Armenians
133 theses under this subject heading
İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında 19.yüzyıl figürlü mezar anıtları
Tez çalışmasının konusunu, İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında bulunan 19. yüzyıl figürlü mezar anıtları oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikli olarak mezarlıklarda bulunan anıtlar ele alınsa da manastır, kilise kripta ve bahçeleri, hastane bahçelerine yapılan anıtsal nitelikli ve figürlü mezar anıtları da ele alınmıştır. Özellikle 19. yüzyılda gayrimüslimlere tanınan sosyal haklar ve mülk edinme hakkıyla birlikte anıtsal nitelikli sosyal ve dini nitelikli yapılar gibi mezar anıtları da dikkati çeken heykelli ve kabartmalı olarak yaptırılmıştır. Bu anıtlar ailelerin ve dönemin sosyal istek ve ihtiyaçlarını, sanatçıların becerilerini, anıtsal heykel ustalarının bu yüzyılda bir meslek olarak ortaya çıktığını, mezheplerin ikonografik taleplerini ve Avrupa'da aynı yüzyılda görülen mezar anıtları ve heykellerinin yansımalarını sunmaktadır. Mezar tiplerinde yüzyılın mimarlık akımlarıyla paralel beğeniler dikkat çekicidir. Neoklasik, Neobizans, Neogrek, Neomısır, Neogotik etkili anıtlar yapılmıştır. Bu anıtlarda İstanbul'a uzak yeni mezar tipleri yanında yüzyıllardır kullanılan lahit, levha, haç, tabut formlu eski mezar tipleri tercih edilmiştir. Avrupa'dan ithal edilen mezar heykelleri de dikkati çekmektedir. 19. yüzyılın bazı mezar anıtları dönemin önemli heykeltıraş, anıtsal mezar ustası veya mimarlarına yaptırılmıştır. Louvre Müzesi'nin duvarlarını süsleyen heykelleriyle bilinen Fransız heykeltraş Marius Jean Antonin Mercié, Luigi Giona, Geroloma Fiaschi gibi Avrupalı sanatçılar, Yunanistan'ın önemli heykeltıraşları olarak tanınan George Bonanos, Lazaros Sohos, Vitsares, Tombros gibi sanatçılar, Tinos adasından gelen Liritis, Krikelis, Ziotis aileleri, Periklis Fotiadis, Panayotidis gibi dönemin mimarları, Papazyan ve Yervant Osgan gibi Ermeni heykeltıraşlar gibi adından söz ettiren mimar, heykeltıraş ve mezar ustaları bu anıtlarda çalışmışlardır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Osmanlı, Gayrimüslim, Rum, Ermeni, Levanten, Latin, Mezar, Mezar anıtları, Mezarlık, Heykel, Heykeltıraşlar, İkonografi
Halep vilâyeti'ndeki azınlık okullarında eğitim ve öğretim faaliyetlerinin incelenmesi (1898-1908)
Bu araştırma, Osmanlı döneminde Halep Vilâyeti'nde açılan azınlık okullarındaki eğitim-öğretim faaliyetlerinin genel özelliklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tarama modeline göre yürütülen çalışma kapsamında, alan araştırması modeli ve verilerin toplanmasında doküman incelenmesi tekniği kullanılmıştır. Araştırma problemine uygun olarak Maârif ve Halep Vilâyet Salnâmelerinden yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra konuyla ilgili yerli ve yabancı kaynaklar incelenmiştir. Ayrıca Halep'i ziyaret eden, bölgede belli süre yaşayan, seyyah ve doktorların anılarından faydalanılmıştır. Belgeler ve dokümanlardan elde edilen veriler tek tek okunarak değerlendirilmiş ve ilgili olduğu konuya göre sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma yapılırken araştırmanın problemini, amacını ve çalışılan konunun tüm yönlerini içermesine dikkat edilmiştir. Ulaşılan bilgiler, araştırmanın amaçları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Halep'te bulunan azınlıklara ait özel okulların Ermeni, Rum, Yahudi, Latin gibi gruplar ile Protestan, Katolik, Ortodoks, Marûni ve Süryani mezhebine mensup topluluklar tarafından açıldığı görülmektedir. Kilise ve hahamhanelerin bitişiğinde açılan bu okullar devletten bağımsız olarak ilkokul, ortaokul ve lise seviyesinde kız ve erkek öğrencilere yönelik eğitim vermiştir. 1839, 1856 ve 1908'den sonra ülke genelinde azınlık okullarının sayıları artmıştır. Ruhani liderler, kendi açtıkları okulların idarecisi ve denetleyicisi olmuşlardır. Devletin bu okulları denetleme teşebbüsleri sonuçsuz kalmıştır. Bu okullar, öğretmenlerini, müfredatlarını kendileri belirlemişlerdir. Ana dilde eğitim vermekle beraber özellikle Yahudiler Türkçe dersi eğitimine önem vermişlerdir. Azınlık grupları içerisinde en fazla karma eğitim yapan Protestanlar, lise ve kızlara yönelik eğitime de en çok önem veren grup olmuştur. Halep'te en fazla Ermeni ve Protestanlara ait okullar bulunmaktadır. Bu kurumların mali giderleri, cemaatler ve varlıklı insanlar tarafından karşılanmıştır. Anahtar kelimeler: Azınlık, azınlıkların eğitimi, eğitim, Halep, okul.
Ermeni tehciri ve Kütahya Ermenileri
Ermeni Tehciri, Türk Milleti'nin 20. yüzyıldaki meselelerinden birisi haline getirilmiş ve bu millete karşı yapılan suçlamaların kaynağı olmuştur. Türkler ile Ermeniler arasındaki münasebetler 9.yy.'da başlamış ve 18.yy.'ın ortalarına kadar sorunsuz hatta çok iyi bir zeminde devam etmiştir. Ermenilerin tarihi kökenleri hakkında somut belge ve bilgiler yoktur. Anadolu'da ise çeşitli devletlerin egemenliği altında yaşamışlardır.Türk-Ermeni münasebetleri Türklerin Anadolu'yu fethiyle başlamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında azınlıklar içinde en çok imtiyaz ve hoşgörü tanınanlar Ermeniler olmuştur. Osmanlı topraklarında bulunan Ermenilerin nüfusu ise 1.600.000 civarındadır. Bu konuda en tutarlı kaynaklar Osmanlı Devleti'ne ait olanlardır.Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler milliyetçilik hareketlerinden etkilenmeleri ve batılı devletlerin kendi çıkarları doğrultusundaki müdahalesi neticesinde isyanlar çıkarmışlardır. Doğu Anadolu şehirlerinde çıkardıkları bu isyanlarla bu bölgede bir Ermenistan Devleti kurmayı amaçlamışlardır. Ancak bu isyanlar sırasında yüz binlerce Türk katledilmiştir. Bu katliamların en temel sebebi Doğu Anadolu çevresinde Ermeni nüfusunun Türk nüfusundan fazla olduğunu ispatlamaktır. Birinci Dünya Savaşı sırasında da bu isyanlar ve bu faaliyetler aynı bölgede devam etmiştir. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti Tehcir Kanunu çıkarmıştır. Bu kanunla katliam yapan çeteciler ve bu faaliyetlerde onlara yardım edenler savaş bölgesi olmayan Suriye topraklarına sürülmüştür. Bu kanun o günün şartlarında büyük bir titizlikle uygulanmaya çalışılmıştır. Zira Osmanlı arşivlerinde de bu durumu ispatlayan belgeler mevcuttur. Kütahya Ermenileri ise bu dönemde tehcire tabi tutulmamışlardır. Zira Kütahya Ermenileri katliam faaliyetlerine katılmamışlardır.Ermenilerin kendilerini Osmanlı Devleti'nden hariç görmeye başladıkları 93 Harbi'nden günümüze kadar zaman zaman alevlenerek getirdikleri bu mesele günümüzdeki boyutuyla siyasileşmiş ve içinden çıkılmaz bir duruma getirilmiştir.Bu incelemeler neticesinde vardığımız sonuç ise şudur. Tüm bu değişimler ve bu süreç Rusya ve Avrupa'daki büyük devletlerin etkisi ve yönlendirmesiyle bu boyutlara gelmiştir. Zira yüzyıllardır millet-i sadıka olarak anılan ve güvenilen bir azınlığın bu denli aksi değişimi ancak bir büyük baskının veya yönlendirmenin etkisiyle olabilirdi. Dolayısıyla Rusya ve Avrupalı devletler tarafından önce azınlıklar desteklenmiş, sonra da Osmanlı Devleti'ne bu azınlıklara geniş imtiyazlar vermesi için siyasi ve askeri baskılar yapılmıştır. İşte bu süreç neticesinde de Ermeni meselesi ortaya çıkmış ve bu boyutlara gelmiştir.Netice itibariyle ortaya çıkan bu meselenin çözümü; güçlü, dirayetli ve sağlam bir yapı üzerine kurulmuş bir devlet olmakla, devlet-millet uzlaşmasının sürekliliği ve uluslararası bilimsel ve siyasi kamuoyu oluşturarak mümkün olacaktır. Tehcir sırasında ve sonrasında yaşanılan olaylar tarihi ve sosyolojik açıdan değerlendirilmiştir.Elde edilen tarihi veriler değerlendirilerek, tehcirde bir durum tespiti ortaya konulmuştur.Anahtar Kelimeler: Ermeni, Tehcir, Tehcir Kanunu, Şark Meselesi, Ararat.
Ermeni tehciri ve Adapazarı Ermenileri
Ermeni tehciri XX. yüzyılın başından beri ülkemizde ve dünya gündeminde bir sorun haline gelmiş veya bir şekilde getirilmiştir ve Türk milletine karşı yapılan asılsız suçlamaların kaynağı olmuştur. Türkler ile Ermeniler arasındaki münasebetler Türklerin Anadolu'ya ayak basmasıyla başlamış ve XVIII. yüzyılın sonlarına doğru dostane ilişkiler içerisinde devam etmiş ve hatta Osmanlı Devleti tarafından sadık milletler sınıfına tabi tutulmuştur. Osmanlı Devleti'ndeki Ermeniler, Fransız İhtilalinin getirmiş olduğu milliyetçilik akımından etkilenmeleri ve emperyalist batılı devletlerin müdahalesi neticesinde Osmanlı Devletine karşı ayaklanmıştır. Doğu Anadolu bölgesinde bir Ermeni devleti kurmayı amaçlayan Ermeniler Osmanlı Devletinin farklı şehirlerinde isyanlar çıkarmış, bu isyanlar sonucunda yüzbinlerce masum Türk hayatını kaybetmiştir. Birinci Dünya savaşı esnasında da Ermeniler boş durmamış Osmanlı Devletinin farklı bölgelerinde isyan çıkarmaya devam etmiş ve hatta işgal güçlerinin işlerini kolaylaştırmak için de Osmanlı ordusuna ve askerlerine zarar vermiştir. Bunun neticesinde Osmanlı Devleti içerisindeki Ermenilerin yapmış olduğu ayrılık hareketleri ve isyanlar sonucu Osmanlı hükümeti tehcir kanunu çıkarmıştır. Bu tehcir kanunu çerçevesinde katliam yapanlar ve onlara yardım edenler savaş bölgesi olmayan yerlere göç ettirilmiştir. Bu kanun o günkü şartlar çerçevesinde titizlikle uygulanmaya çalışılmıştır. Adapazarı Ermenileri ise bu dönemde göçe tabi tutulmuşlardır. Adapazarı Ermenilerinin hepsi olmasa da önemli bir kısmı olaylara karıştıkları tespit edilmiştir. Bu araştırmalar neticesinde vardığımız sonuç şudur. Yaklaşık yüzyıldan beri devam eden ve günümüze kadar gelen bu mesele siyasileşmiş ve içinden çıkılması güç bir duruma gelmiştir. Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir. Bu meselenin çözümü güçlü, dirayetli, kendinden emin bir devlet olmakla ve devlet-millet elele vererek uluslararası siyasi ve bilimsel bir kamuoyu oluşturarak bu konudaki haklılığımızı ispat etmek olacaktır. Anahtar Kelimeler: Ermeni, Tehcir, Tehcir Kanunu, Adapazarı Ermenileri.
Ermeni Kilise ve okul yapıları; Bursa örneği
Bursa 1326 yılında Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girdikten sonra farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bir şehir olmuştur. Kentte yaşayan yoğun gayrimüslim cemaatin bir kısmını Ermeniler oluşturmaktaydı. Ermeniler için devletin belirlediği şartlarda ibadethaneler ve okullar inşa edildi. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra yeni bir kilise inşası olmamıştır. Bundan sonra 1915 yılında Ermenilere yönelik gerçekleşen Sevk ve İskân Uygulaması ile kilse ve okullar terk edilmiştir. Terk edilen bazı yapılar yıkılmış. Bazı yapılar kısmen de olsa günümüze ulaşmayı başarmıştır. Bu çalışmada bursa sınırları içerisinde tespit edilen yapıların plan tipi, mimari özellikleri, kullanılan malzeme ve süsleme programları incelenmiş olup bu yapıların varlığı belgelenmeye çalışılmıştır.
ASALA terörü ve Türk diplomatları
Bu tez çalışmasının temel amacı, ASALA terör örgütünü tüm boyutlarıyla incelemek olmuştur. ASALA terör örgütü Ermeni meselesinden ayrı düşünülemeyeceği için genel Ermeni terörü içinde ASALA'nın farkları ve özellikleri araştırılmıştır. Çalışmanın hazırlanması esnasında özellikle Türk – Ermeni ilişkileri üzerindeki hakim literatür taranmış ve temel metodoloji olarak, değerlendirme kısmı ve tezin tüm bölümlerinde sonuç elde etmek, genel yorumlar yapma argümanı kullanılmıştır. Bu bağlamda kavramsal bir çerçeve oluşturmak için tezin birinci kısmında terör, terörizm kavramları üzerinde durulmuş, Ermeni meselesi Ayastefanos Antlaşması'ndan 1915 olaylarını kapsayacak şekilde genel olarak açıklanmıştır. Çalışmanın bu kısmında, ikinci kısmında muhtevaya girilerek açıklanacak olan ASALA terör örgütünün tam olarak anlaşılması için Ermeni komita hareketleri ile genel Ermeni terörü üzerinde de ayrıntıyla durulmuştur. Tezin ikinci kısmında ise ASALA'nın diğer Ermeni terör hareketlerinden farklarını ortaya koymak ve özelliklerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu noktada ASALA terör örgütünün kuruluşu, yapısı, diğer Ermeni terör örgütlerinden farkları, gerçekleştirdiği eylemler, PKK terör örgütü ve ulus-devletler ile ilişkileri belirtilmiştir. Çalışmanın bu kısmında Ermeni terörüne kurban verilen Türk şehitleri üzerinde durulmuş ve 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan Ermeni terör olaylarının ilki ve sonuncusu üzerinde ayrıntılı çalışma yapılmış ve özellikle ölümle sonuçlanan eylemler ve bu eylemlere karşı tepkiler ele alınmıştır. Çalışma, ASALA özelinde olan ancak genel bir terörizm analizi de içeren değerlendirme bölümü ile sonlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Terör, Terörizm, Ermeni Sorunu, ASALA, Şehit Diplomatlar
Örgütlenme ve terörizm bağlamında Lozan Barış Konferansı'nda Ermeniler ve sonrasında Ermeni diasporasının faaliyetleri
Bu çalışmamızda, Lozan Anlaşması'nın imzalanması ile hukuken sona eren Ermeni sorununun yaklaşık elli yıl sonra sözde soykırım iddiaları ileri sürülerek terör yoluyla tekrar canlandırılması ele alınmıştır. Ve bu canlandırılmada dünyanın dört bir tarafına dağılmış diaspora Ermenilerinin etkisi incelenmiştir. Ayrıca sonuç çıkarma ve yorumlar yapma temel metodoloji olarak benimsenmiştir. Bu çerçevede ilk olarak terör ve terörizm kavramları hakkında genel bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Aynı bölümün devamında tarihi bir perspektif açısından Ermeni sorunu, Ermenilerin örgütlenmesi ve Ermeni terör hareketleri ele alınmıştır. Daha sonraki bölümde Lozan Konferansında Ermeni sorunu ve bu sorunun Ermeniler hakkında hiçbir hüküm yer almayacak şekilde sonuçlanma süreci anlatılmıştır. Son bölümde ise Ermeni diasporası, örgütlenme ve terörizm bağlamında çalışılmıştır. Bu süreçte sözde soykırım iddialarından hareketle Türkleri hedef alan Ermeni terörü, Ermeni diasporası adıyla yaptığı olaylar, gelişmeler ve sonuçlar açıklanmaya çalışılmıştır.
İngiliz kaynaklarına göre Balkan savaşları (1912-1913)
Bu araştırmanın amacı İngiltere devletinin 1912-1913 yılları arasında gerçekleşen Balkan Savaşlarındaki rolünü ve politik yaklaşımlarını İngiliz arşiv belgeleri üzerinden ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda farklı kaynaklardan temin edilen İngiliz arşiv belgeleri incelenmiş ve elde edilen bulgular anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sunulmuştur. Ayrıca elde edilen bulgular İngiliz kamuoyunun görüşlerini gayrı-resmi olarak yansıttığı düşünülen saygın İngiliz gazetelerinde yer alan haberlerle de desteklenmiştir. Araştırma bulgularının dönemin süper gücü İngiltere'nin Balkan coğrafyasındaki gelişmelere yönelik bağlamsal ve Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik genel bakış açısını ortaya koymak açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırma neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında yeni bir Avrupa düzeni ile karşı karşıya kalan İngiltere'nin dış politikasını İngiliz-Fransız Anlaşması ve İngiliz-Rus anlaşması üzerine kurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda Balkan Savaşları öncesinde gayrı resmi olarak hakem rolüne soyunan İngiltere'nin, müttefiki Rusya'nın Balkanlara müdahalesini kısıtlamak için elinden geleni yapmadığı ve sahip olduğu siyasi güce orantılı olarak etkili bir tepki veremediği tespit edilmiştir. Ayrıca bu dönemde İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nda sahip olduğu menfaatler, Hindistan'daki Müslüman tebaası ve Hristiyan Balkan halkları arasında bir açmaza girdiği de müşahede edilmiştir. Bu doğrultuda İngiltere'nin Balkan Savaşları başlangıcındaki resmi tarafsızlık politikasının Osmanlı mağlubiyetleri neticesinde Balkan müttefiklerinin taleplerinin sözcülüğünü yapma noktasına evrildiği ve İngiliz kamuoyunun da bu politikayı desteklediği anlaşılmıştır. İngiliz resmi yazışmalarında Balkan Savaşları sırasındaki gelişmeler arasında bilhassa Bulgarların Çatalca hattına dayanması, Selanik'in müttefik kuvvetlerince işgali, Yunanlılar ve Türkler arasındaki deniz mücadeleleri, ateşkes sonrası Edirne nedeniyle tıkanan barış görüşmeleri, I. Balkan Harbi akabinde müttefiklerin kendi aralarında savaşa tutuşmalarından istifade eden Türklerin Edirne'yi geri almak üzere harekete geçmesi ve nihai anlaşmalar sonucunda Ege Adaları'nın geleceği konuları üzerinde odaklandığı görülmüştür. Buna ek olarak İngilizlerin, kendileri için gelecekte olası imtiyaz bölgeleri tespit etmek üzere Balkan Savaşları süresince Osmanlı coğrafyasında çeşitli askeri, sosyal ve menfi istihbarat faaliyetleri yürüttükleri ve Almanya ile nüfuz ve etki alanı yarışına girdikleri belirlenmiştir. Bu mücadelenin en çarpıcı göstergesi ise Osmanlı topraklarında yaşamakta olan Ermeniler olmuştur. Bu doğrultuda İngilizlerin, Ermenilerin yaşadığı Osmanlı coğrafyasında seyirci olarak değil daha çok oyun kurucu olarak faaliyet gösterdiği, bölgede huzursuzluk ve kaos ortamı yaratılmasında aktif rol aldığı yargısına ulaşılmıştır.
Sicill-i Ahvâl defterlerine göre İstanbul doğumlu Ermeni devlet adamları
Klasik Osmanlı döneminde bürokraside görev yapan devlet memurlarının sicilleri düzenli olarak tutulmamıştır. 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile her alanda olduğu gibi bürokrasi alanında da reformlar yapılmıştır. Böylece devletin idari organlarında ihtisaslaşma başlamıştır. Özellikle II. Abdülhamit döneminde gelişen bürokrasi neticesinde memur istihdamı için bir takım düzenlemelere gidilmiştir. 1879 yılında Sicill-i Ahvâl Komisyonu'nun kurulmasıyla, memurların sicil kayıtları tutulmaya başlamıştır. Bu komisyon tarafından tutulan defterlere de Sicill-i Ahvâl Defterleri denilmiştir. Yapılan bu çalışmayla yakın dönem Osmanlı memurlarının biyografilerinin tutulduğu Sicill-i Ahvâl Defterleri esas alınmış ve İstanbul doğumlu Ermeni Memurların özgeçmişleri incelenmiştir. Memurların İdari, hukuki, sağlık, eğitim alanlarındaki durumlarından başka tayin, atama, maaş, alınan cezalar ve memurların aldıkları nişan ve rütbeler belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Bürokrasi, II. Abdülhamit, Memur, Sicill-i Ahvâl
Kars ilinde Ermeni meselesi hakkında anlatılar
Ermeni Meselesi, Türkiye Cumhuriyeti'ni yaklaşık yüz yıldır meşgul eden siyasî bir sorundur. Bu sorun tarihsel nitelikte olmasına rağmen güncelliğini korumaktadır. Ermeni meselesi, uluslararası ilişkiler ve politikalarda da belli dönemlerde gündemi belirlemektedir. Bu tarihî olayın çözüme kavuşması için farklı disiplinlerde çok sayıda çalışma yapılmıştır. Hepsi farklı bakış açıları sunan bu disiplinler içerisinde halk bilimi de halk edebiyatı ürünleri ile tarih, psikoloji, sosyoloji gibi bilimlere kaynaklık ederek, Ermeni meselesine ayrı bir pencereden bakma imkânı sağlayabilir. Bu çalışma; Kars ilinde Ermeni meselesi hakkında anlatıların alan araştırması ve literatür taraması ile tespit edilip, tasnif edilerek incelenmesine dayanmaktadır. Çalışmanın başlıca amacı, Kars ilindeki Ermeni meselesi sonucunda ortaya çıkan halk edebiyatı ürünlerini toplayarak tahlil etmek ve kalıcı hale getirerek gelecek nesillere aktarmaktır. Ayrıca çalışma; siyasî, millî ve toplumsal bir olaya temas etmektedir. Bu özelliğiyle sözlü tarih ile ilişkili olup mevzubahis sorunun daha iyi anlaşılmasına ve çözümüne katkı sağlaması bakımından farklı bakış açıları sunmaktadır. Bu araştırmada, gözlem ve görüşme yöntemleri ile literatür taraması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında Kars ilindeki Ermeni meselesi üzerine ortaya çıkan anlatılar kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde, çalışma konusuna yönelik temel kavramlar açıklanmıştır. Birinci bölümde ise Kars'ta Ermeni meselesi üzerine tespit edilen nesir anlatılar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, manzum anlatılar tespit edilmiş ve incelenmiştir. Üçüncü bölümde de anlatıların ortak unsurları belirlenmiş ve değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ermeni Meselesi, Kars, Ardahan, Iğdır, Halk Bilimi, Halk Anlatıları
1973'ten günümüze katliama maruz kalan Türk diplomatları ve bu katliamların Türk basınına yansıması
1973'ten başlamak üzere 1994 yılına kadar dünyanın çeşitli ülkelerindeki Türk temsilciliklerine ve diplomatlarına yönelik saldırılar olmuştur. Çoğunluğu Ermeniler tarafından düzenlenen bu saldırılar neticesinde birçok değerli Türk diplomatı hayatını kaybetmiştir. Bu çalışmada, "Ermeni Meselesi"nin Türk diplomatlarının katledilmeleri temelinde gündemde tutulması, şehit diplomatlar ve katliamların Türk basınına yansımaları ele alınmıştır. Araştırmada, saldırıların başladığı 1973'ten sona erdiği 1994 yılı aralığında yayımlanan, döneminin gazeteleri incelenmiş, 1973 saldırısının ilk saldırı olması sebebiyle basında geniş bir şekilde yer aldığı görülmüştür. Türk kamuoyu tarafından ilk kez karşılaşılan bu saldırıya gereken hassasiyet ve tepki gösterilmiş, ancak gösterilen bu hassasiyet ve tepki sonraki süreçte giderek azalmıştır. Türk kamuoyunun bu genel tutumu Türk basınına da yansımış ve Türk basınında da saldırıların olağan bir hale geldiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1973, Ermeni Meselesi, Diplomat, Katliam, Türk Basını.
1909 Adana olayları (İğtişaşı)
Bu çalışma, muhtelif dinamiklere bağlı olarak meydana gelen 1909 Adana Olaylarının tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirilmesidir. XIX. yüzyıldaki siyasal ve sosyo-ekonomik gelişmelerin etkisiyle büyük değişim yaşayan Adana bölgesindeki Müslümanlar ve Ermeniler arasındaki ilişkilerin bu değişimlerden etkilenmiş olduğu görülmüştür. Bu bağlamda 1909 Adana Olaylarının uzun bir tarihsel sürecin ve çeşitli dinamiklerin sonucunda hâsıl olduğunu bilgisinden hareketle, bilhassa II. Meşrutiyet'in ilânından sonra yaşanan çatışmaların olayların seyrini nasıl etkilediğini incelemek bu çalışmanın ana eksenini oluşturmuştur. Bu inceleme yapılırken Osmanlı, İngiliz ve Amerikan Board Komisyonu arşiv malzemelerinden ayrıca döneme ilişkin gazete arşivlerinden, raporlardan, hatıratlardan, tanıklıklardan faydalanma yoluna gidilmiştir. Adana, verimli toprakları sayesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki iç ve dış gelişmelere bağlı olarak tarımsal açıdan büyük ilerleme kaydetmiştir. Bölgenin ekonomik bir güç haline gelmesi sürecinde Osmanlı yöneticileri uyguladıkları politikalarla bölgedeki toplumsal değişimi önemli ölçüde etkilemiştir. Osmanlı yöneticileri, bölgeye ilişkin tasarruflarında göçebe aşiretleri kontrol altına almış, alışılagelmiş yapılarını kırmış ve dışarıdan gelen Müslüman göçmenleri yerleşik hayata geçirerek köklü değişiklikler yapmanın yolunu açmışlardır. 1870'li yılların sonunda Ermeni Meselesinin Osmanlı yöneticileri açıdan büyük bir problem haline gelmesi birçok bölgeyi etkilediği gibi Adana vilayeti üzerinde de etkisini hissettirmiştir. Belirtilen bu tarihten II. Meşrutiyet'in ilanına kadar olan süreç içerisinde Ermeni komitecilerinin yol açtığı sorunlar, dönemin padişahı II. Abdülhamid'in yereldeki politikalarını büyük ölçüde etkilemiştir. II. Abdülhamid'in Ermenilerin çoğunlukta yaşadıkları yerlerdeki denge siyaseti zamanla toplumsal krizi daha da derinleştirmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra da devam eden toplumsal kriz geçici olarak çözülmüş ancak bu süreçte meydana gelen yeni gelişmeler ve değişen dinamiklere bağlı olarak Adana vilayetindeki toplumsal gerilim had safhaya ulaşmıştır. Çalışmada; yeni dönemde bölgede değişen dinamiklerin yol açtığı sorunlar ele alınmıştır. Meşrutiyet karşıtlarından kaynaklanan kaos, Müslümanlar ve Ermeniler arasında artan panik ve endişe, ekonomik menfaat beklentileri gibi birçok faktörün sebepleri arasında yer aldığı 1909 Adana Olayları tarihi veriler çerçevesinde incelenerek meselenin farklı yönleri ortaya konulacaktır. Anahtar Kelime: Adana Vilayeti, 1909 Adana Olayları, Ermeni, II. Meşrutiyet, 31 Mart Hadisesi.
Bolşevik komiseri Stephan Şaumyan'ın Bakü'deki faaliyetleri(1917-1918)
XVIII. yy'dan itibaren Kafkasya'nın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri büyük devletlerin ilgisini çekmiştir. Coğrafi şartlardan dolayı Kafkasya'da en fazla yayılma imkanı bulan devlet Rusya olmuştur. Rusya Çarlık rejimi döneminde sıcak denizlere inme politikası güderken Bolşevik rejimi döneminde de Bakü petrollerine hakim olma politikasını gütmüştür. Bu amaçla Bolşevik Rusya, 1918 yılında Bakü Sovyet Komiserliğine Stephan Şaumyan'ı getirerek Türkler üzerinde katliamlarını gerçekleştirmiştir. Stephan Şaumyan Ermeni asıllı olmasından dolayı Ermenileri korumuş, silahlandırmış ve Türklere karşı kışkırtmıştır. Osmanlı bu duruma müdahale etmek istese de I. Dünya savaşından yenik ayrılınca Kafkasya'ya yeterince önem verememiştir. Bakü petrolleri sadece Rusya'nın değil diğer büyük devletlerin de dikkatini çekmiştir. Rusya'nın dışında İngiltere, ABD, Fransa gibi devletler de ekonomik çıkarlar için bölgede aktif siyaset izlemişlerdir. Ancak bu emellerini yerine getirmeye çalışırken karşılarındaki Azerbaycan Türklerine de kıymışlardır. 31 Mart 1918 Bakü katliamlarına rağmen Azerbaycan Türkleri direnmiş ve Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Ancak bu bağımsızlık uzun sürmemiş ve kısa sürede Bolşevikler bütün Kafkasya'yı ele geçirerek Sovyetler Birliğini kurmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Katliam, Ermeniler, Ruslar, Stephan Şaumyan, Azerbaycan Türkleri
II. Abdülhamid döneminde Bitlis Vilayetinde İngiliz konsoloslarının faaliyetleri
13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin Anlaşması'nın imzalanmasının ardından Osmanlı-İngiliz İlişkilerinde İngiliz konsoloslarının faaliyetleri önemli bir yere sahip olmuştur. İngiltere, Berlin Anlaşması'nın kendisine tanıdığı yetkilere dayanarak Rusya'nın Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki nüfuzunu azaltma ve bu bölgede kendi etkisini arttırma politikası izlemiştir. Bunu da Osmanlı Devleti'ndeki askerî, ekonomik, siyasi ıslahatları teşvik ederek yapmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı vilayetlere konsoloslarını göndermeye başlayan İngiltere, konsoloları aracılığıyla ıslahatların uygulanma sürecini kontrol ederek Ermeniler üzerindeki nüfuzunu kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Doğu Anadolu'da görevlendirilen İngiliz konsolosları, Ermenilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış, Ermenilerin savunucusu ve koruyucusu rolünü üstlenmişlerdir. Zamanla Ermenileri İngiliz yanlısı bir politika izlemeye teşvik etmişlerdir. Bu tez çalışması 1895 ile 1909 yılları arasında Bitlis vilayetinde görev yapmış olan İngiliz yardımcı konsoloslarının faaliyetleri ile bu faaliyetlerin Bitlis vilayetinde meydana gelen Ermeni olaylarına etkisi hakkında ayrıntılara yer vermektedir. Bitlis özelinde incelenen konsolos faaliyetleri İngiltere'nin Osmanlı üzerindeki politikasının yerelde yansımasını ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır.
Fâtımî Devleti'nde Ermeni asıllı vezirler
Adını Hz. Muhammed'in (s.a.v) kızı Hz. Fȃtıma'dan alan Fȃtımȋler 296-567/909-1171 yılları arasında Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye'de hüküm süren önemli bir devlettir. Fȃtımȋ Devleti, kuruluşundan yıkılışına kadar İsmailî mezhebini devlet politikası olarak öncelemeleri ve Bâtınî dâileri marifetiyle de hâkimiyet alanlarını sürekli genişletmeye çalışmaları dolayısıyla genellikle "Şii devleti" olarak nitelenmiştir. Fȃtımȋlere, ilk halifeleri Ubeydullah el-Mehdî'ye nispetle Ubeydȋler de denilmiştir. Halifeliğin eş zamanlı var olduğu Abbasȋler ve Endülüs Emevȋleri ile çağdaş olmalarından ötürü İslȃm tarihinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. Fȃtımȋler hüküm sürdükleri coğrafyanın stratejik konumu ve egemenlikleri döneminde yaşanan siyasi olaylardan dolayı tarihçilerin ilgisini çekmeyi başarmışlardır. Mısır devrinin beşinci halifesi olan Müstansır-Billâh döneminde yaşanan kıtlık, iç çatışmalar ve siyasi çalkantıların devamında devletin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtuluş reçetesi olarak vezirliğe getirilen Bedrü'l-Cemâlî'den sonra devlet yönetimi yeni bir şekle bürünmüştür. Vezirler Dönemi olarak adlandırılan bu zaman diliminde devletin yıkılışına kadar altısı Müslüman, biri Hristiyan olmak üzere toplam yedi Ermeni asıllı vezir görev yapmıştır. Ermeni asıllı vezirlerin görevde olduğu zaman diliminde Fȃtımȋlerin izlediği politikalar, Şiî dünyasını etkilediği kadar Sünnȋ dünyasını da etkilemiştir. Ermeni vezirlerin izledikleri politikalar ve reformlarla Fâtımî Devleti'nin ömrünü bir asır kadar uzattığı söylenmiştir. Ne var ki tarihin cilvesi Fatımîler için de geçerli olmuş ve dirȃyetsiz yöneticilerin/halifelerin iş başına gelmeleriyle de devletin yıkılması engellenememiştir.
Gaziantep kent merkezinde bulunan gayrimüslim yapıları ve katalog çalışması
Tezde, bahsi geçen yapıların tanınması, korunması, kentin günlük yaşamına kazandırılması, mimari zenginliğin vurgulanması ve kataloglama çalışmasıyla kentin tarihi ve mimari çeşitliliğinin belgelenmesi amaçlanmaktadır. Kent merkeziyle sınırlanmış olan çalışma gayrimüslim yapılar üzerine yapılmıştır. Mimari çeşitliliğin ve kent merkezinin tarihi zenginliğinin ortaya çıkarılması tez konusunun amacını oluşturmaktadır. Tez kapsamında, gayrimüslim yapıların kent merkezindeki ibadethane, eğitim kurumu ve birkaç özel yapının incelenmesi, fotoğraflanması, kataloglanması ve yapılarla ilgili öneriler bulunmaktadır. Tez çalışması 10 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, problemin belirlenmesi, literatür özeti, araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgiler bulunmaktadır. İkinci bölümde, gayrimüslim ve azınlık kimlikleriyle ilgili bilgiler bulunmaktadır. Osmanlı Devleti'nin gayrimüslimlere tanıdığı haklar ve demografik yapı incelenmektedir. Üçüncü bölümde, Gaziantep kent merkezinde bulunan mahalleler detaylandırılmış ve harita üzerinde gösterilmiştir. Araştırılan yapılar tablolar ile detaylıca tanıtılmaktadır. Bu bölümdeki tabloların içeriğinde yapıların yapım tarihi, vaziyet planı, planları, iç ve dış fotoğrafları bulunmaktadır. Bölümün devamında gayrimüslim yapıların harita üzerindeki konumları yer almaktadır. Bu bölümde üç harita halinde yapıların günümüz kullanımı, ilk kullanımı ve konumu kesinleşmeyen yapılar gösterilmektedir. Dördüncü bölümde, Antep Ermenilerinin inançları ve dini yapıları detaylıca incelenmektedir. Beşinci bölümde, Antep gayrimüslim eğitim kurumları hakkındaki bilgiler detaylandırılmıştır. Altıncı bölümde, kent merkezindeki seçilmiş yapıların varoluş çizelgesi bulunmaktadır. Çizelge yapıların yapılış tarihleri ve son kullanım tarihlerini içermektedir. Yedinci bölümde, yapı analizi ve katalog örnekleri yer almaktadır. Yapı analizinin içeriğinde konumu ve yapıdaki yeri ve malzeme ve teknik başlıkları bulunmaktadır. Kent mimarisinin genel itibariyle değerlendirmesi bu bölümde yapılmıştır. Katalog örneklerinde kataloglama yapılırken yöntemi ve tekniği kullanılmış olan kataloglar yapısal olarak incelenmiştir. Sekizinci bölümde, katalog dizini ve katalog bulunmaktadır. Katalog çalışması içerisinde 7 kilise, 1 havra, 19 eğitim kurumu, 1 hastane ve 1 yetimhane mevcuttur. Yapıların mimari ve tarihi araştırmaları ile birlikte planları, konumu ve yapıdaki yerleri, kitabeleri, malzeme ve teknik bilgileri, restorasyon bilgileri, günümüz işlevi ve görselleri kataloglanmıştır. Dokuzuncu bölümdeki tartışma kısmında yapılan çalışmalara ilişkin karşılaştırmalar yapılmıştır. Onuncu bölümde sonuç başlığıyla genel bir değerlendirme yapılmış yapıların tipolojisi, orijinal kullanımı ve günümüz kullanımı incelenmiştir. Ayrıca sonuç bölümde değerlendirme başlığında bulunmaktadır. Bereketli Hilal topraklarında bulunan Gaziantep kent tarihinde bilinen yapıların envantere eklenmesiyle hem bilgi eksikliğinin giderilmesi hem de kent tarihinin zenginliğinin belgelenmesi amaçlanmıştır.
Anavarza'nın Kilikya Ermeni tarihi ve kültürü içindeki yeri ve önemi
Bu çalışmamızın amacı, Orta Çağ tarihinde Ermenilerin Kilikya ve Anavarza kentindeki varlıklarını incelemektir. Anavarza Antik Kenti'nden Ermenilere ait elde edilebilir bilgilerin yetersizliği bu konuda en büyük sınırlılığımızı oluşturmuştur. İnsanlığın ilk dönemlerinden günümüze Kilikya bölgesi, bulunduğu konumu, zengin doğal kaynakları ve sahip olduğu Doğu Akdeniz için önemli limanları ile büyük öneme sahip olmuştur. Ovalık ve Dağlık Kilikya olarak iki kısma ayrılan Kilikya'da tarih boyunca pek çok medeniyet yaşamış, bu topraklar için mücadele vermiştir. Kilikya tarihi içerisinde Anavarza Antik Kenti'nin stratejik, askeri ve ekonomik açılardan değerli bir yeri olmuştur. Roma hakimiyeti ile kent büyümüş, Metropolis unvanını da alarak Tarsus ile rekabet edebilecek kadar gelişmiştir. X. yüzyıldan itibaren Doğu Roma İmparatorluğu hem Doğu Anadolu'da Ermenilerle yaşadığı sorunları çözmek, hakimiyetini güçlendirmek hem de Kilikya yöresinde Müslümanlara karşı bölgeyi koruyabilmek gibi amaçlarla Doğu Anadolu'dan Kilikya'ya bazı derebeyleri ile onlara bağlı halkı göç ettirmişlerdir. Başlangıçta Dağlık alanlara yerleşseler de XI. yüzyıldan itibaren ovalık bölgelere de yerleşmeye ve 1071-Malazgirt Savaşı etkisi ile Anadolu'da ortaya çıkan karışıklıktan istifade ederek Kilikya'da siyasi olarak faaliyet göstermeye de başlamışlardır. Bölgedeki varlıklarını koruyabilmek için yeri geldiğinde Doğu Roma'ya karşı Haçlılarla, Haçlılara karşı Türklerle, Türklere karşı da Moğollarla ittifaklar kurduklarını, yeri geldiğinde de önemli ailelerle evlilik bağı kurarak bu ailelerin desteğini almaya çalıştıklarını görmekteyiz. Bütün bu mücadeleler sırasında kent zaman zaman el değiştirse de 1375'e dek Ermeni kontrolünde kalmıştır. Özellikle Anavarza'da Yukarı Kent kısmında Ermeni varlığı çeşitli yapılar ile gözlemlenebilir. Lakin hala Aşağı Kent'te varlık gösterdiklerine dair bir kanıt bulunmamıştır. 1375'te Memluk kontrolüne girilmesi ile birlikte Anavarza'da da kentsel yerleşim sona ermiş, kent eski önemini yitirmiş, bölgedeki Ermeniler de başka yerlere dağılmışlardır. Anahtar Kelimeler:Kilikya, Ermeniler, Anavarza, Kilikya Ermeni Tarihi, Anavarza Ermeni Tarihi.
ASALA terör örgütü tarafından şehit edilen Türk dış temsilcilerinin biyografisi (1973-1985)
Anadolu'nun doğusunda ve Çukurova'da tam bağımsız bir şekilde uzun süre varlığını koruyamayan Ermeniler, bölgeye hâkim olan güçlü siyasî yapıların egemenliğini tanıyarak toplumsal varlıklarını korumuşlardır. Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu gibi önemli siyasî ve idari yapıların hâkimiyetinde bulunmuşlarsa da en rahat ve ayrıcalıklı dönemlerini Osmanlı İmparatorluğu zamanında yaşamışlardır. Dinî bağımsızlıklarının onaylanması idari ve toplumsal hayattaki aktif katılımları ile ön plana çıkan ve millet-i sadıka unvanı bahşedilen Ermeniler, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ciddi boyutta yıkıcı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kilisesi üzerinden yürütülen misyonerlik faaliyetlerinin yıkıcı eylemlerde önemli payı vardır. 19. yy.da başlayan misyonerlik faaliyetleri Ermenilerin Türklere karşı kışkırtılmalarına neden olmuştur. Bu kışkırtmalarda Osmanlı Devleti coğrafyasına hâkim olmak isteyen bazı Batılı devletler aktif rol almıştır. Bunun sonucunda 19. yy. sonlarında çeşitli örgütler kurularak bağımsız bir Ermeni devleti kurma faaliyetlerine girişilmiştir. Ancak büyük devletlerin kışkırtmaları sonucunda I. Dünya Savaşı'nda Türkler aleyhine çalışma yapan Ermeni militanlarının neden olduğu olaylar iki toplumu birbirinden tamamen uzaklaştırmıştır. 1970'lerden itibaren bu kin ve nefretle büyütülen Ermeniler ASALA terör örgütü çatısı altında faaliyetlerde bulunmuş, amaçlarına ulaşmak için Türkiye'nin dış temsilciliklerine saldırıp masum insanları katletme yoluna gitmişlerdir.
Kilis`te yaşayan gayrimüslimler (1850-1925)
Bu çalışmanın amacı, 1850-1925 tarihleri arasında Kilis'te yaşayan gayrimüslimlerin sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarını ortaya koymaktır. Ayrıca gayrimüslimlerin kendi aralarında ve Müslüman halk ile olan ilişkileri, farklı yönleri ve birbirlerine bakış açılan incelenmeye çalışılmıştır. İncelediğimiz bu dönemde, gayrimüslimlerin toplumsal yaşamlarında önemli bir gelişme olduğu gözlenmiştir. Özellikle Tanzimat ve Islahat Fermanı'ndan itibaren, eğitim düzeylerini yükseltmeleri, ekonomik yönden refah içinde olan gayrimüslimlerin sosyal yaşamlarını da etkilemiş ve onlarda toplumsal bilinci uyandırmıştır. Toplumsal bilinçte Ermeniler, diğer gayrimüslimlere göre daha ileri bir düzeye ulaşmışlardır. Bunu somut olarak 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde daha net olarak görebilmekteyiz. Araştırdığımız bu dönem ve öncesinde, gayrimüslimlerin Müslüman nüfusa oranlarının daha az olduğu görülmüştür. Yine araştırmalarımızda gayrimüslimlerin ve özellikle Ermeniler'in sosyal, kültürel ve ekonomik bütün haklara sahip oldukları ve bunu hiçbir kısıtlama olmadan kullandıkları tespit edilmiştir. Türkiye genelinde olduğu gibi, Kilis'te de Ermeniler kadar, Rumlar ve Yahudiler de Müslümanlar ile iyi ilişkiler içinde olmuşlar; Kilis ekonomisinde söz sahibi olacak kadar önemli mevkilere gelmişlerdir. Mevcut iddiaların aksine, "Ermeni Sorunu" hiçbir zaman yaşanmamış; Türkler geçmişten günümüze hakimiyetleri akındaki gayrimüslimlere baskı ve zulüm yapmamışlardır.
19. yüzyılda Ayıntap'ta misyonerlik faaliyetleri ve kurulan müesseseler (eğitim ve sağlık)
İlk zamanlar Hıristiyanlığı tanıtma, yayma ve Hıristiyanlığa yeni inananlar kazandırmak amacıyla kullanılan misyonerlik kavramı daha sonraki tarihlerde örgütlü bir kurum olarak gelişmiştir. Dini yönüyle ortaya çıkan bu kavram ve faaliyetler 18. ve 19. yüzyıllarda dini yayma düşüncesi yanında ticari, siyasi ve kültürel amaçlı olarak toplumu yönlendirme faaliyetine başlamıştır. Çok milletli ve dinli olan Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan azınlıklar, iç karışıklıklar ve dış etkenlerle açıkça devletten ayrılma faaliyetleri içerisine girmişlerdir. 19. yüzyılın son çeyreğinde nüfusunun yüzde yirmiye yakını Ermeni olan Ayıntab kazası ayrılıkçı Ermenilerin en büyük destekçileri ve teşvikçileri arasında yer alan Amerikan misyonerlerinin oldukça faal olduğu Anadolu kentlerinden biri olmuştur. Din adı altında faaliyet gösteren misyonerler ülkelerinin desteğine, teşvikine ve güçlü pozisyonuna dayanarak Ermeni halkını isyana yönlendirmek için her türlü vasıtayı kullanmışlardır. Okullarında Ermeni tarihi okutarak gençlere milliyetçilik ihtirası aşılamış, kiliselerde ise mezhep farkı gözetmeden ayrılıkçı vaazlar vermişlerdir. Böylece Ayıntap ve çevresinde bir arada huzur içinde yaşayan halk arasına fesatlık tohumları ekilmiş, Birinci Dünya Savaşına kadar sürecek olan bir düşmanlık süreci başlamıştır.Anahtar kelimeler: Hıristiyanlık, Misyonerlik, Osmanlı Devleti, Azınlık, Ayıntap
Uluslararası Hukukta soykırım suçu ve Ermeni soykırımı iddiası: 100 yılı aşarken Türkiye'den beklentiler ve gerçekler
Ermeni soykırımı iddiası yüz yılı aşkın süredir kamuoyunu meşgul etmektedir. Ermeniler Osmanlı Devleti döneminde en üst düzey görevlerle taltif edilmişlerdir. Osmanlı'nın güçlü olduğu dönemde uyum içinde yaşayan Ermeni toplumu, Osmanlı zayıflayınca isyan etmeye başlamıştır. Ermeniler, diğer devletlerden aldıkları destekle her geçen gün Türkiye'yi uluslararası alanda zor durumda bırakmaya çalışmaktadır. Soruna taraf olmaya çalışan aktörler, sözde Ermeni soykırımı iddiasını kendi çıkarları için araçsallaştırmaktadırlar. Ermeniler, Türkiye'den; toprak, tanınma, tanıtılma ve tazminat taleplerinde bulunmaktadır. Çalışmada geçmişten günümüze kadar Ermeni sorunu ve soykırım iddiaları ile Türkiye'den talepleri incelenmiştir. Çalışma, Ermeni taleplerinin gerçekçi olmadığı iddiasını savunmaktadır. Ermenilerin sözde soykırım iddialarının uluslararası hukukun ilkeleri ile örtüşmediği üzerine odaklanılmıştır. Söz konusu taleplerin haksızlığı ve karşılanamazlığı ifade edilmekle beraber, Ermeni beklentilerinin gerçekleştirilemez olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İstanbul'da gayrimüslimlerin sosyo-ekonomik durumu (1740-1789)
Bu çalışmada XVIII. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'daki gayrimüslimlerin sosyo-ekonomik durumlarına dair bilgiler verilmektedir. Şehirdeki nüfusları, yaşadıkları yerler, meslekleri, karşılaştıkları problemler ve ibadethanelerinin durumu ele alınmaktadır. Bu çerçevede XVIII. yüzyılın ikinci yarısında karşı karşıya kaldıkları yasaklardan bahsedilirken bu yasakların sadece onlara uygulanıp uygulanmadığı ve muafiyet elde edip etmedikleri incelenmiştir. İlaveten toplumsal veya kişisel baskı ve şiddetle karşılaşıp karşılaşmadıkları irdelenmiştir. Şehrin pek çok farklı bölgesinde hayatlarını uzun süredir idame ettiren gayrimüslim Rum, Ermeni ve Yahudi ahali, yaşadıkları ya da çalıştıkları bölgenin önemli yapı taşı olmuşlardır. Bu bağlamda ilgili dönemde İstanbul'un sosyo-ekonomik hayatına dair bilgi elde edilmek istendiğinde şehrin gayrimüslim tebaası da anlaşılmak zorundadır.
İngiliz Hükümetleri ve Ermeni sorunu 1880-1895
19. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Avrupa devletleri açısından bir mesele olarak gündeme giren "Doğu Sorunu" olgusu İngiltere için Victoria Dönemi boyunca farklılık göstermiştir. İngiliz parlamenter sistemindeki iki güçlü partinin Doğu Sorunu'na yaklaşımı İngiliz Hükümetlerinin Şark siyasetini belirlemiştir. Bu bakımdan yapılan çalışmada İngiltere'nin doğu politikasının analizi kurulan hükümetlerin bakış açılarının tespiti ön plana alınarak yapılmıştır. 1856 Kırım Savaşı sonrası İngiltere'nin doğu politikasında bazı değişiklikler yaptığı gözlemlenmiştir. Buna sebep olarak Osmanlı'nın Rusya'nın yayılmacılığı konusunda yetersiz kalmasıdır. Kırım Savaşı'nda Ruslar mağlup edilmiş bile olsa kayıplar göz önüne alındığında azımsanmayacak derecede İngilizlerin kayıp verdiği kaydedilmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Osmanlı'nın yenilmesiyle beraber İngiltere Osmanlı'nın Ruslar karşısında desteklenmesi fikrinden vazgeçtiği ve Rusların yayılmacılığına karşı bizzat Büyük Britanya'nın tek başına politikalar üretmeye başladığı görülmektedir. Bu nedenle İngiltere ilk olarak Kıbrıs'ı 1878 yılında ve Mısır'ı 1882 yılında ilhak etmiştir. Daha sonra ise hedeflerini Osmanlı Ermenilerinin kendileri tarafından desteklenmesi fikri olarak benimsemişlerdir. İngiliz doğu politikasının aktörlerinden olan Gladstone bu fikri İngiliz Liberal Parti'nin vazgeçilmez bir unsuru olarak parti politikalarından biri haline getirmiştir. Gladstone'un siyasi rakibi Salisbury ise tümüyle Ermeni ihtilalcilerin desteklenmesi fikrini savunmamış Doğu Sorunu'nun bir birleşeni olan Ermeni Meselesi'nin İngiltere'nin tek başına sorumluluk alarak çözmemesi gerektiğini düşünmüştür. Çalışmada da bu İngiliz iç siyasi rekabetinin doğuya yani Osmanlı Devleti'ne Ermeni Meselesi üzerinden yansıması üzerinde durulmuştur.
Farklı kültürlerde boş zaman davranışları: Ermeniler örneklemi
Değişen dünya düzeninde boş zamanlar, özellikle kapitalist normlarda uygun şekilde organize olmakta ve yeni anlam ve kullanım değerleri içermektedir. Boş zamana ilişkin kuramsal yaklaşımlar, boş vaktin taşıdığı ideolojik, politik ve toplumsal değişimleri öne çıkarmaktadır. Boş vakit üzerinde egemen ve değişken aygıtların rolünü ve özellikle de ticari sömürüye yatkın doğasını eleştiri konusu etmektedirler.Bu çalışma kapsamında; modern toplumlarda ve öncesinde öne çıkan yaklaşımlardan bahsedilecek ve boş zamana ilişkin yaklaşımları üzerinde durularak, boş vaktin modern dönemle birlikte kültürel yapılarda edindiği yeni görünümlere açıklık getirilerek etnik köken unsuruna değinilerek Ermeni Kültürü incelenmiştir.Hatay'ın Samandağ'ı ilçesi Vakıflı Köy'de yaşayan Ermeni cematine mensup 32 kişi ile görüşmeler yapılmış, kendi kültürlerine ait boş zamanlarında gerçekleştirdikleri aktiviteler araştırılmıştır. Kırsal kesimde yaşayan Ermeni vatandaşların daha çok kilise merkezli aktivitelerde bulundukları avcılık, bazı şenlik, toplantı ve ev işleriyle uğraştıkları, Ermeni şarkıları ve danslarına ayrı bir yer verdikleri görülmüştür.Diğer etnik gruplar ve toplumuın genelinden kısmen daha soyut yaşayan bu toplumun geneliyle ortaklaşa TV izlemek, kahvehaneye gitmek gibi aktivitelerde bulundukları da gözlenmiştir.