Patriarchal
77 theses under this subject heading
Afganistan'da kadınlara yönelik şiddet üzerine sosyolojik bir inceleme
Afganistan farklı etnik gruplardan oluşmuş ve tarihsel olarak farklı siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerden geçmiş bir ülkedir. Bu değişim süreci içinde kadınların durumu ve onlara yönelik şiddetin düzeyi, türü ve oranı da farklılaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Afganistan'da kadınlara yönelik şiddeti sosyolojik olarak incelemektir. Bu inceleme şu sorular etrafında yapılmıştır: Tarihsel süreç içinde Afganistan'da kadınların toplumsal konumu nasıl değişmiştir? Bu değişime bağlı olarak Afganistan'ın farklı siyasal dönemleri içinde kadın yönelik şiddetin yönü ve boyutu nedir? Son dönemde Afganistanlı kadınlar toplumda ve aile içinde ne tür şiddete maruz kalmaktadır? Kadınların şiddete maruz kalma nedenleri nelerdir? Kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen durum nedir? Bu sorular feminist kuram çerçevesinde irdelenmiş ve ataerkillik kavramı temelinde analiz edilmiştir. Bu analiz birincil ve ikincil kitaplara, makalelere, dergilere, resmi raporlara, internet haber kaynaklarına ve araştrımacının tanıklık ettiği olaylara dayanmaktadır. Anahtar kelimeler: Ataerkillik, Şiddet, Kadın, Afganistan,
Türk sinemasında 2010 sonrası filmlerde çocuk gelin temsili
Sinema ortaya çıkmasından bugüne gelene kadar, erkeklerin egemenliğinde bir sektör olarak, kadın temsillerine dair çok gerçekçi olmayan ve genellikle erkek bakışını yansıtan ürünler ortaya koymuştur. Geleneksel toplumlarda görülen ve modernleşme ile büyük ölçüde aşılması gerektiği düşünülen cinsiyet ayrımcılığının günümüzde de sürdürülmesi, film anlatılarına yansıtmaktadır. Sinema toplumun içindeki ataerkil yaşam örüntülerini perdeye yansıtarak, erkek egemen pratiklerin yeniden üretilmesine de bu yolla katkıda bulunmaktadır. Feminist film kuramcıları, sinemadaki erkek egemenliğine bir tepki olarak, filmlerin içeresindeki ataerkil kodları, ideolojileri ve sinemaya özgü aygıtların kullanılarak kadının nasıl ikincilleştirildiğini, çalışmalarının merkezine almışlardır. Sinemanın, kadının karşısında değil, onu destekleyen ve yanında olan biçimlerinin nasıl üretilebileceği, klasik sinemadaki erkek egemenliğin hangi şekillerde yıkılabileceğini araştırmışlardır. Türk sinemasında da benzer şekilde ataerkil yapıya dair izleri görmek mümkündür. Kadın sorunlarına ilişkin konuları ele alan filmler, büyük ölçüde erkeklerin domine ettiği sektörün ürünleri olarak izleyiciye sunulmaktadır. Feminist araştırmacılar ve kadın derneklerince üzerine durulan ve temelinde tüm toplumu ilgilendiren bir sorun olarak çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinin araştırılması bu çalışmanın asıl amacıdır. Amaca ulaşmak için, dört film (Lal Gece, 2012; Halam Geldi, 2013; Mustang, 2014; Yarım, 2015) seçilmiş ve analiz edilmiş ve yapılan analiz sonucunda, çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinde kadına ait bakış ve sesine yeterli ölçüde yer verilmediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Çocuk Gelinler, Feminizm, Ataerki, Türk Sineması,Kadın, Sinemada Çocuk Gelinler.
Kadına yönelik dijital şiddet: Siber zorbalık
Bu çalışmanın amacı kadınların maruz kaldıkları dijital şiddete yönelik bir algılarının olup olmadığı, dijital şiddetin türünü, dijital şiddete maruz kalma sıklığını, dijital şiddetin hangi platformlar üzerinden gerçekleştiğini, dijital şiddete kim tarafından maruz bırakıldığı, dijital şiddete neden maruz bırakıldığı, dijital şiddetle baş etme yöntemlerini saptamaktır. Çalışma kapsamında araştırmacı tarafından hazırlanan Kadına Yönelik Dijital Şiddet-Siber Zorbalık anketi çevrimiçi (çevrimiçi) olarak katılımcılara aktarılmıştır. Kadına Yönelik Dijital Şiddet –Siber Zorbalık anketi edebiyat taraması ardından daha önce gerçekleştirilen araştırmalardan sorular derlenerek hazırlanmıştır. Çorum'da yaşayan 488 kadınla gerçekleştirilen anket analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılan kadınların neredeyse tamamına yakını dijital şiddete maruz kalmıştır. Kadınların dijital şiddet algılarının düşük olduğu birbirini destekleyici sorulara verilen cevaplarla ortaya konmuştur. Çorum'da yaşayan kadınların maruz kaldığı dijital şiddet türü küfür, tehdit ve hakarete uğrama ve ısrarlı takiptir. Dijital şiddete tanımadığı/anonim hesaplar tarafından maruz bırakılmış ve en çok Instagram üzerinden dijital şiddete uğradığı saptanmıştır. Diğer çalışmalarda görülen genellikle yakın çevreyle paylaşmama durumu Çorum örneğin tersi bir durum sergilemekte, kadınlar yaşadıkları dijital şiddeti yakın çevreleri ile paylaştıkları görülmektedir. Kadınların neredeyse tamamına yakını yaşadığı dijital şiddetin nedenini dini görüş, mezhep, siyasi görüş ve etnik kimliğine bağlamamaktadır. Cinsiyetinden kaynaklandığını düşünen kadın sayısı araştırmaya katılan kadın sayısının yarısına (%48,8) yakındır. Dijital şiddetle mücadele etme yöntemi olarak engelleme –bloklama, uygulama içinde şikâyet etme, ekran görüntüsü alma, güvenlik ayarlarını gözden geçirme olarak belirlenmiştir. Yaşanılan dijital şiddet karşısında hukuki yollara başvuran kadın sayısı oldukça düşük çıkmış, kadınlar genellikle kendi başlarına mücadele etme yöntemini benimsediği saptanmıştır. Bu tez çalışması boyunca kadınların dijital şiddet deneyimleri çok boyutlu ele alınıp incelenmiştir.
Halide Edip Adıvar?ın ?Seviyye Talip? ve Michael Cunningham?ın ?Saatler? eserlerinde kadının özgürlük arayışı
The present thesis examines the restrictive effects of patriarchal system and the female quest for freedom who try to get rid of these oppressions in the patriarchal Victorian and Ottoman societies by focusing on Michael Cunningham?s The Hours and Halide Edib Adıvar?s Seviyye Talip. The two novels are analyzed and evaluated by putting the feminist and comparative approach on the basis of the historical contexts and cultural traits of the mentioned countries. Feminism that forms the basic point for this thesis and the superiority relationship between men and women are analyzed and subsequently the transformations of the female identity from tradition to modernity in the West and Ottoman Empire are explained in the first part. In the second part; the personal life stories and women perceptions of Michael Cunningham; Virginia Woolf who is claimed to give him muse and Halide Edib Adıvar are studied in details with the analyses of causal connections. Afterwards, female quest for freedom in the Hours and Seviyye Talip is analyzed on different points. At the end of the thesis, it is concluded that in the east or west ? even if the periods are different - the patriarchal system and conservative constitutions related to the religious-cultural norms are universal and unavoidable factors for shepherding women towards freedom quest. As a result, it is also seen that Halide Edib Adıvar, a woman writer brought up in such a country, is exposed to the social norms of the mentioned period, as well, and she reflects her personal experiences in her works naturally. Similarly, Cunningham analyses women issue successfully thanks to his talent of empathy.Keywords: Patriarchal, Oppression, Freedom, Quest, Woman, Feminism, Struggle
Kitle iletişim araçlarında ailenin ve ataerkinin yeniden üretimi (Örnek olaylar: Zuhal Topal'la İzdivaç programı ve Geniş Aile dizisi)
ÖZETKİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDA AİLENİN VE ATAERKİNİN YENİDEN ÜRETİMİ (ÖRNEK OLAYLAR: ZUHAL TOPAL'LA İZDİVAÇ PROGRAMI VE GENİŞ AİLE DİZİSİ)ŞAHİN, HaticeYüksek Lisans Tezi, Sosyoloji Ana Bilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Şehriban ŞAHİN KAYATemmuz, 2011, 123 sayfaBu tez insanlar için son derece önemli bir duygusal destek alanı olan aile kurumunun ataerkillik, popüler kültür ve kapitalizm üçgeninde nasıl tekrar üretildiği, ?aile son buluyor? tartışmaları arasında kadını ikincilleştiren ataerkilliğin kitle iletişim araçlarında nasıl temsil edildiğini ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? örnek olayları üzerinden ortaya koyma hedefindedir. Bu çalışmada ailenin ve kitle iletişim araçlarının tarihsel gelişimi ve teorik yaklaşımları üzerine basılı yayın araştırması yapılmıştır. ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? programları üzerine uygulanan gözlem, içerik analizi ve görüşme teknikleri kullanılmıştır.20. ve 21. yüzyılın insanları günlük hayatın her anında ve her alanında kitle iletişiminin ürettiği kimliklere ve imajlara maruz kalırlar. Kitle iletişim araçlarında üretilen anlamlar, üretim ve tüketim ilişkilerini içerir. Üretim ve tüketimin söz konusu olduğu her noktada güç ilişkileri devreye girer. Kitle iletişim araçlarından söz edildiği noktada popüler kültür ve tüketim toplumu ilişkisine bakılması bir zorunluluktur.Çağdaş toplumlarda herkes bir tüketicidir. Tüketim, ister insanın yiyecek, giyecek, barınma ihtiyacı olsun isterse de kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olsun kitleleri yönlendiren popüler kültürün egemenliği altındadır. Popüler kültür bir eğlence kültürü olarak kitle iletişim araçları tarafından tekrar tekrar üretilmektedir. Popüler kültürün yeniden üretimi esnasında toplumun içinde yaşayan kültür sorgulanmadan gösterime sokulur. Gösterime sokulan görüntü toplumu çağdaşlaştırmanın ötesinde sadece gelirlerini en üst seviyeye çıkarmanın peşindedir.Üreme, seks güdüsü ve duygusal bağlılıklar sonucu ortaya çıkan aile kurumu özel mülkiyet anlayışı ile birlikte ataerkil sistemin tahakkümü altına girmiştir. Kapitalizm kendinden önceki tüm kavramları, yaşam biçimlerini geleneksel olarak niteleyerek kendini farklılaştırmıştır, ancak ataerkillik konusunda bir süreklilik göstermiştir. Kitle iletişim araçları gelirlerini korumak ve artırmak için ataerkil kapitalist sisteme sıkı sıkıya bağlıdır. Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon ataerkil aile yapısını korumak için toplumun ataerkil kültürel varlıklarını sorgulamadan ekrana taşır. Geniş Aile dizisi toplumdaki ataerkil aile imajını en iyi yansıtan örneklerden biridir.Zuhal Topal'la İzdivaç programına katılan kişiler çoğunlukla modern yaşam şartlarıyla yalnız kalan insanlar, ekonomik sıkıntı içinde olan ve bir erkeğin bakımına ihtiyaç duyan kadınlar ve kendilerine ev içindeki ihtiyaçlarını karşılayacak beceriler kazandırılmamış erkeklerdir. Geçmiş dönemlerde insanlar yaşlı anne ve babalarının bakımını üstlenmekteydi. Son dönemlerde yaşanan toplumsal ve ekonomik koşullar bunu engellemektedir. Geniş ailelerin parçalanmasıyla birlikte insanlar yaşlılıklarında yalnız kalmaktadır. Bu durumdan kurtulmak için çözümü evlilikte bulmuşlar ve en kolay yol olarak da toplum tarafından sevilen insanlarca sunulan televizyon programlarını tercih etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Aile, Ataerkillik, Kapitalizm, Popüler Kültür, Tüketim Toplumu, Kitle İletişim Araçları.
Alevilikte kadın: Şahkulu Sultan Dergâhı'ndaki kadınların ?Alevi kadını? algılayışı
Alevilikte kadın konulu bu çalışmada amaç, Alevi kadının konumuna yönelik söylemlerin, pratikte ne oranda karşılık bulduğunu irdelemektir. Tarih boyunca erkek egemenliği karşısında hep ikinci planda yer edinen kadınların, Alevi topluluğundaki konumlandırılması sorunsallaştırılmaktadır. Alevi söylem ve yazınlarında Alevi kadını, erkek ile eşit gösterilip özgürlüğüne vurgu yapılan bir konumdadır. Ancak Alevi topluluğunda da kendini gösteren ataerkil yapı göz önünde bulundurulunca Alevi kadının tarih boyunca süregelen bu yapılanmanın dışında konumlandırılamayacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Alevi kadının gerçekte içinde yaşadığı ataerkil düzenden bağımsız ve her alanda erkek ile eşit konumda olmadığının altı çizilmektedir. Alevi topluluğunda kadının, sürekli Sünni kadın üzerinden ve hep aynı söylemlerle erkeklerce tanımlanıyor olması, Alevi topluluğunda bir kadın sorununun olmadığı yanılgısına neden olmaktadır. Alevi kadının söylemlerde belirtildiği kadar özgür ve erkek ile eşit konumda olmadığı feminist bir bakış açısıyla tartışılmaktadır. Alevi topluluğunda önemini günümüzde de koruyan dedelik makamında kadının temsil oranın yok denecek kadar az olması, Alevi liderlerinin önde gelenlerinin çoğunun erkek olması, erkek ile her alanda eşit olduğu vurgusu yapılan kadın konusunu sorunlu bir alana taşımaktadır. Bu anlamda Alevi kadınlarının söz konusu topluluk içerisinde ki konumlandırılışlarını nasıl değerlendirdiklerini anlayabilmek adına Şahkulu Sultan Dergâhı'nda bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Hem Alevi kadınına yönelik çalışmaların az olması hem de Alevi kadının konumunu daha iyi anlayabilmek adına yapılan anket çalışması ile kadınların; ailede, sosyal hayatta, ibadette, çalışma ve izin gibi pek çok konuda belirttikleri görüşler istatistiksel veriler ışığında değerlendirilmektedir. Alevi kadınlarının kendilerini Sünni kadından farklı konumlandırdıkları, Aleviliği savunma eğilimi ile kadınlık kimliklerinde taviz vermekten çekinmemeleri ve kadın dede kavramını yadırgıyor olmaları gibi söylemleri destekleyen pek çok sonuç çıkmaktadır. Ancak şiddette maruz kalan, erkek egemenliğinin her alanda olduğu vurgusunu yapan ve kadınların dedelik makamında erkelerle aynı oranda olması gerektiğini belirten pek çok katılımcıda olmuştur. Bu bağlamda `Alevi kadını özgürdür ve her alanda erkek ile eşittir' söyleminin bütün Alevi kadınlarına genellenemeyeceğinin altı çizilmektedir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Kadın, Kadın tarihi, Ataerkillik, Ötekilik.
Toplumsal cinsiyet etrafında ataerkilliğin toplumsal ataerkil TV dizileri üzerinden yeniden üretimi/işlenişi
Bu çalışmanın amacı toplumsal cinsiyet bağlamında ataerkilliğin TV dizilerinde yeniden üretimini ortaya koymaktır. Özellikle TV içerikleri incelendiğinde ataerkil rollerin çoğaldığı görülür. Bunun sonucu olarak içeriklerin izlenme oranları, topluma yansıma biçimleri ve TV'de uzun yıllar kalıcılığı yakalamaları, bu içeriklerin ne derece etkili olduğunu bizlere verirken öte yandan ataerkillik kalıplarıyla harmanlanıp sunulmaları da izlenme paylarını büyük ölçüde etkilemiştir. TV'nin ataerkil dizileri topluma yansıtma biçimleri ve işleyiş biçimleri de çok önemlidir. TV popüler kalıplar etrafında ataerkil roller yaratıp bunu topluma sunar. Çalışmanın amacını gerçekleştirmek için baskın role sahip olan ataerkil kalıplar içinde sunulan "Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz" dizisi örnek olarak tez çalışmasına konu olmuştur. Söylem analizi neticesinde elde edilen bulgular ataerkilliğin toplum içindeki boyutu ve toplumsal cinsiyetin belirginliği bağlamında TV dizilerinin bu durumu besleyen bir kaynak statüsüne sahip olduğunu göstermiştir. Anahtar sözcükler: Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, TV Dizisi
Anadolu Alevi Bektaşi geleneğinde kadının konumu
Söylenmiş ve söylenecek çok sözü olan iki alan: biri din diğeri Alevilik. Alevilikte "Bizde kadın erkek eşittir" söylemi Sünni kadınlar baz alınarak söylenmiş olsa da bu eşitlik anlayışının kaynağının ne olduğu tezin öncelikli amacıdır. Dolayısıyla toplumsal zamanı çoklu ve çatışmalı bu toplumun tarihsel sürecine eşlik eden; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Türkiye Cuhuriyeti dönemine de yansıyan toplumsal hareketler içindeki konumu ele alınmıştır. Diğer yandan Alevilik İslam'ın içinde heterodoks bir mezhep olarak tanımlandığı için baskın kültürün ve dini otoritelerin heriki geleneğin kadınları "ikincil" kılan öğeleri "toplumsal cinsiyet" perspektifi üzerinden eleştirel feminist teoriye göre tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın ve Din, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, AleviBektaşilik, Ötekilik
Tıp fakültesi öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısı ve eğitimin bu algı üzerindeki etkisi
Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de toplumun dayattığı rollerin bireyleri yönlendirdiği, onları etkilediği ve bu rollerin yeniden üretildiği bilinmektedir. Toplumsal cinsiyet, sadece toplum tarafından belirlenmekle kalmamakta, bedeni etkilerken, beden tarafından da etkilenmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencilerine verilen, bir dönemlik toplumsal cinsiyet/cinsiyet dersi ile bu konularda bilgilendirilmeleri ve öğrencilerde farkındalık oluşturulması amaçlanmış, dersin sonunda toplumsal cinsiyet tutum ölçeği ile değişikliklerin ölçülüp değerlendirilmesi planlanmıştır. Bu öğrencilerden altısıyla, ayrıca hazırlanmış sorular eşliğinde, derinlemesine görüşmeler yapılarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki görüşlerine dair daha ayrıntılı tutumlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmada, bir dönemde verilen yapılandırılmış toplumsal cinsiyet eğitiminin, katılımcılarda bir bilgi birikimine neden olduğu ve yapılan interaktif tartışmalarla tutum değişikliğine yol açtığı tespit edilmiştir. Tıp fakültelerindeki toplumsal cinsiyet eğitiminin, farkındalığı arttırdığı, davranış değişikliğine yol açtığı gözlemlenmiştir. Bunun ötesinde, bu içerikteki derslerin, sadece tıp fakültesi öğrencilerine değil, bütün öğrencilere yaygınlaştırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.
Endüstri sektöründe çalışan kadın ve erkek işçilerin toplumsal cinsiyet rollerine karşı tutumları: Bursa örneği
Bu tezde, toplumsal cinsiyetin, biyolojik cinsiyetten farklı olarak, kadınlık ve erkeklik konularında öğrenilmiş kalıpları ifade ettiği ve bu algının iş hayatında ne gibi tutum farklılıklarına yol açtığı ele alınmıştır. Toplumsal yaşamdaki tarihi süreçte biriktirilerek yaratılan sosyo-kültürel ve ekonomik ilişkiler, aynı zamanda bireyin toplumsal cinsiyet rolü ve sosyal kimliğiyle bağlantılıdır ve kişinin davranışlarının da buna göre şekillenmesini beraberinde getirmektedir. Toplumsal cinsiyetin, bilhassa sosyal yaşam ve iş hayatında sorunlara yol açtığı ve buna maruz kalan bireyleri dezavantajlı konuma sürüklediği düşünülmektedir. Özellikle kadının hangi alanlarda toplum nezdinde avantajlı veya dezavantajlı durumda olduğunu tespit etmek, bireyin yaşamında oldukça önem arz etmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak oluşan kısıtlayıcı bu kimlik ve etiketler, güdümlü ataerkil yapı içerisindeki toplumlarda daha eşitsiz bir şekilde görülmektedir. Tezin amacı, kişilerarası sosyal organizasyonu yeniden inşa eden ve yalnızca sahip olunan biyolojik cinsiyete bağlı olarak insanlara atanan hayatları belirleyip, bunları sabit birer zorunluluğa çeviren toplumsal cinsiyet tutumlarının bilfiil sorgulanmasıdır. Maskülizmin feminizme, feminizmin de maskülizme karşı çıktığı bu kısır döngüdeki kutuplaşmanın panzehiri nihayetinde daha pozitif bir değer olarak, eşitlikçi teorinin arkasında durmaktadır. Bu çalışmada bilimsel araştırma yöntemlerinden nicel araştırma deseni tercih edilmiştir. Veri toplama aracı olarak ise anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri IBM- SPSS25 yazılımı ile analiz edilmiştir. Ölçek sorularında, kadının erkekten daha düşük ücrette çalışmasının adilliği, evliliğin kadının çalışmasına engel olup olmadığı, kadınların anne olduktan sonra çalışmasının uygunluğu, çalışan kadının gelirini eşine verme zorunluğu ve erkeklerin de çamaşır bulaşık gibi ev işlerini yapmasıyla ilgili içerikler yer almaktadır. Sonuç olarak, taraflar için çatışma yaratan bu düşünce yapılarına kodlanmış mevcut düzen incelenmektedir. Erillik ve dişillik değil, soyun devamı olmaksızın, biri diğerine tercih edilemez bir şekilde birbirine bağlı, doğayı birlikte gerçekleştirebilen iki biyolojik cinsiyetin varlığı kabul edilmektedir. Ancak bunun tam aksine, yapay olan toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı tahribatın da sorgulanabilir olduğudur. Zira teorideki eşit hakların, toplumsal pratikte de tam anlamıyla uygulanabilir oluşu tartışmaya açık bir konudur. Bu sebeple cinsiyetler arası eşitliği en başta zihinlerde sağlayabilmek, öncelikli olarak eğitim ve hukuki düzenlemeleri gerektirdiği gibi bilinç seviyesinde de bir aydınlanmayla inşa edilebilir.
Savaş ve ataerkil şiddet: Yezidi kadınların şengal saldırısı deneyimleri
Yezidiler yüzyıllardır dışlayıcı politikalar ile şiddettin hedefi haline gelmiştir. Yazılı bir tarihlerinin olmaması ve kapalı bir toplum olmaları onlar ile ilgili yapılan birçok yanlış anlaşılmaya ortam hazırlamıştır. Özellikle "şeytana tapanlar" olarak resmedilmeleri ile onlara uygulanan şiddet meşru kılınmıştır. Kadınların alıkonulması ya da tecavüze uğraması neredeyse tüm Yezidi saldırılarında görülen bir şiddet biçimidir. Ataerkil zihniyetin yoğurduğu savaşlarda özellikle kadınların şiddete maruz kalmaları kaçınılmazdır. Yezidi kadınları da "son ferman" diye tanımladıkları 2014 DEAŞ'ın Şengal'e saldırmasında özgün bir şiddete maruz kalmıştır. Dolayısıyla, "Yezidi olmak" ve "kadın olmak" gibi iki öteki kimliği taşıyan Yezidi kadınlarının uğradıkları şiddeti anlamlandırma biçimleri bu tez için önemli bir noktayı oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler:Yezidiler, Kimlik, Cinsiyetçi Şiddet, Savaş ve Kadın
Zeki Demirkubuz sinemasında ataerkillik söylemi Bulantı filminin göstergebilimsel bir incelemesi
Ülkemizde sinema ortamı, uzun bir aranın ardından 1990'lı yıllarda yeniden hareketlenmeye başlamış, sinemanın dili çözülerek seyirci ilk kez sanat filmi perspektifiyle, dokusu Yeşilçam sinemasından farklı, 'Yönetmen Sineması'yla tanışmıştır. 'Çağdaş Türk Sineması' adını alan bu yeni dönemin görsel üslup ve anlatı dili, 'Yeni, Bağımsız, Auteur, Minimal' kavramlarıyla birlikte anılmaktadır.Türk sinema tarihi bakımından ismi "Bağımsız Sinema" ile özdeşleşen, yurt içi ve yurt dışında aldığı ödüller ile 'auteur' kabul edilen araştırma konumuzun öznesi Zeki Demirkubuz, bu türün en başarılı temsilcilerindendir. Yalın anlatımı, gerçekçi sinema dili ve filmin geneline işleyen 'Demirkubuz stili' ile yerli sinemaya büyük bir ivme kazandıran yönetmen, yurt dışında düzenlenen festivallerde Türk Sineması algısını olumlu yönde değiştirmiştir. Genelde Yeni Sinemanın,özelde Demirkubuz sinemasının ana temasını oluşturan 'bireysellik', yönetmenin sinemasal kimliği ve filmlerialt başlıklar altında incelenerek, Zeki Demirkubuz 'un kendi deyimiyle "en kişisel filmim" dediği 'Bulantı' filminin, sembolleri ve görünenin ötesindeki anlamıfeminist kuram bağlamında göstergebilim perspektifinden değerlendirilecektir
Hercai dizisi bağlamında ataerkil söylemin inşasında kadın temsili
Televizyon medyanın en kolay erişilen dolayısıyla da en yaygın kullanılan etkili kitle iletişim araçlarından biridir. Televizyonda yayınlanan reklam filmleri, soup operalar, reality şovlar, yarışma programları ve diziler gibi televizyon içerikleri belli mesajları iletmede kullanılmaktadır. Medya, içeriklerini üretirken egemen söylemi kullanmaktadır. Böylece içerikler alışılagelmişin dışına çıkmadan belli bir formül üzerinden devam etmektedir. Egemen söylemin dışına çıkmış metinlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu kalıpların dışına çıkan eleştirel bir tutumla hazırlanmış içerikler de izleyiciden rağbet görmemektedir. Buradan hareketle ele alınan çalışmada incelenek olan televizyon içeriği dizilerdir. Diziler (serial) egemen ideoloyi devam ettiren aynı zamanda yeniden üreten programlardır. Ele alınan çalışmada "Hercai" isimli dizi örneklem olarak seçilmiştir. Dizide kadın karakterlerin söylemleri ve davranışlarından yola çıkılarak toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil söyleme bakış açıları ve temsilleri incelenmiştir. Çalışmanın yöntemi de eleştirel söylem analizi olarak seçilmiştir. Böylece hâkim ideolojiyi üretme bakımından kadınların hangi noktalarda durduğu, nasıl bir tutum sergiledikleri ve ataerkillikle olan ilişkileri ortaya konmuştur.
Kırsal alanda yaşayan kadınların söylemleri üzerinden kadınlık kimliklerinin kuruluşunun ve dönüşümünün analizi: Manisa ili Akhisar ilçesi Karaköy mahallesi örneği
"Kırsal Alanda Yaşayan Kadınların Söylemleri Üzerinden Kadınlık Kimliklerinin Kuruluşunun ve Dönüşümünün Analizi-Manisa İli Akhisar İlçesi Karaköy Mahallesi Örneği" isimli bu tez çalışmasının amacı, kırsalda yaşayan kadınların kadınlık ve erkeklik kimliklerinin kurgulanmasında hâkim olan ataerkil kültürün kuşaklar arası aktarımını kadınların söylemleri üzerinden açığa çıkarmak, söylemlere ilişkin benzerlikleri ve farklılıkları anlamaktır. Çalışmanın amacından hareketle, tez kapsamında yapılan bu analizin kırsal alanda yaşayan kadınların ataerkillik ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcı uygulamalar nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunların açığa çıkarılması ve çözüm politikalarının oluşturulmasında önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çerçevede çalışmanın araştırma boyutunda; ilgili literatür taranarak hazırlanan yarı yapılandırılmış form doğrultusunda derinlemesine görüşme tekniğiyle veriler toplanmış, verilerin analizinde feminist metodolojiden yararlanılmıştır. Araştırma problemlerini kapsamlı olarak inceleyebilmek amacıyla nitel yaklaşımın kullanıldığı çalışmanın verileri, literatür doğrultusunda oluşturulmuş sosyo-demografik soru formuyla desteklenmiştir. İki aşamalı olarak tasarlanan saha araştırmasının ilk aşamasında kadınların sosyo-demografik yapılarına ait veriler "Sosyo-Demografik Görüşme Formu", ikinci aşamasında kadınlara ait veriler ise "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" aracılığıyla elde edilmiştir. Manisa'nın Akhisar İlçesi Karaköy Mahallesi'nde yaşayan annelerle ve annelerin evli kız çocuklarıyla, 1. kuşaktan 8 kadın, 2. kuşaktan 8 kadın olmak üzere 16 kadınla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında; gündelik yaşamın ifade edilmesinde, ev içinde ve kamusal alanda ilişkilerin sürdürülmesinde belirleyici ve yönlendirici olan ataerkil söylemlerin, kadınlık ve erkeklik kimliklerinin tanımlanmasına, dönüştürülmesine ve kuşaklar arasındaki deneyimlere etkisi ortaya konmuş, çalışmanın bulguları tematik analiz çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda; Karaköy Mahallesi'nde yaşayan 1. kuşak ve 2. kuşak kadınların kadınlık ve erkeklik kimliklerini tanımlayan söylemlerinde ve buna bağlı deneyimlerinde; kadın bedeni, doğurganlık ve cinselliğin denetimine ve kırsal alanda yaşayan kadınların sosyal hareketlilik temasına yönelik söylemlerinde kuşaklar arası farklılaşmaların yer aldığını gösteren bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ataerkillik, Kırsal Alan, Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Karaköy Mahallesi, Kadınlık ve Erkeklik Kimliği, Kuşaklararası Aktarım
Ataerkil dinler karşısında Tanrıça hareketi
"Ataerkil Dinler Karşısında Tanrıça Hareketi" başlıklı tezin hedefi 1800'lü yılların sonunda kadın kurtuluş hareketinin yükselmesiyle birlikte ortaya çıkan feminist eleştirinin, teolojik alana taşınmasıyla başlayan ve 1970'lerde ikinci dalga feminizmin etkisi, kadınların dindeki pozisyonları ile ilgili akademik araştırmaların artması, dişi bir ilaha tapan ilk anaerkil toplulukların ortaya çıkarıldığı arkeolojik ve antropolojik çalışmaların gelişmesi ve çeşitli ruhani hareketleri bünyesine katılmasıyla ortaya çıkan Tanrıça hareketinin, ataerkil dinler karşısındaki konumunu ve modern kadın için ne ifade ettiğini araştırmaktır.
Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen erkekliğin kadına yönelik fiziksel şiddet uygulamasının değerlendirilmesi: Manisa örneği
Amaç: Bu araştırmada kadına fiziksel şiddet uygulamış ve uygulamamış erkeklerin toplumsal cinsiyet tutumları ile şiddet uygulamaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Sağlık Bakanlığı Manisa İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Merkezefendi Devlet Hastanesi'nde çalışan erkekler ile Eylül-Aralık 2016 tarihleri arasında hastaneye ayakta tedavi amacıyla başvuran erkek hastalar ile yapılmıştır. 386 erkek ile yapılmış nicel ve genel tarama modeline (tekil ve ilişkisel) dayalı bir araştırmadır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, çocukluk çağı yetiştirilme şekilleri, kötü alışkanlıkları ve kadına şiddet uygulama düzeylerini belirlemek üzere araştırmacı tarafından hazırlanan anket formundan yararlanılmıştır. Ayrıca katılımcı erkeklerin toplumsal cinsiyet tutumlarını ölçmek üzere ETCET-TCNT ölçeklerinden faydalanılmıştır. Verilerin değerlendirmesi SPSS 21.0 ile yapılmıştır. Veriler Ki-Kare (X2), Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testlerinden faydalanarak analiz edilmiştir. Bulgular: Erkeklerin %13,7'si kadına fiziksel şiddet uygulamıştır. Kadına fiziksel şiddet uygulamış erkekler diğer erkeklere göre daha az adil tutum sergilemişlerdir. Eşlerin eğitim düzeyi, eşin çalışması, çocuk sayısı ve evlenme şekli gibi faktörlerin kadına şiddet uygulama üzerinde etkili değişkenler olduğu görülmüştür. Yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: Toplumsal cinsiyet tutumu kadına fiziksel şiddet uygulama üzerinde etkilidir. Bu nedenle kadına yönelik fiziksel şiddetin azalması için erkeklerin daha adil toplumsal cinsiyet tutumları benimsemesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Erkeklik, Toplumsal Cinsiyet, Kadına Yönelik Fiziksel Şiddet
Şiddet ve göç sarmalında Ezidi kadınlar: Bir mülteci kampında geçmişin izini sürmek
Bu çalışma, Şengalli Ezidi kadınların maruz kaldıkları IŞİD şiddetini ve bunun bir sonucu olarak meydana gelen göç tecrübelerini ele almaktadır. Ağustos 2014 itibariyle başlayan IŞİD şiddeti devam etmektedir; nitekim IŞİD'in elinde sayısı tam olarak bilinemese de halen Ezidi kadınlar var. Çalışmanın amaçlarından biri de ataerkinin savaş zamanlarında ve çatışmalı ortamlarda kadına yönelik şiddetin daha korkunç boyutlara ulaştığı gerçeğini ortaya koymaktır. Birçok Ezidi kadın, IŞİD tarafından ya öldürüldü ya da zorla alıkonulup tecavüze uğradı. Köylerinden göç edebilen kadınlar ise mülteciliğin getirdiği sorunlarla baş etmeye çalışmakta. Şengal'den Batman'ın Beşiri ilçesine bağlı Uğurca köyüne göç eden Ezidi kadınların şiddet ve göç deneyimlerine odaklanan bu çalışma, etnografik yöntemle yapılmıştır. Karşılaştırmalı bir biçimde Ezidiliğin ne olduğuna dair bilgilerin tartışıldığı ilk bölümün ardından şiddet ve göç olgularına dair kuramsal bir çerçeve çizilerek devam edilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Uğurca kampındaki Ezidi kadınlar, sözü devralmaktadır. Çalışmanın öznesi olan Ezidi kadınlar IŞİD şiddetini, göç yolunu, mülteciliği ve duygularını aktarmışlardır. Bu çalışma, IŞİD şiddetine maruz kalan ve göç eden Ezidi kadınların yaşadıklarını ve hissettiklerini anlama gayretinin bir parçasıdır. Anahtar Kelimeler: Ezidiler, Ezidi Kadınlar, Şiddet, Göç, Ataerki, Kadına Yönelik Şiddet.
Ataerkillik ve toplumsal baskı: Gaziantep'te dul kadın olmak
Bu çalışma, Gaziantep'te yaşayan eşinden boşanarak veya eşinin vefatıyla dul kalan kadınların deneyimlerini toplumsal cinsiyet perspektifinden incelemektedir. Çalışmanın temel argümanı, ataerkil toplumlarda kadınların özellikle dul kaldıktan sonra yoğun baskı altında tutularak birçok yeni sorunla karşı karşıya kaldıklarıdır. "Dul kadın" imgesinin olumsuz olarak resmedilmesi nedeniyle yanında bir erkek olmadan yaşayan kadın dışlanıp, ayrı bir cinsiyet kategorisinde ele alınmaktadır. Eril anlayışın hâkim olduğu bir düzende kadın olmanın zorluklarına, dulluk eklenince kadın olmanın daha güç olduğu görülmektedir. Bu güçlüklerin neler olduğunu belirlemek adına, Gaziantep'te yaşayan 10'nu eşinden boşanmış, 7'sinin ise eşi ölmüş toplamda 17 dul kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu kadınların evlilikte, boşanmada ve ağırlıklı olarak da dul kaldıktan sonra neler yaşadıklarını belirlemek adına sorular sorulmuştur. Yapılan değerlendirmeler sonucunda evlilikteki eşitsiz toplumsal cinsiyet rolleri ile başlayan sorunlar, evliliği herhangi bir sebeple biten kadınlar için daha farklı problemler getirmektedir. Ekonomik sorunlar, dışlanma, etiketlenme, artan toplumsal baskı, tek ebeveyn olma, psikolojik sorunlar gibi yaşam zorlukları kadınların dulluğunun sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ataerkillik, Patriyarka, Aile, Evlilik, Boşanma, Dulluk, Toplumsal Baskısı
Etiyopya, Harari Bölge Devletinde kamu kuruluşlarında çalışan kadınların cinsiyet deneyimleri
Cinsiyetle ilgili çalışmalar dünya genelinde araştırılmakta olan konulardan biridir. Cinsiyet sorunlarıyla, farklı pek çok yer ve koşullarda karşılaşmak mümkündür. Bunlardan biri de istihdam alanıdır. Cinsiyetle ilgili sorunlar tarihsel bir problemdir. Bu sorunların izlerinin binlerce yıl öncesine dayandığı ve çağlar boyunca nesilden nesile aktarıldığı söylenebilir. İnsan topluluklarının yerleşik yaşam tarzını benimsemeye başlamasıyla oluşan erkek egemen toplumsal yapı ve bunun üzerine kurulu devlet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temellerini oluşturmaktadır. Bu araştırma, Harari Bölgesel Devleti'nde, kamu kurumlarında çalışan insanların, özellikle kadın çalışanların, cinsiyet faktörünü göz önünde bulundurarak çalışma koşullarını araştırmaktadır. Bu koşullar içerisinde kadın çalışanların cinsiyet kaynaklı eşitsizliğe uğrayıp uğramadığı sorusuna aranan cevaptan hareketle bu çalışma tasarlanmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi seçilen dört kamu kurumunda (Harari Denetim Bürosu, Eğitim Bürosu, Kamu Hizmeti Bürosu ve Harari Kadın, Çocuklar ve Gençlik Ofisi) çalışan 20 erkek ve 20 kadından oluşmaktadır. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme sorularıyla gerçekleştirilmiş ve analiz edilmiştir. Seçilen dört kamu kurumunda çalışmakta olan kadınların çok az bir kısmı yüksek kademelerde bulunmakla birlikte cinsiyete dayalı ataerkil tutum ve düşünceler dolayısıyla eşitsizliğe ve şiddete maruz kaldıkları görülmüştür. Buna ek olarak, işyerinde etnik köken, din, eğitim ve ekonomi gibi faktörler de çeşitli ayrımcılıklara yol açmaktadır. Böylece yalnızca kadın-erkek farkından kaynaklı değil kadınların hemcinsleri arasında da ötekileştirmeye ve mobbinge maruz kaldıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Etiyopya, Feminizm, Harari, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkil, Kamu Kuruluş, Görüşülen, Kadın, Erkek, Cinsiyet Deneyimi
Toplumsal cinsiyet rollerinin kadın gazetecilerin algı ve haber üretim pratiğine etkisi: Gaziantep ili örneği
Bu tez çalışması ataerkil değerler ve toplumsal cinsiyet kültürünün kadın gazetecileri nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak ve mevcut ataerkil kültürün görünürlüğüne dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır. Tezin bir diğer amacı ise eril bir yapıya sahip medya kuruluşları içinde toplumsal cinsiyet rollerinin kadın gazeteciler tarafından yeniden üretilip üretilmediğini ortaya çıkarmaktır. Çalışmada Walby'nin Patriyarka Kuramı temel alınarak ataerkil değerleri inşa eden ve yeniden üreten mekanizmalar, feminizm, medya tartışmaları üzerinden değerlendirilmiştir. Bu çerçevede tezin örneklemi Gaziantep yerel medyada çalışan kadın gazetecilerden oluşmaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada, On bir kadın medya çalışanıyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma bulgularının sonuçlarına göre eril bir yapı içinde olan yerel medya kuruluşlarında çalışan kadın gazetecilerin toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldıkları görülmüştür. Görüşmecilerin verdiği cevaplar incelendiğinde toplumsal cinsiyet kültürünün ve rollerinin kadın gazeteciler tarafından yeniden üretildiği ve kadın gazetecilerin haber üretim pratiğine de yansıdığı anlaşılmıştır. Gaziantep yerel basının erkek egemen ve çoğunlukta bir yapıya sahip olduğu da sonuçlar arasındadır. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet, Ataerkillik, Medya, Kadın
Çağdaş sanatta bir ritüel olarak evlilik
Tarih boyunca birçok sanatçı, kendilerine özgü anlatım diliyle 'evlilik' konusunu ele almıştır. Bu araştırma; arkeolojik bir kazı olarak "ritüel"i ele alarak "evlilik" kavramını sosyoloji, psikoloji, ekonomi, din ve sanat bağlamında ele almaktadır. Evlilik konusu öncelikle toplumda yer eden anlamından çok uzaklaşmadan, kendi ritüel anlamlarını koruyarak çağdaş sanatın çoklu anlatım biçimleriyle ele alınmıştır. Bununla birlikte sanat tarihinde geçmiş dönemlerden de evlilik konusuyla bağlantılı yapıtlar ve analizler ele alınan konular arasındadır. Ritüel nesneleri başlığı altında evlilik; enstalasyon, video, famaj, heykel ve renkli tekniklerle sanatın döneme uygun anlatım olanaklarıyla, çağdaş bir üslupla plastik anlatıma dönüştürülmüştür. Ayrıca toplumların yaşamlarının bir parçası olan evlilik ritüellerinin, sanatsal anlatımda kullanılmasının dışında kendi geleneksel anlamlarının araştırılması da konunun kuramsal yönden incelenmesi ve konunun zenginleşmesi açısından önemli taşımaktadır. Tez çalışması boyunca ele alınan uygulama çalışmalarının çoğunda bir tanık olarak değil de hikâyenin yaşayanı olarak otoportre anlayışında bir yaklaşımla evlilik üzerine çalışmalara yer verilmiştir. Ritüel, kişi performanslarını akılsallaştırma başlığı altında Mc Donaldslaştırma evrimine uğratmaktadır. Araştırmada kuramsal yönden ve uygulama çalışmaları aşamasında tüketim toplumundaki roller, eril ve dişil kişi üzerinden okunacaktır. Toplumsal kimliklerin aile ağı ve ata-anaerkil yapının içinde maruz kaldığı durumların irdeleneceği bu çalışmada, toplumun kişiyi ritüel kurallarıyla nasıl yeniden ürettiğine zaman zaman eleştirel bir yaklaşımla değinilmektedir. Anahtar Sözcükler: Evlilik, Ritüel, Çağdaş Sanat, Toplumsal Rol, Ata-Anaerkil Yapı
Nijerya ve Türk basınında kadına yönelik şiddetin temsili
Gerek fiziksel gerekse psikolojik ya da sözel kadına yönelik şiddet artık küresel bir sorun haline gelmiştir. Şiddetin yaygınlaşmasına sebep olan etmenlere bakıldığında ataerkil tahakkümü içeresinde yetiştirilen cinsiyetçi söylemin başlıca neden olduğu görülmektedir. Bununla birlikte toplumsal, siyasi ve ekonomik yapıların en etkili aktörlerin erkekler olduğu görülürken, kadınların ikincilleştirildiği, eril şiddete maruz kaldığı görülmektedir. Yazılı ve görsel medya ise şiddeti magazinleştirerek konunun önemini yok saymakta, sıradanlaştırarak meşrulaştırmaktadır. Dolayısıyla kadına şiddet meselesini söylem analizi çerçevesinde incelemek önemlidir. Özellikle van Dijk'in söylem çözümlemesi yöntemiyle, Nijerya ve Türk basınında kadına şiddetin nasıl haberleştirildiği karşılaştırarak tüm boyutlarıyla ortaya koymak bu çalışmanın temel problemi oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türk basınında görüşleri birbirinden farklı 4 gazete: Sözcü, Sabah, Hürriyet ve Bianet incelenirken, Nijerya basınından yine birbirden görüş olarak farklı olan Vanguard, This Day, Premium Times ve The Punch gazeteleri incelenmiştir. Söz konusu gazetelerin her birinden 2016 ila 2020 yılları arasında yer alan 5 haber toplam 40 tane haber incelenmiştir. İnceleme sonucu iki basının da kadına şiddet olayını ticaret haline getirerek sattığı görülmüştür. Türk basınında magazinsel anlatım tarzıyla tiraj hedeflenirken, Nijerya gazeteleri belli kitlesine edebi anlatım ağırlıklı haber metinleri sattığı tespit edilmiştir. İki taraftan da incelenen 8 gazeteler arasında kadına yönelik şiddet konusunda olumlu adımlar attan yalnızca 3 gazete olduğu tespit edilmiştir: Sözcü, Bianet ve Premium Times. Bu üç gazete kendi bünyelerinde ürettiği "karşıt ideoloji" ile kadına şiddet konusunda ilerlerken, diğer gazetelerin iktidar ve egemen yapının belirlediği bir çizgi üzerinde yürüdüğü tespit edilmiştir. Anahtar sözcük: Kadına yönelik şiddet, Eleştirel söylem analizi, van Dijk, ataerkil, tahakküm, temsil
Ücretli ev içi hizmette çalışan kadınların deneyimleri ve gündelik direniş biçimleri: Taktikler ve stratejiler
Doğal, gündelik ve sıradan olarak tanımlanan gündelik hayat, cinsiyet temelli eşitsizliklerin yeniden üretildiği ve deneyimlendiği pratikleri içinde barındırır. Bu pratikler ev içi alanda daha görünür hale gelerek kadınlık normunu belirlemekte ve cinsiyet rollerinin farklılaşmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla özel alanla özdeşleştirilen kadınların ev içindeki emekleri görünmez kılınırken, ücretli başka bir evde sergiledikleri emekleri de diğer emek biçimlerine göre değersizleştirilmektedir. Kadınlar, hem kendi ücretsiz ev içi emeklerinde hem de ücretli olarak gittikleri ev içi hizmetlerinde farklılaşan cinsiyet rollerini ve tahakküm ilişkilerini deneyimleyerek, kendi özneliğini yeniden inşa etmektedirler. Buradan hareketle söz konusu bu çalışma; ücretli ev içi hizmette çalışan kadınların gündelik rutinini tesis etme, sürdürme ve koruma pratiklerinin neler olduğuna odaklanarak, "ev" mitinin yarattığı kırılganlığı sorunsallaştırmayı amaçlamaktadır. Bu kırılganlığın yarattığı güç ve iktidar ilişkileri ile baş etme "stratejilerinin" ve "mikro direniş" biçimlerinin neler olduğunu araştırmak çalışmanın temel amacı arasında yer almaktadır. Direnme, temel anlamda insanların gündelik hayatlarından sürekli olarak karşılaştıkları iktidar ilişkileri içinde yaşadığı zorluk, baskı ve haksızlıklara karşı varlığını sürdürebilmek için vermiş olduğu bir mücadele biçimidir. Çalışmanın amacı kapsamında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen ve Muğla'nın Ortaca ilçesinde yaşayan ücretli ev hizmeti veren 20 kadın ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler belli temalar ve alt kodlar doğrultusunda kategorize edilerek tartışılıp yorumlanmıştır.
Kız çocuklarının gözünde aile şirketinde çalışmak: Bir alan araştırması
Aile şirketleri, ülke ekonomilerinin gelişimine en büyük katkıyı sağlayan özel teşebbüsler içinde yer almaktadır. Aile şirketlerinde genel eğilim işletmenin yönetiminin gelecek nesle bırakılması yönündedir. Aile şirketleri tüm çocuklara açık bir yapı sergilese de kız ve erkek çocuklara yönelik tutumlarda farklılık olduğu görülmektedir. Babalar kız çocuklarına güvenemeyip aile işletmelerini erkek çocuğa devretme yoluna gitmektedirler. Oysa kız çocuk, aile işletmesinde daha kolay başarı sağlamaktadır (Semerci, 2008: 89). İlgili literatürde yapılan araştırmaların sonucunda aile şirketlerindeki kadınların, erkeklere oranla daha az biçimsel role sahip olduğu ve az sayıda kadının tepe yönetimde görev aldığı görülmektedir. Bu bağlamda, cinsiyet rolünün etkisiyle günlük hayatta geri planda kalan kadınlar ve kız çocuklarının diğer işletmelerde olduğu gibi aile işletmelerinde de geri planda kaldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, aile işletmelerindeki ataerkil yapı kadınların yönetim kademesinde yükselmesine engel teşkil etmektedir. Bu çalışmada Adana ilinde faaliyet gösteren aile şirketlerinde çalışan kız çocuklarının aile-üyesi çalışan olarak karşılaştıkları sorunlar ve onları aşma stratejileri ile onlara göre aile şirketlerinde çalışmanın avantajlarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. 19 kişiyle yapılan derinlemesine mülakatlar 3 ay sürmüş ve toplanan verilerin analizi yapılmıştır. Yapılandırılmış görüşme formunda yer 6 başlık yer almaktadır. Bunlar cevaplayıcının şirkete katılım, aile ilişkileri, iş ilişkileri, iş ve aile çatışması, yetki-devir konusu, şirketle ilgili temel bilgiler olarak sıralanmış ve bu başlıklar altında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde Aile şirketlerinde çalışan kız çocuklarının yaşadığı sorunların başında cinsiyet ayrımı, iş dünyasında başarılı olabilmek için bir erkeden daha çok çalışmaları gerektiği ve mesai saatleri uzunluğu nedeniyle aile-iş yaşamı arasında dengeyi sağlayamaması yer almaktadır. Bu görüşlerin yanı sıra aile şirketlerinde aile-üyesi çalışan olmanın en belirgin avantajları ise iş yerinde özgür davranabilme imkanı, çalışma saatlerindeki esneklik, üst statülere daha kolay gelebilme ve kendi fikirlerini kolaylıkla gerçekleştirebilme olarak sıralanmıştır. Aile şirketlerinde çalışan kız çocuklarının şirketlerine kendi kişisel kararları sonucunda katıldıkları görülmektedir. Aile şirketlerindeki kız çocukların şirkette çalışmaya başladıktan sonra aile bireyleri ve özellikle baba-kız evlat ilişkisinin değişmediği görülmektedir. Ancak kız çocuklarının aile şirketlerinde çalışmaya başladıktan sonra aileden olmayan üyelerin (müşteriler ,alıcı ve satıcı tedarikçiler) kendilerine karşı tavırlarda farklılık olduğu görülmüştür. Bu tavırlardaki farklılıkların büyük kısmı olumlu olduğu görülmektedir. Yetki devri sürecinde ana sorunların başında, babanın kızlarına olan güvensizliği ve sorumlulukla aynı oranda yetki verilmemesi şeklinde sıralanmaktadır.