Üretim sektörü
Bu konu başlığı altında 80 tez
Türkiye imalat sanayinde firma bazlı ihracatı etkileyen faktörler
Türkiye ekonomisi, Onuncu ve On Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planları'nda uluslararası rekabet gücünü ve dünya ihracatındaki payını artırmak hedefiyle imalat sanayinde yüksek katma değerli üretimi, yeni teknolojilerin geliştirilmesini, yatırım ve ara malı ithalatını azaltmayı amaçlamıştır. Türkiye ekonomisinin imalat sanayisine verdiği bu önem çalışmanın temel motivasyonunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye imalat sanayinde firmaların ihracatını etkileyen fakörler iki modelde ele alınmaktadır. Çalışmada ISIC Rev.4 Düzey 2 sınıflandırmasına göre 21 sektöre ait 2006-2019 yıllarını kapsayan veriler kullanılmaktadır. Sektörel ortalama ihracat verileri bağımlı değişken, sektörel reel efektif döviz kuru endeksi, sektörel ihracat ağırlıklı GSYH, sanayi üretim endeksi, çalışan saat başına üretim endeksi, brüt ücret maaş endeksi ve sanayi istihdam endeksi verileri bağımsız değişkenler olarak modelde yer almaktadır. Değişen varyans, otokorelasyon ve yatay kesit bağımlılığı sorunlarına karşı dirençli standart hatalar üreten sabit etkili Driscoll-Kraay tahmincisi kullanılmaktadır. Yapılan analiz sonucunda her iki modelde de sektörel reel efektif döviz kuru endeksi, sektörel ihracat ağırlıklı GSYH, sanayi üretim endeksi, çalışan saat başına üretim endeksi ve brüt ücret maaş endeksine ait değişkenler firma ihracatını pozitif ve anlamlı şekilde etkilemektedir. Ancak istihdam değişkeni ile firma ihracatı arasında kesin bir sonuç elde edilememiştir. Bağımsız değişkenler arasında firma ihracatına en yüksek etkiyi dış gelirdeki artış sağlamaktadır. Sektörel ihracat ağırlıklı GSYH hariç diğer değişkenlerdeki katsayıların oldukça küçük olduğu gözlemlenmiştir.
Endüstri 4.0 kavramına ilişkin algıların yenilikçi davranışa etkisi
Yeni dünya düzeninde, değişen insan ihtiyaç ve beklentileri ile örgütlerin yeni teknolojik alt yapıya ve uygulama süreçlerine uyum sağlaması zorunluluk haline gelmiştir. Bu kapsamda Endüstri 4.0 veya Dördüncü Sanayi Devrimi, üretim ve hizmet süreçlerinde uygulanan teknolojik değişiklikleri ve yenilikleri içeren yeni bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak tüm sektörlerde olmakla birlikte özellikle üretim sektöründe güncelliğini koruyan bir kavram olan Endüstri 4.0, teknolojik gelişmeler ile ortaya çıkan yeni kavram ve bilgilerin iş süreçlerine aktarılması ile değişimleri başlatmış ve bu değişimi de çalışanlar ve yöneticiler için uyum sağlama zorunluluğuna dönüştürmüştür. Bu kapsamda çalışmanın amacı, Endüstri 4.0 kavramına yönelik algıların tespit edilmesi ve bu algıların yenilikçi davranış üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, ilgili kavramlar ile ilgili literatür taraması yapılmış ve teorik bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın uygulama bölümü için oluşturulan anket formu Eskişehir ili metal-makine imalat sektöründe faaliyet gösteren işletme çalışanlarına dağıtılmıştır. Bu kapsamda çalışma, araştırmaya katılım göstermeyi kabul eden 224 katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmadan elde edilen verilerle ilk olarak Endüstri 4.0 kavramı ve yenilikçi davranışa yönelik algılar ile demografik gruplar arasındaki farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olan Endüstri 4.0 kavramına ilişkin algıların ve bağımlı değişken yenilikçi davranışın, cinsiyet ve medeni duruma göre farklılık gösterip göstermediği "t-testi"; yaş, eğitim düzeyi, ve kurumda çalışma süresine göre farklılık gösterip göstermediği ise "ANOVA testi" ile test edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla yapılan T testi neticesinde; endüstri 4.0 kavramı ve yenilikçi davranış algısının, kadın ve erkekler arasında anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Evli ve bekar çalışan algılarının yalnızca Endüstri 4.0 kavramı için anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Çalışanların eğitim düzeylerinin yenilikçi davranışa göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Söz konusu farklılıkların ilköğretim–lisansüstü, lise–lisansüstü, yüksekokul–lisansüstü ve lisans-lisansüstü grupları arasında olduğu belirlenmiştir. (p< 0.05). Kurumda çalışma süresi ile Endüstri 4.0 değişkeni için anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Söz konusu farklılıkların 1-3 yıl ile 16 yıl ve üzeri; 7-10 yıl ile 1-3 yıl arası; 10-15 yıl ile 16 yıl ve üzerindeki gruplar arasında olduğu belirlenmiştir. (p<0.05). Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucunda; endüstri 4.0 kavramı ve alt boyutlarına ilişkin algılar ile yenilikçi davranış değişkenleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu değişkenlerin birbirleri üzerindeki etkilerini tespit etmek için regresyon analizi yapılmıştır. Endüstri 4.0 kavramı ve alt boyutlarından kullanıma yönelik niyet (KN) ve kullanım kolaylığının (KK) yenilikçi davranış (YD) üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
İhracatın firma istihdamına etkisi: Türkiye imalat sanayii örneği
Bu çalışmada, 2003-2015 döneminde, Türkiye İmalat Sanayii'nde 2003-2015 dönemi için ihracatın firma istihdamı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaçla, örneklem seçimi ve olası içsellik sorunlarını önlemek amacıyla tedavi modelleri (treatment models) oluşturulmuş; bu modeller "Eğilim Skoru Eşleştirme" ve "Fark İçerisinde Fark" metodolojileri kullanılarak tahmin edilmiştir. Bu sayede firmaların ihracat pazarlarına kendi kendilerine seçilmeleri kontrol altına alınmış ve yeni yeni uluslararası ticaret teorilerinin öngördüğü giriş sonrası etkiler hipotezi çerçevesinde ihracatın firma istihdamı üzerindeki etkisi doğru bir şekilde tahmin edilebilmiştir. İhracat yapmanın firma istihdamı üzerindeki etkisi, öncelikle imalat sanayiinin tamamı için bir bütün halinde değerlendirilmiştir. Daha sonra firmalar; teknoloji yoğunluğuna, ücret düzeylerine ve ihracat ürünlerinin karmaşıklık düzeylerine göre sınıflandırılmıştır. Çalışmanın sonuçları, giriş sonrası etkiler hipotezinin Türkiye imalat sanayii firmaları için geçerli olduğunu ve ihracat yapma davranışının istihdamı anlamlı biçimde artırdığını göstermektedir. İhracat yapma davranışının istihdam üzerinde yarattığı olumlu etki, yalnızca firmaların ihracata başladığı dönemde değil daha sonraki dönemlerde de ortaya çıkmakta olup çift yönlü ticaret yapan firmalar için bütün dönemlerde daha belirgindir. İhracatın istihdam üzerindeki olumlu etkileri; nispeten niteliksiz işgücü istihdam eden düşük teknoloji yoğunluklu, emek yoğun ve ücretlerin göreli olarak düşük olduğu firmalarda daha güçlü biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu durum ele alınan analiz dönemi boyunca imalat sanayii ihracatında meydana gelen artışların daha çok niteliksiz işgücü talebini arttırdığına işaret etmektedir.
Ülkemiz ayakkabı tasarım ve üretim sektöründe sürdürülebilirlik
Hava ve su kirliliği, toprak erozyonu, ormanların yok olması, küresel ısınma, atıklar, iklim krizi ve nüfus artışı etkisiyle, üretim ve tüketimin hızlı bir şekilde artış göstermesi dünyanın geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir. Canlı yaşamında gerekli olan hava, su gibi doğal kaynaklar sonsuz olmamakla birlikte, sürdürülebilirliğin sağlanması adına, doğa ve insan arasındaki dengeyi sağlayabilmek önemli bir adım olacaktır. İklim ve ortam koşullarının etkisinden ayağı koruma amaçlı bir ihtiyaç olarak kullanılan ayakkabı üretiminde doğru malzeme seçimi, kaynakların kullanımının en aza indirgenmesi ve ürünün uzun ömürlü olması sürdürülebilirlik konusunda önemli bir yere sahiptir. Çalışma içeriğinde ayakkabı hakkında genel bilgiler, ayakkabı tasarım ve üretimi, üretimde yaygın olarak kullanılan malzemeler, ayak sağlığı ve ayakkabı, sürdürülebilirlik kavramı, gelişimi, sürdürülebilir malzemeler, örnek sürdürülebilir tasarımcı ve markalar ile ilgili bilgiler verilmiştir. Zorunlu ve yarı dayanıklı tüketim malı olan ayakkabı üretim sektöründe sürdürülebilirliğin tasarım ve üretim aşamasında önemi ve uygulanma durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmamıza gönüllülük esasına bağlı olarak görüşmeler yapılan firmaların; ayakkabı tasarım sürecinde sürdürülebilirlik farkındalığı, sürdürülebilir malzeme önceliği, üretim sürecinde sürdürülebilirlik, geri dönüşüm, tekrar kullanım ve atık değerlendirme konuları incelenmiştir. Sürdürülebilir malzemeler kullanarak, özgün tasarım ve üretimi yapılan örnek ayakkabılar tez içeriğinde yer almaktadır. Konuyla ilgili yapılan çalışmanın gelecek kuşaklara kaynak olması hedeflenmiştir.
Gender wage gap and international trade: Evidence from Turkey's manufacturing sector
Gender wage gap is a widely discussed issue in labor economics. This paper contributes to the literature on three fronts. First, the overall gender wage gap present in Turkey's manufacturing sector is analyzed using updated data from the years 2006, 2010, and 2014. Next, the effect of international trade on the gender wage gap is investigated. We first decompose the overall gender wage gap to its explained and unexplained components using the Blinder-Oaxaca decomposition method. Afterward, we use both the Blinder-Oaxaca decomposition and OLS regression to compare the gender wage gap in the tradable and non-tradable sectors. Then each year is decomposed separately to analyze the gender wage gap over time. Our results show that there is a gender wage gap of 2.6% in Turkey's manufacturing sector due to discrimination. In addition, the regression results reveal that the gender wage gap in the tradable sectors is 3.3%, while in the non-tradable sectors it is 1.9%. The decomposition results show the gender wage gap in the tradable sectors to be 4.2%, while in the non-tradable sectors, it is 3.2%. Lastly, there has been an increase of the gender wage gap from 2006 to 2014. We conclude that, in contradiction to Becker's theory, the gender wage gap in Turkey's manufacturing sector is higher in the tradable sectors than in the non-tradable sectors.
Endüstri 4.0 - iş sağlığı ve güvenliği entegrasyonu: İmalat sektörü üzerine bir inceleme
Endüstri 4.0, hızlı gelişen teknoloji, rekabet koşullarının giderek artması, artan tüketici ihtiyaçlarına hızlı ve esnek çözümler getirilmesi açısından her sektörü etkilemektedir. Endüstri 4.0, yeni kavramlarla tanışmamızı sağlamıştır. Nesnelerin İnterneti, Büyük Veri, Bulut Bilişim, Siber Fiziksel Sistemler, Otonom Robotlar, Yatay ve Dikey Sitem Entegrasyonu, Katmanlı Üretim, Simülasyon, Arttırılmış Gerçeklik, Endüstri 4.0'ın dokuz temel direğidir. Bu kavramlarla birlikte, ülkeler Endüstri 4.0 için yol haritaları belirlemekte, işletmeler dijital yatırımlar yaparak, organizasyon yapılarını değiştirmektedir. Endüstri 4.0 ile birlikte teknolojiye olan yatırımların artması sonucu işletme içinde verimliliğin artması, bu konuda yatırım yapan ülkelerinde ekonomilerinde büyüme beklenmektedir. Tüm bu dönüşümlerle birlikte eğitimli, kalifiye çalışana olan ihtiyaç artacak, istihdam durumu da buna göre şekillenecektir. Endüstri 4.0, tüm bu değişimlerin yanında İş Sağlığı ve Güvenliğini de etkileyecektir. Çalışmamızda, değişen dijital yaklaşımla birlikte, iş ekipman ve aletleri, iş organizasyon ve yönetimi, hiyerarşi, işgücü özellikleri, çalışanların becerileri ve bilgi düzeyleri, işveren ve çalışanların sorumlulukları, İş Sağlığı ve Güvenliği açısından ele alınacaktır. Endüstri 4.0 kavramlarının bu konulara olan etkisi detaylı olarak değerlendirilecektir. Konuyla alakalı olarak, bir tekstil fabrikası olan Hugo Boss'dan Endüstri 4.0 ile ilgili yaptığı yenilikler konusunda hem firmadan hem de basından bilgiler edinilmiş, yapılan bu yeniliklerin İş Sağlığı ve Güvenliği bakımından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türkiye'de sanayileşmenin 200 yıllık tarihi: Süreklilikler ve dönüşümler
Bu çalışmada, ilk olarak dünya ekonomisindeki temel dönüşümler/süreklilikler ve krizlerin yarattığı uzun dalgalar çerçevesinde Türkiye'de sanayileşmenin 200 yıllık dinamikleri incelenmiş, ikinci olarak da Türkiye'de sanayi sermayesinin merkezileştiği büyük işletmelerdeki dönüşümün Türkiye imalat sanayinin yapısal özelliklerini yansıtıp yansıtmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın teorik arka planı Wallerstein tarafından sistematikleştirilen dünya sistemleri analizinin bir sentezini temel almıştır. Sanayileşmenin 200 yıllık analizi 1873-1929, 1929-1973, 1973-2008 ve 2008-2017 alt dönemlerinde, dünya sistemin genel görünümü, Türkiye'nin genel görünümü, Türkiye'de sanayileşmenin genel görünümü eksenlerinde ele alınmıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'nun 1968-2017 dönemini kapsayan analizleri ise, süreklilik/devamlılık, kamu-özel-yabancı sermaye, bölgesel eğilimler, yoğunlaşma analizleri etrafında şekillenmiştir. Çalışmanın temel bulguları, merkez ülkelerde üretim süreçleri değişse de, Türkiye'nin 200 yılda dünya sistemindeki pozisyonunun değişmediğini, sanayileşme bir üst yapı sorunu olarak ele alındığından sanayi sermayesine dayalı birikimin olanak ve kısıtlarının her kriz döneminde dönüşen devletin örgütlenme modeli çerçevesinde yeniden tanımlanan kurallar ve girişim ortamında şekillendiğini ortaya koymaktadır. Merkez ülkelerde yaşanan birikim krizleri bir sistem şoku etkisi yaratmakta, bu Türkiye'de de dünya sistemin genel eğilimlerine paralel salınımlara neden olmaktadır. Ancak Türkiye merkeze özgü üretim süreçlerini barındırmadığından krizler imalat sanayi genelinde gecikmeli olarak, dış finansman darlığı, ihracatın daralması ve girdi maliyetlerinin artması gibi farklı kanallarla etki etmekte; büyük işletmelerde ise, göstergelerdeki bozulmalar eş anlı olarak izlenebilmektedir. Türkiye, farklı alt dönemlerdeki sanayileşme atılımlarına rağmen, 200 yıldır merkez ülkelerin mevcut sanayi ürünleri ve teknolojilerinin pazarı, merkezin bir önceki sanayi çevrimine ait ve büyük ölçüde terk edilmiş teknolojilerin kullanıcısı ve sanayi ürünlerinin üreticisi olarak konumlanmıştır.
Türk imalat sanayinin küreselleşme ve çevresel performansının ölçülmesi: "Sürdürülebilirlik açısından karşılaştırmalı bir analiz"
Günümüzde ülkeler küreselleşme ve serbest piyasa ekonomisi nedeniyle çok fazla rekabetle karşı karşıyadır. Herhangi bir endüstrideki rekabet sadece kendi ulusal sınırı içerisinde değil, aynı zamanda farklı ülkelerde ve farklı firmalarla uluslararası bir piyasada gerçekleşmektedir. Küreselleşme sürecinde, rekabetin yanı sıra kaynakların çevreye zarar vermeyecek şekilde etkin kullanımı sürdürülebilirlik açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda tez hem küreselleşme hem de çevresel performansı dikkate alarak karşılaştırmalı bir analiz yapmaktadır. Bu tezde endüstriyel küreselleşme seviyesi imalat sektöründeki on üç endüstri seçilerek ölçülmüştür. Sonrasında "veri zarflama analizi" programı uygulanarak bu imalat endüstrilerin çevresel performansını ölçülmüştür. Son olarak endüstriyel küreselleşmesi ve çevresel performans seviyesi sonuçları kullanılarak "analitik hiyerarşi süreci" yoluyla diğer sosyal göstergeleriyle imalat sektörü sürdürülebilirliği ölçülmüştür. UNCTAD tarafından "gelişen endüstriyel ekonomiler" olarak sınıflandırılan on ülke seçilerek analiz yapılmıştır. Türkiye'nin endüstriyel küreselleşme seviyesi "entegre küresel" (en yüksek seviye) olmasına rağmen, eko-etkinlik seviyesi dikkate alındığında çevresel performans konusundaki konumu dördüncü sıradadır. Ancak, Hindistan, Güney Afrika ve Arjantin gibi diğer ülkelerden daha yüksek eko-etkinlik puana (0.042) sahiptir. Bunun nedeni, endüstriyel üretim süreçlerinde Türkiye en fazla sera gazı emisyonu yapan ülkeler arasında üçüncüdür. Sosyal refah bağlamında Türkiye, çalışanlara yapılan ödemeler açısından üçüncü sırayı almaktadır. Türkiye ayrıca imalat sektörünün genel sürdürülebilirliği açısından 7.6% değer ile dördüncü sırada yer almaktadır. Sonuçlara göre imalat sektörü sürdürülebilirliği açısından en yüksek sürdürülebilirliğe sahip olan ülke Meksika'dır.
BIST imalat sektörü şirketleri için finansal oranların temel eksen faktör analizi ile sınıflandırılması
Finansal analizin firmalar için kaçınılmaz bir gereklilik olduğu söylenebilir. Bir firmanın, yönetim kurulu, yatırımcıları, kreditörleri ve firma ile ilgilenen her kimse, firmanın gerçek finansal durumunu ortaya çıkarmak için finansal analize başvurabilir. Finansal analiz yapmak için çeşitli yöntemler vardır, bunlardan en yaygın olanı finansal oranların incelenmesidir. Literatürde yer alan birçok finansal oran vardır ve bunların çoğu arasında korelasyon söz konusu olmaktadır. Ayrıca, çok fazla sayıda finansal orana başvurmak doğru ve güvenilir sonuçlar anlamına gelmez. Değişkenler topluluğun varyansının büyük bir kısmını açıklayacak az sayıda yeni değişkenleri türetmek istatiksel analizler için daha avantajlıdır. Bu çalışma BIST İmalat Sektörü Şirketleri için finansal oranların temel eksen faktör analiziyle sınıflandırılmasını ve bağımsız yeni değişkenler olarak ifade edilmesini amaçlamaktadır. Bu amaca ulaşmak için finansal analizden bahsedilip, faktör analizine dair bilgiler verilmiştir. Bunun yanında, imalat sektöründe faaliyet gösteren 186 firmanın verileri derlenerek, SPSS programında temel eksen faktör analizini kullanarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, temel eksen faktör analiz yöntemi kullanılarak beş faktör çıkarılmış ve 22 finansal oran bu beş faktöre dağıtılmıştır. Bu faktörler örneklemin toplam varyansının %67,24'ünü açıklamaktadır. Varimax yöntemi kullanılarak ortogonal döndürme işlemi gerçekleştirildikten sonra faktör doygunluğu sonuçları okunarak, örneklem büyüklüğüne uygun doygunluk elde edilen finansal oran sayısının 16 finansal oran olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca ilgili taraflara BIST'te işlem gören herhangi bir imalat sanayi şirketinin finansal durumunu analiz ederken bu çalışmada elde edilen 16 oranın kullanılması önerilebilirken, farklı sektörler arasında karşılaştırmalı bir çalışma yapılması ve bu sektörlerdeki varyansı mümkün olduğunca açıklayan uygun oranların bulunması da çalışmayı zenginleştirecektir.
Impact of management on business performance of manufacturing companies in Kabul city
This study aims to assess the impact of Management on the Business Performance of manufacturing companies in Kabul, Afghanistan. Currently, the Afghan Chamber of Commerce and Investment (ACCI) lists fifteen [15] manufacturing companies. A random sample was adopted for sampling. It is intended to provide a fair reflection of the entire population—a comprehensive survey of all manufacturing companies in Kabul. Primary data was used to gather and meet the study's aim. The technique for collecting data via questionnaire and analyzing the results using SPSS produced various outcomes defined by figures, descriptive analysis, regression analysis, and tables. The research finding discovered that the process is well-established, commencing at different levels of management. This research entails studying and collecting data on the efficiency of management and the HR management aspects that impact the business performance and the restrictions of knowing in assessing the business operations. Employees should involve in enhancing business performance by allowing them in the decision-making. After examining the literature review to identify the variables, the significant variables were driven out. The research demonstrated the impact of HR management and training & development on business performance, indicating the significant variable effects on business performance. Most respondents strongly agreed with the questions they were asked, and the variables are helpful for the management and beneficial to use in decision-making.
İmalat sektöründeki işletmelerde COVID-19'un finansal yansıması: BİST-100 örneği
Bu çalışmada temel amaç BİST-100'de işlem gören imalat sanayi firmalarının Covid-19'un oluşturduğu finansal etkilerinin nedensellik analizleri ile incelenmesidir. Bu kapsamda 2017M01-2022M09 dönemlerini içeren aylık periyotlu BIST-Sınai, BIST-100, sanayi üretim endeksi, imalat sektörü kapasite kullanım oranı, imalat sanayi ciro endeksi, imalat sanayi ihracat verileri, imalat sanayi ithalat verileri, Covid-19 vaka ve ölüm sayıları kullanılmıştır. Bu amaçla oluşturulan değişkenlerin Genişletilmiş Dickey-Fuller testlerinde birim kök tespit edilmiş ve bu sebeple serilerin logaritmik farkları alınarak durağanlaştırılmıştır. Serilerin seviye düzeyinde durağan olmaması sebebi ile Toda-Yamamoto nedensellik testi uygulanmıştır. Testin sonucunda vaka ve hasta sayılarından sanayi üretim endeksi, kapasite kullanım oranı ve imalat sanayi ihracatına doğru bir nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.
Duygusal zekâ ve narsisizm arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Hızla değişen yaşam temposunda bireylerin hem özel hem de iş hayatlarında başarıya ulaşmaları ve sorunlara bir çözüm bulmaları sadece bilişsel zekâ ile mümkün olmamaktadır. Duygusal zekânın duyguları anlayabilme, kontrol edebilme ve empati yapabilme yetenekleri bireyler için bilişsel zekânın tamamlayıcı bir parçası niteliğindedir. Bireyselliğin artmasıyla beraber narsisist bireylerin de arttığı görülmektedir. Olumsuz yönleri kadar olumlu yönleri de bulunan narsisizmin, örgütlerde kontrol altında tutulmasının çalışanların ve örgütün yararına olacağı öngörülmektedir. Narsisizmin duyarsızlık ve empatiden yoksunluk özellikleri, narsisistlerin duygusal becerilerinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Ancak büyüleyici bir retoriğe ve çekici liderlik özelliklerine sahip olan narsisistik bireylerin, başkalarını manipüle etme becerileri göz önüne alındığında duygusal bakımdan yüksek becerilere sahip oldukları görülmektedir. Dolayısıyla çalışmanın amacı bu iki önemli konunun birbiriyle olan ilişkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Denizli ilinde imalat sektöründeki 309 çalışana anket yöntemi uygulanmıştır. Bu bağlamda çıkan sonuçlar ışığında duygusal zekâ ile narsisizm arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki görülmüştür. Aynı zamanda duygusal zekânın ve narsisizmin demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Buna göre duygusal zekâ, cinsiyet ve eğitim durumuyla anlamlı bir ilişki gösterirken yaş ile herhangi bir ilişkisi saptanmamıştır. Narsisizmin demografik faktörlerle olan ilişkisinde yaş ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılık görülürken, eğitim durumuyla herhangi bir ilişki görülmemiştir. Çalışmanın üçüncü amacı doğrultusunda beyaz yakalıların duygusal zekâları ve narsisizm özellikleri, yönetici olup olmamalarına göre incelenmiştir. Duygusal zekânın duyguları kullanma boyutu ile yöneticiler ve yönetici olmayanların arasında çıkan farklılığa göre yöneticiler, yönetici olmayanlara nazaran duygu kullanımı konusunda daha yeteneklidir. Narsisizmin otorite boyutu ile yöneticiler ve yönetici olmayanların arasında çıkan farklılığa göre ise yöneticiler, yönetici olmayanlara kıyasla daha otoriterdir.
Türkiye ile Finlandiya'nın imalat sanayiinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından mukayesesi ve elmeri ile isg-YSD yöntemlerinin bir uygulaması
Türkiye ile Finlandiya'nın İmalat Sanayiinde İş Sağlığı ve Güvenliği Bakımından Mukayesesi ve Elmeri ile İSG-YSD Yöntelerinin Bir Uygulaması Bilim, sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iş sağlığı ve güvenliği (İSG) şartlarının iyileştirilmesine duyulan ihtiyaç artmıştır. Ülkemizde son olarak 30 Haziran 2012 tarihinde 28339 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunuyla; İSG alanında hukuki anlamda genişlemeler sağlanmış olup iş kazaları ve meslek hastalıkları problemlerine yeni yaklaşımlar getirilmiştir. Ancak; toplumsal bilinçsizlik, uygulamadaki aksamalar ve denetimdeki eksiklikler gibi nedenlerle iş kazaları ve meslek hastalıkları, ülkemizde birçok kişinin hayatını geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde etkilemeye devam etmektedir. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin iş kazası ve meslek hastalıkları resmi istatistikleri karşılaştırıldığında ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri açıkça görülmektedir. Bu husus göz önüne alınarak bu tezde; İSG alanında ülkemize göre daha gelişmiş koşullara sahip bir AB ülkesi olan Finlandiya ile Türkiye'nin bir mukayesesi yapılmıştır. Bunun için; imalat sanayii esas alınarak Türkiye'nin İSG kültürünün yıllar içerisindeki gelişimi araştırılmış ve mevcut durumun Finlandiya ile bir mukayesesi yapılarak ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; Heikki Laitinen tarafından performans izleme aracı olarak geliştirilen ve Finlandiya imalat sanayiinde kullanılan Elmeri yöntemi ile Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi Projesi (İSGİP) kapsamında kullanılan İSG-Yönetim Sistemi Derecelendirme (YSD) yöntemi incelenmiştir. Birer performans izleme yöntemi olarak değerlendirilen her iki yöntem de, imalat sektöründe faaliyet gösteren ve 450 çalışanı bulunan Ankara-Sincan'daki bir işletmede uygulanmıştır. Tezde son olarak; Elmeri ve İSG-YSD yöntemleri ile yapılan bu saha çalışmasından elde edilen sonuçlar, İSGİP kapsamında elde edilen sonuçlarla karşılaştırılarak çeşitli değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Elmeri yöntemi, Finlandiya'da İSG, İmalat sanayii, İSG, İSG-YSD yöntemi, Türkiye'de İSG, Türkiye ile Finlandiya mukayesesi.
Yöneticilerin çalışanlara karşı iş etiğine yönelik değerlerinin tesbit ve analizine ilişkin bir çalışma (Bursa ili imalat sanayi işletmelerindeki yöneticiler üzerinde bir uygulama)
DOKTORA TEZ OZU YÖNETİCİLERİN ÇALIŞANLARA KARŞI İŞ ETİĞİNE YÖNELİK DEĞERLERİNİN TESBİT VE ANALİZİNE İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA (Bursa Di imalat Sanayi işletmelerindeki Yöneticiler üzerinde Bir Uygulama) Birgül Şimşek Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mart 1999 Danışman: Prof. Dr. Enver Özkalp Yöneticilerin örgüt-içi ve örgüt-dışı bazı gruplara karşı birtakım sorumluluklarının olduğu genel olarak kabul edilen bir görüştür. Geçmişte de kabul edilen bu görüş, günümüzde içerik ve boyut olarak biraz daha genişleyerek farklılaşmıştır. Özellikle de rekabetin artması, enformasyon teknolojilerindeki değişim ve yeni yönetim anlayışlarının benimsenmesi gibi nedenlerle "sosyal sorumluluk" kavramı değişerek bu sorumluluğun bir boyutu olan "etik sorumluluk"lan daha çok gündeme getirmektedir. Diğer önemli bir gelişme ise, yöneticiler açısından "kâr maksimizasyonu"nun tek başına bir amaç olmaktan çıkmasıdır. Artık yöneticiler, çalışanlara karşı birtakım etik sorumluluklarını yerine getirmenin zorunluluğunu hissetmektedirler. Etik sorumlulukların uygulanması ise, yöneticilerin değerleriyle yakından ilişkilidir. Bu çalışmada, yöneticilerin çalışanlara karşı sahip oldukları iş etiğine yönelik değerleri ve bu değerleri etkileyen kişisel ve örgütsel faktörler uygulamalı olarak araştırılmaktadır. Bu çalışmada iş etiği kavramı, iş etiği kuramları, iş etiği anlayışının değişimi, işletmelerdeki etik sorunlar, yöneticilerin etik sorumlulukları, etik karar alma süreci gibi konular tek tek ortaya konulmuştur. Daha sonra ise yöneticilerin çalışanlara karşı iş etiğine yönelik değerleri ve bu değerleri etkileyen faktörler uygulamalı olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylece yöneticilerin iş etiğine yönelik değerlerinin birbirinden farklı olduğu ve bu değerleri etkileyen çok sayıda faktör olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak iş etiği ve etik sorumluluk kavramlarının giderek daha önemli hale geleceğim söylemek mümkündür.
Finansal başarısızlık modelleri baz alınarak finansal başarının tahmin edilmesi BİST 50 imalat sektörü üzerine uygulama
Finansal başarısızlığın şirketlerin içinde bulunduğu durum ve gelecek planlamasında yüksek önem taşıması şirketlerin başarısızlık tahminlerinde bulunmaları ve bunlar baz alınarak şirket durumlarına göre çalışmalarına yön vermeleri kaçınılmaz olmuştur. Bu çalışmada bunlara bağlı olarak finansal başarısızlık kavramları, nedenleri, ve bu tahminlerin yapılması için kullanılan modeller ele incelenmiştir. Altman ve Fulmer modelleri olmak üzere iki model üzerine uygulama yapılmıştır. Bu modellerin önemi kendini kanıtlamış ve büyük ölçüde tahmin tekniklerinde başarı sağlamış olmalarıdır. Şirketlerin gelecek yatırımları veya hamleleri ile yatırımcıların güven kazanmaları üzerine, borç veya kredi alabilmeleri için büyük ölçüde bilgiler vermektedir. Bu çalışmada kullanılan tekniklerden olan Altman modelinin tercih edilmesinin nedeni finansal başarısızlık piyasaları çalışmalarında büyük ölçüde yol gösterici rol oynamış ve diğer birçok modele ilham kaynağı olmasıdır. Fulmer modelinin seçilmiş olmasının nedeni ise, bir o kadar önemli bir tahmin modeli olmasının yanı sıra diğer çalışmalara nazaran şirket hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılan bilançolarında bulunan kalemler ile ilgili daha fazla oranın kullanılmış olmasıdır. Bu çalışmada finansal başarısızlık modelleri kullanılarak tahmin edilen bu başarısızlık durumları ile ilgili, BİST50 hisseleri içerisindeki ağırlıklı olarak imalat firmaları üzerine uygulama yapılmaktadır. Bu firmalar iki model üzerine uygulamaları yapıldıktan sonra önce kendi içerisinde son 5 yıla ait veriler ışığında şirketin 5 yıllık başarısızlık durumları incelenmiş sonrasında ise modeller ışığında birbirleri ile karşılaştırılmıştır.
Kantil regresyon ve en küçük kareler yöntemlerinin karşılaştırılması: Bir uygulama denemesi
Bu çalışmada işletme kârlılığını etkileyen faktörler kantil regresyon analizi ve en küçük kareler yöntemi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiş, asimetrik dağılıma sahip olduğu düşünülen işletme kazançlarının modellenmesinde, bu iki analiz ve yöntemin birbirlerine olan üstünlüklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, işletmelerin kârlılığını etkilediği düşünülen finansal kaldıraç ve işletme büyüklüğü faktörleri ele alınmış, bu faktörlerin işletme kârlılığının dağılımının farklı kantilleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. İşletme büyüklüğü, finansal kaldıraç ve kârlılığın ölçülmesinde çeşitli finansal oranlar ve finansal tablo kalemlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada Borsa İstanbul'da işlem gören imalat sektöründeki 183 firmanın 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait finansal tablolarından elde edilen veriler kullanılmış ve toplam 536 gözlemden oluşan bir örneklemden yararlanılmıştır. Özellikle asimetrik dağılıma sahip değişkenlerin modellenmesinde, en küçük kareler yönteminden daha doğru ve yansız sonuçlar üreten kantil regresyon analizi sayesinde dağılımın koşullu ortalaması yerine, kantilleri modellenmiştir. Böylece işletme büyüklüğü ve finansal kaldıraç faktörlerinin düşük ve yüksek kârlı işletmeleri farklı yönlerde ve düzeylerde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kantil regresyon, En küçük kareler, Finansal kaldıraç, İşletme büyüklüğü
Krizlerin imalat sektörü üzerindeki etkilerinin finansal rasyolarla analiz edilebilirliği ve 2008 örneği
1990'lı yıllarda, dünyada yaşanan küreselleşme sürecinin etkisiyle ortaya çıkan neoliberal ekonomik sistem, ekonomi tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen sıklıkta finansal krizlerin oluşmasına neden olmuş ve bu krizlerin yarattığı olumsuzluklar da işletmelerin faaliyetleri üzerinde etkisini göstermiştir.?Krizlerin İmalat Sektörü Üzerindeki Etkilerinin Finansal Rasyolarla Analiz Edilebilirliği? başlığını taşıyan bu doktora tezi, bir üçüncü nesil finansal kriz modeli olan 2008 krizinin, imalat sanayi alt sektörleri itibari ile işletmelerin finansal göstergeleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaç ile hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören imalat sanayi işletmelerinin kriz öncesi, kriz süreci ve kriz sonrası dönemleri de kapsayacak şekilde, 2006-2010 yılları arası mali tablolarından, işletmelerin likidite, mali yapı, faaliyet etkinliği, karlılık ve büyüme oranlarına ilişkin 18 finansal rasyo ile 2008 krizinde Türkiye için belirlenen 5 kriz göstergesi araştırma değişkenleri olarak kabul edilmiştir. Değişken sayısının fazlalığı ve değişkenlerden hangilerinin, hangi alt sektörlerde etkili olduğunun belirlenmesi amacı ile araştırmada faktör analizi yöntemi uygulanmıştır.Araştırmada, bir üçüncü nesil kriz modeli olan 2008 krizinin, Türkiye'de imalat sanayi alt sektörleri itibari ile özellikle likidite oranlarını, faaliyet etkinliği oranlarını ve karlılık oranlarını olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.Bu tez ile imalat sanayide faaliyet gösteren işletmelerin, kriz riskini minimize edecek finansal politikalar geliştirebilmeleri için gerekli veriler elde edilmiş olmakta ve bu bulgular, tezin orijinal yönünü oluşturması yanında kriz riski karşısında uygulanması gereken finansal politikaların oluşturulmasına da katkı sunmaktadır.
Malatya gıda üretim işletmelerinin mamul marka isimlerinin özelliklerinin tespiti
Sermaye yapısını belirleyen faktörler: Türkiye imalat sektörü üzerine bir inceleme
Sermaye yapısı, işletmelerin faaliyetlerinin sürdürülebilirliği noktasında önemli bir karar iken aynı zamanda da işletme faaliyetlerinin neticelerine göre de şekil alan bir finansal unsurdur. Bu çalışmada Türkiye'de faaliyet gösteren imalat ana sektörüne bağlı alt sektörlerin sermaye yapılarının içsel faktörlerden ne derecede ve ne şekilde etkilendiği araştırılmaktadır. Bu amaçla yapılan araştırmada, TCMB-TUİK işbirliği çerçevesinde oluşturulan sektör bilançolarından yararlanılarak 24 imalat alt sektörünün 2009-2019 yılları arasındaki toplulaştırılmış finansal verileri kullanılarak panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, toplam kaldıraç oranını likidite ve varlık yapısı negatif yönde; ihracat yoğunluğu pozitif yönde; uzun vadeli kaldıraç oranını kârlılık, büyüme fırsatları negatif yönde; likidite, büyüklük, varlık yapısı, ihracat yoğunluğu pozitif yönde; kısa vadeli kaldıraç oranını likidite, varlık yapısı negatif yönde; kârlılık pozitif yönde etkilemektedir. Oluşturulan modellerde kullanılan değişkenler içerisinde yer alan varlık yapısı ve kârlılık değişkenlerinin işletmelerin borç kullanma derecesini en fazla etkileyen değişkenler olduğu söylenebilir. Netice itibarıyla imalat sektörünün sermaye yapısı tercihinde finansman hiyerarşisi ve ödünleşme teorisi yaklaşımlarına uygun davranış gösterdiği tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulguların, politika yapıcılar, finansal analistler, yatırımcılar ve araştırmacılar açısından önem arz edeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansman Yapısı, Yabancı Kaynaklar, Sermaye Yapısı Teorileri, Panel Veri Analizi, İmalat Sektörü Bilançoları
İşveren markasının örgütsel bağlılık üzerindeki etkisinin belirlenmesine yönelik üretim sektöründe bir araştırma
Sanayi toplumunda beden gücü önemli iken, bilgi toplumunda nitelikli, bilgili işgücünün önemi artmıştır ve insan kaynağına duyulan ihtiyaç daha önemli hale gelmiştir. İşletmeler de beden gücü yanında yetenekli, nitelikli insanlara ihtiyaç duyar hale gelmiştir. İşletmeler de yetenekli işgücünü bünyesine çekmek için toplumda belirli imaj yaratma çabasına girişmişlerdir. Böylelikle insan kaynakları alanında yeni bir kavram olan işveren markası kavramı ortaya çıkmıştır. İşveren markası sayesinde işletmeler çekicilik yaratarak potansiyel nitelikli işgörenleri kendine çekmekte, mevcut işgörenleri ise örgütsel bağlılık yaratarak elde tutmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada, işveren markasının örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde işveren markası, ikinci bölümünde örgütsel bağlılık ve işveren markası ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar, son bölümünde ise üretim sektöründe gerçekleştirilmiş araştırmaya yer verilmiştir. Çalışma Kütahya'da seramik sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın çalışanlarının katılımıyla yapılmıştır. Çalışanlara demografik özellikler, işveren markası ve örgütsel bağlılık ile ilgili ifadelerin yer aldığı anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmada bağımlı değişken ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler regresyon ve korelasyon analizleriyle ortaya konulmuştur. SPSS 13 programı aracılığıyla frekans, faktör, güvenirlik analizleri ile işveren markasının örgütsel bağlılığa etkisini ve iki kavram arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre, işveren markası ile örgütsel bağlılık arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.
Government incentives and employment in SMEs, an econometric analysis on Turkey's manufacturing industry
From internal regional development to gaining strength in international competition, government incentives are fiscal policy tools that countries implement for many purposes. Turkey changed the focus of incentive programs in 2012 from a sectoral perspective to vanquishing regional disparities. This change brings about opportunities for new studies that could be made on the country's regions and sub-sectors. Most of the studies in the literature on the relationship between incentives and regional development deal with the data of developed countries. Studies on developing countries generally analyze the effects of public support on overall employment in the economy. Therefore, there is a gap in the literature for micro studies based on regional and sectoral differences. This study aims to add to the literature a micro data analysis on Turkish manufacturing SMEs to narrow the mentioned gap. When the performance of Turkey's new incentive program is inspected, the first thing to notice is that the Turkish manufacturing SMEs are struggling to create jobs with the help of state support. Furthermore, the objective of balancing inequalities among firms seems to be far away from being accomplished when a basic inspection is made on enterprises' yearly employment changes based on their regions and sizes. We conducted empirical analyses to obtain a more detailed picture of the relationship between firms' employment and government incentives. The dataset used in our analyses comes from the study of an independent research firm in which Turkish manufacturing SMEs were surveyed. The study's sampling is made on 10 063 respondent firms based on their sectors and regions. In addition to the variables derived from the survey study, we obtained variables from the database published by TurkStat to control for the effects of regional differences. We applied the OLS and for possible endogeneity problems IV approach to analyze the relationship between variables. Our OLS results showed a significantly positive relationship between general incentives and firms' employment. In the IV approach, we found higher coefficients between the variables. We could not find consistently significant results in OLS and IV approaches for employment incentives' effects on SMEs' employment. Lastly, our findings based on firms' sizes revealed that SMEs with 1 to 19 employees employ more people than SMEs with 20 and more employees. Additional factors that we found to be significantly effective on SME employment are firm-level characteristics: age of the firm, the capacity utilization rate of the firm, innovation, machinery level, and information technologies level of the firm.
Çevre belirsizliği altında, rekabet stratejileri ile tedarik zinciri stratejilerinin firma performansına etkisi: İMKB imalat sektörü uygulaması
Firmaların daha fazla karlılık ve daha fazla büyüme gibi hedeflere ulaşma gayeleri vardır. Günümüzde firmaların bu amaçlarına ulaşmaları için bir yandan yerli ve küresel rakiplerle rekabet etmeleri gerekmektedir. Diğer yandan da mevcut yapılarını değişen ve gelişen koşullara göre revize etmeleri gerekmektedir. Rekabette ayakta kalabilmek için uzun dönemli rekabetçi yapılarını devam ettirmeleri aynı zamanda tüm kaynaklarını etkin kullanmaları gerekmektedir. Bu durum firmaların rekabetçi bir konum belirlemeleri ve rekabet stratejilerinden kendilerine uygun olan bir stratejiyi belirleyip kullanmalarını gerektirmektedir. Aynı zamanda kaynaklarının etkili kullanımı için de tedarik zinciri sistemi ve buna bağlı olarak da uygun bir tedarik zinciri stratejisi benimsemeleri gerekmektedir.Bu çalışmada Tedarik zinciri stratejileri ve rekabet stratejileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Tedarik ve rekabet stratejileri arasındaki ilişki için firmaların finansal performansına olan etki kullanılmıştır. Ayrıca tedarik zinciri stratejilerini, rekabet stratejilerini ve firma performansını çevre belirsizliğinin etkileyip etkilemediği ölçülmüştür. Ölçme aracı olarak geçerliği ve güvenirliği başka bir ülkede hazırlanıp uygulanmış olan anket soruları kullanılmıştır. Gaziantep'te faaliyette bulunan 12 halıcılık sektörü firmasına pilot anket uygulanmıştır. Anket verileri SPSS 20,0 paket programında analize tabi tutulmuştur. Yeterli güvenirlik değeri sağlandığından İMKB imalat sanayindeki 16 firmaya ikinci pilot uygulama yapılarak ölçek güvenirliği hesaplanmış ve 0,856 bulunmuştur.Ana uygulama İMKB imalat sanayindeki 174 firmaya yapılmış ve 90 tanesinden geçerli anket alınarak analizlere tabi tutulmuştur. Ana uygulama faktör analizine tabi tutularak önce faktörler belirlenmiş ve daha sonra her faktörün güvenirliği hesaplanmıştır. Faktör yükü düşük olan maddeler analizden çıkarılmıştır. Daha sonra araştırma için belirlenen hipotezlerin test edilmesi için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Bunun için AMOS 20,0 paket programı kullanılmıştır. Kurulan model yapısal eşitlik modeliyle test edilerek modelin doğruluğu belirlenmiştir. Analiz sonucunda; rekabet stratejilerinin tedarik zinciri stratejileri üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür. Çevre belirsizliği yüksek olduğunda maliyet liderliği stratejisinin ile yalın tedarik zinciri stratejisi kullanımının diğerlerine göre daha yüksek bir etki oluşturduğu, çevre belirsizliğinin düşük olduğu koşullarda ise farklılaştırma stratejisi ile yalın tedarik ve çevik tedarik stratejileri arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Ayrıca yüksek belirsizlikte yalın tedarik zincirinin, düşük belirsizlikte ise çevik tedarik zinciri stratejilerinin firma performansını daha yüksek oranda açıkladıkları görülmüştür.Bu sonuçlar doğrultusunda firmalara belirsizliğin yüksek olduğu koşullarda maliyet liderliği stratejisi ile yalın tedarik zinciri stratejisini kullanmaları ve belirsizliğin düşük olduğu koşullarda ise farklılaşma stratejisi ile çevik tedarik zinciri stratejisini kullanmaları önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Tedarik Zinciri Yönetimi, Finansal Performans, Yapısal Eşitlik Modeli, AMOS, Rekabet Stratejileri, Tedarik Stratejileri, Firma Performansı, İMKB.
Üretim işletmelerinde örnekedinme sistem tasarımı
Rekabetin en üst düzeyde yaşandığı günümüz endüstri dünyasında, işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri için yönetim tekniklerinde değişiklik yapılması zorunlu hale gelmiştir. İşletmeler, gelişmeleri gereken önemli alanlarda dünya lideri işletmelerle nasıl karşılaştırma yapacaklarını ve dünya çapında kullanılan yöntemleri nasıl sağlayacaklarını belirlemelidirler. Süreç ve sonuçların etkinlik ve verimlilik yönünden sistematik olarak başka kuruluşlarla karşılaştırılması, en iyi uygulamaların belirlenerek, onlara ulaşmak için gerekli değişiklikleri, örnekedinme tekniği ile gerçekleştirebilecektir. Örnekedinme, en güçlü rakipler ya da endüstri lideri olarak bilinen işletmeler karşısında ürünlerin, hizmetlerin ve uygulamaların sürekli olarak ölçülmesidir. Örnekedinme tekniği ile işletmeler pazarda uzun dönemli rekabet üstünlüğü sağlayabilecektir. Örnekedinme toplam kalite yönetimi içerisinde yer almakta ve en güçlü kalite araçlarından birisi olarak nitelendirilmektedir. Pek çok işletme, kalite gelişim sürecini çeşitli araçlarla gerçekleştirilmektedir. Bu araçlardan biri de örnekedinmedir. Örnekedinme işletmelerin anahtar süreçlerinde çok belirgin iyileşmeleri sağlayabilmektedir. Örnekedinme, süreçlerin dönüş zamanlarının kısalması, toplam performans mükemmelliğini yakalama, kalite ve verimliliği arttırma, üretim maliyetlerini azaltma gibi olanaklar sağlayabilir. Buna bağlı olarak ürün-hizmet, satış, kâr, maliyet, müşteri memnuniyeti ve diğer bütün fınansal ve finansal olmayan başarıların sürekli bir gelişme sürecinde bulunmasını sağlayabilmektedir. Dünyada bu yöntemi uygulayan işletmeler önemli ölçüde maliyet azaltımı sağlayabilmişlerdir. Ülkemizde örnekedinme kalite tekniği pek yaygın olmamakla birlikte uygulayan büyük işletmeler bulunmaktadır. İşletmelerimizin küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmeleri için yeni yönetim sistemlerini uygulamaları zorunluluk haline gelmektedir.
İmalat sektöründe faaliyet gösteren KOBİ'lerde yeşil tedarik zinciri yaklaşımının uygulanması: Bursa ilinde bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı Bursa İlinde imalat sektöründe faaliyet gösteren KOBİ'lerin yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları üzerine bir değerlendirme yapmaktadır. Bu amaç doğrultusunda veriler 103 işletmeden kolayda örnekleme yöntemiyle toplanmıştır ve SPSS 21 programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada öncelikli olarak, KOBİ'lerdeki yeşil uygulamaların, yeşil uygulamaların itici güçlerinin ve yeşil uygulamaların önündeki engellerin, işletmelerin genel özellikleri ile olan ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu ilişkiler t testi analizi ile ortaya konulmuştur. Daha sonra ise, yeşil uygulamaların itici güçlerini oluşturan faktörlerin, KOBİ'lerdeki yeşil uygulamalar üzerindeki etkilerini incelemek hedeflenmiş ve ilgili literatürden de yararlanılarak bir model oluşturulmuştur. Araştırmanın modeli üç ayrı çoklu doğrusal regresyon analizi ile test edilmiştir. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, finansal itici güçlerin, yeşil uygulamalar üzerinde en etkili itici güç olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, işletmelerdeki yeşil uygulamaların, işletmeleri yeşil uygulamalara iten (yönlendiren) nedenlerin ve işletmelerin karşılaştıkları engellerin, işletmelerin genel özelliklerine göre değişiklik gösterdiğinin tespitidir.