, 3843 and 2476 tons/year, respectively. Konya, Ankara and Erzurum had the most indirect N2O emissions. Their calculated amounts were 1531, 968 and 791 tons/year in 2011, respectively. The amount of total emissions were calculated for cities in the year 2015, the highest direct emissions were from Konya, Ankara and Şanlıurfa. Calculated values were 6420, 4271 and 3239 N2O tons/year respectively. Compared with 2011, there were 25%, 11% and 16% increase in the emissions. Konya, Ankara and Erzurum had the most indirect N2O emissions of 1614, 914 and 755 tons/year in 2015, respectively. Compared to 2011, there were changes in the emissions of 5%, -5% and -4% respectively. When the total N2O emissions for 2015 were examined, FAO reported 67.151 TURKSTAT reported 87.592 and this study calculated 88.058 Gg N2O/year for managed soils (agricultural soils + manure management + open burning of agricultural residue). Emissions from the waste sector (wastewater treatment plant + compost + open burning of waste) were calculated as 7.049 Gg N2O/year for 2015. When compared with TURKSTAT estimation (6.843 Gg N2O/year), our emissions was slightly higher. Uncertainty analysis was performed using the Monte Carlo method with the @RISK program. Direct N2O emissions were estimated for managed soil, manure management, waste and total, with the uncertainty expressed as 95% confidence intervals. Total emission mean was 98.04 Gg N2O/yr with 95% confidence interval of (31.40-230.39). Emission from managed soil was 85.39 Gg N2O/yr with 95% confidence interval of (20.81-216.49). Emission from manure management was 14.38 Gg N2O/yr with 95% confidence interval of (3.62-35.78). Emission from waste sector was 7.29 Gg N2O/yr with 95% confidence interval of (2.01-15.75). 95% confidence interval for the total N2O emission estimate was given between -68% to 135%. According to the Spearman rank correlation coefficient for sensitivity analysis, emission factors were found as the most influencing inputs to emission calculations. These are EF1 emission factor for N2O emissions from N inputs and EF1fr the emission factor for N2O emissions from N inputs to flooded rice. Spearman rank correlation coefficients were 0.72 and 0.54 for EF1 and EF1fr, respectively. Another important parameter was the default N excretion rate (per 1000 kg animal mass).
Van ilinde tıbbi atıkların yönetimi ve bertarafı
Bu tez çalışmasında, yaygınlaşan çevre bilinci ile birlikte tıbbi atıkların meydana getirdiği risklerin ortadan kaldırılması amacıyla gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleri ve uygulamaları doğrultusunda Van ilinde tıbbi atıkların yönetimi ve bertarafına dair bilgilerin ortaya konulması ve buna yönelik uygulamaların kabul edilebilir eşikler çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Van ilinde buharlı sterilizasyon yöntemi ile atıkların bertaraf edildiği bir tesis bulunmaktadır. Bu tesis Van kent merkezinde bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Dursun Odabaş Tıp Merkezi ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi büyük kapasiteli ve donanımlı sağlık kuruluşlarının yanı sıra il genelinde bulunan diğer sağlık kuruluşlarının tıbbi atıklarını toplayıp bertaraf etmektedir. Yapılan araştırma, gözlem ve testlerle sağlık kuruluşlarının tıbbi atık yönetiminde büyük oranda başarılı olduğu, sterilizasyon tesisinin yasal standartları taşımakla beraber tıbbi atık toplama ve sterilizasyon faaliyetlerini başarıyla gerçekleştirdiği bulgu ve sonuçlarına ulaşılmıştır.
İnce öğütmenin karıştırmalı tank liçi atığından altın geri kazanımı üzerindeki etkilerinin araştırılması
Günümüzde giderek azalan cevher tenörleri ve daha ince boylarda saçınan mineral tanelerine bağlı olarak ince öğütme uygulamalarının madencilik endüstrisinde giderek yaygınlaştığı, öğütme boyunun giderek azaldığı görülmektedir. Bunun yanı sıra altın madenciliği özelinde, cevherin yüzey alanının artırılması suretiyle çözünme kinetiğinin artırılması veya çok ince boylarda kapanım halinde bulunan altın tanelerinin serbest hale getirilerek siyanürle temas etmesinin sağlanması amacıyla çok ince öğütme teknikleri tüm prosesin ekonomikliği açısından bir alternatif olarak yerini almıştır. Bu tez çalışması kapsamında, hâlihazırda işletilen bir altın madeni tesis atığının farklı tane boylarına öğütülmesi sonrası siyanür ile liç edilerek Au çözünme verimindeki değişim gözlemlenmiştir. Mevcut tesis koşullarında P80 ~ 75 mikrona öğütülen cevherden ortalama %87 verim ile altın kazanılmakta ve ortaya çıkan atık detox sonrası atık barajına gönderilmektedir. Çalışma kapsamında, atığa giden akıştan alınan atık numunesi P80 = 38 µm, 31 µm, 21 µm, 13µm ve 6 µm olacak şekilde karıştırmalı değirmende öğütülmüş ve farklı sürelerde siyanür liçi testlerine tabi tutulmuştur. Atık numunesinin liç kinetiğindeki farklılığı gözlemlemek adına, aynı zamanda, aynı madenden temin edilen yüksek ve düşük tenörlü tüvenan cevherlere de benzer incelik değerlerinde siyanür liçi testleri yapılmıştır. Laboratuvar ölçekte gerçekleştirilen şişe çevirme testleri sırasında 2, 4, 8, 24 ve 48 saatlik süreler için Au çözünme verimi hesaplanmış ve kimyasal (NaCN ve CaOH2) tüketimleri kaydedilmiştir. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, tane boyu inceldikçe atık numunesinden altın kazanımının belirgin bir şekilde yükseldiği, 75 mikron boyunda 24 saatlik liç süresi sonunda %12,1 olan Au çözünme veriminin 6 mikron boyunda %85,4'e yükseldiği, 48 saat sonunda ise bu değerin %91,5'e ulaştığı görülmüştür. Yüksek ve düşük tenörlü tüvenan cevhere kıyasla atık numunesinin tane boyuna bağlı Au çözünme verimindeki artış hızı daha fazla olmuştur. İnce öğütme uygulamasıyla altın madeni atığından altın kazanımının mümkün olduğu, bu sayede ortalama %87 olan mevcut tesis veriminin atığın yeniden işlenmesi ile %98'lere kadar çıkabileceği laboratuvar testleri sonucunda belirlenmiştir. Ancak yürütülen çalışma kapsamında herhangi bir maliyet analizi yapılmamış olup ilave öğütme ve liç maliyetinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: ince öğütme, altın liçi, atık, altın çözünme verimi, karıştırmalı değirmen
Öğretmenlerin sıfır atık projesine yönelik farkındalık düzeylerinin belirlenmesi üzerine betimsel bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, öğretmenlerin sıfır atık projesi ile ilgili ne kadar bilgi sahibi oldukları, bu konudaki düşünceleri, bu proje kapsamında gerçekleştirilebilecek etkinliklerin ve uygulamaların ne kadarını gerçekleştirebildikleri hakkında bilgi sahibi olmaktır. Sıfır Atık Projesi bugün dünya genelinde uygulanan çevreye olumlu katkı sağlayan popüler bir projedir. Ülkemizde de uygulanmaya başlayan bu projenin okullarımızdaki öğretmenlerimizce ne kadar bilindiği ve uygulama noktasında nasıl bir yaklaşım gösterdiklerini tespit edebilmek adına bu araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma Konya ilinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda görev yapan 20 fen bilimleri öğretmeni ile yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda Sıfır Atık Projesi ile ilgili farkındalık oluşturmak ve okullarda bu projeye daha çok dikkat çekmek ve projenin uygulanabilirliğine katkı sağlayabilmek hedeflenmiştir. Araştırmada fenomonografik araştırma yöntemi kullanılmış olup nitel veri analiz yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşmeler ile veriler toplanmıştır. Görüşmelerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken öncelikle görüşmeler yazıya dökülmüştür. Bu görüşmelerde yer alan anlamlı bölümler kodlanmıştır. Görüşmelerden elde edilen verilere göre bu kodlar, frekans tabloları ve yüzde analizleri ile yorumlanmıştır. Araştırma sonucuna göre, fen bilimleri öğretmenlerinin sıfır atık konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıkları, okullarında etkinlikleri uygulamada eksik kaldıkları ve sıfır atık ile geri dönüşüm kavramlarını birbirlerine karıştırdıkları sonucuna varılmıştır.
Sebze atıklarının sürdürülebilir gastronomi kapsamında kurutma tekniği ile değerlendirilmesi
Artan nüfus ve toplumsal yaşamın yönlendirilerek oluşturduğu endüstri, mevcut talep ve arzın beraberinde de atığın boyutsal dengesizliğine yol açmıştır. Popüler kültürün de etkilediği tüketim artışı, her sektörden büyümeye ancak önlenmesi güç ve maliyetli çözümlere neden olmaktadır. Özellikle nüfusun yoğun olduğu kentleşmenin arttığı alanlardan çıkan atıkların geri dönüşümü, kazanımı ya da bertarafı ülkesel olarak üzerinde yoğunlaşılan bir problem halini almıştır. Atıkların bertaraf edilmesi nedeniyle ortaya çıkan sera gazları ve endüstrinin büyümesi nedeniyle artan karbon salınımı, iklimin değişmesine dolayısı ile tarımın zorluğuna dahasında gıda verimsizliğine yol açmaktadır. UNDP' nin raporlarına göre beklenen kıtlık ve su sıkıntısı bu durumun bir sonucudur. Gıdanın üretimi, işlenmesi, hazırlanması, sunulması ve tüketimi dahil her süreçte atık oluşabilir. Bu nedenle gıdalardan arta kalan kısımların kullanım olanaklarının belirlenmesi ve alternatif çözüm önerileri sunulması önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında bu hedefle, en çok tüketilen bitkisel taze gıda grubu olan sebzelerin, kullanılmayan kısımlarının kurutma tekniği kullanılarak, raf ömrünün uzatılması ve tekrar kullanılabilir forma uyarlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada, 2021 yılı TÜİK üretim verilerine göre ilk 5 sırada bulunan yeşil biber, patates ve patlıcan sebzeleri gıda atığı olarak değerlendirilmiştir. 1061.5 gramlık patatesten 138.5 gram atık kabuk, 1013.5 gramlık yeşil biberden 206 gram sap ve çekirdek atığı, 1043.5 gramlık patlıcandan ise 183 gramlık kabuk ve sap atığı ortaya çıkmıştır. Değerlendirme yöntemi olarak geleneksel saklama yöntemlerinden en kısa ve etkili yöntem olan kurutma metodu kullanılmıştır. Kurutulan atıklar daha sonrasında öğütücü cihazdan geçirilerek toz haline getirilmiştir. Toz haline getirilen atıklar, profesyonel mutfaklarda da sık sık kullanılmaya başlanılan, modern sunum tekniklerinden biri olan köpürtme yöntemiyle köpük haline getirilmiştir. Gastronomik aksesuar olarak kullanılabilmesi için elde edilen köpük örneklerinin patatesli, yeşil biberli ve patlıcanlı olmak üzere asitlik (pH: 5,71, 5.30 ve 5.42), kuru madde (%32, %28, ve %30), renk ve duyusal analizler ile parametreleri belirlenmiş ve tüketime uygunlukları hakkında sayısal değerler üzerinden istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Renk değerleri incelendiğinde ise en çok beğenilen köpük örneği patatesli köpük olmuştur. Köpük örneklerinin gastronomik aksesuar olarak kullanımı için yapılan duyusal analiz sonuçlarına göre en çok genel beğeniye sahip ürün yeşil biber atığı köpüğünden yapılan ürün olmuştur. Daha sonrasında temel tat olan patatesli ve patlıcan ilaveli hazırlanan patlıcanlı köpük örnekleri ise eşit skorda beğeni değerine sahiptir. Bu veriler ışığında üretilen üç örneğin de yüksek skorla kabul gördüğü tespit edilmiştir. Bu çalışma ile gastronomi mutfaklarında oluşan gıda kabuklarının ya da atıklarının, modern bir akıma mensup olan köpürtme tekniği kullanılarak tekrar kazanımının, geri dönüşümünün uygulamalı olarak yapılabileceği ortaya konulmuştur. Sürdürülebilirliğin gerekliliği, kullanılan yöntemler ve analiz sonuçları doğrultusunda bu çalışma farklı gıda atıklarından farklı tekniklerle geri dönüşümün sağlanması için alternatif yeni çalışmalara da kaynak oluşturabilecektir.
Portakal ve nar kabukları ile üretilen pestillerin bazı fizikokimyasal ve duyusal özelliklerinin sürdürülebilir gastronomi kapsamında değerlendirilmesi
Bireylerin tercihleri, farkındalıkları, bilinmeyen ve araştırılmaya değer doğaya zarar verebilecek seçimleri, alışkanlıkları, toplumsal, maddi ve yaşamsal açıdan istenmeyen faktörlerin oluşmasında etken olabilmektedir. Artan gıda atıkları belirtilen faktörlerin temelinde yer almaktadır. Toplumların sürdürülebilir yaşama dair yapabilecekleri, katkı sunabilecekleri, farkındalıklarını artırabilecekleri, uygulamalar ve yönelimlerin oluşturulmasına, atıkların hangi yöntem ve hangi ürüne dönüştürecekleri ile ilgili uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda tez çalışmasında atık olarak geri dönüşümü az ancak tüketici yelpazesi geniş olan ve acı tatları nedeniyle tüketilmeyen portakal ve nar kabuklarının, tüketime uygun olarak geri dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Miktarları (w/w) ön çalışmalarla optimize edilen bal, pekmez ve şeker kabuklara ilave edilerek pestil üretilmiştir. Üretilen pestil örnekleri kontrol (ilavesiz) gruplarıyla karşılaştırılmış ve örneklerin pH, kuru madde, renk, duyusal analiz parametreleri istatiksel analizler ile değerlendirilmiştir. Üretilen sekiz farklı pestil örneğinin pH değerleri 3,60-5,26 aralığında tespit edilerek tüketime uygunluğu belirlenmiştir. Kuru madde oranları % 65,86-93,79 aralığında değişiklik gösteren pestillerin tabakta sunacağı renkli ve stabil tekstür ile geri dönüşümün sürdürülebilir gastronomiye hizmetine örnek bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Üretilen pestillerin renk, görünüş, koku, gevreklik, lezzet ve genel beğeni düzeyleri duyusal analiz testi ile belirlenmiştir. Bal ilaveli portakal kabuğundan elde edilen pestil örnekleri 4,40; şeker ilaveli nar kabuğundan üretilen pestil örnekleri 4,33 genel beğeni skorları ile en beğenilen ürünler olmuştur. Genel beğeni düzeyine göre; ürünlerin tüketime uygun olduğu panelistlerce tespit edilmiştir ve bal, pekmez ve şeker ilaveli pestil örnekleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca bu çalışmanın farklı yöntemlerin ve meyve kabuklarının kullanılarak alternatif çalışmaların ortaya konulmasına, tüketime uygun yeni bir pazar çeşitliliğine ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayacağı ön görülmektedir. Ayrıca atıkların değerlendirilmesi ve elde edilen sağlıklı ürünlerin tüketime kazandırılması ile sürdürülebilir atık yönetimine ve sürdürülebilir beslenmeye katkı sağlanacaktır.
Atık porselen malzeme ile enstalasyon uygulamalarında Tiffany vitray tekniği
İnsanlar barındıkları yapılara ışık sağlamak amacıyla ve yaşadıkları yerin iklim koşullarına göre barındıkları yapıların bazı kısımlarında boşluklar bırakmıştır. İnsanlar bu boşlukları Antik Çağ'dan beri üretilen cam dahil çeşitli malzemelerle kapatmıştır. Bu bağlamda vitrayın ortaya çıkışı antik döneme kadar dayanmaktadır. Vitray 11. yüzyılda dini yapılarda görülmeye başlanmış, 13.yüzyılla beraber dini yapılarda sıkça kullanılmış, Gotik dönemi mimari yapılarıyla zirveye çıkmıştır. 15. yüzyılda vitray sanatının dini yapılardaki önemini kaybetmesi ile vitray sanatı düşüşe geçmiştir. 17.yüzyılda vitray dini yapılar dışında kullanılmaya başlanmış kamusal alanlarda, evlerde görülmeye başlamasıyla tekrar yükselişe geçmiştir. Vitray sanatında kullanılan teknikler kurşunlu vitray tekniği, Tiffany vitray tekniği, boyama vitray tekniği, beton vitray tekniği, yapıştırma vitray tekniği, mozaik vitray ve alçı vitray tekniğidir. Bu araştırmada Tiffany vitray tekniği hakkında detaylı bir araştırma yapılmıştır. Porselen ürünlerin nihai pişirimden sonra su emme oranının azalmasından dolayı masse ve diğer birleşimlere katılamaması, katılsa bile bu oran pişmiş porselen atıklarının geri dönüşümü için yeterli olmamaktadır. Buna ek olarak bu sürecin son derece maliyetli olmasından dolayı yeterli geri dönüşümün sağlanamamasıyla birlikte fabrikaların ıskarta olan porselen ürünleri devasa çöp (atık) yığınları oluşturmaktadır. Geleneksel sanatın bir unsuru olan (Tiffany) vitray tekniğini kullanarak atıl durumdaki porselen ürünleri çeşitli yöntemlerle kırarak ya da keserek yeni forma dönüştürülmesi, mevcut olan durum içinde yeni arayışlara yönelinmesi amaçlanmaktadır. Porseleni kırıp birleştirerek aslında eşyanın ömrünün sona ermediğini kırıkların birleşme kısımlarındaki oluşan damarlar ve yollar yaşanmışlıklara, yaşanacaklara bir gönderme yapılmaktadır.
Evsel atık nesnelerin sanat objelerine dönüşümü
Evsel atık nesnelerin sanat objelerine dönüşümünde, objelerin bir durumdan başka bir duruma geçişi söz konusudur. Evsel atık nesnelerin ve teknolojinin gelişmesi, sanatta kullanılması, gelişmelerin seramik sanatına yansıması, sanat modernizm ile birlikte alışıla gelen geleneğin yıkılması, sürekli yenilik ve değişim, teknolojiyle aynı yola girmiştir. Teknoloji bugün, insan gücünü aşan mekanik bir üretim gücü olarak geçirdiği gelişim sonrası, her alanda olduğu gibi sanatsal üretim içinde çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Günümüzde seramik sanatı, teknoloji ve estetik ile bir bağ kurmakta, düşünce ve kavram ile birlikteliği, yeni bir konsept ortaya koymaktadır. Sanatta atık nesne kullanımı, günlük kullanılan eşyaları atıl çevreden alıp, yeni bir ad ve yeni bir soyutsal bir anlam kazandırılmasıyla, sanat türünü geliştirmek suretiyle atık nesnelerin realist bir yaklaşımla yeniden üretimi değil onların seramik malzeme ile birlikte yeni bir eser oluşturabileceğini görmek mümkündür. İnsanoğlu, varoluşundan bu yana sürekli olarak keşfetme modelini benimsemiş bir yaşam süreci içindedir. Bu süreç içinde yaşanan keşiflerle insan oğlu hayatını ve yaşamını kolaylaştırmış aynı zamanda güzelleştirmiştir. Günlük kullanım nesnelerinin sanata girmesi ile sanat eserinde birçok olgu yıkılmış, sanatçı sorgulayan ve öneren bir pozisyona gelmiştir. Sanatçı, sanat eseri ve izleyici üçlüsünün sürekli etkileşim halinde olduğu eserler özellikle seyirciyi içine alan ve düşünmeye, sorgulamaya yönelten bir biçim almıştır. Sanat salt biçimsel olarak değil aynı zamanda bir düşüncenin ve kavramın da ürünü olduğunu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak diyebiliriz ki hazır nesnenin, seramik malzeme ile birlikte yeni bir kimlik kazandığı ve farklı bir düzlemde yeniden anlamlandırıldığı ortaya çıkmıştır.
Yemekhane atıklarından biyohidrojen üretimine sıfır değerlikli demir nanopartikül ilavesinin etkisi
Bu tez çalışmasında, karanlık fermantasyon yöntemi ile yemekhane atıklarına sıfır değerlikli demir nanopartikülleri (Fe0NP) ilave edilerek biyogaz ve biyohidrojen üretimini artırmak amaçlanmıştır. En yüksek S/I oranını belirlemek için 0, 2, 4, 8 ve 10 gUK/gUK oranlarında yükleme yapılmıştır. Elde edilen en iyi verim S/I 4 gUK/gUK reaktörü olmuştur. En yüksek biyogaz ve biyohidrojen üretimi 100 mg/L Fe0NP konsantrasyonunda gerçekleşmiştir. TKM ve UKM giderim verimleri incelendiğinde en yüksek giderim verimleri S/I=4 grUK/gUK reaktöründe görülmüştür. Fe0NP konsantrasyonlarında en yüksek TKM ve UKM giderimi 100 mg/L eklenen reaktörde sırasıyla %50 ve %37 olarak belirlenmiştir. Toplam UYA konsantrasyonlarında en yüksek toplam UYA konsantrasyonu S/I=4gUK/gUK yükleme oranında gözlemlenirken iletken malzeme ilaveli reaktörlerde en yüksek UYA konsantrasyonu 100 mg/L Fe0NP konsantrasyonunda elde edilmiştir. Biyogaz ve biyohidrojen üretimi açısından en yüksek verimliliğe sahip S/I=4 gUK/gUK reaktöründe ve Fe0NP ilavesinde en iyi sonuç alınan reaktörlerden biyofilm örneği alınmış ve mikrobiyal dağılımları incelenmesi sonucunda Lactobacillus, Pseudomonas ve Clostridium en baskın türler olarak belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Sıfır değerlikli demir nanopartikül, karanlık fermantasyon, iletken malzeme, biyohidrojen üretimi, biyogaz üretimi
Sosyal bilgiler öğretmen adaylarının sıfır atık politikasına ilişkin tutumlarının ve davranış algılarının incelenmesi
Bu çalışmada sosyal bilgiler öğretmen adaylarının sıfır atık politikasına yönelik tutum ve davranış düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen 27 maddeden ve üç alt boyuttan oluşan 5'li likert tipi tutum ölçeği ile yine 27 maddeden ve beş alt boyuttan oluşan 5'li likert tipi davranış algısı ölçeği kullanılmıştır. Çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Türkiye'de 28 üniversitede sosyal bilgiler öğretmenliği ana bilim dalında 1, 2, 3 ve 4. sınıfta öğrenim gören 488 öğretmen adayı oluşturmuştur. Çalışmadaki verilerin analizinde istatistik programından yararlanılmıştır. Veri analizi kapsamında, değişkenlerin (cinsiyet, yaş, öğrenim görülen üniversite, sınıf düzeyi ve çevre eğitimi ile ilgili ders alma durumu) frekans dağılımları, betimsel istatistikleri, ölçeğin normal dağılım durumları, değişkenler ile sıfır atık politikasına yönelik tutum ve davranış düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemek üzere t-testi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi ve Spearman korelasyon analizi yapılmıştır. Sonuç olarak sosyal bilgiler öğretmen adaylarının sıfır atık politikasına yönelik tutum ve davranış düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal bilgiler öğretmen adaylarının tutum düzeylerinin, cinsiyete ve çevre eğitimi ile ilgili ders alma durumuna göre farklılaştığı, öğrenim görülen üniversiteye ve sınıf düzeyine göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Yine çalışma kapsamında sosyal bilgiler öğretmen adaylarının davranış düzeyleri, çevre eğitimi ile ilgili ders alma durumuna göre farklılaştığı, cinsiyete, öğrenim görülen üniversiteye ve sınıf düzeyine göre farklılaşmadığı tespit edilmiş olup ayrıca katılımcıların sıfır atık politikasına yönelik tutumları ile davranış düzeyleri arasında pozitif yönde yüksek düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Atık malzemenin cam sanat yapıtı üretiminde kullanımı
Tarih boyunca yaşanan toplumsal, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel alanlardaki gelişmeler, Endüstri Devrimi ile birlikte hız kazanarak üretim-tüketim ilişkilerinde büyük değişimlere sebep olmuştur. İnsan ürettikçe bir o kadar da tüketir olmaya başlamıştır. Bunun sonucunda da dünyanın temiz kaynaklarının neredeyse birçoğu tükenmiş ve atıkların sayısı görünür ölçüde artmıştır. "Atık" bu görünürlük ile 1900'lü yıllardan itibaren birçok sanatçının dikkatini çekmiş ve güncel sanat eğilimleri arasında da sıkça yer almıştır. Sanattaki yolculuğuna "hazır nesne" olarak başlayan tüketim nesneleri, tarihsel süreçte yaşanan değişimlerle, modern dönem sonrası sanattaki varlığına "atık nesne" olarak devam etmiştir. Dolayısıyla tarihsel süreçte "atık" kavramının sanatçılar tarafından ele alınış biçimi değişkenlik göstermiştir. Tez kapsamında da bu süreç iki farklı bölüme ayrılarak sanatçı örnekleri ile ele alınmıştır. Atıkların değerlendirilmesi meselesi; sanatın tüm alanlarında var olan bir eğilimdir ve atık malzemeleri kullanarak kavrama dönüştüren birçok grup ve sanatçı bulunmaktadır. Cam sanat alanında da atık nesneler; ele alınması gereken bir değere dönüşerek sanatçının ifade olanaklarına katkı sağlamaktadır. Ancak bu alanda eser üreten sanatçılar oluşturacağı tasarıma göre atıkları iki türde kullanmaktadır; ya doğrudan atık camları üretim sürecine sokarak ya da işlevsel sürecini dolduran atık nesneleri camın öznel yapısıyla bütünleştirerek eser ortaya koymaktadırlar. Cam sanat alanında kullanılan atıklar ne türde olursa olsun cam eserinin anlatım dilini zenginleştirerek katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla atıkların bu alandaki farklı kullanımları da eser üzerinde hem "biçim" hem de "anlam" bakımından iki farklı etki yaratmaktadır. Bu farklı etkiler de tezin içeriğinde alt başlıklar altında detaylı olarak sanatçı örnekleriyle birlikte ele alınmıştır. "Atık" kavramı görünür/görünmez unsurlar barındıran çoklu bir alandır. Hem fiziksel olarak vardır hem de kavramsal olarak bellekte görünmeyen biçimde yer almaktadır. Atıklar genel olarak istenmez veya dönüştürülmeye ihtiyaç duyulmaktadırlar. Fiziki olanlar belli dönüşüm modelleriyle geri kazandırılabilirken bellekte olanlar ise kişinin farkındalığına bağlı olarak kendi müdahalesiyle dönüşerek beden ile uyumlanabilmektedir. Çalışma kapsamında atıklar, fiziksel ve kavramsal olarak ele alınmıştır. İşlevsel sürecini dolduran atık konumdaki veya geçmişten gelen aile yadigarı nesneler kişisel yaklaşımımı oluşturan bellek atıklarıyla kurgulanarak camın özgün yapısıyla bütünleştirilmiştir. Kişisel uygulamalarda yer alan camın şekillenmesinde ise ele alınan atığın, bellekteki kurgusunu yansıtan bir teknik seçimi yapılmış ve cam modeller "İç Kalıp (Core Casting)" tekniği ile şekillendirilmiştir. İç kalıp tekniği camın içinde negatif boşlukların oluşturulduğu bir biçimlendirme yöntemidir. Uygulamalarda kullanılan cam, belleği temsil etmektedir ve kurgulanan bellek atıkları da camın içinde kalacak şekilde tasarlanmıştır. Camın transparan özelliği sayesinde kurgular, konumlandırıldıkları camın içinde görünür ama etrafına sınırlar koyan gizemli bir duruş sergilemektedirler. Bu sayede bir kenara bırakılmış, işlevsel sürecini tamamlamış atık nesneler veya bellekte biriken görünmeyen atıklar, sanat üretimleri ile ele alınarak cam sanatında çağdaş bir ifade dili olarak sunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Atık, Cam, Sanat, Geri Dönüşüm, Çağdaş Sanat
A survey on the potential of waste wood utilisation
Information gathered through a survey conducted in the Kingdom of Saudi Arabia and Turkey was used to study the perception on the potential of wood waste from manufacturing processes. Reuse and upcycling methods were surveyed to make some preliminary considerations to measure the added value creation potential on the basis of the assumptions. The study aims to lead to creative rethinking of the use of wood waste in both countries to avoid burning or burial.
Bir fabrikada çalışan mavi yaka ve beyaz yaka çalışanların sürdürülebilir beslenme ve besin atığı oluşturma durumları
Sanayileşmekte olan dünyada gıda sistemindeki atıklar sonucu, sera gazı, karbon ayak izi, su ayak izinin yükselmesi, bulunduğumuz Antroposen çağında nüfusun artışı, iklim krizi, kaynakların yetersizleşme tehlikesi, çevrenin besinlerimizi etkilemesi sebebiyle çevreye, sağlık ve sürdürülebilir beslenmeye ilgi artmıştır. Çalışma, bir fabrikadaki %13,1'i beyaz, %86,9'u mavi yakalı 711 bireyi kapsamaktadır. Katılımcıların özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını, tabakta artık bırakma durumlarını, sürdürülebilir, sağlıklı beslenme davranışlarını saptamak amacıyla; sosyodemografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları, tabak artığı bırakma durumlarını içeren anket formu, sürdürülebilir sağlıklı beslenme durumlarını ölçmeye yönelik "Sürdürülebilir ve Sağlıklı Yeme Davranışı" ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların vücut kütle indeksi (VKİ) kadınlarda ortalama 23.14±3.33kg/m2, erkeklerde ortalama 26.16±3.85kg/m2'dir. Katılımcıların %33,5'i öğün atlamaktadır, sırasıyla %82,3 ara öğün, %33,5 kahvaltı, %18,8 öğle yemeği, %2,1 akşam yemeği atlanmaktadır. %82,5'i tabağındaki yemeğin yarısından azını, %14,6 yarısını, %2,9'u yarısından fazlasını bırakmaktadır. Beyaz yakalı çalışanlardan tabakta yemek bırakanlar öğün atlamaktadır, bırakmayanlar öğün atlamamaktadır, tabakta yemek bırakanların çoğunluğu memnuniyet düzeyi "iyi" olanlardır. Sürdürülebilir sağlıklı beslenme durumunda beyaz yakalı çalışanlar için "Mevsime Özgü Gıda" boyutu en yüksek değere sahip, mavi yakalı çalışanlar için "Kalite İşaretleri" en yüksek değere sahiptir. "Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları" genel skorunda mavi yakalı çalışanların ortalama puanı daha yüksektir. Tabakta yemek bırakmayan mavi yakalı çalışanların "Mevsime Özgü Gıdalar" skoru anlamlı olarak yüksektir. Tabakta yemek bırakan beyaz yakalı çalışanların "Gıda İsrafından Kaçınma" skoru anlamlı olarak yüksektir. Sonuç olarak sürdürülebilir sağlıklı beslenme davranışı kazanımı, sürdürülebilir beslenme kaynaklarıyla çevre için önemlidir. Çalışmanın sonucunda, sürdürülebilir beslenme davranışı, besin atığı oluşumunun, gezegen ve kaynaklarla ilgili olduğu, bilinçlenme ve davranış kazanmanın yanında konuyla ilgili daha fazla detaylı bilimsel çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Beslenme, Beyaz Yakalı Çalışan, Mavi Yakalı Çalışan, Besin Atığı, Tabak Artığı
Katı atık yönetimi ve ekonomiye geri kazandırılmasında yeni uygulamalar: Trabzon örneği
İnsanların yaşadıkları süre boyunca ürettikleri tüm atık malzemelerinin yok edilmesi veya ortadan kaldırılması kentlerin en önemli problemlerinin başında sayılabilir. Günümüze kadar değişik ülkelerde bu sorunu çözmek için kullanılan çözümler, çevre ve insan sağlığını önemsemeyen teknolojilerden oluşması sebebiyle çok başarılı olamamıştır. Bunun nedenlerini insanların çok para kazanma hırsı, kullanılan teknolojilerin insan sağlığını hiçe sayması ve çevreye olan duyarsızlık olarak değerlendirebiliriz; ancak bunun yanında son yıllarda katı atıkların bertarafı konusunda çevre dostu olarak tanımlayacağımız pek çok araştırmalar yapılmıştır. Bu teknolojik çalışmalarla, atıkların sorun olmaktan çıkıp bir gelir kapısı halinde ekonomiye kazandırılması için önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu çalışmada da katı atıkların en iyi yöntemle bertaraf edilmesi üzerinde çalışma yapılmış ve değerlendirilmiştir. Katı atıkların bertaraf edilmesi için birçok teknoloji mevcuttur. Atığın içeriğine bağlı olarak değişik teknolojiler kullanılmaktadır. Gazlaştırma teknolojisinin uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik avantajları diğer teknolojilere göre daha fazladır. Doğu Karadeniz Bölgesinde atığın niteliğine bağlı olarak gazlaştırma teknolojisinin uygun olabileceği, insan ve çevreye daha yararlı olacağı kanaatiyle bu teknolojinin seçilmesinde etkili olmuştur. Tezin birinci bölümünde katı atık ile ilgili problemler ortaya konulmuştur. Çalışmanın amacı ve önemi üzerinde durularak katı bertarafıyla insanların sağlıklı bir çevre içinde olmalarının gerekliliği ile yaşam kalitelerinin artacağı belirtilmiştir. İkinci bölümde katı atık ile ilgili tanımların açıklaması ve kapsamı üzerinde durulmuştur. Katı atıkların nasıl toplanması gerektiği ve ekonomiye geri kazandırılmasındaki elde edeceğimiz faydalar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ambalaj atıkları ve atık getirme merkezlerinin katı atık yönetiminin içindeki önemi, özellikleri, nasıl uygulandığı ve atık yönetimi içinde yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde katı atık yönetiminde mevcut durum açıklanmış ve bertaraf yöntemleri olan düzenli depolama, yakma ve fermantasyon sistemleri ele alınarak bu sistemlerin çalışma prensipleri hakkında araştırmalar yapılmış ve bilgilendirme yapılmıştır. Beşinci bölümde ise Trabzon bölgesinde atık karakterizasyon çalışmaları, nüfus hesaplamaları ve kalorifik değer sonuçları kullanılarak, termal yöntem uygulamalarından bir tanesi olan gazlaştırma sisteminin Trabzon için uygulanabilirliği araştırılmıştır. Bu sistemin başarılı ve uygulanabilir olması için toplama sistemlerinin nasıl olması gerektiği, merkezi hükümet, sivil toplum kuruluşları, yerel idareler ve atık üretenlerin neler yapması gerektiği üzerinde durulmuştur. Sonuç ve önerilerle de tez yazarının katkısının ne olduğu ve atıkların ekonomiye kazandırılmasındaki yaklaşımı belirtilmiştir. Entegre katı atık yönetimi içindeki bu çalışma ile Trabzon için gazlaştırma sisteminin hangi koşullarda uygulanması gerektiği ve bu sistemin uygulanması neticesinde çevreye ve insan sağlığına sağlayacağı avantajlar belirtilmiştir.
Hanelerde gıda atığı oluşumunu etkileyen faktörlerin ve azaltmaya yönelik girişimin etkisinin belirlenmesi: İzmir ili örneği
Gıda atıkları, sürdürülebilir bir gıda sistemine yönelik en büyük tehditlerden biri olup gıda tedarik zincirinin her aşamasında oluşabilmektedir ve gıda güvencesi, çevre ve ekonomi açısından önemli etkileri bulunmaktadır. Bu çalışma, hanehalkının gıda atıklarına yönelik davranışını etkileyen faktörlerin derinlemesine analizini yapmak ve analiz sonuçlarına uygun olarak yapılan girişimin etkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada çok aşamalı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında hanelerin genel bilgileri ve gıda atıklarıyla ilgili verilerini elde etmek için yüz yüze bir anket uygulanmıştır. Anket ile veri toplama işlemi tamamlandıktan sonra yapılan analizlerin ardından gıda atığı davranışını etkilediği belirlenen sosyodemografik değişkenlere uygun haneler seçilmiş, bu hanelerden gönüllü olanlarla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerin ardından haneler atık günlüğü & fotoğraflama aşamasına dahil edilmiştir. Görüşme verilerinin analizlerinden sonra sonuçlardan yola çıkılarak hanelere yapılacak bilgilendirmeler için kitapçıklar hazırlanmıştır. İlk bir haftalık atık günlüğü & fotoğraflama işleminin ardından bilgilendirmeler yapılmış ve bunu takiben tekrar bir haftalık atık günlüğü & fotoğraflama süreçleri gerçekleştirilmiştir. Sosyodemografik özelliklerinden olan yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu, medeni durum, gelir düzeyi ve hanede yaşayan kadın sayısına göre katılımcıların gıda atığı davranış puanı (GAD) farklılık göstermiştir. En yüksek GAD puanlarının 19-29 yaş aralığında, erkek bireylerde, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyinde, çalışanlarda, bekar bireylerde, 6500-7499 TL gelir düzeyinde ve hanesinde bir kadın yaşayanlarda olduğu belirlenmiştir. Alışveriş sıklığında ve artıkların kullanımında artış olduğunda gıda atığı davranışında azalma olduğu, alışverişe giderken harcanan süre arttığında gıda atığı davranışının arttığı bulunmuştur. Kişisel tutum, çevresel tutum, algılanan davranışsal kontrol, suçluluk duygusu ve geri dönüşüm faktörleri atık oluşturmamaya yönelik niyet üzerinde pozitif yönlü ve gıda güvenliği tutumu ise negatif yönlü etkiye sahiptir (p<0,05). Katılımcılar tarafından anket aşamasında gıdaların çöpe atılma nedenleri arasında en çok belirtilen gıdanın küflü, bozulmuş vb. olması ve çok uzun süre buzdolabında kalmış olması iken bilgilendirme öncesi ve sonrası oluşan gıda atıklarının başlıca oluşum nedenleri porsiyonun büyüklüğü ve gıdada küflenme, çürüme, böceklenme vb. olması olmuştur. Taze sebzeler, taze meyveler, pişmiş yemek artıkları ve ekmek en çok israf edilen gıdalar olarak belirlenmiştir. Görüşmeler sırasında hanelerin başlıca değindiği noktalar alışveriş sırasında indirimlerden etkilenmeleri, ihtiyaçtan fazla gıda satın alabilmeleri, meyve ve sebze atıklarının fazla olması ve son kullanma tarihi kontrolü konusunda dikkatli olmaları olmuştur. Ayrıca haneler ekonomik fayda sağlamak amacıyla ve empati yapma durumundan dolayı atık azaltma konusunda motive olduklarını ve atıkları azaltmak için insanların bilinçlendirilmesinin ve küçük yaşta eğitim verilmesinin gerekli olduğunu ifade etmişlerdir. Hanelere gıda atığına yönelik yapılan bilgilendirme sonucunda oluşan gıda atıklarının sıklığında %26,5'lik, miktarında ise %40,7'lik azalma olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın verileri hanelerdeki gıda atığı davranışının çok yönlü incelenmesi gereken bir konu olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Çalışmadan elde edilen kapsamlı bilgiler doğrultusunda bölgesel ve ulusal çapta müdahaleler ile ülkemizdeki hanelerde oluşan gıda atıklarını azaltmaya yönelik etkin bir çözüm sağlanabileceği düşünülmektedir.
Beton ve asfalt atığı içeren kolemanit katkılı harçların mekanik ve fiziksel özelliklerinin incelenmesi
İnşaat sektöründe yaygın olarak kullanılan beton veya harçların yaklaşık %70-75'ini agrega oluşturmaktadır. Geri Dönüştürülmüş Agrega (GDA) doğal ham madde tüketimini, çevre kirliliğini ve enerji kullanımını azaltarak maliyeti düşürmektedir. Geri Dönüştürülmüş Beton Atığı (GDBA) ve Geri Dönüştürülmüş Asfalt Atığı (GDAA) beton veya harçlarda agrega yerine belirli oranlarda yer değiştirilerek kullanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında, GDBA ve GDAA içeren Kolemanit (K) katkılı harçların mekanik ve fiziksel özellikleri incelenmiştir. Deneysel çalışmalar için üretilen harç numunelerinde bağlayıcı olarak CEM I 42.5/R tipi Portland Çimentosu, agrega olarak ise 0-4 mm boyutlarında kırma kum, GDBA ve GDAA kullanılmıştır. Kırma kum ile ağırlıkça %25, %50, %75 ve %100 oranlarında GDBA ve GDAA, çimento ile ağırlıkça %1, %2 ve %3 oranlarında K ikame edilerek karışıma dahil edilmiştir. Üretilen 40x40x160mm boyutlarındaki numunelere 7., 28. ve 90. günde eğilme ve basınç dayanımı, ultrases geçiş hızı, su emme, porozite ve elektriksel özdirenç deneyi yapılmıştır. 71x71x71mm boyutlarında üretilen numunelere ise 28. ve 90. günde aşınma deneyi yapılmıştır. GDAA içeren numunelerin GDBA içeren numunelerden daha düşük porozite ve su emme yüzdelerine sahip olduğu, GDBA ve GDAA kullanımı ile K0 (referans) numunesine göre ultrases geçiş hızı değerlerinin azaldığı, eğilme dayanımının %45 ve basınç dayanımının %25 oranında azalma gösterdiği tespit edilmiştir.