Plant oils

77 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kayısı (Prunus armeniaca) çekirdeği yağı ve civanperçemi (Achillea millefolium) ekstraktı'nın mide kanseri hücre hattında hücre ölümü üzerindeki etkisinin araştırılması

Amaç: Bu araştırma kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktı'nın MKN-28 mide kanser hücreleri üzerindeki etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Mide kanser hücre hattı olan MKN-28 hücreleri hücre kültürü yöntemi kullanılarak çoğaltıldı. Belirlenen konsantrasyonlarda kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan dozlar (kontrol dahil toplamda 9 doz grubu) uygulanarak MTT, annexin-V, kaspaz-3/7, hücre döngüsü ve klonojenik deney yapıldı. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Kayısı çekirdeği yağı için IC50 değerine yakın dozlar olan 1000 µg/ml ile 1200 µg/ml, civanperçemi ekstraktı için ise 5800 µg/ml ile 6000 µg/ml konsantrasyondaki dozlar kullanıldı. Klonojenik deneyde kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve kombinasyon gruplarının tüm konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre herhangi bir koloni oluşmadığı görüldü. Annexin-V deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm konsantrasyon gruplarında anlamlı bir azalma görüldü. Kaspaz-3/7 deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. S fazı % grafiğinde kontrole kıyasla diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. G2/M fazının % grafiğinde kontrol grubuna göre anlamlı en fazla artış 1200 µg/ml +5800 µg/ml kombinasyon grubunda saptandı. Sonuç: Kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktının MKN-28 hücreleri üzerinde hücre canlılığını azalttığını, hücre döngüsünü farklı safhalarda durdurduğunu ve anti-tümöral etki gösterdiği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Apoptoz, Civanperçemi Ekstraktı, Hücre Ölümü, Kayısı Çekirdeği Yağı, Mide Kanseri

Achillea millefoliumBitki özütüBitkisel yağlar+7
Hatice Efek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fındık yağı ve kanola yağı ile beslenen erkek ratlarda serum hormon ve testis histopatolojisinin değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı Fındık yağı ve Kanola yağının erkek üreme sistemi üzerinde;serum hormonları ve testis üzerindeki histopatolojik etkilerini incelemek.Bunun için 30 tane Sprague-Dawley tipi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar3 gruba ayrılarak 16 haftalık süren bir deney yapıldı. 1. grup kontrol grubuolarak belirlenirken 2. grup Fındık yağı ile beslenen, 3. Grup ise Kanola yağı ilebeslenen grup olarak oluşturuldu. Deney sonunda hayvanların tümü sakrifiyeedilerek testisleri alındı. Serumda FSH, LH, Testosteron hormonu, testis dokusu ise histopatolojik olarak incelenip immünohistokimyasal olarak primer testosteron antikoru bakıldı.Gruplar arasında hayvanların davranış şekillerinde ve tartı takibindeanlamlı bir fark görülmedi. Fındık yağı ve Kanola yağı ile beslenen erkekratlarda Kanola grubunda daha fazla olmak üzere serum LH ve Testosteronhormonu yüksekliği belirlenirken testis dokusunda ışık mikroskopisi ile yapılanhistolojik incelemede kriter olarak seminifer tübüllerdeki spermatogenezi gösteren Johnsen skoru baz alındı ve histopatolojik olarak bir fark saptanmadı.İmmunohistokimyasal olarak da testis dokularında anlamlı bir testosteron farkı saptanmadı. Sonuç olarak; Kanola ve Fındık yağı ile beslenen erkek sıçanlarda buyağların serum LH ve testosteronu arttırdığı ancak testis dokusunda herhangi bir fark yaratmadığı ortaya çıkmış olup fertilite üzerine net etkisinin araştırılabilmesi için ek olarak sperm fonksiyonlarını değerlendiren çalışmalaraihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.

AntikorlarBitkisel yağlarFındık+5
Bülent Katı
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda farklı besinsel yağların postprandial inflamasyon etkilerinin sirkadiyen ritme göre karşılaştırılması

Postprandial faz yemek alınmasından sonra 3 ile 6 saat içinde en yüksek seviyeye ulaşmakta ve 9 saatte sona ermektedir. Her yemeğin düşük şiddetli ve kısa süreli bir inflamatuar cevaba neden olduğu genel olarak kabul edilen bir olgudur. Şilomikronlar ve şilomikron remnantlarının postprandial plazmada artan major lipoproteinler olduğu düşünülmektedir. Postprandial lipemi, HDL ve LDL kolesterolün de dahil olduğu total kolesterol seviyelerinden bağımsız olan, kardiyovasküler hastalıklar için potansiyel bir risk faktörü olarak gösterilmektedir. Endotelyal disfonksiyon endotelyumda proinflamatuar değişiklerle başlayan, lökosit adhezyonu ve transmigrasyonuyla sonuçlanan reaksiyon serisiyle karekterizedir ki bunlar da aterogenezin erken aşamaları olarak kabul edilmektedir. Son bulgular, postprandial plazmada oluşan triaçilgliserolden zengin lipoproteinlerin vasküler inflamasyonu etkilediğine dikkat çekmektedir. Besinsel lipoproteinlerin endotelyal etkileri, içerdikleri yağ asidi kompozisyonuna bağlıdır. Çalışmalar, besinlerle alınan yağ asitlerinin tipi ile kardiyovasküler hastalıklara yakalanma derecesi arasında kuvvetli bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Öğündeki doymuş yağ asidi yüzdesi ve n-3/n-6 çoklu doymamış yağ asitleri oranı postprandial inflamatuar cevabın büyüklüğünü belirlemektedir. Sirkadiyen saat; günlük aydınlık/karanlık siklus içerisinde uyku, aktivite, beslenme ve metabolizmayı kapsayan pek çok farklı davranışsal ve fizyolojik işlevin koordinasyonunu sağlamaktadır. Biyolojik ritim; besinsel lipidlerin absorpsiyonunu, şilomikronların sentezinde rol alan mikrozomal transfer proteinleri ve apoB 48 proteinlerinin ifade edilmesini, plazma triaçilgliserol ve postprandial remnant lipoproteinlerinin seviyelerini büyük oranda etkilemektedir. Sirkadiyen ritim lipid metabolizmasını çift yönlü olarak regüle etmektedir. Ancak, farklı yağ asitleriyle günün aydınlık/karanlık siklusu etkileşiminin postprandial infalamasyonu nasıl etkilediği hala bilinmemektedir. Dahası günün farklı zamanlarında tüketilen besinsel yağların postprandial inflamasyon belirteçlerini etkileyip etkilemediği açıklığa kavuşturulmayı beklemektedir. Burdan yola çıkarak çalışmada, günün karanlık/aydınlık sikluslarında farklı diyetsel yağların vasküler ve sistemik postprandial inflamasyonunun karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kan örneklerinde, inflamatuar cevapta yer alan IL-1,TNF-?, IL-6 ve çözünür adhezyon molekülleri (sVEGF, sE-selektin) ELISA yöntemiyle tayin edilmiştir. Monosit, granülosit, lenfosit seviyeleri ve VCAM1, ICAM-1, L-selektin seviyeleri de bu hücreler üzerinden akım sitometrik analizlerle belirlenmiştir. Ayçiçek yağı ve zeytin yağı uygulamaları hem aktif hem de pasif periyotta serum VEGF ve TNF-? düzeylerini düşürürken, pasif periyotta sE-selektin düzeyini düşürdü. Beklenenin tersine balık yağı uygulaması hem aktif hem de pasif periyotta serum VEGF düzeyini , aktif periyotta ise TNF-? düzeyini düşürdü. Diğer taraftan tereyağı ve balık yağı, zeytin yağı ve ayçiçeği yağına göre daha fazla CD reseptöründe artışa neden oldu. Adheziv karakterdeki CD reseptörleri ise tereyağı verilen ratlarda aktif periyotta artarken, daha belirgin olmakla birlikte balık yağı verilen ratlarda pasif periyotta arttı. Ayçiçek yağı ve zeytin yağının inflamatuar etkilerinin, balık yağı ve tereyağından daha az olduğu tespit edildi. Ayrıca yağların inflamatuar etkilerinin gün içinde farklılık gösterdiği görülmektedir. Ancak bu konuda daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. Postprandial inflamasyonun, sirkadiyen ritmin periyotları arasında ve yağ tiplerine göre farklılık göstermesi koroner kalp hastalıklarının ve düşük düzeyli inflamasyon kaynaklı hastalıkların engellenmesinde ilave bilgi sunmaktadır.

AterosklerozBitkisel yağlarHayvansal yağlar+2
Hüsniye Gül Temelli
İnönü University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı beslenmede kullanılan bazı tohumların sabit yağlarının mukayeseli fitokimyasal analizi

Sağlığımızın korunmasında, doğal besin desteklerinin önemi son yıllarda bazı besinlerin doğal yollardan hastalıkların önlenmesi ve tedavisindeki etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlanmasıyla birlikte artmıştır. Bu durum da doğal sağlık ürünlerine olan talebi arttırmıştır. Bu çalışma; son yıllarda özellikle zayıflama, gluten hassasiyeti veya medyada çok populer olmaları gibi çeşitli sebeplerden dolayı yoğun olarak kullandığı belirlenen Chia tohumu (Salvia hispanica L.), Kinoa (Chenopodium quinoa Willd.), Karabuğday (Fagopyrum esculentum Moench) ve Amarant (Amaranthus hybridus L.) tohumlarının sabit yağlarının fitokimyasal analizlerinin incelenmesidir. Yağların genel sağlık ve özellikle de kalp ve beyin sağlığı üzerine olan etkilerini dikkate alarak yapılan bu çalışmamız ile sağlıklı beslenmeye önemli bir katkı sağlanması hedeflenmiştir. Ayrıca son yıllarda devlet tarafından desteklenen ve özellikle yağ bitkisi olarak yetiştiriciliğiyle ilgili teşviklerin olduğu belirlenen Aspir (Carthamus tinctorius L.) ve ülkemizde tohum ıslahı çalışmaları ilgili kurumlar tarafından yürütülen Ketencik (Camelina sativa (L.) Crantz) yeni seçenekler yaratabilme potansiyeline sahip olmasından dolayı çalışmamıza dahil edilmiştir. Elde edilen verilerin son yıllarda popüler olan tohumların, yağ içeriklerini detaylı olarak belirleyip sağlık profesyonelleri tarafından doğru şekilde kullanılabilmesi için yol gösterici olması hedeflenirken yeni çalışmalar için teşvik edici olacağı düşünülmektedir. Çalışmada kullanılan tohumlar herkesin kolayca ulaşabildiği ve aldığı zincir marketten temin edilen karabuğday (Rusya), kinoa (Kolombia), chia (Arjantin) ve amarant (Hindistan) bitkilerinin tohumlarıdır. Fakat aspir yağı satışı olmasına rağmen aspir tohumunun (Alfa Tohum/Remzibey aspir) markette henüz satışı olmaması sebebiyle çok tercih edilen bir aktardan alınmıştır. Ketencik ise yüksek erusik asit içeriği sebebiyle tüketim için uygun olmadığından satışı söz konusu değildir. Bu sebeple Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstütüsü Islah ve Genetik Bölümünde halen ıslah çalışmalarının yürütüldüğü tohumlar tercih edilmiştir. Yağ çıkartma işlemi n-hekzan kullanılarak Sokslet ile yapılmıştır. Ayrıca bazı tohumlar için soğuk pres yağ makinası da kullanılmıştır. Elde edilen yağlar behere alınıp ağzı parafilm ile kapatılarak ve sonrasında alüminyum folyo ile sarılarak 4-5 ℃ sıcaklıkta analiz yapılıncaya kadar buzdolabında muhafaza edilmiştir. Elde edilen yağlar metil esterlerine dönüştürülerek GC-MS (Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi) ile analiz edilmiştir. Bunun yanında gıda olarak tüketilen yağlarda önemli kabul edilen asitlik indisi ve peroksit sayısına da bakılmıştır. Ayrıca ağır metal açısında değerlendirilmesi için Cd (kadmiyum) ve Pb (kurşun) miktarları ICP-OES (İndüktif Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektroskopisi) ile analiz edilmiştir. Çalışılan 6 tohum örneği aynı miktarda (100g) kullanılarak Sokslet ekstraksiyonu gerçekleştirilmiştir. Tohumların yağ içeriklerinin farklılığı elde edilen yağ miktarını da farklılaştırmıştır: Amarant; 3,8005g, Ketencik; 21,3364g, Aspir; 27,7628g, Kinoa; 2,9155g, Karabuğday; 1,9180g ve Chia; 13,757g şeklinde elde edilmiştir. Çalışmamızdaki türlerin Sokslet yöntemi ile elde edilen yağ asit kompozisyonu karşılaştırmasında tohumların hepsinin linoleik asit içerdiği görülmektedir ve aspir %55,598 oranla en yüksek miktarda linoleik aside sahip olandır. Linoleik asit kinoa, amarant ve karabuğdayda sırasıyla; %37,729, %37,623 ve %35,598 şeklindedir. Chia ve ketencikde %18,206 ve %16,706 şeklinde bulunmuştur. Alfa-linolenik asit ise amarant ve aspir hariç hepsinde bulunur. En yüksek %48,223 ile chiada bulunurken daha sonra %28,811 ile ketencikte bulunur. Çoklu doymamış yağ asitleri değerlendirmesine göre bu yağ asitlerinden en zengin olan %66,427 ile chia yağı, müteakiben %55,598 ile aspir yağı, %45,516 ile ketencik yağı, sonra %41,191 ile kinoa yağı ve %38,521 ile karabuğday yağıdır. Sadece amarant ve kinoada hidrokarbon yapısına sahip olan triterpen skualen tespit edilmiştir. Skualen amarantın yaklaşık %60'ını oluştururken kinoada yaklaşık %18 bulunmuştur. En yüksek oranda tespit edilemeyen yağ oranı en ise Sokslet yöntemi ile elde edilmiş chia tohumu yağıdır ve %13,680'dir. Soğuk sıkma yöntemi ile elde edilen yağ kompozisyonuna göre yüksek çıkan bu değerin sebebinin linoleik asitin ısı ile bozulmasından dolayı arttığı düşünülmektedir. Çünkü linoleik asit miktarı da azalmıştır. Analiz edilen bütün yağ asitleri oleik asit içerir. En yüksek oranda içeren %30,167 ile karabuğday iken en az oranda içeren ise %5,696 ile chia tohumudur. Palmitik asit en fazla karabuğdayda %15,872 oranında tespit edilmiştir ve kinoada da %12,725 oranında tespit edilmiştir. Yağların içinde olması istenmeyen erusik asit sadece ketencikte %3,066 ve kinoada %1,683 oranında bulunmuştur. Çalışmada ketencik ve chia tohumlarının -3'ten zengin olmaları sebebiyle kalp sağlığının korunmasında ve depresyondan korunmada faydalı olabileceği söylenebilir. Karabuğday ve kinoa da yine -6:-3 oranının iyi olmasından dolayı benzer şekilde kalp sağlığı ve depresyodan korunmada faydalıdır denebilir. Çalışılan yağların asitlik ve peroksit sayıları Türk Gıda Kodeksi Bitki Adı ile Anılan Yemeklik Yağlar Tebliği'ndeki referans aralığına bir kısmı uygunluk göstermiştir. Referans değere uygunluk götermeyen yağlar rafine edilmeden kullanılmamalıdır. Peroksit sayıları hepsi için standartlara uygun bulunmuştur. Yağ elde etme yöntemlerinde sıcaklığa bağlı bozulmalar devre dışı bırakıldığında tohumun menşei, ekim ve hasat zamanı, kültür olup olmaması, saklama koşulları gibi sebepler yağ asit içerikleri, asitlik ve peroksit değerleri arasındaki farklılıkları açıklamada daha büyük önem kazanmaktadır. Ağır metal açısından değerlendirme için ICP-OES ile yapılan analizler sonucunda 6 tohum örneğinin de Cd içermediği belirlenmiştir. Pb değerleri; kinoa (0,356 mg/kg), amarant (0,731 mg/kg), ketencik (0,410 mg/kg), karabuğday (0,284 mg/kg), aspir (0,450 mg/kg), ve chia (0,361mg/kg) olarak tespit edilmiştir. Bu değerlerin WHO'nun standarlarına göre yenilebilen bitkiler için verilen değerin altında olduğu görülmektedir. Amarant bitkisinin tohumunda yüksek oranda skualen bulunması özellikle LDL kolesterolü düşürebilme etkisinden dolayı bitkisel kaynak olarak öncelikli tercih edilebilecek bir tür olduğunu çalışmamızdaki veriler de desteklemektedir. Ayrıca skualenin kozmetik sektöründe de son dönemde popularitesi artmıştır. Avrupa'da ketencik tohumunun gıda olarak kullanılan diğer yağlardaki yağ asitlerine kıyasla yüksek oranda çoklu doymamış yağ asidi içermesi sebebiyle kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinde daha fazla bir düşüşe sebep olduğu bilinmektedir. Bu durum ketenciği ıslah çalışmalarının sonuçlanmasından sonra önemli bir noktaya taşıyabilir. İncelenen 6 türün tohumları arasında aspir %55,598 linoleik asit ile çoklu doymamış yağ asitleri bakımından en zengin tür olarak görülmektedir. Bu durum aspiri kalp sağlığının korunmasında diğer türlere göre üstün hale getirmiştir. Kinoa tohumları beslenmede protein kaynağı olarak tercih edilen bir bitkidir. Çalışmamız sonucunda elde edilen verilere göre % 46,352 linoleik asit içeriği ile yağ asitleri bakımından da önemli bir destek sağlayabilecek kaynak olduğu görülmektedir. Bu değerler bize kinoanın da aspirsde olduğu gibi kalp sağlığının korunmasında etkili olduğunu göstermektedir. Karabuğday tohumu yağ bitkisi olarak öncelikli olmamakla birlikte diğer içerikleri açısından tercih edilecek bir tür olduğu düşünülmektedir. Özellikle yüksek lif ve düşük kalori açısından diyette tercih edilebilir. Chia tohumunun omega-3 yağ ve omega-6 yağ asitlerince oldukça zengin olduğu görülmektedir. Özellikle chianın -3 yağ asitleri, çalışmamızdaki diğer türlere göre ön plana çıkmaktadır. Bu da onu hipertansiyona karşı koruyucu etkisi ile dikkat çeken bir tür haline getirir. Sonuç olarak; bu çalışmada kinoa, chia, amarant, karabuğday, aspir ve ketencik bitkilerinin sabit yağlarının içeriği analiz edilmiş, bu 6 bitkiden karabuğday hariç diğerlerinin, özellikle de ilk üçünün sabit yağlarının omega-3 ve omega-6 yağ asitlerince zengin olduğu, buna karşın karabuğday tohumunun ise yüksek lif ve düşük kalori açısından diyette tercih edilebileceği belirlenmiştir. Araştırılan altı tohumun farklı üstün ve zayıf yönleri vardır. Dolayısıyla her bir tohum kendi içinde değerlendirilerek her insanın kendi durumuna göre tüm parametreler göz önüne alınarak öneriler yapılmalıdır.

AspirBeslenme incelemeleriBitki özütü+7
Zuhal Güler Çelik
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de bitkisel yağ sektörünün genel durumu ve Çukurova'daki bitkisel yağ işletmelerinin işletmecilik sorunları

Türkiye'de yağlı tohum üretimine elverişli yeterli tarım alanları olmasına rağmen ihtiyaç duyulan bitkisel yağ miktarı yerli üretimle karşılanamadığından, her yıl önemli miktarlarda yağlı tohum ve ham yağ ithal edilmektedir. Bu durum, döviz kaybına neden olmakta ve gelişmekte olan ülkemiz ekonomisi için büyük bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikle Dünya'da ve Türkiye'de yağlı tohumlar üretimi ve bitkisel yağ sanayiinin durumu incelenmiştir. Türkiye'de yağlı tohumlara uygulanan destekleme politikaları, ham yağ, rafine yağ ve margarin sanayiinde kurulu kapasite, üretim, tüketim, ithalat ve ihracat konulan üzerinde durulmuş ve sorunlar saptanmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında, Çukurova Bölgesindeki bitkisel yağ işletmeleri incelenmiştir. Bölgede araştırma esnasında aktif durumda olan 7 ham yağ, 5 rafine yağ, 2 rafine ve margarin ve I margarin olmak üzere toplam 1 5 bitkisel yağ işletmesinin çeşitli kademedeki yöneticileriyle anket çalışması yapılmıştır. İşletmelerin kapasiteleri, teknolojik durumları, çalışma sistemleri, üretim miktarları, hammadde temini, fınansal durumları, pazarlama ile ilgili konular ile yönetim ve personel politikaları incelenmiş ve sorunları tespit edilerek çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Belirlenen sorunlar işletmeden işletmeye farklılık göstermekle birlikte, hammadde yetersizliği ve fiyatlarındaki istikrarsızlık, atıl kapasite, finansman yetersizliği ve haksız rekabetin hemen hemen bütün işletmelerin ortak sorunları olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bitkisel yağlar, yağlı tohumlar,Çukurova Bölgesi, işletmecilik sorunları.

Bitkisel yağlarDestekleme politikalarıTarım ekonomisi+2
Emel Bahar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Adana'da üretilen kahvaltılık margarinlerin bazı fiziksel kimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri üzerine bir araştırma

These research was carried out to determine the various qualities of margarines produced in Adana. A total of 7 different table margarine samples were taken from markets of Adana during Spring and Summer terms (5 different times-March, April, May, June-1991). Margarine samples were taken into sterilised cans and rushed to the laboratory where they were analysed. Results of the some physical, chemical and microbilogical anlyses could be summerized as below. Melting point of the margarine samples changed from 31.0 to 36.0 "C with a mean of 33.9 "C. From these figures it was shown that 100 % of the margarine samples had melting point values below the legal limit of 36.0 *C (max) as given in the "T.S. 2812 Margarine Standart" of Turkey. Water content of the margarine samples were 10.7 and 16.7, and 15.1 % as the minumum and the maximum and the mean. Water content of the 20 % of the margarine samples were out of the legal limit of 16 % (max.) which was put forward by the (T.S. 2812). Margarine Standrt of Turkey. pH values of the Margarine samples changed from 3.3 to 4.3 pH with a mean of 3.8 pH. Preservative (Na-benzoat) in margarine samples were 0.413 and 0.803 and 0.606 gr/kg as the minimum and the maximum and the mean. Preservative amount of the 100 % of the margarine samples were below of the legal limit of 1 gr/kg (Max.) which was put forward by the (T.S, 2812) Margarine Standart of Turkey. Yeast contents of the margarine samples which were found microorganisms, were all high and well above the37 legally acceptable limits. Yeast count values of 22.8 % of the margarine samples were found above the legal limit of 10 unit / gr (Max.). given in the " T. S. 2812 Margarine Standart" of Turkey. Moulds were not found in all samples. The bacteriological quality of the margarine samples produced in Adana (as determined by the yeast and mould count and coliform bacteria analysis) indicated that nearly quarter of the samples had yeast numbers well above the legally acceptable limits. These margarines could be dangerous for human health if they are contaminated by the patogen microorganisms.

Bitkisel yağlarFiziksel özelliklerKimyasal özellikler+2
Mehmet Ziya Özbaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Pasifik beyaz karidesi (Litopenaeus vannamei) yavrularının yemlerinde balık unu ve yağı yerine bitkisel hammaddelerin kullanımı

Bu çalışmada, pasifik beyaz karidesi (Litopenaeus vannamei) yemlerinde balık unu ve yağı yerine alternative protein (soya unu ve mısır gluteni) ve yağ (kanola, keten tohumu ve soya yağı) kaynaklarının değerlendirilmesi için izonitrojenik (%39.0) ve izolipitik (%8.2) dört test yemi formulize edilerek denemede kullanılmıştır. Diet 1 ve diet 3 (D1 ve D3) balık unu ile formulize edilirken, diğer dietler (D2 ve D4) balık unu yerine bitkisel protein karışımları (soya ve mısır gluteni) ile formulize edilmiştir. Diğer taraftan D3 ve D4 grubu yemlerinde balık yağı yerine bitkisel yağ karışımları (sırasıyla; kanola, keten tohumu ve soya yağı: %30, %40 ve %30) kullanılmıştır. Karides yavruları (ortalama başlangıç ağırlığı 3.6 g) her tankta 20 adet olacak şekilde dairesel tanklara (0.38 m2) stoklanmış ve 60 gün süresince günde beş defa otomatik yemlikler kullanılarak deneme yemleriyle beslenmişlerdir. Deneme sonunda ortalama final ağırlığı, ağırlık kazancı, yüzde ağırlık kazancı, günlük ağırlık kazancı, spesifik büyüme oranı, yem çevirim oranı ve protein değerlendirme oranı sırasıyla 10.9 ile 11.7 g, %211.2 ile 231.4, 123.4 ile 135.6 mg/gün, 1.9 ile 2 %g/gün, 3.1 ile 3.8, 28.1 ile 34.3 arasında hesaplanmıştır. Ham protein ve lipit için görünür sindirilebilirlik katsayıları tüm diet grupları arasında sırasıyla ;%74.3-80.7 ve %79.4-85.2 arasında değişmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, L. vannamei tarafından bitkisel protein/yağ kaynakları içeren yemlerin hayvansal protein/lipit kaynakları içeren yemler kadar etkili bir şekilde hatta daha iyi kullanıldığını göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Litopenaeus vannamei, Hayvansal protein, Bitkisel protein, Bitkisel yağ, Sindirilebilirlik.Anahtar Kelimeler: Litopenaeus vannamei, Hayvansal protein, Bitkisel protein, Bitkisel yağ, Sindirilebilirlik.

Bitkisel yağlarHayvansal proteinler
Merve Sarıipek
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel miyoglobinürik akut böbrek yetmezliği modelinde incir (Ficus carica) çekirdeği yağının etkileri

Amaç: Çalışmamızda, kuru incir (Ficus carica) çekirdeklerinin soğuk pres yöntemiyle ezilmesi ile elde edilmiş olan incir çekirdeği yağının deneysel miyoglobinürik akut böbrek yetmezliği modeli üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Deney için 32 adet Wistar Albino erkek sıçan, randomize 8'erli 4 gruba ayrıldı ve böbrek hasarı, %50'lik hipertonik gliserolün (8 ml/kg), sıçanların her iki arka bacağına eşit olarak intramuskular enjeksiyonuyla oluşturuldu. Denekler son 24 saat susuz bırakıldı. Sham grubuna, intramuskular salin uygulandı ve 1, 24 ve 48 saat sonra oral yoldan distile su verildi. (MABY) grubuna, gliserol ve 1, 24 ve 48 saat sonra oral yoldan 3 ml/kg miktar distile su veridi. MABY+FC3 ve MABY+FC6 gruplarına, gliserol ve 1, 24 ve 48 saat sonra oral yoldan 3 ml/kg ve 6 ml/kg dozunda Ficus carica çekirdeği yağı verildi. İlk gliserol enjeksiyonundan sonra hayvanların serbest diyet ve su alımı sağlandı. 72. saatte kan ve doku örnekleri alınarak hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: MABY grubunda artmış olan üre ve kreatinin değerleri MABY+FC3 ve MABY+ FC6 gruplarında, iki tedavi grubu arasında anlamlı bir fark olmaksızın düşük bulundu. Gruplar arasında doku ve serum MDA ve MPO düzeyleri bakımından anlamlı fark tespit edilemedi. Doku GSH düzeyinde her iki tedavi grubunda da doza bakılmaksızın anlamlı artış kaydedildi (P≤0.01). Serum GSH seviyesi sadece MABY + FC6 grubunda anlamlı olarak arttı (P≤0.05). Böbrek dokusunun mikroskobik kesitlerinde, nekroz oranının, dozdan bağımsız olarak her iki tedavi gruplarında önemli ölçüde azaldığı görüldü. Kast oranında yalnızca MABY + FC6 grubunda anlamlı düzeyde azalma kaydedildi. Sonuç: Bu çalışmada; incir çekirdeği yağının, miyoglobinürik akut böbrek yetmezliği modelinde, genel olarak böbrek fonks􀵴yon bel􀵴rteçler􀵴nde, hücresel morfoloj􀵴de 􀵴y􀵴leşme ve ant􀵴oks􀵴dan kapas􀵴tede artış sağladığı göster􀵴lm􀵴şt􀵴r.

Akut böbrek hasarıBitkisel yağlarBöbrek yetmezliği+5
Derya İşler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kurutulmuş incir yağı'(Oleum ficus carica L.) nın pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümü üzerinde etkisinin in vitro araştırılması

Amaç: Bu araştırma Oleum Ficus Carica L.`deki antosiyaninlerin pankreas kanseri hücrelerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Adnan Menderes Universitesi'nde yapılmıştır. Araştırmaya Eylül 2020 tarihinde literatür taraması ile başlanmış olup, araştırma proje materyelleri Mart 2021 tarihinde tamamlanmıştır. Mart 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında deney grupları oluşturularak elde edilen örneklerden MTS/PMS, Muse Analyzer ve Klonojenik analizleri yapılmıştır. Bulgular: İncir Yağı, Gemcitabine ve Kombine (Gem+İncir) gruplarında IC50 değerlerini belirlemek için MTS/PMS deneyi yapıldı. Muse Analyzer deneyinde annexinV kiti kullanılarak kontrol, gemcitabine, incir, kombine (gemcitabine+incir) gruplarında apoptotik değerlendirme için yapıldı. Tüm gruplarda canlılık ve apoptoz sonuçları yüzdelik oranla gösterildi. Son olarak Klonojenik Deney yapılarak, kontrol grubunda hücrelerin koloni oluşturduğu, ancak ilaç uygulanan kuyucuklarda ( incir yağı, gemcitabine, gemcitabine+incir) koloni oluşturmadığı gözlemlendi. Sonuç: Yaptığımız çalışmanın sonucuna göre kurutulmuş incir yağının pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümünü tetiklediği kanısına varıldı. Çalışmanın pankreas kanseri tedavisi için gelecekte yeni araştırmalara işık tutabileceği, incir yağının tümordeki hücre ölümünü tetikleyen bir ilaç/kimyasal olabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Antosiyanin, Apoptoz, Ficus Carica L , Flavonoid, Pankreas Kanser Hücresi.

AntosiyaninlerAntosiyaninlerApoptozis+6
Suma Garibova
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bitkisel yağ ve posalar kullanılarak üretilen probiyotik dondurmaların kalite özelliklerinin araştırılması

Çalışmamızın amacı dondurma üretiminde kullanılan dondurma miksine fonksiyonel özellik kazandırmak amacıyla bitkisel yağlar (Susam yağı, nar çekirdeği yağı ve üzüm çekirdeği yağı), posalar (Susam posası, nar çekirdeği posası ve üzüm çekirdeği posası) ve probiyotik Lactobacillus spp. ve Bifidobacterium spp. starter kültür eklenerek fermente edilmesidir. Dondurma üretimi biri kontrol üretimi olmak üzere üç farklı bitkisel yağ ve posa birlikte kullanılarak ve sadece posalar kullanılarak 7 farklı üretim yapılmıştır. Üretilen ürünlerin 90 günlük depolama süresince 1., 15., 30., 60. ve 90. günlerde kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizler yapılmış ve sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda kullanılan bitkisel posaların fenolik bileşen ve flavonoid miktarı arasındaki fark önemli çıkmıştır (p<0,05). Üretilen bitkisel posalı dondurmalarda ürünler arasında kurumadde miktarında meydana gelen farklılık önemli bulunuyorken (p<0,05), protein, yağ ve kül miktarında meydana gelen farklılık önemli bulunmamıştır (p>0,05). Bitkisel posalı ve yağlı probiyotik dondurmaların pH değerleri ve laktik asit miktarları depolama süresince birbirine uyumlu bir şekilde ilerlemiştir. Fenolik bileşenler açısından değerlendirildiğinde ise en yüksek değere üzüm çekirdeği posalı ve posalı-yağlı dondurma sahip olduğu, en düşük değere ise susam posalı dondurmanın sahip olduğu tespit edilmiştir. Antioksidan kapasite açısından yine üzüm çekirdeği posalı ve posalı-yağlı dondurmalar, nar çekirdeği posalı-yağlı ve susam posalı-yağlı dondurmalara göre daha yüksek değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. Üretilen tüm dondurmalarda bulunan probiyotik mikroorganizmaların 90 günlük depolama boyunca probiyotik etki seviyesini koruduğu tespit edilmiştir. Duyusal olarak ise üzüm çekirdeği posalı, posalı-yağlı ve nar çekirdeği posalı dondurmalar panelistlerce daha çok beğenilmiştir.

Bitkisel atıklarBitkisel yağlarDondurma+2
Sevinç Akça
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asetik asitle indüklenmiş kolitte kantaron yağının etkinliğinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada asetik asitle indüklenmiş deneysel kolit modelinde kantaron yağının etkinliğinin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Ortalama ağırlıkları 160-220 gr olan 24 adet wister albino türü rat çalışmada kullanıldı. Ratlar 4 gruba (n:6) ayrıldı. Birinci gruba 6 french poliüretan kanül ile rektal 1 cc % 0,9 NaCI ve 1cc hava verildi. Diğer gruplara kolit oluşturmak için rektal 1cc %4 asetik asit ve 1 cc hava verildi. Grup 3'e 3.gün rektal yolla 1 cc %20 kantaron yağı (sızma zeytinyağı içerisinde), grup 4'e ise 3.gün rektal yolla 1 cc sızma zeytin yağı verildi. Tüm grupların ağırlıkları 5.gün ölçüldü. Ağırlık kayıpları yüzde ve skor olarak kayıt edildi. Gaitada gizli kan ve gaita kıvamına bakmak için gaita örnekleri alındı. Ratlarda anestezi, intramusküler Ketamine hidroklorid (Ketalar, Parke Davis ve Eczacıbaşı, İstanbul) 50 mg/kg dozunda + Xylazine hidroklorid (Rompun, Bayer Health Care) 5 mg/kg enjekte edilerek sağlandı. İntrakardiyak kan alındıktan sonra ratlar sakrifiye edildiler. Laparatomi yapılarak sol kolonları çıkarıldı. Alınan doku örneklerinde histopatolojik inceleme gerçekleştirildi ve dokuda malondialdehit (MDA), myeloperoksidaz (MPO), süperoksit dismütaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (Gpx), kaspaz-3, bcl-2 associated protein x (bax), bcl-2 düzeylerine bakıldı. Alınan kan örneklerinde ise tümör nekrozis faktör alfa (TNF-α), interlökin-6 (IL- 6) düzeylerine bakıldı. Bulgular: Kolit grubu ile kantaron grubu kıyaslandığında kantaronun MDA, TNF-α, IL-6, bax, kaspaz-3 düzeylerini azalttığı; SOD, katalaz, Gpx, bcl-2 düzeylerini arttırdığı saptandı (p<0.05). Ratlarda ağırlık kaybı yüzdesi kontrol grubunda ortalama % 3.2±4.3, asetik asit grubunda % -7.8±17.8, kantaron grubunda % -6.4±2.6, zeytinyağı grubunda %-16.7±3.1 olarak bulundu (p>0.05). Kantaronun ve zeytinyağının kolit grubuna göre kilo kaybı üzerinde istatistiksel olarak olumlu etkisi saptanmadı. Histolojik değerlendirme skoru kontrol grubunda ortalama 0.8±1.7, asetik asit grubunda 8.0±1.1, kantaron grubunda 6.2±1.9, zeytinyağı grubunda 9.3±0.5 olarak bulundu (p>0.05). Yapılan ikili karşılaştırmalarda kantaron grubunda histolojik hasarın zeytinyağı grubuna göre daha az olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda asetik asitle indüklediğimiz kolit modelinde rektal yolla verilen kantaron yağının kolit grubuna göre MDA, TNF-α, IL-6, bax, kaspaz-3 düzeylerini düşürdüğünü, SOD, katalaz, Gpx, bcl-2 düzeylerini arttırdığını saptandı. Rektal yolla verilen kantaron yağının deneysel kolit modelinde tedavi edici etkisi olduğu gösterildi. Anahtar Kelimeler: Asetik asit, Kantaron yağı, Kolit, Rat, Sızma Zeytinyağı.

Asetik asitBitkisel yağlarKantaron+3
İshak Aydın
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel peritonit modelinde intraperitoneal ST. john's wort oil maddesinin (Kantaron yağı'nın) etkisi

Amaç: Deneysel peritonit oluşturularak, Kantaron Yağı'nın Etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 42 Adet Western Albino rat; kontrol(1), peritonit(2), peritonit+Serum Fizyolojik(3), peritonit+Kantaron Yağı(4), Peritonit+zeytinyağı(5), Kantaron Yağı(6), Zeytinyağı(7) olmak üzere 7 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna işlem yapılmadı. 2., 3., 4., 5., grupta gaita çözeltisi ile peritonit oluşturuldu. İntraperitoneal olarak 3. Gruba serum fizyolojik, 4. Gruba Kantaron Yağı, 5. Gruba zeytinyağı verildi. Peritonit oluşturulmayan, 6. gruba Kantaron Yağı, 7. gruba zeytinyağı verildi. Ratlar 5. gün sakrifiye edildiler. Kilo yüzde değişimleri hesaplandı. İntrakardiyak alınan kandan IL-1, IL-6, CRP, Prokalsitonin, TNF-α ve lökosit çalışıldı. Alınan parietal periton ve karaciğerden visseral periton örneklerinden histopatolojik olarak doku fibrozisi, doku inflamasyonu, doku damar çoğalması ve doku kalınlıkları incelendi. Bulgular: İstatiksel sonuçlar incelendi. Kilo yüzde değişim değerleri; peritonit -8,6, peritonit+Kantaron Yağı -5,3, CRP değerleri; peritonit=293,2, peritonit+Kantaron Yağı=253,8, IL-1 değerleri; peritonit=28,2, peritonit+Kantaron Yağı=34,6, IL-6 değerleri; peritonit=35,1, peritonit+Kantaron Yağı=32,1, TNFα değerleri; peritonit=86,4, peritonit+Kantaron Yağı=107,1, Visseral periton kalınlığı; peritonit=337,1, peritonit+Kantaron Yağı=438,6, Parietal periton kalınlığı; peritonit=210, peritonit+Kantaron Yağı=86 bulundu. Visseral periton inflamasyon; peritonit=2, peritonit+Kantaron Yağı=3, Visseral periton fibrozisi; peritonit=2, peritonit+Kantaron Yağı=2, Visseral periton damarlanması; peritonit=2, peritonit+Kantaron Yağı=3, Parietal periton inflamasyonu; peritonit=3, peritonit+Kantaron Yağı=1, Parietal periton fibrozisi; peritonit=3, peritonit+Kantaron Yağı=0, Parietal periton damarlanması; peritonit=3, peritonit+Kantaron Yağı=0 skorları bulundu. Sonuç: Çalışmada intraperitoneal verilen Kantaron Yağı'nın sistemik inflamasyon üzerine etkisi olmadığı, hatta zeytinyağı ve Kantaron Yağı'nın sistemik inflamasyonu tetiklediği gösterilmiştir. Fibrozis üzerine ise visseral ve parietal peritonda koruyucu etkisi olduğu görüldü.

Bitkisel yağlarFibrozHayvan deneyleri+5
Yunus Kaycı
Çukurova University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda radyasyona bağlı katarakt oluşumunda lens dokusunda nitrozatif stres üzerine nigella sativa'nin etkisinin araştırılması

....

AntioksidanlarBitkisel yağlarKatarakt+3
Zainab Khaleel Abdulrahman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda radyasyonla oluşturulan kataraktta lens dokusunda oksidan / antioksidan sistem üzerine çörek otu yağı, timokinon, propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkisinin araştırılması

Bu çalışmada amacımız çörek otu yağı, timokinon (TQ), propolis ve kafeik asit fenetil esterinin (CAPE), radyasyona bağlı gelişen katarakt üzerindeki etkisini incelemekti. Bu maddelerin radyasyon hasarını engelleyici etkileri olabileceğini düşünerek, sıçanlara uygulanan ? radyasyonun, lens dokusunda meydana getirdiği hasarda koruyucu etkilerinin olup olmadığını değerlendirmekti. Çalışma gruplarımız 3 tane kontrol, radyoterapi, TQ+radyoterapi, CAPE+radyoterapi, çörek otu yağı+radyoterapi, propolis+radyoterapi olmak üzere 8 alt gruptan oluştu. Deneyimizin ilk gününden itibaren slit-lamp biyomikroskop ile sıçanlarda katarakt değerlendirmesi yapıldı. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine ilk gün 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Çalışma sonunda sıçanlar sakrifiye edilerek doku örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinde oksidan/antioksidan parametrelere bakıldı. Radyoterapi grubunda %80 oranında katarakt gelişti. Radyasyon sonrası TQ, CAPE, propolis ve çörek otu yağı verilen gruplarda sırasıyla katarakt oluşma oranı %50, %40, %30, %20'ye düştü ve grade 1 ve grade 2 ile sınırlı kaldı. Çalışmamızda radyoterapi grubunda oksidan parametrelerden olan malondialdehit (MDA) düzeyi ve ksantin oksidaz (XO) enzim aktivitesi diğer bütün gruplardan belirgin derecede yüksek çıktı. Antioksidan parametrelerden süperoksit dismutaz (SOD) enzim aktivitesi radyoterapi grubunda diğer gruplardan düşük çıkarken glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktivitesi diğer bütün gruplardan yüksek çıktı. Çalışmayı genel olarak değerlendirdiğimizde radyoterapi grubunda yüksek oranda katarakt gözlenmesi, radyasyon sonrası çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE verilen gruplarda ise katarakt oranın düşmesi bu maddelerin radyasyona karşı koruyucu etksinin olduğunu göstermektedir. Biyokimyasal açıdan baktığımızda oksidan parametrelerin radyoterapi grubunda diğer gruplardan daha yüksek çıkması radyasyonun radikalik hasarını göstermektedir. Yine bu parametrelerin radyasyon sonrası çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE verilen gruplarda düşmesi bu maddelerin radikal hasarına karşı önleyici etkisini desteklemektedir. Günümüzde kataraktın tek tedavi yöntemi cerrahidir. Fakat iyonize radyasyona bağlı olarak gelişen kataraktı önleyici ya da geciktirici ajan olarak çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE gibi antioksidan maddelerin kliniklerde kullanımı için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Radyoterapi, katarakt, antioksidan, çörek otu yağı, timokinon, propolis, kafeik asit fenetil esteri

AntioksidanlarBitkisel yağlarKafeik asit+6
Elif Demir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Effects of ozonated oils (sesame oil, nigella sativa oil and hypericum perforatum oil) on wound healing process in rats

In this study, the effects of three different ozonated oils (sesame oil, Nigella sativa oil and Hypericum perforatum oil) on wound closure rate, healing process and possible complications were examined macroscopically and microscopically. Twenty-one adult Wistar albino female rats were used in the study. Subjects were divided into three groups, i.e. (Early wound healing (7 days), medium wound healing (14 days) and late wound healing (21 days). Four full-thickness skin wounds of equal size (10 mm in diameter) to the back regions of all rats were formed. The wound was left open during healing. While the first wound (control group) received no treatment the second wound, ozonated sesame oil, in the third wound ozonated Nigella sativa oil and lastly ozonated hypericum perforatum oil were used. The first, second and third main groups were euthanized on days 7, 14 and 21, respectively. There was no significant difference in wound healing between groups in the first 7-day. In the 14 day groups, it was found that the healing was better in the group of Nigella sativa oil and sesame oil group (P<0.05). In 21 day groups all wound healing was improved, but Nigella sativa oil group had earlier improvement compared to the others (P<0.01).As a result, the best wound healing was achieved with Nigella sativa oil and sesame oil. Keywords: Wound healing, ozonated Sesame oil, ozonated Nigella sativa oil, ozonated Hypericum perforatum oil

Plant oilsCentauryNigella sativa L.+7
Tamara Rızaoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tek silindirli bir dizel motorunda atık kızartma yağı metil esterinin, petrol dizeli ile karışımının ve ön ısıtmalı mısır yağı kullanımının etkisinin deneysel olarak incelenmesi

Taşıt sayısındaki artışla birlikte yakıt ihtiyacı da artmış, yakıt rezervleri tükenmeye başlamış ve alternatif yakıt arayışları başlamıştır. Bu alternatif yakıtların başında maliyetinin düşük olması ve çevreye zararının yok denecek kadar az olması sebebiyle biyoyakıtlar gelmektedir. Buna rağmen bazı olumsuz yanları da vardır ve bunların başında yüksek viskozitesi sebebiyle soğuk günlerde ilk çalıştırmalarda problem çıkartması, atomizasyonun iyi olmaması sonucu performansta azalmalara sebep olması gelmektedir. Bu çalışmada tek silindirli dizel motoru, hidrolik dinamometre, dinamometre kontrol ünitesi, yakıt tankları, sıcaklık ölçüm cihazı ve ısı değiştiricisinden oluşan deney seti kullanılmıştır. Isı değiştiricisi yakıtı istenilen sıcaklığa getirecek şekilde tasarlanmış, tasarımın ardından imal edilmiş ve deney setine dâhil edilmiştir. Deneylerin ilk kısmında atık kızartma yağı metil esteri, petrol dizeli ve petrol dizeli ile karışımları kullanılmıştır. Farklı motor devirlerinde, motor performans ve egzoz emisyon deneyleri yapılmıştır. Deneyin ikinci kısmında mısır yağı ve petrol dizeli ile karışımları kullanılmıştır. Yakıt enjektörlere gitmeden önce imal edilen ısı değiştiricisinden geçirilerek, egzoz gazından atmosfere atılan yanmış gazın sahip olduğu ısı ile farklı sıcaklıklara ısıtılmış ve egzoz emisyon testleri yapılmıştır.Yapılan deneyler sonucunda atık kızartma yağı metil esteri kullanımı ile emisyonlarda azalma olurken, motor performansının da azaldığı görülmüştür. Mısır yağının kullanıldığı deneylerde, mısır yağının yüksek viskozitesi sebebiyle emisyonların artmasına sebep olduğu, ön ısıtma ile emisyonların bir miktar azalmasına rağmen petrol dizeline kıyasla yüksek olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler : Biyodizel, bitkisel yağ, ön ısıtma, performans, emisyon

Bitkisel yağlarBiyodizelEmisyon+1
Kerem Çevik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cilt flepleri oluşturulan ratlarda ozon emdirilmiş zeytinyağının flep beslenmesi üzerine etkileri

Cerrahi pratikte rastlantısal paternli deri flepleri sıklıkla kullanılmaktadır. Flep distalinde oluşabilecek doku nekrozu, oluşabilecek kozmetik ve fonksiyonel sorunlar nedeniyle korkulan bir komplikasyondur. Ozon kullanımının kronik ve akut yara iyileşmesinde etkinliği gözterilmiştir. Bu deneysel çalışmada ozonize zeytinyağı ve sadece saf zeytinyağı emdirilmiş pansuman materyalinin sıçan dorsal rastlantısal paternli deri fleplerinde damarlanma üzerine etkisi araştırıldı. Ağırlıkları 200 – 250 gr arasında değişen 21 adet Wistar Albino tipi erkek rat üç eşit gruba ayrıldı. Her gruba standart kaudal tabanlı dorsal flep uygulandı. Kontrol grubuna ek bir uygulama yapılmadı. Diğer iki gruba sırasıyla zeytinyağı ve ozonize zeytinyağı günde iki kez topikal olarak uygulandı. Postoperatif 7. günde tüm fleplerin tabanı ve uç noktası arasından tam kat 1 x 1 cm boyutlarında doku örnekleri alındı. Doku örnekleri CD34 ve VEGF boyaları ile boyanarak ışık mikroskobu altında incelendi. Kontrol grubunda CD34 ve VEGF ile pozitif boyanma gösteren yapıların ortalama ± standart sapma değerleri sırası ile 10.29 ± 1.80 ve 8.86 ± 1.35 iken zeytin yağı ve ozonize zeytin yağı gruplarında bu değerler sırasıyla 15.57 ± 1.72 ve 15.00 ± 1.41 ile 25.00 ± 2.16 ve 25.14 ± 2.41 idi. Her iki çalışma grubunda CD34 ve VEGF ile boyanan yapıların ortalama sayıları kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksekti (her ikisi için de p<0.001). Ozonize zeytinyağı grubunun hem CD34 hem de VEGF ile ortalama boyanma sayıları da zeytinyağı grubundakinden belirgin olarak daha fazlaydı (her ikisi için p<0.001). Sonuç olarak ozonize zeytinyağının rastlantısal paternli cilt fleplerinin damarlanmasını artırdığı gösterildi. Anahtar Kelimeler: Flep, Zeytinyağı, Ozonize Zeytinyağı, CD-34, VEGF

Bitkisel yağlarCerrahi fleplerOzon+4
Mehmet Volkan Yigit
Fırat University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Patates kızartmalarında akrilamid oluşumuna geven (Astragalus bisculcatus ) ve sarımsak (Allium satium L.) bitkilerinin etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada patatesin değişik yağlar ve kızartma sürelerinde oluşabilecek akrilamid miktarları araştırıldı. Kızartma sonucu oluşan akrilamid miktarı HPLC ile belirlendi. Kızartma ortamına katılan sarımsak ve keven bitkilerindeki selenyum miktarları ise Florimetre ile tayin edildi. Kızartma ortamına selenyum açısından oldukça zengin keven (Astragalus bisculcatus) vesarımsak (Allium satium L.) bitkileri katılarak akrilamid oluşumunu engelleme dereceleri araştırıldı. Patatesin değişik kızartma sürelerinde (6-15 dk) ayçiçek, mısırözü ve zeytinyağları ile kızartmalarında oluşan akrilamid miktarının sırasıyla 4.93 ± 0.20 - 13.94 ± 0.78; 3.33 ± 0.22 - 11.49 ± 0.50; 3.02 ± 0.14 – 10.62 ± 0.44 µg/g arasında değiştikleri gözlendi. Ayçiçeği, mısırözü ve zeytinyağı ile patates kızartmalarında, ortama sarımsak ilave edilerek kızarma işlemleri gerçekleştirilmiştir. Bu işlemlerde yağa vekızartma sürelerine (12-15 dk) bağlı olarak akrilamid miktarlarının sırasıyla 4.54 ± 0.18 - 5.52 ± 0.20; 3.70 ± 0.10 - 4.88 ± 0.16 ve 3.30 ± 0.08 - 4.22 ± 0.21 µg/g arasında değiştikleri gözlendi. Ayçiçeği, mısırözü ve zeytinyağları ile 12 dk patates kızartma süresinde ortama keven dallarının ilave edilmesi ile oluşan akrilamid miktarlarını sırasıyla 2.23 ± 0.14; 1.84 ± 0.10 ve 1.45 ± 0.09 µg/g olduğu gözlendi. Aynı yağlar ile 12 dk patates kızartma süresinde ortama keven çiçeğinin ilave edilmesiyle oluşan akrilamid miktarlarını sırasıyla 2.73 ± 0.15; 2.34 ± 0.12 ve 1.94 ± 0.11 µg/g olduğu gözlendi. Sarımsak ile kevenin çiçek, dal ve kök kısmındaki selenyum miktarı ise sırasıyla 181 ± 17.05; 396 ± 41.70; 604.30 ± 53.85 ve 295.67 ± 24.96 µg/g kuru ağırlık olarak belirlendi. Sarımsak ile kevendeki selenyumun akrilamid oluşumuna etkisini gözlemek için patatesin kızartıldığı üç farklı yağ ortamına 3,3-DAB ile Se-DAB kompleksi ilave edilerek kızartma işlemleri gerçekleştirilmiştir. Aynı yağlar ile 12 dk patates kızartmalarında ortama 3,3-DAB ilave edilmesi ile oluşan akrilamid mitarlarının sırasıyla 9.60 ± 0.45; 8.06 ± 0.38 ve 7.04 ± 0.32µg/g olduğu gözlendi. Aynı yağlar ve sürede kızartmalarda ortama Se-DAB ilave edilmesi ile oluşan akrilamid mitarlarının sırasıyla 2.35 ± 0.16; 1.92 ± 0.10 ve 1.70 ± 0.09 µg/g olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlardan patates kızarmasında hem yağ hemde kızartma süresinin akrilamid oluşumunu etkilediği görülmektedir (p<0.005). Ayrıca sarımsak ve kevenin kızartma ortamına katılmasıyla akrilamid oluşumunda azalma gözlenmiştir (p<0.005). Keven dalıve Se-DAB kompleksinin katılarak gerçekleştirildiği kızrtmalarda akrilamid miktarlarının birbirine yakın olduğu gözlenmiştir (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Akrilamid, selenyum, sarımsak(Allium Satium), keven (Astragalus bisculcatus), HPLC.

AminoşekerBitkisel yağlarElektroforez-poliakrilamid jel+7
Özge Elitaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bitkisel yağlardan poliolun sentezlenmesi ve reolojisinin modellenmesi

Bu çalışmada yenilenebilir kaynaklardan olan bitkisel yağlardan poliol elde edilmiştir. Poliüretanın hammaddesi olan poliol, petrolden üretilmektedir. Petrolün fiyatının devamlı artması nedeniyle poliolün de fiyatı artmakta, çevreye zarar vermekte ve üretim aşamasında çok fazla enerji harcanmaktadır. Bundan dolayı petrol bazlı polioller yerine yenilenebilir, daha az maliyetli, çevreye daha az zararlı olan bitkisel yağlardan elde edilen polioller araştırılmıştır. Bitkisel yağlar iki basamaklı bir proses ile poliüretan sanayinin hammaddesi yağ bazlı poliollere dönüştürülmüştür. İlk basamak olan epoksitlemede, peroksi asit ve bitkisel yağ reaksiyonu ile maksimum epoksi oksijen değeri elde etmek amaçlanmıştır. Bu basamakta sıcaklık, reaksiyon süresi, çözücü, peroksit ve asit katalizor miktarları belirlenen parametrelerdir. Epoksitlenmiş yağ; hidroksillenmiş ve bitkisel yağ bazlı poliole dönüştürülmüştür. Elde edilen poliolün spesifikasyonu ve hidroksil değeri tayini yapılmıştır. Bitkisel yağlardan elde edilen poliol örneklerinin bileşim yönünden karakterizasyonu yapılmıştır. Deneysel veriler kullanılarak model parametreleri tespit edilmiş ve bunun sonucu olarak deneysel sonuçlara uyan en uygun model tespit edilmiştir. Bitkisel yağların ve bitkisel yağ bazlı poliollerin reolojisi incelenmiş ve üretilen poliolün hangi reolojik modele uyduğu MathCad programı kullanılarak belirlenmiştir.

Bitkisel yağlarEpoksitHidroksilasyon+2
Müge Gür
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcaklık stresine maruz bırakılan bıldırcınlarda rasyona ilave edilen tarçın yağının performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri

Bu araştırma, sıcaklık stresine maruz bırakılan bıldırcınların (Coturnix coturnix Japonica) karma yemlerine farklı dozlarda ilave edilen tarçın yağının performans, karkas özellikleri, antioksidan aktivite, serum glikoz, trigliserit, HDL, LDL ve toplam kolesterol düzeyleri üzerine etkilerini belirlemek üzere yürütülmüştür. Bıldırcınlar (n=180; 15 günlük yaş), iki farklı çevre sıcaklığı [termonötral (TN) ve sıcaklık stresi (SS)] ve üç farklı tarçın yağı dozu (0, 250 ve 500 mg/kg) olmak üzere 2x3 faktöriyel deneme düzenine göre rastgele 6 gruba ayrıldı.Canlı ağırlık (P<0.01), canlı ağırlık artışı (P<0.05) ve yem tüketimi (P<0.05) üzerine sıcaklık stresinin etkisi önemli bulunurken, tarçın yağının etkisi önemsiz olarak tespit edilmiştir (P>0.05). Yemden yararlanma oranı üzerine hem sıcaklık stresinin hem de tarçın yağının etkileri önemsiz olarak tespit edilmiştir (P>0.05). Sıcaklık stresinin karaciğer oranı hariç diğer karkas parametreleri [sıcak karkas oranı (P<0.05), soğuk karkas oranı (P<0.05), dalak oranı (P<0.001) ve kalp oranı (P<0.01)] üzerine olan etkisi istatistiksel olarak önemli bulunurken, tarçın yağının bu parametreler üzerine herhangi bir etkisi olmamıştır (P>0.05).Sıcaklık stresinin etkisi ile serum glikoz (P<0.001), trigliserit (P<0.01) ve LDL kolesterol (P<0.001) düzeyleri artarken, sıcaklık stresine maruz bırakılan gruplarda kullanılan tarçın yağının her iki düzeyi de serum glikoz, trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerini azaltmıştır (P<0.01). Sıcaklık stresinin etkisi ile toplam kolesterol düzeyi yükselmiş (P<0.01), HDL kolesterol düzeyi ise düşmüştür (P<0.01). Ancak bu iki parametre üzerine tarçın yağının bir etkisi olmamıştır (P>0.05).Serum MDA düzeyi sıcaklık stresinin etkisi ile yükselmiştir (P<0.05). Serum GSH-Px düzeyi sıcaklık stresinin etkisiyle azalırken (P<0.001), kullanılan tarçın yağının konsantrasyonuna bağlı olarak artmıştır (P<0.001). Serum GSH ve SOD düzeyleri sıcaklık stresinin etkisi ile azalırken (P<0.01), her iki parametre TN500 grubunda artmıştır (P<0.01).Sonuç olarak; temel yeme ilave edilen tarçın yağının performans ve karkas özellikleri üzerine olan etkileri önemsiz bulunmuştur. Diğer taraftan kullanılan tarçın yağı serum glikoz, trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerini azaltarak, serum GSH-Px, GSH ve SOD düzeylerini arttırmıştır. Bu nedenle temel yeme ilave edilen tarçın yağının, bıldırcınlarda önemli bir stres faktörü olan yüksek çevre sıcaklığının olumsuz etkilerini azaltılabileceği ortaya konmuştur.

Bitkisel yağlarBıldırcınHayvan yemleri+5
Fadime Tonbak
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Nisin ve kekik yağının kaymağa inoküle edilen Listeria monocytogenes ve Staphylococcus aureus üzerine depolama süresince etkisi

Bu araştırmanın temel amacı, nisin ve kekik yağının kaymağa inoküle edilen Listeria monocytogenes ve Staphylococcus aureus üzerine etkisini incelemektir. Araştırmada süt kaymağı kullanılmış, kontrol örneği de dahil olmak üzere L. monocytogenes ve S. aureus inoküle edilen toplam 12 grup oluşturulmuş ve çalışma iki iş paketine ayrılmıştır. Birinci iş paketinde her bir gruba L. monocytogenes inokule edilmiştir. Daha sonra bakteri kontrol grubu haricindeki gruplara 5 mg/kg ve 10 mg/kg nisin ile %0,25 ve %0,50 kekik yağı eklenmiştir. S. aureus olan ikinci iş paketinde de aynı işlemler uygulanmıştır. Hazırlanan örneklerin 0., 3., 5. ve 7. depolama günlerindeki mikrobiyolojik takibi yapılmıştır. Her iki iş paketinde de oluşturulan deneme gruplarının 3 tekerrürlü üretimi gerçekleştirilmiş ve her bir örnekten 2 paralelli olacak şekilde analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmada %0,50 kekik yağı kullanımının L. monocytogenes ve S. aureus içeren örneklerde daha fazla antimikrobiyal etki gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Kekik yağının bakteri gelişimini inhibe ettiği belirlenmekle birlikte, kekik yağının keskin aromasının kaymağın kendine has tat ve kokusunu baskıladığı gözlenmiştir.

Bitkisel yağlarKekik yağıKrema+3
Hatice Çayır Üstündağ
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Parasetamol ile indüklenmiş hepatotoksisiteye karşı resveratrol ve avokado yağının etkisinin araştırılması

Asetaminofen ve N-asetil P-aminofenol (APAP) olarak da bilinen parasetamol aynı zamanda Para-aminofenol türevidir. Klinikte yaygın olarak analjezik ve antipiretik amaçlı kullanılan ajanlardan bir tanesidir. Önerilen terapotik dozlarda parasetamol alımı genellikle iyi tolere edilirken aşırı dozda alınması toksisiteye neden olmaktadır. Yapmış olduğumuz bu çalışmada Resveratrol ve Avokado Yağı'nın Parasetamol ile indüklenmiş ratlarda oluşan karaciğer hasarına yönelik koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda ağırlıkları 400 ile 550 gram arasında değişen Wistar Albino cinsi toplam 30 adet erkek sıçan kullanılarak 5 ayrı grup (1. Grup; Kontrol, 2. Grup; Parasetamol, 3. Grup; Parasetamol + Resveratrol (RES), 4. Grup; Parasetamol + Avokado Yağı (AVO), 5. Grup; Parasetamol + Resveratrol + Avokado Yağı) oluşturuldu. Parasetamol 600 mg/kg dozunda 4. gün tek doz intraperitonel injeksiyon ile uygulandı. Resveratrol 10 mg/kg ve Avodako yağı 200 mg/kg dozunda oral gavaj ile 5 gün süreyle sıçanlara uygulandı. Parasetamol uygulamasını takiben 24. saatte hayvanlar sakrifiye edildi. Çalışmamızda alınan karaciğer doku örnekleri homojenize edilerek, TAS ve TOS aktiviteleri spektrofotometrik olarak tayin edildi. Deney sonunda sıçanların Karaciğer dokularında hematoksilen-eozin (H-E) boyaması yapılarak ışık mikroskobunda karaciğer hasarı değerlendirildi. Ayrıca, Comet Assay yöntemi ile de kanda DNA hasarının değerlendirilmesi yapıldı. Sonuçlar, parasetamol grubunda TOS düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttığını gösterdi. Parasetamol grubu ile RES, AVO ve RES + AVO grupları karşılaştırıldığında TOS düzeyinin anlamlı olarak düştüğü görüldü. Ayrıca, RES ve RES + AVO gruplarında TAS düzeylerinin parasetamol grubuna göre anlamlı olarak arttığı bulundu. Parasetamol grubunda histopatolojik incelemede nekrotik alanların varlığı belirlendi. RES ve RES + AVO ile ön uygulamanın oksidatif stres parametrelerini, DNA hasarını ve parasetamolün neden olduğu nekrozu tersine çevirdiği belirlendi. Bu çalışma ile, resveratrol ve avokado yağının birlikte kullanımının, antioksidan özelliklerinden dolayı parasetamole bağlı hepatotoksisiteye karşı koruyucu etkiler sağlayabileceği gösterilmiştir.

AsetaminofenAvokadoBitkisel yağlar+2
Erdi Onur Gökkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sığır dermatofitozisinde haşhaş yağının tedavi edici etkisinin patolojik yöntemlerle araştırılması

Bu çalışmada sığırlarda dermatofitozisin tedavisinde haşhaş yağı (Papaver somniferum) kullanımının etkinliği Pomad salisilik ile karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Çalışmada her grupta 7 hayvan olacak şekilde toplamda 21 hayvan kullanıldı. Klinik olarak derilerinde mantar enfeksiyonu bulunan bir işletmedeki holstein ırkı sığırlardan deri kazıntısı alınarak mikolojik yoklama yapıldı. Sonrasında 14 gün süreyle bir gruba haşhaş yağı, diğer gruba ise pomad salisilik topikal olarak uygulandı. Kontrol grubu hayvanlara ise deri kazıntısı haricinde herhangi bir uygulama yapılmadı. Tüm gruplardaki hayvanların makroskobik bulguları kaydedildikten sonra lezyonlu bölgelerinden 7. ve 14. günlerde deri biyopsisi alınarak histopatolojik ve immunohistokimyasal olarak incelendi. Dokulardaki yangısal değişiklikler günlere göre değerlendirilerek semikantitatif analizleri yapıldı. Lezyonlu bölgelerdeki etken varlığı, PAS ve Grocott Methenamine Silver yöntemleriyle gösterildi. Çalışma sonunda 7. günde her iki grupta subepidermal doku ve dermiste yangısal hücre infiltrasyonlarının arttığı, folliküler hiperplazinin daha da belirginleştiği ve kıl folliküllerindeki etkenlerin yoğunluğunun azaldığı gözlendi. 14. günde ise subepidermal ve dermal yangının şiddetinin azaldığı, çok katlı yassı epitel ve kıl folliküllerinin normal yapı ve strüktürüne yakın biçimde iyileştiği ve etkene ait yapıların ya çok az ya da hiç gözlenmediği tespit edildi. Anti-CK16 immunohistokimyasal boyamada her iki grupta da değişen derecelerde birbirine yakın immun-pozitif reaksiyonlar görüldü ve reaksiyonların 14. günde artarak devam ettiği belirlendi. Sonuç olarak haşhaş yağının trikofitosizli hayvanlarda pomad salisilik yerine kullanılabilecek kolay kullanım ve ekonomik anlamda uygun bir alternatif olabileceği düşüncesine varıldı.

Bitkisel yağlarHayvan hastalıklarıHaşhaş+7
Şaban Yönter
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Peynir altı suyu ve nar suyu karışımına çörek otu yağı katılarak probiyotik içecek üretimi

"Fonksiyonel gıda" terimi temel besin öğelerine sahip olmasının yanı sıra, sağlık için yararlı kimi bileşenleri de içeren gıdaları tanımlamaktadır. Artan sağlıklı yaşam eğilimi ve bunun için doğal gıda kaynaklarına yönelme her geçen gün gıda sanayinde yeni ürünlerin pazara sunulmasını sağlamaktadır. Fonksiyonel gıdalar bu yeni ürün zinciri içinde pazarda hızla kabul gömektedir. Günümüzde gıda biliminde yapılan araştırma ve geliştirme çalışmaları pek çok yeni fonksiyonel gıdanın tanınmasına yardımcı olmaktadır. Bu çalışmada farklı oranlarda (% 0.5, 4,5 ve 1 ) çörek otu yağı ilavesi ile üretilen probiyotikli nar suyu içeceklerinin mikrobiyolojik, kimyasal ve duyusal özellikleri araştırıldı. Nar suyu örneklerinde Lactobacillus casei, Bifidobacterium bifidum, koliform grubu, maya ve küf, Toplam Aerobik Psikrofilik bakteri yükleri incelendi. L. casei ilk gün analizinde tüm gruplar da yaklaşık aynı oranda iken son gün analizinde düşme eğiliminde olduğu görüldü. B. bifidum ilk gün analizinde tüm gruplar da yaklaşık aynı oranda iken son gün analizinde ise azaldığı görüldü. Raf ömrü süresince nar suyu örneklerinin kimyasal özellikleri olarak pH, titrasyon asitliği, kuru madde, toplam şeker, invert şeker, renk analizi değerlendirildi. Kuru madde, toplam şeker, invert şeker, renk analizi değerlerinde depolama süresince değişmediği gözlemlendi. Panelist değerlendirmesi nar suyu örneklerin de renk, görünüm, vizkozite, yapı, koku, tat ve aroma olmak üzere 7 farklı ölçüt kullanılarak yapıldı. Depolama süresince son analiz gününde (6 ml) çörek otu yağı içeren grubun en beğenilen grup olduğu belirlendi.

Bifidobacterium bifidumBitkisel yağlarGıda teknolojisi+7
Büşra Doğan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects