Social adjustment
152 theses under this subject heading
Genç Suriyeli mültecilerin sosyal uyum ve sorunlarına ilişkin bir alan araştırması: İstanbul Arnavutköy örneği
Ortadoğu'da halk hareketleri sonucunda yaşanan siyasi ve idari gelişmeler, sivil unsurlar açısından sosyal güvenlik sorunları ve ekonomik riskler doğurmuştur. Can güvenliği noktasında insanların endişeleri ve korkuları ortaya çıkınca psikolojik olarak göç etme kararı almak zorunda kaldılar.Türkiye'ye kara sınırı bulunan Suriye'de bu iç savaş sonucunda yerleşik halk kitlesel gruplar halinde yaşam alanlarına yakın ve güvende olduklarını düşündükleri komşu ülkelere sığınmışlardır. Şüphesiz bu yoğun göç faaliyetlerinden en çok etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Bu yoğun göç hareketliliği sonucunda hedef ülkede ve mültecilerin toplumsal hayatında kaçınılmaz olarak birtakım sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı İstanbul ili Arnavutköy ilçesinde ikamet eden genç suriyeli mültecilerin sosyal uyumlarına ışık tutmak, yaşamlarında karşılaştıkları sosyal, ekonomik, kültürel sorunları belirlemek ve bu yoğun mülteci grubunun sahip olduğu demografik özellikler ve güncel durumlarını ortaya çıkarmaktır. Ayrıca alan araştırması sonucunda ulaşılan bilgilerin göç yönetimi ile ilgili kurum ve kuruluşların yapacakları çalışmalara katkı sağlaması bir diğer önemli amaç olduğu belirtilmelidir.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran hipertansiyon hastalarının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalık uyumuna etkisi
Arteryal kan basıncının tekrarlayan ölçümlerle 140/90 mmHg üstünde olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon kan basıncının devamlı yüksek seyretmesiyle kendini gösteren sistemik bir hastalık olup, çeşitli komplikasyonlara sebep olması ve toplumda sık görülmesi sebebiyle önemli bir sağlık sorunudur. Hipertansiyon olgularının tamamının %80-90'ı mekanizması kesin olarak belirlenememiş olan primer (esansiyel) hipertansiyondur. Geriye kalan %10-20'lik kısmı ise altta yatan ek bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen sekonder hipertansiyondur. Hipertansiyon tedavisine başlama kriterleri sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri ve total KV risk seviyesine göre belirlenir. Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için ilaç tedavisi kadar yaşam tarzı değişiklikleri dediğimiz non-farmakolojik tedavide önemlidir. Bunların yanında diyabet, dislipidemi, abdominal obezite ve sigara gibi değiştirilebilir risk faktörleri de tespit edilmelidir. Hipertansiyonun kronik bir hastalık olması nedeniyle hastaların hipertansiyonla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hastaların hipertansiyona uyum sağlarken hangi alanda zorlandıklarını belirlemek önemlidir. Hipertansiyon tedavisindeki başarıyı arttırabilmek amacıyla doğru ilaç tedavisinin seçilmesi kadar, bu tedaviye hastaların ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmelidir. Birinci basamakta hastaların almakta oldukları tedavilerin etkinliğini arttırmak amacıyla hastaların ilaç tedavisi uyumları ve kronik hastalıklara uyumları açısından hızlı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine Nisan 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 106 hipertansiyon hastasının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalıklara uyumunu değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmamızda hastalarımızın %63,2'si ilaç tedavisine düşük uyum göstermekteydi. İlaç tedavisine yüksek uyum gösteren hastaların hipertansiyona fiziksel, sosyal ve psikolojik uyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.Literatüre baktığımızda uyuma etki eden birçok neden tanımlanmıştır. Ancak sonuçlar çelişkidir. Benzer çalışmaların birinci basamakta ve daha çok katılımcı ile yapılabilmesi hastaların tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini arttırabilmek adına önemlidir.
İnsan hakları odağında Türkiye`de göç, toplumsal kabul ve uyum
İnsan hakları, hem devletler hem de kişilerce korunması beklenen haklar iken her gün dünyanın farklı yerlerinde insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Bazen kişi güvenliği ve yaşama hakkı gibi doğrudan korunması gereken temel hakların ihlal edilmesi bazen ise yurttaşlık hakları dolayımıyla korunması gereken eğitim, sağlık, barınma gibi hakların ihlali, kişilerin yaşadığı bölgeden göç etmelerine sebep olabilmektedir. Göç sürecinin tamamlanmasıyla göçmenlerin insan haklarının korunması sorumluluğu, göç edilen ülkeye yüklenmektedir. Lakin temel hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmamak umuduyla göç eden kişiler, göç edilen ülkede de benzer veya farklı türde insan hakları ihlalleriyle karşılaşabilmektedirler. Bu ihlaller, çeşitli alanlarda olduğu gibi toplumsal boyutta da kendini gösterebilmektedir. Göçmenler, yeni geldikleri toplum tarafından dışlanabilmekte ve dışlanmanın etkisiyle birçok haklarının korunmasında sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Göçmenlerin başta ayrımcılık olmak üzere karşı karşıya kaldıkları hak ihlalleri, hem toplumsal kabul ve uyum sürecinin başarılı şekilde yürütülmesinde, hem de insansal olanaklarını gerçekleştirmeleri ve geliştirilmelerinde engellere yol açmaktadır. Göç politikalarının ve kapsadığı toplumsal kabul ve uyum politikalarının düzenlenmesinde insan haklarının temel alınması, bu engellerin azalmasında etkili olabilecekken tersi durum ise iki toplum arasında gerilime neden olabilmektedir. Son yıllarda Türkiye`nin ev sahipliği yaptığı ve sayısı milyonları aşan göçmenlerin, ev sahibi toplumla uzun yıllardır beraber yaşaması ve yaşayacak olması, ülkenin bu politikaları yürütmesinde izleyeceği yaklaşımda önemli rol oynamaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada, Türkiye`de yürütülen göç politikası ve toplumsal kabul ve uyum alanlarında yapılan çalışmalar ve ortaya çıkan sorunlar insan hakları odağında incelenecektir.
Geçici koruma altındaki Suriyeli göçmenlerin sosyal uyum ve iyilik halleri: Sivil toplum örgütleri üzerinden bir değerlendirme
Genel olarak ülkelerin benimsedikleri göçmen politikalarının, asimilasyon ile çok kültürlülük arasında değişen noktalarda yer aldığı bilinmektedir. Her iki göçmen politikasına dayalı farklı programlar ev sahibi ülkelerin yönetimleri tarafından biçimlendirilmektedir. Geliştirilen programların genellikle sosyal uyumun sağlanabilmesinde başarılı olmadığı yönünde eleştiriler getirilmektedir. Bu eleştirilere yanıt oluşturabilecek "tanınma teorisine" dayalı bir sosyal uyum modelinin ise adil ve etik bir sosyal uyumu geliştirebileceği ileri sürülmektedir. Göçmenlerin sosyal uyumunda başarı ölçütlerinin neler olduğu ve bu durumun nasıl ölçüleceği konusunda göçmenlerin öznel iyilik halinin değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Göçmenlerin iyilik halinin, onların sosyal uyum düzeyini artırdığı öngörüsü ile yapılan çalışmalarda çoğunlukla göçmenlerin ev sahibi toplumun öznel iyilik düzeyine ulaşamadıkları gösterilmekte ve alan literatüründe, bu durumun nedenlerinin irdelenmesinin gerekliliğine işaret edilmektedir. "Tanınma teorisine" dayalı çalışmalarda ise, olumlu tanınma tutumları ile göçmenlerin iyilik hali düzeyi arasında olan pozitif ilişki gösterilmektedir. Bu çalışma, geçici koruma altındaki Suriyelilere STÖ'ler tarafından verilen sosyal uyum hizmetlerinin tanınma tutumları bağlamında nasıl bir anlama sahip olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) yaklaşımının kullanıldığı bu nitel çalışmada kartopu yöntemi ile ulaşılan 27 katılımcı ile yarı- yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin analizi sonucunda çalışmanın ana teması olarak" Bireysel deneyimden toplumsal yapıya doğru iletişim gereksinimi" tanımlanmıştır. Bu ana temayı oluşturan ara temalar ise "Toplumsal yapıdan kaynaklanan tanınma engelleri ", "Olumlu tanınma deneyimleri ", "STÖ kapsamında olumlu tanınma engelleri" ile "Olumlu tanınma tutumları umudu" olarak gruplanmıştır. Bu çalışma sonucunda, STÖ'ler tarafından gerçekleştirilen sosyal uyum çalışmalarında, olumlu tanınma tutumlarının geliştirilebilmesini sağlayabilmek için tüm aktör ve paydaşlar arasında hem dikey hem de yatay etkileşim olanaklarının geliştirilmesi önerilmektedir. Olumlu tanınma tutumlarının yaygınlaşarak geliştirilmesi göçmenlerin sosyal uyum başarısını artırarak onların toplumsal iyilik halini yükseltebilecektir.
Gündelik hayatta yerel ve mülteci kadınların annelik deneyimleri: Ankara-Sincan örneği
Gündelik hayat içinde yer alan olaylar, durumlar, insanlar ve nesnelere kısacası her şeye anlamlar yüklenir. Bu anlamlar toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilmez ya da benimsenmez. Kişinin çevresini anlamlandırmak için girdiği kategorilendirme süreci, bireylerin sosyal etkileşimi yapılandırmasını, bireyleri farklılaştırmasını ve biçimlendirmesini sağlar (Coşgun, 2004: 23-24). Bu süreçte oluşturulan "grup içindekiler"- "grup dışındakiler" ayrımı en çok gündelik hayatta "öteki" yani grup dışında tanımlananla karşılaşma anlarında ortaya çıkar. Bu tip karşılaşmalar göç süreçlerinde ve sonrasında oldukça belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Göç zorunlu olsun ya da olmasın kişinin yaşadığı yeri, çevreyi, şehri, ülkeyi geride bırakması ve yeni bir yere yerleşme çabası kişiyi olumsuz etkileyen bir durumdur (Şakar, 2019: 30). Gündelik hayat pratiklerinin tamamıyla bozulması, rutinlerin, alışkanlıkların terk edilen yerle birlikte geride bırakılamaması, toplumsal, ekonomik, kültürel değişimler kişinin bir anda yeni geldiği yere adapte olamamasına ve uyum sorunları yaşamasına sebep olmaktadır. Göçle birlikte gelenlerin yerleşiklerle etkileşime geçtikleri gündelik hayat aktiviteleri, hem gelenler hem geldikleri yerde yaşayanlar için karşılıklı uyum süreçlerini beraberinde getirir. Mülteci kadınların toplumsal uyum sorunlarını ekonomik sıkıntılar, sosyal izolasyon ve dil problemi olarak üç ana başlıkta toplayan literatür kadınların bu sıkıntılarla başa çıkma, yeni bir hayat kurma motivasyonlarının altında annelik deneyimlerinin önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu motivasyonun temel sebebi ise anneliğin inşa ediliş ve anlamlandırılış şeklidir. Kadın deneyimlerinin önemli bir parçası olarak ele alınan annelik deneyimleri, annelik sürecini ve annelik yapmayı, yaygın toplumsal cinsiyet sistemleri tarafından organize edilen ve toplumsal bir bağlamda yer alan sosyal etkileşimler ve ilişkiler olarak görülmektedir. Annelik deneyimlerinin çeşitliliği tek tip bir annelikten bahsetmenin zorluğunu göstermektedir. Bu nedenle farklı kültürlerin karşılaştığı, etkileşime geçtiği (geçmek zorunda kaldığı) durumlarda aynı kültür içinde bile çeşitlilik gösteren annelik deneyiminin bu karşılaşma anlarında nasıl bir rol oynadığı önemlidir. Tüm bu farklı kadınlık, annelik ve göç deneyimleri çerçevesinde tezin konusunu mülteci ve yerel kadınların gündelik hayatlarında annelik deneyimlerinin neler olduğu oluşturmaktadır.
4+4+4 eğitim sisteminde 60-66 aylık öğrencilerin okula hazırbulunuşlukta sosyal uyum düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmada, 60-66 aylık öğrencilerin okula hazır bulunuşluk düzeylerinin okula sosyal-duygusal uyumlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın evrenini, İstanbul Bağcılar ilçesinde 3 ilkokul ve Bahçelievler ilçesinde 1 ilkokul oluşturmaktadır. Örneklemini ise bu okulların birinci sınıflarında eğitim gören 283 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma 3 ayrı grup üzerinde yapılmıştır. Birinci grup 60-66 aylık çocuklardan oluşurken, ikinci grup 67 aydan yukarı olan çocuklardan ve üçüncü grup 60-66 aylık ile 67 ve üzeri aylık çocuklardan oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak 36 maddeden oluşan Marmara Üniversitesi Sosyal Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılmıştır. Veriler, toplam 9 öğretmenin kendi sınıflarındaki öğrencileri için değerlendirdikleri MASDU ölçeği sonuçlarıdır. Gruplar arasındaki sosyal-duygusal uyum farklılıkların anlamlılığı tek yönlü varyans ANOVA , bağımsız grup T-testi ve Tamhane's tekniği kullanılarak bulunmuştur. Analiz sonuçlarına göre bütün yaş gruplarında okula uyum sorunları görülmüştür. Öğrenci grupları arasında ise uyum açısından anlamlı farklılıklar bulunmuş ve uyum sorunu en fazla 60-66 aylık ile 67 ve üzeri aylık çocukların birlikte eğitim gördüğü sınıflarda tespit edilmiştir. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha uyumlu olduğu sonuçları elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler : Sosyal Uyum, Okul, 60-66 Aylık.
Üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin ebeveyn tutumlarına göre sosyal duygusal uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin ebeveyn tutumlarına göre sosyal duygusal uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 69 1. sınıf öğrencisi ve öğrencilerin anneleri olmak üzere 138 kişi katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 25'i (13'ü kız, 12'si erkek öğrenci) üstün zekâlı çocuklara eğitim veren özel bir okulda okuyan, yapılan WISC-R testi raporuna göre üstün zekâ tanısı almış öğrenci grubundan oluşmaktadır. Araştırya katılan diğer öğrencilerin, 44'ü (22'si kız, 22'si erkek öğrenci) üstün zekâ tanısı almamış öğrenci grubundan oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ve Marmara Sosyal ve Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin sosyal duygusal uyum düzeylerine ilişkin puanları incelendiğinde iki grubun uyum düzeyleri, sosyal çevreye pozitif yaklaşım hariç, tüm alt boyutlar ve genel olarak farklı bulunmuştur ve bu fark üstün zekâ tanısı almış öğrencilerin lehine olduğu bulunmuştur. Üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin, ebeveyn tutum düzeylerine ilişkin puanları incelendiğinde ebeveynlerin sadece aşırı koruyucu tutumları arasında anlamlı fark olduğu ve bu farkın tanı almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerin ebeveynleri lehine olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin diğer tutumları arasında ise öğrencilerin üstün zekâ tanısı almış veya almamış olmasına göre anlamlı fark yoktur (tutumları benzerdir).
Çocukların sosyal uyum ve duygu düzenleme düzeylerinin gelişiminde çocuk merkezli oyun terapisinin etkililiği
Bu araştırma "Çocukların Sosyal Uyum ve Duygu Düzenleme Düzeylerinin Gelişiminde Çocuk Merkezli Oyun Terapisinin Etkililiği"ni sınamak amacı ile yapılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında çocukların sosyal uyum ve duygu düzenleme düzeylerinin değerlendirmesi amacıyla İstanbul-Bahçelievler bölgesinde özel bir yuvaya devam eden 3-6 yaş arası toplam 100 çocuğun ebeveynine LaFrenierre ve Dumas (1996) tarafından geliştirilen ve Çorapçı, Aksan, Yalçın ve Yağmurlu (2010) tarafından Türkçe geçerlilik çalışması yapılan Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği-30 (SYDD-30) ve Shields ve Cicchetti (1997) tarafından geliştirilen ve Batum ve Yağmurlu (2007) tarafından Türkçe geçerlilik çalışması yapılan Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ) uygulanmıştır. Alınan sonuçlar doğrultusunda grubun, SYDD-30'un alt ölçeklerinden olan; sosyal yetkinlik alt ölçeği için medyan değeri 45,81; kızgınlık-saldırganlık alt ölçeği için 20,54; anksiyete-içe dönüklük alt ölçeği için 19,00; DDÖ'nün alt ölçeklerinden olan; değişkenlik/olumsuzluk alt ölçeği için 31,00 ve duygu düzenleme alt ölçeği için 25,00 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan kızgınlık/saldırganlık, anksiyete/içe dönüklük, değişkenlik/olumsuzluk alt boyutlarının medyan değerlerinin üstünde kalan ve sosyal yetkinlik, duygu düzenleme alt boyutlarında da hesaplanan medyan değerinin altında kalan katılımcılar araştırma için seçilmiştir. Demografik formda bulunan anne-baba eğitim düzeyi ve çalışma durumları da göz önünde bulundurularak seçilen 20 çocuktan 10 tanesi deney (5 kız, 5 erkek), 10 tanesi de kontrol (5 kız, 5 erkek) grubuna random atama ile atanmıştır. Deney grubundaki 10 çocukla Axline (1947) geliştirmiş olduğu oyun terapisi 8 oturum olmak üzere bireysel olarak gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu ile herhangi bir uygulama yapılmamıştır. 8 oturumun sonunda her iki grubun ebeveynlerinden Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği- 30 (SYDD-30) ve Duygu Düzenleme Ölçeklerini yeniden doldurmaları istenmiştir. Araştırmada öntest - sontest ve deney grubu ve kontrol grubu arasındaki puan farklılıkları için gruplar arası modeli kullanılmıştır. Deneysel bir araştırma modelidir. Oyun terapisi bağımsız, sosyal ve duygusal gelişim bağımlı değişkenler olarak ele alınmıştır. Araştırma soruları için (n=20) elde edilen veriler parametrik istatistik sayıltılarını karşılamadığı için parametrik olmayan analizler yürütülmüştür. Bu verilerin analizinde frekans analizi, betimleyici tablo, korelasyon analizi, Wilcoxon İşaret testi ve Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında kontrol ve deney grubunun SYDD-30 ve Duygu Düzenleme Ölçek puanlarında istatistikî olarak fark bulunmamıştır. 8 haftalık çalışma sonucunda ise oyun terapisi desteği alanların sosyal yetkinlik (U= 6.00, p<.05), kızgınlık saldırganlık (U= 9.00, p<.05), anksiyete içe dönüklük (U= 10.00, p<.05) ve değişkenlik olumsuzluk (U= 4.50, p<.05) puanlarının anlamlı derecede farklılaştığı görülmüştür. Bu bulgular alan yazındaki çalışmalar ile paralellik göstermektedir. Bu sonuç oyun terapisinin, çocuklarda sosyal uyum ve duygu düzenleme düzeyleri üzerinde etkili olan bir yöntem olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Tarlabaşı'nda yaşayanların göç sürecinde değişen bilişsel sınırlarının irdelenmesi
Göçmen toplulukları yeni bir yere ve o yerdeki mevcut sosyal dokuya uyum süreçlerinde kendilerine dair bir takım izler oluşturmakta ve bu izler bize kentin bazı sosyomekânsal parçalarını –göçmenlerin kendi egemenlik alanlarını- tanımlamaktadır. Her fiziksel göç ile birlikte sosyal yapının da taşınması bu izleri belirgin hale getirirken; özellikle yoksul göçlerinde uyum sürecindeki kalabalık yaşamın varlığı ve dayanışma çerçevesinde sosyal birlikteliğin daha da sıkılaşması bu duruma daha fazla önem atfetmektedir. Kuvvetlenen bu sosyal birliktelik bünyesinde; mahremiyet alanı, egemenlik alanı ve savunulan alan algısını barındırmaktadır. Uyumun ve yardımlaşmanın sağlanamadığı, birlikteliğin oluşmadığı tezat durumlarda ise yabancılaşma gözlemlenmekte ve ayrıştırıcı sınırlar oluşmaktadır. Bu sebeplerle yoksul göçlerinde yeni yere uyum; göçmenlerin kendi sosyokültürel grupları içinde dayanışma ağları kurup, ağ içerisindeki sınırları muğlaklaştırdığı ve diğer kültürlere ve kentin kalanına yabancılaşarak, kendi ağları dışına daha net sınırlar çizdiği bir sürece dönüşmektedir. Egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri kavramlarına insan çerçevesinde odaklanan ve bu odağı Tarlabaşı örneği üzerinde irdeleyen çalışmanın temel savı mekân algısının mekânın fiziksel özellikleri kadar yaşattığı sosyal özelliklere de bağlı olduğu savunusudur. İnsan çevreyi, fiziksel ve sosyal yapının ayrılmaz bütünlüğü içinde; hem ondan etkilenerek hem de onu etkileyerek algılar. Bu noktada algı ve davranışa dair süreçlerin tutarlı bir analizi için salt fiziksel etmenlere odaklanmak yerine; psikolojik, sosyolojik, kültürel, ekonomik etmenler bir bütün içinde değerlendirmeye alınmalıdır. Bu gereklilik sebebiyle çalışma kapsamında bütünlüklü bir kuramsal altyapı sunan işlemselci (ing. transaksiyonalist) yöntemden yararlanılmıştır. Bu kuramsal çerçevede çevresel davranış, egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri değerlendirilmiştir. Bu çerçevede öncelikle işlemselci yöntem detaylı biçimde incelenmiş; çevre davranışın bilişsel kuramları çerçevesinde bilişim, algı ve davranışın bütünleşik süreçler olarak ele alınmasından faydalanılmıştır. Bilişsel haritalama ve mekân imgeleri üzerinde durulmuştur. Ardından bilişsel alan kuramları irdelenmiş; mahremiyet, egemenlik alanı ve savunulan alan olgularına yoğunlaşılmıştır. Göç çerçevesinde ise komşuluk ilişkilerini ve uyum sürecini yöneten, anlatan durumlar olarak uyum ve çevresel stres kavramları öne çıkmaktadır. Kuramsal çerçevenin ardından geliştirilen alan çalışmasında ise Tarlabaşı'nda yaşayan kişilerin egemenlik alanı ve savunulan alana dair algısının bağımlı olduğu faktörler araştırılmıştır. Göç öncesi, göç sonrası ve mevcut durum halinde süreci gösteren üç dönem; konut ve hane durumu, yaşam hissiyatı, komşulukla ilişki ve yardımlaşma, egemenlik alanı / savunulan alan algısı kapsamında karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte yabancılar ve geçici ziyaretçiler ile göçmenlerin ilişkileri; kültürler arası ilişkiler; göçmenlerin Tarlabaşı'nın içinde ve dışında vakit geçirdiği yerler ve kentin bu parçaları hakkındaki düşüncelerine dair bilgiler edinilmiştir. Alan çalışmasında 41 kişilik bir görüşme grubuna anket yapılarak sosyodemografik özellikler, göç süreci, sosyal yapı ve kültürler arası ilişkiler ve bilişsel haritalamaya ait bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Bilgiler SPSS'e girildikten sonra frekans ve çapraz tablo analizleri yapılmıştır. Çapraz tablo analizlerinde X2 (Ki-Kare) testi yapılmış ve 0.05 altı değerler bağıntı olarak Kabul edilmiştir. Egemenlik ve savunulan alan konut ve boş vakitte gidilen yerlerin bilgileri sentezlenerek haritaya aktarılmıştır. Bunun sonucunda Tarlabaşı'nda sosyokültürel bağlam temelinde yerleşim ve egemenlik alanı tanımının ortaya konması amaçlanmıştır. Alan çalışması sonucunda sosyal ilişkilerin bileşeni olarak komşuluk ilişkisinin niteliği, yardımlaşma düzeyi, görüşme sıklığı ve ev ziyaretleri ile egemenlik alanı / savunulan alan algısı arasında bağıntı bulunmuştur. Komşuluk ilişkisi olumlu oldukça egemenlik alanı / savunulan alan sınırları genişlemektedir. Benzer şekilde semtte yaşam süresi ve ilişki kurulmak istenen sosyokültürel gruplar arasında da ilişki tespit edilmiştir. Göç eden toplulukların akraba, hemşeri ve komşuluktaki diğer kimselerle kurdukları dayanışma ağları ile çevresel stresi, yabancılaşmayı azaltıp kente uyum sağlamaya çalıştıkları ve izlenen bu süreçte egemenlik alanının daha dar olduğu tespit edilmiştir. Tüm bunlara ek; göç zamanı ve bu yerde geçirilen süre diğer göçmenler tarafından benimsenme konusunda önemli bir kıstas olarak tespit edilmiştir. Bu noktada kuramsal çerçevede edinilen bilgi; çalışmanın temellendiği savunuyla paralel biçimde kentin bir bütün olarak algılanması, deneyimlenmesi ve anlamlandırılması gerekliliğidir. Göç koşullarının olumsuzluğu bir yandan mevcut sosyal çevreyi güçlendirerek görece olumlu ve geniş mekânsal aidiyet sunsa da; beraberinde getirdiği kentin ve kentlinin kalanına ve sonradan gelen göçmenlere karşı yabancılaşma olumsuz görülmektedir. Mimarlık mesleği mekânın en nihayetinde bir araç olduğunun farkını hatırlayarak, mekân deneyimi ve algısının özünde sosyal, ekonomik, psikolojik ve kültürel faktörlerin etkisinde oluştuğunu göz önünde bulundurmalıdır.
5-8 yaş çocukların sosyal uyum becerilerinin yordayıcısı olarak anne baba tutumları
Bu araştırmanın amacı, ebeveyn tutumlarının 5-8 yaş çocuklarının sosyal uyum becerileri üzerindeki etkisini araştırmaktır. Ayrıca araştırmada seçilmiş alt boyutlara göre ebeveyn çalışma durumunun anne baba tutumu ve sosyal uyum becerileri arasındaki ilişkiyi yordama düzeyine bakılmıştır. Çalışmanın evrenini İstanbul ilindeki Özel Bahçeşehir Bahçeşehir okullarında eğitim 5-8 yaş arası öğrencilerin 187 velisi oluşturmaktadır. Katılımcılara Demografik bilgi formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği (SUBÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın temel sorularının yanıtlanması için korelasyon, regresyon analizi ve t-testi analizlerineden yararlanılmıştır. Regresyon analizleri sonucunda, sosyal uyum ve becerileri yordayan değişkenlerin ebeveyn tutumları alt boyutlarından, demokratik tutum, otoriter tutum ve izin verici tutum olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte yapılan korelasyon analizi sonucunda ebeveyn tutumu alt boyutlarından olan aşırı koruyucu tutumun, sosyal uyum ve beceri alt boyutlarından herhangi birini yordamadığı görülmüştür. Araştırmada yapılan t-testi sonucunda ise; ebeveyn tutumları alt boyutlarından olan, izin verici tutumun, sosyal uyum ve berilerin alt boyutlarından olan dikkat ve hareketlilik ile dürtüsellik boyutlarının ebveyenlerin çalışma durumlarına göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği bulgulanmıştır. Analizler sonucu elde edilen bulgular, literatür ışığında kuramsal olarak tartışılmıştır
İzmir'in Buca ilçesine göç eden yetişkinlerin göç nedenleri ve uyum düzeyleri ilişkisi
Son yıllarda ülkemizde büyük şehirlere doğru artan göç hareketleri görülmektedir. Bu göç hareketleri doğal olarak hem bireysel hem de sosyolojik sorunların tetikleyicisi olabilmektedir. İnsanlar; ekonomik nedenlerden, siyasi nedenlerden, kültürel nedenlerden, doğal nedenlerden, eğitim nedenlerinden, bireysel nedenlerden, savaş vb. nedenlerden ötürü iç göç ya da dış göç hareketleri gerçekleştirebilmektedir. İç göç hareketleri sonucunda göç eden kişilerde kendini gerçekleştirme problemleri, nevrotik eğilimler, psikotik eğilimler, duygusal kararlılık sorunları, aile ilişkilerinde problemler, sosyal ilişkilerde sorunlar ve antisosyal davranış sorunları görüldüğü çeşitli araştırmalar sonucu ortaya koyulmuştur. Çalışmanın tipi kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırmadır. Bu çalışmada üzerinde durulması plananlanan iç göç faaliyetlerinin nedenleri ülkemizin özelliklerine göre açıklanacak olup iç göç nedenleri ile göç eden kişilerde kişisel ve sosyal uyum düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunup bulunmadığı test edilecektir. Bu çalışmada, iç göç edenlerin ne gibi uyum problemleriyle karşılaştığı, göç etme nedenlerine göre uyum sorunları yaşanıp yaşanmadığını da test edilecektir. Çalışma İzmir'in en çok iç göç alan bölgelerinden olan Buca ilçesinde yapılacaktır. TÜİK' ten edinilen bilgilere göre araştırmanın örneklemini 2014-2018 yılları arasında İzmir'in Buca ilçesine göç eden ve yaşamına İzmir'in Buca ilçesinde devam eden yaklaşık 129217 kişiden seçilecek olan 400 kişi oluşturacaktır. Araştırmanın örneklemini ise çalışma evreninden %95 güven aralığı %5 düzeyinde hata payıyla hesaplanarak basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 400 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmaya gönüllü olarak katılacak yetişkinlere Sosyodemografik Bilgi Formu ve Hacettepe Kişilik Envanteri (HKE) verilecektir. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilecektir.
Afganistanlı mültecilerin sosyal uyuma ilişkin deneyimleri
Sosyal uyum, göçü deneyimleyen kişiler için yeni toplumda karşılıklı etkileşim kurarak eşit fırsatlarla birlikte yaşama durumudur. Bir başka deyişle, mültecilerin ev sahibi ülkenin yapısına katılımında güven ve umudu içeren karşılıklı dinamik süreçtir. Bu fenomenolojik araştırmanın amacı, Karaman'da yaşayan Afganistanlı mültecilerin sosyal uyuma ilişkin deneyimlerini ele almak ve karşılaştıkları güçlükleri belirlemektir. Araştırmanın örnekleminin belirlenmesinde ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda Karaman'da yaşayan 26 Afganistanlı yetişkin ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma verileri MAXQDA programı yardımı ile çözümlenmiştir. Araştırma verileri "Göç Süreci" ve "Sosyal Uyum" olmak üzere 2 ana tema, 2 alt tema ve 15 kategoriden oluşmaktadır. Bu çalışmada mültecilerin göç öncesinde, sırasında ve sonrasında fiziksel, psikolojik ve sosyal zorluklar yaşadıkları ortaya konulmuştur. Sosyal ilişkiler, iş, konut, sağlık, eğitim, sosyal yardım, yasal konular, güvenlik, kültür farklılığı gibi alanlarda yaşanan fırsat ve güven eksiklikleri sosyal uyumu olumsuz etkilemektedir. Afganistanlı mültecilerin sosyal ilişkilerini çoğunlukla kendi aralarında geliştirdikleri sosyal bağlarla kurduğu; yerel toplumla sosyal köprülerin ve kamu kurumlarıyla sosyal bağlantıların zayıf olduğu görülmüştür. Mültecilerin kendi aralarında geliştirdikleri sosyal bağlar iş, konut, sosyal yardım vb. ihtiyaçların karşılanmasında aktif olarak sosyal sermaye sunmakta; Türkçe bilmeyen kişiler için yerel toplumla ve kamu kurumlarıyla ilişkilerin kurulmasını kolaylaştırmaktadır. Mülteciler geleceklerine yönelik belirsizlikler nedeniyle umutsuzluk yaşamaktadırlar. Kişilerin karşılaştıkları zorlukların temelinde, görünmezlikleri bulunmaktadır. Geçicilik algısıyla bu kişileri kapsayan sosyal uyum politikalarının geliştirilmediği düşünülmektedir. Karşılıklı dinamik süreci içeren sosyal uyum politikaları, mülteciler ile yerel halk ve kurumlar arasındaki ilişkilerin geliştirilerek barışçıl bir toplumsal düzene ulaşılması bakımından önemli görülmektedir. Sürecin yönetilmesinin ulusal ve uluslararası yönetişimle gerçekleşebileceği düşünülmektedir.
Koklear implant kullanıcısı okul öncesi çocukların fonksiyonel işitme, sosyal uyum ve motor koordinasyon performanslarının incelenmesi
Bu çalışmada koklear implant kullanan okul öncesi çocukların fonksiyonel işitmeleri, dil gelişimleri, sosyal uyum becerileri ve motor koordinasyon performansları incelenmiştir. Birbirine bağlı olarak geliştiği ve değiştiği düşünülen bu alanlara yönelik okul öncesi dönemde yapılacak olan çalışmalar, koklear implant kullanıcılarının ilkokul çağına adaptasyonunu sağlar. Çalışmamıza 4 yaş ile 6 yaş 11 ay arasında koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan ailelerden izin alınmak sureti ile 30 gönüllü çocuk katılımcı (14 kız, 16 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara ''Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL)'', Koklear İmplant Sonrası İletişim Becerilerinin Değerlendirilmesi (PKİİB)'', ''Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği 4-6 yaş (SBDÖ)'' ve ''Bruininks-Oseretsky Test of Motor Proficiency-2 (BOT-2)'' testine ait Manual Dexterity (manuel el becerisi) ve Bilateral Coordination (ikili koordinasyon) olmak üzere 2 alt test uygulanmıştır. Sonuç olarak; PKİİB ile SBDÖ total puanları arasındaki ilişki, TEDİL ile PKİİB total puanları arasındaki ilişki ve TEDİL alıcı dil alt test puanları ile SBDÖ puanları arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (p<0,05). Uygulanan SBDÖ ve BOT-2 alt testleri arasında istatistiksel açıdan bir ilişki saptanmamış olup PKİİB total puanları ile BOT-2 "Manual Dexterity" alt test puanları arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (p<0,05). BOT-2 ''Manuel Dexterity'' alt test puanları ile TEDİL alıcı dil, ifade edici dil standart puanları ve bozukluk dereceleri arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (P<0,05). Koklear implant kullanıcısı okul öncesi çocuklara yönelik belirlenen alanlar arası etkileşimin aynı anda incelendiği bu tarz geniş kapsamlı araştırmanın benzerine literatürde rastlanmamış olup bu çalışmaya yönelik ilk hedefimiz; etkileşim içerisinde olduğu belirlenen alanlara yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, uygulanması ve bu sayede olası problemlerin en aza indirgenmesidir.
Kadınların boşanma sonrası yaşama uyumu: Bilişsel Davranışçı Kurama dayalı psikoeğitim programının etkililiği
Bu araştırmanın amacı, Bilişsel Davranışçı Kurama dayalı geliştirilen psiko-eğitim programının boşanmış kadınların boşanma sonrası duygusal/sosyal uyum düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada karma yöntem araştırmalarından iç içe karma desen kullanılmıştır. Bu bağlamda araştırmanın nicel deneysel aşamasında ön test-son test-izleme ölçümlerinin yapıldığı kontrol gruplu gerçek deneysel model kullanılmıştır. Ayrıca deney öncesinde boşanmış kadınların boşanma sonrası yaşama uyuma ilişkin ihtiyaç ve görüşlerini belirlemek ve programın alt yapısını oluşturmak amacıyla 12 kadınla yüz yüze görüşmeler yapılmış ve araştırmanın nitel verileri toplanmıştır. Araştırmanın deneysel sürecine her iki grupta 15 kadınla başlanmış ancak deney sürecindeki deney kayıpları soncunda deney grubunda 12 kadınla, kontrol grubunda 11 kadınla grup süreci tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri Fisher Boşanmaya/Ayrılığa Uyum Ölçeği-Kısa Formu ve Kişisel Bilgi Anketi aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma sonucunda Bilişsel Davranışçı Kurama dayalı geliştirilen psiko-eğitim programının boşanmış kadınların boşanma sonrası yaşama uyumunu arttırmada etkili olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda psiko-eğitim programı kadınların yas tepkilerini, ilişkiden duygusal ayrışma düzeylerini, öfke tepkilerini azaltmada ve kendilik değerlerini arttırmada etkili olmuştur. Kontrol grubunda anlamlı farklılıklar görülmemiştir. Beş hafta sonra gerçekleştirilen izleme ölçümlerinde psiko-eğitim programının etkililiğinin devam ettiği görülmüştür.
Social cohesion in forced migration: an attempt to operationalize social cohesion for syrians under temporary protection in Turkey
Forced migration of Syrians facilitated unique progresses and exceptional changes in Turkey when previous experience with inward forced migration movements to Turkey are taken into account. Syrians' en masse registration under Temporary Protection was in compliant with the protection assurances of 1951 Convention and 1960 Protocol, albeit being a situation where reservations could apply. As a country of asylum, it was the first time when Turkey decided to mobilize Local Integration as a solution for a forced migration situation rather than resettlement or voluntary repatriation. Turkey reformulated Local Integration as Harmonization which necessitates interaction of forced migrant and host communities as well as the host country. While doing so, Harmonization explicitly segregated from the commonly accepted notions of assimilation and integration, while at the same time the concept is affiliated as an end state to be achieved. In order to do so, social cohesion, which is the faculty of intergroup interactions, identified as a medium for achieving Hannonization. However, the identification was merely the beginning ofthe process. Despite literature saturated with works on social cohesion, there are very few works on its relationship with forced migration. Therefore, attested to the unique and exceptional disposition of Syıians in Turkey as well as being an on-going forced migration situation, this study aims to investigate how social cohesion can be defined, how the definition can be applied in this situation, and what are the plausible dimensions and parameters for operationalizing social cohesion in order to achieve Harmonization as the intended outcome. Keywords: Syrians under Temporary Protection in Turkey, intergroup interactions, social cohesion, forced ınigration, operationalization
An evaluation on the contribution to social cohesion in forced migration through employment: The case of Syrians in the context of Turkey
This study revals that employment is a functional instrument that contributes to the mechanism, considering that social cohesion is a tool that ensures the continuation of the socio-economic order of the modern-capitalist state. In social cohesion activities carried out for the employment of refugees, the state, as the most determining actor, takes the needs of the market as a criterion. Sectoral requirements at the national and global level in employment-related activities determine the work of refugees. In this process, non-governmental organizations support the state and play a facilitating role in the field. This functional aspect of employment for social integration also proposes an item, "the irony of social cohesion as a class instrument" for the agenda. But the organizational scope of the right to work may conflict with this contrast of social cohesion. The social order can be challenged, thanks to the collective resistance that employment provides to sectors of labor. However, as the disadvantage of labor groups in terms of accessing rights and services increases, as is the case with refugees, this unique aspect of employment against social cohesion begins to disappear. This situation increases the fragility of these segments and causes them to regress in social life. The employment of Syrians in our country is an important example of this theoretical perspective. In line with the interviews with the actors operating in the employment of refugees throughout Turkey and differing from each other in terms of administration, it is observed how the employment of Syrians contributes to the socio-economic order that the state tries to protect through the aim of social integration and in fact, the market rules dominate. Keywords: State, Social cohesion, Social integration, Classism, Employment, Syrians.
Eleştirel okuryazarlık sürecinin kültürel açıdan karma ilköğretim 4. sınıf öğrencilerinin kültürlerarası yeterliliklerine etkisi
Bu araştırmada, ilköğretim 4. sınıf öğretim programında yer alan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi kapsamında, geçici koruma altında bulunan Suriyeli öğrencilerin de öğrenim gördüğü bir şubede gerçekleştirilen barış, eşitlik ve mültecilik deneyimi kavramlarına dair eleştirel okuryazarlık süreci değerlendirilmiş ve bu sürecin öğrencilerin kültürlerarası yeterliliklerine olan yansıması belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma, öğrencilerin uygulama öncesinde ve sonrasında barış, eşitlik ve mültecilik kavramlarına dair algılarını yansıttıkları resimlerin analizine odaklanmış ve öğrencilerin varsayılan kültürlerarası yeterliliklerinin resimlere etkileşim, iletişim ve konumlandırma açılarından nasıl yansıtıldığı incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ili, Mamak ilçesinde bulunan bir ilköğretim okulunda, 4. sınıfın bir şubesine devam eden kültürel açıdan karma öğrenciler ve sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışma grubu benzeşik amaçlı örneklem yoluyla seçilmiştir. Araştırmada sınıf öğretmeni için hazırlanan Kültürlerarası Yeterlilik Gözlem Formu ve yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile saha notları, eleştirel okuma gözlem formu, öğrenci ürünleri ve uzman görüşü veri çeşitlemesi amacıyla kullanılmıştır. Araştırmada eleştirel okuma sürecinin iki kültüre ait öğrencilerin aralarındaki empati, tolerans ve saygı duygusunu arttırdığı, sürecin sonunda öğrencilerin daha fazla iletişim kurmaya, etkileşimde bulunmaya başladıkları, Suriyeli öğrencilerin iletişim ve uyum, aidiyet konularında ilerleme kaydettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin kültürlerarası yeterlilik bağlamında etnomerkezci düzeyden etnorelativist düzeye doğru bir geçiş izledikleri belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: : ilkokul, kültürel olarak karma sınıf, eleştirel okuryazarlık, kültürlerarası yeterlilik, sosyal uyum
WISC-IV sonuçlarına göre normal ve üstün yetenekli olarak değerlendirilen altı-on yaş arasındaki çocukların sosyal uyum ve beceri düzeylerinin aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumları ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Üstün yetenek, bireylerin belirli alanlarda ileri düzeyde olmasını ifade etmektedir. Üstün yetenekli bireylerin çevrelerini diğer bireylerden farklı şekilde algıladıkları bilinmektedir. Erken yaşantıda desteklenen üstün yetenekli bireyler gelecek yaşantılarında var olan potansiyellerini sergileyebilme olanağına sahip olmaktadır. Sosyal beceriler kişinin sosyal yaşantıyı anlaması ve duygu durumuna göre hareket edebilmesi olarak ifade edilmektedir. Bireyin sağlıklı bir yaşam sürmesi, sosyal, duygusal, bilişsel, motor ve dil becerilerinin gelişebilmesi için eğitim önemlidir ve bu eğitimin ilk başladığı kurum ise ailedir. Aile ortamı ve anne baba tutumları bireylerin sosyal uyum ve becerilerini büyük oranda etkilemektedir. Bu bilgiler kapsamında araştırmanın amacı; üstün yetenekli olan çocukların sosyal uyum ve beceri düzeylerinin normal zihin düzeyinde olan çocukların sosyal uyum ve beceri düzeylerinden farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak ve sosyal uyum ve beceri düzeylerinde anne baba tutumlarının etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma ilişkisel tarama modeli baz alınarak uygulanmıştır. Örneklem seçimi basit-rastgele örneklem seçimi türüne göre yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 6-10 yaş arası çocuk bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 6-10 yaş arası 90 çocuk birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Veri Formu, Sosyal Uyum Ve Beceri Ölçeği (SUBÖ), Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARI) ve Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV (WISC-IV) kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgu sonuçlarına göre bütün katılımcıların Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği (SUBÖ) Dikkat ve Hareketlilik, Onay İhtiyacı alt boyutları ile Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (PARI) Aşırı Kontrol / Aşırı Annelik alt boyutu arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği (SUBÖ) Dikkat ve Hareketlilik alt boyutu ile Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (PARI) Sıkı Disiplin ve Aşırı Kontrol alt boyutu arasında ise pozitif yönde ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Sosyal Uyum ve Beceri Ölçeği (SUBÖ) ve alt boyutlarından Sosyal ilişki, Duygu Durumu, İçe Dönüklük, Engellenme Eşiği ve Dürtüsellik ile Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (PARI) Demokratik Tutum ve Eşitlik Tanıma alt boyutu arasında negatif yönde ilişki olduğu görülmüştür. SUBÖ Onay ihtiyacı alt boyutu ile PARI Sıkı Disiplin alt boyutu arasında ise pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Üstün zekâ aralığında olan bireylerin ve normal zekâ aralığında olan bireylerin SUBÖ dikkat ve hareketlilik alt puanları ile PARI aşırı kontrol, sıkı disiplin, ev kadınlığını reddetme alt boyutları arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre, çocukların zekâ seviyesinden bağımsız olarak, ebeveynler demokratik tutum sergilediğinde, çocukların sosyal uyum ve beceri düzeylerinde artış meydana gelmektedir. Bu kapsamda çocukların sosyal uyum ve becerilerini arttırmak adına anne baba tutumları üzerine yapılacak olan eğitim ve çalışmaların yararlı olabileceği düşünülmektedir.
Özel gereksinimli çocukların rehabilitasyon desteği almasının sosyal uyuma etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı özel gereksinimli bireylerin tanıları ve eğitime başlama yaşları dikkate alınarak rehabilitasyonun sosyal uyumlarına etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca elde edilen oranlar üzerinde etkili olan faktörlerin saptanması amaçlanmaktadır. Çalışmaya 9-17 yaş aralığında en az 6 ay rehabilitasyon desteği almış özel gereksinimli bireyler katılmıştır. Anket çalışması 50 özel gereksinimli birey 50 kontrol grubunda olacak rehabilitasyon desteğine ihtiyaç duymayan birey üzerinde uygulanmıştır. Özel gereksinimli bireylere anket, eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere iki adet doldurtulup rehabilitasyon dan aldıkları eğitimin sosyal uyumlarına etkisi daha net incelenmiştir. Bu araştırmada, özel gereksinimli bireylere; duygusal kararlılık, dışa dönüklük, deneyime açıklık, uyumluluk gibi kişilik özelliklerinin yanı sıra, özsaygı, kontrol odağı, başa çıkma stratejileri ve kişilerarası ilişkiler gibi diğer yönleri de değerlendirme amaçlı Hacettepe Kişilik Envanteri uygulanmıştır. Ayrıca, demografik özellikleri içeren bilgi toplama formu da önemli bir veri toplama aracıdır. Yaş, eğitime başlama yaşı, eğitim süresi ve cinsiyet gibi faktörler, özel gereksinimli bireylerin sosyal uyum ve beceri düzeylerini etkileyebilir. Bu nedenle, bu özelliklerin belirlenmesi, daha doğru sonuçlar elde etmek açısından önemlidir. SPSS, sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan bir istatistiksel analiz yazılımıdır ve verilerin analizi için sıkça tercih edilir. Araştırmada elde edilen veriler bu programda analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Rehabilitasyon, Sosyal Uyum, Hacettepe Kişilik, Envanter
Ankara AMATEM kliniğinde tedavi gören bireylerin tedavi sürecindeki deneyimleri ve taburculuk sonrası gereksinimleri
Bu çalışma AMATEM kliniğinde tedavi gören bireylerin tedavi sürecindeki deneyimlerini ve taburculuk sonrası gereksinimlerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma tarama türünde betimsel bir araştırmadır. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM kliniğinde tedavi gören 76 alkol ya da madde kullanım bozukluğu tanısı konulmuş birey, çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak araştırmacı tarafından hazırlanmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, araştırmacının klinikteki gözlemleri, konu ile ilgili araştırmalar ve literatürden elde edilen bilgiler ışığında yorumlanmıştır. Araştırmaya katılanların ağırlıklı olarak genç yetişkinlik döneminde, erkek, bekar ve eroin kullanımı olan bireylerden oluştuğu, madde kullananların yaş ortalamasının alkol kullananlara göre oldukça düşük olduğu, katılımcıların yaklaşık yarısının (% 56.6) işsiz olduğu, 1/5'inin ise düzensiz çalıştığı, ailesi ile yaşayanların çoğunlukta olduğu saptanmıştır. Katılımcıların tedavi ortamı olanakları ve tedavi ekibi hakkındaki değerlendirmeleri olumlu yöndedir. Klinikten aldıkları hizmeti iyi bulanların oranı yüksektir. En fazla güvenlik görevlileri ile ilgili sorun yaşadıkları tespit edilmiştir. Tedavi yöntemlerini yetersiz ve geliştirilebilir olarak görenlerin sayısı yüksektir. Hastaların yarısının dışarıdaki yaşamla ilgili kaygılarının olduğu, dışarıdaki yaşamdan korktukları ortaya çıkmıştır. Katılımcılar ayık kalabilmeleri için düzenli olarak çalışmaları ve tıbbi tedavi görmeleri gerektiğini düşünmektedirler. Katılımcıların yaklaşık yarısının taburculuk sonrası sunulan hizmetlerle ilgili bilgisi yoktur. Düzenli iş olanağı, tıbbi tedavi, bireysel danışmanlık ve aile görüşmeleri taburculuk sonrası en fazla ihtiyaç duyulan hizmetlerdir. Katılımcıların yarısından fazlasının (% 59.2) yarı yol evi benzeri bir hizmet modeli olsa bundan yararlanacağı sonucu çıkmıştır. Türkiye'de bağımlı bireylerin sorun ve ihtiyaçları ile yeterince ilgilenilmediğini düşünenler çoğunluktadır. Katılımcılara göre Türkiye'deki tedavi merkezlerinin sayı ve kapasitesi az, tedavi süresi kısa ve tedavi yöntemleri yetersizdir. Uluslararası iyi uygulama örnekleri örnek alınarak tedavi seçenekleri artırılmalı, taburculuk sonrası sunulan rehabilitasyon ve toplumla yeniden bütünleşme hizmetleri güçlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Alkol/madde bağımlılığı, tedavi, rehabilitasyon, sosyal uyum, sosyal hizmet
Oyun temelli sosyal uyum programının 5-6 yaş grubundaki çocukların sosyal becerileri ve oyun becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmayla oyun temelli hazırlanan eğitim programının 5-6 yaş grubu çocukların sosyal becerileri ve oyun becerileri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında oyun temelli ve sosyal becerileri desteklemeyi hedefleyen etkinliklerden oluşan bir program hazırlanmıştır. Araştırma İstanbul'un Güngören ilçesinde yer alan bir anaokulunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve 5-6 yaş grubunda toplam 38 (19 deney, 19 kontrol) 5-6 yaş grubu çocuk araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 'Genel Bilgi Formu, PKBS-2 Sosyal Beceri Alt Ölçeği ve Oyun Becerileri Değerlendirme Ölçeği (OBDÖ)' ile toplanmıştır. Program uygulaması ön değerlendirme ve son değerlendirme aşamaları dahil 14 hafta sürmüştür. Deney grubunu oluşturan çocuklara uygulanan program 9 haftalık süre ile haftada 2 gün toplamda 27 etkinliğin uygulanması ile tamamlanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan çocuklara sadece ön değerlendirme ve son değerlendirme aşamalarında araştırma kapsamında kullanılan ölçekler uygulanmıştır. Ön değerlendirme aşamasında uygulanan ölçekler sonrasında kontrol grubunu oluşturan çocuklar normal eğitimlerine devam etmiştir. Ölçekler deney ve kontrol grubu çocuklarının ebeveyn ve öğretmenleri tarafından doldurulmuştur. Uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler SPSS 23.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen verilere uygulanan Shapiro-Wilk ile çarpıklık ve basıklık değerlerine göre uygun olan parametrik veya nonparametrik testler ile analiz tamamlanmıştır. Deney grubuna uygulanan 'Oyun Temelli Sosyal Uyum Programı'nın öğretmen değerlendirmelerine göre çocukların sosyal becerileri ve oyun becerileri üzerinde olumlu etkisinin olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları ilgili literatür doğrultusunda tartışılmış ve yorumlanmıştır. Son olarak araştırmanın sonuçları özetlenmiş, uzmanlara ve araştırmacılara öneriler verilmiştir.
Yaşam becerileri programının beş yaş çocuklarının yaşam becerileri, benlik algıları ve sosyal duygusal uyum düzeylerine etkisi
Bu araştırma, Yaşam Becerileri Programının beş yaş çocuklarının yaşam becerileri, benlik algıları ve sosyal duygusal uyum düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ön test, son test ve izleme testli kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bağımsız anaokullarına giden beş yaş grubu, 22'si deney (12 kız, 10 erkek), 19'u kontrol (10 kız, 9 erkek) olmak üzere toplam 41 çocuk oluşturmuştur. Çocukların yaşam beceri düzeylerini belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen Erken Çocukluk Yaşam Becerileri Ölçeği, benlik algı düzeylerini belirlemek için Demoulin Çocuklar İçin Benlik Algı Testi ve sosyal duygusal uyum düzeylerini belirlemek için de Marmara Sosyal Duygusal Uyum Ölçeği 5 yaş formu kullanılmıştır. Veri toplama araçları deneysel işlem öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Deney grubuna eğitim programının bitiminden 4 hafta sonra üç ölçme aracı yeniden uygulanmıştır. Veriler SPSS 21 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada, demografik bilgilerin betimlenmesinde; frekans (f) ve yüzde (%) kullanılmıştır. Verilere ilişkin normallik testleri Shapiro-Wilk Testi aracılığı ile analiz edilmiştir. Normal dağılımdan gelmeyen ikili gruplar arasındaki farklılıklar Mann Whitney U, normal dağılımdan gelmeyen bağımlı değişkenler arasındaki farklılık ise Wilcoxon Testi ile incelenmiştir. Araştırma sonunda deney grubu çocuklara uygulanan Yaşam Becerileri Programının beş yaş çocuklarının yaşam becerileri, benlik algı ve sosyal duygusal uyum düzeyleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yarattığı tespit edilmiştir.
Geçici koruma statüsünde bulunan suriyeli üniversite öğrencilerinin göç sürecindeki uyum yaşantıları
Bu araştırmanın amacı geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli üniversite öğrencilerinin göç sürecindeki uyum yaşantılarını incelemktir. Bu amaçla nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara'daki devlet üniversitelerinde eğitim gören 7'si kadın, 7'si erkek 14 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilmiştir. Geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli üniversite öğrencilerinin göç sürecindeki uyum yaşantılarını incelerken dört kategori belirlenmiştir. Bu kategoriler; Suriye'deki yaşam, Türkiye'ye geçiş süreci, Türkiye'ye entegrasyon ve üniversite yaşamıdır. Bu dört kategori içerisinde on iki tema yer almaktadır. Bu temalar; (1) Çocukluk çağı, (2) savaş öncesi yaşantı, (3) savaşın etkileri, (4) geçiş faktörleri, (5) ilk yaşantılar, (6) Türkiye'den beklentiler, (7) risk faktörleri, (8) koruyucu faktörler, (9) gelecek beklentileri, (10) dayanıklılık, (11) dışlanma/aidiyet, (12) üniversitenin imkânlarıdır. Her bir temanın kendine ait alt temaları bulunmaktadır. Araştırma bulguları bu alt temalar kapsamında değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları geçici koruma altındaki Suriyeli üniversite öğrencilerin diğer Suriyelilere göre daha kolay ve hızlı bir şekilde sosyal uyum sürecini yaşadıklarına işaret etmektedir. Savaşın etkileri katılımcıların Türkiye'de yaşadıkları zor durumlara karşı dayanıklılığını ve Türkiye'ye uyum sürecini etkilemektedir. Katılımcıların Türkiye'ye sosyal uyumunu etkileyen en önemli faktörlerden bazıları sosyal ve psikolojik destek kaynakları, bireysel özellikler, üniversite eğitimi almak, üniversitedeki sosyal faaliyetlerdir.
İzmir'deki Afrikalı öğrencilerin yaşam kalitesinin belirlenmesi ve ilişkili etmenlerin değerlendirilmesi
Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir araştırma planlanıp yürütülmüştür. İzmir'de öğrenim gören ve "Afrikalı Öğrenciler Derneği"ne üye olan 352 öğrenci araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışma öğrencilerin ikamet ettiği yurtlar (İnciraltı yurdu, Çiğli erkek yurdu) ya da okuduğu üniversitelerde (Ege üniversitesi, Dokuz Eylül üniversitesi) yürütülmüştür. Öğrencilerle yüz yüze görüşülerek 3 bölümden oluşan anket formu doldurulmuştur. Bağımlı değişken olan yaşam kalitesi düzeyini belirlemek üzere WHOQOL-BREF yaşam kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler; sosyo demografik özellikler, sağlık durumu ve alışkanlıklar ve sosyal uyumdur. Katılımcıların sosyal uyumunu belirlemek için 20 sorudan oluşan "Üniversite Sosyal Uyum Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20,0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. P<0.05 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Afrikalı öğrenciler yaşam kalitesi puanı ile bağımsız değişkenlerin ilişkisi t-testi ve ANOVA analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin %28,6 kız, %74,4'sı erkektir. Öğrencilerin yaş ortalaması 23.78±2.61'dir. Öğrencilerin WOQOL-BREF alt boyutlarından aldıkları puanlar: Fiziksel sağlık 12,70±2,80, genel sağlık durumu 15,90±0,70, psikoloji 11,40±1,70, sosyal 14,38±3,34, çevre 5,45 ±1,80 olarak hesaplanmıştır. Fen fakültesinde okuyan, Türkçe okuma seviyeleri iyi olan, Türkçe yazma seviyeleri çok iyi olan öğrencilerin WOQOL-BREF yaşam kalitesi ölçeğinin fiziksel alt boyutu puanları yüksektir (p<0.05). Gelir giderden fazla olan öğrencilerin, Türkçe okuma düzeyi çok iyi olan, TÖMER dil seviyesi C1 olan öğrencilerin, sosyal uyum düzeyleri yüksek olan öğrencilerin, geliri giderinden fazla olan öğrencilerin WHOQOL-BREF psikolojik alt boyutunda yaşam kalitesi puanları daha yüksektir (p<0.05). Lisans öğrencilerinin, geliri giderden az olan öğrencilerin, Türkçe yazma düzeyleri orta olan öğrencilerin, TÖMER dil seviyesi C1 olan öğrencilerin, sosyal uyum düzeyleri düşük olan öğrencilerin WHOQOL-BREF yaşam kalitesi sosyal boyutundan aldıkları puanlar düşüktür (p<0.05). Sonuç: İzmir'de okuyan Afrikalı öğrencilerin yaşam kalitesinin, yaş, gelir, sağlık sigortası okunan bölüm, Türkçe okuma yazma düzeyinden, sosyal uyum düzeyinden etkilendiği tespit edilmiştir. İlgili risk faktörlerinin iyileştirilmesi Afrikalı öğrenciler yaşam kalitelerinin yükseltilmesine fayda sağlayacaktır.