Bilişsel işlev
Bu konu başlığı altında 64 tez
Obstetrik brakiyal pleksus yaralanması olan çocuklarda bilişsel fonksiyonların incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Obstetrik brakiyal pleksus yaralanması (OBPY) olan çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonlarını incelemektir. Çalışmaya 6-12 yaşları arasında brakiyal pleksus yaralanması olan 23 çocuk; sağlıklı 22 çocuk katılmıştır. Bireylerin bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmek için Dinamik Ergoterapi Biliş Ölçeği Çocuk Versiyonu (DEBÖ-Ç), yürütücü fonksiyonlarını değerlendirmek için Aileler ve Öğretmenler için Çocukluk Çağı Yürütücü Fonksiyon Envanteri (CHEXI) kullanılmıştır. Brakiyal pleksuslu ve sağlıklı çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonları arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile incelenmiştir. Sağlıklı çocukların bilişsel ve yürütücü fonksiyonları, brakiyal pleksuslu çocuklara göre istatistiksel açıdan daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Brakiyal pleksuslu çocukların bilişsel fonksiyonlarının oryantasyon haricindeki tüm parametreleri sağlıklı çocuklara göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Brakiyal pleksuslu çocukların değerlendirilen yürütücü fonksiyonlarından olan çalışma hafızası ve inhibisyon becerileri sağlıklı çocuklara göre daha zayıf bulunmuştur (p<0,05). OBPY sonrası yaşanan duyusal etkilenim ve kortikal değişiklikler nedeniyle, çoklu sensorimotor süreçlerin etkileşimiyle ortaya çıkan bilişsel ve yürütücü fonksiyonlar etkilenmektedir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda "çocuk aktivite öz değerlendirme ölçeği'nin (COSA)" Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, çocukların günlük yaşam okupasyonlarındaki algılanan yeterlilik ve önemlilik düzeylerini değerlendiren "Çocuk Aktivite Öz Değerlendirme Ölçeği'nin (COSA)" Türkçe'ye uyarlanması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda geçerlilik ve güvenilirliğinin incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 7-11 yaş ara-sında 101 dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk dahil edildi. Bea-ton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulanarak çevirililer yapıldı. Ölçek Türkçe'ye çevrildikten sonra, anadili İngilizce olan uzman ekip tarafından İngilizceye çevrildi. Kültürel adaptasyon için ölçekte değişiklik yapılmadı. ÇAÖDÖ'nün geçerliliği, ana bileşen analizi (principal component analysis) ve kriter geçerliliği yöntemi ile; güveni-lirliği ise iç tutarlık için kısmı kredili Rasch (partial credit Rasch) analizi, Cronbach alfa değeri ve madde analizi yöntemleri kullanılarak incelendi. ÇAÖDÖ'nün referans değerlendirmesi olan Kısa Çocuk Aktivite Performans Profili ( KÇAPP) ile ilişkisine Pearson analizi ile bakıldığında, ÇAÖDÖ ile KÇAPP arasında orta derecede pozitif bir ilişki bulundu (p=0,00, r=0,675). ÇAÖDÖ'ye ait yapı geçerliliği analizi için ana bileşen analizi yapılarak ölçek 7 boyuta indirgendi. 7 boyutun açıkladığı toplam varyans oranı, değerleri açıklama açısından yüksek bulundu (%70,175). Kısmi kredili Rasch analizi sonrasında ağırlıklı olabilirlik tahminine ilişkin güvenilirlik değeri öne-rildiği gibi 0.70'in üzerinde bulundu (0,86). Ayrıca kişi öğe haritası ve madde karakteristik eğrileri kullanarak yapılan görselleştirmelerde kişilerin becerileri ile öğe zorluklarının örtüştüğü görüldü. ÇAÖDÖ için iç tutarlılık algılanan yeterlilik düzeyi ve önemlilik düzeyi için oldukça güvenilir bulundu (Cronbach's α= 0,86 ve 0,77). Sonuç olarak, ÇAÖDÖ'nün Türkçe uyarlaması dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların günlük okupasyonları gerçekleştirme konusundaki yeterlilik algı düzeylerini ve bu okupasyonların önemlilik düzeyini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak bulundu.
Yaşa bağlı dinleme dikkatinin incelenmesi
Sınırlı sayıda algısal kaynak mevcut olduğunda gürültülü ortamlarda dinlemenin sağlanabilmesi için işitsel dikkat gerekmektedir. İşitsel performans ve kognitif becerilerle ilişkisini araştıran birçok çalışma genel kognitif beceriler üzerine odaklanmıştır. Yaşlanmayla birlikte işitsel ve bilişsel süreçler etkilenmektedir. Bu çalışmada işitsel dikkat ve zorlu dinleme koşullarında yaşa bağlı değişimlerin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya toplam 91 birey katılmıştır. Normal işitmeye sahip 18-40 yaş arasındaki genç 34 birey çalışma grubu I olarak ve 40-60 yaş aralığındaki 36 birey çalışma grubu II olarak toplam 70 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara bireylerin bilişsel becerileri değerlendirmek için Raven Standart Progresif Matrisler Testi ve İşaretleme Testi testleri; gürültüde konuşmayı anlama testlerinden biri olan Türkçe Matris Testi ve işitsel dikkati değerlendirmek için geliştirilen Dinlemede Dikkat Testi uygulanmıştır. Testlerin sonuçları iki grup arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda Dinlemede Dikkat Testi sonuçlarında genç bireyler ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Türkçe Matris Testi sonuçlarında genç bireyler ve yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>.05). Bilişsel testlerin tamamında, genc ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada genç ve orta yaş grubunda bulunan bireyler karşılaştırıldığında, orta yaş grubun dinleme sırasındaki dikkat görevlerinde tepki sürelerinin uzadığı gözlenmiştir. Yaşla birlikte işitsel dikkat performansında ve bilişsel becerilerde düşme gözlenmiştir. Elde edilen bulgular işitsel dikkat performansının orta yaş döneminden itibaren düşmeye başladığını göstermektedir. Bu çalışma ile elde edilen bulgular sonucunda yaşla birlikte işitsel dikkat performansının kötüleştiği bulunmuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla işitsel dikkat performansı ve gürültüde konuşmayı anlama becerisini bir arada inceleyerek, 40 yaş ve üzeri orta yaş yetişkin grubunun işitsel dikkat performansını değerlendiren ilk çalışmadır.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda günlük aktivite performansına yönelik bilişsel oryantasyon (GAPBO) yaklaşımının motor performans ve yürütücü işlevler üzerine etkisi
Bu çalışma, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda "Günlük Aktivite Performansına yönelik Bilişsel Oryantasyon" (GAPBO) yaklaşımının çocukların motor performans ve yürütücü işlev becerileri üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 30 DEHB tanılı çocuk dahil edildi ve randomize olarak 15'i kontrol grubuna alınırken, 15'ine GAPBO yaklaşımı haftada 2 kez 6 hafta boyunca uygulandı. Çocuklar, Kanada Aktivite Performans Ölçeği, Hedefe Ulaşma Ölçeği, Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi Kısa Form ve Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği ile değerlendirildi. Ayrıca GAPBO uygulaması sonrası ailelerin duydukları memnuniyet düzeyleri Görsel Analog Skalası ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, GAPBO grubunda ilk değerlendirmelere göre aktivite performans ve memnuniyet düzeylerinde, aktivite performans hedeflerinde, koşma hızı ve çeviklik, denge, bilateral koordinasyon, üst ekstremite koordinasyonu, görsel-motor kontrol ile üst ekstremite hız ve becerisi ve yürütücü işlev becerilerinde iyileşme görüldü (p<0,05). GAPBO grubundaki çocuklar Hedefe Ulaşma Ölçeği sonuçlarında anlamlı klinik iyileşme gösterdi (p=0,001). Son değerlendirmelerde GAPBO grubunda kontrol grubuna göre aktivite performans ve memnuniyeti ile yürütücü beceriler sosyal rutin alt parametresinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Ailelerin GAPBO yaklaşımından duydukları memnuniyet düzeylerinin (9,24±0,63) yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç olarak; GAPBO, DEHB tanılı çocukların tedavisinde aktivite performansını, bilişsel ve motor becerileri geliştirmede önemli bir yaklaşımdır. Aktivite performansına odaklanan GAPBO yaklaşımının ergoterapi müdahalelerine dahil edilmesi çocuklarda beceri kazanımını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği ve hiperaktivite, GAPBO, motor performans, yürütücü işlev.
Bilişsel gelişim antrenmanlarının çocuklarda görsel algı üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; bilişsel gelişim antrenmanlarının çocuklarda görsel algı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmada deneysel araştırma modelinden öntest sontest kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Bu çalışma kolayda örneklem yöntemi ile belirlenen Çorum ili Fatih Sultan Mehmet İlkokulu 2.sınıfta (8 yaş) öğrenimine devam eden 29'u kız, 35'i erkek olmak üzere toplamda 64 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu; araştırma grubu (n=32) ve kontrol grubu (n=32) olarak belirlenmiştir. Bilişsel gelişim antrenmanlarının görsel algıya etkisini belirlemek için Frostig tarafından geliştirilen Frostig Görsel Algı Testi (FGAT) öntest-sontest olarak araştırma ve kontrol grubuna uygulanmıştır. Araştırma grubuna 8 hafta boyunca haftada 2 gün, günde 45 dk bilişsel gelişim antrenmanları uygulanmıştır. FGAT verileri SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiş olup, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Elde edilen verilerin normallik değerlendirmesi Shapiro-Wilk testine göre yapılmış olup p<0,05 olmasından dolayı verilerin normal dağılmadığı sonucuna varılmıştır. Bundan dolayı non-parametrik testlerden grup içi değerlendirmelerde Wilcoxon signed rank test protokolleri ve gruplar arası değerlendirmelerde ise Mann Withney-U testi kullanılmıştır. Cinsiyetler arası karşılaştırmada İndependent-Samples T Test kullanılmıştır. İstatistiksel analizlere bakıldığında araştırma grubu öntest sontest toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırma grubu öntest ve sontest cinsiyetler arası toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Kontrol grubu öntest sontest toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Kontrol grubu öntest ve sontest cinsiyetler arası toplam puan ortalamalarının karşılaştırılmasında ise anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Araştırma ve kontrol grubu öntest toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Araştırma ve kontrol grubu sontest toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışma sonunda 8 hafta boyunca haftada 2 gün, günde 45 dk uygulanan bilişsel gelişim antrenmanlarının ilkokul 2.sınıf çocuklarının görsel algı düzeyine pozitif yönde etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bilişsel gelişim, Frostig Algı Testi, Görsel Algı
Demans hastalarında retina nörodejenerasyonunun bilişsel fonksiyonlarla ilişkisinin PET-BT ile değerlendirilmesi
Alzheimer Hastalığı(AH), dünya genelinde 46,8 milyondan fazla insanı etkilemekte olup; 2050 yılında bu sayının 131,5 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Küresel ölçekte artış gösteren AH'nın prevalansı nedeniyle popülasyonun genelinde uygulanabilecek düşük maliyetli ve uygulanması kolay biyobelirteçler araştırılmaktadır. Çalışmamızda düşük maliyetli, uygulanması kolay, erişilebilir bir görüntüleme yöntemi olan optik koherens tomografinin(OKT)'nin AH'da tanısal değerini araştırmayı amaçladık. Araştırmaya DSM-5 tanı ölçütlerine ve Ulusal Yaşlanma Enstitüsü-Alzheimer Birliği (NIA-AA) tarafından yayınlanan tanı kriterlerine göre AH'na bağlı hafif demans tanısı konulan hastalar ile kontrol grubu olarak bilişsel bozukluğu olmayan gönüllüleri içeren toplam 62 kişi dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grubundaki bireyler eğitim durumuna göre belirlenmiş Standartize Mini Mental Test(SMMT) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca hasta grubundaki bireylere Klinik Demans Derecelendirme Ölçeği uygulanmıştır(KDS). Tüm çalışma katılımcılarının ayrıntılı oftalmolojik muayeneleri ve optik koherens tomografi(OKT) incelemeleri yapılmıştır. OKT ile retinal sinir lifi tabakası(RSLT) kalınlıkları ölçülerek, gruplar arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Hasta grubundaki bireyler FDG-PET ile görüntülenerek AH'na tipik olarak kabul edilen bölgelerdeki(prekuneus, posterior singulat korteks, parietal korteks, temporal korteks) hipometabolizma belirlenmiştir. PET'de hipometabolizma saptanan bölgeler ile OKT'de RSLT kalınlığında incelme saptanan kadranlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu iki görüntüleme yöntemi ile elde edilen sonuçlar arasındaki korelasyon değerlendirildiğinde; sağ göz superior temporal(ST) kadrandaki RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol prekuneus, sağ ve sol superior parietal korteks ve sol inferior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sağ göz ortalama RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol superior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sol göz superior nazal(SN) kadrandaki RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol prekuneus, sağ ve sol superior parietal korteks ile sağ ve sol posterior singulat korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sol göz ortalama RSLT kalınlığındaki incelme ile sol superior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda; FDG PET'de AH'na tipik olarak kabul edilen bölgelerde saptanan hipometabolizma ile OKT'de RSLT kalınlığında incelme saptanan kadranlar arasında anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki saptamamız (p<0,05), AH'nın tanısında OKT'nin belirteç olarak rol oynayabileceği hipotezini desteklemektedir.
Havalı tabanca atıcı sporcuların atış performansı sürecinde göz bebeği hareketlerinin karakteristiği
Araştırma, ulusal ve milli (uluslararası) düzeydeki havalı tabanca atıcı sporcularının atış performansı gerçekleştirirken; tetiği düşürmeden hemen önceki bilişsel süreçte göz bebeği hareketlerinin nasıl gerçekleştiğine, göz bebeği büyüklüklerinin değişimlerine ve hedefe etkili odaklanma (Quiet Eye) sürelerinin incelenmesi üzerine odaklanmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonunun 4 ulusal ve 4 milli düzeydeki atıcılık lisanslı havalı tabanca atıcısı erkek sporcuları oluşturmaktadır. Araştırmaya sadece Türk ve erkek sporcular katılmıştır. Sporcuların atışları esnasında gerçekleştirdikleri göz bebekleri hareketlerini kayıt altına alabilmek için sporcunun başına takılmış olan göz takip cihazı (Eye Tracker) kullanılmıştır. Araştırma sürecinde sporcuların doğal atış koşulları değiştirilmemiş ve sporcuların kendi rutinleri içinde yaptığı atışlar var olduğu şekliyle kayıt edilmiştir. Her sporcunun 20 puansız ve 20 puanlı tabanca atış performansı, sporcunun başına takılmış olan göz takip cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Her sporcunun 40 atışı ve toplamda tüm sporcuların 320 atış sonucu oluşan göz bebeği hareketlerinin verileri, biometrik ölçümler için kullanılan imotions bilgisayar yazılımı ile kare kare analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin istatsitiksel değerlendirilmesi yapılmıştır Çalışmanın bulgularına göre; sporcuların yapmış oldukları atış türüne göre (puansız veya puanlı) sporcuların göz bebeklerinin etkili en son odaklanma (quiet eye) davranışları değişmektedir. Sporcular puanlı atış yaptıkları anlarda quiet eye süresini kuru tetik (puansız) atış yaptıkları anlara göre %25,3'lük bir oranla daha uzun süre tutma eğilimindedirler. Bu durum ulusal sporcuların kendi içlerinde yapılan quiet eye süresi ölçümünde daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Ulusal sporcular puanlı atış yaptıklarında, kuru tetik (puansız) atışlarına göre %37,8'lük bir oranla daha uzun süreli etkili odaklanma (quiet eye) davranışı göstermektedirler. Milli sporcular puansız atış yaptıklarında, ulusal sporculara kıyasla %21.26'lik bir oranla daha fazla sürede quiet eye davranışı göstermiştir. Başka bir ifade ile milli sporcular kuru tetik (puansız) atışlara ulusal sporculardan daha fazla odaklanmaktadırlar. Ayrıca, ulusal sporcuların yapmış oldukları atışın puanlı veya puansız olması arasındaki göz bebeği odaklanma davranışı arasındaki oynaklık, milli sporculara göre oldukça fazla gerçekleşmiştir. Bu durum milli sporcuların nişan alma sürecinde göstermiş oldukları etkili odaklanma (quiet eye) göz bebeği davranışının, atışın puanlı veya puansız olma durumuna göre çok fazla değişmediğini göstermektedir. Araştırmaya katılan sporcuların gerçekleştirmiş oldukları atışların başlangıcı (onset) ve sonu (offset) arasında, sporcuların göz bebeklerinin büyüklüğünde %32,5'lik bir oranla 2.85 mm artış olmuştur. Sporcuların atış başlangıcında bulunan göz bebeği çapı atış sonunda büyümüştür. Ulusal sporcularda atışların başında ve sonunda gerçekleşen değişim oranı %30,6 olarak, milli sporcularda ise bu oran %34,5 olarak gerçekleşmiştir. Tüm sporcuların atışlarını yapmak için etkili odaklanmaya başlangıcında bulunan göz bebekleri büyüklüklerinin, etkili odaklanma sonunda daha büyük gerçekleşmesi, sporcuların bilişsel olarak belirli bir yük altına girdiğini göstermektedir. Ulusal düzeyde sporcular kuru tetik (puansız) atış yaptıklarında göz bebeklerinin büyüklüklerinde %26,8'lık bir büyüme oluşmuştur. Benzer şekilde ulusal sporcular puanlı atış yaptıklarında ise %33,8'lık bir oranla göz bebelerinde bir büyüme gerçekleşmiştir. Ulusal sporcuların puanlı ve puansız atışlarında oluşan göz bebeği büyüklükleri birbirleri ile kıyaslandığında; elde dilen bulgulara göre ulusal sporcular puanlı atış yaptıklarında göz bebeklerinde gerçekleşen büyüme, puansız atışlarda oluşan göz bebeği büyümesinden istatistiksel olarak daha fazla gerçekleşmiştir. Ulusal düzeyde sporcularda gözlenen bu durum dikkate alındığında, ulusal düzeydeki sporcuların puanlı atış yaptıkları süreçte, puansız atışlarına göre daha fazla bilişsel çaba gösterdiklerini, daha fazla bilişsel yük altına girdikleri ifade edilebilir. Milli sporcuların göz bebeklerinde oluşan değişim yaptıkları atışın puanlı veya puansız olmasına göre belirgin bir fark oluşturmamıştır. Başka bir ifade ile milli sporcular puanlı ve puansız atış yaptıkları süreçlerde benzer bilişsel çaba ve dikkat göstermişlerdir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; atış branşında, sezon öncesi kamplarda ve bireysel antrenman dönemlerinde kuru tetik (puansız) antrenman metotlarının daha fazla kullanılmasının atıcıların etkili odaklanma (QE) becerilerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca, sporcuların arpacığa odaklanma ve doğru nişan resmini sürdürebilmeleri maksadıyla; antrenman programlarının içerisine QE becerisini geliştirici eğitim bileşenlerinin dahil edilmesi sporcuların performanslarının geliştirilmesi için önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Atış branşında, sezon öncesi kamplarda ve bireysel antrenman dönemlerinde kuru tetik (puansız) antrenman metotlarının daha fazla kullanılmasının atıcıların etkili odaklanma (QE) becerilerine katkı sağlaması beklenmektedir. Atıcı sporcuların performanslarının geliştirilmesine katkı sağlamak maksadıyla; atıcı sporcuların atış yaparken bilişsel süreçte yeterince zihinsel yoğunluğa erişememesi, gözün doğru biçimde odaklanma yapmaması, gözün yeteri miktarda arpacık üzerinde kalmaması, gözün gereğinden fazla hareket etmesi vb. sporcunun kendisinin dahi farkında olmadığı hataları tespit edilebilmesi için göz takip sisteminin (eye tracker) milli atıcı sporcuların antrenman dönemlerinde etkin biçimde kullanılmasının, tabanca atıcı sporculara fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezlerinde, atıcı sporcuların yetenek seçimi süreçlerinde göz takip sistemi (eye tracker) kullanılabileceği, bu sayede aday sporcuların, milli veya olimpik sporcu olma aşamasında, yeteneklerine uygun doğru branşlara yönlendirilmelerinin daha mümkün olabileceği öngörülmektedir. Atıcı sporcular ile yapılacak gelecekteki çalışmaların, sporcuların performansında yer alan farklı süreçleri (zihinsel, görsel algılama, koordinasyon vb.) birlikte analiz etmek için göz takip sistemi ve diğer araştırma enstrümanların (örn. EEG, EMG, HRV, vb.) birlikte kullanılmasının daha kapsamlı ve hassas sonuçların elde edilmesine katkı sağlayacağı kıymetlendirilmektedir.
Son evre kronik böbrek yetmezliği olgularında serebral mikrokanamanın nörokognitif fonksiyon bozukluğu üzerine etkisi
Amaç Son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) olan hemodiyaliz (HD) olgularında, Susceptibility Weighted Imaging (SWI) Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile intraserebral mikrokanama tespiti ve nörokognitif fonksiyon üzerine etkisini araştırmak. Gereç ve Yöntem Son dönem böbrek yetmezliği tanılı 49 hemodiyaliz olgusu çalışma kapsamına alındı. Konvansiyonel ve SWI MRG ile beyindeki parankimal mikrokanama varlığı, lokalizasyonları, mikrokanamanın komorbiditeleri (Hipertansiyon ve Diyabetes Mellitus) ve mikrokanamanın yaş, dializ süresi faktörleriyle ilişkisi incelendi. İnme geçirmiş 6 olgu dışındaki 43 olguya Uzman Nörolog tarafından nörokognitif minimental test yapıldı. Toplam test puanı 30 üzerinden değerlendirilmiş olup, 9 ve daha az puan şiddetli, 10-18 puan orta derecede, 19-24 puan hafif derecede kognitif fonksiyon bozukluğu olarak değerlendirildi. Minimental test yapılan olgular, mikrokanama saptanan (Grup 1, n: 26) ve saptanmayanlar (Grup 2, n: 17) olarak iki gruba ayrıldı. Mikrokanamanın nörokognitif fonksiyon üzerine etkisi araştırıldı. Bulgular Olguların %59'unda mikrokanama, %14'ünde ise makrokanama izlendi. Makrokanamalı olguların tümünde aynı zamanda mikrokanama da mevcuttu. Grup 1'de toplam 10 olguda (% 38,4) kognitif fonksiyon bozukluğu saptanmış olup, bu olguların 6'sında hafif derecede kognitif fonksiyon bozukluğu, 4'ünde orta derecede kognitif fonksiyon bozukluğu izlendi. Grup 2'de 2 olguda (% 11,7) kognitif fonksiyon bozukluğu saptanmış olup, ikisi de hafif derecedeydi. Mikrokanama varlığı ile kognitif gerileme arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,031). Minimental test esnasında sorgulanan dikkat bozukluğu ile mikrokanama varlığı arasında korelasyon saptanmazken, yakın bellek bozukluğu ile mikrokanama arasında pozitif korelasyon izlendi (p=0,027). Diyabetes Mellitus (DM) varlığı ile mikrokanama varlığı arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,027). Sonuç Hemodiyaliz olgularında nörokognitif fonksiyonlardaki azalmanın en önemli nedeni mikrokanama varlığıdır. Tedavi protokollerine yol gösterici olabilmesi açısından mikrokanamanın erken dönemde saptanması önem arzetmektedir. Nörokognitif fonksiyon bozukluğu ve DM'un eşlik ettiği hemodiyaliz olgularında SWI MRG rutin görüntülemede yer almalıdır. Anahtar Kelimeler: Kronik böbrek yetmezliği, Son Dönem Böbrek Yetmezliği, Diyaliz, SWI, Mikrokanama
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan hastalarda yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tüm dünyada yüksek mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden biri olan; ilerleyici ve geri dönüşümsüz hava akımı kısıtlanması ile karakterize yaygın, tedavi edilebilir ve önlenebilir ve solunum sistemi etkilenimi dışında sistemik etkilere de sahip bir hastalıktır. Hastalarda artan solunum iş yükü ve azalan solunum fonksiyonları, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite egzersiz intolerasına neden olan önemli faktörlerdir. Ayrıca; KOAH'lı hastalarda görülen akciğer dışı diğer problemler dengenin ve kognitif fonksiyonların etkilenmesidir. Kılavuzlarda; hastalığın yönetimi için multidisipliner pulmoner rehabilitasyon (PR) programlarının önemi vurgulanmaktadır ve bireyselleştirilmiş egzersiz eğitimi bu programların temel bir bileşenidir. Literatürde; KOAH'lı hastalarda geleneksel egzersiz eğitim programlarının yararlı etkilerini gösteren birçok çalışma bulunmasına rağmen hastaların bu programlara katılım ve devamlılık oranlarının düşük olduğu bildirilmektedir. Hastaların egzersiz programına uyumunu ve motivasyonunu artırmak için alternatif ve yenilikçi bir yaklaşım olan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin potansiyel yararları literatürde gösterilmiş olmasına rağmen KOAH'lı hastalarda egzersiz eğitim yöntemi olarak yaratıcı dansın kullanıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle; yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda KOAH tanısı ile takip edilen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden 24 hasta dahil edildi. Hastalar deney ve kontrol olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastaların vücut kompozisyonu, solunum fonksiyon testi , "Modifiye Medical Research Council" Dispne Skalası, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), BODE indeksi, "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), solunum kas kuvveti, altı dakika yürüme testi (6DYT) ve periferik kas gücü ölçümleri yapıldı. Deney ve kontrol grubundaki tüm hastalara 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kere olacak şekilde diyafragmatik, göğüs ve bilateral segmental solunum egzersizleri, insentif spirometre (Triflo®), solunum kontrolü, gevşeme pozisyonları ve etkili öksürük tekniklerinin öğretildiği ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Deney grubundaki hastalara bu programa ek olarak Pulmoner Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Laboratuvarı'mızda gözetimli olarak 8 hafta, haftada 2 gün yaratıcı dans eğitmenlik eğitimi alan fizyoterapist eşliğinde yaratıcı dans temelli egzersiz eğitim programı uygulandı. Tüm değerlendirmeler sekiz haftanın sonunda tekrar edildi. Veri analizi için SPSS v.26 programı kullanıldı. Shapiro-Wilk testi verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini analiz etmek için kullanıldı. χ2-testi ile niteliksel değişkenlerin analizi yorumlandı. Normal dağılım gösteren sayısal verilerde grup içi karşılaştırmalarda: Paired Sample T-test, gruplar arası karşılaştırmalarda Independent Samples T-test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen veya ordinal verilerde grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında deney grubunda; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, solunum fonksiyon testinin tüm hem ölçülen değerlerinde hem de beklenen değerlerin yüzdesinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP-MEP) ölçümlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde ve dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde, BBS'nin postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Kontrol grubunda ise; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, MIP ve MEP ölçümlerinde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite testinin sadece "medial/lateral" değerinde ve stabilite limitleri testinin sadece "geriye/sola" değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Testlerin gruplar arası karşılaştırmalarında; deney grubunda CAT ve MoCA test skorunda, solunum fonksiyonunun değerlendirildiği tüm parametrelerde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise sağa, öne/sola ve geriye/sola değerleri dışındaki tüm parametlerinde deney grubunda kontrol grubuna kıyasla meydana gelen artış daha yüksek bulundu. Sonuç olarak; KOAH hastalarında uygulanan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin, motivasyonu ve katılım oranını artıran eğlenceli ve ilgi çekici bir yaklaşım olmasından dolayı geleneksel egzersiz eğitimine alternatif olarak seçilebileceğini düşünüyoruz. Ek olarak egzersiz çeşitliliğine sahip olması ve ekipman gerektirmemesi yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin bir aerobik egzersiz eğitim yöntemi olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
Obez sıçan modelinde pankreas ve hipokampus dokularında ucp2 gen analizi
Obezite, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet gibi birçok kompleks hastalık ile ilişkili bir risk faktörüdür. Bu nedenle obeziteye neden olan moleküler mekanizmaların aydınlatılması önemlidir. Kan glikoz seviyesinin düzenlenmesi ve enerji metabolizmasında etkili olan pankreas, diyabet ve obezite gelişiminde önemli bir organdır. Pankreastaki UCP2, insülin ve glukagon salınımını düzenlerken, hipokampustaki UCP2, nöronal yenilenmede rol oynayarak öğrenme süreçlerine etki etmektedir. Bu araştırmada obez sıçan modelinde hipokampus ve pankreas dokularında Ucp2 gen ifadesi ile öğrenme arasındaki olası ilişkiler araştırıldı. Bu amaçla planlanmış olan çalışmada Wistar albino yetişkin erkek sıçanlarda deneysel obezite modeli oluşturuldu. Deneylerde 8 obez, 8 kontrol olmak üzere 16 adet hayvan kullanıldı. Gruplara öğrenme testi uygulandıktan sonra hipokampus ve pankreas dokuları disektse edildi. Gerçek zamanlı kantitatif RT-PCR yöntemi kullanılarak dokularda Ucp2 gen ifade düzeyleri belirlendi. İstatiksel analizde gen ifade düzeylerinin karşılaştırılması Qiagen veri analizi programı ile, öğrenme verilerinin değerlendirilmesi ise student-T testi ile yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda; hipokampus dokusunda Ucp2 gen ifade düzeyinin obez grupta kontrol grubuna göre arttığı ve istatistiksel olarak sınırda anlamlı olduğu (p=0,05), pankreasta ise gruplar arasında fark olmadığı ( p=0,94) sonucuna varıldı. Öğrenme performansları karşılaştırıldığında ise obez grupta öğrenme performansının kontrole kıyasla daha düşük olduğu saptandı (p=0,001). Sonuç olarak obezitenin öğrenme performansını azalttığı bulundu. Ucp2 gen ifadesinin hipokampusta artmış olması ise obezitede nöronal sağ kalım için hücrelerin savunması olarak yorumlandı. Obezite ve öğrenme arasındaki ilişkinin moleküler düzeyde analizini amaçlamış olan bu araştırma sonuçları yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacaktır.
Vardiyalı çalışan ve nöbet tutan sağlık personellerinde kognitif beceri, duygusal durum ve biyokimyasal verilerin incelenmesi
Amaç: Çalışmamız vardiyalı çalışan ve nöbet sistemiyle tutan sağlık personellerinde kognitif beceri, duygusal durum biyokimyasal verilerin incelenmesi ile birlikte sağlık personellerinin çalışma saatlerinin daha düzenli hale getirilebilmesine dikkat çekmektir. Gereç ve Yöntem: Sağlıklı, 25-50 yaş arası, Manisa ili sınırları içerisinde Sağlık bakanlığına bağlı olarak bulunan hastaneler, tıp merkezleri, dal merkezlerinde sağlık personeli olarak çalışan herhangi bir ilaç kullanmayan, kortikosteroid düzeyini yükselttiği düşünülen herhangi bir hastalığa sahip olmayan gönüllü erişkinlerden seçilen 30 gündüz,30 nöbet sistemi ve 30 gece vardiyasında çalışan sağlık çalışanlarına bilgisayara bağlı Viyana Test Sistemi'nde bulunan testlerden; stres altında tepki verme hızı-kalitesi testi (DT) 6 dakika, muhakeme yeteneği testi (SPM) 15 dakika ve sürekli dikkat-problem çözme yeteneği testi (COG)15 dakika, seçici dikkat testi (SIGNAL) 20 dakika görsel hafıza testi (TAVTMB) 5 dakika, kişilik testi (IVPE) 5 dakika uygulanmıştır, psikolojik anket olarak BECK Depresyon Ölçeği, STAI 1 (durumluluk kaygı) ölçeği, STAI 2 (sürekli kaygı) ölçeği uygulanmıitır. Daha sonra gönüllülerden alınan tansiyon değerleri üç ölçüm yapılıp ortalaması alınıp kayıt edilmiştir. Gönüllülerden eğitimli bir sağlık personeli tarafından 5 ml kan alınıp Glikoz, ACTH, kolesterol, kortizol, TSH, östrojen, östrojen alfa ve beta reseptör, progesteron, testosteron ve hemogram kan tetkikleri bakılmıştır. Testler sabah saatlerinde, tok karnına, yaklaşık en az 8 saat uyumuş ve kahve içmemiş bireylere uygulanmıitır. Kortikosteroid düzeyini yükselttiği düşünülen herhangi bir hastalığa sahip olan bireyler çalışma dıiı tutulmuştur. Ayrıca tüm bireylerin yaş, kilo, boy ölçülerek tüm değerler kayıt altına alınmıitır. Tüm testler toplamda yaklaşık 1 saat sürmüştür. Tüm veriler SPSS 22.0 istatistik programı ile analiz yapılmıştır. Bulgular: 6-10 yıl aralığında gündüz mesaisinde çalışmış sağlık personellerinin Otokontrol düzeyi ve Spm IQ testleri, vardiyalı ve nöbet sistemi çalışanlara göre daha yüksek bulunmuştur. (p<0,05). 0-5 yıl aralığında vardiyalı olarak görev yapmış sağlık personellerinin Spm IQ ve Kortizol değerleri nöbet ve gündüz çalışan sağlık personellerine göre daha düşük bulunmuştur. Vardiyalı olarak 11-15 yıl aralığında görev yapan sağlık personellerinin Kortizol ve Estradiol düzeyleri nöbet ve gündüz sisteminde çalışanlara göre daha düşük bulunmuştur. Sonuçlar: Vardiyalı ve nöbet sistemi çalışma sağlık personellerini psikolojik ve fizyolojik olarak birçok farklı yönden etkileyebildiği görüşüne varılmış olup bu gruplardan en çok etkilenen gece sistemiyle çalışanlar olduğu görülmüştür.
Cloninger mizaç ve karakter özelliklerinin remisyonda depresif hastalarda sıcak ve soğuk bilişlerle ilişkisi
Amaç: Depresyonun bilişsel bir hastalık olduğu Beck'ten beri güncelliğini korumaktadır. Son yıllarda bilişsel işlevlerle ilgili çalışmalar emosyon ve motivasyondan bağımlı sıcak biliş ile emosyon ve motivasyondan bağımsız soğuk bilişsel işlevler açısından depresyonu incelemektedir. Mizaç, karakter özellikleri ve depresyon birçok ortak noktada kesişmekte, benzer şekilde soğuk ve sıcak bilişleri etkilemektedir. Remisyonda depresyon hastalarında ise sonuçlar çelişkilidir. Çalışmamızda, remisyonda depresyon hastalarında mizaç ve karakter özelliklerin, soğuk ve sıcak bilişleri etkileyip etkilemediğinin ve çelişkili sonuçlara bir açıklama getirip getiremeyeceğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri polikliniğine ayaktan başvuran 47'si hasta grubu, 31'i kontrol grubu olmak üzere toplam 78 gönüllü ile yürütülmüştür. Çalışmaya alınan gönüllülere DSM-5 Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi-Klinik Versiyonu (SCİD-5/CV), (WAIS-R)-Sözcük Dağarcığı Alt Testi, Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği uygulanması sonrasında dahil edilme kriterlerine uygun gönüllüler çalışmaya dahil edilmiştir. Gönüllülere Mizaç ve Karakter Envanteri (TCI), Stroop testi, Wisconsin Kart Eşleme testi, İz sürme testi, Rey Sözel Bellek testi, İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması testi, Yüzde Dışa Vuran Duyguların Tanınması testi, Yüzde Dışa Vuran Duyguların Ayırt Edilmesi testi, İma testi, Iowa kumar testi uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 21.0 programı kullanılarak, T testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Pearson Korelasyon testi ile yapılmıştır. Anlamlılık ölçütü olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Remisyonda depresyon hastalarında zarardan kaçınmanın yüksek, kendini yönetmenin düşük düzeyde olduğu saptandı. Bu dönemde yenilik arayışının yüksek saptandığı, ödül bağımlılığı ve sebat etmenin de birlikte yüksek saptandığı gösterildi. Bir diğer bulgu ise mizaçların daha çok sıcak bilişleri, karakterin daha çok soğuk bilişleri etkilemesi ve aynı zamanda etkiledikleri biliş alanında birbirlerinin etkilerini modüle etmeleriydi. Yüksek ödül bağımlılığı ve zarardan kaçınma açısından sıcak bilişsel testlerden afektif karar verme, soğuk bilişsel testlerden tepki süresi ile pozitif yönde bağıntı saptandı. Yüksek yenilik arayışı ile afektif karar verme açısından bağıntı negatifti. Düşük kendini yönetme, tepki süresi, çalışma belleği ve bellek gibi soğuk bilişsel fasetlerin hepsini olumsuz etkiledi. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda remisyonda depresyonda soğuk ve sıcak bilişlere mizaç ve karakter özelliklerinin etkilediği gösterilmiştir. Remisyon döneminde mizaç ve karakter özelliklerinin, soğuk ve sıcak bilişsel işlevleri kendi karakteristiği yönünde etkilemeye devam ettiği, her ikisinin de 'trait' (sürekli) belirteç olarak değerlendirilebileceği saptanmıştır. Bulguların daha büyük örneklemde yinelenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Cloninger Mizaç ve Karakter, Remisyonda Depresyon, Soğuk ve Sıcak Biliş
Radyolojik izole sendrom'da kognitif fonksiyonlar
Giriş: Radyolojik izole sendrom; klinik olarak multipl skleroz ile uyumlu herhangi bir semptom veya bulgu göstermemiş kişilerin, başka bir nedenle yapılan beyin manyetik rezonans görüntülemelerinde tesadüfen multipl skleroz ile uyumlu lezyonların saptanması durumudur. Yapılan çalışmalarda, radyolojik izole sendrom tanısı konulan kişilerin takiplerinde 1/3'ünde 5 yıl içinde, %51.2'sinde 10 yıl içinde multiple skleroz ile uyumlu ilk klinik olayın ortaya çıktığı bildirilmiştir. Biriken bu veriler radyolojik izole sendromun multipl sklerozun preklinik ya da subklinik bir aşamasını temsil ettiği görüşünü doğurmuştur. Multiple skleroz hastalarında kognitif bozukluk sıklığı %43-70 arasındadır. Radyolojik izole sendrom olgularında da kliniğe yansımasa bile kognitif testlerde %27-31 oranında bozukluk olduğunu bildirilmiştir. Üstelik bu olguların bilişsel bozukluk paterni multiple skleroza benzemektedir. Belki de bu kişilerin ilk belirtileri subklinik seyirli kognitif etkilenmedir. Amaç: Bu tez çalışmasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniğine başvuran ve radyolojik izole sendrom tanısı konulan olguların; Symbol Digit Modalities Test, California Verbal Learning Test-II, Brief Visuospatial Memory Test-Revised testlerini içeren Brief International Cognitive Assessment for MS bataryası ile kognitif fonksiyonlarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniğine multiple skeroz düşündürmeyen yakınmalarla başvurup çekilen kraniyal manyetik rezonans görüntülemesinde multiple skleroz ile uyumlu lezyonları olan ve 2017 Magnetic Resonance Imaging in Multiple Sclerosis radyolojik izole sendrom tanı kriterlerine göre radyolojik izole sendrom tanısı konulan 28 olgu alındı. Kontrol olgusu olarak da yaş, eğitim ve cinsiyete göre eşleştirilmiş 20 normal olgu alındı. Her iki gruba da kognitif fonksiyonları ölçmek için Brief International Cognitive Assessment for MS bataryası uygulandı. Bulgular: Olguların bilişsel bozukluğa ait bir yakınmaları olmadığı halde Symbol Digit Modalities Test, California Verbal Learning Test-II, Brief Visuospatial Memory Test-Revised testlerine ait skorlar radyolojik izole sendrom grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulundu. Kognitif test skorları ile toplam lezyon sayısı ve farklı lokalizasyonlardaki lezyon sayıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Beyin omurilik sıvısında oligoklonal bant, immunglobulin G indeksi ve visual evoked potential bakılan olgularda da kognitif skorlar ile bu tetkik sonuçları arasında herhangi bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Bu çalışmada radyolojik izole sendrom olgularında, başka çalışmalarda da bildirildiği gibi, testler ile, kliniğe yansımamış bilişsel bozukluklar saptanmıştır. Yüksek olasılıkla bu subklinik bilişsel etkilenme demiyelinizan sürece bağlıdır. Bu nedenle tüm radyolojik izole sendrom olguları ilk tanıda kognitif açıdan değerlendirilmeli ve takipleri sadece klinik ve manyetik rezanons görüntüleme ile değil kognitif testlerle de yapılmalıdır. İlk değerlendirmede kognitif bozukluğu olanlar daha yakın ve sık aralıklarla takip edilmeli, böylece daha erken multiple skleroz tanısı koyma ve tedaviye başlama şansı verilmelidir. Ayrıca kognitif bozuklukların prediktif değerini belirlemek için daha çok sayıda olgu içeren çalışmalar yapılmalıdır.
Şizofreni hastaları ve sağlıklı kardeşlerinde retina sinir lifi tabakası ve makula kalınlığının karşılaştırılması ve bilişsel işlevler üzerine etkisi
Geçmiş yıllarda çok sayıda çalışma hem şizofreni hastalarında hem de sağlıklı kardeşlerinde çeşitli yapısal değişiklikler, erken duyusal anormallikler ve bilişsel eksikler göstermiştir. Optik koherens tomografi (OKT), retinanın yüksek çözünürlüklü kesitsel görüntülerini elde etmek için kullanılan nispeten yeni, invazif olmayan bir görüntüleme yöntemidir. Son yıllarda yapılan çok sayıda çalışma, şizofreni hastalarında, merkezi sinir sisteminin dolaylı bir göstergesi kabul edilen retina tabakalarının inceldiğini bildirmektedir ancak bilişsel işlevler ile ilişkisi henüz yeterince araştırılmamış bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilişsel işlevler ile ilişkisini araştırmak ve potansiyel bir endofenotip adayı olarak hastalarda görülenlere paralel olarak sağlıklı kardeşlerinde de retina tabakası değişikliklerinin gözlenip gözlenmeyeceğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Psikotik Bozukluklar Birimi'ne bağlı olarak poliklinikte izlenen DSM-5 tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı almış olan ve çalışmaya dahil edilme ve dışlama ölçütlerini karşılayan 28 adet remisyonda şizofreni hastası ve yaşam boyu herhangi bir kronik psikiyatrik, nörolojik veya organik hastalık tanısı konmamış 28 sağlıklı kardeş ve 28 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Gönüllülere Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, İz sürme Testi, Gözler Testi, Yüzde Dışa Vuran Duyguların Ayırt Edilmesi Testi, İma Testi uygulanmış, OKT çekimleri yapılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda; kontrol grubunun bilişsel kapasitesinin hastalardan anlamlı derecede iyi olduğu, sağlıklı kardeş grubunun bilişsel kapasitesinin ise şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrol grubu arasında yer aldığı görülmüştür. Gruplar arası karşılaştırmalarda makular hacim, makular kalınlık ve retina sinir lifi tabakası kalınlıklarında bir fark saptanmamıştır. Bunula birlikte cup hacim ölçümlerinde hasta grubunda kontrol grubuna göre her iki göz içinde istatistiksel olarak bir artış bulunmuştur. GHT-İPT kompleksi sol göz ortalama kalınlık hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre azalmış olmakla birlikte benzer fark hasta kardeşi ve kontrol grubu arasında da saptanmıştır. Ancak hasta grubunda ve sağlıklı kardeş grubunda retina katmanları ile hem nörobilişsel hem de sosyal biliş testleri ile zayıf bir korelasyon bulunmuştur. Retina katmanlarının sosyal bilişi öngörmediği yapılan regresyon analizi sonucunda saptanmıştır. Sonuç: Bulgularımız, GHT-İPT incelmesinin genetik ve erken teşhis çalışmaları için yararlı bir endofenotip olarak umut verici olabileceğini, kullanılan antipsikotik ilaçlar ve metabolik değişkenler gibi karıştırıcı faktörlerden etkilenebilme olasılığı nedeni ile cup hacim ölçümlerinin ise tanı ve takipte kullanımı için henüz yeterli kanıt bulunmadığını düşündürmektedir. Bu nedenle şizofreni hastalarında yapısal retinal değişikliklerin bilişsel belirtilerin veya işlevselliğin prognozundan ziyade; yüksek riskli grupların belirlenmesinde önemli bir yeri olabileceği araştırılmaya devam edilmelidir. Bu alanın değerlendirilmesi, şizofreninin nörogelişimsel hipotezinin aydınlatılmasına katkı sağlayabilir.
Şizofreni hastalarında nörobilişsel bozulmanın hastalık süresi ve yaşam kalitesiyle ilişkisi
Amaç: Bilişsel işlev bozukluğu şizofreninin temel bir özelliğidir. Bilişsel bozukluklar bellek, dikkat, sözel öğrenme ve yürütücü işlevler dahil olmakla çeşitli alanlarda, farklı şiddetlerde kendini belli edebilir. Bu bozukluklar psikozun erken dönemlerinde başlar ve çoğu hastada hastalığın seyri boyunca devam eder. Aynı zamanda nörobilişsel bozuklukların yaşam kalitesi üzerine de negatif etkileri mevcuttur. Şizofreni hastalarında bilişsel fonksiyonların ve yaşam kalitesinin değerlendirildiği çalışmalarda hastaların eğitim düzeyi, yaş ve bazı sosyodemografik özelliklerin nörobilişsel fonksiyonlar ve yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu yönünde bulgular olsa da çelişkili bulgularda bulunmaktadır. Çalışmamız bu verilere ışık tutarak, şizofreni hastalarında nörobilişsel bozulmanın, hastalık süresi, yaşam kalitesi ve sosyodemografik özellikler ile ilişkisini araştırmayı amaçlamıştır. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda ayaktan ya da yatarak tedavi gören şizofrenik bozukluk tanısı almış 100 hasta bu çalışmanın örneklem grubunu oluşturmaktadır. Ayrıca şizofreni hastaları ile sağlıklı bireyler arasında nörobilişsel işlevler ve yaşam kalitesi değerlerinin karşılaştırılması ve farklılıkların belirlenmesi için genel toplumdan cinsiyet ve yaş olarak benzer 80 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubuna tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formuna ek olarak Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısaltılmış Versiyonu (WHOQOL-BREF) ve Dünya Sağlık Örgütü Yeti Yitimi Değerlendirme Çizelgesi (WHODAS 2.0) ölçekleri, hasta grubuna ise bu ölçeklere ek olarak Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANNS), Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği (BBİÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Hastalığının ilk 5 yılında olanlar ile 5 yıldan fazla süredir hasta olanların FDB puan ortalaması arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,008). Hastaneye yatış sayısına göre yeti yitimi (p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve FDB (p=0,02) ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Eğitim durumuna göre hasta grubunda yeti yitimi (p<0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve FDB (p<0,001) ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Aile öyküsü olanlar ile olmayanların yaşam kalitesi (p=0,01) ve FDB (p=0,01) ölçek puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizlerinde FDB toplam puanı eğitim durumu ve yaşam kalitesi toplam puanı ile pozitif yönde anlamlı ilişki; hastalık yılı ve PANSS ölçek puanları ile de negatif yönde anlamlı ilişki göstermiştir. Hastalarda yeti yitimi toplam puanı eğitim durumu ve yaşam kalitesi toplam puanı ile negatif yönde anlamlı ilişki; PANSS ölçek puanlarıyla ise pozitif yönde anlamlı ilişki göstermiştir. Çalışan hasta grubunda çalışmayanlara göre yeti yitimi daha az, yaşam kalitesi ise daha yüksek bulunmuştur. Frontal lob fonksiyonları ve yürütücü işlevlerdeki bozulma çalışmayan grupta daha fazla saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonucuna göre hastalığın ilk beş yılında, eğitim düzeyi yüksek olanlarda, çalışanlarda yeti yitimi ve nörobilişsel etkilenmeler daha az görülmüş olup, yaşam kalitesi daha yüksektir. Hastaneye yatış sayısı arttıkça yeti yitimi daha fazla, yaşam kalitesi daha kötü ve bilişsel işlevlerde daha çok etkilenme görülmüştür. Hastalık süresi ve PANSS ölçek puanları yüksek olan hastalarda bilişsel işlevlerdeki bozulmanın ve yeti yitiminin daha fazla olduğu saptanmıştır. Hastalığın ilk yıllarında erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon ile olguların eğitim hayatı ve istihdamlarında iyileşme sağlanarak daha kaliteli ve işlevsel yaşam sürmeleri için sosyal destek çalışmaları yapılmalıdır. Anahtar sözcükler: Şizofreni, Nörobilişsel İşlevler, Yaşam Kalitesi, Yeti Yitimi, Hastalık Süresi
Tip 2 diyabetli bireylerde bilişsel ve sosyal faktörlerin değerlendirilmesi
Diyabetes Mellitus biyolojik ve psiko-sosyal etkileri ile bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen tüm dünyada prevalansı giderek artmakta olan kronik bir hastalıktır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yürütülen çalışmaTip 2 diyabetes mellitus'lu bireylerde bilişsel ve sosyal faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Eylül 2019-Kasım 2019 tarihinde Adana ilinde bir eğitim araştırma hastanesinde dahiliye ve endokrin kliniğinde yatmakta olan araştırma kriterlerine uyan Tip2 diyabetes mellitusu olan 100 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak hastaların tanıtıcı bilgilerinin yer aldığı Hasta Tanılama Formu, diyabete ilişkin bilişsel-sosyal faktörlerin değerlendirilmesinde Türkçe Çok Boyutlu Diyabet Anketi kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analiz ile değerlendirilmesinde SPSS paket programı ile "Independent Sample-t" test (t-tablo değeri), "ANOVA" test (F-tablo değeri), Tukey/Tamhane testleri, "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), "Kruskal-Wallis H" testyöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Diyabetli hastaların yaş ortalaması 60.91±10.92 olup, %59.0'ı kadın, %89.0'u evli, %37.0'ı ilkokul mezunu ve %64.0'ı eşiyle yaşamaktadır. Türkçe Çok Boyutlu Diyabet Anketi'nin alt boyut puanlarına bakıldığında en yüksek puan ortalaması 91.49±15.21ile sonuç beklentisi algısı alt boyutunda, en düşük puan ortalamasının ise 0,00±0,00 yanlış yönlendirmeye dayalı davranış alt boyutunda olduğu belirtilmiştir. İnsülin ve Oral Antidiyabetik (OAD) şeklinde tedavi alan hastaların engel algısı puanlarının, sadece OAD alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. AyrıcaTürkçe Çok Boyutlu Diyabet Anketi alt boyutu özyeterlik algısı ile HbA1c ve trigliserid değerleri arasında negatif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Araştırmanın sonucunda bireylerin ciddiyet algısı, destek algısı, özyeterlik algısı ve sonuç beklentisi algısı puanları ortalamanın üzerinde iken, engel algısı ve yanlış yönlendirmeye dayalı davranış puanlarının ortalamanın altında olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin vereceği bakımı planlarken bu faktörleri göz önüne alması diyabet yönetimini profesyonelce sürdürülmesine katkı sağlayacaktır.
Sağlıklı sağlak - solak bireylerde motor performansın dağılımı ile tepki hız - kalitesi, sürekli dikkat - problem çözme ve nonverbal zeka arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Psikoteknik Viyana Test Sistemi kişilerin zihinsel özelliklerinin ve psikomotor becerilerinin belirlenmesi amacıyla kullanılan bilgisayar destekli bir psikoteknik ölçme ve değerlendirme sistemidir. Viyana Test Sistemi içerisinde bulunan, Determinasyon (DT) testi ile bireylerin yoğun uyaran akışı ve stres altında tepki verme hızı ve kalitesi, Cognitrone (COG) testi ile sürekli dikkat-problem çözme yeteneği, Standart Progressive Matrisler (SPM) testi ile muhakeme yeteneği, Motor Performans Serisi (MLS) testi ile motor becerisi ölçülür. El motor becerisi dar alanlar içinde küçük objeleri (çivi), hedef alanlara hatasız yerleştirebilme, elleri titremeksizin hassas uygulamalar yapabilme becerisidir. El motor becerisi derecesini tespit etmekte kullanılan bir grup test vardır. Bunlar arasında Motor Performans Serisi (MLS), motor becerinin faktör analizi çalışmalarına dayanılarak geliştirilen bir test bataryasıdır. Motor performans serisi testinde hassas ve kaba el becerisi ölçülmektedir. Bu test ile ince motor beceri 5 farklı yönden ölçülmektedir. Bunlar; elin sabitliği, hat takip (el-kol hassaslığı), hedefe yönelme (göz-el koordinasyonu), çivi yerleştirme (el-parmak becerisi), vuruş (bilek-parmak hızı) olarak gösterilebilir. Bu çalışmada erkek ve kadın bireylerde beynin kognitif fonksiyonları, motor becerileri ve el tercihi arasındaki ilişkiler karşılaştırıldı, sağ ve sol el becerilerinin motor kontrol stabilitesi ile sağ ve sol ellerdeki motor output'un asimetrik kontrollü olabileceği görüşüne varıldı.
Sporda uzmanlaşmanın algısal ve bilişsel süreçlere etkisi
Bu çalışmanın amacı, spor uzmanlığının algı ve bilişin farklı yönleri ile ilgili ölçümlerde üstün performans ile ilişkili olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda elit sporcular ile sporcu olmayanların algısal ve bilişsel yeteneklerinin farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışmaya 18 ile 35 yaş arasında elit seviyede spor yapan 14 kadın ve 19 erkek voleybol oyuncusu ile 16 kadın ve 15 erkek sedanter birey olmak üzere toplam 64 katılımcı gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar kişisel bilgi formunu doldurduktan sonra bilgisayar ortamında uygulanan değişim saptama görevi ve görsel çalışma belleği görevini tamamlamıştır. Deneylerde kullanılan uyarıcıların hazırlanmasında Adobe Photoshop CS6 programından yararlanılmıştır. Uyaranların sunumu ve tepkilerin kaydedilmesi OpenSesame 3.3.8 programı ile yapılmıştır. Ölçümler sonucu elde edilen veriler SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişim saptama görevinde katılımcıların doğru tepki oranları ve doğru tepki hız ortalamaları karışık desen ANOVA modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Görsel çalışma belleği görevinde uzman ve kontrol gruplarının çalışma belleği kapasiteleri bağlantısız örneklemlerde t testi kullanılarak karşılaştırılmıştır.Değişim saptama görevi sonuçları incelendiğinde, elit sporcuların kontrol grubuna göre değişim belirleme hızları yaklaşık olarak 991 ms daha hızlıdır. Görsel çalışma belleği görevi kullanılarak araştırılan çalışma belleği kapasiteleri karşılaştırıldığında ise, elit sporcuların çalışma belleği kapasitesi ortalamaları (x̄ = 1.16, SS = .46) kontrol grubunun ortalamalarından (x̄ = .94, SS = .40) istatistiksel olarak anlamlı derece daha yüksek bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, uzun dönem yapılan yoğun egzersizlerin algısal – bilişsel süreçler üzerinde etkili olduğunu ve bilişsel görevlerde üstün performansı olumlu şekilde etkilediğini göstermiştir.
Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevlerinin incelenmesi -Adıyaman ili örneği-
Bu araştırmada; bir grup madde kullanım bozukluğu olan bireylerin dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevleri, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırmanın deseni, vaka kontrol bir araştırma olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini, Adıyaman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran madde kullanım bozukluğu olan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş grubunda olan 33'ü (%94,3) erkek, 2'si kadın toplam 35 kişi ise çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş bakımından benzer olan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen madde kullanım bozukluğu olmayan 23'ü (%92,0) erkek, 2'si kadın toplam 25 kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmada, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve İz Sürme Testi ölçme araçları olarak kullanılmıştır.Çalışmada elde edilen bulgular; madde kullanım bozukluğu olanların düşüncelerin yarışması, konsantrasyon, hazzı erteleme, uygun karar verme, ve tepki engellemede zorlandıkları bulunmuştur. Çalışmada elde edilen diğer önemli bulgu ise; madde kullanım bozukluğu olanların karmaşık dikkat işlevlerinde bozulmalar daha fazladır. Bu sonuca göre madde kullanım bozukluğu olanların; uyarıcı setleri arasında kurulumu değiştirebilme, ardışıklığı takip edebilme ve zihinsel esneklik gibi görevlerde bozulmalar daha fazla görülmektedir. Madde kullanımı ile dürtüsellik ve karmaşık dikkati içeren yürütücü işlevler arasındaki karşılıklı ilişkilerin daha iyi anlaşılması için uzun süreli takip çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Madde kullanım bozukluğu, dürtüsellik, karmaşık dikkat
Tanı almış ilaç almamış depresyon hastalarında kognitif işlevler
Bu araştırmada; majör depresyon bozukluğu olan hastaların kognitif işlevlerinin değerlendirilmesi planlanmıştır. Yeni tanı alan depresyon hastalarının kognitif işlevleri, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırma, vaka kontrol desenli bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvuran daha önce antidepresan kullanmamış depresyon hastaları oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 20-49 yaş grubunda olan 44 kadın, 16 erkek toplam 60 kişi ise çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş bakımından benzer olan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen depresyon tanısı almayan 17 kadın, 13 erkek toplam 30 kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve İz Sürme Testi (İST) kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgu depresyon tanısı alan hastaların karmaşık dikkat işlevlerindeki bozulmalarının kontrol grubuna göre daha fazla olduğu bulunmuştur. DSM-V kriterlerine göre majör depresyon tanısı alan 60 hastanın İz Sürme Testinden aldıkları puanlar kontrol grubunun puanlarıyla karşılaştırılmıştır. Majör depresif bozukluğu olan grubun İz Sürme Testinden aldıkları puanlar, 20-49 yaş, cinsiyet, eğitim düzeyine (5-11 yıl ve 12 yıl ve üzeri) göre karşılaştırılmıştır. İz Sürme Testi'nden alınan puanlar incelendiğinde iki grup arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. İz Sürme Testi'nde depresyonlu hastaların İST A Süre, İST B Süre olmak üzere tüm testi tamamlama süreleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha uzun olduğu bulunmuştur. Ayrıca MDB olan hastaların İST B bölümüne ilişkin hata ve düzeltme oranları kontrol grubuna göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İST puanları ile BDÖ puanı arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İST' den alınan puanların yaş ve cinsiyet değişkeni üzerine anlamlı bir farklılığı yokken, eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları majör depresyon bozukluğu olan hastaların kognitif işlevlerinde bozulma olduğu bulgusunu desteklemektedir.
Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalarda gündüz aşırı uykululuk ve kognitif fonksiyonların değerlendirilmesi
Amaç: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Uyku Bozuklukları Laboratuvarına başvuran hastalarda obstrüktif uyku apne sendromu ile gündüz aşırı uykululuk ve kognitif fonksiyon bozuklukları sıklığının araştırılması, bu hastalarda obstrüktif uyku apne sendromunun şiddeti, noktürnal hipoksi, yaş, cinsiyet ve komorbidite gibi faktörler ile gündüz aşırı uykululuk ve kognitif fonksiyon bozuklukları arasındaki ilişkinin gösterilmesi. Materyal-Metod: Prospektif olarak yürütülmüş olan çalışmamıza 01.07.2019 ile 30.09.2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Uyku Bozuklukları Laboratuvarında yatan, çalışmaya katılmayı kabul eden hastalar dahil edilmiştir. On sekiz yaşından küçük olanlar, en az 5 yıl eğitim almamış olanlar, PSG ile santral uyku apne sendromu, üst solunum yolu rezistans sendromu tanısı konulanlar, herhangi bir sisteme ait malignitesi olanlar, herhangi bir ek hastalığa bağlı hipoksemisi olanlar, tanı konulmuş psikyatrik hastalığı olanlar, psikyatrik hastalık nedeniyle ilaç kullananlar, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı olanlar, unstabil kardiyovasküler hastalığı olanlar, serebrovasküler olay geçirmiş hastalar ve hipotroidisi olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Polisomnografi testine tabi olacak hastalarımızdan işlem günü ve işlem öncesi uygun detaylı anamnez alınmıştır. Hastalardan 5 dakika arayla iki defa istirahat tansiyon değerleri mm-Hg cinsinden ölçüldü, her iki ölçümün sistolik ve diyastolik tansiyon değerlerinin aritmetik ortalaması baz alındı. Hastaların bel ve boyun çevreleri santimetre cinsinden, ağırlıkları kilogram cinsinden ölçüldü. Hastaların gündüz aşırı uykululuk düzeyleri 'Epworth Uykululuk Skalası' ,bilişsel performansı 'Standardize Mini Mental Test (SMMT)' kullanılarak değerlendirildi. Polsomnografi test sonuçlarına göre hastalar Apne-Hipopne İndeksi (AHİ) <5/h(basit horlama), 5-15/h(hafif uyku apnesi), 16-30/h(orta uyku apnesi) ve >30/h(ağır uyku apnesi) olarak gruplandırılmıştır. İstatistik verilerinin hesaplanmasında SPSS 18 programı kullanıldı. İstatistik anlamlılık p < 0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların 97 (% 87,4) si erkek 14(%12,6) ü kadınlardan oluşmaktaydı. Tüm hastalar arasında 103 hasta OUAS olarak değerlendirildi ve çalışmamızda OUAS sıklığı % 92,7 olarak değerlendirildi. Hastalarımızın 8 (% 7,2)'i basit horlama, 34 (%30,6)'ü hafif OUAS, 23 (% 20,7)'ü orta OUAS ve 46 ( % 41,4 )'sı ağır OUAS olarak değerlendirildi. Tüm hastalar arasında Gündüz aşırı uykululuk hali (GAUH) 40(%36) hastada saptandı. Obezitenin GAUH olan hastalarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek oranda olduğu bulunmuştur. Yine gündüz aşırı uykululuk hali olan hastaların 37'sinde (%92,5)'inde OUAS saptanmış, bu hastaların 13 (%35, 1)'ünde hafif OUAS, 5 (%13,5)'inde orta OUAS, 19 (%51,3)'unda ağır OUAS tespit edilmiştir. Ancak OUAS'ın varlığı ve ağırlık derecesi GAUH olan ve olmayan gurupta istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir.Katılımcılara uygulanan Standardize Mini Mental Test (SMMT) sonucunda katılımcıların 26 (% 23,4) sında hafif kognitif bozukluk bulunurken, 85 (%76.6) inde kognitif bozukluk saptanmadı. Kadın cinsiyet, ilkokul mezunu olma, obezite, DM, kardiyovasküler hastalık, hipertansiyon ve antihipertansif ilaç kullanımının SMMT puanı üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı görüldü.. Hafif kognitif bozukluk saptanan 26 hastanın 25'inde OUAS olduğu tespit edilmiş olup bunların 1(%3,8)'inde basit horlama, 6(%23,1) ında hafif OUAS, 6(%23,1)'ında orta OUAS, 13(%50)'ünde ağır OUAS olduğu görüldü. Çalışmamıza katılan ve Ağır OUAS tespit edilen 46 hastanın 33(%71,7) ünde SMMT puanı normal iken bu gurupta 13(%28,2) hastada hafif kognitif bozukluk mevcuttu. Kognitif fonksiyon bozukluğu olan gurupta yaş, bel çevresi, BMI, sistolik TA, oksijen desatürasyon indeksi ve desatüre (SO2<%90) kalma süresi daha yüksekti ve aradaki fark istatistiksel bakımdan anlamlı idi. Sonuç: OUAS'ın dikkat, hafıza ve yürütücü işlevleri kapasayan bilişsel fonksiyonlardaki eksikliklerden sorumlu olduğunu bulduk. Bu bulgular konuyla ilgili uluslararası literatürle uyumludur. OUAS'lı hastaların yanında sağlıklı kontrol gurubunun olmaması ve farklı ağırlıktaki OUAS guruplarında hasta sayılarının az olması çalışmanın en önemli kısıtlılıklarındandır. Daha çok sayıda hasta ve kontrol guruplarıyla yapılacak çalışmalar nörodejeneratif etkilenmeyi net bir şekilde ortaya koyarak, uyku tıbbına, önleyici sağlık hizmetleri konusunda da bir alan açacağını düşünmekteyiz.
Fibromyalji hastalarında serum S100 düzeylerinin araştırılması
Giriş: Fibromiyalji (FM) yaygun kas iskelet sistemi ağrısıyla karakterize bir romatizmal hastalık formudur. Patofizyolojisiyle ilişkili mekanizmalardan birisi immünolojik mekanizmalardır. FM'deki kognitif ve davranışsal bozuklukları klinik olarak değerlendirmemizi sağlayacak biomarkerlar şu anda bulunmamaktadır. S100 proteinleri pek çok hücresel olayda düzenleyici rolleri olan multifonksiyonel proteinlerdir. Amaç: Biz FM'li hastalarda serum S100 protein düzeylerini ve bu proteinin kognitif fonksiyonlar, psikolojik ve fonksiyonel durum ve yaşam kalitesiyle olan ilişkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: 1990 Amerika Romatizma Cemiyeti (ACR) kriterlerine göre FM tanısı almış elli hasta ve 40 kontrol çalışmaya alındı. Serum S100 düzeyleri ECLIA yöntemiyle ölçüldü. Fonksiyonel durumun değerlendirilmesinde Fibromiyalji etki anketi (FIQ) kullanıldı. Yaşam kalitesi Kısa Form Sağlık Araştırması (SF-36) anketi ile değerlendirildi. Depresyon ve anksiyetenin değerlendirilmesinde sırasıyla Beck Depresyon Anketi (BDI) ve Durumluluk, Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI 1-2) uygulandı. Kognitif fonksiyonların değerlendirilmesinde mini mental test ve saat çizme testi uygulandı. Bulgular: FM hastaları ve kontrol grubu arasında serum S100 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). SF 36, BDI, STAI I-II ve FIQ skorları FM hastalarında anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.001). Serum S100 düzeyleri ile SF 36, BDI, STAI I-II ve FIQ skorları ve mini mental test, ssat çizme testi skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon yoktu (p>0.05). S100 düzeyleri hastaların ağırlıklarıyla anlamlı düzeyde koreleydi p=0.039 r=0.292). Sonuç: S100 proteinin pek çok romatizmal hastalıkta rolü bulunmaktadır ancak biz FM'de rollerine yönelik bulgu saptamadık. Pek çok klinik patolojide kognitif disfonksiyonla ilişkili belirteçler oldukları öne sürülmüştür. Bu klinik patolojilerde görülen kognitif disfonksiyona sebep olan mekanizmalarla FM'de kognitif disfonksiyona sebep olan mekanizmalar farklı olabilir. Anahtar kelimeler: Fibromyalji , S100, yaşam kalitesi, kognitif disfonksiyon, fonksiyonel durum, psikolojik durum
Hafif kognitif bozukluk hastaları ile sağlıklı yaşlılarda görsel olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik testlerin kesitsel olarak incelenmesi
ÖZETAmaç: Bu çalışmada Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) hastaları ve sağlıklı yaşlıların görsel uyarana yanıt olarak ortaya çıkan olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik değerlendirmeyi birlikte uygulayarak HKB tanısı almış bireylerin değişen beyin dinamiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 23 HKB tanısı almış hasta ve 22 sağlıklı bireylerden alınan elektroensafalografi (EEG) kayıtları ve nöropsikolojik değerlendirme test skorları karşılaştırılmıştır. EEG verileri, görsel uyarımla klasik P300 seyrek uyaran paradigması uygulanarak F3, Fz, F4, C3, Cz, C4, TP7, TP8, P3, Pz, P4, O1, Oz ve O2 yerleşimli elektrotlardan kaydedilmiştir.Bulgular: P300 latans değerlerinde gruplar arası bir fark olmamasına rağmen genlik değerlerinde gruplar arası fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmıştır. P300 genlik değerleri için yapılan post-hoc analizinde F3, C3, Cz, P3 ve Pz kanallarındaki genlik değerleri sağlıklı kontrollerde HKB hasta grubundan daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Gruplar arası nöropsikolojik test karşılaştırmaları bataryadaki testlerin çoğunluğunda istatistiksel farklılık göstermiştir. Dikkat, bellek ve yürütücü işlevlerle ilgili testler ile çeşitli kanallar arasında genlik ve latans değerlerinde korelasyonlar bulunmuştur.Sonuç: Gruplar arasında P300 genlik değerlerinde fark bulunmuştur. P300 yanıtının dikkat süreçleri, bu süreçler tarafından yönlendirilen çalışma belleği ile ilgili olarak ortaya çıktığının bilinmesi dolayısıyla gözlenen P300 genlik değerlerindeki düşüşün HKB'de bozulan bellek ve dikkat süreçlerini ortaya çıkardığı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: HKB, Nöropsikolojik testler, EEG, P300, OİP
Hafif kognitif bozuklukta işitsel olaya ilişkin osilasyonlar ve volümetrik manyetik rezonans görüntüleme ile korelasyonu
ÖZETGiriş: Olaya İlişkin Osilasyonlar (OİO), kognitif bozuklukların tanımlanmasında kullanışlı bir yöntemdir. Önceki çalışmalar Alzheimer Hastalığı'nda değişen osilatuar yanıtlar olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın amacı aynı eğilimin Hafif Kognitif Bozukluk'ta (HKB) da geçerli olup olmadığını ve osilatuar yanıtlarla volümetrik manyetik rezonans görüntülemenin (vMRG) korelasyon gösterip göstermediğini araştırmaktır.Yöntem: Yirmi iki ardışık HKB olgusu (ortalama yaş, 74.0) ile eğitim ve yaş uyumlu sağlıklı yaşlı kontrol (ortalama yaş, 70.3) çalışmaya dahil edildi. Volümetrik ölçümler için, Lezyon İşaretleme ve Volüm Değerlendirmesi (LAVA) yazılımı kullanıldı. EEG kayıtları F3, Fz, F4, C3, Cz, C4, Tp7, Tp8, P3, Pz, P4, O1, Oz ve O2 elektrotlarından kaydedildi. Deneylerde klasik işitsel oddball paradigması kullanıldı ve dijital filtreleme ile osilatuar yanıtların maksimum tepe değerleri ölçüldü. İstatistiksel analizler için ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri uygulandı.Sonuçlar: HKB grubunun delta tepe amplitüdlerinde F3, Fz, F4, Cz, C4 ve Pz elektrotlarında belirgin düşüş [F(1.41) = 4.84, p = 0.033] saptandı. C3 elektrot bölgesinden kaydedilen beta osilatuar yanıtlarıyla sağ ve sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde (r = 0.59, p = 0.005); Tp8 elektrot bölgesinden kaydedilen beta osilatuar yanıtlarıyla sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde korelasyon (r=.594, p= 0.034); F3 elektrot bölgesinden kaydedilen gama osilatuar yanıtlarıyla sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde korelasyon (r=.515, p=0.017) saptandı.Tartışma: Delta osilatuar yanıtlarının karar verme ile ilgili kognitif süreçlerle ilgili olduğu düşünülmektedir. OİO, HKB'deki erken değişiklikleri saptayabilir ve delta osilatuar yanıtları gelecekteki çalışmalarda aday biyobelirteç olarak incelenebilir. Osilatuar yanıtlarla hipokampal volüm arasında gözlenen korelasyon, yaşlılıkta beliren beyin dinamiği değişikliklerini incelemede osilatuar beyin yanıtlarının bir yöntem olarak kullanılabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: HKB, Olaya İlişkin Osilasyonlar, Delta, Volümetri