Bilgi düzeyi
Bu konu başlığı altında 356 tez
Birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumları
Amaç: Bu araştırmada birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumlarını belirlemek amaçlandı. Yöntem: Çalışma kesitsel tanımlayıcı tasarıma sahip olup Şubat-Eylül 2020 tarihleri arası arasında belirlenen dört ASM'ye herhangi bir neden ile başvuran, erişkinlere yapılmıştır. Anket sosyodemografik bilgiler ve fiziki yapı ile ilgili 12 soru, güneş kremi kullanma durumu ve güneş ışınlarının korunmayla ilgili 14 soru, Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeğinin 25 sorusu olmak üzere toplam 51 sorudan oluşmaktaydı. Bulgular: Çalışmaya 815 gönüllü katıldı. Katılımcılardan 458 (%54.9) kişi kadın, 377 (%45.1) kişi erkek olup yaş ortancası 27 (min:18-maks:65) idi. Güneş kremi kullanan 319 (%38.2) kişinin 83'ü (%26) her mevsim düzenli kullanıyordu. 119 (%23.1) kişi pahalı olduğu için güneş kremi kullanmıyordu. Katılımcılardan 738 (%88.4) kişi güneşten korunmak için aldığı önlem gölgede durmaktı ve ortalama alınan önlem sayısı ise 3.32±1.33 idi. Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği puan ortancası 14 (min:3-maks:23) bulundu. Yaş ile ölçek puanları arasında negatif korelasyon olduğu görüldü (r=-0.185; p˂0.001). Gelir seviyesi iyi olanların ve üniversite/yüksekokul mezunlarının kendi kategorilerinde ölçek puanı yüksekti (p˂0.001). Kadınların 258 (%56.3) kişi, erkeklerin ise 61 (%16.2) kişi güneş kremi kullanıyordu (p˂0.001). Ayrıca gelir seviyesi iyi olanlarda ve üniversite/yüksekokul mezunlarında güneş kremi kullanma oranı daha fazlaydı (p˂0.001 ve p˂0.001). Cilt kanserine yakalanma fiziksel risk faktörü olmayan katılımcılardan 19 (%46.3) kişi 50 faktör ve üstü güneş kremi kullanmaktaydı. Sonuç: Toplumun, özellikle ileri yaş ve düşük öğrenim durumuna sahip kişilerin güneşin zararlı etkilerini bilme, güneşten korunma, cilt kanseri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaçları vardı. Ayrıca güneş kremi kullananlar da krem kullanımı hakkında yetersiz bilgiye sahipti. Anahtar kelimeler: Cilt kanseri, Güneşten korunma, Aile Hekimliği
25-45 yaş arası menopoza girmemiş kadınlarda menopozla ilgili bilgi düzeyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada menopoza girmemiş kadınlarda menopozla ilgili bilgi düzeyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu tez çalışması 01 Nisan 2020 - 01 Haziran2020 tarihleri arasında sağlıklı bayanlara online anket yoluyla WhatsApp ve Facebook üzerinden yapılmıştır. 42 soru ve 6 alt bölümden oluşan, tarafımızca hazırlanan anket ve SYBDÖII ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS Windows versiyon 24.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiş ve p < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 382 kişi katıldı. 119 'unun(%31,2) 25-29 yaş grubu, 243 'ünün(%63,6) üniversite mezunu, 257 'sinin(%67,5) evli ve 130 'unun(%34,1) çocuksuz olduğu görüldü. 348 'i (%91,1) menopozun normal bir durum olduğunu düşünüyordu. Menopozal bilgi seviyesinin eğitim düzeyi, yaş grubu, çocuk sayısı, meslek ve hane geliri ile ilişkili olduğu görüldü. Saptadığımız SYBDÖ puan ortalamaları orta düzeydedir(133,38±22,09). En yüksek puan manevi gelişim alt ölçeğinden (27,01±4,53), en düşük puan fiziksel aktivite alt ölçeğinden alındı (16,41±4,87). Yaş grupları ile manevi gelişim ve kişilerarası ilişkiler alt boyutları, meslek ile fiziksel aktivite, manevi gelişim, stres yönetimi ve kişilerarası ilişkiler alt boyutları, çocuk sayısı ile fiziksel aktivite ve beslenme alt boyutları, medeni durum ile stres yönetimi alt boyutu ve sigara içimi ile beslenme, manevi gelişim, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi alt boyutları arasında anlamlı fark bulundu. Menopozal bilgi düzeyi ile SYBDÖ arasında kişilerarası ilişkiler alt boyutunda pozitif korelasyon saptandı (p<0,05; r=0,130). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda menopozal bilgi seviyesinin sadece kişilerarası ilişkiler alt ölçeği ile korele olması, menopozal bilgi seviyesi yüksek kadınların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının bir bakıma eksik kaldığını göstermektedir. Özellikle aile hekimlerinin birey merkezli ve kapsamlı yaklaşımları sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda, belki de yetiştireceği çocuklarla toplumu şekillendirecek olan kadınları daha üst seviyelere taşıyabilir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı yaşam davranışları, Menopoz, Bilgi seviyesi
Üniversite öğrencilerinin, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ile ilgili bilgi düzeyleri ve tutumlarının incelenmesi: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi örneği
Araştırma, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ile ilgili bilgi düzeylerini ve bu ürünlere yönelik tutumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. 2020-2021 eğitim öğretim yılında aktif olan 330 öğrenci çalışma kapsamına alınmış, araştırma verileri SPSS 22.0 istatistiksel paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmaya 111 Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencisi (%33.6), 90 Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü öğrencisi (%27.3), 90 Hemşirelik bölümü öğrencisi (%27.3) ve 39 Sağlık Yönetimi bölümü öğrencisi (%11.8) dahil edilmiştir. Katılımcıların %47.8'i genetiği değiştirilmiş organizmayı gen katkılı gıda, %25.3'ü hormonlu gıda ve %9.9'u ilaç katkılı gıda olarak tanımlamıştır. Katılımcıların %35.3'ü Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları internetten, %22.0'si televizyondan, %11.0'i bu konuda aldıkları Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar dersinden öğrendiklerini belirtmişlerdir. Katılımcıların %65.2'si Türkiye'de genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithal edildiğini, %52.7'si ise gıda amaçlı olmayan transgenik ürünlere izin verilmemesi gerektiğini belirtmişlerdir. Katılımcıların %68.8'i genetiği değiştirilmiş hayvan ve bitkilerden elde edilen ürünlerin insan sağlığına zarar vereceğini ve katılımcıların %72.7'si GDO'nun genetik bozukluklara neden olabileceğini düşündüklerini beyan etmişlerdir. Çalışmaya katılanların %72.7'si genetiği değiştirilmiş ürünleri bilmeden tüketmekten endişe duyduklarını ifade etmişlerdir. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve bunların ürünleri konusunda geleceğin sağlık profesyonellerinin bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Katılımcıların genetiği değiştirilmiş ürünler ve biyogüvenlik konusunda yoğun endişeye sahip oldukları tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara yönelik sonuçlar değerlendirilmiş ve uygun öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Genetiği Değiştirilmiş Organizma, biyoteknoloji, sağlık, bilgi tutum
Meslek lisesi öğretmenlerinin öğrenme güçlüğü hakkındaki bilgi düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde görev yapmakta olan öğretmenlerin öğrenme güçlüğü hakkındaki bilgi düzeyleri çeşitli değişkenler açısından incelenmiştir. 334 öğretmenin katıldığı araştırma Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerindeki Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama amacıyla "Öğrenme Güçlüğü Bilgi Formu" öğretmenlere araştırmacı tarafından bizzat ulaştırılmıştır. Öğretmenlerin öğrenme güçlüğüne dair bilgi düzeylerini ve bu bilgi düzeyine etki eden değişkenleri ortaya koymak amacıyla nedensel-karşılaştırma araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 23 paket programı ile analiz edilmiştir. Betimsel analizlerle birlikte T testi ve ANOVA gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda öğretmenlerin branşlarının, kaynaştırma eğitimi kapsamında sınıflarında herhangi bir yetersizlik alanına sahip öğrencinin eğitim görmüş olmasının ve daha önce özel eğitimle ilgili bir hizmet içi eğitime katılmış olma değişkenlerinin öğretmenlerin öğrenme güçlüğüne dair bilgi düzeylerinde anlamlı bir etkiye sahip olduklarına ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin öğrenme güçlüğüne dair bilgi eksikliklerinin giderilmesi için lisans eğitimleri sırasında öğrenme güçlüğünün özel eğitim dersi haricinde bir ders olarak okutulması gerektiğine ve mezun olmuş öğretmenler için hizmet içi eğitime ihtiyaç duyulduğuna ilişkin verilere ulaşılmıştır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp ile ilgili bilgi ve kullanım durumlarının araştırılması
Son yıllarda genel iyilik ve sağlık durumunun devamının sağlanması için Dünya'da ve Türkiye'de Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarının kullanımında artış olduğu görülmektedir. Çalışma, 01.07.2022-01.12.2022 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 216 hasta üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmadır. Veri toplamak amacıyla kullanılan anket formu, sosyodemografik özellikler ve GETAT uygulamaları ile ilgili bilgi ve kullanım durumlarının sorgulandığı 22 sorudan oluşmaktadır. Çalışmada katılımcıların en çok bilgi sahibi oldukları GETAT uygulaması sülük tedavisi (hirudoterapi) olarak bulundu. Katılımcıların büyük çoğunluğu GETAT ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak istediklerini belirtti. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte biri daha önce bir GETAT yöntemi kullanmış olup en sık kullanılan getat yöntemi ise kupa terapisi olarak bulundu. Çalışmada, katılımcıların GETAT uygulamaları hakkında en sık olarak komşu, akraba gibi yakın çevresinden bilgi aldıkları bulundu. Sonuç olarak GETAT yöntemleri giderek daha fazla tercih edilen uygulamalar olduğundan önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu konuda kanıta dayalı çalışmalar artırılmalı, bilgilendirmeler yapılarak toplumun farkındalığı artırılmalı ve olumsuz sonuçların önüne geçilebilmesi için gerekli denetlemeler yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, geleneksel tıp, tamamlayıcı tıp
ESOGÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18-65 yaş arası hastalarda COVID-19 hastalığı hakkındaki bilgi düzeyinin COVID-19 aşı tercihine ve aşılanma durumuna etkisinin değerlendirilmesi
Koronavirüs hastalığı 2019 yılının aralık ayından beri hayatımıza giren ve pandemiye dönüşen, yaşantımızı birçok yönüyle etkileyen başta solunum yollarımız olmak üzere vücudumuzdaki birçok organ ve sistemlere zarar verebilen viral kaynaklı bir hastalıktır. Covid-19 pandemisi süreci içerisinde daha net verilerin elde edilmesi ile ve hastalık hakkında bilgi düzeyimizin daha da artması ile başta aşılar olmak üzere toplumsal korunma önlemleri açısından birçok başarılı çalışma yapılmıştır. Çalışmamızdaki amacımız 18-65 yaş arası hastalarda Covid-19 hastalığı hakkındaki bilgi düzeyinin ve sosyodemografik özelliklerin Covid-19 aşı tercihine ve aşılanma durumuna etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın anket formu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine 01.06.2022-30.09.2022 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası 207 hastaya yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmamızda, yaşı farklı olanlar arasında COVID-19 Bilgi Skoru bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Yaşı 31-40 olanlarda COVID-19 Bilgi Skoru en yüksek (26,35), 41 ve üstü olanlarda en düşük saptanmıştır (24,24). Katılımcıların COVID-19 enfeksiyonu geçirme durumu, 1.2. ve 3.doz aşı olma durumu farklı olanlar arasında, COVID-19 Bilgi Skoru bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır. Katılımcıların 3 Doz COVID-19 aşısı olma durumu ile çalışma durumu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Çalışmamız, COVID-19 salgınını gelecek perspektifinde düşündüğümüzde, hastalık hakkında bilgilendirmenin ve aşılamanın hangi stratejiler kullanılarak toplumda yaygınlaştırılması gerektiği hakkında fikir vermektedir.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri erişkinlerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) kullanım sıklığı, bu konudaki bilgi ve tutumlarının incelenmesi
Çalışmamızın amacı aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri erişkinlerin Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) kullanım durumu, bilgi ve tutumlarını incelemektir. Çalışmamız Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 325 katılımcıya anket verilerek uygulanmıştır. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, GETAT yöntemlerinin hangileri hakkında bilgi sahibi olduğu, bu bilgileri nereden öğrendiği, hangilerini kullandığı ve bu konudaki tutumunu ölçen daha önceki çalışmalar ve literatür eşliğinde hazırlanan anket uygulanmıştır. GETAT uygulamaları ile ilgili tutumu değerlendirmek için Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 21 paket programında değerlendirilmiş ve p<0.05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması ve standart sapması 33.56±11.94, %56.6'sı kadın ve %56.3'ü bekârdır. Kronik hastalığı olan ve devamlı ilaç kullananlar bireylerin %20.3'ünü oluşturmaktadır. Bireylerin %32.6'sı GETAT uygulamaları ile ilgili hiçbiri hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtmiştir. En çok bilgi sahibi olunan uygulamalar sülük, kupa ve hacamat, fitoterapi ve akupunktur olarak sıralanmaktadır. Daha önce GETAT uygulamalarını en az bir kez kullananların sıklığı %28.9 olarak bulunmuştur. En çok kullanılan GETAT uygulamaları ise fitoterapi, kupa ve hacamat, akupunktur olarak bulunmuştur. GETAT kullanımı ile yaş aralığı, medeni durum, meslek, kronik hastalık ve devamlı ilaç kullanımı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların BTATÖ puan ortalama ve standart sapması 32.19±5.4147'dir. BTATÖ puanı ile GETAT kullanımı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0.000). Çalışmanın sonucu olarak GETAT kullanımı yaygın olarak görülmektedir. GETAT uygulamalarını kullanacak olan bireylerin bu konu ile ilgili bilgi sahibi olması sağlanmalı, kanıta dayalı tıp ile kullanılmalıdır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi
Metabolik Sendrom bir halk sağlığı sorunu haline dönüşmüş olan bozulmuş açlık glisemisi, yüksek kan basıncı, dislipidemi ve abdominal obezite ile karakterize bir sendromdur. Neden olabileceği hastalıklar açısından değerlendirme yapmak,danışmanlık hizmeti sunmak,ilgili branşa hastayı yönlendirmek bu hastalıkları yönetmede önemlidir. Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin Metabolik Sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 384 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirmeye yönelik literatür eşliğinde hazırladığımız anket yüz yüze görüşme metodu ile uygulanmış ve yanıtlardan elde edilen veriler kaydedilmiştir. Verilerin analizi ve değerlendirilmesinde IBM SPSS v20 programı kullanılmıştır. Analiz sonucu P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %49,5'i 18-35 yaş aralığındaydı, %94,5'i üniversite mezunuydu, %6'sı beslenme konusunda yeterli bilgiye sahipti. Bilgi Düzeyi sorularından alınan puanlar 16,0-36,0 arasındaydı, ortalaması 29,9±6,0'ydı ve 51 yaş ve üzerindekilerin, diğer meslek grubundakilerin, üniversite mezunu olmayanların, gelir düzeyi 4501-9000 arasında olanların bilgi düzeyi puanı daha düşük,sigara içmeyenlerin, sağlıklı beslenme-yaşam konusunda yeterli bilgisi olanların ve bu bilgiyi televizyondan elde etmeyenlerin,haftada en az birkaç gün spor yapanların bilgi düzeyi puanları daha yüksekti. Çalışmamızda katılımcıların Metabolik Sendrom, risk faktörleri ve sağlıklı beslenme-yaşam konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Farkındalığın artırılabilmesi için Metabolik Sendrom ve risk faktörlerinde erken tanının mortalite ve morbiditeyi azalttığı anlatılmalı, tedaviye uyumun gerekliliği vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, metabolik sendrom, bilgi düzeyi, bilinç
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18-65 yaş arası hastaların erişkin periyodik sağlık muayeneleri ve taramalar hakkında bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, 1.6.2022-1.12.2022 tarihleri arasında çeşitli şikayetler ile polikliniğimize başvuran 255 hasta ile yapılmıştır. Hazırlanan anket formu, yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurularak veriler toplanmış; bu sayede katılımcıların erişkin periyodik sağlık muayeneleri ve taramalar hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmek ve bilgi düzeylerinin sosyodemografik özellikleriyle ilişkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Katılımcıların %61,6'sı (n=157) kadın, %38,4'ü (n=98) erkek; yaş ortalamaları ise 31,5±12,3 olarak bulundu. Katılımcıların %87,8'inin (n=224) kronik hastalığı bulunmazken, %12,2'sinin (n=31) kronik hastalığı bulunmaktaydı. Katılımcıların %32,2'si (n=82) sigara; %35,7'si (n=91) ise alkol kullanıyordu. Katılımcıların toplam bilgi düzeyi puanı ortalaması 14,3±3,0 bulundu. Lise ve altında öğrenim düzeyine sahip olanlar katılımcıların %21,2'sini (n=54) oluştururken, üniversite ve üstünde bu oran %78,8 (n=201) idi. Üniversite ve üstü öğrenim düzeyine sahip olanların bilgi düzeyleri istatiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Katılımcıların %22'si (n=56) sağlık çalışanıydı. Sağlık çalışanlarının bilgi düzeyi puanı, sağlık çalışanı olmayanlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Katılımcıların yaşları ve beden kitle indeksleri ile bilgi düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmasına rağmen; ilişki düşük düzeydeydi. Diğer parametreler ile bilgi düzeyi puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Sonuç olarak; katılımcıların bilgi düzeyi yüksekti. Ancak çalışmamızın sınırlılıkları göz önünde bulundurulduğunda, bu konuda literatürde daha fazla çalışmanın yer alması gerektiği düşüncesindeyiz.
Fitness egzersizi yapan bireylerin doping ve gıda takviyeleri hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Araştırmada Çorum ilinde faaliyet gösteren özel spor merkezlerinde fitness egzersizi yapan bireylerin doping ve gıda takviyeleri hakkındaki bilgi düzeylerini belirleyerek bu maddeleri kullanım durumlarını, nasıl temin ettiklerini, profesyonel tavsiye alıp almadıklarını belirleyerek Fitness egzersizinde bir durum tespiti yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca katılımcıların bu maddeleri eczanelerden mi yoksa farklı kaynaklardan mı temin ettiklerinin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışmaya 93 erkek ve 43 bayan olmak üzere toplam 136 fitness egzersizi yapan birey, 26 erkek ve 15 bayan olmak üzere toplam 41 serbest eczacı katılmıştır. Yapılan araştırma tarama modelidir ve kesitsel özellik taşımaktadır. Araştırmadaki veriler anket tekniği kullanılarak toplanmıştır ve SPSS programında değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda anket uygulanan136 kişinin % 14,7'sinin (20 kişi) doping kullandığı ve % 85,3'ünün (116 kişi) doping kullanmadığı; % 86,8'inin (118 kişi) ise gıda takviyesi kullandığı ve % 13,2'sinin (18 kişi) gıda takviyesi kullanmadığı saptanmıştır. Ayrıca toplamda 136 fitness egzersizi yapan bireyin % 49,3'ünün (erkekler % 58,1; bayanlar % 30,2) doping hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenirken; toplamda 136 fitness egzersizi yapan bireyin % 55,1'inin (erkekler % 63,4; bayanlar % 37,2) ise gıda takviyeleri hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenmiştir. Doping veya gıda takviyesi kullanan katılımcıların % 33,1'inin (45 kişi) sağlık profesyonellerine danışmadığı, % 58,1'inin (79 kişi) sağlık profesyonellerine danıştığı, % 4,4'ünün (6 kişi) sağlık profesyonellerine kısmen danıştığı ve % 4,4'ünün (6kişi) kullanmadığı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra doping maddelerini katılımcıların % 39'u ilaç dağıtıcılarından ve % 37,5'i eczanelerden; gıda takviyelerini ise % 41,9'u spor salonlarından ve % 29,4'ü antrenörlerinden temin ettikleri bulunmuştur. Serbest eczacılara uygulanan anketten elde edilen verilere göre bireylerin büyük çoğunluğu doping maddesini eczanelerden temin etmeye çalıştığı saptanmıştır. Anket sonuçlarına göre doping ve takviyeler arasında talebin daha çok anabolizanlar, büyüme hormonları ve gıda takviyeleri üzerine yoğunlaştığı ortaya çıkmıştır. Reçete ile temin edilmesi gereken amfetamin, efedrin vb. yasaklı ilaçların illegal yollar ile temin edildiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Doping, Eczane, Fitness, Gıda Takviyesi
Çorum ilinde bulunan spor merkezlerindeki sporcuların besinsel ergojenik destekler hakkındaki bilgi düzeylerinin ve kullanım sıklığının belirlenmesi
Günümüzde sporcu beslenmesi ile ilgili doğru kaynaktan alınmamış bilgilerin yarattığı sorunlar giderek daha çok karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamız etik kurul izni alınmasını takiben, 1 Mayıs-1 Haziran 2019 tarihleri arasında Çorum'da rastgele seçilmiş spor salonlarında spor yapan 51 kadın 255 erkek katılımcı üzerinde yapılmıştır. Katılımcılara 33 soru içeren bir anket uygulanmıştır. Veriler istatistiksel olarak Kruskal Wallis ve Mann Whitney-U testleri ile karşılaştırılarak p<0,05 ise değişkenler arasında anlamlı fark kabul edilmiştir. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi ve Fisher kesin ki-kare testiuygulanmıştır.Verilerin analizinde SPSS 21 (SPSS Inc., Chicago, Ill, USA) programı kullanılmıştır. Çalışmamızda katılımcıların %45,4'ünün besin destek ürünü kullandığı tespit edilmiştir. Katılımcılar ürünleri %51,1 oranında internetten temin etmektedir. Ürün kullananların %6,5'i yan etki ile karşılaştıklarını belirtmiştir. Katılımcıların ürün kullanmadaki amaçlarını içeren ilk üç madde yapılan spordan hızlı sonuç almak, dayanıklılığı artırmak ve enerji sağlamak şeklinde belirlenmiştir. Spora başladıktan sonra diyete başlayanların oranı %36,9'dur. Diyet uygulayanların %58,4'ü diyet programlarını antrenörlerinden aldığını belirtmiştir. Besin destek ürünlerinin kullanımı ile eğitim durumu, cinsiyet, toplam spor yapma süresi, diyet programları uygulama durumları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Besin destek ürünü kullanmayan katılımcıların kullanmama sebeplerinin ilk üçü ürünler hakkında bilgilerinin olmaması, ürünlerin sağlığı olumsuz etkilemesi ve ürünlerin pahalı olması şeklindedir. Spor yapan bireylerin besin destek ürünlerini ve diyetlerini profesyonel olmayan yerlerden (arkadaş, internet..vb) elde etmesi kişisel sağlık açısından risk oluşturmaktadır. Sporcu beslenmesi konusunda bireylerin bilgi düzeylerinin düşük olması onları yanlış uygulamalara yönlenmeye açık hale getirmektedir. Spor yapan bireylerin bu konularda bilgi düzeyinin yükseltilmesi bireysel sağlık ve spor başarısı açısından büyük fayda sağlayacaktır.
Üçüncü basamak bir hastanenin aile hekimliği polikliniğine başvuran hastaların kırsal ve kentsel bölgede yaşamalarına göre geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi ve tutumları
Giriş ve Amaç: İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen öncelikli amaçlardan biri sağlıklı olmaktır. Toplumların, modern tıptaki gelişmelerden önce, sağlık için uyguladıkları yöntemleri içinde yaşadıkları coğrafyaya, kültürlerine veya inançlarına göre şekillendirdikleri görülür. Dünyada ve ülkemizde, konvansiyonel tıp dışı yöntemlere olan talep artmıştır. Bu çalışmada, Çorum ilinde kentsel ve kırsal bölgede yaşayan halkın, yaygınlığı giderek artan geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemleri ile ilgili bilgi ve tutumlarını araştırmak, bunu etkileyen faktörleri ortaya koyabilmek ve buradan elde edilen verilerle halk sağlığına ve literatüre katkı sağlayabilmektir. Gereç ve Yöntem: T.C. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin kentsel ve kırsal yaşam bölgelerine göre gruplandırılarak 10 Mart – 31 Mart 2021 tarihleri arasında katılımı ile kesitsel-tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara yüz yüze anket yöntemi ile çalışma ekibi tarafından oluşturulmuş geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) konusundaki bilgi ve tutumları sorgulayan anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 385 kişi katıldı. Katılımcılardan 277 (%71,9) kişi kentsel bölgede yaşayan katılımcılardan, 108 (%28,1) kişi kırsal bölgelerde yaşayan katılımcılardan oluşmaktaydı. Kentsel bölgede yaşayan katılımcıların yaş ortalaması 40,59±11,95 yıl, kırsal bölgede yaşayan katılımcıların yaş ortalamaları 41,01±14,61 yıl idi. En az bir veya daha fazla GETAT yönteminin duyulması, kentsel bölgede %92,1 (n=255) kırsal bölgeye göre %76,9 (n=83) daha yüksek saptanmıştır (P<0,001). En sık duyulan yöntemlerin kentsel bölgede sülük tedavisi (Hirudoterapi) %79,1, kırsal bölgede %62 masaj terapisinin olduğu görülmüştür. Bu duruma etkili faktörler olarak, her iki bölgede de daha yüksek eğitim düzeyine sahip olunması ve aylık gelirin daha iyi olması arasında istatistiksel anlamlı ilişki olduğu saptandı. GETAT yöntemi uygulatılmasında ise yaşam bölgeleri arasında istatistiksel anlamlı fark olmamakla birlikte, kentsel bölgede yaşayan 255 kişiden 130'u (%51,0), kırsal bölgede yaşayan 83 kişiden 36'sı (%43,4) en az bir veya daha fazla GETAT yöntemi uygulattıklarını belirtmiştir (P=0,229). Her iki bölgede de masaj terapisinin en sık uygulatılan uygulama (kentsel bölgede %27,1, kırsal bölgede %21,3) olduğu görülmüştür. Kentsel bölgede yaşayanlar GETAT yöntemlerini en sık sırasıyla; %62,5 internet, %54,3 televizyon, %50,8 arkadaş çevresinden duyduklarını belirtirken, kırsal bölgede yaşayanlarda ise en sık %63,4 televizyon, sonrasında %48,8 ile internet ev %47,5 ile arkadaş çevresinden duyduklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların GETAT yöntemlerini uygulatmayı düşündüğünde en sık danışacağı kişiler; kentsel bölgede %84,3, kırsal bölgede %89,5 ile aile hekimleri olduğu gözlendi. Sonuç: Kentsel ve kırsal bölgede yaşayanlar arasında GETAT yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu farklılıkta eğitim durumu ve aylık gelir durumu etkili faktörler olarak saptanmış olsa da sosyokültürel etkinin ve yaşam alanına özgü faktörlerin etkisi de bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, Geleneksel ve Tamamlayıcı tıp, Kentsel, Kırsal
Hemşirelerin ani bebek ölüm sendromu ve güvenli uyku konusundaki bilgi düzeyleri
Ani Bebek Ölüm Sendromu (ABÖS), "kapsamlı bir olay soruşturması, klinik öykü ve otopsi sonrasında açıklanamayan bir nedenle bir yaşından küçük bebeklerin ani ve beklenmedik bir şekilde ölümü"dür. ABÖS risk faktörlerinin azaltılması için güvenli bir uyku ortamının oluşturulması gerekmektedir. Bu nedenle bebeğe, ailesine doğrudan bakım ve danışmanlık hizmeti veren hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusunda bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi önemlidir. Bu çalışma ile hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Mart-Temmuz 2021 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesindeki bir il merkezi ve ilçelerinde bulunan Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan, örneklem seçim kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 115 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler "Hemşirelere İlişkin Tanıtıcı Özellik Formu" ve "Bebeklerde Ani Bebek Ölüm Sendromu (ABÖS) ve Güvenli Uyku Konusunda Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu" ile toplanmıştır. Otuz maddeden oluşan bilgi formundan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 30'dur. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, uygun istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %93,9'unun ABÖS'ü, %80,0'ının güvenli uykuyu duyduğu, %76,5'inin ABÖS ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı görülmüştür. Hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeyi puan ortalamalarının 19,59±3,36 ile ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Araştırmadaki hemşirelerin medeni durumuna, sahip olduğu çocuk sayısı ve öğrenim durumuna göre ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeyi puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir ancak istendik düzeyde değildir. Hemşirelere APA önerileri kapsamında ABÖS ve güvenli uyku konusu ile ilgili hizmet içi eğitimin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ani bebek ölüm sendromu, bilgi düzeyi, güvenli uyku, hemşire
Bebek dostu hastanelerde çalışan çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri
Annelerin, anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi eksikleri anne sütüyle beslenen bebek sayısında azalmalara sebep olduğundan doğum sonrası emzirmenin ilk bir saat içinde başlatılması ve anneye doğru emzirme tekniklerinin öğretilmesi önemlidir. Bu nedenle hemşireler annelerin emzirme davranışlarını olumlu yönde etkilemeli, emzirmeyi yönetmeli, desteklemeli, yetersizlik hisseden anneleri belirlemeli, onlara çözüm aramalı ve annelerin bebeklerini ilk altı ay sadece anne sütü ile beslemesini sağlamalıdır. Hemşirelerin bu rollerini gerçekleştirebilmesi için anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri yeterli olmalıdır. Bu çalışma ile çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel olup, Ocak -Haziran 2022 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesindeki bir il merkezi ve ilçelerinde bulunan, bebek dostu hastanelerde çalışan 166 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler "Hemşire tanımlayıcı bilgi formu" ve "Anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formu" ile toplanmıştır. Kırk maddeden oluşan formdan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 40'tır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, tanımlayıcı bilgi formundan elde edilen veriler, sayı ve yüzde (%), anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formundan elde edilen veriler ortalama±standart sapma ile raporlanmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin %51,8'i 26-35 yaş aralığında, %97'si kadın, %69,3'ü lisans mezunu, %42,8'i 1-5 yıl arasında çalışmakta olup, %26,5'i anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştır. Hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları 29,92±2,85 ile ortalamanın üzerindedir. Çalışmada 16 yıl ve üzeri çalışan hemşirelerin bilgi düzeylerinin 1-5 yıl çalışan hemşirelerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir. Bebek dostu hastanelerde çalışan hemşirelerin tam bir bilgi donanımına sahip olması gerektiği düşünülürse, hemşirelerin bilgi düzeyleri istenilen düzeyde değildir. Hemşirelere anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anne sütü, bebek dostu hastane, emzirme, hemşire, bilgi düzeyi Bilim Kodu: 1032.8
7-12 yaş grubu çocukların istismar bilgi düzeyleri Çorum ili örneği
Küresel bir problem olan cinsel istismar Ruth ve Henry Kembe tarafından (1978), "bağımlı ve gelişimsel olarak olgunlaşmamış çocuk ve ergenlerin bilinçli olarak onay vermeyecekleri, bütünüyle algılayamadıkları veya ailevi rollerle ilgili sosyal tabulara ters düşen cinsel aktivitelerde kullanmak" olarak tanımlanmıştır. Yapılan çalışmalarda 7-12 yaş grubu çocukların cinsel istismar bilgi düzeylerini araştıran çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Çocuk cinsel istismarını önlemeye yönelik çabaların önündeki en büyük engellerden biri, çocukların bu konudaki bilgi eksikliği olduğu düşünüldüğünde çocukların cinsel istismar konusunda neler bildiğinin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışma ile 7-12 yaş grubu çocukların cinsel istismar bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmış, cinsel istismar hakkında doğru bilinen yanlışların ortaya çıkarılması, bu doğrultuda eğitim programlarına ışık tutması planlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel olup Ağustos 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk yataklı servislerinde tedavi altında olan 7-12 yaş grubu 281 çocukla yürütülmüştür. Veriler "çocuk ve aile tanıtıcı soru formu" ve "Çocuklar İçin İstismar Bilgi Ölçeği" (ÇİBÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Uygun olmayan dokunma (UOD) ve uygun dokunma (UD) olmak üzere iki alt boyuttan oluşan ölçek, otuz üç maddelidir. ÇİBÖ'den alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 33'tür. İstatistiksel analiz SPSS paket programı ile yapılmış, çocuk ve aile tanıtıcı soru formundan elde edilen veriler yüzde (%), ÇİBÖ'den elde edilen veriler ortalama±standart sapma ile raporlanmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup için Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çocukların %76,5'i 10-12 yaş aralığında, %52,5'i kız, %83,5'i çekirdek aile yapısında ve %81,2'si sadece anaokuluna gitmektedir. Çocukların ÇİBÖ-Toplam Puan Ortalamasının 20,51±4,60, UOD-Alt Boyut Puan Ortalamasının 15,26±3,69, UD-Alt Boyut Puan Ortalamasının 5,24±1,92 ile ortalamanın üzerinde olduğu belirlenmiştir. Çocukların yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, ailede kaçıncı çocuk olma durumunun, aile yapısı, anaokulu/kreşe gitme durumunun, annelerinin yaş ve eğitim ile babalarının yaş durumlarının cinsel istismar bilgi düzeyini etkilemediği saptanmıştır (p>0,05). Çocukların annelerinin çalışma durumuna göre ölçek UD-Alt Boyut Puan Ortalaması ile babaların eğitim ve çalışma durumuna ve ailenin gelir düzeyine göre UOD-Alt Boyut Puan Ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmaya katılan çocukların cinsel istismar hakkındaki bilgi düzeyleri genel ortalamanın üzerinde olmasına rağmen, cinsel istismarın hayatın bütün noktalarını etkileyen yıkıcı etkisi göz önüne alındığında, çocukların istismar bigi düzeyleri istenilen düzeyde değildir. Bu yüzden çocukların istismar bilgi düzeylerini yükselten eğitim programlarına ağırlık verilmesi önerilmektedir.
0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeyleri
Sıfır-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişim dönemlerine ilişkin doğru bilgi sahibi olması; çocuklarının sağlıklı büyüme ve gelişmesini takip edebilmesi, var olan veya gelişebilecek sorunları erken belirleyebilmesi, annelik rolüne uyumu daha kolay sağlaması ve çocuk sahibi olmanın sebep olduğu anksiyeteyi kontrol edilebilmesi açısından önemlidir. Yapılan bu çalışmada 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olan bu çalışma, Şubat 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesi'nde bir ilde bulunan eğitim araştırma hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve yaşları 0-36 ay arasında çocuğu olan 139 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Anne ve çocuk bilgi formu", "Ailelerin Gelişim Bilgisi Ölçeği (AGBÖ)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS paket programı ile yapılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi ve Mann-Whitney U testi, bağımsız üç ve daha fazla grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek yönlü ANOVA testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Toplam puanlar arasındaki korelasyon analizi Spearman Korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamındaki annelerin çocuklarının %60,4'ü erkek, yaş ortalaması 22,41±10,13 ay idi. Annelerin AGBÖ puan ortalamasının 20,07±6,37, çocuk gelişimiyle ilgili bilgilerinin orta düzeyde olduğu, BAÖ puan ortalamasının 11,31±9,46 ve anksiyetelerinin hafif düzeyde olduğu saptanmıştır. Annelerin; yaş, gelir durumu, aile tipi, planlı gebelik durumuna göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0,05), öğrenim durumları, çalışma durumları ve sahip oldukları çocuk sayılarına göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Annelerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark ile çocukların bazı tanımlayıcı özelliklerine göre annelerin AGBÖ ve BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Annelerin AGBÖ ile BAÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı olmayan bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir (r=-0,082, p>0,05). Sonuç olarak 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgilerinin orta düzeyde olduğu ve hafif düzeyde anksiyetelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmesinin takibi ile primer olarak anneler ilgilendiğinden, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin tam ya da tama yakın bir bilgi düzeyine sahip olması beklenmektedir. Bu çalışmada annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgileri beklenilen düzeyde olmadığından, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi düzeylerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılması için çocuk hemşireleri tarafından bireysel ve toplu eğitim programları ile bilgilendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anksiyete, anne, bilgi düzeyi, büyüme-gelişme, çocuk hemşiresi
Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinin erişkin bağışıklama hakkındaki farkındalıkları ve bilgi düzeyleri ile genel yaklaşımları
Erişkin bağışıklama oranları, erişkinlere aşılamanın önerilmeye başlandığı ilk zamanlardan beri, takibi zorunlu olan çocukluk çağı aşılama oranlarına göre hep düşük kalmıştır. Covid-19 pandemisi riskli erişkin grupları aşılamanın bulaşı ve mortaliteyi etkili bir şekilde düşürdüğünü, bizlere uygulamalı olarak tekrar göstermiştir. Hastaları aşılamaya iknada ve hastalara aşılamayı hatırlatmada hekim faktörünün en etkili faktör olduğu düşünüldüğünde, ileride pek çok bölümde çalışacak olan intörn hekimlerin, erişkin bağışıklama hakkındaki bilgi düzeyleri, farkındalık ve tutumlarının büyük önem taşıdığı açıktır. Bizim çalışmamız da bu önemin farkında olarak Bursa Uludağ Üniversitesi intörn hekimlerinin erişkin bağışıklama hakkındaki bilgi, tutum ve farkındalıklarına ışık tutmayı amaçlamıştır. 372 kişilik 6.sınıf tıp öğrencilerinin hepsine ulaşabilmek hedeflenerek online anket oluşturulmuş ve anket mail ya da sosyal medya yoluyla taraflarına ulaştırılmıştır. Anketimizde 4 bölüm bulunmaktadır. İlk bölüm sosyodemografik özellikler, ikinci ve üçüncü bölüm bilgi düzeyi, dördüncü bölüm ise farkındalık ve tutumu sorgulayacak şekilde yapılandırılmıştır. Çalışmamızda online ankete toplamda 206 öğrenci (evrenin %55'i) geri dönüş sağladı ve hepsi çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul ederek anketi tamamladı. Erişkin bağışıklama hakkında bilgi edinmek amacıyla en sık başvurulan kaynak %84'lük (n=173) oranla öğretim üyeleri ders sunuları oldu ve ana bilimsel kaynak ya da kılavuzlara başvuran öğrenci oranı sırasıyla %24,8 (n=51) ve %38,3 (n=79) düzeylerinde kaldı. Öğrencilerin %86,9'u (n=179) yaşlılarda zona aşının rutinde önerilen bir aşı olduğunu bilmiyordu. Sağlık çalışanlarına önerilmesine rağmen öğrencilerin 17 yaşından sonra sadece %56'sı (n=112) tetanoz aşısını ve %18,5'i (n=37) de grip aşısını yaptırmıştı. Neticede intörn hekimler zona aşılamasından çok düşük oranlarda haberdardı. Öğrenciler sağlık çalışanları olarak tetanoz ve grip aşılamasında yeterli aşılanma oranlarına sahip değillerdi. İntörn hekimlerin bilgi edinmek amacıyla en sık başvurdukları kaynak güncellikten uzak olabilecek bir kaynaktı ve güncel kaynakların kullanım oranı düşük kalmıştı. Öncelikle eğitimler ile temel bilgilerdeki eksiklik giderilmeli, bu eğitimlerde güncel kaynak kullanımı vurgulanmalıdır. Hastanede sağlık çalışanlarına önerilen aşılamalara dikkat çeken politikalar benimsenmelidir. İntörn hekimlerin, bilgi ve tutum yetersizlikleri düzeltilirse hem hasta hem de sağlık çalışanlarının erişkin aşılanma oranlarında büyük oranda artış sağlanacağı açıktır.
Kadınlarda sağlık okuryazarlığının kardı̇yovasküler hastalık rı̇sk faktörlerı̇ bı̇lgı̇ düzeyı̇ ve dı̇yabet rı̇skı̇ne etkı̇sı̇
Kadınlarda sağlık okuryazarlığının kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyi ve diyabet riskine etkisini belirlemek için tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Gaziantep Binevler Aile Sağlığı Merkezi, Halide Alevli Aile Sağlığı Merkezi ve Mehmet Ali Özkara Aile Sağlığı Merkezine gelen 18 yaş üzerinde kronik hastalığı olmayan 300 kadınla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada "Kişisel Bilgi Formu", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği – 32 (TSOY-32)" " Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRİF-BD) Ölçeği" ve "Finlandiya Diyabet Risk Anketi (FINDRISC)" kullanılmıştır. IBM SPSS 22 programında sıklık, yüzde, ortalama, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U ve korelasyon analizleriyle yapıldı. Katılımcıların ölçek toplam puanları; TSOY-32 28.48±11.02, KARRİF-BD 16.77±4.46 ve FINDRISC 13.93±3.63 olarak belirlendi. Çalışma kapsamına alınan kadınların TSOY-32 ölçeği ve alt boyutlarıyla FINDRISC toplam puanı arasında ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmadaki kadınların genellikle eğitim seviyesinin düşük, yaşlarının daha ileri, genel sağlık durumlarını kötü olarak gördükleri ve yeşil kart kullananların sağlık okuryazarlığı seviyesin yetersiz ve TSOY-32 ölçek ortalamalarının daha düşük olduğu saptandı. Okuryazar olmayanların ve ekonomik durumları geliri yetersiz olanların KARRİF-BD ölçeğinden aldıkları puanların daha az olduğu belirlendi. Bekar olanların sayısı arttıkça, eğitim seviyesi yükseldikçe, birinci derece yakınlarında kalp hastalığı olanların sayısı azaldıkça, her zaman okuma ve yazma ile ilgili aktivitelerinde yardım alanlar sayısı azaldıkça, genel sağlık durumu iyileştikçe FINDRISC puanı istatistiksel olarak azaldığı görüldü. Kadınlara sağlık okuryazarlığı konusunda gerekli eğitimlerin verilmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, diyabet riski, kardiyovasküler hastalıklar risk faktörü, hemşirelik.
Knowlwdge and attitude towards hepatitis b virus infection among adults in tamale in the northern region of ghana-a descriptive study
The study aims is to investigate knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. A descriptive study was conducted using self-administered structured questionnaire to assess participants' level of knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. Data was collected from people who agreed to participate in the study. The study sample was 281 participants. Simple random sampling was used to recruit participants. Data was analysed using SPSS version 24 and study findings presented using text and tables. The study revealed that about half of the respondents had good knowledge on hepatitis B infection. There were even some knowledge gaps among the respondents who had good knowledge on the infection. The study also revealed that 64% of the respondents had good attitude towards hepatitis B vaccination. Those who did not vaccinate against hepatitis B indicated the cost and other reasons as the barrier for not vaccinating. Almost all the respondents indicated they will visit health facility for treatment in case they realise they are infected with hepatitis B. The study shows knowledge and attitude towards hepatitis B is not adequate. There is therefore the need to put in more measures to educate the public on hepatitis B in order to improve the public's knowledge and attitude towards hepatitis B infection.
Sağlık çalışanlarına çocuk istismarı ve ihmali konusunda yapılan eğitimin bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisi
İstismar ve ihmal çocukların fiziksel, duygusal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen ve davranış bozukluğuna yol açan olaylar arasında yer almaktadır. İstismar ve ihmalin yeterince bildirilmemesi, tanı konulmasındaki güçlükler, inkâr edilmesi ve gizli kalması sorunun önemini daha da artırmaktadır. Araştırma, sağlık çalışanlarına çocuk istismarı ve ihmali konusunda yapılan eğitimin bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test kontrol gruplu deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir şehir ve bir üniversite hastanesinde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 95 sağlık çalışanı (deney grubu=48, kontrol grubu= 47 sağlık çalışanı) oluşturmuştur. Veriler, 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerini Tanılama Ölçeği ile toplanmıştır. Etik kurul onamı alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi ve ki-kare analizi kullanılmıştır. Eğitim ortalama 30 dk haftada bir kez toplam 3 oturum olarak uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun eğitim öncesinde ölçek puan ortalamaları değerlendirildiğinde, ortalamanın üzerinde bilgi puanına sahip olmakla birlikte istendik düzeyde yüksek olmadığı belirlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda deney grubunun kontrol grubuna göre ön-test ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05), son testte ise deney grubunun ölçek puan ortalaması daha yüksek olup bu farklılık ileri düzeyde anlamlıdır (p<0.001). Grup içi karşılaştırmalarda deney grubunun son-test ölçek puan ortalamasının ön-teste göre ileri düzeyde anlamlı yükselme gösterdiği (p<0.001), kontrol grubunda ise son-test puan ortalamasının ön-teste göre anlamlı bir değişiklik göstermediği (p>0.05) saptanmıştır. Sonuç olarak, uygulanan eğitimin sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarı hakkında bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Çocuk ihmali, Çocuk İstismarı, Sağlık Çalışanları, Psikiyatri hemşireliği, Eğitim
Spor merkezine kayıtlı bayanların sağlıklı beslenme ve genetiği değiştirilmiş organizmalar/gıdalar hakkında bilgi düzeylerinin saptanması
Sağlıklı beslenme vücudun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek, büyüme, gelişme ve yaşam mücadelesini devam ettirme amaçlı doğal bir gereksinimdir. Spor ise sağlığın korunup devam ettirilmesinde yaşam boyunca organizmaya refakat eden kemik yapısına uygun hareketlerin yapılmasıdır. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ise bir canlının mevcut gen dizilimi ile oynanması ya da mevcut gen diziliminde olmayan farklı özellikte yeni bir gen eklemesi ile meydana gelmektedir. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalardan elde edilen gıdalarda Genetiği Değiştirilmiş Gıda (GDG) olarak nitelendirilmektedir. Gelişmiş toplumlarda bile insanların GDO/GDG hakkındaki bilgileri sadece yüzeysel olarak, basında dönemsel olarak çıkan bilgilerden ibarettir. Bu çalışmada Bursa Yıldırım ilçesine bağlı Spor Merkezine devam eden 110 bayana anket uygulaması yapılmıştır. Bayanlara uygulanan anket ile sağlıklı beslenmeleri, ne oranda spor yaptıkları ve eğitim seviyelerine göre GDO hakkında bilgi seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde, sağlıklı beslenme ve spor hususunda bayanların yetersiz oldukları, özellikle ev hanımı olan bayanların bu durumdan daha fazla etkilendikleri görülmektedir. GD gıdalar hakkında ise, bilgi seviyesinin oldukça düşük olduğu, eğitim seviyesinin GD gıdalara olan bilinç düzeyi hususunda belirleyici olmadığını göstermiştir.
Erişkinlerin demir eksikliği anemisi bilgi düzeyi ve demir takviyesine yönelik tutumları, nicel bir araştırma
DEA (demir eksikliği anemisi) prevalansı yüksek olmasına rağmen iştah açması ve kilo aldırma gibi sebeplerden dolayı bireylerin demir takviyelerini kullanmama durumu tedavide etkileyicidir. Tanımlayıcı bu araştırmada amaç DEA hakkında erişkinlerin bilgi düzeyleri ve demir takviyelerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyodemografik sorular, ikinci bölümde DEA bilgi düzey soruları ve üçüncü bölümde demir takviyelerine karşı tutum soruları yer almaktadır. Kadınların erkeklerden, sağlık personellerinin diğer meslek gruplarından daha fazla bilgiye sahip olduğu; yaĢ ile bilgi düzeyinin pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Toplamda %41.1‟i DEA teşhisi alan katılımcıların %38‟inin çok az, %39.7‟sinin hiç demir ilacı kullanmadığı tespit edilmiştir. Kişilerin %21.9‟u demir takviyesi ile asla kilo verilemediği, %34‟ü bu takviyelerin biraz iştah açtığı ve %9.4‟ü çok fazla iştah açtığı düşüncesinde olduklarını belirtmiştir. Bireylerde demir takviyelerinin kilo vermede engel olmadığı ve kaybedilen iştahın demir alımı ile normale döndüğü bilinmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerin anemi hakkında bilgi düzeylerinin ve düzenli takviye kullanımının artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, demir eksiliği anemisi, demir takviyesi, iştah, kilo verme, obezite.
Hastane öncesi sağlık personelinin prone kardiyo pulmoner resüsitasyon hakkında bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
GİRİŞ: Prone KPR özellikle son dönemde COVID-19 pandemisiyle birlikte önemi bir kat daha artan bir müdahale biçimidir. Prone KPR prone pozisyonda takip edilen hastalarda gelişen arrestin yönetilmesinde veya prone pozisyonda arrest olarak bulunan hastalarda ön plana çıkan bir müdahale şeklidir. Bu hastaların hastaneler arası nakli sırasında ve olay yeri müdahalesinde görev yapan hastane öncesi sağlık personelinin bu konuda özellikle bilgi sahibi olması önem arz etmektedir. Bu çalışmada hastane öncesi sağlık personelinin bu konudaki bilgi düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE YÖNTEM: Çalışmamız tek merkezde yapılan kesitsel bir anket çalışmasıdır. Çalışmaya 1-31Temmuz 2021 tarihleri arasında tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesine ambulans ile hasta nakleden hastane öncesi sağlık personeli dahil edildi. Katılımcılara 25'i demografik bilgiler ve eğitim durumlarını tespit etmeyi amaçlayan, 6'sı prone KPR konusunda teorik teknik bilgi ölçen toplamda 31 soruluk anket yöneltilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS 16.0 for Windows programında gerçekleştirilmiş ve anlamlılık değeri p <0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya toplam 99 hastane öncesi sağlık personeli katıldı. Verilen yanıtlar incelendiğinde katılımcıların çoğunluğunun daha önce Prone KPR ile ilgili eğitim almadığı ve prone KPR yapmadığı, prone KPR konusunda bilgili olmadığı tespit edildi. SONUÇ: Hastane öncesi sağlık personelinin prone KPR hakkında yeterli bilgisinin olmadığı tespit edildi. Prone KPR ile karşılaşması muhtemel olan hastane öncesi sağlık personelinin hizmet içi eğitim programlarında göz önünde bulundurulmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Prone KPR, Reverse KPR, Hastane öncesi
Acil tıp çalışanlarının (KBRN) kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer kazalara karşı ilgi, bilgi ve tutum durumu araştırması
Toplumu etkileyen bütün travmatik olaylarda ilk başvuru noktası olan acil servislerin mevcut kaotik yapısına KBRN (kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer) kaynaklı bir olayda yeni ve karmaşık yüklerin gelmesi kaçınılmazdır. Tez çalışmamızda; kaza, afet, sabotaj ve terör kaynaklı muhtemel KBRN tehditlerine yönelik acil tıp çalışanlarının (acil tıp uzmanı, acil tıp asistanı, paramedik, acil tıp teknisyeni ve hemşireler) hazırlılık durumlarının ölçülmesi hedeflenmiştir. Acil servis çalışanlarının KBRN tehditleri ve kazalarına yönelik ilgi, bilgi ve tutumlarının yanısıra hastane ve acil servislerin fiziki donanımlarının ve acil servis-hastane, hastane-ilgili kurumlar (AFAD, Sağlık Bakanlığı, UMKE vb.) arası KBRN koordinasyonunun tesbiti; KBRN hazırlığında eksikliklerin giderilmesine ve yol haritasının ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Üniversite, devlet ve özel hastanelerdeki acil tıp çalışanlarına yüzyüze ve elektronik ortamda ulaşılarak 23 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Sorulardan üçü demografik bilgilerle ilgili, yirmisi KBRN tehditlerine yönelik farkındalığı, acil servislerin mevcut KBRN hazırlık kapasitesini (dekontaminasyon, kişisel koruyucu ekipman, eğitim ve tatbikat durumu, kurum içi ve kurumlararası koordinasyon) ölçmeye yöneliktir. Çalışmamıza 436 acil tıp çalışanı katılmıştır. Katılımcıların % 42'si (n=183) acil tıp uzmanı , % 17.4'ü (n=76 ) acil tıp asistanı, % 8.3'ü (n=36) acil tıp teknisyeni, % 11.5'i (n=50) paramedik, % 20.9'u (n=91) hemşiredir. Acil tıp çalışanlarının % 46.6'sı (n=203) KBRN vakalarına yaklaşım konusunda kendisini geliştirmek istediğini , % 39'u (n=170) KBRN konusunun şu an öncelikleri arasında olmamakla birlikte konunun öneminin farkında olduklarını ifade etmişlerdir. Karşılaşılan KBRN vakalarında % 39,9 (n=174) oranlı kimyasal maddeleri, % 12,4 (n=54) oranıyla tehlikeli/patlayıcı maddeler izlemektedir. Ankete katılan acil tıp çalışanlarının % 61.8'i (n=268) KBRN konusunda klinisyenlere yönelik KBRN eğitimi almadığını belirtmiştir. Eğitim alanların %88.3'ü (n=145) teorik düzeyde temel tıbbi KBRN eğitimi almıştır. KBRN tatbikatıyla ilgili bilgisi olmayanlar ve yapılan tatbikata katılmayanların toplamı % 87.6 (n=382)'dir. Katılımcıların sadece % 12.4'ü (n=54) hastane içi veya acil servis bünyesinde KBRN tatbikatına iştirak etmiştir. Anketimizi cevaplayanların %13,4'ü (n=60) hastane içi KBRN hazırlığına yönelik koordine birimiyle aktif irtibatlı olduğunu ifade etmiştir. Acil servise gelecek bir KBRN vakasında görev çerçevesi belirlenmemiş kişi sayısı % 81 (n= 353), muhtemel bir KBRN olayında uygulanması gereken prosedürlere yönelik bilgisi bulunmayan çalışan sayısı ise % 77,3'lük (n=337) orana tekabül etmektedir. Şüpheli bir KBRN olayında kişisel koruyucu ekipman giyebilecek durumda olan (mevcudiyetini ve yerini bilen) acil tıp çalışanının % 33,7 (n=147) oranında olduğu görülmüştür. Hastanede/Acil serviste KBRN vakaları için tanı ve teşhis ekipmanlarının mevcut olduğunu ifade edenler % 13,5 (n=59) oranındadır. Kamu tarafından (AFAD, YÖK, Sağlık Bakanlığı) hastaneye/acil servise KBRN hizmet desteği (eğitim, eğitim materyali, tatbikat desteği vb. fon ) sağlandığını beyan eden acil servis klinik şefleri sayısı % 7,1 (n=8)'dir. KBRN Olay Yönetim Sistemi açısından il çapında hastanenin rolünün belirlenmiş olduğu ve ilgili KBRN hizmet yürütücüsü kurumlarla protokolün mevcut olduğunu ifade eden acil servis klinik şeflerinin oranı % 17,2 (n=20)'dir. KBRN kaza ve olayları, hazırlık gerektiren ve ciddiye alınması gereken tehditlerdir. KBRN hazırlığının öneminin bilincindeki acil tıp çalışanları eğitim ve tatbikatla desteklenmeli, acil servislere KBRN kapasitesine yönelik fon sağlanmalı, ekipman ve tesbit cihazlarıyla desteklenmeli, kurum içi ve kurumlararası KBRN koordinasyonun artırılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Acil servis, Acil tıp çalışanları, Hastane, Kazalar, KBRN tehditleri