Body mass index

262 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi amacıyla başvuru yapmış kişilerin prediyabet sıklığının değerlendirilmesi

Kan glukoz seviyesinin diyabet tanı sınırlarına ulaşmadığı, yine de olması gerekenden yüksek olduğu durumlarda prediyabetten bahsedilmektedir. Erken tanı ile diyabet gelișimi ve diyabete bağlı klinik komplikasyon oluşumu önlenebilen prediyabetin, müdahale edilmezse diyabet gelișme oranının bazı yayınlarda %70 olduğu görülmektedir. Aile hekimlerinin, hastanın sağlık sistemi ile ilk temas noktası olması sebebi ile koruyucu hekimlik açısından son derece önemli bir rol üstlendiği bilinmekle beraber aile hekimliğinin temel ilkelerinden biri olan kapsamlı yaklaşım, sağlığı geliştirmeyi ve sağlığın korunmasını hedef edinmektedir ve bu nedenle prediyabet önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi nedeniyle başvuru yapmış kişilerdeki prediyabet sıklığı belirlenerek, hastalık semptomu olmayan kişilerde gelecekte potansiyel diyabet riskini ele almak ve özellikle aile hekimleri arasında prediyabet hakkında farkındalığı artırmayı hedefledik. Araştırmalar sonucu, prediyabetik kişilerin %15,3'üne hasta olduğu sağlık yetkilisi tarafından bildirilmiştir. Hiçbir semptomu bulunmayan erişkinlerin prediyabet açısından taranması erken tanı ve tedaviyi mümkün kılabilir ve böylece sağlık sonuçlarını değiştirebilir. Veriler SPSS version 21.0 software (IBM Corpn., Armonk, NY, USA) yazılımı kullanılarak yapıldı. p değeri <0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda, prediyabet sıklığının %31,6 olduğunu ve bu sebeple tip 2 diyabet (T2D) gelişme riskinin periyodik sağlık muayenesi için başvuranlarda azımsanamayacak kadar yüksek olduğunu tespit ettik. T2D sıklığının giderek arttığı düşünüldüğünde prediyabetin sağlık çalışanları tarafından tanınıp tedavi edilme oranının düşük olduğu sonucu çıkmaktadır. T2D'e ilermeden önceki ilk evre olan prediyabet, aile hekimleri tarafından erken tanı ile saptanarak zamanında müdahale ile tamamen tedavi edilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Eskişehir+4
Dilara Ortakçı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obez bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi

Obezite ile mücadelede fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada obez bireylerin farklı yöntemler ile fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 30 kadın (yaş X=32,9±7,3 yıl) ve 16 erkek (yaş X=36,4±8,4 yıl) olmak üzere toplam 46 obez (BKİ kadın X=37,6±6,6 kg/m2, erkek X=34,2±4,3 kg/m2; vücut yağ yüzdesi kadın X=%40,9 ve erkek X=%35,4) gönüllü birey katılmıştır. Sağlık kuruluşuna başvuru yapan obez bireyler için bilgi formu hazırlanmış ve vücut kompozisyon ölçümleri Tanita BC-1000 ile, Fiziksel aktivite ölçümü ise, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi - Kısa Form (UFAA-KF) ve Sense Wear Armband (SWA; BodyMedia, USA) yöntemi ile yapılmıştır. İstatiksel analiz olarak; Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Ki kare, Fischer's Exact testi ve Spearman Rho Korelasyon kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Katılımcıların adım sayısı ortanca değerleri 9323 adım/gün (kadın ve erkeklerde sırasıyla 8796; 9540 adım/gün) bulunurken (p>0,05), MET düzeyleri 1,3 MET/gün'dür (kadın ve erkeklerde sırasıyla 1,3; 1,4 MET/gün). Katılımcıların adım sayısına göre aktivite düzeyi değerlendirildiğinde %32,6'sı (n=15) "sedanter/düşük aktif", %67,4'ü (n=31) "orta/yüksek aktif" düzeyinde; UFAA'ya göre değerlendirildiğinde ise %19,6'sı (n=9) "düşük aktif", %80,4'ü (n=37) "orta/yüksek aktif" düzeyindedir (p>0,05). UFAA-MET puanları ile adım sayısı arasında ise anlamlı ilişki bulunmamaktadır (r=0,188; p>0,05). SWA ile karşılaştırıldığında, anketin %21,7 yüksek tahmin, %8,7 oranında düşük tahminde bulunduğu belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak, obez bireylerin adım sayısına göre "biraz aktif" kategorisinde yer almasına rağmen MET düzeylerinin düşük olması obezite ile mücadelede egzersizin şiddetinin önemini göstermektedir. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin yöntemlere göre değişebileceği ve yöntem belirlenirken örneklem grubuna göre sınırlılıklar mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Obezite, SWA, UFAA

AnketlerEgzersizFiziksel aktivite+3
İsmail Gökçe
Hitit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyi ve beden kitle indeksi arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesi tıp fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyinin beden kitle indeksi (BKİ) ve diğer parametreler ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan bu araştırma Şubat-Mart 2023 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören klinik öğrencilerinin (4. 5. ve 6. sınıf) dahil edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) skorları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 190 öğrencinin %63,7'si kadındı, yaş ortalaması 23,57 ± 1,33 yıl, BKİ ortalaması 23,50 ± 3,82 kg/m2 idi. Öğrencilerin %7,9'u her gün fiziksel aktivite yaptığını belirtti. Kişilerin %89,5'i geceleri ortalama ≤8 saat uyuduğunu, %12,6'sı haftanın her günü fast-food tükettiğini belirtti. Öğrencilerin SMBÖ puan ortalaması 92,67 ± 29,97 idi. Öğrencilerin SMBÖ puanı ile BKİ değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Tek değişkenli analizlerde istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanan ve SMBÖ maddelerinde yer almayan parametrelerin SMBÖ toplam puanı ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılan çok değişkenli lineer regresyon analizi sonuçlarına göre, kişilerin fast-food tüketim sıklığının artışının (p = 0,011), sosyal medyayı arkadaşlarının yaşamını incelemek amacıyla kullanmasının (p<0,001) ve sosyal medyayı tanınmak ve popüler olmak amacıyla kullanmasının (p = 0,019) SMBÖ puan artışında etkili olan bağımsız faktörler olduğu belirlendi. Diğer parametreler ise SMBÖ skor artışında etkili değildi (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmamızda sosyal medya bağımlılık düzeyi ile BKİ arasında anlamlı düzeyde bir ilişki saptanmadı. Ancak BKİ artışı ile ilişkili olduğu bilinen fast-food tüketimi ile sosyal medya bağımlılığı ilişkili bulunmuştur. Bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalarla sosyal medya bağımlılığı ile BKİ arasındaki ilişki daha detaylı olarak ortaya konabilir.

BağımlılıkSosyal medya bağımlılığıTıp eğitimi+3
Seda Baran Öztürk
Hitit University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Food insecurity, dietary patterns and obesity: A cross-sectional study

The definition of food insecurity is the lack of regular access to safe, nutritious food necessary for the growth of individuals and households. This study was conducted on 250 administrative staff of a private university between February and November 2023 to examine how food insecurity correlates with dietary patterns and obesity. A face-to-face questionnaire covering demographic characteristics, physical activity, anthropometric measurements, the Household Food Insecurity Access Scale (HFIAS), and a retrospective 24-hour food recall used for data collection. Results indicated 79.6% were food secure, 12.4% mildly food insecure, 4% moderately food insecure, and 4% severely food insecure. 23.2% had risky waist circumference and 18.8% had high risk waist circumference. According to BMI, 37.2% were overweight and 12.4% were obese. The analysis reveals a statistically significant difference in the age variable among food insecurity groups (p=0.027<0.05). Furthermore, a significant correlation exists between education level and food insecurity groups (p=0.042<0.05). Upon analyzing anthropometric measurements, the BMI, waist circumference, and food insecurity groups did not significantly correlate (p>0.05). Analysis of food consumption records data revealed a statistically significant difference in the percentage of fat, niacin, vitamin B6, potassium, magnesium and zinc according to the RDA between the food insecurity groups (p<0.05). Although no significant relationship emerged between food insecurity and obesity via anthropometric measurements, dietary pattern data indicated that food insecurity heightened obesity risks. Food insecurity is cyclical across life stages. Given the serious consequences of food insecurity, including obesity, multidisciplinary collaboration between doctors, dietitians and other public health professionals is vital. Keywords: BMI, Food Insecurity, Nutritional Status, Obesity, Waist Circumference

Waist circumferenceNutrition assessmentNutritional status+5
Elif Ece Ekşi
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Biyoelektrik impedans değerlerinin benign prostat büyümesi düşünülen hastaların prostat spesifik antijen değerleri ile ilişkisi

anav K. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2017. Biyoelektrik impedans (BIA) değerleri ile benign prostat büyümesi (BPH) düşünülen hastalardaki Prostat Spesifik Antijen (PSA) değerlerinin ilişkisi ve sağlıklı bireylerden alınan ölçümlerle olan farklılığın ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çalışma 01.05.2015 ve 20.04.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde yapıldı. Çalışmaya yatarak tedavi alan 45-75 yaş arası, BPH tanısı almış ve bu patoloji nedeniyle opere edilmemiş kronik hastalığı olmayan 31 hasta dâhil edildi. Aynı yaş grubunda BPH düşünülmeyen, kronik hastalığı olmayan 27 kişi kontrol grubuna alındı. Bu kişilerin kanda PSA değerleri ölçüldü. Antropometrik ölçümler BIA-101 ile yapıldı. Veriler "PASW statistics 18 Brief Guide" programında " Bağımsız Örneklemler T-Testi", " Spearman's Korelasyon Testi " ve "Mann Whitney U Testi" testleri kullanılarak analiz edildi. Vücut kitle indeksi (BMI), yağ dışı kitle (FFM), hücre kitlesi (BCM), kas kitlesi (MM), hücre içi sıvı (ICW), yağ dışı kitle indeksi (FFMI), hücre kitle indeksi (BCMI) ve PSA değişkenleri açısından, BPH hastaları ile sağlıklı grup arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. BMI (p=0,033), FFM (p=0,022), BCM (p=0,029), MM (p=0,029), ICW (p=0,016), FFMI (p=0,025), BCMI (p=0,015) değerleri sağlıklı bireylerde hasta bireylere oranla daha yüksek seyretmektedir. PSA değeri ise tam tersine sağlıklı bireylerde BPH tanısı almış hasta grubundakilere oranla daha düşüktür. BİA yöntemi, BPH gibi toplumda sık görülen hastalıkların vücut kompozisyonuna etkisini tespit etmek için kullanılabilecek, güvenilir, ucuz ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: BIA, Antropometri, BPH, BMI

AnatomiAntropomorfiElektriksel impedans+5
Kevser Manav
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

13-15 yaş obez erkek çocukların 12 haftalık fiziksel aktivite sonrası beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışma Ankara Büyükşehir Belediyesi aile yaşam ve gençlik merkezlerine üye 13-15 yaş aralığındaki obez çocuklara 12 haftalık egzersiz uygulanarak beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkilerini görmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında merkezlere üye 13-15 yaş aralığındaki 30 erkek çocuğun beden kitle endeksi puanları ölçülerek obez oldukları tespit edilmiş ve 12 haftalık aktivite öncesinde kendilerine Beden İmajı Algısı ve Psikolojik İyi Oluş ölçekleri uygulanmıştır. Egzersiz programı uygulandıktan sonra ilk uygulama tekrarlanmıştır. İstatistiksel yöntem olarak katılımcılardan elde edilen beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş değerlerinin normal dağılımlarını incelemek için Kolmogorov-Smirnov Z testi uygulanmıştır. Fiziksel aktivite öncesi ve sonrasındaki farklılığı incelemek için eşli örneklere T Testi (pairedsample t test) uygulanmıştır. Uygulanan fiziksel aktivitenin çocukların yaş faktörüne göre beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş değerleri üzerinde oluşturduğu farklılaşmayı incelemek için Oneway ANCOVA testi uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan istatistik analizler α=0,05 anlamlılık ve %95 güven düzeyinde uygulanmıştır. Uygulanan testler bilgisayar destekli veri analiz programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen test sonuçlarına göre katılımcı obez çocukların başlangıç seviyelerine göre kilo verdikleri ve beden kitle endeksi puanlarının düştüğü, beden imajı algısı seviyelerinin yükselerek kendi bedenlerinin farkına varma düzeylerinin yükseldiği ve hoşnutluklarının arttığı, psikolojik iyi oluş düzeylerinin artarak psikolojik güç ve kaynaklarının yükseldiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların yaş farklılıklarının beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi düzeylerine etki etmediği ve gerçekleşen bu değişimin yaştan kaynaklanmadığı tespit edilmiştir.

Beden imajıErkek çocuklarFiziksel aktivite+3
Osman Kusan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Milli eskrimcilerle eskrim sporuna yeni başlayan eskrimcilerin bazı fiziksel, biyomotor özellikleriyle vücut yağ yüzdelerinin araştırılması

Bu araştırmayla Milli eskrimcilerle eskrim sporuna yeni başlayan sporcuların fiziksel uygunluk ölçümlerinden, uzunluk, genişlik ve çevre ölçümleri ile fiziksel performans seviye belirleme ölçümlerinden, 20m sprint, dikey sıçrama, durarak uzun atlama ve esneklik ölçümlerinde elde ettikleri dereceler bakımından farklılıklar ve benzerlikler araştırıldı.Bu çalışmada 12 bayan 12 erkek Milli eskrim sporcusu ile eskrim sporuna yeni başlayan 12 bayan 12 erkek, toplam 48 denek üzerinde yapıldı.Verilerin düzenlenmesinde MS Excel tablolama paket programı, İstatistik analizler ve tabloların düzenlenmesinde SPSS istatistik paket programı kullanıldı. Sporcuların; fiziksel, fizyolojik ve psikomotor özellikleri bakımından önemli farklılıklar olup olmadığını araştırmak için bağımsız iki grup için t-testi uygulandı.Milli Eskrimciler ile Eskrim Sporuna yeni başlayan bayan sporcular arasında Genel Özelliklerinde (p<0.05), Biyomotor Özelliklerinde (p<0.05), Uzunluk Ölçümlerinde (p<0.05), Genişlik Ölçümlerinde (p<0.05), Çevre Ölçümlerinde (p<0.05),VYY de (p<0.05) bulunmuştur.Milli Eskrimciler ile Eskrim Sporuna yeni başlayan erkek sporcular arasında Genel özelliklerde (p<0.05), Biyomotor Özelliklerinde (p<0.05), Uzunluk Ölçümlerinde (p<0.05), Genişlik Ölçümlerinde (p<0.05), Çevre Ölçümlerinde (p<0.05),VYY de (p<0.05) bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Eskrim, Antropometrik ölçüm, Vücut yağ yüzdesi

AntropometriBiyomotorik özelliklerEskrim+3
Meryem Savaşlı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın ilinde sağlıklı yaşam için spor yapan 30-40 yaş arası bayanlarda bazı fiziksel parametrelerin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; Düzenli egzersiz yapan ve yapmayan bayanlarda sekiz haftalık periyotta fiziksel özellikler, deri kıvrım kalınlıkları ve çevre ölçümlerinde meydana gelen değişimleri inceleyerek, egzersizin vücut kompozisyonuna etkisini araştırmaktır. Araştırmaya Aydın il merkezinde yaşları 30?40 arasında değişen, mesleki olarak aktif ve büro işleri yapan toplam 202 bayan denek olarak katılmıştır. Bayanlar; deney (n=101) ve kontrol (n=101) grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Her grup kendi içinde 51 aktif ve 50 büro çalışanından oluşturulmuştur. Aktif çalışan bayanların meslek gruplarını hemşireler, doktorlar, öğretmenler, büro çalışanı bayanları da banka memurları ve devlet dairelerinde masa başında çalışan memurlar oluşturmuştur. Çalışmaya katılan bayanlar kendi aralarında bekâr ve evli olarak ayrılmışlardır. Sağlıklı yaşam hedefleyerek çalışmaya katılan deney grubu bayanların egzersiz programına başlamadan önce ve 8 hafta sonra fiziksel uygunluk ölçümleri yapılmıştır. Belirlenen fiziksel uygunluk unsurları olarak boy, kilo, esneklik, dikey sıçrama, skinfold ölçümleri (biceps, triceps, abdomen, suprailiac, subscapular, uyluk), çevre ölçümleri yapılmıştır. Deney grubu bayanlara 8 hafta boyunca, haftada 3 gün aerobik egzersiz çalışmaları uygulanmıştır. Çalışmaya katılan kontrol grubu bayanlara da ön test ve son test olarak bu ölçümler yapılmıştır. Ancak kontrol grubu bayanlarına aerobik egzersiz çalışması uygulanmamıştır. Araştırma sonuçlarına göre egzersizin vücut ağırlığı, bel ve karın çevresi, vücut yağ oranı ve dikey sıçrama üzerinde etkileri olmasına karşın kalça çevresi ölçümlerinde farklılık görülmemiştir.Anahtar Kelimeler: Egzersiz, fiziksel uygunluk, vücut kompozisyonu

AydınEgzersizFiziksel uygunluk+7
Figen Çobanoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

14-18 yaş grubu gençlerin vücut yağ yüzdesi, vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarının araştırılması

Bu çalışmada ergenlik dönemindeki gençlerin vücut yağ yüzdeleri, vücut kitle indeksleri, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı bahar döneminde çalışmanın yapılacağı okullara gidilerek çalışmaya katılacak yeterli sayıda gönüllü öğrencinin bulunup bulunmadığı okul idaresi ve beden eğitimi öğretmenlerinin yardımıyla bir ön çalışma neticesinde belirlenmiştir. Çalışmaya düzenli olarak spor yapmayan ve fiziksel olarak her hangi bir engeli bulunmayan gönüllü öğrencilerin katılması sağlanmıştır. Ölçümler Şubat ve Haziran aylarında yapılmıştır. Yapılacak çalışma ile ilgili olarak okul idareleri ayrıntılı olarak bilgilendirilmiştir. Ölçümlerde fiziksel aktivite tespiti için pedometreler, beslenme alışkanlıkları için bilgi formları, vücut yağ yüzdeleri ve VKİ değerleri için bio empedans yöntemi kullanılmıştır. İstatistiksel yöntem olarak öncelikle verilerin normal bir dağılıma sahip olup olmadığını belirlemek için Kolmogorov-Simirnov testi uygulandı. Veriler normal dağılım gösterdiğinden parametrik testler kullanılmıştır. Araştırmamızda bağımlı değişkenlerinin (adım sayısı, kat edilen mesafe, VKİ, vücut yağ yüzdesi ve alınan enrji) karşılaştırılmalarında T Testi, VKİ gruplarına göre karşılaştırmalarında ise One Wey Anova Testi uygulanmıştır (p=0.05). Çalışma sonucunda, deneklerin cinsiyetlerine göre vücut yağ yüzdelerinin arasında anlamlı bir fark olduğu (T;-4,46, P<0.05), cinsiyetlerine göre VKİ'leri arasında anlamlı bir fark olmadığı (T;-1,19, P<0.05), cinsiyetlerine göre Adım Ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı (T;-0,49, P<0.05), cinsiyetlerine göre kat ettikleri mesafeler arasında anlamlı bir fark olmadığı (T;-0,49 ,P<0.05), cinsiyetlerine göre günlük aldıkları enerji miktarları arasında anlamlı bir fark olduğu (T;-0,24, P<0.05), deneklerin kilo gruplarına göre vücut yağ yüzdesi ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaştığı (F; 21,618, p<0.05), kilo gruplarına göre günlük adım ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı (F; 0,972, p>0.05), kilo gruplarına göre kat edilen mesafe ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı (F; 0,972, p>0.05) ve kilo gruplarına göre alınan enerji ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmüştür (F; 1,437, p>0.05). Bu çalışmada elde edilen sonuçlar daha önceden yapılmış çalışmaları destekler nitelik taşımaktadır. Cinsiyete göre vücut yağ yüzdelerindeki faklıların ergenlik döneminin özelliği olmasından ve kilo gruplarına göre vücut yağ yüzdelerinin farklılaşmasının yağ yüzdesi ve kiloluluk durumları arasında doğru orantılı bir ilişki olmasından kaynaklanabilir. Farklılaşmanın görülmediği sonuçların ise eğitim kurumunun özelliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Eğitim kurumunun etkisinin ortadan kaldırılmasında ikili eğitim yapan kurumlarda benzer çalışmaların yapılması yararlı olabilir.Anahtar Kelimeler: Fiziksel Aktivite, Beslenme, Vücut Kompozisyonu.

Adipoz dokuBeslenme alışkanlıklarıErgenler+4
Hüseyin Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kütahya'da anaokuluna giden 3-5 yaş grubu çocukların temel motor beceri düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmada anaokuluna giden 3, 4 ve 5 yaşındaki çocukların temel motor beceri düzeylerinin, yaş, cinsiyet ve beden kitle indeksine göre araştırılması amaçlanmıştır. 2013 güz döneminde Kütahya il merkezinde bulunan 12 ve ilçe merkezlerinde bulunan 10 anaokulunda eğitim gören 1511 öğrenciden ölçüm alınmıştır. Ölçüm yöntemi olarak temel motor özellikleri ölçmede yaygın olarak kullanılan TGMD-II Testi uygulandı. Beden kitle indeki için ise çocukların boy ve kilo öçümleri alındı. Çalışmaya 3 yaşında 301 çocuk (147 kız,154 erkek), 4 yaşında 546 çocuk (254 kız,292 erkek) ve 5 yaşında 664 çocuk (307 kız,357 erkek) katılmıştır. Çalışmaya katılan çocukların beden kitle indeksine göre; 122 çocuk zayıf, 1006 çocuk normal kiloya sahip, 160 çocuk fazla kilolu ve 223 çocuk obez olarak sınıflandırılmıştır. İstatistik yöntem olarak çocukların yaş, cinsiyet ve beden kitle indeksine bağlı olarak temel motor gelişim düzeyi ölçüm derecelerine (TGMD-II testi) öncelikli olarak homojenlik testi uygulandı. Homojenlik testinden sonra, çocukların yaş, cinsiyet ve Beden Kitle İndeksine bağlı olarak temel motor gelişim düzeyleri arasında bir fark olup olmadığını belirlemek için α= 0.05 anlamlılık düzeyinde çift yönlü varyans (Two Way Anova) testi uygulandı. Yaş grupları ve Beden Kitle İndeksi arasındaki farkı belirlemede ikinci seviye testi olarak Tukey's (HSD) testi uygulandı. Test sonuçları, 3,4, ve 5 yaş grubu çocukların TGMD-II lokomotor toplam puanları (p<0.05), TGMD-II obje kontrol toplam puanları (p<0.05) ve TGMD-II toplam puanları (p<0.05) arasındaki farkın anlamlı olduğunu gösterdi. Cinsiyete bağlı olarak da çocukların TGMD-II lokomotor toplam puanları (p>0.05), TGMD-II obje kontrol toplam puanları (p<0.05) ve TGMD-II toplam puanları (p>0.05) arasındaki farkın sadece TGMD-II obje kontrol toplam puanında anlamlı olduğu görüldü. Beden kitle indekine bağlı olarak da çocukların TGMD-II lokomotor toplam puanları (p<0.05), TGMD-II obje kontrol toplam puanları (p<0.05) ve TGMD-II toplam puanları (p<0.05) arasındaki farkın anlamlı olduğunu gösterdi. Bu çalışma sonuçları yaşa ve beden kitle indeksine bağlı olarak temel motor becerilerde gelişme farklılıkları olduğunu göstermektedir. Yaş artıkça temel motor becerilerde de bir artış görülmektedir. Beden kitle indeksi göre zayıf ve normal kiloya sahip çocukların fazla kilolu ve obez çocuklara göre temel motor becerileri daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez çocukların zayıf ve normal kiloya sahip çocuklara göre günlük yaşamlarında daha hareketsiz olduklarından kaynaklandığı düşünülmektedir.

AnaokullarıKütahyaMotor beceri testleri+3
Meryem Gülaç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Aerobik ve anaerobik egzersizlerin üniversite okuyan erkek öğrencilerin dolaşım, solunum sistemleri ile vücut yağ oranları üzerine etkileri

ÖZET Bu çalışmanın amacı; üniversitede okuyan erkek öğrencilere uygulanan aerobik ve anaerobik egzersizlerin dolaşım ve solunum sistemleri ile vücut yağ oranlan üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmaya Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu' nda eğitim gören 45 sağlıklı erkek öğrenci katılmış, bunlardan 15 kişi aerobik grup, 15 kişi anaerobik grup ve 15 kişide kontrol grubu olmak üzere üç grup oluşturulmuştur. Tüm öğrencilerin çalışmaları öncesi ve sonrası boy, vücut ağırlığı, vücut yağ yüzdesi, istirahat kalp atım sayısı, diastolik kan basınçları, sistolik kan basınçları, 12 dakikalık koşu ( cooper testi), dikey sıçrama değerleri, vital kapasite, zorlu vital kapasiteleri, aerobik ve anaerobik güç değerleri tespit edilmiştir. Deney grupları 8 hafta boyunca haftada 3 gün antrenman yapmışlardır. Aerobik grup 4800 metre mesafeyi devamlı koşular ve anaerobik grup ise interval metoda göre antrenman yapmışlardır. Çalışma sonucunda; deney gruplarından aerobik grupta vücut ağırlığı, vücut yağ yüzdesi, istirahat kalp atım sayısı, istirahat diastolik ve sistolik kan basınçları, dikey sıçrama değerleri, vital kapasite, zorlu vital kapasite ve aerobik güç değerlerinde anlamlı artma tespit edilmiştir. Anaerobik grupta vital kapasite, zorlu vital kapasitelerinde artma, vücut ağırlığı, vücut yağ yüzdesi, istirahat kalp atım sayısı, dikey sıçrama, diastolik kan basınçları, sistolik kan basınçları ve anaerobik güç değerlerinde anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Kontrol grubunun önceki ve sonraki parametrelerinde önemli bir değişiklik tespit edilememiştir. Değerlendirmede elde edilen sonuçların anlamlı olup olmadıkları aritmetik ortalama, ve standart sapma değerleri bulunarak - t - testi uygulandı ve aradaki farkların anlamlı olup olmadığı P<0,05 ve P<0,01 düzeyinde tespit edilmiştir. Düzenli uygulanan aerobik ve anaerobik egzersizlerin dolaşım, solunum ve vücut yağ oranı üzerine anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aerobik, Anaerobik, Egzersiz, Dolaşım, Solunum, Vücut Yağ Yüzdesi

AerobikAnaerobikDolaşım sistemleri+5
Oğuzhan Yüksel
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda serum nesfatin-1, adiponektin ve fibroblast growth faktör 21 seviyelerinin vücut kitle indekslerine bağlı değişimlerinin araştırılması

Obezite özellikle tip 2 diyabet ve metabolik sendrom gibi büyük sağlık sorunlarına yol açan bir olgudur. Vücuttaki yağ oranının fazlalığı olarak tanımlanan obezite sıklıkla insülin direnci, diyabet, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklara eşlik etmesine rağmen, bu hastalıklarla arasında moleküler düzeydeki bağlantısı tam olarak aydınlatılamamıştır. Çocukluk çağı obezitesi günümüzde büyük bir problem teşkil etmektedir. Obeziteye bağlı oluşabilecek komplikasyonlar hayatın her döneminde morbidite ve mortaliteyi artırma eğilimindedir. Nesfatin-1, Adiponektin ve Fibroblast Growth Faktör 21, yakın zamanda yetişkinlerde obezite ile ilişkili ve insülin direncinin patogenezinde rol oynayan yeni peptitler olarak tanımlanmıştır. Ancak aralarındaki ilişki henüz aydınlatılamamıştır ve obeziteli çocuklarda dolaşımdaki seviyeleri yeterince çalışılmamıştır. Bu nedenle, bu tezin amacı, çocuklarda vücut kitle indekslerine göre serum Nesfatin-1, Adiponektin ve Fibroblast Growth Faktör 21 seviyelerindeki değişimlerinin araştırılması ve sonuçlarımıza göre çocukların vücut kitle indeksi ile biyobelirteç ilişkilerinin birbirleriyle, insülin direnciyle ve diğer biyokimyasal parametrelerle korelasyonunu belirlemektir. Bu çalışmaya yaş ve cinsiyet dağılımları benzer olan, vücut kitle indekslerine göre 48 normal kilolu (Grup I), 41 fazla kilolu (Grup II) ve 44 obez (Grup III), olmak üzere toplam 133 çocuk alınmıştır. Tüm deneklerin antropometrik parametreleri, klinik ve laboratuvar verileri toplanmış ve dolaşımdaki Nesfatin-1, Adiponektin ve Fibroblast Growth Faktör 21 seviyeleri ELISA yöntemi kullanılarak ölçülmüştür. Deneklerin %62,4'ü kız, %37,6'sı erkek ve yaş ortalamaları 11,78±1,3 (5-17) olarak belirlenmiştir. Buna göre özellikle adolesan çağda kız çocuklarının poliklinik başvurusunun daha fazla olduğu görülmüştür. Çocukların yaş, boy, ağırlık, ağırlık SDS, VKİ, VKİ SDS, FGF-21, Adiponektin, insülin, glukoz, HOMA-IR, TG, TKol, LDL ve ALT değerleri VKİ gruplarına istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,05). Çocukların boy SDS, vii Nesfatin-1, HDL ve AST değerleri ise VKİ gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak elde edilen bulgular, obezite ile ilişkili insülin direncinde, Nesfatin-1, Adiponektin ve FGF21 moleküllerinin önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Çalışmamıza göre, sonuçlarımızın ileride yapılacak olan çalışmalarla desteklendiğinde ölçtüğümüz belirteçlerin obezitenin tanı ve tedavisinin takibinde kullanılabileceği ve ileride ilaç hedefi olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Vücut kitle İndeksi, Çocukluk çağı obezitesi, Nesfatin-1, Adiponektin, Fibroblast Growth Faktör 21

AdiponektinAdiponektinFibroblast büyüme faktörü+7
Baran Bincan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda serum D vitamini, iskemi modifiye albumin ve oksidatif stres düzeylerinin vücut kitle indekslerine göre değerlendirilmesi

Bu çalışmada çocuklarda serum D vitamini, iskemiye modifiye albumin (IMA) ve oksidatif stres düzeylerinin vücut kitle indeksine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran obezite ya da başka bir şikayet ile gelen, yapılan tetkik ve fizik muayenelerinde obezite saptanan ya da vücut kitle indeksi obezite kriterleri altında olan çocuklar dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında toplam 120 çocuk değerlendirilmiş olup bunların 77'si (%64.2) kız, 43'ü (%35.8) ise erkekti. Çalışma sonucunda insülin, glukoz, HOMA IR, trigliserid, Total kolesterol, ALT ve AST düzeyindeki farklılığın normal kilolu çocuklar ile fazla kilolu, obez ve morbid obezler arasında olduğu, LDL'deki farklılığın morbid obez olanlar ile normal kilolu olanlar arasında olduğu, HDL'deki farklılığın ise obez olanlar ile normal kilolu ve fazla kilolu olanlar arasında olduğu görüldü. Aynı zamanda obez olanlar ile morbid obez olanlar arasında Trigliserid ve LDL düzeyleri açısından farklılık olduğu, obez olanlar trigliserid düzeyinin morbid obez olanlara göre anlamlı şekilde yüksek, LDL düzeyinin ise anlamlı şekilde düşük olduğu saptandı. Normal kilolularda TAS düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu, TOS düzeyindeki farklılığın ise Morbid obez olanlar ile normal, fazla kilolu olanlar arasında olduğu ve morbid obez olanlarda TOS düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. OSI ve ariltesteraz düzeylerinin de obez ve morbid obez olanlarda normal ve fazla kilolu olanlara kıyasla anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Çalışmamız sonucunda normal kilolu olanlarda IMA düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid obez olanlarda ve obez olanlarda D vitamini düzeyinin fazla kilolu ve normal kilolu olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü.

AntioksidanlarOksidanlarOksidatif stres+5
Simay Akhan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Değişik vücut kitle indeksine sahip yetişkinlerde cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeylerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, değişik vücut kitle indeksine sahip yetişkinlerin cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeylerinin karşılaştırılması amacı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma, Gaziantep ilinde yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 210 erkek ve 207 kadın olmak üzere toplam 417 gönüllü yetişkin dahil edilmiştir. Verilerin toplanması amacıyla demografik özellikler bilgi formu ve bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu uygulanmıştır. Bireylerin vücut kitle indeksi (VKI) değerleri ile tespit edilen özellikler arasındaki ilişkilerin araştırılmasında Çok Boyutlu Ölçeklendirme (ÇBÖ) Analizi Tekniğinden yararlanılmıştır. ÇBÖ analiz sonuçları VKI ile yaş, cinsiyet ve 10 dakika yürüyüş yapılan gün sayısının birbirlerine oldukça yakın ve aynı grupta yer aldığı görülürmüştür. Dolayısıyla VKI değerleri, bireylerin yaşları, cinsiyetleri ve 10 dakika spor yaptıkları gün sayısından anlamlı düzeylerde etkilenmektedir. Sonuç olarak bireylerin son 7 gün içerisinde şiddetli fiziksel aktivite yaptığı gün sayısı, bu günlerin birinde şiddetli fiziksel aktivite yaparak ne kadar zaman harcadığı ve hafif fiziksel aktiviteye ayırdığı zaman durumları VKI ile olan ilişkileri bireylerin yaş, cinsiyet ve 10 dakika yürüyüş yapılan gün sayısı kadar güçlü bir ilişki içerisinde bulunmasa da bu üç özellikte VKI değerlerini anlamlı düzeylerde etkileme kapasitesine sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan oturma, yürüme ve hafif fiziksel aktivite için ayrılan zamanın VKI değerleri ile anlamlı düzeyde ilişkili olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Vücut Kitle İndeksi, Yetişkin, Fiziksel Aktivite, Obezite, Sağlıklı Yaşam Biçimi

Cinsiyet farklarıFiziksel aktiviteObezite+4
Mustafa Anlı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin vücut kitle endeksi algılarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi

Bu çalışmada farklı vücut kitle indekslerine (VKİ) sahip beden eğitimi öğretmenlerinin beden algılarını; yaş, boy, kilo, cinsiyet, hizmet süresi, sigara içme ve medeni hal değişkenlerinin birbirleriyle ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep ili Şehitkamil ilçesinde beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan, 24-65 yaş aralığında farklı fiziksel özelliklere sahip 167 birey katılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri "Tanımlayıcı özellikler anketi" ile belirlendikten sonra beden algılarını belirlemek amacıyla beden algısı ölçeği uygulanmıştır. Deneklerin VKİ değerleri ile belirlenen özellikler arasındaki ilişkileri araştırmak için çok boyutlu ölçekleme analiz (ÇBÖA) tekniği, istatistiksel analiz için SPSS 20.0 programı kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre belirlenen özelliklere ilişkin giriş istatistikleri ÇBÖA uyumunu değerlendirmek için iki uyum kriteri olan stres katsayısı (0,162) ve açıklanabilir varyasyon düzeyi (R2= %78,6) dikkate alınmıştır. VKİ ile yaş, cinsiyet, medeni durum ve sigara içme durumunun birbirine yakın ve aynı grupta yer aldığı gözlendi. Bu da VKİ değerlerinin bireylerin yaş, cinsiyet, medeni durum ve sigara içme durumları ile ilişkili olduğunun bir göstergesidir. Bu nedenle VKİ değerlerinin yaş, cinsiyet, medeni durum ve sigara kullanımından anlamlı olarak etkilendiği belirlenmiştir. Beden algı ölçeğindeki değerlerden kilo, uyku düzeni, idrar ve sindirim sisteminin bir grupta, ses, kas kuvveti, sağlık ve hastalık direncinin ayrı bir grupta, yüz, saç, bel, fiziksel güç, sırt, vücut yapısı ve enerji düzeyinin ayrı bir grupta ve vücuttaki kıl dağılımı, diş şekli, duyularım, ayak, göğüs, el, göz şekli, cinsel organ, cinsel faaliyet, çene, cinsel güç, ağrı eşiği ve yüz şeklinin de ayrı bir grupta yer aldığı anlamlı pozitif ilişkiler bulunmaktadır. Bu nedenle, bir özellikte yapılan değişikliğin diğer özellikleri de etkileyeceği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beden Algı, Beden Algı Ölçeği, Beden Eğitimi ve Spor, Beden Eğitimi Öğretmeni, Vücut Kitle İndeksi.

Beden algısıBeden eğitimiVücut kitle indeksi+2
Ali Emre Akdemir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde fiziksel aktivite düzeyi ve vücut kitle indeksi'nin postür ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı lise öğrencilerinde fiziksel aktivite düzeyi ve vücut kitle indeksinin (VKİ) postür ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmamıza Habipler Anadolu Lisesinde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda eğitim görmekte olan yaş ortalaması 15,88±0,80 yıl olan 45 kız , 54 erkek toplamda 99 öğrenci katıldı. Öğrencilerin demografik bilgileri kaydedildi. Fiziksel aktivite değerlendirilmesinde Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı anketi (MPQ) kullanıldı. Postür değerlendirmesinde genel postür analizinden yola çıkarak hazırlanan anket kullanıldı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. Çalışamaya katılan erkek öğrencilerin VKİ, kız öğrencilerin VKİ'nden büyük idi (p=0,014). Öğrencilerin %51,5'i düzenli spor yapmakta idi. IPAQ anketi sonuçlarına göre öğrencilerin %14,1'i inaktif grupta yer almaktadır. Öğrencilerin VKİ ve IPAQ skorları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,04). Öğrencilerin %60,6'sı vücudunun herhangi bir bölgesinde ağrı olduğunu belirtti. En sık şikayet edilen ağrılar; bel ve omuz bölgesindeki ağrılardır. Kız öğrenciler en sık bel ağrısından (%26,7), erkek öğrenciler ise omuz ağrısından (%16,7) şikayet etmekte idi. Aynı zamanda kız öğrencilerin var olan ağrı şiddetiskoru erkek öğrencilerden daha yüksek bulundu. Fiziksel aktivite düzeyine göre sınıflandırıldığında minimal aktif olan grubun var olan ağrı şiddeti skorunun daha yüksek olduğu, bel ve omuz ağrılarının daha fazla görüldüğü saptandı. Fiziksel aktivite düzeyi ve ağrı skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. VKİ ile var olan ağrı şiddeti(p=0,033) ve en az ağrı şiddeti (p=0,027) skorları arasında anlamlı bir ilişki vardır fakat en çok ağrı şiddetiskoru ile anlamlı bir ilişki bulunmadı. Postural değişiklikleri incelediğimizde erkek öğrencilerde kifoz ve başın anterior tilti, kız öğrencilerde anterior pelvik tilt ve hiperlordoz daha sık görülmekte idi. Öğrencilerin şikayet ettikleri ağrı bölgeleri ile postüral değişiklikler ilişkilendirilebilir. Fiziksel aktivite düzeyi ile başın sağa ve sola tilti (p<0,001), omuzlarda yuvarlaklaşarak öne doğru gelişme (p=0,042) ve skolyoz (p=0,031) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. VKİ ile başın anterior tilti (p=0,003) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışmamızda postürün ve ağrı skorlarının fiziksel aktivite düzeyi ve VKİ'den etkilenmediği, fiziksel aktivite düzeyi minimal aktif olan öğrencilerde omuz ve bel ağrılarının daha fazla olduğu saptandı. Çalışmamızdan elde eetiğimiz sonuçlara göre adolesanlarda teknolojik araçların kullanımının artması, düzensiz beslenme alışkanlığı gibi nedenlerden VKİ artmasına ve postüral bozukluklara neden olmaktadır. Postüral bozukluklar bu dönemdeki öğrencilerde ağrı hissetmelerine yol açabilir. VKİ'nin artması ile birlikte öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi düşmektedir. Bunun sonucunda başta obezite olmak üzere birçok sağlık problemi meydana gelmektedir. dolesan dönemde fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması kas iskelet sistemi gelişimi destekler ve buna bağlı olarak ağrıların oluşmasını engelleyebilir. Erişkin dönemde oluşabilecek kronik hastalıklardan (obezite gibi) korunmak için adolesan dönemde düzenli beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırılması önemlidir. Anahtar kelimeler: Adolesan, fiziksel aktivite, postür

AğrıDuruşErgenler+4
Tuba Mertekçi
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellitus' lu olgularda vücut ağırlığının fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, denge ve yaşam kalitesine etkisi

Çalışmamız tip 2 diyabetli hastalarda vücut ağırlığının fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, denge ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Eyüp Sultan Ek Hizmet Binası iç hastalıkları ve diyet polikliniğine başvuran ve dahil edilme kriterlerimize uyan 50 gönüllü hasta (52,90±9,27 yıl) yer aldı. Bireyler prospektif ve yüzyüze görüşme yöntemi ile değerlendirildi. Hastaların vücut kompozisyonu analizi (Omron Body Composition Monitör), bel-kalça çevresi, alt ekstremite kas kuvvetleri (Muscle Hand Held dinamometre), kavrama kuvvetleri (Hand Grip), fiziksel aktivite düzeyleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form), fonksiyonel kapasiteleri (6 Dakika Yürüme Testi), dengeleri (Biodex Balance System), klinik dengeleri (Berg Denge Ölçeği), yaşam kaliteleri (Nottingham Sağlık Profili) ve hastalığa özgü yaşam kaliteleri (Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistic 20 kullanıldı. Hastaların VKİ ile vücut yağ oranı (p 0,000), iskelet kas kitlesi oranı (p 0,000), viseral yağ oranı (p 0,000), bel çevresi (p 0,000), kalça çevresi (p 0,000), bel/kalça oranı (p 0,035), kavrama kuvveti (p 0,045), 6 dakika yürüme mesafesi (p 0,000), Berg denge skoru (p 0,012) ve Nottingham Sağlık profili genel skorunda (p 0,006), ağrı (p 0,000), uyku (p 0,041), fiziksel aktivite (p 0,000) alt grupları arasında anlamlı ilişki bulundu. Hastaların VKİ ile alt ekstremite kas kuvveti, Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği, Biodex denge skorları ve Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Hastalar VKİ'lerine göre gruplandırıldığında obez grubun ağrı algısının normal kilolulardan fazla olduğu belirlendi (p 0,037). Sonuç olarak bu çalışma tip 2 diyabetli hastalarda vücut ağırlığının fazla olmasının fonksiyonel kapasite, klinik denge ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini gösterdi. Anahtar kelimeler: tip 2 diabetes mellitus, vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, denge, yaşam kalitesi

DengeDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+6
Şule Topçu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
10
DoctorateOpen AccessTR

Normal ve fazla kilolu hastalarda diş hareket hızı, kemik metabolizması belirteçleri ve tükürük leptin seviyelerinin karşılaştırılması

Birçok metabolik hastalığı beraberinde taşıdığı bilinen obezite, her yaşta ciddi sağlık problemlerine yol açabilen prevalansı yüksek, yaygın bir sağlık sorunudur. Obez insanların serum leptin konsantrasyonları obez olmayanlara oranla oldukça yüksektir. Leptin, kemik remodelinginden sorumlu sitokin benzeri etkilere sahiptir, bu nedenle leptin seviyesinin ortodontik diş hareket hızı üzerinde bir etkisi olabileceği düşünülür. Bu kapsamda, bu çalışmanın amacı üst birinci premolar çekimi ve kanin distalizasyonu gerektiren normal ve fazla kilolu bireyler arasındaki ortodontik diş hareket hızını değerlendirmek, tükürük leptin konsantrasyonunu karşılaştırmak ve diş hareket miktarıyla leptin arasındaki korelasyonu araştırmaktır. Ayrıca dişeti oluğu sıvısından (DOS) elde edilen Osteoprotegerin (OPG) ve Reseptör Aktivatör Nüklear Faktör Kappa B Ligandı (RANKL) seviyelerinin diş hareketi süresince değişimi incelenecektir. Çalışma için ortodontik tedavi talebiyle başvuran 12-18 yaş aralığındaki adölesan hastalardan her grupta 10 kız 6 erkek olacak şekilde 32 hasta seçilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 15,58±1,55'tir. Beden kitle indeksi (BKİ) verilerine göre 25-29.9 kg/m2 arası olan hastalar fazla kilolu tanımına uyduğu için çalışma grubunu, 18.5–24.9 kg/m2 arası olan normal kilolu hastalar ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Hastalardan ortodontik tedavi öncesi (T0), distalizasyonun başladığı gün (T1), distalizasyonun 1. günü (T2), 1. ay (T3) ve distalizasyon tamamlanana kadar takip eden her ay kayıt alınmıştır. Bu kayıtlar; ağız içi fotoğraflar, üst çene dental ölçüsü, randomize olarak seçilen sağ veya sol üst kanin dişin distalinden kağıt şerit ile alınan DOS örneği ve stimule edilmemiş tükürük örneğidir. Seviyeleme tamamlandıktan sonra 0.016 x 0.022 çelik teller takılarak kanin dişlerden birinci molar dişlere uzanan Nikel-Titanyum (NiTi) kapalı sarmak yaylar ile 150 gr kuvvet uygulanarak kanin distalizasyonu gerçekleştirilmiştir. Toplanan bütün tükürük ve DOS örnekleri biyokimyasal analizleri yapılana kadar -80°C'de saklanmıştır. Üst çene alçı modelleri dijital ortama aktarılmıştır. Dijital modeller üzerinde, en az değişiklik gösterdiği bilinen ruga bölgesinde, 3. rugaların medial uçları ve insiziv papillanın en posterior ucu işaretlenerek 3 boyutlu çakıştırma yapılmıştır ve diş hareket miktarı ölçülmüştür. Elde edilen veriler, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U Testi ve Pearson korelasyon testi kullanılarak %95 güven aralığında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda BKİ değeri yüksek olan hastaların tükürük leptin düzeyi, normal kilolu hastalara göre yaklaşık 3 veya 4 katından daha fazla olduğu bulunmuştur. (p≤0,01) Leptin seviyesi yüksek olan hastaların diş hareket hızının azaldığı, tedavi süresinin uzadığı tespit edilmiştir. (p≤0,01) Fazla kilolu hastaların diş hareket miktarı (1,03±0,09), BKİ normal sınırlar içinde olan bireylere (1,25±0,13) göre düşüktür. (p≤0,01) Hem BKİ yüksek hem de normal değerlere sahip bireylerde diş hareket miktarı ve tükürük leptin seviyesi arasında, fazla kilolu bireylerde daha güçlü olmakla birlikte, yüksek korelasyon tespit edilmiştir. (p<0,05) Diş hareketi boyunca her iki grupta da DOS OPG seviyesinin önce azaldığı daha sonra hafif oranda yükseldiği tespit edilmiştir. Normal kilolu bireylerin OPG seviyesi tüm zaman dilimlerinde fazla kilolu hastalardan yüksek bulunmuştur. Diş hareketi süresince DOS RANKL düzeyinin ilk olarak artış gösterip daha sonra hafifçe azaldığı tespit edilmiştir. Normal kilolu bireylerin RANKL seviyesi tüm zaman dilimlerinde fazla kilolu hastalardan düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: BKİ, Diş hareket hızı, Tükürük Leptin, DOS, OPG, RANKL

Diş hareketleriGingival oluk sıvıKemik ve kemikler+6
Nurper Madak
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidi nedeni ile ilaç kullanmakta olan hastalarda levotiroksin tedavisinin lipid profili ve vücut kitle indeksi üzerine olan etkisinin incelenmesi

Amaç: Subklinik hipotiroidizm, serum serbest T4 ( fT4 ) ve serbest T3 ( fT3 ) düzeyleri referans aralıkta iken serum tiroid stimulan hormon ( TSH ) düzeylerinde hafif düzeyde artış ile tanımlanır. Bu hastalarda temel sorun tedavi alıp almayacaklarıdır. Birçok çalışmada, levotiroksin tedavisinin serum lipid düzeyleri ve kardiyak fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Biz prospektif klinik çalışmamızda, son bir ay içinde tanı konulmuş ve tedavi başlanmış subklinik hipotiroidili hastalardaki metabolik değişiklikleri ve bunlara tiroksin tedavisinin etkilerini incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu son bir ay içinde tanı konulan ve tedavi başlanmış subklinik hipotiroidili 36 hasta oluşturdu. 27 yeni tespit subklinik hipotiroidili hasta kontrol grubu olarak tedavisiz izlendi. Hastaların başlangıçta ve en az 3 ay sonra semptomları sorgulanıp, fizik muayeneleri yapıldı. Başlangıçta ve 3. ayda tedavi verilen ve tedavi verilmeyen hastaların tiroid fonksiyon testleri, lipid parametreleri ve vücut kitle indeksleri ( VKI ) karşılaştırıldı.Bulgular: Hastalar 32 ( % 88.8 ) kadın, 4 ( % 11.2 ) erkekten oluştu. Yaş ve VKI ortalamaları sırasıyla 44.66±13.34 yıl ve 29.96±5.99 kg/m² idi. Kontrol grubunda 23 ( %85.2 ) kadın, 4 ( %14.8 ) erkek vardı. Yaş ve VKI ortalamaları sırasıyla 42.51±11.66 yıl ve 30.68±5.61 kg/m² idi. 3. ayda hasta grubunda VKI 29.64±6.08 kg/m² olurken, kontrol grubunda VKI 30.93±5.76 kg/m² oldu. Başlangıçta hasta grubunda serum ortalama LDL kolesterol 127.55±44.69 mg/dl, kontrol grubunda ise 112.37±30.43 mg/dl idi. Tedavi almayanlara göre tedavi alanlarda ortalama LDL düzeylerinde başlangıca göre 3. ayda anlamlı bir azalma saptandı ( p=0.041 ).Sonuç: Biz bu çalışmada subklinik hipotiroidili hastalarda klinik hipotiroidi semptomlarının çoğu zaman mevcut olduğunu, hastalarda oluşan klinik ve metabolik değişikliklerin Levotiroksin tedavisi ile düzelebileceğini saptadık.Anahtar Sözcükler: Subklinik hipotiroidi, semptomlar, lipoproteinler.

HipotiroidizmLipoproteinlerSemptomlar ve genel patoloji+4
Mikail Yetmiş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Twin blok tedavisi gören normal ve fazla kilolu hastaların tükürük leptin düzeylerinin iskeletsel ve dişsel değişime etkisinin karşılaştırılması

Sınıf II maloklüzyon; problemin kaynaklandığı çeneye göre farklı şekillerde tedavi edilebilir. Mandibular retrognati, Sınıf II maloklüzyonun en sık görülme nedeni olup, ideal tedavi hedefi mandibulanın büyüme ve gelişimini stimüle etmektir. Twin Blok apareyi, 2 parçadan oluşması sebebiyle hastalarda kullanım rahatlığı sunması, üst çenede aynı zamanda genişletme yapılabilmesi gibi avantajlarından dolayı en çok tercih edilen fonksiyonel apareylerden biridir. Twin Blok uygulaması ile yapılan fonksiyonel tedavide alt çene aşağı ve öne konumlandırılmakta, bu sayede alt çene kondilindeki liflerin gerilimesiyle endokondral kemikleşme stimule edilmektedir. Bu durum mandibula boyutunda artışa sebep olmaktadır. Literatürde endokondral kemikleşmeyi ve dolayısıyla tedavi etkinliğini değiştirebilen çeşitli faktörler bildirilmiştir. Bu faktörlerden biri olan leptin hormonu, yağ dokusunun fazla olmasına bağlı olarak kilolu hastalarda normalden fazla salgılanır. Bu sebeple, kilolu hastalarda endokondral kemikleşme miktarı leptin düzeyi artışına bağlı olarak artacağı düşünülebilinir. Endokondral kemikleşme modeli olarak farelerdeki mandibular kondilinin kullanıldığı bir çalışmada da leptinin kondildeki kondrosit popülasyonu üzerine doğrudan etkisinin olduğu görülmüştür. Literatürde leptin düzeyinin, osteoklastik aktivite ve endokontral kemikleşme üzerine olan etkisi ile ilgili çalışmalar mevcut iken, fonksiyonel tedavi etkinliğinde leptin miktarının etkisinin ölçüldüğü çalışma bulunmamaktadır Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalına tedavi amacıyla başvuran 32 hasta; fazla kilolu ve normal kilolu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Fazla kilolu hastalar, Dünya Sağlık Örgütünün çocuk ve adolasanlar için belirlediği tabloda 85 persentil ve üzeri hastalardan, normal kilolu hastalar ise 85 ve 15 persentil arası bireylerden oluşturulmuştır. Boy Kilo İndeksine ek olarak, leptin düzeyi hastaların yağ dokusu mikarıyla da doğru orantılı olduğundan, tedavi başında 3. ayda ve tedavi sonunda hastaların yağ oranına da bakılmıştır. Hastaların yağ oranı Bezmialem Vakıf Üniversitesi dietetik bölümünde DEXA cihazı ile ölçülmüştür. Tedavide kullanılacak olan Twin Blok apareyleri Clark´ın 2002 yılında tanıttığı gibi dizayn edilmiştir. Kapanış kaydı sagittal aktivasyonu, mandibulanın en ileri pozisyonun yüzde 70'i kadar ileri alınarak; vertikal aktivasyonu, 2-4 mm istirahat aralığının üzerine çıkılarak yapılmıştır. Normal ve fazladan düzeltim yapıldıktan sonra tedavi sonlandırılmıştır. Endokondral kemikleşmeye bağlı kondil boyu artışı, tedavi başında ve sonunda lateral sefalometrik filmler aracılığıyla, lineer ölçümlerden oluşan Pancherz sefalometrik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Tüm hastalardan 5 farklı zamanda (tedavi başı, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve tedavi sonu) stimule olmamış tükürük, invaziv olmayan pasif akıtma yöntemiyle alınmıştır. Tükürük örneği (5 ml) saat 9 ile 12 saatleri arasında yemekten en az 1 saat sonra alınmıştır. Örnekler hastalar dik oturtularak başları öne eğilecek ve tüp ağızının köşesine konularak tükürük tübe akıtılmıştır. Toplanan tükürük 15 dakika boyunca 4˚C'de boş kuru tüp içinde 15,000 x g´de santrifüj edilmiştir. Alınan süpernatant'ın 1 ml ´si cryotüplerde -80 ˚C'de derin dondurucuda leptin analizi yapılıncaya kadar saklanmıştır. Daha sonra tükürük örneklerinden ELISA kitleriyle leptin düzeyleri fotometrik olarak ölçülmüştir. Bu çalışmanın bulgularına göre, Sınıf II bölüm 1 malokluzyonu olan aşırı kilolu ve normal kilolu hastaların Twin Blok apareyi ile tedavilerinin sonucu başarıyla gerçekleştirilmiştir. Tedavi sonunda her iki grupta da Sınıf 1 molar ve kanin ilişki elde edilmiş, overjet ve overbite önemli miktarda azalmış, konveks profil ortadan kalmıştır. Aşırı ve normal kilolu hasta gruplarında maksillada istatiksel olarak anlamlı ciddi bir fark bulunamazken, mandibula uzunluğunda aşırı kilolu hastalarda normal kilolu hastalara göre istatiksel olarak (0,01Anahtar Kelime: Dental aygıtlar = Dental instruments ; Dişler = Teeth ; Kemik ve kemikler = Bone and bones ; Leptin = Leptin ; Maloklüzyon = Malocclusion ; Maloklüzyon-angle sınıf III = Malocclusion-angle class III ; Obezite = Obesity ; Tükürük = Saliva ; Vücut kitle indeksi = Body mass index ; İskelet = Skeleton

Dental aygıtlarDişlerKemik ve kemikler+7
Ece Karaer
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık bilimleri öğrencilerinde vücut kitle indeksinin denge, gövde kas enduransı, fonksiyonel mobilite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi

Dünya sağlık örgütüne göre vücut kitle indeksinin (VKİ) 25 kg/m2'nin üzerinde olması obezite olarak tanımlanmaktadır. Obezite, vücutta aşırı yağ depolanması ile ortaya çıkan, fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen bir enerji metabolizması bozukluğudur. Dünya sağlık örgütü tarafından obezite, vücuttaki yağ miktarının insan sağlığını olumsuz etkileyecek düzeyde artışı olarak tanımlanmaktadır. Obezite; metabolik sendrom, tip 2 diyabet, serebrovasküler hastalık, koroner kalp hastalığı, uyku apne sendromu, gastroözefajiyal reflü hastalığı, safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, immün sistem disfonksiyonu, poliskistik over sendromu, cilt hastalıkları, psiko-sosyal komplikasyonlar, osteoartrit, disk hernisi, kronik sırt ve bel ağrısı gibi çeşitli vücut sistemlerini ilgilendiren hastalıklarla ilişkili bulunmakta ve bu hastalıklara yol açabilmektedir. Bu çalışma sağlık bilimleri öğrencilerinde vücut kitle indeksinin denge, gövde kas enduransı, fonksiyonel mobilite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim görmekte olan 53'ü kadın (%72,6) ve 20'si erkek (%27,4) olmak üzere toplam 73 üniversite öğrencisi katıldı. Katılımcılar demografik bilgileri kaydedildikten sonra VKİ değerlerine göre zayıf, normal kilolu, hafif kilolu ve obez olarak dört gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan tüm öğrencilere, denge değerlendirmesi için Biodex Balance System cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri, gövde ekstansör ve fleksör kas enduranslarını değerlendirmek için sırasıyla Biering-Sorensen testi ve Kraus-Weber testi uygulandı. Çalışmaya katılan tüm öğrencilerin fonksiyonel mobiliteleri 5 kez otur kalk ve 10 sn, 30 sn, 60 sn süreli otur kalk testleri ile, fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi – Kısa Form (IPAQ-kısa form) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizlerin uygulanmasında IBM SPSS Statistics 26 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Tüm gruplara ait veri gruplarının normal dağılım özellikleri Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Normal dağılım gösteren verilerin karşılaştırılmasında One Way Anova testi kullanıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenler için farkın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmede post hoc test olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen verilerin karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis testi kullanıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenlerin hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla dört grup için ikişer karşılaştırmalar şeklinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Hem Tukey HSD testinde hem de Mann Whitney U testinde p değeri için bonferroni düzeltmesi uygulandı ve 6 farklı ikili karşılaştırma olmasından dolayı anlamlılık değeri 0,0083 olarak kabul edildi. Postural stabilite testi, stabilite limitleri testi ve dengenin duyusal entegrasyonu testi sonuçları bakımından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05) ve tüm öğrencilerin VKİ değerleri ile postural stabilite testi, stabilite limitleri testi ve dengenin duyusal entegrasyonu testi sonuçları arasında anlamlı korelasyon görülmedi (p>0,05). Gövde kas enduransı testlerinin sonuçlarına göre obez grubun, zayıf ve normal kilolu gruplara kıyasla hem gövde ekstansör kas enduransı hem de gövde fleksör kas enduransının anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,001; p<0,001; p=0,002; p=0,003) ve tüm öğrencilerin VKİ değerleri ile Biering-Sorensen testi ve Kraus-Weber testi skorları arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı korelasyon bulundu (r=-0,477 p<0,001; r=-0,487 p<0,001). 5 kez otur kalk testi ve 10 sn, 30 sn ve 60 sn süreli otur kalk testleri sonuçları bakımından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05) ve tüm öğrencilerin VKİ değerleri ile 5 kez otur kalk testi ve 10 sn, 30 sn ve 60 sn süreli otur kalk testleri sonuçları arasında anlamlı korelasyon görülmedi (p>0,05). IPAQ-kısa form'a ait yürüme aktivitesi, orta şiddetli fiziksel aktivite, şiddetli fiziksel aktivite ve total skor değişkenlerine ait sonuçlarda gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). IPAQ-kısa form'a ait oturma (sedanter süre) değişkeni bakımından normal kilolu ve obez grupların, zayıf gruba kıyasla sedanter olarak daha fazla süre geçirdikleri görüldü (p=0,004; p=0,004). Tüm öğrencilerin VKİ değerleri ile IPAQ-kısa form'a ait yürüme, orta şiddetli fiziksel aktivite ve total skor değişkenleri arasında anlamlı korelasyon görülmezken (p>0,05), VKİ değerleri ile şiddetli fiziksel aktivite değişkeni arasında pozitif yönde zayıf düzeyde, oturma (sedanter süre) değişkeni arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı korelasyon bulundu (r=0,272 p=0,028; r=0,411 p=0,001). Çalışmamızın sonucunda, sağlık bilimleri öğrencilerinde vücut kitle indeksi değeri fazla olan obez grubun, zayıf ve normal kilolu gruba kıyasla gövde ekstansör ve gövde fleksör kas enduransı test skorlarının daha düşük olduğu ve VKİ değerleri ile gövde ekstansör ve gövde fleksör kas enduransı arasında negatif yönde bir ilişki olduğu gösterildi. Obez ve normal kilolu grupların zayıf gruba kıyasla sedanter olarak daha fazla süre geçirdikleri ve VKİ değerleri ile IPAQ-kısa form'a ait şiddetli fiziksel aktivite ve sedanter süre arasında pozitif yönde ilişki olduğu gösterildi. Denge, fonksiyonel mobilite ve fiziksel aktivite düzeyleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark olmadığı gösterildi. Vücut kitle indeksi değerleri ile denge, fonksiyonel mobilite ve IPAQ'a ait yürüme aktivitesi, orta şiddetli fiziksel aktivite ve total skor değişkenleri arasında anlamlı ilişki olmadığı gösterildi.

DengeFiziksel aktiviteFiziksel dayanıklılık+5
Kerem Aydoğan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of changes in lipoprotein and blood lipid profiles in obese individuals taking omega 3 supplement in Karbala city

The aim of this study; research the effect of omega-3 fatty acids which intervene on the lipid profile, In the present study, 20 obese (class I) individuals will be enrolled. Their body mass index (BMI) should be between a little high and the triglyceride (TG) level should be more than 150 mg/dL. The Omega-3 fatty acid is a rich source of eicosatetraenoic acid (EPA) and docosahexaenoic acid (DHA). Age had no significant statistically significant differences. Weight had statistically significant differences, which indicates the importance of omega in metabolic processes. Total lipids and triglycerides had a clear effect after study participants received omega-3, thereby it reduces the risk of cardiovascular diseases. Vit D levels improved significantly after omega administration. In the case of severe hypertriglyceridemia, evidence suggests that omega-3 fatty acids can be used as a nutrient that lowers TG, which includes fibrates, niacin, and omega-3 fatty acids (OM3FAs). Supplements such as omega-3 fatty acids can effectively reduce the abnormal lipid profile

HypertriglyceridemiaKerbelaBody mass index+1
Saıf Allawı Jawad Albotfeejah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of values of HOMA-IR on progress osteoporosis males

The study was conducted on osteoporosis patients to predict the effect of insulin resistance by using the term of HOMA-IR on the pathophysiology of the disease. The achievement of this goal was required the selection of people based on their HOMA-IR with matched age, waist circumference and body mass index (BMI). Clinically, fasting glucose, insulin, HOMA-IR, and glycated hemoglobin were increased in part of osteoporosis patients, and accordingly these patients were isolated as a separated group from osteoporosis patients with normal insulin sensitivity. Calcium level was non-significantly changed when compared among the control and osteoporosis patients with and without insulin resistance. Phosphorus on the other hand was decreased significantly in osteoporosis patients with HOMA-IR. Alkaline phosphatase activity was increased significantly in osteoporosis patients with HOMA-IR. Furthermore, the levels of C-terminal telopeptide of type I collagen and osteocalcin were increased significantly in the serum of osteoporosis patients with HOMA-IR compared to those without HOMA-IR and to control group. According to the results of this study, HOMA-IR can be considered as a key influencer on the pathophysiology of osteoporosis

AlkalineHemoglobinsOsteocalcin+2
Karrar Malık Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova bölgesinde adli ölüm olgularında vücut kütle indeksi (vki)ile kardiyak patoloji ilişkisinin araştırılması ve değerlendirilmesi

Amaç: Obezite vücuttaki yağ miktarının artmasıdır. Obezite kardiyovasküler sistem hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür. Obezite tanısında kullanılan yöntemlerden biri de vücut kütle indeksidir. Dünya Sağlık Örgütü, vücut kütle indeksinin 25 kg/m2 `nin üstünde olmasını obezite olarak kabul etmektedir. Obezite, aterosklerozis etyolojisinde de yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı; yöresel otopsi olgularında vücut kütle indeksi ile kardiyak patoloji ilişkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 18-81 yaş arasındaki 50 adli otopsi olgusu rastgele alındı. Olgulara otopsi öncesinde gerekli antropometrik ölçümler yapıldı. Olgulardan histopatolojik incelemeler için koroner arter örnekleri, kalp, karaciğer ve böbrek dokusu alındı. Örneklere rutin Hematoksilen Eosin boyası uygulandı. Kesitler ışık mikroskobunda değerlendirildi. Olgulardan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 11.5 paket programında değerlendirildi. Bulgular: Olguların 7 (% 14)'ü kadın, 43 (% 86)'sı erkek idi. 20 (% 40) olguda ölüm doğal orijinli iken 30 (% 60) olguda doğal olmayan ölüm nedenleri vardı. Çalışmaya alınan erkek olguların ortalama vücut kütle indeksi 25,44(±3,5); kadınların 27,04(±5,76) olarak bulundu. Toplam 7 olgu Dünya Sağlık Örgütü'nün yaptığı sınıflamaya göre obez kapsamında değerlendirildi. Olguların toplam 7 (% 14) tanesinde kalpte grade 5, 3 (% 6) olguda grade 0 değişiklikler izlendi. En çok daralmanın görüldüğü koroner arterin, sol ön inen koroner arter olduğu belirlendi. Sonuç: Yaşla birlikte olguların vücut kütle indekslerinin arttığı görüldü. Vücut kütle indeksi ile en aykından ilişkili parametre abdomen yağ doku kalınlığı idi. Bel kalça oranı ile vücut kütle indeksi, yaş, abdomen yağ doku kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki vardı(p<0,01, r>0,05). Kardiyak patolojilerin en çok koroner arter skoru ile ilişkili olduğu (p<0,001, r=0,736), ikinci sıklıkta yaşla ilişkili olduğu görüldü. Bel kalça oranı, vücut kütle indeksine göre kardiyak patoloji ile daha ilişkili idi. Çalışmamızda elde edilen verilerin bu konuda yapılmış diğer çalışmalarla uyum gösterdiği görüldü. Ülkemizde otopsi olgularında yapılmış benzer çalışma olmaması nedeniyle yol gösterici olacağı kanaatindeyiz.

AterosklerozObeziteOtopsi+1
Demet Meral
Çukurova University
2007
00

Related subjects