Intensive care
452 theses under this subject heading
Yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi cihaz alarm deneyimleri
Giriş ve Amaç: Sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli konulardan birisi hasta güvenliğidir. Hasta güvenliğinin sağlanması tıbbi hataların en aza indirilmesi ile gerçekleşebilmektedir. Yoğun bakım ünitelerinde tıbbi hataların birçoğu yanlış alarmlar nedeniyle oluşmaktadır. Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler yanlış alarmların sık gerçekleşmesi sonucunda birçok deneyim ile karşı karşıya kalmaktadır. Yanlış alarmlar nedeniyle hemşirelerin yaşadığı deneyimler alarm yorgunluğunu ve duyarsızlığını meydana getirmektedir. Alarm yorgunluğu hem hemşire için hem de hasta güvenliği için olumsuz sonuçlar oluşturmaktadır. Bu çalışma yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin alarm deneyimlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Araştırma nitel çalışma deseni olan Giorgi'nin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek yapılmıştır. Araştırma Şubat-Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesinde yoğun bakım ünitelerinde çalışan 21 hemşire ile gerçekleşmiştir. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak hemşireler ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Hemşireler ile yapılan yüz yüze görüşmeler 2 adet ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Araştırma verilerinden 3 ana tema ve 11 alt tema elde edilmiştir; 'Hemşirelerin Tıbbi Cihaz Alarmı Konusundaki Deneyimleri', 'Hemşirelerin Yanlış Alarm Konusundaki Düşünceleri' ve 'Hemşirelerin Alarm Yorgunluğu Hakkındaki Düşünceleri' dir. Hemşirelerin çoğu yanlış alarmlardan meydana gelen ve hasta güvenliğini tehdit eden deneyimler yaşadığını belirtmektedir. Yanlış alarmların hemşireler üzerinde stres, psikolojik yıpranma, baskı, gürültü kirliliği, zaman kaybı, iş aksaması/iş yükü gibi sonuçları olduğunu belirtmişlerdir. Hemşirelerin çoğu alarm yorgunluğunu hissettiğini belirtmiştir. Hemşirelerin çoğu alarm duyarsızlığının gerçekleşmediğini bildirmiştir. Sonuç: Alarm yorgunluğunun hemşirelerde sık rastlanan bir sorun olduğu belirlenmiştir. Yanlış alarmların meydana gelmesi sonucunda olumsuz hasta sonuçları ortaya çıkmıştır. Hemşireler alarm duyarsızlığı gelişmediğini belirtseler de alarm duyarsızlığına ilişkin bulgular saptanmıştır. Hemşirelerin eğitimine önem verilmesi, alarm yorgunluğunun ve yanlış alarmların önlenmesine dair politikalar oluşturulması, yanlış alarmların hasta güvenliğini nasıl etkilediği üzerinde durulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım Hemşiresi, Alarm Yorgunluğu, Yanlış Alarm, Hasta Güvenliği, Hemşirelik Nitel Çalışma.
Yoğun bakım hastalarının mortalite ve hastanede kalma sürelerinin derin öğrenme yöntemleri ile tahmini
Günümüzde dijital dönüşüm hızının artması ile beraber fiziksel olarak saklanan verilerin elektronik ortamlara aktarılması da hız kazanmıştır. Bu durum, birçok alana olduğu gibi sağlık alanına da doğrudan yansımıştır. Geçmişte fiziksel olarak saklanan hastaya ait kayıtlar bu sayede dijital ortamlara geçirilmiştir. Dijital ortama aktarılan hastaya ait demografik bilgiler, laboratuvar sonuçları, yaşamsal gözlem verileri, klinik notlar, tanı kodları ve benzeri birçok veri Elektronik Sağlık Kaydı (ESK) olarak tanımlanmaktadır. Sağlık alanındaki dijital dönüşüme ek olarak, derin öğrenme yöntemlerine olan geniş ilgi, araştırmacıları, finans, sosyal medya, siber güvenlik gibi birçok alanda yapay zeka yöntemlerini kullanmaya teşvik etmektedir. Elektronik sağlık kayıtlarının araştırmacılar için kullanılabilir hale gelmesiyle birlikte, bu veri setlerini kullanarak derin öğrenme modelleri geliştirmeye olan ilgi artmaktadır. Tez kapsamında yapılan deneylerde, günümüzdeki en popüler ve erişilebilir elektronik sağlık kayıt veri seti olan Medical Information Mart for Intensive Care (MIMIC-III) kullanılmıştır. Yoğun bakımda yatan hastaların, yaşamsal gözlem verilerini ve diğer klinik bilgilerini ölçerek, hastaların mevcut sağlık durumlarını anlamlandırmak ve gelecek sağlık durumlarını tahmin etmek önemli bir problemdir. Tez kapsamında, hastaların hastane içinde ve yoğun bakımda mortalite ihtimalleri ile yoğun bakımda 3 ve 7 günden fazla kalıp kalmayacakları çok-kipli derin öğrenme tabanlı yöntemler ile tahmin edilmiştir. Gerçekleştirilen çalışma üç ana bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde, yoğun bakımda yatan hastalara ait yaşamsal gözlem verileri, laboratuvar sonuçları gibi özniteliklere ek olarak hastalara ait klinik notlar da model eğitimine dahil edilmiş ve modelin klinik problemleri tahmin etme başarısı arttırılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, klinik notların doğrudan kullanılması yerine, varlık isim tanıma yöntemi ile notlar içerisinden medikal terimlerin çıkartılması sağlanmıştır. Elde edilen medikal terimlerin, mortalite ve yoğun bakımda kalma süresi tahmini problemlerine etkisi araştırılmıştır. Yapılan son çalışmada ise, hastaların zaman serisi özniteliklerine ilave olarak, hastaların yoğun bakımda kaldıkları süre boyunca kullandıkları ilaçların moleküler temsilleri kullanılmış ve klinik problemlerin tahminine etkisi üzerine deneyler yapılmıştır. Ek olarak, bu çalışma sonunda, hastanede mortalite tahmini için eğitilen modelin açıklanabilirliğini arttırmak amacıyla SHapley Additive exPlanations (SHAP) yöntemi kullanılmıştır. SHAP yönteminin çıktısı, zaman-serisi ve klinik ilaç özniteliklerinin model üzerindeki etkisininin daha derin bir analizinin yapılmasını sağlamaktadır. MIMIC-III veri seti içerisinde hastaya ait farklı veri türlerinin bir arada bulunması, tez kapsamında yapılan deneylerde bu veri türlerinin bir arada kullanılabilmesine ve farklı deneylerin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlamıştır. Farklı veri türlerini aynı model içerisinde kullanabilmek için çok-kipli derin öğrenme tabanlı yöntemler önerilmiştir. Yapılan deney sonuçları incelendiğinde, zaman-serisi özniteliklerin yanı sıra hastaya ait klinik notların, medikal terimlerin ve ilaç bilgilerinin modele girdi olarak verilmesinin, klinik problemlerin başarımına olumlu yönde etki ettiği görülmüştür.
Yoğun bakım hemşirelerinin hastalara fiziksel tespit uygulamaları ve bilgi düzeyleri
Yoğun bakım ünitelerinde, hastaların güvenliğinin sağlanması için yaygın olarak kullanılan yöntemlerden birisi fiziksel tespit uygulamasıdır. Ancak fiziksel tespit uygulamasının hastalarda fiziksel ve psikolojik birçok zarara neden olabileceği belirtilmektedir. Bu çalışmada yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin fiziksel tespit uygulama durumları ve bu konu hakkındaki bilgi düzeyleri araştırıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışma, Ağustos 2018- Aralık 2018 tarihleri arasında, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi il sınırları içinde bulunan bir devlet hastanesinin, erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler üzerinde yürütüldü (n=83). Araştırma verileri, hemşirelerin demografik özelliklerini içeren bilgi formu ve "Hemşirelerin Fiziksel Tespitlere İlişkin Bilgi Düzeyi, Tutum ve Uygulamaları Ölçeği" ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizi NCSS 2007 programında aritmetik ve yüzdelik ortalamalar, Mann-Whitney U testi, Kruskal- Wallis, Pearson korelasyon, Spearman korelasyon ve Student- t testi ile yapıldı. Araştırmada; yoğun bakımda çalışan hemşirelerin, fiziksel tespit kullanımı ölçeğinin bilgi boyutundan ortalama 8,2±1,8, uygulama boyutundan ortalama 36,5±3,8, tutum boyutundan 37,7±4,3 puan aldıkları saptandı. Fiziksel tespit ile ilgili eğitim alan hemşirelerle, almayanlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Meslek yıllarıyla arasındaki ilişkiye bakıldığında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), yoğun bakımda çalışma süresiyle uygulama puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Çalışılan birimler karşılaştırıldığında, yoğun bakımlar arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Fiziksel tespit konusunun bilimsel dayanakları olması gerektiği, eğitimlerin arttırılması, yasal düzenlemeler ve alternatif yöntemlerin geliştirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Fiziksel Tespit, Yoğun Bakım, Hemşirelik, Bilgi
Kardiyovasküler cerrahi sonrası basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Basınç yaraları; morbidite ve mortaliteye neden olabilen, hastanede yatış süresini uzatan, maliyeti ve iş yükünü artıran bir sağlık sorunudur. Erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım uygulanarak önlenebilen basınç yaraları, kaliteli hemşirelik bakımının göstergelerinden biri sayılmaktadır. Bu çalışma, kardiyovasküler cerrahi olan hastalarda basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörleri incelemek amacı ile yapıldı. Retrospektif yöntemle hazırlanan çalışmanın evrenini, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1 Ocak 2015- 31 Aralık 2015 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi operasyonu geçiren ve cerrahi yoğun bakıma alınan tüm hastalar, örneklemini ise yoğun bakımda basınç yarası gelişen 136 hasta ve kontrol grubu için randomize seçilmiş basınç yarası gelişmeyen 136 hasta oluşturdu. Analizlerde SPSS 23.0 programı kullanıldı. Elde edilen veriler ortalama, standart sapma, frekans, oran, minimum, maksimum, Student t Test, Mann Whitney U, Pearson Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında yaş, beden kitle indeksi, beslenme şekli, laboratuar bulguları, Braden risk puanı, pozisyon değiştirme süresi açısından anlamlı fark bulundu. Basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmadı. Basınç yaraları hastaların %73,5'inde sacrum bölgesinde ve %57,4'ünde Evre II düzeyinde olduğu, ortalama 5,68±2,14 günde geliştiği tespit edildi. Sonuç olarak; ileri yaş, anemi, albümin düşüklüğü, nem, hareketsizlik gibi faktörler basınç yarası oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Hemşirelik bakım uygulamaları kapsamında riski yüksek olan hastalara erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç Yarası, Cerrahi Yoğun Bakım, Kardiyovasküler Cerrahi
Yoğun bakım ünitesindeki kanıt temelli non-farmakolojik düzenlemelerin deliryumu önlemedeki etkisi
Deliryum yüksek morbidite, mortalite oranları ve tedavi maliyeti artışı ile ilişkili olup, görülme sıklığı yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) daha fazladır. Bu araştırmada, YBÜ'de non-farmakolojik düzenlemelerin deliryum gelişimine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmamız Haziran 2017-Ocak 2018 tarihleri arasında, dahiliye YBÜ'de yürütülmüştür. Veriler Hasta Tanılama Formu, APACHE II, Glasgow Koma Skalası, Richmond Sedasyon-Ajitasyon Skalası, Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği, Richard-Campbell Uyku Ölçeği ve Günlük İzlem Formu kullanılarak hastaların izlenmesi ile elde edilmiştir. Ayrıca eş zamanlı olarak YBÜ'de gürültü düzeyinin sürekli ölçümleri sağlanmıştır. Araştırma örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden,YBÜ'de en az 24 saat kalmış, Glasgow Koma Skalası puanı ≥10 ve RASS -3 ve üzeri puan almış, iletişim kurulabilen toplam 78 hasta oluşturmuştur. YBÜ rutinlerinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın kontrol grubu verileri elde edilmiştir. Aynı değerlendirme formları "Yoğun Bakımda Analjezi, Sedasyon ve Deliryum Yönetimi için Kanıt ve Görüş Temelli Rehber (2015)" de yayınlanan ışık ve gürültü azaltmaya yönelik non-farmakolojik önlemler alınarak yeni hasta grubunda tekrar uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların yaş ortalaması 70,01±13,18'dir. Çalışmamızda deliryum görülme sıklığı; kontrol grubunda yer alan hastalarda %60, müdahale grubunda yer alan hastalarda %44,7 olarak hesaplanmıştır (p>0,05). Alınan önlemler sonrası, YBÜ ortalama gürültü seviyesi 70,89±3,81 dB(A)'den 62,66±3,45 dB(A)'e gerilemiş (p<0,01), Richard-Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması 48,29±1,39'den 62,05±1,81'e yükselmiştir (p<0,01). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda deliryum görülme oranlarının azaldığı ve gürültü seviyesindeki azalmanın hastanın uyku kalitesini pozitif yönde etkilediği saptanmıştır. Düzenlemelerin etkinliğinin daha iyi gösterilmesi için daha geniş örneklem gruplarında araştırmanın tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Deliryum, yoğun bakım ünitesi, uyku kalitesi, gürültü, hemşirelik.
Yoğun bakım hemşirelerinde etik iklim algısı ve bakım kalitesi ilişkisi
Yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) bakım kalitesini etkileyeceği düşünülen tüm faktörlerin bakım kalitesi iyileştirme çalışmaları kapsamında ele alınması gerekmektedir.Bu çalışma YBÜ'de hemşirelerin etik iklim algılarının bakım kalitesine yansımasının ortaya konması amacıyla planlanmış tanımlayıcı türde bir çalışmadır. Araştırma Sakarya'da bulunan devlet hastanelerinin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 197 yoğun bakım hemşiresi ile gönüllülük esasına dayalı olarak yürütülmüştür. Veriler sosyodemografik bilgi formu, Hastane Etik İklim Ölçeği (HEİÖ), Karşılanamayan Hemşirelik Bakımı Ölçeği (KHBÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmada yer alan hemşirelerin yaş ortalaması 29.53±5.52 olup, %71.1'i kadındır. HEİÖ toplam puan ortalaması 3.60±0.61 olup, en yüksek ortalama puan 'Hasta Faktörü' (4.04±0.62), en düşük ortalama puan 'Hastane Faktörü' (3.06±0.90) alt boyutlarında elde edilmiştir. HEİÖ'ye göre hemşirelerin yaklaşık yarısı (%48.7) genellikle birimlerinde güvenli hasta bakımı verildiğini düşünmekte; yarıya yakını (%45.2) hastaneleri tarafından hiç desteklenmedikleri ya da nadiren desteklendikleri ve saygı duyulduklarını ifade etmektedir. YBÜ'de etik iklim algısının hemşirelerin çalışma yılına, haftalık çalışma saatine, çalışma şekline, bakım verilen hasta sayısına göre değiştiği saptanmıştır (p<0,05). Araştırmanın yürütüldüğü YBÜ'de en fazla karşılanmayan bakım gereksinimi hasta mobilizasyonu, en az ihmal edilen uygulama ise el yıkama olmuştur. Çalışan hemşirelerin %35.0'i hastaların mobilizasyonunu hiçbir zaman sağlayamadığını belirtirken, %76.6'sı ise el yıkamanın nadiren ihmal edildiğini ifade etmiştir. Hemşireler hasta bakım gereksinimlerinin karşılanamamasının nedeni olarak ilk sırada hasta durumundaki ani değişimler (%76.1), takiben personel sayısının yetersizliğini (%75.1) göstermiştir. Bakım kalitesi ve etik iklim birbiri ile zayıf da olsa ilişkili olup; KHB gereksinimleri boyutu ile HEİÖ "Hasta Faktörü" (p<0,05), ve "Meslektaş Faktörü" (p<0,01) alt boyutları arasında pozitif; "Hekim Faktörü" boyutu arasında negatif ilişki saptanmıştır (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım ünitesi, hemşire, bakım kalitesi, etik iklim algısı
COVID-19 pandemisinin yoğun bakım hemşirelerinde yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisi
Bu çalışma Covid-19 pandemisinin yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi pandemi yoğun bakımlarında çalışan ve araştırmamıza katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hemşire ile yapıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İş Yükü Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak online anket uygulaması şeklinde toplandı. Çalışma verileri NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak ortalama, standart sapma, frekans, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Kruskal Wallis test, Pearson ve Spearman's Korelasyonları ile istatistiksel analiz yapıldı. Hemşirelerin yaş ortalaması 26,84±4,51 olup %71,2'si kadın, %90'ı bekar ve %80,8'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %83,2'si Covid (+) veya şüpheli hastalara bakarken bulaş korkusu, %91,2'si Covid (+) olması durumunda ailesine taşıma korkusu yaşamış olup kişisel koruyucu ekipman giyme zorunluluğu %96,8'inin işini zorlaştırmıştır. Hemşirelerin %31.2'si Covid sürecinde Covid-19 (+) olmuştur. Algılanan stres ölçeği toplam puanı 23,35±5,44, iş yükü ölçeği toplam puanı 37,34±7,45, Piper yorgunluk ölçeği toplam puanı 7,43±1,51 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda işinden ayrılmayı düşünen hemşirelerin algılanan stres puanları daha yüksek bulundu. Covid-19 hastalarına bakarken bulaş korkusu yaşayan hemşirelerde iş yükü puanları daha yüksekti. Çalışma saatlerinden memnun olan ve dinlenme için özel zaman ayırabilen hemşirelerin Piper yorgunluk ölçeği puanları daha düşük bulundu. Algılanan stres puanı yüksek olan hemşirelerin iş yükününün de daha yüksek olduğu ve algılanan stres puanı ve iş yükü puanı yüksek olan hemşirelerin daha yorgun olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda Covid-19 pandemisinin hemşireleri yorgunluk, stres ve iş yükü açısından olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı.
Hastanemizde çocuk yoğun bakım ünitesinde menenjit tanısı ile yatan ve lomber ponksiyon yapılan hastaların biyokimyasal ve mikrobiyolojik analizlerinin retrospektif incelenmesi
Menenjit leptomeninkslerin ve subaraknoid alanın enflamasyonu ile giden bir merkezi sinir sistemi enfeksiyon hastalığıdır. Tanı testleri ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemelere karşın halen ciddi mortalite ve morbiditeye sahiptir. Bu nedenle erken tanı koymak ve bir an evvel etkene yönelik ampirik tedaviye başlamak oldukça önemlidir. Çalışmamıza hastanemizde menenjit tanısı almış 70 hasta dahil edilmiştir. Hastaların anamnez, fizik muayene, laboratuar sonuçları ve başlanan tedavileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalarımızın çoğunluğu (%58,6) erkek ve %38,6'sı 1 yaş ve altındadır. İlkbahar ve yaz aylarında toplam başvuran hasta sayısı sonbahar kış aylarındaki başvuranlara göre daha fazladır. Hastalarımızın en sık başvuru şikayeti %84,3 ile ateştir. Meningeal irritasyon bulgusu 2 yaş ve üzerindeki hastalarda %86 oranında pozitifken bu oran 2 yaş altında %22,4 tür. Meningeal irritasyon bulgularının durumuna göre nötrofil, lenfosit ve platelet değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Meningeal irritasyon bulguları pozitif olanların nötrofil değerleri, meningeal irritasyon bulguları olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Meningeal irritasyon bulguları pozitif olanların lenfosit ve platelet değerleri, olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha düşüktür. Hastaların kan ve BOS analizleri incelendiğinde medyan değerler hemoglobin için 11,5 g/dL, lökosit için 11220/uL ,platelet için 321500/uL ,CRP için 25,9 mg/dl , ESR için 29 mm/sa , BOS glikozu için 61,2 mg/dL, BOS proteini için 37,4 mg/dl ve hücre sayısı için 100/mm3'tür. Hastalarımızın 4 tanesinde BOS kültüründe etken mikroorganizma saptanmıştır. Kültür negatif hastaların 3 tanesinde ise BOS PCR da etken patojen tespit edilmiştir. Hastalara başlanan en sık tercih edilen ampirik antimikrobiyal tedavi vankomisin ve 3.kuşak sefalosporin kombinasyonudur. Anahtar kelimeler: Menenjit, Ateş, Meningeal İrritasyon Bulguları, Beyin Omurilik Sıvısı
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastalara mekanik ventilasyon döneminde dinletilen doğa sesi ve kültürel müziğin fizyolojik yanıtlara etkisi
Bu araştırma, yoğun bakım cerrahi bölümünde yatan hastaların mekanik verntilasyon döneminde uygulanan doğa sesi ve kültürel müzik (türkü) dinletisinin kan basıncı, kalp hızı, solunum, saturasyon ve ağrı skoruna etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Gaziantep SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Araştırma ve Uygulama Merkezi cerrahi yoğun bakım ünitesinde uygulandı. Yoğun bakımda yatan 90 hastadan veriler Hasta Tanılama Formu, Yoğun Bakım Ağrı Gözlem Ölçeği, Doğa Sesi, Kültürel Müzik (Türkü Ezgisi) Dinletilen ve Dinletisi Olmayan Hastaların Fizyolojik Durumlarını Değerlendirme Formu ile toplandı. Hastaları Ailelerinden Alınan Onam Formu ile hasta onamı ve kurum izinleri ile gerekli yasal izinler alındı. Hastalardan 30'una tedavi sürecinde doğa sesi, 30'una kültürel müzik (sözsüz enstrümantal türkü ezgisi) dinletilirken, 30 hastaya ise herhangi bir şey dinletilmeden tedavi altına alındı. Bu bağlamda çalışma üç grupta incelendi. Yapılan inceleme sonucunda hastaların cinsiyet, medeni durum, yaşadığı yer, çalışma durumu, meslek durumu, sigara içme ve alkol kullanma varlıkları ile gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların eğitim düzeyleri incelendiğinde doğa sesi dinlettirilen grupta lise ve üzerinde eğitim görenlerin oranı, diğer gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p<0,05). Doğa sesi dinleyen grupta yer alan hastaların yaş düzeylerinin, kontrol grubunda tedavi edilen hastaların yaş ortalamalarına göre istatistiksel açıdan yüksek olduğu saptandı. Hastalara uygulanan Yoğun Bakım Ağrı Gözlem Ölçeği aracı dört alana dayanmaktadır: Hastanın yüz ifadeleri, vücut hareketleri, ventilatöre uyum (veya entübe olmayan hastalar için ses kullanımı) ve kas gerginliği. Her alanın 0 ila 2 arasında muhtemel bir puanı vardır. Toplam puan 0 ile 8 arasında değişebilir. Burada 0 ağrı davranışının olmadığını ve 2 nin üzerinde puan alan hastalar ise ağrı davranışının açık belirtilerini göstermektedir. Yoğun bakım ağrı gözlem ölçeği (CPOT) a göre toplam puanlara bakıldığında da müzik dinletilmeden önce ( başlangıçta), müzik girişimi yapıldıktan 1 saat sonra anlamlı fark 3 grupta da yokken (p>0,05) , müzik girişimi yapıldıktan 2 saat sonra istatiksel fark olduğu ( p<0,05) farkın kültürel türkü müziği dinleyen hastalardan kaynaklandığı belirlenmiştir.Hastaların fizyolojik yanıtlarına bakıldığında müzik dinletisi yapılmadan önce, yapıldıktan 2 saat sonra ortalama arter basıncı doğa sesi, kültürel müzik dinletilen grupta değişmez iken, kontrol grubunda ise MAP artmış ve normal sınırın en üst seviyesinde 99,60 ± 8,02 mm/Hg olarak bulunmuştur (MAP ortalama arter basıncı 70-100 mm/Hg). Bu sonuç müzik girişimi yapılan gruplarda kan basıncının daha kontrol edilebilir olduğunu, hastaların strese verdikleri yanıtın kan basıncı düzeyinde daha iyi olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak; müzik dinletisinin YBÜ de yatan hastalara mekanik ventilasyon döneminde dinletilen doğa sesi ve kültürel müziğin fizyolojik yanıtlara olumlu etkisi oldugu görüldü.
Yoğun bakım hemşirelerinin basınç ülserleri ile ilgili bilgi tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Basınç ülserleri (BÜ), sağlık bakım hizmetindeki bilimsel ve teknolojik ilerlemelere rağmen dünyada morbidite ve mortalitesi yüksek olan ancak önlenebilen bir sağlık sorunudur. Multidisipliner bir sorumluluk olmasına rağmen diğer sağlık profesyonellerinden farklı olarak basınç ülserinin önlenmesinde hasta ile 24 saat beraber olan hemşirelere büyük sorumluluk düşmektedir. Bu çalışmanın amacı yoğun bakımda çalışan hemşirelerin basınç ülserleri ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamalarını değerlendirmektir. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan çalışmanın evrenini Gaziantep ili sınırları içindeki merkez ilçeler, Şehitkâmil ve Şahinbey'de yer alan bütün hastaneler oluşturdu. Bu ilçelerdeki hastaneler devlet, özel ve eğitim araştırma hastanesi olarak tabakalandırılmış ve basit rastgele yöntemle belirlenen Şehitkamil Devlet Hastanesi, Sanko Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkez binası, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mücahitler Ek Binası, Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi, Özel Hatem Hastanesi dahil edildi. Araştırmanın evrenini belirtilen bu hastanelerin yetişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 575 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeyerek araştırma kriterlerine uymayanlar, izinli olanlar ve katılmak istemeyenler dışarıda bırakıldı. Formu eksiksiz dolduran 442 hemşire ile araştırmayı tamamlandı. Veriler Haziran-Eylül 2021 tarihleri arasında toplandı. Verilerin toplanmasında Hemşirelerin Tanıtıcı Özellikleri Formu, Basınç Ülseri Önlemeye Yönelik Hemşirelik Uygulamaları Formu, Modifiye Pieper Basınç Yarası Bilgi Testi ve Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS sürüm 24,0 paket programı kullanılarak, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student t, Mann Whitney U, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD çoklu karşılaştırma testleri, Kruskal Wallis, All Pairwise çoklu karşılaştırma testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 26,67±4,05, %60,9'u (n:269) kadın, %77,8'i (n:344) lisans mezunu, %45'i (n:199) genel yoğun bakım ünitesinde çalışmaktadır. Hemşirelerin basınç ülseri bilgi testinden (MPBYBT) ortalama 29,26±7,48 puan aldıkları ve basınç ülserleri ile karşılaşma sıklıkları, birimlerinde basınç ülserine yönelik bir protokol kullanma durumları, kendi yaptığı uygulamaları yeterli bulmaları ve EPUAP rehberini okuma durumlarının MPBYBT puanlarını etkilediği saptadı (p<0,05). Hemşirelerin basınç ülserini önlemeye yönelik tutum ölçeğinden (BÜÖYT) ortalama 40,85±6,28 puan aldıkları ve cinsiyet, eğitim durumu, çalışma şekli, birimlerinde basınç ülserine yönelik bir protokol kullanma durumları, bakılan hasta sayısı, kurumda basınç ülseri bakımını yapan kişi, kendi yaptığı uygulamaları yeterli bulmaları, EPUAP hakkında bilgisi olma durumları, EPUAP rehberini okuma durumları, basınç ülserlerini önlemeye yönelik eğitim alma durumlarının BÜÖYT puanlarını etkilediği tespit edildi (p<0,05). Ayrıca hemşirelerin MPBYBT puanları ile BÜÖYT puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Bu doğrultuda hemşirelere konunun önemini belirten, farkındalıklarını arttıran, olumlu tutum geliştirip bunları uygulamaya aktarmalarını sağlayacak her türlü hizmet içi eğitimlerin verilmesi, sertifikalı eğitim programlarına katılımlarının sağlanması ve kurumların kanıta dayalı uygulamalar ve uluslararası standartlara uygun basınç ülseri bakım protokolü belirleyerek uygunluğunun ve kullanımının denetlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri; Yoğun Bakım Hemşireleri; Bilgi Tutum ve Uygulama
Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin merhamet yorgunluğunun tıbbi hataya eğilime etkisi
Bu araştırma, yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin merhamet yorgunluğunun tıbbi hataya eğilimine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma Ekim 2022- Ocak 2023 tarihleri arasında Bingöl Devlet Hastanesi ile Bingöl Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi yoğun bakım ünitesinde gerçekleştirildi. Araştırma 78 hemşire ile yürütüldü. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği, Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanılarak toplandı. Veri analizinde Independent t testi, One Way (ANOVA), Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, pearson korelasyon testi ile doğrusal regresyon testleri yapıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 32,43 (±5,61) yıl olup % 56,4 ü kadın, %61,5' i lisans mezunu ve %55,1'i 0-5 yıl arası yoğun bakımda çalıştığı belirlendi. Hemşirelerin %65,4 ü merhamet yorgunluğu yaşadığını, %62,8'i nadiren tıbbi hatayla karşılaştığını ve %79,5'i ise merhamet yorgunluğunun tıbbi hatayı etkilediğini ifade etti. Araştırmada evli kişilerin, merhamet yorgunluğu puanı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (t=3,28; p=,002). Merhamet yorgunluğunun, tıbbi hata üzerinde etkisi olduğunu düşünen hemşirelerin merhamet yorgunluğu toplam puanının istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (Z=306,00; p=,019). Merhamet yorgunluğu ile tıbbi hataya eğilim arasında herhangi bir ilişki belirlenmedi (p>,05). Araştırma sonucuna göre; merhamet yorgunluğunun tıbbi hataya eğilimi etkilemediği belirlendi. Merhamet yorgunluğu ve tıbbi hatayı azaltmaya yönelik kanıta dayalı şekilde bilimsel çalışmaların artırılması, tedavilerin yanı sıra önleyici dayanıklılık eğitim programlarının oluşturulması, bireysel ve kurumsal olarak sağlık sisteminde yeni stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.
Bebeği yenidoğan yoğun bakımda yatan annelerin bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeyleri ve uyguladıkları geleneksel yöntemler
Bu çalışmada bebeği yenidoğan yoğun bakımda yatan annelerin bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeyleri ve uyguladıkları geleneksel yöntemlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır Tanımlayıcı türde yapılan araştırma Malatya'da Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde 25 Ocak- 25 Mayıs 2022 tarihlerinde 384 anne ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama formu olarak; Kişisel Bilgi Formu, Annenin Bebek Bakımı Hakkındaki Bilgi Düzeyi Formu, Doğum Sonrası Dönemde Annenin Bebek Bakımına Yönelik Geleneksel Uygulamaları Belirleme Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 24.0 istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum değerler hesaplanmıştır. Bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin çoğunlukla 31-40 yaş aralığında olduğu, çekirdek aileye sahip olduğu ve çalışmadığı, %33,1'inin lise mezunu olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin çoğunluğunun %67,2'sinin bebeği kundakladığı, %74,7'sinin bebeğin sarılık olmaması için yüzüne sarı örtü örttüğü, %77,6'sının nazardan korumak için dua okuduğu saptanmıştır. Annelerin yaşı ile bebeği emzirirken memede tutma süresi, bebeği emzirirken tutma şekli ve bebeği uyurken nasıl yatırılması gerektiği durumları arasında anlamlı farklılık olduğu, annelerin eğitim düzeyi ile anne sütünün buzdolabında saklanma süresi, bebeği emzirirken memede tutma süresi, beslendikten sonra bebeğin gazının çıkarılması, yenidoğanın kaç saat uyuduğu, bebeğin altına höllük koyma ve bebeği tuzlama durumları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir(p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda annelerin yaygın olarak geleneksel uygulamaları bildiği ve yapılan uygulamalarda bebeğin sağlığına zarar veren uygulamaların olduğu ve uygulama nedenlerinin de çok çeşitlilik gösterdiği, annelerin bebek bakımında yaygın olarak höllük, tuzlama, kundaklama, güzel olması için alnını sıkıca bağlama gibi zararlı geleneksel uygulamalara başvurdukları belirlenmiştir. Annelere sağlığa zararlı geleneksel uygulamalara yönelik farkındalık oluşturulması, annelerin geleneksel uygulamalara başvurma nedenlerine yönelik girişimlerin planlanması, annelerin en çok bilgiye ulaştıkları ve uygulama nedenlerinde de etkisi olan aile büyüklerinin de verilen eğitime dâhil edilmesi, sağlık hizmetlerine uzak olan ailelere daha sık takip ve eğitim planlanması, ailelerin sağlık hizmetlerine kolay erişiminin sağlanmasına yönelik girişimlerin planlanması önerilmektedir.
Sepsis hastalarının immünolojik parametrelerinin ve persistan inflamasyon immün süpresyon ve katabolizma sendromu açısından risk faktörlerinin araştırılması
Halaçlı, B. Sepsis Hastalarinin İmmünolojik Parametrelerinin ve Persistan İnflamasyon İmmün Süpresyon ve Katabolizma Sendromu Açısından Risk Faktörlerinin Araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İmmünoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Sepsis enfeksiyona karşı gelişen disregüle yanıta bağlı yaşamı tehdit eden organ yetmezliği olarak tanımlanır. Bu çalışmada sepsis ile izlenen hastalarda klinik süreçle birlikte sepsis tanımında belirtilen disregüle yanıta sebep olan immün hücrelerdeki zamansal değişimlerin incelenmesi ve bir alt grup olan persistan inflamasyon immünsüpresyon ve katabolizma sendromu (PIICS) mevcudiyetinin değerlendirilmesi amaçlandı. Sepsis-3 tanımına göre sepsis ya da septik şok tanısı alıp yoğun bakıma alınan yedi hasta çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu olarak belirlenen yedi kişiden bir defaya mahsus, çalışmaya dahil edilen hastalardan ise 0.gün, 7.gün, 14.gün, 28.gün ve taburculukta kan örnekleri alınarak periferik kan mononükleer hücreler -80 oC'de donduruldu. Bu mononükleer hücrelerden lenfosit alt tipleri değerlendirilerek, örneklerden proinflamatuar değerlendirme için T foliküler yardımcı, Th17, anti-inflamatuar değerlendirme için MDSC alt tipleri olan granülositik ve monositik MDSC'ler ile regülatuar T (Treg) ve B (Breg) hücreleri çalışıldı. Sepsis hastalarında sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında, immünosupresyon ile ilişkili PD-1 (0-7-14.günler, p=0.004, p=0.003, p=0.046, sırasıyla) ifadelerinde artış gözlemlenirken, antijen sunumunda kritik rol oynayan HLA-DR seviyelerinin 14. günde anlamlı derecede azaldığı saptanmıştır (p=0.022). Ayrıca, Th17 hücre oranlarının sepsisin 0. gününde sağlıklı bireylerle kıyaslandığında belirgin şekilde arttığı (p=0.015) bulunmuştur. Hastaların takip günlerinde kontrol bireylere göre monositik MDSC oranları yüksek seyrederken (0-7-14-28 ve taburcu günleri, p=0.011, p=0.02, p=0.006, p=0.042 sırasıyla), granülositik MDSC oranlarının 14. (p=0.014) ve taburculuk (p=0.012) günlerinde anlamlı bir düşüş gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bulgular, bazı hastalarda immün disregülasyonun, taburculuk döneminde dahi normale dönmediğini ve dalgalı bir seyir izleyebildiğini ortaya koymaktadır. Sonuçlar, sepsiste immün rezolüsyon sürecinin değerlendirilmesi için daha uzun süreli izlem gerekliliğine işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: sepsis, immünoloji, kronik kritik hastalık, immün disregülasyon, immün rezolüsyon Bu tez çalışması HUSEP kapsamında HÜBAP tarafından THD-2023-20655 Proje Kodu ile "Hızlı Destek Projesi" türünde desteklenmiştir.
Yoğun bakımda çalışan anestezyoloji ve reanimasyon anabilim dalı araştırma görevlilerinin , aile görüşmelerinde kötü haber verme konusundaki yetkinliklerinin değerlendirilmesi
Kötü haber verme sürecinde en önemli konu; hekim ve hasta veya hasta yakını arasında olan iletişimdir. Yoğun bakım üniteleri; yaşam sonu süreçleri ve ölümle ilgili tartışmaların sıklıkla yapıldığı ve kötü haberlerin verildiği hastane ortamlarıdır. Bu çalışmanın amacı; yoğun bakımda çalışan Anesteziyoloji ve Reanimasyon anabilim dalı araştırma görevlilerinin, aile görüşmelerinde kötü haber verme konusundaki yetkinliklerinin değerlendirilmesi amacı ile geliştirilmiş komplikasyon ve ölüm bildirilmesine yönelik bir değerlendirme ölçeğinin Türkce geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasının yapılmasıdır. Çalışma için etik kurul onayı Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 05.04.2023 tarihinde alınmıştır. (Kayıt no:GO23/111). Çalışma 06.04.2023-06.05.2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalındaki çalışmakta olan araştırma görevlilerinin katılımı ile gerçekleştirlmiştir. Onam alındıktan sonra katılımcılar yazı-tura atılarak iki senaryo grubundan birine (sanal aile görüşmesi) rastgele atandılar. Odalarda bilgi veren hekim ve oyuncu karşılıklı şekilde oturdu. Oda duvarına sabitlenen kamera sistemi tarafından görüşmeler kayıt altına alındı. Görüşmeler; hem görüşmeye katılan oyuncu tarafından hem de kamera kayıtları üzerinden 4 farklı profesyonel değerlendirici (bir yoğun bakım uzmanı, bir anesteziyolog, bir sosyal psikolog ve bir psikiyatrist) tarafından puanlandırıldı. Çalışmamıza 52 araştırma görevlisi dahil edildi. Katılımcılardan 21 kişi erkek, 31 kişi ise kadın idi. Katılımcılardan 27 (%51.9) kişi komplikasyon bilgilendirmesi, 25 (%48.1) kişi ise ölüm bilgilendirmesi yaptı. Katılımcılardan 18 (%34.6) kişi daha önce kötü haber verme üzerine eğitim almışken, 34 (%65.4) katılımcı bu konuda daha önce eğitim almamıştı. 44 (%84.6) katılımcı daha önce ölüm bilgilendirmesi yapmış olup, 8 (%15.4) katılımcı daha önce ölüm bilgilendirmesi yapmamıştı. 33 (%63.5) katılımcı daha önce komplikasyon bilgilendirmesi yapmış, geri kalan 19 (%36.5) katılımcı daha önce komplikasyon bilgilendirmesi yapmamıştı. Çalışmamızda araştırma görevlisinin kendini değerlendirdiği öz değerlendirme anketinin her iki formun (komplikasyon ve ölüm bilgilendirmes) Cronbach's α değeri, 0.93 olarak tespit edildi. Çalışmamızda profesyonel değerlendiriciler tarafından değerlendirilen komplikasyon bilgilendirme formunun Cronbach's α değeri 0.81, ölüm bilgilendirme formunun Cronbach's α 0.88 bulunmuş olup yüksek iç tutarlılığa sahip olduğu gösterilmiştir. Ayrıca değerlendirme formları arasında yapılan istatistik sonucuna göre, hem komplikasyon bilgilendirmesi formu, hem de ölüm bilgilendirmesi formu ile Tıp Eğitimi ve Bilişim Ana bilim Dalı iletişim becerisi değerlendirme rehberi arasında korelasyon olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; çalışmamızda Türkce geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yaptığımız "HASTA YAKININA KÖTÜ HABER VERME- KOMPLİKASYON BİLGİLENDİRMESİ" ve "HASTA YAKININA KÖTÜ HABER VERME- ÖLÜM BİLGİLENDİRMESİ" ölçekleri güvenilir olup yapılandırılmış klinik sınavlarda kullanılabilir. Kötü haber verme bilgilendirmesi eğitimi ve iletişimin kalitesinin ölçümü Anesteziyoloji ve Reanimasyon araştırma görevlilerinin eğitim programlarına dahil edilmelidir.
Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sağlanmasına yönelik engellerin belirlenmesi: Yoğun bakım hemşirelerine yönelik prospektif çalışma
Araştırma, yetişkin cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla prospektif tanımlayıcı araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 25 Şubat 2023- 25 Haziran 2023 tarihleri arasında Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi yetişkin cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 180 hemşire oluşturmuştur. Araştırmaya cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 149 hemşire dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında "Yoğun Bakım Hemşirelerine Yönelik Tanıtıcı Bilgiler Soru Formu" ve "Kritik Hastalarda Yeterli Beslenmeye Yönelik Engelleri Değerlendirme Ölçeği- Revize Formu" kullanılmıştır. Soru formları hemşirelerle yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortanca, ortalama ve standart sapma), ortalamalar arasındaki farkın değerlendirilmesinde normal dağılım gösterenlerde t-testi ya da tek yönlü varyans analizi testi, normal dağılım göstermeyenlerde Mann Whitney U ya da Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmada cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sağlanmasına yönelik engel olarak görülen durumların sınırlı, kısmen engel görülen durumların ise oldukça yüksek oranlarda olduğu bulunmuştur. Araştırmada, enteral beslenmenin sağlanmasında engel görülen durumlar arasında ilk sırada "akşamları, hafta sonları ve tatillerde diyetisyenin olmaması ya da yetersiz sayıda olması" (%56,4), ikinci sırada ise "diyare nedeniyle beslenmenin durdurulması" (%34,2) yer almıştır. Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sürdürülmesinde ve yönetiminde güçlü kanıt ve öneri sunan rehberlerin kullanılması önerilir. Ayrıca, cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sağlanmasına yönelik engelleri önlemeye ilişkin stratejilerin ve kurum politikalarının geliştirilmesi önerilir.
Çocuk yoğun bakım ünitesi hastalarına uygulanan transfüzyonlarının incelenmesi
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2023. Eritrosit transfüzyonu uygulamaları çocuk yoğun bakım ünitelerinde (ÇYBÜ) sıkça başvurulan bir tedavi yöntemidir. Yapılan çalışmalarda ÇYBÜ'ne başvuran hastaların %15-50'sine eritrosit süspansiyonu (ES) transfüzyonu uygulanmaktadır. ES transfüzyonu uygulaması yerine göre hayat kurtarıcı bir tedaviyken aynı zamanda ciddi komplikasyonları bildirilmiş ve mortaliteyi arttırdığına dair çalışmalar mevcuttur. Transfüzyon stratejilerinin geliştirilmesi adına birçok çalışma yapılmıştır. Bu tez çalışmasında ÇYBÜ'de kabul edilmiş hastaların transfüzyon uygulaması tecrübelerinin incelenmesi ve geliştirilmesi için muhtemel risk ve çözümlerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 31 Aralık 2015 ile 1 Ocak 2021 tarihleri arasında İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırılan 28 gün-18 yaş arası 2011 hasta dahil edilmiştir. Bu hastaların; demografik özellikleri, başvuru şikayetleri, ES transfüzyonu uygulanması bilgisi, transfüzyon öncesi ve sonrası laboratuvar tetkikleri, zamansal özellikler, risk değerlendirme skorları ve klinik sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmada özelliklerin ilişkileri ve sağ kalım analizleri uygulanmıştır Çalışma dönemi boyunca, hastaların %27'sine (n=558) en az bir kere ES transfüzyonu uygulanmıştır. ES transfüzyonu uygulanması açısından risk oluşturan özellikler, yaş kategorisi, başvuru tanıları, malnütrisyon kategorileri, başvuru anında anemisinin olması durumu, mekanik ventilatör ve santral venöz kateter (SVK) yerleştirilmesi kategorik özellikler arasından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Nümerik değişkenlerden, hasta başvuru kan hemoglobin düzeyi, risk skorları, kan RDW düzeyi, yaş, yaşa göre ağırlık Z skoru istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sağ kalım analizinde, başvuru şikâyeti, yaş kategorileri, kabul yeri, malnütrisyon durumu, anemi durumu, mekanik ventilatör uygulanması durumu, SVK yerleştirilmesi durumları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu makale, eritrosit transfüzyonu (ES) uygulamasının klinik pratiğinde doğru bir şekilde kullanımının önemini vurgulamakta ve ES transfüzyonunun gereksiz uygulanmasının beraberinde pek çok riski getirebileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalara göre, hastaların yaş, cinsiyet, hastalık durumu, hemoglobin seviyesi, PRISM-III skoru, başvuru anında anemi olup olmaması, hemodinamik durumu, malnütrisyon durumu gibi birçok faktör dikkate alınmalıdır. ES transfüzyonu gerekliliğinin doğru bir şekilde belirlenmesi için klinik durumun objektif olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, ES transfüzyonunun gereksiz yere uygulanması sonucu ortaya çıkan yan etkilerden kaçınmak amacıyla, kan kaybını azaltabilecek stratejilerin de benimsenmesi gerekmektedir. Bu stratejiler arasında, daha küçük hacimli örnek tüplerinin kullanılması, hasta başı testler, kapalı sistem kan örneklemeleri, non-invazif test cihazlarının kullanılması, deneyimli ekip tarafından kan örneklenmesi, takip ve izlem amaçlı kullanılan laboratuvar testlerinin uygunsuz tekrarını önlemek için protokollerin geliştirilmesi ve gereksiz kateterlerin zamanında çıkarılması yer almaktadır. Sonuç olarak, bu makale, ES transfüzyonunun doğru bir şekilde belirlenmesi ve uygulanması için gereken faktörleri ve önemini vurgulamaktadır. Doğru bir şekilde belirlenmeyen ES transfüzyonu gereksiz yere uygulanması, pek çok risk faktörünü beraberinde getirebilir. Bu nedenle, ES transfüzyonunun doğru bir şekilde belirlenmesi ve gereksiz yere uygulanmaması için klinik durumun objektif bir şekilde değerlendirilmesi ve kan kaybını azaltabilecek stratejilerin benimsenmesi önemlidir.
Yoğun bakım ünitelerinin uygunsuz kullanımının incelenmesi: Bir üniversite hastanesi üzerinde araştırma
Günümüzde artan küreselleşme ile birlikte toplumlar yaşlanma eğilimi göstermekte ve buna bağlı olarak hastalıkların artması, yoğun bakım ünitelerine olan ihtiyacın sürekli olarak artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, gereksiz yoğun bakım kullanımı ve uzamış yoğun bakım yatışlarıyla ilgili faktörlerin araştırılması, artan yoğun bakım ihtiyacını karşılamak ve yoğun bakım ünitelerinin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı, Hacettepe Üniversite Hastanesi, İç hastalıkları ABD ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD'deki gereksiz yatışların, uzamış yoğun bakım sürelerinin ve hastaların yatış sürelerinin incelenerek bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmada gereksiz yoğun bakım yatışı öncelik, tanı, objektif parametreler modellerine göre incelenmiş olup uzamış yoğun bakım süresi ise ≥14 gün olarak belirlenmiştir. Çalışma retrospektif olarak Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD ve İç Hastalıkları ABD yoğun bakım ünitelerinde yatan 343 hasta üzerinde gerçekleştirilmiş ve örneklemin seçilmesinde tabakalı rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Öncelik modeline göre, hastaların %7,3'ünün, tanı modeline göre %14,6'sının ve objektif parametreler modeline göre ise %16,3'ünün yoğun bakım yatışının uygunsuz olduğu görülmüştür. Öncelik modeline göre hastaların yatış uygunluğunun hastaların cinsiyeti, yoğun bakıma kabul zamanı ve sevk eden birimden, tanı modeline göre hekimin unvanı ve cinsiyeti, yoğun bakıma kabul zamanı ve sevk eden birimden ve objektif parametreler modeline göre hekimin unvanı ve cinsiyeti, hastanın yaşı ve sevk eden birimden anlamlı bir şekilde etkilendiği tespit edilmiştir (p<0,05). Uygun olmayan yoğun bakım basamağı açısından hastaların %72,3'ünün uygun olmayan yoğun bakım seviyesinde hizmet aldığı ve bunun hekim unvanından anlamlı şekilde etkilendiği (p<0,05), uzamış yatış süresi açısından hastaların %14,6'sının 14 gün ve daha uzun süre yattığı ve bunun mekanik ventilatör süresi ve antibiyotik/mikotik tedavi süresinden anlamlı bir şekilde etkilendiği bulunmuştur (p<0,05). Yoğun bakım hastalarının ortalama yatış süresinin 7,1 ± 9,1 olduğu ve mekanik ventilasyon durumu, mekanik ventilasyon süresi, yoğun bakım öncesi yatış süresi, vazoaktif ajan kullanım durumu, kan transfüzyon süresi ve antibiyotik/mikotik tedavi süresinden etkilendiği görülmüştür. Çalışma bulgularının yoğun bakım hastaları arasında gereksiz ve uzamış yatış sorununun anlaşılması ve uygun yönetsel ve klinik önlemlerin geliştirilmesinde önemli olacağı düşünülmektedir.
Yoğun bakım hemşirelerinin hastalarla ilişkilerinde duygusal emek olarak empati
Bu araştırmada empatik bakım vermeleri beklenen sağlık mesleklerinden biri olan ?yoğun bakım hemşireleri? ne odaklanılmıştır. Yoğun bakım hemşireleri hasta ile empatik etkileşimleri sırasında ve öncesinde empatik olabilecek bilişsel ve duygusal reaksiyonlar geliştirerek ?Derinlemesine Davranış? yoluyla duygusal emek üretirler. Duygusal Emek olarak Derinlemesine Davranış, bazı aktörlerin sahnede rol yapmasına benzemektedir. Öte yandan Duygusal Emek olarak Yüzeysel Davranış, uygun bilişsel ve duygusal bağlantı olmadan hastaya karşı empatik davranışlar gösteriyormuş gibi sahici olmayan davranışlar geliştirmektedir.Bazı durumlarda hem derinlemesine hem yüzeysel davranışın birlikte kullanıldığı da gözlenmektedir. Hastalara karşı Derinlemesine davranışı tercih etmelerine rağmen, yoğun bakım hemşireleri hastanın duygusal ve bilişsel ihtiyaçlarının anlaşılmasının o anda mümkün olamadığı durumlarda yüzeysel davranış metodunu kullanabilmektedirler. Bunların ötesinde, yoğun bakım hemşirelerinin hasta ile ilişkilerinde empati süreçlerini kullandıklarında hastalara daha fazla fayda sağladıkları ileri sürülebilir.Bu amaçla, kavrama yönelik olarak yapılan literatür çalışması ışığında geliştirilen hipotezler, gerçekleştirilen bir araştırmada test edilmiştir. İstanbul'da bir kamu hastanesinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemi, 116 hemşireden oluşmaktadır. Örnekleme; 26 sorudan oluşan Duygusal Emek Ölçeği; 20 sorudan oluşan Empati Eğilim Ölçeği ile birlikte demografik soruları da içeren bir anket uygulanmıştır.Yataklı Hasta Servisi hemşirelerine göre, Yoğun Bakım hemşirelerinin yaşam kalitesi ile ilgili algılamaları daha olumsuz olacaktır öngörüsü desteklenmiştir. Ancak, araştırmanın hipotezlerinden, yataklı hasta servis hemşirelerine göre yoğun bakım hemşirelerinin empati düzeylerinin daha yüksek olacağı öngörüsü; yataklı hasta servisi ve yoğun bakım hemşirelerinin empati düzeyleri arttıkça duygusal emek stratejilerinden derinlemesine davranış ve samimi davranış düzeyleri artacaktır öngörüsü, yataklı hasta servisi ve yoğun bakım servisi hemşirelerinin empati düzeyi arttıkça duygusal emek stratejilerinden yüzeysel davranış düzeyleri azalacaktır öngörüsü analizler sonucu red edilmiştir.Sonuçlar ayrıca, bakım verilen hasta sayısı ile hemşirelerin empati eğilim düzeyleri arasında; hemşirelerin çalışma sistemi ile duygusal emek boyutlarından duygusal çaba arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır.Bu çalışmanın bulguları, yoğun bakım hemşirelerinin empati düzeylerinin daha yüksek olmadığı, duygusal emek stratejilerinden derinlemesine davranışı daha fazla kullanmadıkları ve yaşam kalitesi algılamalarının daha olumsuz olduğunu göstermiştir. Hemşirelerin, iş ortamına ait bazı stres kaynaklarından etkilendiğini ancak görevlerini yaparken duygusal emek vermeye ve bunu yaparken de duygusal kaynaklarını tüketmeye devam ettiklerini düşündürmüştür.Anahtar Kelimeler: Empati, Duygusal Emek, Yüzeysel Davranış, Derinlemesine Davranış
Yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve bu davranışları etkileyen faktörleri saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Haziran - Eylül 2021 tarihleri arasında hastanelerde çalışan yoğun bakım hemşirelerine kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak, online anket ile veri toplanarak yapılmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan 222 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmanın verileri "Sosyodemografik Veri Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney - U testi, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği puan ortalaması 127,32±24,42 - orta düzey olarak saptanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarına bakıldığında en yüksek ortalamanın sağlık sorumluluğu alt boyutuna 23,66±4,96, en düşük ortalamanın ise fiziksel aktivite alt boyutuna 16,89±5,9 ait olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin ölçekten aldıkları toplam puan ortalamasının yaş ve çalışma süresi ile istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Buna göre 25-31 yaş grubunun aldığı toplam puan 32-38 yaş grubunun aldığı toplam puandan düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca 11-15 yıl çalışma süresine sahip hemşirelerin 6-10 yıllık deneyime sahip hemşireye göre sağlık sorumluluğunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Yapılan bu araştırmada yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Yoğun bakım ünitesi, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım hemşirelerinin deliryum hakkında bilgi düzeyleri
Amaç: Bu çalışma kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın evrenini İstanbul ili sınırlarında yer alan bir eğitim araştırma hastanesi oluşturmakta olup örneklem seçimine gidilmemiştir. Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden (n=73) hemşire ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplamasında "Sosyodemografik ve Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerini ölçen "Yoğun Bakım Hemşireleri İçin Deliryum Bilgi Testi" kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Yapılan çalışma sonucunda: Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi (KVCYBÜ) hemşirelerinin sosyodemografik özelliklerine bakıldığında; çalışmanın yürütüldüğü KVCYBÜ hemşirelerinin %72,6 kadın, %63'ünün bekâr, %58,9'unun 26-30 yaş aralığında, %84,9 'unun lisans mezunu, %71,2' sinin 1-5 yıl mesleki deneyimi olduğu, %56,2' sinin 3 yıldan fazla bulunduğu birimde çalıştığı, %57,5' inin 1-2 hastanın bakımından sorumlu olduğu, %90,4' ünün haftalık çalışma saatinin 40-60 aralığında olduğu, %84,3' ünün gece gündüz karışık çalıştığı, %54,8' inin deliryum hakkında eğitim aldığı, %78,1' inin yaşlı bireyle yaşamadığı, %83,6' sının psikiyatrik sorunu olan bireyle yaşamadığı belirlendi. Hemşirelerin "deliryum bilgi toplam" puan ortalaması 18,219 ± 3,888, "deliryum risk faktörleri ve nedenleri" puan ortalaması 6,603 ± 1,963, "deliryum sonuçları" puan ortalaması 2,548 ± 0,646, "deliryum değerlendirmesi" puan ortalaması 1,863 ± 0,902, "deliryumun farmakolojik ve farmakolojik olmayan yönetimi" puan ortalaması 5,438 ± 1,3648 olarak bulundu. Sonuç: Genel olarak çalışmaya katılan 73 hemşirenin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler Cerrahi Girişimler, Yoğun Bakım, Deliryum, Hemşirelik
Açık kalp cerrahisi operasyonu olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğunbakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma açık kalp cerrahisi olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğun bakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın örneklemini araştırmaya gönüllü olarak katılan açık kalp cerrahisi geçiren hastalar oluşturdu (n=200). Araştırma verilerinin toplanmasında hastaların sosyodemografik özelliklerinin yer aldığı 'Hasta Bilgi Formu', 'Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği' ve 'Yoğun Bakım Deneyimleri' ölçekleri kullanıldı. İstanbul SBÜ Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2022 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi ve kardiyoloji servisinde yatan hastalar evren olarak alındı. Araştırmaya açık kalp cerrahisi geçirmiş, an az 24 saat yoğun bakımda takibi yapılıp KVC ve Kardiyoloji servisinde yatışı devam eden ve araştırmaya gönüllü olan 200 hasta örneklem olarak alındı. Elde edilen veriler SPPS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61,480±10,647'di. Hastaların cinsiyete göre dağılımlarına bakıldığında; 138'inin (%69,0) erkek olduğu görüldü. Hastaların çoğunluğunu okuryazar, ilkokul mezunları oluşturdu. Hastaların medeni duruma göre 170'i(%85,0) evli ve çoğunluğu emekli olarak bulundu. Hastaların 117'sinin (%58,5) kronik hastalıkları mevcuttur. Hastaların 121'i (%60,5) daha önce yoğun bakımda yatmadığını belirtti. Çoğunluğu KABG ve planlı olarak operasyon geçirmiştir. Çoğunluk bilgi almış ve hastalarının yoğun bakımda ziyaret etmemiştir. Çalışma sonucunda hastaların 'çevresel stresörler toplam' ortalaması 101,640±22,658, 'yoğun bakım deneyimi toplam' ortalaması 60,400±9,023 olarak yüksek bulundu. Kadınların çevresel stresörler toplam puanları (x=107,145) erkeklerden daha yüksek bulundu. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki stres kaynağı en çok eşini özlemek ve görememek, serum setleri kaynaklı hareket edememe, ağrı, uyuyamamak olduğu sonucuna ulaşıldı. Yoğun bakım deneyim puanları meslek, geçirilen ameliyat ve işlemin planlı olup olmaması, bilgi alıp alamama ve yakınlarını görmemek yoğun bakım deneyimlerini etkilediği sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Çalışma bulguları sonucunda hastaların yoğun bakım çevresel stresör ve yoğun bakım deneyim puanları yüksek bulundu. Hastalar yoğun bakımda çok fazla stresör ile karşı karşıya kalmakta ve bundan olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki deneyimlerini hatırlamakta, bakım ve tedaviden memnun oldukları ve olumlu deneyimler yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları güç kaynakları, örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları arasındaki ilişki
Bu çalışmada amaç yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları güç kaynakları, örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma kesitsel,tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir Şehir Hastanesinde çalışmakta olan 200 yoğun bakım hemşiresi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, "Yönetici Hemşirelerde Algılanan Güç Ölçeği", "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" ve "Hemşire İş Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler, SPSS istatistik paket programında"sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, Bağımsız gruplarda t testi, Tek Yönlü ANOVA testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis Testi, Spearman's (rho) korelasyon testi MANOVA ve ANCOVA" testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları karizmatik güç, ödüllendirici güç, yasal güç ve uzmanlık gücü ile örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları arasında istatistiki yönden pozitif anlamlı ilişki belirlenmiştir. Hemşirelerin yöneticilerinden algıladıkları güç hemşirelerin örgütsel bağlılıklarını %13,3, iş doyumunu %32,4 oranında ve hemşirelerin iş doyumları ise örgütsel bağlılıklarını %32,6 oranında açıkladığı belirlenmiştir. Yoğun bakım hemşirelerinin yöneticilerinden algıladıkları güç kaynakları, örgütsel bağlılıkları ve iş doyumları birbirini etkileyen önemli kavramlardır. Özellikle yönetici hemşireler, uygun güç kaynaklarını kullanarak yoğun bakım hemşirelerinin örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını artırabilir. ii Anahtar Kelimeler:Algılanan güç kaynakları, iş doyumu, örgütsel bağlılık, yoğun bakım hemşiresi, yönetici hemşire
COVID-19 tanısıyla yoğun bakımda takip edilen hastaların taburculuk sonrası yapılan ev ziyaretinin yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 tanısı almış ve yoğun bakımda takip edilen hastalara taburculuk sonrasında yapılan ev ziyaretlerinin hastaların yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Randomize olmayan kontrollü çalışma olarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, 21 deney, 21 kontrol grubu olmak üzere toplam 42 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formu, Covid-19 hastasının taburculuk sonrası evde izlem ve bakım formu ve WHOQOL BREF TR Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna ayda bir 3 defa ev ziyaretleri ile bakım ve izlemleri yapılmıştır. Kontrol grubuna ise biri hastanede biri evde olmak üzere 2 görüşme yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Analizler için tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi, fisher's exact testi, repeated measure testi, Friedman testi, mann-whitney u testi uygulanmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Deney grubu hastaların 1. izlem için yapılan ev ziyaretinde hastaların %52,4'ünde kuru öksürük şikayeti varken, 3. ayda yapılan ev ziyaretinde hastaların %81,0'ında kuru öksürük şikayetinin olmadığı görülmüştür (p<0,05). WHOQOL BREF TR yaşam kalitesi ölçeği'nin alt boyutu olan; genel durum puan ortalamaları deney grubunda, 1. ayda 5,33 ± 2,15 iken, kontrol grubunda 6,00 ± 1,73 olarak hesaplanmıştır (p>0.05). 3. Ayda ise genel durum puan ortalamaları deney grubunda 7,38 ±1,65, kontrol grubunda ise 5,52 ± 1,74 olarak saptanmıştır (p<0,05). WHOQOL BREF TR yaşam kalitesi ölçeği'nin diğer alt boyutlarının deney grubunda yer alan hastaların 3 ayda aldıkları puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak covid-19 tanısıyla hastanede yatan ve taburcu olan hastalara hemşire tarafından verilen ev ziyaretleri hastaların yaşam kalitesine olumlu etki yapmıştır.
Yoğun bakımda sürekli renal replasman tedavisi uygulanan hastalarda Crp/albumin oranının mortalite üzerine etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Böbrek yetmezliği, reanimasyon ünitelerindeki hastalarda sık karşılaşılan bir sorundur. Böbrek fonksiyonlarında azalma ile karakterize olan bu patolojik durumun tedavisi için renal replasman tedavilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada yoğun bakım ünitemizde sürekli renal replasman tedavisi (SRRT) uygulanan hastalardaki Crp/Albümin oranının mortalite üzerine etkisini retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık. Materyal Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği Yoğun Bakım Üniteleri'ne ait dijital arşiv verileri, hastaların doktor anamnezi, laboratuvar sonuçları ve hemşire gözlem formları incelendi. Hastaların demografik özellikleri, yoğun bakıma yatış nedenleri, SRRT sırasında inotrop alıp almadığı incelendi, eğer inotrop alıyorsa hangi ajanı aldığı, SRRT esnasında mekanik ventilasyona ihtiyaç duyup duymadığı incelendi. Hastaların taburculuk ve ex olma durumları değerlendirildi. Hastaların yoğun bakımda ve hastanede toplam yatış süreleri kaydedildi. Hastaların kaç seans SRRT aldıkları, SRRT boyunca kaç ml UF yapıldığı ve kaç saat SRRT aldığı not edildi. Hastalara uygulanan SRRT modalitesi (SVVHD, SVVH, SVVHDF, YSUF) incelendi. SRRT için tercih edilen solüsyonlar incelendi. Hastalara eşllik eden hastalıklar incelendi. Hastalara dört zaman diliminde (yb yatışında, SRRT öncesinde, SRRT sonrası ve taburculuk) Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirilmesi II (APACHE II), GKS, Ardışık Organ Yetersizlik Değerlendirmesi (SOFA), akut böbrek hasarı skorlama sistemleri(RIFLE ve KDIGO), glukoz, üre, kreatinin, albümin, K, Crp/Albümin oranı, Ph, WBC, Hgb, PLT, RDW ve MPV bakıldı. Bulgular: Retrospektif çalışmamıza 2017-2022 yılları arasında toplam 107 hasta dahil edildi ve hastaların %43'ü kadın, %57'si erkekti. Çalışmamızda hastaların ek hastalıkları incelendiğinde %42,1 ile hipertansiyonun (HT) ilk sırada, %31,8 ile diyabetes mellitusun (DM) ikinci sırada olduğu görülmektedir. Ayrıca çalışmamızda olguların yoğun bakıma girişte ortalama APACHE II skoru 22.00±9.00 olarak bulundu. CRRT öncesi 31.00±6.00 olarak bulundu. Çalışmamızda olguların ortalama SOFA skoru hastaneye yatışta 6.00±3.00, CRRT öncesi 10.30±2.10 olarak bulundu. Çalışmamızda YBÜ yatış APACHE II skoru ile mortalite arasında bir ilişki kurulamamıştır. Çalışmamızda hastalarımızın %97,2'si SRRT sırasında mekanik ventilatöre bağlıydı. Hastalarımızın CRRT uygulaması öncesi ve sonrası ölçülen laboratuvar parametrelerini karşılaştırdığımızda üre, kreatinin, CRP ve potasyum değerlerinde anlamlı düzelme olduğunu gördük. Hastalarımızın %82,2'sinin SRRT sırasında inotropik desteğe ihtiyaç duyduğunu bulduk. Çalışmamızda CRP/Albümin düzeyine göre olgularda mortalite görülme oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdaki toplam 107 olgumuzun 101'i mortalite ile sonuçlanmıştır. Çalışmamızda mortaliteye göre hastalarımızın SRRT öncesi-sonrası CRP/Albümin değerleri, istatistiksel anlamda farklılık göstermemektedir. Çalışmamızda ex olan hastalarımızın yoğun bakım yatış ve taburcu takiplerindeki Crp/Albümin değerleri, taburcu olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: SRRT, Hemodiyafiltrasyon, Akut Böbrek Hasarı, Yoğun Bakım