Bizans İmparatorluğu
66 theses under this subject heading
İmparator VI. Ioannes Kantakuzenos'un "Historia" adlı eserinin IV. kitabının çeviri ve değerlendirilmesi
Kantakuzenos, Bizans'ın çöküşe giden süreçteki son büyük sülalesi olan Palaiologos Hanedanlığı'nın üç imparatoru (II. Andronikos, III. Andronikos ve V. İoannes) döneminde perde ardından Bizans siyasetine yön vermiştir. Tahta çıktığında 52 yaşında olan ve sadece 7 yıl (1347-1354) imparatorluk yapan Kantakuzenos sonra tahttan feragat ederek bu makamı meşru imparator olan damadı V. İoannes'e bırakarak inzivaya çekilmiştir. Keşiş olarak manastıra çekildiği bu inziva günlerinde 1320 yılından başlayarak tahttan feragatinden birkaç yıl sonra 1356 yılında nihayet bulan yaşadığı döneme ilişkin tarihi olayları yansıtan 4 kitaptan oluşan "Historia"yı kaleme almıştır. Kantakuzenos; imparatorluk, askerlik, bilim adamlığı, devlet adamlığı, din adamlığı ve keşişlik gibi farklı meziyetlere sahip olmasının yanı sıra, kendi döneminin olaylarını kaydeden tek Bizans imparatorudur. Tarihini kaleme alma amacı Bizans İmparatorluğu'nun XIV. yüzyıldaki sosyal ve politik tarihini anlatmak değil; mevkiinden feragat etmiş, türlü iftiralara maruz kalmış, yanlış anlaşılmış bir devlet adamının hatırat eseri olarak kendi icraatını savunmaktır. Kantakuzenos, naiplik hükümetine karşı giriştiği taht mücadelesinde Aydınoğlu Umur Gazi ve Orhan Bey ile ittifak yapmıştır. Batının Türklere karşı negatif algısının aksine bu müttefikliğini güçlendirmek adına kızı Theodora'yı Orhan Gazi'ye eş olarak vererek Osmanlılarla akrabalık bağı kurmuştur. Bu bağ Konstantinopolis'teki iktidarı ona getirse de ilerleyen dönemlerde Çimpe Kalesi'nin kaybı ve Türkmenlerin Gelibolu'ya iskânı Osmanlılara Avrupa kapılarını açmış ve Bizans İmparatorluğunu çöküşe sürüklemiştir. Taraflılığına rağmen tecrübeli bir devlet adamının kaleminden çıkan eser sahip olduğu içerik ve detaylar bakımından Bizans histografisinde eşsiz bir yere sahiptir. Dilimize baştan sona bir tercümesi bulunmayan bu eser, Ortaçağ ve Osmanlı kuruluş devrine ait verdiği detaylar bakımından önemli bir eksikliği gidermek adına yapılmıştır. Çalışmamızla bir nebze de olsa boşluğun doldurulacağı ve karanlıkta kalmış noktaların aydınlatılacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: İoannes Kantakuzenos, Palaiologos, Andronikos, Bizans, Umur Gazi, Orhan Gazi, Theodora, Çimpe Kalesi, Tarih
Abbâsî-Bizans ilişkileri bağlamında Mu'tasım Billâh'ın Ammûriye/Amorium fethi
Bu araştırmanın konusu "Abbâsî-Bizans İlişkileri Bağlamında Mu'tasım Billâh'ın Ammûriye / Amorium Fethi"dir. Amaç IX. yüzyılda Batı Anadolu'da coğrafi konumu itibariyle tebarüz eden Bizans şehri Ammûriye'nin çeşitli yönleriyle tanıtılması ve ikili ilişkiler çerçevesinde kentin fethi hakkında yapılan araştırmaların aktarılmasıdır. Çalışmamızda giriş, üç ana bölüm ve sonuç bulunmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın tanımı mahiyetinde özet bilgiler verilmiştir. İlk bölümde araştırmaya konu olan şehir tanıtılmış ve kısa tarihi ele alınmıştır. İkinci bölümde İslam-Bizans ilişkilerine değinilmiş ve mezkûr sefere götüren süreç değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde de seferin başından fethin sonuna kadar vuku bulan hadiseler ana kaynaklardan aktarılarak yorumlanmıştır. Tüm anlatımın sonunda bir sonuç bölümü eklenerek konu tamamlanmıştır.
I. Alexios Komnenos döneminde Bizasn'ın doğu siyaseti (1081-1118)
Asya ve Avrupa'nın kesiştiği bir bölgede kurulan, Roma İmparatorluğu'nun devamı niteliğinde olan Bizans İmparatorluğu kurulduğu 330 senesinden siyasi hayatının bittiği 1453 senesine kadar yaklaşık 11 asır boyunca tarih sahnesinde kalmayı başarmıştır. Konumundan dolayı tarih boyunca doğu, batı, kuzey ve güneyden çeşitli kavimlerin baskısına maruz kalmıştır. Kavimler Göçü'yle birlikte kuzeyde Avrupa Hunları, Avar, Bulgar, Peçenek, Kuman, Kıpçak kavimlerinin tehditleri uzun asırlar boyunca kuzey sınırlarında İmparatorluk için önemli bir tehdit unsuru olmaya devam etmiştir. X. asrın sonlarında Selçuklu Türklerinin Turan'dan İran'a inmeye başlaması ve İslamiyeti kabul etmesi ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğu için doğu sınırlarında bu kez daha öncekilerle kıyaslanamayacak güçte bir düşman ortaya çıkmıştır. Maveraünnehir ve Horosan'da teşkilatlanmaya başlayan Selçuklu Türkleri, kısa zamanda Anadolu sınırlarında görünmeye başlamışlardır. Önceleri bu tehditi çok fazla önemsemeyen Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu Devleti'nin güçlenmesi ve Pasinler Savaşı'nda alınan yenilgiyle birlikte Türk tehlikesinin ciddiyetini fark etmişlerdir. Bu andan itibaren Doğu Roma İmparatorluğu'nun en önemli hedeflerinden biri Türkleri doğu sınırlarından uzaklaştırmak olmuştur. Büyük bir heyecan ve ümitle tahta çıkarılan Romen Diyojen, Türkler'i Anadolu'dan atmak için hazırlıklarına başlamıştır. Büyük bir ordu toplayarak yola çıkan İmparatorun haberini alan Sultan Alparslan da Mısır seferine gitmek üzereyken bu kararından vazgeçmiş o da ordusunu hazırlayarak harekete geçmiştir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı'nda Sultan Alparslan'ın, Romen Diyojen'i mağlup etmesiyle, Anadolu'daki Türk hâkimiyeti başlamıştır. Yapılan taht mücadeleri sonrasında 1081 yılında I. Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. 1118 yılına kadar tahtta kalacak olan bu imparator adeta Doğu Roma İmparatorluğu'nun kaderi üzerinde etkili olmuştur. İmparatorluk her ne kadar askeri, siyasi, ekonomik açıdan zayıflamış olsa da onun izlediği diplomasi sayesinde ayakta kalmayı başarmıştır. I. Aleksios Komnenos'un ilk hedefleri arasında imparatorluğu yeniden eski gücüne ulaştırmak ve Türkleri Anadolu'dan atmak ön planda yer almıştır.
Heraclius Dönemi Anadolu seferleri ve o dönemde darbedilen sikkeler
Heraclius'un Anadolu seferleri ve o dönemde darbedilen sikkeler başlığını taşıyan çalışmamızın amacı, Heraclius'un Anadolu'ya yani Sâsânîlere ve Müslüman Araplar üzerine düzenlemiş olduğu seferleri ele alıp incelemektir. Bunun yanı sıra o dönem sikkeleri incelenerek sikkelere ilişkin, darp tarihi, darp yeri, çap, ağırlık, et kalınlığı ve lejand vs. gibi bilgiler verilmiş, konuyla bağıntılı görsellerde eklenerek sikkeler hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada öncelikle temel kaynaklar olan Bizans kaynakları ( Sebeos, Willermus Tyrensis vb.) ve Arap kaynakları ( Belazuri, Abu'l-Farac, Taberi vb.) kullanılmış, daha sonra bu kaynaklar üzerinde çalışan araştırmacıların eserlerine başvurmak suretiyle bu metin üretilmiştir.
Anna Komnena ve tarihçiliği
Bizans İmparatorluk prensesi Anna Komnena, XII. yüzyıl Bizans tarihçileri arasında önemli bir yere sahiptir. İyi eğitim almıştır. BizzatAnna Komnena tarafından yazılan Alexiad, I. Alexios Komnenos'un 1081-1118 yılları arasındaki hareketli saltanat sürecinin öyküsüdür. Anna, Alexios Komnenos ile ilgili bilgilerin dışında, aile üyeleri ve içinde büyüdüğü toplum hakkında da fikir verir. Çalışma tarihsel olayları hem akıcı bir şekilde anlatır hem de okuyucunun gözünde canlandırmasını sağlar. Anna, kendi deneyimlerine yaptığı göndermeler konusunda son derece özneldir; çalışma boyunca bir yazar olarak varlığı hissedilir. Alexiad hem konusu hem yazarı bakımından değerli bir kaynak olup bir ortaçağ kadını tarafından yazılmış ve günümüze ulaşmış önemli bir tarihi materyaldir. Bu tezi oluştururken de özellikle Alexiad üzerinde duruldu. Anna Komnena ve Tarihçiliği isimli tezimiz üç bölüme ayrılmış olup, birinci bölümde Anna ve yaşadığı dönem ele alındı. Bu bölümde Anna'nın ailesi, eğitim- öğretim hayatı ve yaşadığı dönemde meydana gelen taht kavgalarında nasıl bir rol üstlendiği incelendi. İkinci bölümde eseri Alexiad tahlil edildi. Üçüncü bölümde ise Anna'nın tarihçiliği ele alındı. Diğer bir önemli unsurda Anna'nın açıkça sergilediği tarafgirliktir. Bu noktadaki eleştiriye rağmen Alexiad dönemin Bizans İmparatorluğu'nu, Bizans-Türk ilişkilerini, Doğu Akdeniz politikalarını ve Haçlı seferlerini anlamak açısından önemli bir kaynaktır.Anahtar Kelimeler: Bizans İmparatorluğu, Bizans Tarihçiliği, Anna Komnena, Alexiad.
Doğu Roma İmparatoru I. Aleksios Komnenos dönemi (1081-1118)
Kurulduğu 11 Mayıs 330 yılından yıkıldığı 29 Mayıs 1453 yılına kadar Doğu Avrupa, Adriyatik, Kuzey Afrika, Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu'da boy gösteren ve o dönem dünya siyasetinde Roma mirasını ve Hristiyanlığı sırtlayan Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) gerek günümüz Türkiye tarihinin aydınlatılmasında gerekse Dünya tarihine umumi bir bakış açısı kazandırılmasında büyük önem arz etmektedir. İmparator I.Isakios Komnenos'un 1057'de taç giymesiyle Doğu Roma'da 128 yıl sürecek Komnenos Hanedanı saltanatı başladı. Tahta 1078 yılında 77 yaşındayken çıkan III.Nikèphoros Botaniates (1078-1081) çok sönük bir saltanat dönemi geçirdi. İmparatorlukta süregelen karmaşa devam etmekte, bundan faydalanmak isteyen komutanlar birbiri ardına isyan etmekteydiler. İsyancıları ve gelecekteki damadı olacak Nikèphoros Bryennius'u birer birer alt eden İmparatorluk başkomutanı Aleksios özellikle İmparatoriçe Maria Alania'nın dikkatini çekmiştir. İmparatoriçe 23 yaşındaki bu genç delikanlıya âşık oldu ancak oğlu Konstantin Dukas'ı korumak amacıyla Aleksios'u evlat edindi. Ertesi yıl Şubat 1081'de İmparatorluğu içine düştüğü iç ve dış buhrandan kurtarmak amacıyla Dukas ve Komnenos ailelerinin yaptığı istişareler sonucu 4 Nisan 1081 Pazar günü I.Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun 76. İmparatoru I. Aleksios Komnenos tahta çıktığında henüz 24 yaşında idi. İlk icraatı İstanbul'a giren paralı askerlerin yaptığı yağma ve talanlara engel olmak için ordugahı İstanbul'un dışına çıkarmak oldu. Doğuda Selçuklular batıda ise Peçenekler, Bulgarlar ve Slavlarla mücadeleyi sürdürdü. Fakat dönemin en önemli tehditlerinden birisi Norman Kralı Robert Guiskard'ın önce Sicilya ve daha sonra İtalya'yı alarak Akdeniz'de önemli bir güç haline gelmesiydi. Guiskard, İstanbul'u alarak iki imparatorluğu birleştirmek istiyordu. Bu amaçla çıktığı seferde Doğu Roma-Venedik ittifakına mağlup olur ve Aleksios açısından ilk büyük tehdit bertaraf edilmiş olur. Doğuda ise Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ve akınları devam ediyordu. Bu duruma son vermek isteyen Aleksios Papa II.Urban'dan Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağını elde etmek için profesyonel birlikler talep etti. Ancak bu istek hiç umulmadık sonuçlara yol açtı ve Haçlı Seferlerinin başlamasına neden oldu. Bu uzun soluklu savaşlar ise hem Dünya Tarihi açısından hem de Bizans ve Türk Tarihi açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. 37 yıllık saltanatı boyunca hem doğudan hem de batıdan birçok tehdide maruz kalan İmparator Aleksios Komnenos, bunların hemen hemen hepsini başarıyla bertaraf etmiştir. Tahta geçtiğinde enkaz halini alan donanmayı toparlamış, komutan olmasının getirdiği etkiyle orduda geniş bir ıslahat süreci başlatmıştır. Devletin yıpranan ekonomisini toparlamaya çalışmıştır. Yüzyıllardır yoğun bir çekişme yaşanan Katolik Batı ve Papa ile nispeten ilişkileri düzeltmiştir. Saltanatının son yıllarında Selçuklu Türklerine karşı mücadelelerini yoğunlaştırmış, bir yandan da eşi İrene, kızı Anna ve damadı Bryennius'un entrikalarına engel olmaya çalışmıştır. Saltanat sürdüğü 37 yıla birçok zafer sığdırmış, yok olan devlet otoritesini yeniden tesis etmiş ve belki de Doğu Roma İmparatorluğu tarihinin en önemli dönemlerinden birinde imparatorluk yapmıştır. İmparator Aleksios Komnenos yoğun geçen saltanatının ardından yakalandığı gut hastalığı sonucu 15 Ağustos 1118 Perşembe günü İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.
Tunay Demran Koleksiyonu'nda yer alan Bizans İmparatorluğu sikkeleri
Manisa Müze Müdürlüğü'ne kayıtlı olan koleksiyoner Tunay Demran, koleksiyonunu oluşturduğu arkeolojik ve etnografik eserler ile 2000 yılından günümüze kadar taşınabilir kültürel miras koleksiyonculuğuna katkıda bulunmaktadır. Söz konusu koleksiyon toplam 468 adet sikke içermektedir. M.Ö. 6. yüzyıldan M.S. 16.-17. yüzyıla kadar geniş bir tarih aralığını içeren sikke koleksiyonu Lydia, Grek, Pers, Roma, Bizans, Anadolu Beylikleri Dönemi ve Ortaçağ Avrupa Dönemi olmak üzere farklı uygarlıklara ait eserleri barındırmaktadır. Tez çalışmamızın temelini oluşturan Bizans İmparatorluğu sikkeleri, 218 adedi ile koleksiyonun büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bizans sikkelerinin başlangıcı konusundaki çeşitli görüşler dikkate alınarak, koleksiyon imparator I. Anastasios (491-518) dönemindeki sikke reformuyla başlatılmıştır. Sikkeler, Bizans İmparatorluğu'nun dönemlerine göre ayrılarak kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda koleksiyonun İmparator II. Andronikos Palaiologos (1282-1328) dönemine kadar üretimler içerdiği anlaşılmıştır. Çalışmamızda Bizans İmparatorluğu sikkelerinin başlangıcı, sikke sisteminin evreleri, temel maden ve birimleri ile darp yerleri hakkında genel bilgiler verildikten sonra koleksiyon üzerinden detaylı bir inceleme sunulmuştur. Tez çalışmamızda öncelikle koleksiyoner Tunay Demran hakkında kısa bir bilgi ve yıllar içerisinde oluşturduğu koleksiyonu istatiksel olarak incelenmiştir. 2000 yılından günümüze kadar giderek genişleyen ve genişlemeye devam eden koleksiyon içerisindeki eserler farklı zamanlarda, alanında uzman kişiler tarafından çalışılmıştır. Söz konusu çalışmalar tez içerisinde ayrı bir başlık altında sunulmuştur. Koleksiyon hakkında yapılan çalışmalar içerisinde özellikle 2017 yılında yayınlanan "Tunay Demran Koleksiyonu" isimli kitap çalışması, tez çalışmamız ile doğrudan ilişkilidir . Koleksiyonun başlangıç yılı olan 2000 yılından 2017 yılına kadar koleksiyon sikke envanterine eklenen sikkeleri inceleyen yayın içerisindeki Bizans Dönemi'ne tarihlendirilen 69 adet sikke tez içerisinde istatiksel veriler eşliğinde sunulmuştur. 2017 yılından sonra koleksiyon envanterine eklenmiş 149 adet sikkenin ise fotoğrafları çekilerek belgeleme işlemleri yapıldıktan sonra ulusal ve uluslararası yayınlar incelenerek bir katalog çalışması hazırlanmıştır. Koleksiyon envanterine 2000-2017 ile 2017-2023 yılları aralığında eklenen sikkeler karşılaştırılarak bir değerlendirme yapılmıştır. Sonrasında bir sonuç bölümü, ardından katalog ile sikke görsellerini içeren levhalar bölümü yer almaktadır. Ekler kısmında Bizans imparatorlarının kronolojik sırayla oluşturulmuş iktidar listesi ile tez içerisinde geçen terimleri içeren Sözlükçe bölümüne yer verilmiştir.
Menteşeoğulları Beyliği, Akdeniz dünyası ve Osmanlı Beyliği: Devletlerarası ilişkilerin gelişimi
Menteşeoğulları Beyliği'nin doğuşunda en önemli faktör, XIII. yüzyılda gerçekleşen büyük Moğol istilası dolayısıyla Anadolu'ya yapılan büyük Türkmen göçüdür. Diğer beyliklerin kurucuları gibi Menteşeoğullarının ataları da bu göçle Anadolu'ya gelmişlerdir. Toroslar ve Batı Anadolu uçlarında yığılan Türkmen kitleleri, Moğol baskısı ve Türkiye Selçuklu devletinin çözülüşüne paralel olarak, kendi adlarına fetihler yaparak, beyliklerini kurdular. Menteşe Beyi ilk defa Karamanoğullarıyla birlikte tarih sahnesine çıkmıştır. Daha sonra Bizans'ın Karia eyaletini fethettiğini gördüğümüz Menteşe Bey bağımsız bir siyasi otorite niteliğiyle dikkat çeker. Beyliğin kuruluş aşamasında dış ilişkiler olarak, ilk münasebetler Bizans'la yaşanmıştır. Bu münasebetlerin genellikle askeri özellik taşıdığı görülmektedir. Daha sonra Latinlerle askeri, diplomatik ve ticari münasebetler geliştiren Menteşeoğulları, önemli bir deniz gücü olarak deniz gazaları gerçekleştirdi. Hıristiyan güçlerle yapılan savaşlar ticari münasebetlerin gelişmesine engel olmadı. Bu bağlamda Venediklilerle birçok defa anlaşmalar yaptıkları görülmektedir. Ceneviz ve Katalanlarla ise daha çok askeri nitelikte ittifak ilişkileri dikkat çekmektedir. Osmanlı hükümdarı I. Murad döneminde Menteşeoğullarıyla ilişkiler iyi komşuluk ve dostluk temelinde başlamıştır. Bu dönemde siyasi ve askeri üstünlüğü bütün Anadolu'da tanınmış olan Osmanlılar Menteşeoğulları Beyliği'ne de nüfuzlarını kabul ettirmişlerdir. Yıldırım Bayezid döneminde ise Osmanlılar Anadolu Beyliklerine karşı hukuki ve meşruiyete dayalı üstünlüğünü kabul ettirme siyasetinden vazgeçerek doğrudan ilhak politikasına yönelmişlerdir. Nitekim Yıldırım Bayezid 1390'da başladığı Anadolu Seferi'nde Menteşeoğulları ve diğer Batı Anadolu Türk Beylikleri'ni askeri güç kullanarak ortadan kaldırdı. Timur'un Anadolu'ya seferi ve 1402 Ankara Savaşı, hukuken Menteşeoğulları Beyliği'nin yeniden kurulmasına yol açmıştır. Fetret Devri boyunca Menteşeoğulları, Osmanlılar arasındaki taht mücadelesinde denge siyaseti izleyerek güçlenmeye çalıştılar. Çelebi Mehmed ve II. Murad meşruiyete bağlı kalarak ve askeri müdahale için hukuki gerekçelere dayanarak Menteşeoğulları Beyliği'ne son verdi. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Akdeniz, Bizans, Latinler, Menteşeoğulları, Osmanlı
Bizans İmparatorluğu Döneminde Trabzon (Siyasi, iktisadi ve idari tarihi 395-1204)
Karadeniz'in güneydoğu ucunda kurulmuş olan Trabzon kentinin tarihi M.Ö. VIII. Yüzyıla kadar uzanmaktadır. Antik dönemin büyük ticaret şehirlerinden biri olan Trabzon'un en önemli özelliği stratejik konumudur. Bu konum kentin ticari hareketliliğinin yükselmesini sağlamış ve aynı zamanda kentin etrafını çevreleyen sarp dağlar karadan gelecek istilalardan korunmasına imkan vermiştir. Yakın çevresindeki kentlerle ticari bağları olan Trabzon aynı zamanda uluslararası ticaret yollarının üzerindeydi. Dolayısıyla Trabzon kenti hem bölgesel hem de uluslararası ticarette önem taşıyan bir konuma sahipti. M.Ö. I. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine giren Trabzon kenti bu dönemde de stratejik bir liman kenti olma özelliğini devam ettirmiş ve ayrıca Roma orduları tarafından imparatorluğun doğu sınırlarında gerçekleştirilen seferlerde ikmal noktası olarak kullanılmıştır. Trabzon kenti ve çevresi Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesinden sonra Bizans (Doğu Roma) hakimiyetine girmiştir. Kaynaklar kent çevresinin Bizans hakimiyetindeki ilk yüzyılları hakkında çok fazla bilgi vermese de I. Justinianus döneminden itibaren kentin tekrar önem kazandığı görülmektedir. Bizans İmparatorluğu ile Sasaniler arasında yaşanan savaşlar ve Trabzon çevresinin çarpışma bölgelerine olan yakınlığı imparatorluğun bölge ile ilgili politikalarında değişiklik yapmasına neden olmuştur. Özellikle VI. ve VII. yüzyılda vuku bulan Sasani savaşları nedeniyle Trabzon'da bir takım siyasi ve idari değişiklikler yaşanmıştır. VII. yüzyıl ortalarında itibaren başlayan Bizans-Arap savaşlarında Trabzon ve çevresi saldırılardan nispeten uzak kalmış ve özellikle Trabzon limanı Bizans-Arap ticaretinin önemli kesişme noktalarından biri olmuştur. II. Basileios tarafından düzenlenen Gürcü seferlerinde ikmal noktası olarak kullanılan Trabzon şehri, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Selçuklu ordularının hedefi olmuştur. XI. yüzyıl sonlarından itibaren Bizans İmparatorluğu'nda merkezi otoritenin zayıflaması ile Trabzon'da Gabras hakimiyeti başlamış ve bu dönem yaklaşık bir asır sürmüştür. Nihayet, IV. Haçlı seferinden sonra Trabzon'da Rum İmparatorluğu'nun kurulması ile Trabzon ve çevresi için yeni bir süreç başlamıştır. Bu tez Trabzon'un Bizans İmparatorluğu dönemindeki siyasi, ekonomik, idari ve fiziki yapısını ele almayı hedeflemektedir. Bizans İmparatorluğu'nun doğu sınırından meydana gelen siyasi olayların Trabzon ve çevresini nasıl etkilediği ayrıca Bizans idari ve ekonomik yapısındaki değişikliklerin Trabzon ve çevresindeki yansımaları bu çalışmanın temel konusudur.
Bizans İmparatorluğu'nun ilk kadın hükümdarı İrene (752-803)
Bizans İmparatorluğu ortaçağın en uzun süreli siyasi kurumu olmuştur. Bizans'ın hem yöneticileri hem de halkı içgüdüsel olarak muhafazakâr olarak bilinmiş ve Bizans tarihi kaynakları genel olarak siyasi, idari, askeri olaylar üzerinde durmuştur. Bizans İmparatorluğu'nda iktidar sahipleri, ordu komutanları ve kilise yöneticileri erkekti ve bu nedenle Bizans ataerkil bir toplum olarak tanımlanmış, kaynaklarda kadınlardan pek söz edilmemiştir. Böyle bir toplumda basilissa (imparatoriçe) değil basileus (imparator) unvanını kullanarak ilk kadın hükümdar olan İrene Bizans tarihinde çok önemli bir konuma sahip olmuştur. Nitekim bu çalışmada İrene'nin nasıl tek başına hükümdar olduğunu açıklama amacındadır.
Hamdânî - Bizans münasebetleri (292-394/905-1004)
Hamdânîler, Abbâsî Devleti'nin güç ve iktidarının zayıfladığı devirlerde onlara bağlı olarak hüküm sürmüş bir devlettir. Onlar Şiî olmalarına rağmen yoğun Sünnî nüfusa sahip Musul ve Halep bölgelerinde hüküm sürmelerinin bir gereği olarak Abbâsî halifesi adına hutbe okutmuşlar ve fırsat buldukça da sınırlarını genişletmeye çalışmışlardır. Bu bağlamda Hamdânîler, Bizans'ın Sugūr hattını işgal etme girişimlerini önleme ve özelde bölgeyi ele geçirme adına onlarla mücadele etmişlerdir. Çalışmamızda X. yüzyıl boyunca Musul kolu ve Halep kolu olmak üzere iki bölgede varlığını sürdüren Hamdânîler'in, bulundukları coğrafyadaki varlığı ve faaliyetleri incelenmiştir. Soyu Benû Tağlib kabilesine dayanan Hamdânoğulları'nın, ilk İslâm fetihlerinin ardından Diyâr-ı Rebî'a'ya yerleşmelerine değinilmiştir. Hamdânoğulları'nın müstakil bir devlet haline gelmelerinden sonra, Bizansla kurduğu ilişkiler incelenmiş ve özellikle aralarında meydana gelen savaşlar konu edinilmiştir. Hamdânîler kısa bir dönem de olsa Bizans'a karşı Sugūr bölgesinde başarılı bir savunma hattı oluşturmayı başaran Şiî bir devlettir. Hamdânîler'in en büyük ve en güçlü hükümdarı Seyfüddevle olmuştur. O, canı pahasına destansı bir mücadele vererek Bizanslıların taarruz ve işgallerini durdurmaya çalışmış ve Müslümanların Bizans karşısında verdiği mücadeleye yeni bir soluk getirmiştir. Hamdânî hanedanının bir asır boyunca hüküm sürmesi Seyfüddevle'nin verdiği bu mücadelenin bir ürünüdür.
Pavlikanlar
Tez konusuna genel bir isim verilerek, Pavlikanların, siyasi ve sosyal alandaki etkilerini de içine alan genel bir çalışma yapılması hedeflenmiştir. Günümüze kadar Pavlikanlar hakkında yapılan çalışmalar siyasi tarihlerinden ziyade Hrıstiyanlık tarihi bağlamında ele alınmıştır. Bu tezle birlikte siyasi tarihleri hakkında da araştırma yapılarak, Pavlikanlar hakkında yapılan çalışmalara bir yenisinin eklenmesi amaçlanmaktadır. Bizans'ın uyguladığı 'tek din' politikası doğrultusunda ötekileştirilen, dışlanan ve baskılara maruz kalan Pavlikanlar, diğer heretik cemaatlerden farklı olarak Bizans'ı sadece dini alanda değil siyasi alanda da uğraştıran bir topluluktur. Bu topluluğun diğer bir özelliği de belli bir etnik unsura sahip olmamasıdır. Bulundukları coğrafyanın avantajını kullanıp bazen Araplara karşı Bizansla bazen de Bizans'a karşı Araplarla yaptıkları iş birliği doğrultusunda güçlerini arttırarak IX. yüzyılda Divriği de kendi devletlerini kurdular. Dört bölümden oluşan tezimizin birinci bölüm başlığı Coğrafyadır. Bu bölümde Pavlikanların ortaya çıktıkları ve yayıldıkları bölgeleri anlattık ve Pavlikanların etnik yapısı hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde Din başlığı altında, Pavlikanlarla birlikte aynı coğrafyada ortaya çıkan ve heretik olarak adlandırılan diğer cemaatler hakkında bilgi verdik. Daha sonra Pavlikanların dini inançlarını ve Pavlikan adının kökenini anlattık. Üçüncü bölümümüz de ise Siyasi Tarih başlığı altında, VII. ve IX. yüzyıllar arasında Bizans'ın siyasi durumu, bu yüzyıllar arasında Bizans – Müslüman Arap İlişkisi, Pavlikanların siyasi tarihleri ve son olarak da Pavlikanlardan sonra ortaya çıkan cemaatlerin siyasi tarihlerine değindik. Dördüncü ve son bölümümüzde ise, Bizans'ın Heretik Cemaatler İle Mücadelesi başlığı altında, Kilise – Devlet İlişkisi, Heretik cemaatlerin ortaya çıkış nedenleri ve Bizans – Pavlikan Mücadelesi konularını anlattık.
Bizans İmparatorluğunun iskân siyaseti (IV-VII. yüzyıllar)
Roma İmparatorluğu genişleyen sınırlarıyla birlikte barbar toplumlarla sınır komşusu durumuna gelmişti. Başlangıçta barbar kavimlerinin imparatorluk sınırlarından geçişlerine askeri ve özellikle tarımsal ekonomideki ihtiyacından dolayı göz yumulmuştur. Ancak kavimler göçüyle birlikte Hunların önünden kaçan Germen topluluklarının geçiş için oluşturduğu baskı İmparatorlukta tartışmalara neden olmuş ancak askeri ve tarımsal insan kaynağı açığı imparatorluk bürokrasisinin baskın gelmesiyle büyük Germen kitlelerinin foedarity olarak kabulünü sağlamıştır. Kendi liderleri öncülüğünde hareket etme imkânı tanınan Germen topluluklar başta askeri olmak üzere imparatorluğun bütün önemli bürokrasisinde hızla güçlenerek yükselmişlerdir. Bu yükseliş Roma yönetiminin ele geçirilmesine devam etmiştir. Roma İmparatorluğu'nun sahip olduğu çok geniş sınırlar ve devasa güç bundan sonraki dönemlerde de başka kavimlerin iştahını kabartmış, Avarlar, Slavlar, Bulgarlar İmparatorluğu sürekli tehdit ve baskı altında tutmuştur. Doğu sınırlarındaki durum da çok farklı olmamış, Sasani ve Arap baskı ve tehdidi imparatorluğu çok zor duruma sokmuştur. İmparatorluğun maruz kaldığı istila ve tehditlerin amacı farklı olabilmiştir. Zira Avarlar ile birlikte hareket eden Slavlar yağma ve ganimet elde etme niyetinden çok yerleşmek amacıyla işgallerde bulunmuşlardır. İmparatorluğun genel stratejisinde tehdidin en büyüğü doğudan algılandığı için Balkanların biraz daha esnek bırakılmasına yol açmış, bu durumu iyi değerlendiren Slav toplulukları da imparatorluk topraklarına yerleşmişlerdir. Doğu'nun en büyük tehdit unsuru olan Sasanilerin bertaraf edilmesi Bizans'ı rahatlatmamış, arkasından gelen Arap İslam akınları, onu çok uzun sürecek yeni sorunların içine sokmuştur. Bizans'ın iskân yapısını ve politikasını sadece siyasi olaylar şekillendirmemiştir. Sosyal ve iktisadi olaylar da bunda oldukça etkili olmuştur. Zira tarihin en büyük iç isyanlarından biri olan Nika İsyanı, İmparatorluğun nüfusunun tükenmesinde etkili olan bir örnek olarak gösterilebilir. Yine dini ve mezhep farklılıkları ve mücadelesi de Bizans'ın nüfus hareketi üzerinde etkili olmuştur. Ayrıca 541'deki büyük Veba salgını ve Constantinopolis büyük depremleri, doğal afetlerin imparatorluğun nüfus gücü ve iktisadi yapısında oluşturduğu tahribatların örnekleridir. Bizans imparatorluğu normal ve olağan üstü durumlarda nüfus gücünü sağlam tutmak için gerekli politikaları sürdürmüştür. Şüphesiz sürdürdüğü bu politikalarda zaman zaman başarısız olabilmiş, menfi sonuçlarıyla karşılaşabilmiştir. Bu durum da bir yerde kaçınılmaz olmuştur. Çünkü farklı toplulukları kendi toplumu ve devleti içinde istihdam etmek ve yerleştirmek oldukça zor ve riskleri büyük olan bir politikadır.
Bizans İmparatorluğunda sosyal hayat içerisinde kadının konumu
Bizans İmparatorluğu tarihin en büyük imparatorluklarından birisidir. İmparatorluk tarihi boyunca özellikle soylu kadınlar, ataerkil toplum yapısına karşın siyasetten sanata, sanattan kültüre, kültürden dini hayata kadar uzanan pek çok alanda faaliyet göstermişlerdir. Bizans İmparatorluğunda sosyal ve günlük hayatta kadınlar üzerinde kurulan baskıya rağmen kadınların farklı alanlara yönelmesinin önüne geçilememiştir. Bizans toplumunda kadınlar cinsel kimliklerine bağlı olarak annelik ve doğurganlıkları ile ön plana çıkarılmıştır. Kadınları toplum içerisinde saygın konuma getiren bir diğer özellikleri ise dindarlıklarıdır. İmparatoriçeler, hanedan mensupları ve soylu kadınlar dahil olmak üzere bütün Bizans kadınlarının toplum tarafından benimsenmesinde etkili olan ana faktörler; dindarlıkları, hayırseverlikleri ve banilikleridir. Araştırmamızda Eskiçağ ve Ortaçağ'da kadın, ilahi dinlerde kadın konular ele alındıktan sonra Bizans İmparatorluğunda kadınların sosyal yapı içindeki yerleri, günlük yaşamları, kadınlar tarafından yürütülen meslek grupları, dini hayatta kadınlar, sanat ve edebiyatta kadınlar gibi konular üzerinde durduktan sonra Bizans tarihinde ön plana çıkan imparatoriçeler ve soylu kadınların biyografilerine yer verilmiştir.
Bizans İmparatorluğu'nda V. ve VII. yüzyıllar arasında sosyal yaşam
Dünya tarihinde önemli bir yere sahip olan Bizans imparatorluğu gerek Avrupa coğrafyasında kurulan Roma imparatorluğu gerekse Anadolu coğrafyasında kurulan Bizans İmparatorluğu büyük zamanlar pek çok halkı etkilemiş ve yaptıkları uygulamalar ile bu devlet yıkıldıktan sonra da başka devletlere ilham kaynağı olmuştur. Bizans İmparatorluğu'nun idari-siyasi ve askeri alandaki başarıları ve başarısızlıkları sosyal hayata da yansımıştır. Ülke muazzam sınırlara ulaştığı vakit özellikle kentlerde soylu sınıf kırsal kesime nazaran bolluk ve bereket içinde güzel yerlerde yaşamış daha iyi daha güzel giysiler giymiş ve genelde eğlencelere aşırı düşkün olmuşlardır. Kentli halk çoğunlukla tüccar ya da kendinden soylu büyük toprak ve mülk sahipleriydi. Şehirlerde yaşamak daha kolaydı. Kırsal kesimlerdeki halk mallarını kent pazarlarında satarlardı. Taşradaki halk genellikle tarımla uğraşırdı. Özgür olmayan köylü kesimi de genelde köle olarak bulunurlardı. Bunların vatandaşlık hakkı yoktu. Bizans toplumunda aile önemliydi ve ataerkil bir anlayış vardı. Kadının toplumda önemi çok azdı hatta hiç söz hakkı olmayan bir bireydi. Hıristiyanlık dininin kadınlara yönelik katı davranışları zamanla bile değiştirmemiştir ancak bu katı tutumu Justinianus kanunlarından sonra biraz yumuşamıştır. Bizans imparatorluğun'da dinin yeri önemliydi. Ortodoks Bizans, Katolik Roma ile din konusunda bir ara yarış içinde olmuş ve Konstantinopolis'i Ortodoksluğun başkenti yapmıştır. Dine bu kadar önem verse de dinin toplumu ve devleti ele geçirmesine asla müsaade etmemiştir. İmparatorlukta din ile siyaset dengelenmiş, Ortaçağdaki Katolik kilisesi kadar hür olamamıştır. Bu da devletin uzun soluklu olmasında bir etken olmuştur. Bizans imparatorluğu Konstantinopolis başkent olmak üzere Anadolu coğrafyasında kurulduğu zaman zengin bir kültürün temelleri üzerinde kurulmuştur ve bu kültürleri kendi içinde yoğurarak devletin her alanında uygulamış ve sosyal hayattaki yaşam stiliyle de bu kültürün kalitesini yansıtmıştır.
Hulefa-i Raşidin Döneminde Bizans İmparatorluğu ile münasebetler
İslamiyetten önce Araplar düzenli bir devlet yapısına sahip değillerdi. İslamiyetin doğuşundan sonra, Hz. Peygamberin hicretiyle başlayan devletleşme süreci, hızlı bir şekilde gerçekleşmiş ve dönemin iki büyük devleti Bizans ve Sasani İmparatorluklarıyla çok yönlü münasebetler başlamıştır. Bu iki devletten biri olan Bizans ile Hulefa-i Raşidin dönemi münasebetlerini bu çalışmamızda ele alacağız. Hulefa-i Raşidin dönemi, İslam dininin Arap yarımadası dışında hızla yayılmaya başladığı ve Bizans'ın uzun yıllar Sasanilere karşı mücadele verdiği topraklarının, Müslümanlar tarafından fethedilmeye başlandığı dönemdir. Bu çalışma giriş bölümü dahil olmak üzere üç ana bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde, Hulefa-i Raşidin dönemindeki Bizans ile münasebetlerin daha iyi anlaşılabilmesi için, Müslümanlarla Bizans İmparatorluğu arasındaki münasebetlerin başlangıç dönemi kabul edilen, Hz. Peygamber dönemi münasebetleri ele alınmıştır. Hulafa-i Raşidin dönemi ve daha sonraki dönemlerde gerçekleşen münasebetler, Hz. Peygamber dönemindeki münasebetlere göre şekillenmiştir. Birinci bölümde, İslam devletinin teşkilatlanmaya başladığı ve kurumsallaşmasını tamamladığı dönem olan Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemi ele alınmıştır. Bu dönemde İslam devleti Bizans hakimiyetinde bulunan bölgelerin önemli bir kısmını ele geçirmiş, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Peygamberin, Bizans'a karşı olan tutumunu aynı şekilde devam ettirmiştir. İkinci bölümde ise, Hulefa-i Raşidin döneminde, İslam devletinin zirve ve duraklama noktası olan Hz. Osman dönemi ile, münasebetlerin neredeyse tamamen durduğu ve İslam devleti adına gerileme dönemi kabul edilebilecek olan Hz. Ali dönemi ele alınmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde çok yönlü münasebetler ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmış ve kronolojik bir sıraya bağlı kalınmaksızın, genellikle önceki bölümlerde üzerinde çok fazla durulamayan dini, ticari ve sosyal münasebetlerden bahsedilmiştir.
Peçenek ve Kıpçakların Bizans Devleti ile olan ilişkileri
Dünya tarihi içerisindeki en önemli milletleri arasında gösterilen Türkler, ilk ortaya çıktıkları coğrafyada; iklimin elverişsizliği, otlakların darlığı, salgın hastalıklar, iç ve dış baskılar, yeni yurtlar elde etme arzusu vb. gibi nedenlerden dolayı M.Ö. IV. yüzyıldan başlayıp M.S. XV. yüzyıla kadarki tarihi süreçte düzenli ve süreklilik arz eden göç dalgaları halinde Orta Asya merkezli olarak göç hareketlerinde bulunmuşlardır. Türk tarihinin arka ve tozlu sayfaları arasında kalan Peçenekler ve Kıpçaklar, IX. yüzyılda Orta Asya'dan batıya doğru göç ederek sırasıyla Kafkaslar, Karadeniz'in kuzey bozkırları, Orta Avrupa, Balkanlar ve Anadolu coğrafyalarına yayılmışlar. Hatta Kıpçakların bir kısmı ise Ortadoğu ve Güney Asya coğrafyalarını da içine alacak şekilde geniş bir alana yayılmışlardır. Bu geniş coğrafyalarda hüküm süren Peçeneklerin ve Kıpçakların, bu sahada; Hazar, Moğol, Gürcü, Selçuklu Rus, Bulgar, Macar ve Bizans İmparatorluğu gibi döneminin güçlü devlet ve toplulukları ile sürekli olarak temas halinde olmaları hasebiyle bu devlet ve toplulukların kimi zaman kaderlerine dahi direkt olarak etki ettikleri görülür. Her ne kadar Peçenek ve Kıpçaklar yaşadıkları coğrafyalarda yağmacı, yakıp yıkıcı veya işgalci topluluklar olarak gösterilse de dönemin tarihi süreçteki şartları düşünüldüğünde, ''barbarlık'' olarak nitelenen bu faaliyetlerin '' sadece hayatta kalmanın vermiş olduğu bir içgüdüden kaynaklandığı'' görülür. Bahse konu geniş bir coğrafyada hüküm süren Peçenekler ve Kıpçaklar, o dönemde dağınık halde yaşayan diğer Türk zümrelerini bir çatı altında toplayamadıklarından dolayı bahse konu coğrafyalar üzerinde herhangi bir devlet veya hanlık sistemini tesis edememişlerdir. Bu nedenle Peçenek ve Kıpçaklar, zamanla başka kültürlerin tesirleri altına girerek milli kimliklerini kaybetmişler ve Hristiyanlaşmışlardır. Anahtar Kelimeler: Orta Asya, Peçenek, Kıpçak, Barbar, Göç.
Bizans İmparatorluğunda ticaret (VIII-X. yüzyıllar)
İnsanlık tarihi ile başlayan ticaret, tarih boyunca farklı gelişim süreçleri yaşamıştır. Hayatın devamı için gerekli olan zorunlu tüketim ürünlerinin takası (trampa) ile başlayan bu süreç, günümüze gelindiğinde küresel bir boyut kazanmış ve dünya siyasetinin temel belirleyici unsurlarından biri halini almıştır. Başlangıçtan günümüze yaşamış olduğu gelişim sürecinde ticarete katkı sunan aktörlerden birisi ise Bizans'tır. Bir çağa damgasını vurmuş bu büyük imparatorluk, uygulamış olduğu ticaret politikaları ve ticarete kazandırmış olduğu müesseselerle sadece kendi döneminde değil, kendinden sonra kurulan güçlü devletlere de örnek oluşturmuştur. Bizans'ın sahip olduğu coğrafi konum, onu doğu ve batı dünyası arasında bir kavşak yapmıştır. Özellikle de Bizans, doğunun lüks ürünlerini batıya aktarmada önemli bir aracı rol üstlenmiştir. İmparatorluğun başkenti olan Konstantinopolis, uluslararası ticaretin yürütülmüş olduğu yolların kesişme noktasındadır ve adeta bir dünya başkentidir. Ayrıca "Altın Boynuz" olarak tabir edilen doğal ve muhteşem bir limana sahip olması bu kentin ticari anlamda en büyük avantajlarından biri olmuştur. Nüfusunun en az olduğu dönemlerde dahi sayının iki yüz binin altına düşmemesi burayı ticari açıdan hep önemli kılmıştır. Kentte yoğun bir üretim yapılmasına rağmen, bu üretim kentin ihtiyaçlarını karşılama noktasında yeterli gelmemektedir. Bu sebeple başkent, imparatorluğun farklı bölgeleriyle ve dış dünyayla ithalat ağırlıklı bir ticari faaliyet sürdürmektedir. Bu noktada özellikle ipek ve baharat gibi pahalı ve lüks ürünlerin temininde dış dünyaya muhtaçtır. Gerçi VI. Yüzyılla birlikte başkent ve çevresinde ipek üretimine geçilmiş olsa bile, uzunca bir süre daha yeterli üretim kalitesi ve hacmi yakalanamadığı için bu üründe dışa bağımlılık devam etmiştir. Kentin hayvansal gıda ve sebze talebi çoğunlukla başkent ve çevresinden sağlanmış, hayati öneme sahip tahıl ise Mısır'ın kaybedilmesinden sonra yoğun olarak Anadolu ve Balkanlardan karşılanmıştır. Başkent nüfusunun oluşan gıda talebini karşılamayı ise Bizans imparatorları kendilerine görev bilmişlerdir ve bu noktada yapılan ticarette kârlılıktan öte halka karşı sorumluluk bilinciyle hareket edilmiştir. Bizans bütçesi içerisinde en büyük gelir kalemi toprak vergisi olmasına rağmen, ticaretten elde edilen gümrük vergileri Bizans ekonomisi için oldukça önemlidir. İmparatorluğun yaşamış olduğu siyasi çalkantılar, savaşlar, istilalar, doğal afetler ve kıtlıklar gibi olumsuzluklar Bizans'ın ticaretini olumsuz olarak etkilese dahi, bu faaliyeti hiçbir zaman bitirmemiştir. X. Yüzyıla gelindiğinde Bizans ticareti dünyada özel bir noktadadır. Konstantinopolis, sokaklarında binlerce yerli ve yabancı tüccarın iş yaptığı, limanlarında onlarca ticaret gemisinin demirlediği ve gümrük noktalarının sürekli hareketli olduğu bir kent görünümü çizmektedir. Ayrıca Konstantinopolis dışında Antakya, Sinop, Trabzon, Kıbrıs, Girit ve Selanik gibi ticaret açısından önemli merkezler, imparatorluğun ticaretinin canlanması ve gelişmesine büyük katkı sunmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Bizans, Ticaret, Konstantinopolis, Ekonomi, Anadolu,Balkanlar, Tarih, İpek.
Bizans Devleti'nde meslek birlikleri
Esnaf, kelime anlamı olarak sınıflar anlamına gelir. Bağımsız çalışan, sermayesi olmayan, kol ve beden gücüne dayanarak iş yapan girişimcileri tanımlamak için kullanılır. Zanaatkâr ve küçük ticarethane sahipleri esnaf olarak anılır. Günlük yaşamımızın kolaylaşmasını sağlayan ve aslında her karşılaşmamızda da ahlakını sorguladığımız bu grupta, fırıncıdan çömlekçiye, kasaptan müzisyene, ayakkabıcıdan marangoza, dericiden demirciye ve kuyumcuya varana kadar pek çok meslek grubu yer almaktadır.İstanbul'u siyasi, sosyal ve iktisadi denetimi altında tutan Bizans esnaf ve teşkilatı, merkezin ekonomik ihtiyaçlarını sistemli bir şekilde karşılamıştır. Dini, ahlaki ve sosyal örgütlenmeyi bünyesinde barındıran lonca teşkilatı, toplumsal örgütlenmenin işleyişinin de mükemmel bir örneğidir. Ancak her yapı zamana bağlı olarak değişme, gelişme ve yok olmaya mahkûmdur. Bizans Lonca Örgütlenmesi de teknolojik ve demografik gelişmeye karşı zaman zaman direnmiş ancak 12. yüzyılda yaşanan Haçlı seferleri Bizans ekonomisini zarara uğratmış, Bizans ticaret ve endüstrisi İtalyanların eline geçmiştir. Son dönem Bizans ekonomisi güçlü bir feodalleşme dönemine girmiştir.Anahtar Kelimeler: Esnaf, Zanaatkâr, Lonca Örgütlenmesi, Feodalizm?
III. yüzyılın ikinci yarısından İlk İslâm Fetihlerine kadar el-Cezire bölgesi
Çok eski çağlardan beri insanoğlu su kenarlarında yaşam şartlarının elverişli olmasından dolayı medeniyetler kurmuştur. Konumuz olan el-Cezire Bölgesi de Dicle ve Fırat Nehirleri'nin arasında kalan, Batılıların Mezopotamya olarak adlandırdıkları bölgedir. Bölgenin başlıca hâkimleri III. - VII. yüzyıllarda Sâsânîler ile Bizans devletleri olmuştur. Bu iki devlet arasındaki savaşlar, bölgede güçler dengesini ve sınırların da sık sık el değiştirmesine sebep olmuştur.Doğu Roma denilen Bizans'ın doğusunu, Sâsânîlerin ise batı sınırlarını oluşturan el-Cezire bölgesinin başlıca şehirleri; Harran, Edessa (Urfa), Batnae (Suruç), Hasankeyf, Amid ve Nisibis'i (Nusaybin) sayabiliriz. Bunlardan Urfa ve Nusaybin gibi şehirler aynı zamanda birer dini merkez olma kimliğini de taşımaktaydı.İki uygarlık yani Sâsânî ve Bizans, başta din olmak üzere farklı değerlere sahip oldukları için izledikleri politikalar bakımından da farklılıkları vardı. Örneğin biri Nesturi inancını desteklerken, diğeri buna karşı son derece olumsuz davranış sergilemekteydi. Bölgenin durumu İslam fetihleri ile büyük değişikliğe uğramış, coğrafi yer adları bunun en belirgin örneği olmuştur. Aynı zamanda demografik yapı da önemli bir değişim geçirmiştir.Sonuç olarak Sâsânî ve Bizans Devletleri yaptıkları mücadeleler ile önce birbirlerinin gücünü tüketmiş, sonra kolayca İslam fetih dalgasına teslim olmuştur.Anahtar Kelimeler: El- Cezire Bölgesi, Fırat ve Dicle Nehirleri, Mezopotamya, Bizans, Sâsâniler, Sınırlar
Bizans İmparatorluğunda ticaret (VI-VII. yüzyıllar)
Ticaret çok eski çağlardan itibaren insanların hayatına girmiş olan ekonomik bir faaliyettir. Bu faaliyetin gelişimine katkıda bulanan devletlerden biri de Bizans devleti olmuştur. Bizans sahip olduğu coğrafi konumu ve izlediği politika sayesinde ortaçağın ticari yaşamı içerisinde önemli bir yer edinmiştir. Bizans özellikle de doğunun ürünlerini batıya aktarma da oldukça önemli rol üstlenmiştir. Bizans dönemin pek çok değerli ürününü Suriye, Mısır, Anadolu vasıtasıyla Batıya aktarmıştır. Bu ürünler arasında en çok talep gören ürünler ise ipek, tahıl, baharat, köle, değerli taşlar ve madenler gelmekteydi. Bizans ticaretinin önemli merkezleri ise başta Konstantinopolis olmak üzere, İskenderiye, Antakya, Trabzon, Sinop, Girit, Kıbrıs sayılabilir. Bu merkezler aynı zamanda Bizans?ın gümrük merkezleri olup burada ki yoğun ticari faaliyetlerden Bizans önemli gümrük gelirleri elde etmiştir. Bizans?ın ticari yaşamına baktığımızda zaman zaman değişse de Bizans?ın bir fiyat politikasının olduğunu görüyoruz. Bazı özel dönemler hariç ürün fiyatlarında çok fazla bir dalgalanma olmadığı görülmektedir. Kuraklığın, kışın sert geçmesinin ve uzamasının, çok fazla yağış nedeniyle ürünlerin çürümesinin, dolu, çekirge salgını, deprem, yangın ve salgın hastalıkların piyasadaki arz talep dengesini bozulmasına ve fiyatların yükselmesine neden olduğu bilinmektedir. Bunun dışında özellikle salgın hastalıklardan kaynaklanan nüfus kaybı ile iş gücünün azalması üretim hacminin düşmesine ve yine fiyatların yükselmesine yol açmıştır. Bizans bu kriz durumlarında önceden yapmış olduğu temel gıda stokunu piyasaya sürmüş ve bu ürünlerin ihracatını büyük bir oranda durdurmuştur. Böylece krizden daha az zararla kurtulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ticaret, Bizans, Gümrük, Ürün, İpek, Ekonomi.
Başlangıçtan Emevîlerin sonuna kadar Anadolu'da İslâm - Bizans mücadelesi
Üzerinde yaşadığımız vatan Anadolumuz; Türk , İslâm ve Dünya Tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Türkler tarafından ebedi vatan yapılmadan evvel de Anadolu'ya Müslüman fetih hareketleri düzenlenmiştir. Tezimizde işte bu dönem ?Başlangıçtan Emevîlerin Sonuna Kadar Anadolu'da İslâm-Bizans Mücadelesi? adı altında incelenmiştir. Tezimizin tarihi çerçevesini oluşturan ve Hz. Peygamber'in Bizans İmparatoru'na gönderdiği İslâm'a davet mektubuyla başlayan Bizans ? İslâm mücadelesi ; Suriye fetihlerinin ikmâli , Sugur teşkilatının kurulması , sayfiyye ve şiteviyye seferleriyle yeni bir mecrâya girmiş ve bunu Anadolu'daki askerî , idarî ve sosyal gelişmeler takip etmiştir. Yaklaşık bir asır boyunca Bizans'a karşı girişilen mücadeleler sırasında taarruz eden taraf genellikle Müslümanlar olmuş, Bizans ise bu taarruzlara karşı kendini müdafaa etmek zorunda kalmıştır. Bu taarruzların en önemlilerini 668 ve 670 yıllarında Emevî Halifesi Muâviye b. Ebi Sufyan zamanında iki defa ve 716 yılında Süleyman b. Abdulmelik zamanında gerçekleştirilen İstanbul Kuşatmaları teşkil etmiştir.Anadolu üzerinde yapılacak her türlü araştırmanın Türkler'in Anadolu'daki bekâsına hizmet edeceğini düşünmekteyiz.Anahtar Sözcükler1.Emevîler2.Anadolu3.Bizans4.Sugûr5.İstanbul Kuşatmaları
Bizans imparator muhafız birlikleri Varegler
Viking Çağında İskandinavya'dan Avrupa'nın doğu ve batısına yayılan Vikingler, günümüz Rusya topraklarına geldiklerinde yerli halklar tarafından Vareg olarak adlandırılmışlardır. Kiev'de IX. asrın sonunda tarihin ilk Rus devletini kuran Varegler bu süreçten önce Bizans İmparatorluğu ile bir kısım ticari ilişkiler içerisine girmişlerdir. Dolayısıyla Bizans ve Varegler arasındaki bilinen ilk temaslar bu ticari ilişkiler sayesinde başlamıştır. Varegler, Kiev'de devletlerini kurduktan sonra İstanbul üzerine askeri seferler düzenlediler. Bizans İmparatorluğu da bu seferler sayesinde Vareglerin savaşçı özelliklerine tanık oldu. Bizans imparatorluğu Vareglerin Kiev'e yerleştikleri IX. asırda ve sonrasında Ermenistan, Doğu Anadolu ve Mezopotamya'daki topraklarının büyük bir kısmını önce Araplara ardından da Türklere kaybetmişti. Mezkûr bölgeler Bizans'ın asker devşirdiği en önemli bölgeler arasındaydı. Dolayısıyla bu kayıplar nedeniyle Bizans İmparatorluğu istediği anda yeterli sayıda askeri bulamadı. Asker açığını kapatmak isteyen II. Basileios, 988'de Kiev Prensi Vladimir'den yardım talebinde bulundu ve Vladimir de imparatora 6,000 Vareg savaşçısını gönderdi. II. Basileios daha sonra Vareg askerlerinden iki birlik oluşturdu. İlk birlik imparatorun özel muhafızları olurken ikinci birlik de thema bölgelerine gönderildi. II. Basileios'un ardılları da bu uygulamaya devam ettiler ve Varegler imparatorluğun en güvenilir imparator muhafızları haline geldiler. Varegler varlıklarını 1204'teki Latin istilasına kadar sürdürdüler. Yetenekli ve sadık savaşçılar olan Varegler imparatorlara olan sadakatleri ile ün yapmışlardır. Kendilerinden önceki imparator muhafızları, darbeye kalkışan gaspçıların tarafına geçebiliyorlardı. Bu tehlikenin farkında olan imparatorlar, Vareglerin sadakatleri sayesinde hem imparatorluğu hem de tahtlarını güvence altına alabilmişlerdir. Thema ordularında görev alan Vareg askerleri de ordunun vurucu gücünün artmasına yardımcı olmuşlardır. Bu sayede Arap ve Türkler karşısında zayıflayan imparatorluk ordusu, gücünü yeniden toparlamış ve Latin istilasına kadar başarılı yeniden fetih hareketleri yapabilmiştir.
Bizans İmparatorluğu'nda IX. Konstantinos Monomakhos dönemi (1042-1055)
VIII. Konstantinos 1028 yılında vefat ettiğinde geride erkek bir varis bırakmamıştır. Makedon Hanedanı'nın meşruiyeti tartışma konusu olmadığından, Bizans İmparatorluğu, VIII. Konstantinos'un kızları Zoe ve Theodora eli ve aracılığı ile yönetilmiştir. Bu bağlamda, Zoe'nin üçüncü eşi olup 1042-1055 yılları arasında hüküm süren IX. Konstantinos, Makedon Hanedanı'nın son İmparatorudur. IX. Konstantinos'un saltanatı Bizans'ın XI. yüzyılda, II. Basileios ile I. Aleksios dönemleri arasında yaşadığı kriz sürecindeki en istikrarlı zamandır. Buna karşın, IX. Konstantinos'un saltanatı iç ve dış siyaset bakımından oldukça hareketli geçmiştir. IX. Konstantinos, başta dönemin en önemli komutanı Georgios Maniakes'in 1042'deki isyanı olmak üzere, pek çok isyan ve komplo girişimine karşı iktidarını muhafaza etmeyi başarmıştır. Başkente saldıran Rusları savuşturduktan sonra Ani Ermeni Krallığı'nı ilhak etmiştir. Sonrasında IX. Konstantinos için sıkıntılı günler başlamıştır. IX. Konstantinos, batıda Güney İtalya'yı istila eden Normanlar, doğuda İmparatorluk topraklarına akınlar düzenleyen Selçuklular, kuzeyde ise Tuna'yı aşan Peçenekler ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu, Bizans tarihindeki en önemli kırılma anlarından biridir. Bütün bunlar yetmezmiş gibi 1054'te Roma ile Konstantinopolis Kiliseleri arasında büyük bir ihtilaf yaşanmıştır. IX. Konstantinos, siyasî ve askerî gelişmelerin yoğunluğuna rağmen, ilim insanlarını himaye ederek Konstantinopolis'te hukuk ve felsefe eğitimi veren iki okul kurmuştur. Ayrıca İmparatorluk sınırları içinde ve dışında pek çok imar faaliyetinde bulunmuştur.