Infant-premature
158 theses under this subject heading
Sepsis tanısı alan preterm ve term yenidoğanlarda mikro CRP ve delta nötrofil indeksinin tanısal değeri
Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 günlük sürecini kapsamaktadır. Enfeksiyon etkeni bir mikroorganizma tarafından yenidoğanın herhangi bir dokusunun invazyonuna karşı, yenidoğanın inflamatuar süreçleri içeren mekanizmalar ile oluşturduğu cevabın klinik hali neonatal sepsis olarak tanımlanmaktadır. Neonatal sepsisin ciddi mortalitesi, kliniğinin hızlı kötüleşmesi ve antimikrobiyellerin gereksiz kullanım olasılığı sebepleri ile tanı sürecinde hız ve özgüllük oldukça önem arz etmektedir. Neonatal sepsis için altın standart tanı yöntemi halen kan kültürüdür. CRP ve hemogram gibi kan tetkikleri de tanı sürecinde büyük önem taşımaktadır. Tanıda önemli kan sayımı parametrelerinin modifiye bir hali olan, nötrofil farklılaşması ile nükleer lobülarite değişikliklerini temel alan ve immatür granülosit sayısı olarak ifade edilen delta nötrofil indeksi neonatal sepsisin tanı süreci için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile neonatal sepsisin tanısında delta nötrofil indeksi ve Mikro CRP değerlerinin biyobelirteç olarak değeri araştırılmıştır. Klinik veya kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı alan 30 yenidoğan ile 30 kontrol yenidoğan çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İlgili parametreler tüm örneklemden alınan venöz kan örnekleri ile değerlendirilmiştir. Mikro CRP ile rutin CRP sonuçları pozitif yönlü güçlü ilişkili saptanmıştır (p<0,001; r=0,918). Neonatal sepsis grubunda Mikro CRP ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,905 mg/dL değeri %86,7 sensitivite ve %83,3 spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis grubunda delta nötrofil indeksi ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,95 değeri %90,0 sensitivite ve spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis tanısında Mikro CRP ve delta nötrofil indeksi rutin kullanıma geçmeye aday belirteçler olarak düşünülmüştür.
Prematüre retinopatisinde (ROP) yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörler
Bu araştırmanın amacı yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin prematür retinopatisi ile ilgili bilgi düzeyi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma Gaziantep ilindeki 5 yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşireler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ocak-Nisan 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu ünitelerde çalışan toplam 190 hemşire araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Evrenin tamamı örnekleme alınmış, ancak çalışma 139 hemşire ile tamamlanabilmiştir. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" ve "Prematür Retinopatisi Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Araştırma için Etik Kurul onayı, kurum izinleri ve anket çalışmasına katılan hemşirelerden aydınlatılmış onam alınmıştır. Araştırmanın sonucunda hemşirelerin prematür retinopatisi ile ilgili bilgi düzeylerinin düşük (20.4) olduğu belirlenmiştir. Cinsiyetin prematür retinopatisi bilgi düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Kadın olan hemşirelerin prematür retinopatisi bilgi puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda prematür retinopatisi ve oksijen tedavisinin hemşirelik eğitim müfredatına eklenmesi, mezuniyet sonrası konuyla ilgili eğitim, seminer ve kongrelerin desteklenmesi yönünde önerilerde bulunulmuştur.
Prematüre bebek annelerinin deneyimlerine ilişkin bir gömülü teori çalışması: Uzun ve zorluklarla dolu bir yolda yürümek
Araştırmanın amacı, prematüre bebeğe sahip annelerin deneyimlerini incelemek ve bu deneyimlere ilişkin kuramsal yapıyı ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında Charmaz'ın (2014) yapılandırmacı gömülü teori metodolojisi benimsenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, derinlemesine görüşme transkripsiyonlarından yararlanılan dokuz anne ve Facebook grubundan verileri çekilen 287 anne oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda annelerin deneyimlerini yansıtan gömülü teori 'uzun ve zorluklarla dolu bir yolda yürümek' olarak yapılandırılmıştır. Annelerin bu deneyimleri doğum öncesinden okul çağına kadar olan sürece ilişkindir. Annelerin deneyimlerine ilişkin yapılandırılan gömülü teori kapsamında şu altı kategori ortaya çıkmıştır: 1) prematüre doğumu engellemeye çalışmak, 2) kuvöz yolu beklemek, 3) kavuşmayı iki ayrı uçta yaşamak, 4) prematüreliğin getirdiği zorlukların yıpratması, 5) prematüreliğin getirdiği zorlukların zamanla azalması, 6) prematüre annesi olmayı kanıksamak. Teorik örnekleme kapsamında, prematüre bebek annelerinin dahil olduğu bir Facebook grubu da analizlere dahil edilmiştir. Bu gruba ilişkin gömülü teori ise 'aynı yolun yolcusu olmak' olarak yapılandırılmıştır. Yapılandırılan bu gömülü teori kapsamında şu üç kategori ve alt kategorileri ortaya çıkmıştır: 1) grubu bir kaynak olarak görmek, 2) biz olmak, 3) grubun iyi hissettirmesi. Her iki gömülü teoride de yer alan kategorilerin değişen sayılarda alt kategorileri bulunmaktadır. Araştırma sonuçları, literatürde yer alan bilgiler ve ilgili kuramsal çerçeveler doğrultusunda tartışılmıştır.
Prematüre bebeklerin erken spontan motor hareketlerinin detaylı analizi ve nörogelişimsel sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; (i) gestasyonel doğum haftalarına göre ayrılan prematüre bebekler ile nörotipik term yaşıtlarının General Movements (GMs) değerlendirmesi kapsamında ayrıntılı motor repertuarlarının detaylı analizini yaparak grupların motor repertuar gelişimlerini longitudinal olarak karşılaştırmak, (ii) bebeklerin preterm/term dönem ve düzeltilmiş 3-5 ay aydaki ayrıntılı motor repertuarları ile düzeltilmiş 1 yaşındaki nörogelişimsel sonuçları arasındaki ilişkiyi incelemek ve (iii) gestasyonel haftalarına göre ayrılan bebeklerin düzeltilmiş 1 yaşındaki nörogelişimsel sonuçlarını karşılaştırmaktır. Çalışmaya dahil edilen 132 bebek gestasyonel haftalarına göre aşırı-erken prematüre (<32 hafta; n=38), orta-geç prematüre (32-36 hafta; n=51) ve term (37-41 hafta, n=43) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Prematüre bebeklere preterm/term dönem (35-41 hafta), postterm dönem (42-45 hafta) ve fidgety dönemde (49-60 hafta), term bebeklere de postterm dönem (42-45 hafta) ve fidgety dönemde (49-60 hafta), GMs kapsamında ayrıntılı motor repertuar değerlendirmesi uygulandı. Erken motor repertuar değerlendirmesi için General Movements Optimalite Skoru (GMOS) ve Motor Optimalite Skor formu–Revize (MOS-R) kullanıldı. Ayrıca tüm bebeklere düzeltilmiş 1 yaşında Hammersmith Infant Neurological Examination (HINE) ve Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği–III (Bayley-III) uygulandı. Preterm/term dönemde aşırı-erken prematüre bebekler ile orta-geç prematüre bebeklerin ayrıntılı GMs değerlendirmesi sonucunda elde edilen GMOS ve alt bölüm skorları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Postterm dönemde term bebeklerin GMOS skoru aşırı-erken prematüre bebeklerden yüksekti (p<0,001). Prematüre bebeklerin GMOS ve MOS-R yüzdelik dilimlerinin preterm/term dönemden fidgety döneme doğru zaman içerisinde arttığı, bu gelişmenin de da orta-geç prematüre bebeklerde daha fazla olduğu bulundu (p=0,016). Term bebeklerin de GMOS ve MOS-R yüzdelik dilimleri zaman içerisinde gelişmiş olup, üç grup arasında motor repertuarın artış oranı açısından fark bulundu (p<0,001). Prematüre bebek grupları ile term bebekler arasında düzeltilmiş 1 yaşında HINE skorları (p<0,001) ve Bayley-III'ün bilişsel (p<0,001), dil (p=0,001) ve motor (p<0,001) bölümleri açısından gruplar arasında fark vardı, aşırı-erken prematüre bebeklerin hem HINE hem de Bayley-III skorları diğer iki gruptan düşük bulundu. Aşırı-erken prematüre grupta hem preterm/term hem de postterm dönemde (boyun ve gövde skoru hariç) GMOS ile HINE skorları arasında anlamlı korelasyon bulundu. Benzer şekilde aşırı-erken prematüre bebeklerde hem preterm hem de postterm dönemde (boyun ve gövde skoru hariç) GMOS ile Bayley-III'ün tüm bölümleri arasında korelasyon vardı. Sonuç olarak; term bebeklerin motor performansları hem postterm hem de fidgety dönemde aşırı-erken prematüre bebeklerden daha iyiydi. Hem prematüre hem de term bebeklerin zaman içerisindeki erken motor repertuar performansları progresif olarak gelişti ve orta-geç prematüre bebeklerde aşırı-erken prematüre bebeklerden fazla gelişme bulunmuştur. Prematüre bebeklerde anormal GMs çizelgelerinin (PR-PR, CS-CS) ileri dönem nörogelişimsel problemlerin belirleyicisi olabileceği ve bu paternler tespit edilir edilmez en erken dönemde bebeklerin gerekli erken müdahale programına yönlendirilmesi önerilmektedir.
Prematüre bebeklerin gelişimsel sürecinde uyku, duyusal işlemleme ve yürütücü işlevler arasındaki ilişkinin incelenmesi: Düzeltilmiş ilk 1 yaş
Bu çalışmanın amacı (i) prematüre bebeklerde 3. ve 12. aylarda yapılacak değerlendirmelerle gelişimsel süreçlerin parçası olan General Movements (GMs), uyku karakteristikleri, duyusal işlemleme, gelişimsel değerlendirme, yürütücü işlevlerin gelişimini ve farklılıklarını değerlendirmek, (ii) prematüre bebeklerde doğum haftasıyla GMs, uyku, duyusal işlemleme, gelişimsel sonuçlar ve yürütücü işlev ilişkilerini incelemek, (iii) 3. ve 12. ayda uyku ve duyusal işlemleme arasındaki ilişkiyi incelemek, (iv) 12. ayda yürütücü işlevler ve gelişimsel değerlendirmeler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışma kapsamında 32. hafta öncesi ve sonrası gestasyonel haftaya göre iki gruba ayrılan 81 prematüre bebek, düzeltilmiş 3. aylarında GMs, Genişletilmiş Bebek Kısa Uyku Anketi, Infant Sensory Profile-2 ve Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği – III (Bayley-III) kullanılarak değerlendirildi. Bebeklerin 12. ayda yapılan uzun dönem takiplerinde, yürütücü işlev testi, Genişletilmiş Bebek Kısa Uyku Anketi, Toddler Sensory Profile-2 ve Bayley-III testi uygulanmıştır. 3. ayda yapılan GMs, uyku karakteristikleri, duyusal işlemleme ve gelişimsel değerlendirme sonuçları açısından gruplar arasında fark yoktu (p>0,05). 12.ayda yapılan değerlendirmelerde duyusal işlemleme ve yürütücü işlev değerlendirmeleri arasında fark bulunmazken (p>0,05), grupların uyku karakteristiklerinden gece uyanık kalma süresinin 32 haftanın altında doğan grupta daha yüksek olduğu (p=0,044) ve yine bu grupta Bayley-III kognitif (p= 0,010) ve motor (p=0,006) değerlendirme sonuçlarının anlamlı olarak düşük olduğu bulundu. Erken dönem ayrıntılı GMs analizi sonucunda elde edilen Motor Optimalite Skoru (MOS) ve alt bölümleri, 3. ayda uyku karakteristiklerinden toplam uyku süresi, gece uyanık kalma süresi, uyku pozisyonu ve horlama ile, 3. ve 12. ay Bayley-III motor sonuçlarıyla ve yürütücü işlev değerlendirmelerinden planlama testi sonuçlarıyla ilişkili bulundu (p<0,05). Bebekler 3. ayda duyusal işlemlemelerine göre tipik/atipik olarak ayrıldığında atipik duyusal işlemlemeye sahip bebeklerin gece ve toplam uyku sürelerinin anlamlı olarak kısa olduğu görüldü (p<0,05). Duyusal işlemleme ve uyku değerlendirme sonuçlarının hem 3. ayda hem de 12. ayda birbirleriyle ilişkili olduğu ve 12. ayda gündüz uyku süresinin gece uyanma sayısının, uyku yerinin ve horlama varlığının tipik/atipik duyusal işlemleme süreçleriyle ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Son olarak yürütücü işlev testlerinin Bayley-III kognitif sonuçlarıyla her aşamada olmak üzere, Bayley-III motor ve dil sonuçlarıyla da ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonuçlarıyla birlikte, prematüre bebeklerin erken dönemden itibaren motor gelişiminin yanında uyku, duyusal işlemleme ve yürütücü işlev gelişiminin takibinin önemli olduğu görülmektedir. Erken dönem spontan motor hareketlerin, ileri dönem motor sonuçların yanı sıra kognitif gelişimin ve yüksek kognitif süreçlerin belirleyicisi yürütücü işlevlerin öngörüsünde katkı sağlayabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun yanında duyusal işlemleme problemlerine yüksek ihtimalle uyku problemlerinin eşlik edebileceği ve bu problemlerin nörogelişimsel süreçleri olumsuz etkileyebileceği düşünülmektedir.
Kord kanındaki kemokin düzeylerinin prematüre bebeklerdeki oksidatif stres kaynaklı morbiditeler ile ilişkisi
Oksidatif stres, serbest radikallerin artması ve onları nötralize edebilecek antioksidan mekanizmaların düzeylerini aşması sonucu oluşur. Protein, lipid ve polisakkarit oksidasyonuna, DNA fragmantasyonuna, baz modifikasyonlarına ve DNA zincirinde kırık oluşmasına neden olarak doku hasarına yol açar. Antenatal dönemde maruz kalınan oksidatif stres ise yenidoğanlarda morbidite ve mortalite riskinde artışa neden olmaktadır. Bu çalışmada prematürelerde antenatal dönemde başlayan oksidatif stresin kord kanındaki kemokin düzeyleri ölçümü ile belirlenmesi ve kemokin seviyeleri ile prematürite morbiditeleri arasındaki korelasyonun gösterilmesi amaçlanmıştır. Gebelik haftası 32 hafta ve altında olan Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde veya Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi'nde doğan bebekler dahil edilmiştir. Hastalardan kord kanlarından elde edilen plazmalardan IL-8, IP-10, eotaksin, TARC, MCP-1, MIP-1alfa, MIG, ENA-78, MIP-3alfa, GROalfa, I-TAC, MIP-1beta düzeyleri ölçülmüştür. Hastaların izlemi sırasında saptanan prematüre morbiditeleri ile kord kanı kemokin düzeyleri ile arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu tez çalışması TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir (Proje no: 122S245). Çalışmaya ortalama doğum haftası 28,5 hafta (±2,9), ortalama doğum ağırlığı 1206 (±78,2) gram olan toplam 32 hasta alınmıştır. Gebelik haftasına göre katılımcılar üç gruba ayrıldığında, gebelik haftası küçüldükçe IL-8 düzeyinde artış görülmüştür (p=0.008). Respiratuvar distres sendromu olanlarda I-TAC düzeyleri (p=0.014), bronkopulmoner displazi saptananlarda IL-8 düzeyleri (p=0.0022), intraventriküler kanama saptananlarda IP-10 düzeyleri (p=0.031), preiventirküler lökomalazi olanlarda MIP-1alfa (p=0.039) düzeyleri, prematüre retinopatisi tespit edilenlerde MIP-3alfa (p=0.031) düzeyleri, eksitus olanlarda IL-8 (p=0.048) düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, bulgularımız antenatal dönemde başlayan oksidatif stres ve inflamasyonun prematüre morbiditelerinin patogenezinde rol oynadıklarını desteklemektedir. Kord kanından kemokin ölçümlerinin yapılması riskli bebeklerin belirlenmesi açısından değerli olacaktır. Anahtar kelimeler: prematürite, morbidite, kemokin
Prematüre bebeklerde prenatal doppler ultrasonografi bulguları ile postnatal serebral near-ınfrared spektroskopi (NIRS) ölçümlerinin uyumluluğunun araştırılması
Serebral oksijenizasyon üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle intrauterin büyüme kısıtlılığının (İUBK) perinatal ve neonatal izlemi günümüzde önem kazanmıştır. Bu tez çalışmasında gebeliğin 35. haftasından önce doğan bebeklerde fetal serebral ve umbilikal Doppler Ultrasonografi (USG) ölçümleriyle neonatal ilk 24 saatteki serebral Near-Infrared Spektroskopi (NIRS) ölçümlerinin birbirleriyle karşılaştırılması amaçlandı. Çalışma kriterlerini sağlayan olgulardan (n=37) İUBK olanlar çalışma grubunu (n=24), olmayanlar kontrol grubunu (n=13) oluşturdu. Prenatal Doppler USG ölçümleri yönünden incelendiğinde; çalışma grubunda orta serebral arter ölçümlerinde ortalama diyastol sonu hız daha yüksek (p=0,024), ortalama pulsatilite indeksi daha düşük (p=0,028); umbilikal arter ölçümlerinde ortalama diyastol sonu hız daha düşük (p=0,015) ve ortalama pulsatilite indeksi daha yüksek (p=0,018) olarak bulundu. NIRS ölçümleri yönünden incelendiğinde; başlangıç, 15., 30. dakika, 1., 3., 6., 12. ve 24. saat ortalama bileşik ölçüm değerleri yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Grubun ve zamanın NIRS ölçümleri üzerindeki etkisi ayrı ayrı incelendiğinde %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlılık yoktu (sırasıyla, p=0,235 ve p=0,723). Prenatal Doppler USG bulgularına göre İUBK klinik ağırlığının farklı seviyelerde olduğu düşünülen alt gruplar oluşturuldu. Gruplar arasında neonatal NIRS ölçümleri, prematürite morbiditeleri ve neonatal mortalite açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Prenatal Doppler USG bulgularındaki olumsuz değişikliklerin belirli bir noktaya kadar fetüste ve yenidoğanda klinik bulgular ortaya çıkarmadığı, İUBK olan bebeklerde sonuçları etkileyen başka değişkenlerin de rol oynayabileceği düşünüldü. Perinatal ve neonatal bakımın iyi olmasının bileşik etkisi sonucunda gruplar arasında klinik bulgular ve ölçülen değerler ekseninde farklılık olmayabileceği sonucuna varıldı. Fetal dönemde İUBK'nin neden olabileceği neonatal sonuçların incelenmesinde günümüzde yaygın olarak kullanılan prenatal Doppler USG'nin neonatal serebral NIRS yöntemiyle birlikte ve entegre kullanılması, neonatal sonuçlar ile ilgili verilerin artmasını sağlayacak ve yararlı olacaktır.
Prematüre bebeklerde iki farklı destekleyici yöntemin anne memesine geçiş sürecine etkisi
Araştırma 01.04.2021 – 01.11.2021 tarihleri arasında, Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi'nin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. 35 deney grubu 1 (kapla beslenen) (n=35), deney grubu 2 (emzirme ekleyicisi) (n=35) kontrol grubu (n=35) olmak üzere toplam 105 prematüre bebek araştırmaya dahil edildi. Veriler "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu", "Preterm Bebek İzlem Formu" ve "LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği" kullanılarak sorumlu araştırmacı tarafından elde edildi. 9:00, 12:00, 15:00 öğünlerinde Deney grubu 1 bebekler kap ile, Deney grubu 2 bebekler emzirme ekleyicisi ile, kontrol grubu bebekler ünitenin rutin beslenme düzenine göre beslendi. Bebeklerin emme durumları, taburculuk süresi ve emzirme başarısı araştırmacı tarafından değerlendirildi. Emzirme başarısının değerlendirilmesinde LATCH emzirme ölçeği kullanıldı. Bulgular değerlendirildiğinde; grupların LATCH puanları arasında istatistiksel düzeyde anlamlı fark olduğu (p=0,001; p<0,01) görüldü. En yüksek LATCH puanının deney 2 (emzirme ekleyicisi) grubuna (8,23±0,81), ikinci yüksek LATCH puanının deney 1 (kapla beslenen) gruba (7,23±0,49), en düşük LATCH puanının ise kontrol grubuna (7,11±0,63) ait olduğu belirlendi. Bebeklerin taburculuk süresi gruplara göre karşılaştırıldığında, en uzun hastane yatış süresinin kontrol grubuna ait olduğu (17±14,92 gün), ikinci sırada deney 1 (kapla beslenen) grubunun yer aldığı (14,52±16,82 gün), en kısa hastane yatış süresinin ise deney 2 (emzirme ekleyicisi) grubuna ait olduğu (6,14±8,99 gün) belirlendi. Sonuç: emzirme ekleyicisi kapla beslenmeye göre anne memesine geçişi kolaylaştırmakta, hastanede kalış süresini kısaltmaktadır. Emzirme ekleyicisi bebeklerin anne memesini daha başarılı emmesine katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler : Prematüre, Kapla Beslenme, Emzirme Destekleyici Sistem
Anemik prematürelerde eritrosit transfüzyonu öncesi ve sonrasında natural killer ve lenfosit alt gruplarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada anemik prematüre olan 40 (kırk) bebekte lenfosit alt grupları CD4–CD8, B Lenfosit CD19, T Lenfosit belirteci CD3, Doğal öldürücü Naturel Killer CD16+CD56 Monoklonal antikorlarının flow sitometri cihazında ışınlanmamış eritrosit transfüzyonu öncesinde ve sonrasında ölçümleri yapıldı sonuçları değerlendirildi. Her iki kategorinin sonuç değerlendirmesine ve karşılaştırma farklılıklarına bakıldı. Çalışmada anemik prematüre anemisi tanısı ile takip edilen postkonsepsiyonel 36. hafta ve altındaki prematüre 40 (kırk) bebekten K2 Edtalı kan tüplerine alınan kanları kullanıldı. Testlerde üç gurup oluşturuldu; Grup I (Kontrol): 37 ve 40 haftalık anemik olmayan prematüre 22 (yirmiki) bebekten alınan kanlar. Grup II: Eritrosit transfüzyonu öncesinde 40 (kırk) postkonsepsiyonel 36. hafta ve altındaki prematüre bebekten alınan kanlar. Grup III: Grup II deki bebeklere eritrosit transfüzyonu uygulandıktan sonra aynı 40 (kırk) bebekten alınan kanlarının oda ısısında en fazla 12 saat içerisinde BD Facs Canto II flow sitometri cihazında test analizleri yapıldı. Bu çalışmamızda anemik olmayan 37. ve 40. haftalarda doğmuş prematüre bebeklerden oluşturulan kontrol grubu ile çalışma gruplarındaki bazı parametreler arasındaki farklılıkların yapılan çalışmaların ortalamalarına bakıldığında anlamlı olmadığı görüldü. Çalışma gruplarını oluşturan postkonsepsiyonel 36. hafta ve altındaki prematüre bebeklerin lenfosit alt grupları ve naturel killer sonuç ortalamalarının daha önce yapılan benzer çalışmaların 6-12 ay, 1-2 yaş ve 2- 6 yaş ortalamalarıyla uyumlu olduğu gözlemlendi. Çalışmamız ES transfüzyonlarının prematüre immünitesinde özellikle lenfosit alt gruplarına ve dağılımlarına olumsuz etkisinin olmadığını göstermektedir. Bu nedenle organizmaya bu açıdan olumsuz olmayan, güvenilir bir tedavi yöntemi olarak kabul edilebileceğini düşünmekteyiz. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmıştır.
Yenidoğan yoğun bakımda görülen enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı ve bu antibiyotiklere karşı gelişen bakteri direnci
Son yıllarda neonatolojideki gelişmeler sayesinde, düşük doğum ağırlıklı prematüre bebekler yaşamakta ve bu bebekler uzun süre yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde izlenmektedir. Ancak uzun süreli yatış çeşitli komplikasyonları da beraberinde getirmektedir. Bu komplikayonların en önemlisi hastane enfeksiyonlarıdır. Özellikle yoğun bakım ünitesinde yatan bebekler bu hastane enfeksiyonları için diğer bebeklere göre daha fazla risk faktörleri taşımaktadır. Bu risk faktörlerinin en önemlileri düşük doğum ağırlığı, prematüre doğum, mekanik ventilatör ve kateter uygulamalarıdır. Van ilinde bulunan Özel Lokman Hekim Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 2015-2018 tariheleri arasında yatan hastalar hastanenin bilgi işlem veri tabanından retrospektif olarak tarandı ve toplam 310 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, kateter durumları, mekanik ventilasyon durum ve süreleri, enfeksiyon durumları, hastanedeki yatış süreleri cerrahi işlem görüp görmeme durumları, en sık üreyen mikroorganizmalar, hastaların antibiyogram sonuçları, yıllara göre bebeklerde kullanılan antibiyotikler ve kullanım sonrası görülen enfeksiyon tipleri ve antibiyotiklere gösterilen direnç oranlarına incelendi. Çalışmamızda kan kültüründe en fazla üreyen patojen, sepsise neden olan Gr + Staphylococcus epidermidis'di (%57). Onu, Gr - Escherichia coli (% 11) ve Klebsiella (% 10) takip etmekteydi. İdrar kültüründe ise sırasıyla en fazla üreyen patojen E.coli (% 58), Staphylococcus epidermidis (% 13) ve Enterobacter'di (% 13). Gram negatif bakterilerin Levofloksasin, Moksifloksasin, İmipenem ve Vankomisin antibiyotiklerine direnç geliştirmediği ve genel olarak gram pozitif bakterilerin, gram negatif bakterilere göre daha düşük direnç gösterdikleri görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan bebeklerin daha çok preterm-SGA'lı hastalardan oluştuğunu, hastaların yatış süresinin uzun olduğunu, kateter kullanımının ve enfeksiyon oranının oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Antibiyotik, direnç, enfeksiyon, prematür, yenidoğan
Riskli bebeklerde farklı nöromotor değerlendirmeler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; prematüre doğan riskli bebeklerin düzeltilmiş 3 - 5 aylarında uygulanan farklı nöromotor değerlendirmelerin arasında ilişki olup olmadığını belirlemekti. Çalışmamıza, Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Gelişimsel ve Erken Rehabilitasyon Ünitesi'ne başvuran düzeltilmiş yaşları 3 - 5 ay olan (13,70±1,71), 95 prematüre bebek (doğum haftası: 33,74±2,57 hf, doğum ağırlığı: 2176,73±649,29 gr.) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bebeklerin klinik ve demografik bilgileri (hikaye, risk faktörleri) alındıktan sonra Hammersmith Infant Neurological Examination (HINE), Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Değerlendirme Ölçeği – III (Bayley – III) ve Prechtl Genel Hareketlerin Niteliksel Değerlendirmesi (GMs) değerlendirme yöntemleri uygulandı. Elde edilen verilerin korelasyonu, Spearmen Korelasyon Analizi ile SPSS 20.00 programında incelendi. HINE değerlendirme yönteminin alt bölümleri olan kranial fonksiyon, hareket, tonus ile Bayley Bilişsel, Dil ve Motor Bileşik arasında; postür ve refleks/reaksiyon alt bölümleri ile Bayley Bilişsel ve Motor Bileşik arasında; Hammersmith Total puanı ile Bayley Bilişsel, Dil ve Motor Bileşik arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulundu. (p < 0,05) GMs değerlendirme yöntemi ile HINE ve Bayley – III değerlendirme yöntemi arasında ilişki bulunmadı. (p > 0,05) Her değerlendirme yöntemi farklı ölçümler içerdiğinden dolayı, yapılması mümkün olan durumlarda prediktif değeri yüksek olan değerlendirme yöntemlerinin entegrasyonu ile daha etkin tedavi yöntemleri oluşturulmalıdır. HINE değerlendirme yönteminin kullanılması kliniklerde yaygınlaştırılmalı, riskli bulunan prematüre bebekler erken müdahale programlarına alınmalıdır.
Preterm bebeklerde risk faktörleri, nörolojik durum ve motor performansın değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı gestasyonel yaşa sahip preterm bebeklerin düzeltilmiş 3-5. aylarında risk faktörleri, nörolojik durum ve motor performanslarını değerlendirmek ve farklı gestasyon yaşları karşılaştırmaktı. Çalışmaya gestasyon haftası <32 olan 26, 32-34 arası olan 30, >34 olan 22 bebek olmak üzere toplamda 78 preterm bebek dahil edildi. Bebeklerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Bebeklerin Fidgety hareketleri (FMs) 3-5 dakikalık videolar halinde kaydedildi. Gözlemsel GMs değerlendirmesi kapsamında Prechtl yöntemi ile FMs'ler analiz edildi. Bebeklerin yüzüstü, sırtüstü, oturma ve ayakta durma hareketleri gözlemlenerek Alberta Infant Motor Scale (AIMS) formuna kaydedildi ve skorlar yaşa özgü sentil değerlerine dönüştürüldü. Bebeklerin hareketleri gözlemlenerek Touwen Infant Neurological Examination (TINE) değerlendirmesi yapıldı. Bebeklerin doğum haftasına göre motor skorları karşılaştırıldığında AIMS yüzüstü puanlar açısından >34 haftadan sonra doğan bebekler lehine istatistiksel olarak fark bulunurken (p<0,01); diğer değişkenler arasında fark bulunmadı (p>0,05).Bebeklerin doğum haftasına göre GMs özellikleri ve nörolojik durumları karşılaştırıldığında herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin GMs özelliklerine göre motor skorları karşılaştırıldığında herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin nörolojik durumları ile kuvözde kaldığı gün arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde (p<0,01) istatistiksel ilişki bulunurken; diğer değişkenler arası herhangi bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Preterm bebeklerin gestasyonel yaşı düştükçe kuvözde kaldığı gün sayısı ve fototerapi görme sıklıkları artmaktaydı. Preterm bebeklerde risk faktörleri, nörolojik durum ve motor performansın beraber değerlendirilmesi detaylı ve bütüncül değerlendirme sağlamakla beraber; çalışmamız minör nörolojik disfonksiyonu olan ya da motor performansında atipik gelişim gösteren bebeklerin erken dönemde tespit edilebilmesi ve gerekirse erken müdahale programına yönlendirilmesi konusunda yol gösterici olması açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Preterm bebek, risk faktörleri, motor performans, minör nörolojik disfonksiyon
Prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemleri ile bilişsel ve duyusal fonksiyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemleri ile bilişsel ve duyusal fonksiyonları ile ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 6-10 yaş aralığında prematüre doğan 30 çocuk, zamanında doğan 30 çocuk olmak üzere toplam 60 çocuk katıldı. Katılımcıların beslenme problemlerini değerlendirmek için Beslenme Problemlerini Tarama Aracı (BPTA), bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmek için Dinamik Ergoterapi Biliş Ölçeği Çocuk Versiyonu (DEBÖ-Ç) ve duyusal fonksiyonlarını değerlendirmek için Duyu Profili Anketi (DPA) kullanıldı. Prematüre doğum hikayesi olan ve zamanında doğan çocukların beslenme problemleri, bilişsel fonksiyonları ve duyusal fonksiyonları arasındaki fark Mann Whitney U testi ile incelendi. Prematüre doğan çocukların zamanında doğan çocuklara göre beslenme problemleri istatistiksel olarak daha fazla; bilişsel ve duyusal fonksiyonları ise istatistiksel olarak daha zayıf bulundu (p<0,05). Prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemleri ve bilişsel fonksiyonları arasındaki ilişki ile beslenme problemleri ve duyusal fonksiyonları arasındaki ilişki ayrı ayrı Spearman Korelasyon Analizi yöntemi ile incelendi. Prematüre doğmuş çocuklarda beslenme problemleri ile hem bilişsel hem de duyusal fonksiyonların istatistiksel olarak ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre prematüre doğum hikayesi olan çocukların bilişsel ve duyusal fonksiyonlarındaki zayıflıklar bu çocukların beslenme aktivitelerini olumsuz etkilemektedir. Prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemlerine yönelik olarak yapılacak ileriki çalışmalarda bu çocukların bilişsel ve duyusal becerilerinin değerlendirilmesini ve tedavisini de içeren çeşitli ergoterapi müdahalelerinin planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Motor etkilenimi olan preterm bebeklerde motor beceri ile duyusal işlemleme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada motor etkilenimi olan ve olmayan prematüre bebeklerin motor becerileri ile duyusal işlemleme becerileri karşılaştırıldı. Bebeklerin motor etkilenimini belirlemek için Infant Motor Profile (IMP) kullanıldı. Çalışmaya düzeltilmiş yaşı 7-18 ay aralığında olan toplam 40 bebek dahil edildi. Araştırma Grubu (motor etkilenimi olan bebekler) için 20 bebek ve Kontrol Grubu (motor etkilenimi olmayan bebekler) için 20 bebek olmak üzere katılımcı bebekler iki gruba ayrıldı. Bebeklerin motor becerileri Alberta Infant Motor Scale (AIMS) ile değerlendirildi. Duyusal işlemleme becerileri için Bebeklerde Duyusal Fonksiyonlar Testi (BDFT) ve Bebeklik Çağı Duyu Profili 2 (BÇDP-2) kullanıldı. Motor etkilenimi olan ve olmayan katılımcılar arasındaki IMP, AIMS, BDFT ve BÇDP-2 skor farkları parametrik olmayan Mann Whithney U testi ile analiz edildi. Araştırma Grubu ile Kontrol Grubu karşılaştırıldığında; BDFT'ye ait toplam skor, uyumsal motor fonksiyonlar, vestibüler uyarana tepki ve görsel-dokunsal entegrasyon skorlarında; BÇDP-2'ye ait duyusal davranış, genel süreç, oral duyusal süreç alt maddeleri ile arayış ve kaçınan çeyreklikler skorlarında iki grup arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Çalışmaya dahil edilen tüm bebeklerin motor becerileri ile duyusal işlemleme becerileri arasındaki ilişki incelendiğinde; BDFT'ye ait total skor, uyumsal motor fonksiyonlar ve görsel-dokunsal entegrasyon, BÇDP-2'ye ait oral duyusal süreç ve arayan çeyreklik sonuçlarında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamız sonuçlarına göre; motor etkilenimi olan prematüre bebekler, motor etkilenimi olmayan akranlarına göre daha zayıf duyusal işlemleme becerilerine sahiptir. Bu nedenle motor etkilenimi olan prematüre bebeklerin değerlendirme ve tedavisinde duyusal işlemleme becerileri ile motor becerilerin birlikte ele alınması önerilir.
Prematüre bebeklerde general movements, duyusal işlemleme ve nörogelişimsel parametreler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; (i) ayrıntılı General Movements (GMs) değerlendirmesi ile erken dönem duyu gelişiminin ilişkisi olup olmadığını araştırmak, (ii) gestasyonel haftalarına göre ayrılan prematüre bebeklerin GMs değerlendirmesi ve duyusal işlemleme sonuçlarını karşılaştırmak ve (iii) 24 – 36 ay duyusal işlemleme ile nörogelişimsel değerlendirme sonuçlarının 3 – 5 ay arasında yapılan GMs ile duyusal işlemleme değerlendirmeleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 66 prematüre bebek gestasyonel haftalarına göre aşırı prematüre bebek (≤28 hafta), erken prematüre bebek (29 hafta ve ≤32 hafta) ve orta–geç prematüre bebek (33 hafta ve <37 hafta) olmak üzere üçe ayrıldı. Dahil edilen bebeklere düzeltilmiş yaşları 3 – 5 ay arasındayken spontan motor hareketleri değerlendirmek için ayrıntılı GMs; duyusal işlemleme değerlendirmesi için Infant Sensory Profile-2; nörogelişimsel değerlendirme için Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği – III (Bayley-III) uygulanmıştır ve düzeltilmiş yaşları 24 – 36 ay arasında ise duyusal işlemleme değerlendirmesi için Toddler Sensory Profile-2 ve propriosepsiyon duyu değerlendirmesi; nörogelişimsel değerlendirme için yine Bayley-III uygulanmıştır. Erken dönem ayrıntılı GMs analizi sonucunda elde edilen Motor Optimalite Skoru (MOS) ve alt bölümleri ile duyusal işlemleme arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin 2 yaşlarındaki duyusal işlemleme değerlendirmesine göre kuadrantların hassaslık alanında gruplar arasında fark bulundu (p=0,022). Buna göre 32 hafta ve altı doğum haftasına sahip prematüre bebekler orta-geç prematüre bebeklere göre daha fazla duyusal işlemleme bozukluk oranına sahip oldukları görüldü. Bununla birlikte yine 2 yaş değerlendirmelerinde duyusal işlemlemenin dokunma parametresinde gruplar arasında fark bulundu (p=0,033) ve yine gestasyonel haftanın azalması ile duyusal işlemleme bozukluklarının oranının arttığı belirlendi. MOS ve alt bölüm puanları ile duyusal işlemleme parametreleri arasındaki ilişkiye bakıldığındaysa; MOS ve alt bölümlerinden en az biri ile duyusal işlemleme parametrelerinden arama, hassaslık, görsel, dokunma ve hareket alanları arasında düşük derecede korelasyon katsayısıyla ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, prematüre bebeklerin erken dönemden itibaren hem motor gelişim açısından hem de duyusal işlemleme açısından takibinin önemli olduğu görüldü. Özellikle doğum haftasının düşmesi ile duyusal işlemlemenin dokunma ve hareket parametrelerininde bozukluk riski oranı artmaktadır. Erken dönem atipik spontan motor gelişim gösteren bebeklerin duyusal işlemleme bozukluğuna da sahip olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.
Riskli bebeklerin klinik özellikleri ve yaşam kalitelerinin, annelerinin yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, riskli bebeklerin klinik özellikleri ve yaşam kalitelerinin annelerinin yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 130 riskli bebek ve bebeklerin anneleri dahil edildi. Bebeklerin klinik bilgileri ve demografik özellikleri kaydedildi. Annelerin yaşam kalitesini değerlendirmek için Pediatrik Yaşam Kalitesi Soru Formu (PedsQL™)'nun Ailevi Etki Anketi ve Aile Etki Ölçeği (IPFAM) kullanıldı. Riskli bebeklerin yaşam kalitesini değerlendirmek için Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri (PedsQL™) (Bebek Skalaları-Bebekler için Ana Baba Raporu (1-12 aylık)) kullanıldı. PedsQL™ Bebek Skalaları total skoru ile PedsQL™ Ailevi Etki Anketinin total skoru ve IPFAM total skoru arasında pozitif yönde istatistiksel yönden anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). İntrauterin gelişim geriliği, maternal risk faktörleri varlığının ve düşük doğum ağırlığının aile üzerinde etkisi bulunamamıştır (p>0,05). Riskli bebeğin yaşam kalitesinin ailesi üzerine etkisi olduğu ve annenin yaşam kalitesini etkilediği görüldü.
Prematüre ve term bebeklerde erken dönem öz düzenlemenin (ağlama, uyku ve beslenme) değerlendirilmesi
Öz düzenleme (self regulation), kişinin kendi amaçları doğrultusunda, biliş, duygu, eylem ve çevre özelliklerini hedef alan; çok bileşenli, yinelenen ve öz yönetimle kazanılan işlemlerdir. Çocukluk ve adölesan dönemde öz düzenlemenin geliştirilme derecesi, hayatta başarı ve mutluluğu büyük oranda öngörmektedir. Bu çalışmada amaç prematüre ve term bebeklerde 3., 6. ve 12. aylarda öz düzenleme problemlerinin prevelansını belirlemek; doğum öncesi ve sonrasında öz düzenleme problemlerinin ipucu olabilecek belirleyicileri araştırmak ve yaşamın ilk 6 aydında öz düzenleme problemi olan bebeklerin 1 yaşında öz düzenleme problemlerinin sıklığını belirlemektir. Çalışma, ulusal tek merkezli prospektif, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Çalışma Şubat 2018 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Gelişimsel Pediatri Polikliniğinde çok prematüre (ÇP) 50, orta prematüre (OP) 26, geç prematüre (GP) 50 ve kontrol grubu term 48 olmak üzere toplam 174 bebek ile yapıldı. Erken dönem öz düzenleme problemleri ağlama, uyuma ve beslenme problemleri ve birden fazla problemin aynı anda olması çoklu öz düzenleme problemi olarak tanımlandı. Annede depresyon tarandı, bebeklerin gelişim değerlendirmeleri ve nörolojik muayeneleri yapıldı. Üçüncü ayda bebeklerin %83,3'ünde, 6. ayda %71,8'inde ve 12. ayda ise %67,2'sinde herhangi bir öz düzenleme problemi; 3. ayda bebeklerin %8,6'sında, 6. ayda %4,5'inde ve 12. ayda %5,2'sinde ağlama problemi; 3. ayda bebeklerin %77,6'sında, 6. ayda %69,0'unda ve 12. ayda %64,9'unda uyku problemi; 3. ayda bebeklerin %24,1'inde, 6. ayda %20,1'inde ve 12. ayda %10,6'sında beslenme problemi vardı. Üçüncü, 6. ve 12. aylarda ağlama ve uyku problemlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Fakat 3. ayda term ve geç prematüre (GP) bebeklerde beslenme problemi daha sık iken, 12. ayda ÇP ve OP bebeklerde beslenme problemi daha sıktı. Annenin stresinin artması, erkek cinsiyet, annenin genç olması, ÇP olmak, nörogelişimin etkilenmesi, bebeğin gelişme geriliği ağlama problemi riskini arttırdı. Annenin stresinin artması, nörogelişimin etkilenmesi, beslenme problemi, bebeğin gelişime geriliği uyku problemi riskini arttırırdı. Annenin stresinin artması, kız cinsiyet, ÇP olmak, nörogelişimin etkilenmesi, uyku problemi, bebeğin gelişime geriliği beslenme problemi riskini arttırırdı. ÇP bebeklerin annesinde depresyon diğer gruplardaki bebeklerin annelerine göre daha sıktı ve beslenme problemi ile ilişkili bulundu. Üçüncü ayda uyku problemi varlığı 12. ayda uyku problemi ile ilişkili bulundu. Üçüncü ve 6. ayda beslenme problemi varlığı 12. ayda beslenme problemi ile ilişkili bulundu. Üçüncü ayda ağlama problemi varlığı ve 6. ayda uyku veya beslenme problemi varlığı bebeklerde 12. ayda çoklu öz düzenleme problemi riski arttı. Sonuç olarak prematüre ve term bebeklerde erken dönem öz düzenleme problemleri sık görülmektedir ve anne bebeğin bu sorunları açısından, stresi skoru ve depresyon açısından mutlaka değerlendirilmeli ve sorgulanmalıdır.
Prematüre bebeklerde masajın bilirubin düzeyine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, prematüre bebeklerde masajın bilirubin düzeyine etkisini incelemektir. Yöntem: Örneklem grubunu Kasım 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırılan 64 prematüre bebek oluşturmuştur (masaj grubu:32; kontrol grubu: 32). Veriler, yenidoğana ait tanıtıcı bilgilerin bulunduğu "Veri Toplama Formu" ve transkutan bilirubin ölçer cihaz kullanılarak toplandı. Her iki gruptaki bebeklerin 5 gün süresince günlük transkutan bilirubin değerleri ölçülmüş, günlük dışkılama sayısı, günlük vücut ağırlığı ve yaşam bulguları (SPO2, nabız, solunum sayısı) ve hastanede yatış süresi kaydedilmiştir. Masaj grubundaki bebeklere 5 gün süresince günde iki kez sabah ve akşam 10-15 dakika bebek masajı yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Skewness, Kurtosis, Yates düzeltmeli ki-kare testi, Fisher exact testi, bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon Signed rank testi, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Masaj grubundaki prematüre bebeklerin günlük TcB düzeyi üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerin günlük dışkılama sayısı ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerin hastanede kaldığı gün ortalamasının kontrol grubuna göre düşük olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerde 1-5 gün arası tüm günlerde SPO2 ortalaması anlamlı düzeyde yüksek, nabız sayısı ve solunum sayısı ortalaması anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<.001). Masaj ve kontrol grubundaki bebeklerde doğumda ve ilk beş gündeki vücut ağırlığı ortalamaları arasında anlamlı düzeyde fark bulunmamıştır (p>.05). Sonuç: Bebek masajı, prematüre bebeklerin dışkılama sıklığını arttırmada ve bilirubin düzeyini azaltmada etkili bir yöntemdir. Bebek masajının, prematüre bebeklerde bilirubin düzeylerinin artmasını önlemek için ve sarılığın terapötik tedavisine (farmakolojik tedavi, fototerapi ve kan transfüzyonu) olan ihtiyacı azaltmak için alternatif ve tamamlayıcı bir uygulama olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; yenidoğan sarılığı; bebek masajı; transkutan bilirubin düzeyi; prematüre bebek.
Prematüre bebeklerde masajın vital bulgular ve büyüme parametrelerine etkisinin incelenmesi
Prematüre Bebeklerde Masajın Vital Bulgular ve Büyüme Parametrelerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı, prematüre bebeklerde masajın vital bulgular ve büyüme parametrelerine etkisini incelemektir. Yöntem: Örneklem grubunu Ağustos 2018- Mayıs 2019 tarihleri arasında YYBÜ'ye yatırılan 33 prematüre bebek oluşturmuştur (masaj grubu:17; kontrol grubu: 16). Masaj grubundaki bebeklere 5 gün süreyle günde iki kez 10-15 dakika bebek masaj uygulanmıştır. Her iki gruptaki bebeklerin vücut ağırlığı her gün ölçülüp kaydedilmiştir. Baş çevresi ve boy uzunluğu ise çalışmanın başlangıcında ve bitiminde ölçülüp kaydedilmiştir. Masaj grubundaki bebeklerin vital bulguları (SPO2, kalp atım hızı, solunum sayısı) masaj öncesi, masaj sonrası 1. dakika ve 10. dakikalarda olmak üzere 3 kez kaydedilmiştir. Her iki gruptaki bebeklerin hastanede kalma süreleri kaydedilmiştir. Bulguların analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare testleri, Fisher exact testi, bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon signed ranks testi, Mann whitney U testi kullanılmıştır. Önemlilik düzeyi p<.05 kabul edilmiştr. Bulgular: Masaj grubundaki bebeklerin vücut ağırlığı artışı kontrol grubundaki bebeklerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<.05). Masaj grubundaki bebeklerde 1. gün; 2. gün; 3.gün; 4.gün akşam ve 5.gün akşam masaj sonrası kalp atım hızı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<.05). Masaj grubundaki bebeklerin masaj sonrası SPO2 değeri 1. gün sabah hariç diğer günlerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<.05). Masaj grubundaki bebeklerin masaj sonrası solunum sayısı 1-5 gün arası tüm günlerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<.05). Masaj ve kontrol grubundaki bebeklerde boy uzunluğu, baş çevresi artışı ve hastanede kalma süreleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>05). Sonuç: Bebek masajı prematüre bebeklerin vücut ağırlığını artırmada etkili bir yöntemdir. YYBÜ'deki hemşireler prematüre bebeklerin büyüme ve gelişimini desteklemek için bebek masajını kullanabilir. Anahtar Kelimeler; bebek masajı; vital bulgular; büyüme parametreleri
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerin anne sütü ile beslenmesini etkileyen etmenler
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Prematüre Bebeklerin Anne Sütü İle Beslenmesini Etkileyen Etmenler Amaç: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) yatan prematüre bebeklerin anne sütü ile beslenmesini etkileyen etmenlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Method: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak Kasım 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde yatan 28-36 hafta arası anne sütü ile enteral beslenen 126 prematüre bebek, anneleri ve YYBÜ'de çalışan 60 hemşire ile yüz yüze görüşülerek anket formu uygulanarak yapılmıştır. Prematüre bebeğe ait bilgiler hasta dosyasından elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucunda tüm prematüre bebeklerin %55,6'sının sadece anne sütü aldığı ve anne sütü ile beslenmeyi bebekler, anneler ve hemşirelere ait bazı özelliklerin etkilediği; kanguru bakımı ve ten tene temas uygulanma durumu ile annenin doğumdan sonra süt gelme zamanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hemşirelerin mesleki deneyim ve eğitim durumu ile anneleri anne sütü, sağma ve emzirme hakkında bilgilendirme zamanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, prematüre bebeğin solunum desteği alma durumu, doğum kilosu ve yatış süresi ile ilk anne sütü ile beslenme zamanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05) . Sonuç: Annelerin çoğunluğunun gebelik döneminde ya da öncesinde anne sütü ve emzirme hakkında eğitim almadığı, kanguru bakımının daha erken anne sütü oluşumuna katkı sağladığı, annenin kronik hastalığının anne sütü oluşumunda süreyi uzattığı, sütünün yeteceğine inanan annelerin bebeğinin taburcu olduğunda evde sadece anne sütü ile besleme niyetlerinde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anne sütü; emzirme; prematüre; yenidoğan yoğun bakım ünitesi; hemşire.
Bronkopulmoner displazili prematüre bebeklerin okul çağı prognozu
Giriş ve Amaç: Bronkopulmoner displazi (BPD), prematüre doğan bebeklerde doğumdan belli bir süre sonra devam etmekte olan oksijen ihtiyacı, solunum sıkıntısı ve eşlik eden radyolojik bulgular ile karakterize klinik bir sendromdur. Halen süt çocukluğu döneminin en sık kronik solunum sistemi hastalığıdır. BPD tanısı almış premature bebekler uzun dönemde solunumsal, nörogelişimsel, kardiyovasküler, işitsel ve görsel bozukluklar ve büyüme geriliği açısından yüksek risk altındadırlar. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde uygulanan tıbbi tedavilerin ve teknolojinin gelişimi ile BPD'nin klinik özellikleri, hastalığın seyri ve uzun dönem prognozu değişiklik göstermektedir. Uzun dönemde risklerin bilinmesi uygun izlem ve erken tedavinin planlanması açısından önemlidir. Ancak BPD'nin uzun dönem izlemine ilişkin bilgiler sınırlıdır. Bu çalışmada BPD tanısı almış premature bebeklerin okul çağındaki durumlarının yeni teknikler ile çok yönlü değerlendirilmesi ve uzun dönem kısıtlılıklar açısından olası risk faktörlerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 2005 - 2008 yılları arasında doğan, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) yatarak izlenen, taburculuk sonrası prematürite ve BPD komplikasyonları açısından izlemleri yapılan prematüre kohortumuzun 8-10 yaş okul çağı değerlendirmeleri yapılmıştır. Okul öncesi 2-4 yaş değerlendirmelerini yaptığımız BPD'li 20 çocuk (13 hafif, 6 orta, 1 ağır) ve prematüre doğan 14 BPD'siz çocuk ile benzer yaş ve cinsiyette, bilinen herhangi bir hastalığı olmayan miadında doğan 23 çocuk kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Antropometrik ölçümleri ve vital fonksiyon ölçümleri uygun şekilde yapılan çalışma popülasyonunun nörolojik durumunun değerlendirilmesinde Kaba Motor İşlevsellik Ölçeği ve Mizrahi skorlaması; solunumsal değerlendirmede spirometri, impulse osilometri ve egzersiz provokasyon testi ölçümleri; kardiyovasküler değerlendirmede elektrokardiyografi, konvansiyonel, doku Doppler ve specle-tracking ekokardiyografiye ek olarak biyokimyasal belirteçler (B tipi Natriüretik Peptid, N terminal B tipi Natriüretik Peptid, Kitotriozidaz, kitinaz benzeri protein (YKL-40), yüksek duyarlıklı C-reaktif protein, miyeloperoksidaz (MPO), tümör nekroz faktör-alfa (TNFα), interlökin-6 (IL-6), interlökin-18 (IL-18), matriks metalloproteinaz-1 (MMP1) ve matriks metalloproteinaz-9 (MMP9)) değerlendirilmiştir. Bulgular: Antropometrik ölçümler incelendiğinde; hem BPD'li hem de BPD'siz premature doğan çocukların vücut ağırlıkları term doğanlara göre anlamlı olarak düşüktü (p<0,001, p=0,027). BPD'li pretermlerin boyları term doğanlardan anlamlı olarak kısa bulunurken (p<0,001), diğer iki grup arasında anlamlı farklılık yoktu (p=0,190) Boy uzunlukları ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,348). BPD'li bebeklerin baş çevreleri hem BPD'siz pretermlerden hem de term doğanlardan anlamlı olarak küçüktü (p<0,001, p=0,001). Solunumsal değerlendirmede; spirometri ölçümünde BPD'siz prematüre grubunun FEF25-75% BPD ve term gruplarına göre anlamlı olarak düşük saptandı (p=0,035, p=0,046). İmpulse osilometri ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Egzersiz provakasyonu sonrasında; spirometride FEV1 hem BPD'li hem BPD'siz pretermlerde azalma (p<0,001), FEV1/FVC ve FEF25-75% ise BPD'siz prematüre grubunda azalma (p=0,047, p<0,001), impulse osilometride ise sadece R 5Hz; BPD'siz prematüre grubunda diğer gruplara göre daha fazla yükselme eğiliminde idi (p=0,005). Serebral palsi BPD grubunda %20, BPD'siz prematürelerde %7,1 oranında mevcuttu. BPD grubunda nörolojik kısıtlılık kaba motor işlevsellik ölçeği ile %25; Mizrahi klinik skorlama ölçeği ile %35 oranında saptandı. Kardiyovaskuler değerlendirmede; konvansiyonel ekokardiyografi BPD'li pretermlerde çeşitli yapısal etkilenmelere ek olarak pulmoner hipertansiyon göstergesi olan PAAT düşüklüğünün devam ettiğini gösterdi (p=0,003). Doku Doppler ekokardiyografide sağ ventikülde global etkilenme bulgusu olarak RVMPI (Sağ ventikül m,yokard performans indeksi) BPD grubunda BPD'siz prematüre ve term kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,001). Speckle Tracking ekokardiyografi ile BPD grubunda sağ ventrikül, sol ventrikül ve interventriküler septumda etkilenmeler saptandı. Postnatal kortikosteroid tedavisi pulmoner hipertansiyon bulguları ve sağ ventikül miyokard performans indeksleri ile ilişkiliydi. NT-proBNP ile BPD grubundaki RVMPI arasında pozitif ilişki saptandı. BPD grubunda proinflamatuvar belirteçlerden MMP1 anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). YKL-40 ve MPO düzeyleri ise hem BPD'li hem de BPD'siz pretermlerde term doğanlardan daha yüksekti. Sonuç: Okul çağına gelmiş BPD'li ve BPD'siz pretermler term doğmuş yaşıtlarına göre daha zayıf olmakla beraber; BPD grubunda buna ek olarak boy ve baş çevresi düşüklüğü dikkat çekmektedir. Baş çevresi düşüklüğü ile uyumlu olarak bu grupta nörolojik kısıtlılıklar daha sık görülmektedir. Solunumsal değerlendirmelerde; BPD durumundan bağımsız olarak preterm doğumun etkileri silik de olsa okul çağında devam etmekte olup; bu etkilenmeler egzersiz provakasyonu ile fark edilmektedir. BPD'li hastalarda kardiyovasküler etkilenmeler okul çağında devam etmekte olup; erişkin yaştaki kardiyovasküler hastalıkların habercisi olabilecek biyokimyasal bulgulara rastlanmıştır. Kronik solunumsal bir hastalık olarak tanımlanan BPD'de hastalarının okul çağı değerlendirmelerinde solunumsal bulgular silikleşirken saptadığımız kardiyovasküler etkilenmeler; BPD'nin aslında vasküler bir hastalık olduğu hipotezini destekler yöndedir. BPD'li hastaların izleminde kardiyavasküler kısıtlılıklar akılda tutulmalıdır.
Prematüre yenidoğanlardan topuk kanı alırken uygulanan farklı konsantrasyondaki oral glikoz solüsyonları ile destekleyici pozisyon yöntemlerinin ağrı ve fizyolojik değişkenlere etkisi:randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Araştırmada, prematüre yenidoğanlardan topuk kanı alırken uygulanan farklı konsantrasyondaki oral glikoz solüsyonları ile destekleyici pozisyon yöntemlerinin ağrı puanlarına, fizyolojik değişkenlere ve total ağlama süresilerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tek merkez, dörtlü kör, paralel grup randomize deneysel tasarıma sahip araştırma, 06 Haziran 2022 – 08 Haziran 2023 tarihleri arasında, Mersin'de bir üniversite hastanesinin II ve 4a düzey yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Doğumdaki gestasyon yaşı 33-36 hafta olan, postnatal yaşı 7 günden küçük olan, destekleyici pozisyon ve oral glikoz solüsyon uygulanması kontrendike olmayan 128 prematüre yenidoğan dört farklı girişim grubuna blok randomizasyon yöntemi ile ayrılmıştır. Destekleyici pozisyon yöntemleri olarak sarmalama ve yuvalama ile kolaylaştırılmış fleksiyon kullanılmıştır. Prematüre yenidoğanlara, "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral steril distile su (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %10 glikoz solüsyonu (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %20 glikoz solüsyonu (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %30 glikoz solüsyonu (n=32)" girişimleri uygulanmış ve video kayıt alınmıştır. Veriler, Bebek Bilgi ve Gözlem Formu ve Yenidoğan Ağrı Ajitasyon ve Sedasyon Ölçeği (N-PASS) kullanılarak toplanmıştır. N-PASS değerlendirmesi iki bağımsız hemşire tarafından yapılmıştır. Veriler, ki-kare, tek yönlü ANOVA, tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü ANOVA, post-hoc Bonferonni testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Tanımlayıcı ve klinik özellikler yönüyle girişim grupları benzerdir (p>0,05). N-PASS değerlendirmelerinde gözlemciler arası uyum ve güvenirliğin yüksek olduğu saptanmıştır. Girişim grubuna, zamana, grup ve zaman etkileşimine göre prematüre yenidoğanların ağrı puanları, fizyolojik değişkenleri ve total ağlama sürelerinde farklılık olduğu bulunmuştur (p<0,05). Prematüre yenidoğanlara destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte uygulanan oral %20 ve %30 glikoz solüsyonlarının ağrıyı azaltmada en etkili girişimler olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Prematüre yenidoğanlara, destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte uygulanan oral %20 ve %30 glikoz solüsyonlarının ağrıyı azaltmadaki etkisinin benzer olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Prematüre yenidoğanlarda topuk kanı alma işlemine bağlı ağrı yanıtının azaltılması ve ağrı regülasyonunun hızlandırılmasında destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte oral %20 glikoz solüsyonu güvenle kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Girişimsel ağrı; prematüre yenidoğan; destekleyici pozisyon; oral glikoz solüsyonu
Prematüre retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin fizyolojik parametreler, ağrı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde, Prematüre Retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde etkisini belirlemek amacıyla tek kör, paralel grup, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Çalışma Konya'da bulunan bir Üniversite Hastanesi'nin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Mart 2021-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Örneklem seçiminde tabakalı randomizasyon yöntemi kullanılmış olup müdahale (n:21), kontrol (n:23) olmak üzere toplam 44 prematüre bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Müdahale grubundaki prematüre bebeklere ROP muayenesinden 1 dakika önce okyanus sesi dinletilmeye başlanmıştır ve işlemden sonra 5. dakikada okyanus sesi kapatılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir ses dinletilmemiştir. ROP muayenesi video kaydına alınmış ve görüntüler araştırmacılar dışında, birbirine kör iki gözlemci tarafından incelenerek işlemden 2 dakika öncesi, işlemden 1 dakika ve 5 dakika sonrasında prematüre bebeklerin ağrı ve konfor değerlendirmeleri yapılmıştır. Veriler Bebek Bilgi Formu, Fizyolojik Parametre Takip Formu, Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu (PIPP-R), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız gruplarda Ki-kare Testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda Wilcoxon Signed Ranks Testi ve tekrarlı ölçümlerde Friedman Testi, gözlemciler arasındaki uyumu değerlendirmede sınıf içi korelasyon katsayısı analizi (ICC-Intraclass Correlation Coefficent), etki büyüklüğünün değerlendirilmesinde Cohen d ve %95 güven aralığı kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki prematüre bebeklerin işlem sonrası 1. dakikadaki ağrı düzeyleri (9,40±2,45; 8,34±2,64) ile 5. dakikadaki ağrı düzeyleri (6,14±2,94; 5,19±3,67) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Konfor düzeyinin değerlendirilmesinde müdahale ve kontrol grubunun işlem sonrası 1. ve 5. dakikalardaki konfor puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Kalp atım hızı ve oksijen satürasyonu parametrelerinde her iki grupta da stabilizasyonun sağlandığı ancak gruplar arasında farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak prematüre bebeklere ROP muayenesi sırasında sadece okyanus sesi dinletilmesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. ROP muayenesinde okyanus sesi dinletmenin etkinliğini inceleyen ve farklı müzik müdahaleleri ile karşılaştıran daha fazla çalışmaların yapılması önerilmiştir. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına kayıtlıdır (NCT05203159). Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hemşire, Prematüre bebek, Prematüre retinopatisi, Yenidoğan yoğun bakım.
Prematüre bebeklerde telerehabilitasyonun duyusal ve motor gelişimine etkisi
Bu çalışma, motor ve duyusal etkilenimi olan prematüre bebeklerin gelişimlerini iyileştirmede telerehabilitasyonun etkisini incelemek için planlandı. Prospektif, randomize ve kontrollü olarak planlanan bu çalışmada, yaşları 4-12 ay arası olan 32 riskli prematüre bebek, telerehabilitasyon ve kontrol gruplarına randomize edildi. Telerehabilitasyon grubundaki bebeklere aile merkezli, duyu bütünleme temelli nörogelişimsel tedavi programı oluşturuldu. Sekiz hafta boyunca, haftada üç kez, 45 dakikalık birebir telerehabilitasyon seansları yapıldı. Motor fonksiyonları değerlendirmek için Bayley-3 bataryası kullanıldı. Duyusal süreçlerin değerlendirilmesi için Bebeklerde Duyusal Fonksiyonlar Testi ve Bebek Duyu Profili-2 ve Erken Çocukluk Duyu Profili-2 anketleri kullanıldı. Sekiz hafta süren tedavinin etkinliği, çalışmanın başlangıcında ve tedavi süresinin sonunda yapılan testler ile değerlendirildi. Başlangıç değerlendirmesinde, her iki grup demografik ve klinik parametreler açısından homojen bulundu. Telerehabilitasyon yapılan hasta grubu ile kontrol grubu arasında, Bilişsel ve Motor ön test ve son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0,05). Bebek Duyu Profili-2 ve Erken Çocukluk Duyu Profili-2 anketleri ön test ve son test sonuçlarında, telerehabilitasyon ve kontrol grupları arasında, bebeklerin Arayış, Kayıt-Kayıtsız davranışlarının anlamlı olarak değiştiği görülmektedir (p<0,05). Bebeklerde Duyusal Fonksiyonlar Testi ile bakılan alanlarda, telerehabilitasyon grubunun ön test ve son testlerdeki Derin Duyusal Basınca Tepki, Uyumsal Motor Fonksiyonlar, Vestibüler Uyarana Tepki toplam test sonucunun kontrol grubuna göre anlamlı olarak değiştiği görülmüştür (p<0,05). Prematüre bebeklerin erken dönemden itibaren hem motor gelişim açısından hem de duyusal işleme açısından yakından takip edilmesi gerektiği ve telerehabilitasyon uygulamasının bu takiplerde pozitif sonuçlar alınmasına katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır.