Çevresel sürdürülebilirlik

Bu konu başlığı altında 197 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi eğitim kurumlarının sürdürülebilirlik özellikleri bakımından çok yönlü değerlendirilmesi

Araştırmada okul öncesi eğitim kurumlarında sürdürülebilirliğin ekonomik, sosyal, çevresel boyutları bakımından incelenmesi; okul öncesi öğretmenlerinin, çocukların, ailelerin sürdürülebilirlik hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden iç içe desen kullanılmıştır. Çalışma grubu MEB'e bağlı resmi ve özel 20 okul öncesi eğitim kurumu, 68 öğretmen, 48-72 aylık 192 çocuk ve ebeveynden oluşmaktadır. Veri toplama araçları "Okul Gözlem Formu", "Sürdürülebilir Gelişme İçin Eğitim Uygulamalarına Yönelik Öğretmen Ölçeği", "Sürdürülebilir Gelişme Hakkında Aile Görüşme Formu", "Sürdürülebilir Gelişme Hakkında Çocuk Görüşme Formu"dur. Araştırma sonucunda özel ve resmi anaokullarında ekonomik, sosyal sürdürülebilirlikte anlamlı farklılık bulunmazken çevresel sürdürülebilirlikte özel anaokullarının ortalamalarının yüksek olduğu saptanmıştır. Özel anaokulu öğretmenlerinin resmi okul öğretmenlerinden daha yüksek SGE puanlarının olduğu, çevresel sürdürülebilirlik uygulamalarında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Çocukların bitkileri sevdikleri, korudukları, ekip dikme faaliyetlerini önemsedikleri, para biriktirdikleri, enerji kullanımı, geri dönüşüm bilgilerinin olduğu, arkadaş olma fikrine olumlu baktıkları, paylaşmayı sevdikleri, çoğunlukla arkadaş seçiminde ayrım yapmadıkları saptanmıştır. Ailelerin sürdürülebilirliğin tanımı, kapsamı, sürdürülebilir yapıların yararları bilgilerinin yeterli olmadığı, sürdürülebilirlikle ilgili kaynak tasarrufu, elektrik, su tasarrufu yapma, atıkları geri dönüşüme atma, ihtiyaç kadar tüketme, çevreyi temiz tutma, koruma örneklerini verdikleri, ailelerin çoğunun fiziksel özellik, giyinme tarzı, din, kültür, yaşam tarzları, etnik farklılıkların çeşitliliği hakkında olumlu görüş bildirirken cinsel kimlik çeşitliliğine yönelik olumsuz görüş bildirdikleri belirlenmiştir.

Kurumsal sürdürülebilirlikSosyal sürdürülebilirlikÇevresel sürdürülebilirlik
Tuğba Yücetürk
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kalkınma planlarının sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği politikaları açısından değerlendirilmesi

Yirmibirinci yüzyılda ülkelerin ekonomik büyümesi, nüfus artışı ve kentleşmesi sonucu enerji talebi de artmıştır. Enerji talebinin büyük ölçüde fosil yakıtlarla karşılanması dünyaya zarar vermekte ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Çevresel sürdürülebilirlik konusu küresel düzeyde iklim değişikliği, ekonomik büyüme ve kalkınma gibi birçok durumu etkilemektedir. Gelecek nesillerin yaşam kalitelerinin devamlılığı için çevresel duyarlılık ülkesel ve küresel boyutta önceliklendirilmektedir. Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği ile ilgili politikalar gerek ulusal gerekse uluslararası yaklaşımların etkisi ile Birleşmiş̧ Milletler hedefleri çerçevesinde şekillenmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de sürdürebilir kalkınma konusunun bir devlet politikası olarak kalkınma planlarında nasıl dahil edildiğine ve ne düzeyde çözüm önerileri oluşturulduğuna odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı, Türkiye'de 2001 yılı ve sonrasında hazırlanan ve uygulanan beş yıllık kalkınma planlarında; sürdürülebilirlik, çevre ve iklim değişikliğine dair politikalara ne ölçüde yer verildiğinin tespit edilmesidir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ile Kalkınma Planları incelenmiştir. Analiz bulgularına göre; iklim değişikliği politikalarının uygulanmaya başlandığı 8. Beş Yıllık Kalkınma planından itibaren çevre koruma ve sürdürülebilirlik konuları her planda artarak ele alınmış özellikle halen geçerli olan 12. Plandaki detaylı hedef olarak yer verilmiştir. Dünyanın en büyük problemi olmasının da etkisi ile iklim değişikliği sorunsalına kalkınma planlarında yer verilmesi anlamlı olmakla birlikte Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma henüz tam olarak sağlanamamıştır ve çevresel sorunlar devam etmektedir. Kalkınma Planlarında yer alan politikaların kararlı ve etkin biçimde uygulanması ile sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği odaklı hedeflenen sonuçlara ulaşabilmenin mümkün olacağı çalışma önerisi olarak sunulmaktadır. Aksi takdirde her planda çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğine ilişkin hedefler sadece hedef olarak kalmaya devam edecek, gerçeklerle örtüşmeyecektir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma, Kalkınma Planları, Sürdürülebilirlik, İklim Değişikliği, Çevre, Türkiye

Ekonomik büyümePlanlı kalkınmaSürdürülebilir kalkınma+4
Elif Köksoy
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birleşmiş milletler sürdürülebilir kalkınma amaçları perspektifinde ekolojik vergilendirme

Bu tezde, küresel çevre sorunlarının çözümünde mali araçların rolü ele alınarak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) çerçevesinde ekolojik vergilendirmenin teorik temelleri ve uygulama boyutu incelenmiştir. Sanayi Devrimi sonrası hızla artan üretim ve tüketim faaliyetleri, doğal kaynakların tahribatına ve çevresel bozulmalara yol açmıştır. Bu sorunların giderilmesi için geliştirilen sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla kalkınma politikalarına yön vermektedir. Tezde, sürdürülebilir kalkınmanın tarihsel gelişimi ve temel bileşenleri ele alınarak, ekolojik vergilerin çevresel dışsallıkların içselleştirilmesindeki rolü analiz edilmiştir. Ayrıca, dünyada ve Türkiye'deki ekolojik vergi uygulamaları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş, yeşil dönüşüm ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında bu vergilerin önemi vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) ile ekolojik vergilendirme politikaları arasında güçlü ve çok boyutlu bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. SKA'lar, çevresel sürdürülebilirlik ile ekonomik ve toplumsal kalkınma hedeflerini bir arada ele alan bütüncül bir yaklaşımı temsil etmektedir. Bu doğrultuda, ekolojik vergiler yalnızca çevresel zararları azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda SKA'ların uygulanabilirliğini destekleyen yapısal politika araçları olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu vergilerin etkinliği, kamuoyu desteği, şeffaf yönetim, gelir dağılımı üzerindeki etkiler gibi çok yönlü unsurlar dikkate alınarak tasarlanmasına bağlıdır.

Çevresel sürdürülebilirlik
İlker Güzel
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında sürdürülebilir beslenme eğitiminin beslenme tutum ve davranışlarına etkisi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada toplum sağlığında önemli rolü olan birinci basamak sağlık çalışanlarında ''Sürdürülebilir Beslenme Eğitimi'' ile sürdürülebilir beslenme konusunda bilgi ve farkındalık seviyelerini arttırarak toplum sağlığına fayda vermek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Edirne İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Keşan İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İpsala Toplum Sağlığı Merkezi'nde çalışan 74 sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Çalışmanın veri toplama sürecinde eğitim verilmeden önce ve eğitim verildikten 3 ay sonra anket uygulanmıştır. Yapılan anket katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını, sürdürülebilir beslenme bilgi düzeylerini ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını kapsamaktadır. Sürdürülebilir beslenme durumu için Sürdürülebilir Besin Tüketim Davranışı Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %68,90'ı (s=51) kadın iken, %31,10'u (s=23) erkektir. Katılımcıların yaş gruplarına göre dağılımda 44 yaş üzeri grup tüm çalışma grubunun %32,00'ını oluşturmaktadır. Eğitim öncesinde kadınların BKİ'si 24,81±3,65 kg/m2 iken, eğitim sonrasında 24,47±3,58 kg/m2 düzeyindedir. Eğitim öncesinde erkeklerin BKİ düzeyi 27,65±4,21 kg/m2 iken, eğitim sonrasında 27,37±4,09 kg/m2'dir. Eğitim sonrasında "sürdürülebilir beslenme" kavramı hakkında bilgi sahibi olduklarını beyan edenlerin oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p<0,001). Eğitim, sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttırdığı tespit edilmiştir (p<0,001). Eğitim sonrasında, SBTDÖ'ne göre bilgi düzeyindeki artış eğitim öncesinden daha fazla olmuştur (p<0,001). Katılımcıların eğitim öncesine göre protein ihtiyacını kırmızı et yerine kurubaklagil, tavuk veya balıktan karşılamayı tercih etme durumu değişmezken; kuru yemişten (ceviz, fındık vb.) tüketeceğini beyan eden bireylerin oranı arttığı ortaya konmuştur. Eğitim ile birlikte enerji, yağ, karbonhidrat, kalsiyum alım düzeylerinde azalma (p=0,009; p=0,009; p=0,018; p=0,023), çinko alım düzeylerinde ise artış saptanmıştır (p=0,042). Sonuç: Sağlık çalışanlarına verilen sürdürülebilir beslenme eğitiminin sürdürülebilir beslenme bilgi düzeylerini arttırdığı tespit edilmiştir. Sürdürülebilir beslenme eğitiminin etkisinin devamını sağlamak için bu konudaki eğitimlerin yaygınlaştırılmasına ve daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: beslenme, sürdürülebilirlik, sürdürülebilir beslenme, beslenme modelleri, sağlık çalışanı

Sağlıklı beslenmeÇevresel sürdürülebilirlik
Büşra Akyol
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşil pazarlama kapsamında çevresel kaygı, çevresel duyarlılık ve algılanan kalitenin yeşil ürün satın alma niyeti üzerine etkisi

Bu çalışma, yeşil pazarlama alanında çevresel kaygı, çevresel duyarlılık ve algılanan kalite faktörlerinin tüketicilerin yeşil ürün satın alma niyeti üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Günümüzde çevresel sorunların artmasıyla birlikte hem bireylerin çevreye karşı olan davranış biçimleri hem de işletmelerin çevre dostu yaklaşımları önem kazanmıştır. Bu bağlamda araştırmada, bireylerin çevreye olan kaygılarının, çevreye olan duyarlılıklarının ve algıladıkları ürün kalitesinin, yeşil ürün satın alma niyeti üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında istatistiksel bir yöntem benimsenmiş ve anket aracılığıyla toplanan veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Yapılan veri analizleri sonucunda, çevresel kaygı, çevresel duyarlılık ve algılanan kalitenin yeşil ürün satın alma niyeti üzerinde pozitif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, bireylerin sadece çevresel faktörler değil, aynı zamanda algılanan ürün kalitesiyle de yeşil ürünlere yöneldiğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, işletmelerin yeşil pazarlama stratejilerini oluştururken tüketici davranışlarını dikkate almalarının gerekliliğini vurgulamaktadır. Özellikle çevre dostu üretim süreçlerinin benimsenmesi, sürdürülebilirlik ilkelerine uygun hareket edilmesi ve bu değerlerin pazarlama iletişiminde açıkça ifade edilmesi, tüketici tercihlerinde etkili rol oynamaktadır. Ayrıca çalışmada, politika yapıcılara, işletmelere ve akademik çevrelere yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur. Bu doğrultuda, çevreci pazarlama anlayışının hem çevresel sürdürülebilirlik hem de rekabet avantajı açısından önemli katkılar sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Algılanan kaliteYeşil pazarlamaYeşil ürün+2
Hale Sevin
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 küresel salgını ile gelişen yeşil ekonomi dönüşümü: Ülkeler, işletmeler ve yatırımcılar için çıkarımlar

Ekonomi yıllar itibariyle pek çok değişime uğramış bir kavramdır. Bu değişimden toplumlar, devletler, şirketler denklemin birer parçası olarak doğrudan etkilenmekte ve buna göre şekillenmektedirler. Sanayi devrimi ile başlayan süreçten günümüze kadar küresel çaplı refah artışı sağlanırken elde edilen büyümenin bu sistemde sürdürülebilir olamaması 21. yüzyılda karşımıza biyoçeşitlilikte azalma, deniz seviyelerinde artış, yüzey sıcaklığında yükselme gibi doğa tahribatı olarak geri dönmüştür. Bu durumun tüm dünyada doğrudan hissedilen etkisi ise COVID-19 salgını ile deneyimlenmiştir. Yeşil düzen, sürdürülebilir büyüme ile ekonomik aktiviteyi sağlarken çevre ve toplum menfaatini göz önünde bulundurmayı amaçlayan yeni bir yaklaşımdır. Bu tez çalışmasında COVID-19 salgınının yeşil ekonomideki gelişime etkisi ARCH metodu kullanılarak test edilmiştir. Bulgular anlamlı ve pozitif bir etkinin olduğunu göstermektedir. Başlayan yeşil yeni düzende; denklemin parçası olan ülkelerin, şirketlerin ve yatırımcıların bu değişimden nasıl fayda sağlayabilecekleri ve aksiyon alabilecekleri tez kapsamında ele alınmıştır. Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası ölçekte karar alıcılar önümüzdeki 25 yıllık dönemde yeni düzene adapte olmak için karbon ekonomisine bir dizi önlem ve sınırlama getirmektedir. Geçmiş örnekler dikkate alındığında, gelişmekte olan ülkelerin bu süreci yönetme kabiliyeti sağlayabilmesi bugünden adım atmaktan geçmektedir. Şirketler ise faaliyetlerine devam ederken yeşil ekonomi ekosisteminde kalmak ve bu düzene uygun hareket etmek için belirli düzen değişikliği yapmalıdırlar. Yatırımcılar açısından ise yeşil işlerin gelecek potansiyelini şimdiden öngörerek portföylerinde bu finansal enstrümanlara nasıl yer verebilecekleri açıklanmıştır. Tez kapsamında yeşil ekonomiye geçişte hem ülkelerden, hem de şirketlerden örnekler çalışmaya dahil edilerek yorumlanmıştır.

ARCH modelAmpirik portföyCOVID 19+6
Ezgi Gümüştekin
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydınlatma tasarımı eğitiminde artırılmış gerçeklik uygulamaları ile aydınlatma tasarımlarının incelenmesi

Aydınlatma tasarımı eğitim süreçleri mekân tasarımı eğitiminde önemli bir rol oynamaktadır. Lisans düzeyinde incelendiğinde, mekân tasarımı öğrencilerine yönelik standartlaştırılmış bir eğitim modeli görülememiştir hatta bazı üniversitelerin aydınlatma eğitimi konusunda ders önerileri dahi mevcut değildir. Bu durum meslek sahibi olarak mezun olacak olan öğrencilerin fiziksel çevre kontrolleri hakkında edindikleri bilgilerin farklı düzeylerde olduğunu göstermektedir. Zaman içinde dijital teknolojiler geliştikçe, boyut malzeme ve renk hissi veren birçok yeni ifade aracı da ortaya çıkmıştır. Bu yeni teknolojilerin aydınlatma tasarımı eğitiminde öğrencileri destekleyeceği düşünülmüş ve bir araştırma planlanıp yürütülmüştür. Bu çalışmada bilgisayar destekli tasarım araçlarının sahneyi görüntüleme biçimlerine göre öğrencilerin aydınlatma ürünü yerleşim kararları üzerinde etkisinin olup olmadığı araştırılmış ve gerçeklik araçlarının tasarım sürecine dâhil edildiği durumdaki adaptasyonları ölçülmüştür. Sonuç olarak bilgisayar destekli tasarım araçlarının farklılaşmasının aydınlatma kararları üzerinde etkili olduğu ve artırılmış gerçeklik destekli teknolojilerin aydınlatma tasarımı eğitimi sürecine öğrencilerin adaptasyonunun olumlu yönde olduğu bulunmuştur.

Artırılmış gerçeklikAydınlatmaEğitim teknolojisi+5
Betül Mahitapoğlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endüstrilerde karbon, su ve enerji ayak izlerinin belirlenmesi ve sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi: Tekstil endüstrisi için bir vaka çalışması

1980'lerden itibaren ekolojik sorunlar artmaya devam etmiştir. Özellikle sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler ve hızlı nüfus artışı dünyayı derinden sarsan sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayileşmenin artması ile birlikte işletmelerin çevresel durumlarının analizlerini yapabilmek ve sürdürülebilirlik düzeylerinin takip edilmesi ve raporlanabilmesi önemli bir hal almıştır. Çevresel sorunların artması ile birlikte işletmeler bu hususta kendi faaliyetlerinin sebep olduğu Su Ayak İzi, Karbon Ayak İzi ve Enerji Ayak İzi çalışmalarına önem vermiştir. Bu bağlamda proses ve işletme bazında kullanılan su miktarlarının ve özelliklerinin, karbon salınımlarının, enerji tüketimlerinin kayıt altına alınması, raporlanması, takip edilmesi ve sonuçların iyileştirilmesi için önlemlerin oluşturulma ihtiyacı doğmuştur. Bu yüksek lisans tez çalışması gerçekleştirilirken Karbon, Su ve Enerji Ayak izi için uygulanabilmesi mümkün olan bir yöntem önermek, çıktılar üretmek ve uygulama örneğini tanıtmaktır. Çalışma kapsamında örnek bir tesis seçilmiş ve uygulama sonuçları yorumlanmıştır. Bobinde iplik boyama ünitesinde açığa çıkan karbon ayak izinin %52'si Kapsam-1 emisyonlarından %37'si Kapsam-2 emisyonlarından, %11'i Kapsam-3 emisyonlarından açığa çıkmaktadır. İplik boyama ünitesinden atmosfere salınan karbon ayak izi miktarı 1 kg iplik boyama için 2,39 CO2e/ kg iplik'tir. Bobinde iplik boyama ünitesinde açığa çıkan su ayak izinin %44,73'ü Mavi Su Ayak izi, %55,18'si Gri Su Ayak İzi ve %0,09 ise Yeşil Su Ayak İzi olarak açığa çıkmaktadır. 1 kg iplik boyamak için 219 litre su harcandığı hesaplanmıştır. Tesisin 2021 yılı aylık ortalama elektrik tüketiminin 718 GCal olduğu belirlenmiştir. SET değerleri ise en fazla 2021 yılında Ocak ayında en az ise Mart-Nisan aylarında görülmüştür. Sonuç olarak Karbon, Su ve Enerji Ayak İzi sonuçlarının, sürdürülebilirlik sürecini yönetmek isteyenler için yararlı bir sayısal kılavuz olduğu kanısına varılmış ve tüm endüstriyel tesislerde uygulanabileceği görülmüştür. Bu alanda araştırmaların objektif ve tutarlı olabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerektiği belirtilmiş olup özellikle tesislerin veri kayıt altına alma süreçlerinin standart hale getirilmesi ve veri tabanları oluşturulması önerilmiştir.

Karbon ayak iziSu ayak iziSürdürülebilir çevre+2
Çisem Öztopçu
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel alanlarda uygulanan geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modellerinin karşılaştırılması

Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan hızlı kentleşme iklim değişikliğinin insan kaynaklı etkilerinin en önemlisidir. Hızlı ve plansız kentleşme doğal alanların ve özellikle su kaynaklarının hızla azalmasına ve kirlenmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda her türlü su kaynağının doğru ve etkin kullanımı önem kazanmaktadır. Su yönetimi, su hasadı ve yağmur suyunun kullanımı bu etkiler sonucu ortaya çıkmıştır. Kentsel alanlarda geçirimsiz yüzeylerin artması yüzeysel akışın artmasına ve yağmur suyunun kullanılmadan kentlerden uzaklaştırılmasına sebep olmuştur. Bu kapsamda yağmur suyu yönetiminin sağlanması bağlamında birçok yöntem geliştirilmiştir. Kentsel alanlarda geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modellerinin kullanımı birçok faktöre bağlıdır. Bu tez kapsamında kentsel alanlarda uygulanan geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modellerinden bahsedilmiştir. Geleneksel yağmur suyu yönetim modellerinin asıl amacı yağmur suyunun hiçbir işleme maruz kalmadan mazgallar veya yağmur suyu drenaj kanalları vasıtasıyla kanalizasyon sistemine aktarılıp alıcı ortama aktarılmasıdır. Sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modelleri doğayı taklit etmeyi esas alan, yağmur suyunun bitkiler yardımıyla filtreleyerek yeraltı kaynaklarına veya alıcı ortama aktarıp su döngüsünün bozulmamasını amaçlayan sistemlerdir. Çalışmanın devamında geleneksel ve sürdürülebilir yağmur suyu yönetim modelleri karşılaştırılarak stratejiler üretilmiştir. Sonuç olarak; yağmur suyu yönetim modellerinin kentsel alanlarda bir arada uygulanmasının mevcut alan kullanımları için en doğru yöntem olduğu belirlenmiştir.

Kentsel peyzajKentsel tasarımYağmur suyu+3
Özge Nur Aydın
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Üniversitelerin sürdürülebilirliğine yönelik eylem planı hazırlanması: TNKÜ örneği

İnsanlık doğası gereği sürekli ilerleme ve gelişme ihtiyacı duymaktadır. Gelişmenin doğayı hiçe sayan uygulamaları içermesi ise yerküre üzerinde yıkıcı etkilere neden olmakta, doğal kaynakların tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasıyla ekonomik büyümeyi sınırlandırmakta ve sosyal adaleti sekteye uğratmaktadır. Tüm bu etkilerin sonucunda gelişen sürdürülebilir gelişme kavramı insanlığın temel ihtiyaçlarını öncelikli kılma, ekonomik büyümeyi adil paylaşıma dayandırma ve toplumsal ilerlemeyi eşitlik ilkeleri çerçevesinde yürütmeyi ve bunun sistematik bir yönetim ile sağlanmasını önceliklendirmektedir. Sürdürülebilir gelişmenin doğrudan hedef aldığı bir mekan olmamakla birlikte yerleşim birimleri bu ilerlemenin somut olarak izlenebileceği alanlardır. Ölçeklerinin büyüklüğü ve grift yapıları nedeniyle kentlerde uzun zaman alan sürdürülebilirlik girişimlerinin, küçük bir kent özelliği gösteren üniversite yerleşkelerinde yerleşkelerin planlama-uygulama-denetleme kolaylığı ile daha hızlı sonuç verebileceği düşünülmektedir. Üniversitelerin farklı kültürel özelliklere sahip olması ise sürdürülebilirliğe yönelik uygulamaların standart olmaktan çıkıp kuruma özgü olmasını gerektirmektedir. Bu çalışma ile Birleşmiş Milletler gelişme hedefleri doğrultusunda örnek bir alana yönelik üniversiteler için sürdürülebilirlik eylem planı (SEP) geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak sürdürülebilirlik çalışmalarının henüz çok başında olan Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi seçilmiştir. Çalışma alanı Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinin merkez yerleşkesi olma niteliği taşıyan Değirmenaltı Yerleşkesi ile sınırlandırılmış, ofis ve saha çalışmalarının bir arada yürütülmüştür. Arazi çalışmalarının yanı sıra konuya ilişkin kavramlar literatür taranarak derlenmiş, çalışma alanına ilişkin doğal, kültürel ve sosyo-ekonomik özellikler mevcut durum analizleri ile ortaya konmuş, üniversite uluslararası platformda kabul görmüş GreenMetric endeksine göre değerlendirilmiştir. Üniversite kullanıcılarının sürdürülebilirlik uygulamalarına ilişkin tutum, görüş ve yaşam pratikleri ise anket uygulaması ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Tüm bu veriler ışığında TNKÜ'ye özgü sürdürülebilirlik eylem planı geliştirilmiştir. SEP 8 amaç, 20 hedef, 35 strateji ve 174 eylem ile bu eylemlerden sorumlu birimleri ve eylemlerin gerçekleştirilmesi için önerilen zamanlardan oluşmaktadır. Bu çalışmanın sürdürülebilirlik çalışmalarının başında olan üniversitelerin kuruma özgü eylem planlarını hazırlamasında bir çerçeve niteliği taşıyacağı düşünülmektedir.

Araştırma üniversiteleriKurumsal sürdürülebilirlikSosyal sürdürülebilirlik+1
Reva Şermet
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir bir gelecek için yeşil muhasebe

Sanayi Devrimi sonrası teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hıza ulaşması, bununla birlikte dünya nüfusunun da hızla artması ve toplumların aşırı tüketime yönlendirilmesi gibi sebeplerin sonucunda çevresel sorunlar da ortaya çıkmış ve süreç içerisinde artış göstermiştir. Ortaya çıkan ekolojik sorunlar canlı yaşamını ve ekonomik sistemlerimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Küresel çaptaki bu sorun karşısında önlem amaçlı idari ve yasal bazı düzenlemeler yapılmış, bunun paralelinde bilinçli insanların da hükümetlerden ve işletmelerden beklentileri doğal olarak değişime uğramıştır. Bu değişim sürecinde hükümetler, düzenleme ve denetleme fonksiyonları doğrultusunda çevreye duyarlı politikalar geliştirmek ve bu politikalara uyumun denetlenmesinden sorumludur. Değişime ve devlet politikalarına uyum sağlayamayan işletmeler uzun vadede pazar paylarında azalma, ek vergiler gibi finansal yaptırımlarla karşılaşabilmektedir. Öte yandan artan rekabet koşullarının etkisi göz önüne alındığı zaman "sürdürülebilirlik" ilkelerinin uygulanması işletmelerin çıkarları için olumlu sonuçlara sebep olacaktır. Bunların sonucunda işletmelerin "sürdürülebilirlik" ve "yeşil ekonomi" kavramlarına verdiği önem sürekli artmaktadır. Çevresel sistemlerin yol açtığı sorunların giderilebilmesi adına işletmeler tüm üretim sürecindeki faaliyetlerinden ve ürün yaşam ömrünün dolmasından sonra ürünün geri dönüştürülmesinden sorumlu tutulmaktadır. "Yeşil muhasebe" kavramı tüm bu süreçlerdeki harcama, yatırım ve bazen cezaların ayrı bir kalem olarak takip edilebilmesini, ürün maliyetinin daha kapsamlı ve doğru hesaplanabilmesini ve mali olarak raporlanabilmesini sağlamak amacıyla geleneksel muhasebeye alternatif olarak geliştirilmektedir. Bu çalışmada işletmenin ayrılmaz bir parçası olan muhasebe açısından "yeşil" kavramı incelenerek muhasebe eğitimi alan öğrencilerin konu hakkındaki bilgi ve algı düzeylerini tespit etmek amacıyla düzenlenen anket çalışmasının analizleri yapılmıştır.

Sürdürülebilir çevreYenilenebilir enerjiYeşil muhasebe+1
Zeynep Sena Adıgüzel
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşil reklam tutumunun satın alma niyeti üzerindeki etkisinde sürdürülebilirlik farkındalığının aracılık etkisi: Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri üzerinde bir inceleme

Giderek artan kaynak problemleri ve bilinçsiz kaynak tüketimi, tüm canlıların yaşamını tehdit eden büyük bir sorun haline gelmiştir. Zamanla bilinçlenen insanlar hem kendileri hem de üzerinde yaşadıkları toplum için yaşanılabilir bir dünya farkındalığına varmışlardır. Tüketicilerin bu farkındalığı marka ve işletmeleri de bu doğrultuda yönlendirmiştir. Marka ve işletmeler, sürdürülebilirliğin gündemde sıkça yer alması nedeniyle müşterilerin gözünde sürdürülebilir marka konumunda yer alarak müşterilerin ilgisini çekmek ve sürdürülebilirlik eylemlerini onlara duyurabilmek için yeşil reklamları kullanmaya başlamışlardır. Sürdürülebilirliğin gündemde yerini en üst sıralarda almaya başlaması, işletmeler arasında rekabete dönüşerek sürdürülebilirlik konusunda samimi olmayan greenwash (yeşil aklama) olarak adlandırılan reklamları da ortaya çıkarmıştır. Bu reklamlar işletmelerin, çevre sorunlarına nasıl çözüm bulacağı konusunda kafası karışık olan tüketicilerin kafasını daha fazla karıştırmıştır. Dolayısıyla tüketiciler yeşil reklamlara karşı olan tutumlarında birden fazla kategoriye ayrılmaya ve tutarsız satın alma eylemi gerçekleştirmeye başlamışlardır. Bu çalışmada, tüketicilerin sahip olduğu sürdürülebilirlik bilinci; yeşil reklam tutumu ve satın alma niyeti arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amaçlanmış ve bu doğrultuda oluşturulan hipotezlerin kanıtı için Hayes Process macro eklentisi kullanılmıştır. Aracılık etkisini ölçen bu regresyon analizinin sonucunda sürdürülebilir farkındalığın, yeşil reklam ve yeşil reklam satın alma niyeti arasında kısmi aracı konumunda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama tekniği olarak anket yöntemi kullanılmış ve araştırmanın örneklemini basit tesadüfi yöntemle seçilen 381 Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcılara toplamda beş bölümden oluşan 54 soru sorulmuştur. Toplanan araştırma verilerinin analizinde IBM SPSS 27.0 paket programından yararalanılarak; güvenirlik analizi, açımlayıcı faktör analizi, normallik analizi ve aracılık testi uygulanmıştır. Ulaşılan araştırma sonucunda hipotezler doğrulanmış ve araştırma amaçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, sürdürülebilirlik iletişimi, yeşil reklam

Sosyal sürdürülebilirlikÇevresel sürdürülebilirlik
Hanife Nur Mülayim
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arıcılık faaliyetlerinin ekonomik yönü üzerine bir analiz: Konya örneği

Arıcılık, bal arısı kolonilerinin doğal çevre ve tarımsal kaynakları kullanarak bal, balmumu, arı sütü, polen, propolis ve arı zehri gibi ürünlerin üretildiği ve bu ürünlerin ekonomik kazanca dönüştürüldüğü bir tarımsal faaliyettir. Bu süreç, düşük işletme maliyetleri, az sermaye gereksinimi ve uzun raf ömrüne sahip ürünlerin yüksek katma değer sağlamasıyla, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir tarım için önemli bir ekonomik faaliyet olarak öne çıkar. Arıcılık, yalnızca ürünlerin ticareti yoluyla doğrudan gelir sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bitkisel üretimde tozlaşma yoluyla dolaylı ekonomik katkılar sunarak tarım sektörünün verimliliğini artırır. Bu çalışmada ise Konya ilinde arıcılık sektörünün ekonomik sürdürülebilirliği ve verimlilik unsurları iktisadi bir bakış açısıyla analiz edildi. Araştırmanın temel amacı, arıcılık işletmelerinin teknik, ekonomik ve sosyo-demografik özelliklerini belirleyerek, bu özelliklerin kârlılık, sürdürülebilirlik ve üretim verimliliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Veriler, Konya'nın 18 farklı ilçesinde faaliyet gösteren 90 arıcılık işletmesiyle yüz yüze anket yöntemi kullanılarak toplandı. Elde edilen veri seti, ANOVA ve Ki-Kare (Chi-Square) testlerinin yanı sıra regresyon modelleriyle istatistiksel olarak incelendi. Analiz sonuçları, arıcılık dışındaki farklı bir ekonomik faaliyetin varlığının, arıcılığın profesyonel (gezginci) veya hobi (sabit) amaçlı yapılma tercihini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediğini göstermektedir. Buna karşılık arıcılık işletmesi sahibinin eğitim düzeyinin hem bal verimi hem de devlet desteklerinden yararlanma oranı üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı. Ürün çeşitliliğinin yıllık gelir üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu, çoklu ürün satan arıcıların tek ürün satanlara kıyasla daha yüksek yıllık gelir elde ettiği gözlemlendi. Bal satış şeklinin (peşin, vadeli veya peşin-vadeli) uygulanan birim fiyatı belirleme üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilemedi. Benzer şekilde, yıllık bal satış fiyatının yıllık gelir üzerindeki etkisi de istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı ve gelir düzeyinin fiyat dışında farklı faktörlere bağlı olduğu ortaya kondu. Veriler, Konya'daki arı yetiştiriciliğinin çoğunlukla orta ölçekli işletmeler tarafından yürütüldüğünü ve sektörün önemli bir kısmında kovan başına bal veriminin 12-17 kg aralığında seyrederek sınırlı bir üretim performansı gösterdiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma, arıcılığın kırsal kalkınmaya sağlayabileceği katkıların ancak verimlilik artırıcı ve destekleyici politikalarla mümkün olabileceğini ortaya koymakta; aynı zamanda işletmelerin ölçek büyütme, ürün çeşitlendirme, eğitim ve finansman konularında somut iyileştirmelere ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.

Bölgesel kalkınmaFinansal sürdürülebilirlikOrganik hayvancılık+2
Saim Mert Kalın
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sporcuların besin tüketiminin sera gazı emisyonu ve su ayak izi açısından değerlendirilmesi

Sporcuların sağlık ve performans gelişiminin temelini oluşturan beslenme planında sürdürülebilirliğin sağlanması kritik öneme sahiptir. Bu çalışma Ankara ili Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi ve Ankara Sporcu Sağlığı, Performansı ve Hizmet Kalite Standartları Daire Başkanlığı bünyesinde bulunan sporcular ile gerçekleştirilmiştir. Sporcuların besin tüketiminin sera gazı emisyonu ve su ayak izinin hesaplanması ile besin tüketiminin sürdürülebilirliğinin ve sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma yaş ortalaması 21,0±3,3 olan, farklı spor branşlarından toplam 100 adet profesyonel sporcu ile gerçekleştirilmiştir. Konuyla ilgili literatür incelenerek araştırma için bir anket geliştirilmiştir. Beş bölümden oluşan ankette sporcuların sosyo-demografik özellikleri, sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının sorgulandığı bölümler ve besin tüketim sıklığı formu yer almaktadır. Besin tüketim sıklığı formundan elde edilen verilerle sporcuların tükettiği kırmızı et miktarı, aldığı bitkisel ve hayvansal protein miktarı, besin tüketiminin sera gazı emisyonu (SGE) ve su ayak izi (SAİ) hesaplanmıştır. Veri toplama süreci, merkeze başvuran sporculardan gönüllü olanlarla yüz yüze görüşme yoluyla gerçekleştirilmiştir. Sporcuların besin tüketiminin SGE'si kişi başı 3017,1±1877,4 g CO2 eşdeğeri/g/gün ve SAİ'si kişi başı 5,4±3,2 mL/g/gün hesaplanmıştır. Kadın sporcuların besin tüketiminin SGE'si erkek sporculardan daha düşük kaydedilmiştir (p<0,001). Kadın sporcuların besin tüketiminin SAİ'si de erkek sporculardan daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Besin satın alırken çevresel etki ibaresine genellikle dikkat eden bireylerin, diyet SGE ve SAİ değerleri daha yüksek çıkmıştır (p<0,05). Besin satın alırken etik üretim ibaresine daha çok dikkat eden sporcuların besin tüketiminin SGE değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir yükseklik saptanmıştır (p<0,05). Besin tüketiminin SGE ve SAİ'sinde spor branşına göre farklılıklar olduğu görülmüştür (p<0,05). Takım sporcularının besin tüketiminin SGE ve SAİ değerleri diğer gruplara göre daha düşük, kuvvet/güç sporcularının ise daha yüksektir (p<0,05). Sporcuların besin tüketiminin SGE ve SAİ'si arasında haftalık antrenman sayısına göre farklılık saptanmıştır (p<0,05). Haftada 5 kez ve daha az antrenman yapan sporcuların besin tüketiminin SGE ve SAİ değerleri diğer gruplara göre daha düşük çıkmıştır (p<0,05). Katılımcıların günlük kişi başı kırmızı et tüketimi 95,2±11,6 g, bitkisel protein alımı 58,0±32,0 g, hayvansal protein alımı 85,9±54,9 g'dır. Sporcuların tükettiği kırmızı et miktarı, aldığı hayvansal ve bitkisel protein miktarı ile besin tüketiminin SGE ve SAİ değerleri arasında anlamlı bir ilişki vardır (p<0,001). Sporcuların besin tüketiminin SGE ve SAİ değerleri genel popülasyona kıyasla daha yüksektir.

Sağlıklı beslenmeÇevresel sürdürülebilirlik
Selva Acar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karbon vergilerinin iklim değişikliği açısından önemi ve Türkiye'de uygulanabilirliği

Genellikle beşerî faaliyetler kaynaklı emisyonlar sonucu sera gazı konsantrasyonlarındaki artıştan kaynaklandığı düşünülen ve küresel gündemde yer alan en önemli konulardan biri olan iklim değişikliği, dünya üzerindeki yaşamı ve biyoçeşitliliği ciddi seviyede tehdit etmektedir. 1980'li yıllardan bu yana, küresel sıcaklıklardaki artış, çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından gündeme getirilmiş ve iklim değişikliği ile mücadele için küresel bir çabanın gerekliliği ortaya konulmuştur. Bu aşamadan sonra, uluslararası düzeyde iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik toplantı ve zirveler büyük bir ivme kazanmıştır. Ülkemiz de küresel iklim değişikliği ile mücadele konusunda çeşitli adımlar atmış, uluslararası iklim zirve ve konferanslarında bazı taahhütlerde bulunmuştur. Bu noktada, ülkemizin jeopolitik konumu da oldukça önem arz etmektedir. Türkiye'nin jeopolitik konumu, onu başlıca petrol üreten bölgeler arasında doğal bir "enerji köprüsü" yapmaktadır. Enerji sektörünün hızlı bir şekilde büyümesine kurumsal reformlar eşlik etmiştir. En önemli gelişmelerden biri, elektrik üretimi ve dağıtımı da dahil olmak üzere tüm enerji sektörünün hem yerli hem de yabancı özel sermayeye serbestleştirilmesi olmuştur. Enerji ve karbon vergilerinin potansiyel etkilerinin ekonomik analizi, politika tercihleri üzerinde önemli sonuçlar vermektedir. Devletler, sera gazı emisyonlarını azaltarak çevrenin korunmasında öncü bir rol oynamıştır. Geniş tabanlı karbon/enerji vergileri, karbondioksit emisyonlarının azaltılmasını teşvik etmek için en etkili araçlardan biridir. Karbon vergileri, kamu gelirlerini artırırken aynı zamanda karbondioksit emisyonlarının kontrol altına alınmasında önemli bir rol oynayacaktır. Bunun yanı sıra, uluslararası kuruluşlar da sera gazı emisyonlarını sınırlamak için karbon vergilerinin uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Türkiye, yeşil büyüme kapsamında sürdürülebilir çevre politikalarını hızla hayata geçirmektedir. Fakat Türkiye'de, hâlihazırda bir karbon vergisi uygulaması bulunmamaktadır. Kamuoyunun bu konudaki tutumu, verginin uygulamaya geçirilmemesindeki önemli etkenlerdendir. Karbon vergilerinin Türkiye'de uygulanabilirliğinin incelendiği bu çalışmada, karbon fiyatlandırması, vergilendirme ve iklim finansmanı konularına da değinilmiş ve Türkiye'nin iklim politikaları incelenmiştir. Çalışmada, karbon vergisinin Türkiye'de uygulanabilirliğine ilişkin mevcut durum analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye özelinde karbon vergisinin uygulanabilirliğine ilişkin olası zayıf yönlerin ve karşılanabilecek zorlukların daha fazla olduğu yönündedir.

Alternatif enerji kaynaklarıKarbon emisyon sertifikalarıSürdürülebilir enerji+2
Beril Kahraman
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

An approach for developing sustainable nuclear energy management models

As the quest for clean and sustainable energy increases with rising energy demand, the reflection of the sustainability concept on nuclear energy requires evaluation as well. On one side, nuclear energy is promoted as a clean and sustainable alternative energy source; on the other hand, it presents one of the biggest waste management problems in ecological management. Türkiye, as a country just entering the nuclear energy sector, needs to develop its ecological safety management strategies for sustainable nuclear energy production. By that sense an approach for developing sustainable nuclear energy management model is enhanced by combining the Strengths, Weaknesses, Opportunities, and Threats (SWOT) analysis methodology with INPRO methodology which is enhanced by International Atomic Energy Agency. Additionally weighing of each criteria is conducted by the experts who are selected for their contribution to the study. By using the developed methodology, strengths, weaknesses, opportunities and threats of the nuclear energy systems in Türkiye are determined for each INPRO criteria, and these strengths, weaknesses, opportunities and threats are weighted between 1 to 5 (very low impact to very high impact) according to their contribution to reach the sustainability. In conclusion it is found as having 61 strengths out of 87 criteria is a good beginning for Türkiye. 16% of the weaknesses are from environmental impacts area and in order to be environmentally sustainable, some research and developments are required in the topics as uranium extraction from seawater, or nuclear cogeneration for reducing the negative impacts of waste heat. Similarly 39% of the weaknesses are in safety area, as a result research and development in this area is also vital. This study is the first study using a holistic sustainability approach by using INPRO Methodology in Türkiye and it could be enhanced in future studies by the contribution of extended number of experts who might be from various governmental institutions, universities, operators or project companies.

SWOT analysisSustainable environment
Ezgi Tanrıkul Demir
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivil toplum kuruluşlarının eğitim etkinliklerinin ve eğitim ihtiyaçlarının analizi: Sürdürülebilir çevre alanı

Araştırma, sürdürülebilir çevre alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının mevcut eğitim etkinliklerine yönelik sivil toplum gönüllüleri, yöneticileri ve alan uzmanlarının görüşlerini ve STK'ların eğitim ihtiyaçlarını belirlemeyi amaçlamıştır. Eğitim ihtiyacını belirleme sürecinde ihtiyaç belirleme yaklaşımlarından demokratik yaklaşım kullanılmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada, olgubilim deseni benimsenmiştir. Çalışma grubu; 6 sivil toplum gönüllüsü, 6 sivil toplum yöneticisi ve 6 alan uzmanından oluşmuştur. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla odak grup görüşmeleri sırasında toplanmıştır. Toplanan veriler Miles-Huberman nitel veri analiz adımları kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre sivil toplum kuruluşlarının; sürdürülebilir çevre ve kişisel gelişim temalarına yönelik, üye / gönüllüleri ve davetli alan uzmanlarının tarafından planlanan ve yürütülen, ortalama ayda bir kez ve yaklaşık 90 dakika sürecek şekilde, daha çok alternatif ölçme ve değerlendirme araçlarının kullanıldığı ve öğrenen odaklı eğitimler düzenlendiği belirlenmiştir. Gönüllülerin; sürdürülebilir çevre, kişisel gelişim ve savunuculuk faaliyetleri temalarında; iki haftada bir sıklıkta ve yaklaşık 75 dakika süren; grup çalışması ve etkileşime dayalı bir süreç içeren; alternatif ölçme ve değerlendirme araçlarının kullanıldığı eğitimlere ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir. Sivil toplum kuruluşlarındaki eğitim etkinlikleriyle gönüllülerin ihtiyaçları arasında uyum tespit edilmiştir. Bu uyumunun; gönüllülerin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda planlanan eğitimler sayesinde sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulgular çerçevesinde sivil toplum kuruluşlarının daha etkili ve amacına uygun eğitim etkinliği düzenleyebilmesi için eğitim ihtiyacı belirleme çalışması yapması ve eğitimin katılımcılarından sık geri bildirim alarak eğitim planlarını güncellemesi önerilmiştir.

Çevresel sürdürülebilirlik
Doğukan Sever
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Modelling the electricity and heat production sector in line with Türkiye's net zero emissions target

Various international agreements and mechanisms are established to mitigate climate change by setting targets to reduce greenhouse gas emissions. Türkiye plans to reduce greenhouse gas emissions by 41% from the Business as Usual level in 2030 and set its net zero target. Thus, reducing the emissions of the electricity and heat production sector, primarily driven by fossil fuels, will help achieve its emission target. This study aims to provide a pathway for designing the Turkish electricity and heat production sector and its policy reflection to achieve a net zero emissions target for 2053. Türkiye's electricity sector is analyzed based on five scenarios with different emission pathways between 2021 and 2053. The model results show a substantial increase in installed capacity, generation and cumulative investment costs to achieve the net zero target in the two scenarios, dominantly using nuclear power plants and fossil power plants with carbon capture and storage. Although the increment in installed capacity has a similar level in a third net zero emissions scenario, which integrates more wind and solar energy investments with the help of energy storage technologies, with these two scenarios, the cost of generation and cumulative investment costs are smaller than in these scenarios. An additional investment between 340 and 391 billion USD is necessary to achieve the net zero emissions target over business as usual between 2020 and 2053. It is calculated that 19-23% of the additional investment costs over business as usual level can be covered by carbon revenues. On the other hand, a minor increase in generation cost, emissions and installed capacity is expected when an emission reduction of 40% from the Business as Usual level is estimated. These results reveal the need for significant changes in its energy policies to pave the way for substantial investment in renewable and nuclear energy, battery storage installations, and power plants with carbon capture and storage to achieve the net zero target.

Electrical energy systemsNuclear energySustainable energy+3
Ümit Çalıkoğlu
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne kayıtlı diyetisyenlerin iklim krizinin beslenmeye olan etkileri konusundaki farkındalık durumlarının ve iklim krizini önleme konusundaki yaklaşımlarının saptanması araştırması

Sürdürülebilir beslenme kavramı küresel halk sağlığının önemli konuları arasındadır. Kavram, sağlığın tümelci yaklaşımı ile ilişkilidir. Bu araştırmada, Türkiye Diyetisyenler Derneği üyesi diyetisyenlerin; iklim krizinin beslenmeye olan etkisi konusundaki farkındalık durumlarının belirlenmesi, iklim krizinin önlenmesi konusundaki görüş ve yaklaşımlarının saptanması, iklim krizi kavramının diyetisyenlik uygulamalarına yansıtılabilmesi için diyetisyenlerin görüşlerinin alınması amaçlanmıştır. Araştırma, tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya, Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne üye 114 gönüllü diyetisyen katılmıştır. Katılımcılara yönelik çevrimiçi olarak 12 Ağustos 2021 ve 18 Nisan 2022 tarihlerinde beş bölümden oluşan veri toplama formu uygulanmıştır. İstatistiksel verilerin analizi için SPSS (IBM SPSS Statistics23.0) paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın yapılması için etik kurul ve kurumsal izinler alınmıştır. Araştırmaya katılan diyetisyenlerin %99,1'i iklim krizi kavramını ve %97,4'ü sürdürülebilir beslenme kavramlarını bilmektedir ve %89,6'sı iklim krizinin sürdürülebilir beslenmeyi gerektirdiğini düşünmektedir. Diyetisyenlerin %86,9'u iklim krizinin sürdürülebilir beslenmeyi gerektiğini düşünürken %90,4'ü iklim krizinin diyetisyenleri ilgilendirdiğini düşünmektedir. Fakülteden 2010 yılından önce mezun olan diyetisyenlerin daha çoğunun iklim krizi kavramını bildiği görülmüştür (p=0,022). Beslenme alışkanlığı sağlıklı olan diyetisyenler sağlıksız olanlara göre iklim krizi kavramını daha fazla sıklıkta bilmektedir (p=0,01). İklim krizi kavramını bilenler bilmeyenlere göre anlamlı olarak daha fazla sürdürülebilir beslenme kavramını bilmektedir (p=0.00). Sonuç olarak; diyetisyenlerin iklim krizi ve sürdürülebilir beslenme konusunda farkındalıklarının geliştirilmesine yönelik faaliyetlerin yapılması önerilmektedir.

BeslenmeBilgiDernekler+7
Şeyma Nur Taşın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekolojik kent tasarımı örneklerinin değerlendirilmesi

İnsanlar, var oldukları andan itibaren doğa ile iç içe, uyum içerisinde bir yaşam tarzı benimsemişler ve ihtiyaçları kadar olanı doğadan temin ederek kullanmışlardır. Zamanla ihtiyaçların farklılaşması ve giderek nüfusun da artmasıyla birlikte doğal kaynaklar tükenmeye ve iklim değişiklerinin meydana gelmesiyle birlikte çevresel sorunlar oluşmaya başlamıştır. Hızlı ve kontrolsüz nüfus artışı, kentlerde yaşayan nüfusun düzensiz bir biçimde yerleşmesiyle çarpık kentleşmeler oluşmasına neden olmuştur ve beraberinde sosyal ve ekonomik eşitsizlikler meydana gelmiştir. Bunun için ilk çalışmalar 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra yapılmaya başlamıştır. Sanayi Devrimi ile hayatımıza giren teknolojik gelişmeler, çevre kirliliği, sağlıksız ve yoğun nüfuslu yaşam alanlarının oluşması bu çalışmaların başlamasına öncülük etmiştir. Ekolojik mimarlık, içerisinde bulunduğu durumu ve gelecek nesilleri de dikkate alarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına öncelik veren, çevreye duyarlı, enerji etkin tasarımı benimseyen, insanların konforunu ve güvenliğini önemseyen sürdürülebilir yapılar ortaya koyma faaliyetlerinin bütünü olarak tanımlanabilir. Ekolojik kent tasarımında, tasarımcılara yol gösterici olmak adına bu çalışma hazırlanmıştır.

Ekolojik çevreMimari çevreSürdürülebilir çevre+2
Elif Akdal
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ülkemiz ayakkabı tasarım ve üretim sektöründe sürdürülebilirlik

Hava ve su kirliliği, toprak erozyonu, ormanların yok olması, küresel ısınma, atıklar, iklim krizi ve nüfus artışı etkisiyle, üretim ve tüketimin hızlı bir şekilde artış göstermesi dünyanın geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir. Canlı yaşamında gerekli olan hava, su gibi doğal kaynaklar sonsuz olmamakla birlikte, sürdürülebilirliğin sağlanması adına, doğa ve insan arasındaki dengeyi sağlayabilmek önemli bir adım olacaktır. İklim ve ortam koşullarının etkisinden ayağı koruma amaçlı bir ihtiyaç olarak kullanılan ayakkabı üretiminde doğru malzeme seçimi, kaynakların kullanımının en aza indirgenmesi ve ürünün uzun ömürlü olması sürdürülebilirlik konusunda önemli bir yere sahiptir. Çalışma içeriğinde ayakkabı hakkında genel bilgiler, ayakkabı tasarım ve üretimi, üretimde yaygın olarak kullanılan malzemeler, ayak sağlığı ve ayakkabı, sürdürülebilirlik kavramı, gelişimi, sürdürülebilir malzemeler, örnek sürdürülebilir tasarımcı ve markalar ile ilgili bilgiler verilmiştir. Zorunlu ve yarı dayanıklı tüketim malı olan ayakkabı üretim sektöründe sürdürülebilirliğin tasarım ve üretim aşamasında önemi ve uygulanma durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmamıza gönüllülük esasına bağlı olarak görüşmeler yapılan firmaların; ayakkabı tasarım sürecinde sürdürülebilirlik farkındalığı, sürdürülebilir malzeme önceliği, üretim sürecinde sürdürülebilirlik, geri dönüşüm, tekrar kullanım ve atık değerlendirme konuları incelenmiştir. Sürdürülebilir malzemeler kullanarak, özgün tasarım ve üretimi yapılan örnek ayakkabılar tez içeriğinde yer almaktadır. Konuyla ilgili yapılan çalışmanın gelecek kuşaklara kaynak olması hedeflenmiştir.

Ayakkabı sektörüAyakkabıcılıkAyakkabılar+6
Betül Kır
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sucul sistemlerde ekolojik okuryazarlığa eko-stem yaklaşım

Çevre sorunlarını etkileyen pek çok etmen olmasına rağmen, önümüzdeki on yılda daha da hızlanması beklenen insan nüfusundaki fazla artış en önemli faktördür. Hızlı nüfus artışı gezegenimizin doğal kaynaklarını azaltmakta ve yaşanabilir ekosistemleri bozmaktadır. Tehlikede olan doğal kaynakların başında su gelmektedir. Türkiye'nin yıllık 450 milyar m3'lük yıllık yağış miktarı vardır. Bunun 69 milyar m3'ü yer altı sularını beslemekte ve sadece 28 milyar m3'ü dünyaya tatlı su kaynağı oluşturmak üzere dönmektedir. Yer altı sularının bir kısmı çatlaklardan sızarak buharlaşmakta ve ziyan olmaktadır. Günümüzde pek çok metot sızıntı sularını depolamak için kullanılmakta, toplanan suyun büyük bir kısmı da depoya ulaşmadan tekrar kaybolabilmektedir. Bu çalışmanın konusu , Payas Çınarlık Platosu'nda (yer: 36° 45'18,4 "N 36° 16'01,8" E) bir sızıntı suyun kullanılabilir hale getirilmesidir. Bu çalışma öğrencilerin Eko-STEM yaklaşım ile katılımı ve Payas Belediyesi imkanları ile gerçekleştirilmiştir. Eko-STEM; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik disiplinlerinin günlük yaşam problemlerinin çözümünde kullanılırken ekolojinin de hassasiyetle gözetilmesi yaklaşımıdır. Adı geçen sızıntı suları toplama ve yerinde kullanılabilir hale getirmede kullanılan yöntem oldukça olumlu sonuç verdi ve saniyede ortalama 280 ml tatlı su elde edildi. Bu projenin gerçekleşmesi sırasında projeye katılan 159 öğrenciye "ekolojik okuryazarlık" eğitimi verilerek bilinçlendirme yapıldı. Ayrıca sızıntı suyun kazanılması ve çevresinin rehabilitasyonunun planlanması da Eko-STEM yaklaşım ile öğrenciler tarafından yapıldı. Daha yaşanabilir bir dünya için insanları eğitmeli ve önlemler almalıyız. Ekolojik okur yazar bir nesil yetiştirmeye ihtiyacımız var. Bu çalışmaları eğitim faaliyetleri içerisinde ele almak daha etkili olacaktır. AnahtarKelimeler : Ekolojik okuryazarlık, STEM, Eko-STEM yaklaşım , Sızıntı sular, Sürdürülebilirlik SayfaAdedi : 70 Danışman : Prof. Dr. Şükran ÇAKIR ARICA

Doğal çevreFaal nüfusSürdürülebilir çevre+5
Cem Kağar
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Süper emici malzeme kullanılarak üretilen alkalilerle aktive edilmiş cüruflu harçların özelliklerinin araştırılması

Günümüzde Portland çimentosunun ekonomik ve çevresel açıdan oluşturduğu tahribat göz önüne alındığında, alternatif nitelikte olan geopolimer harçlara ilgi giderek artmaktadır. İskenderun bölgesindeki demir-çelik fabrikalarında demir üretimi sırasında çeşitli yan ürünler oluşmaktadır. Tez çalışmasında yan ürünlerden biri olan öğütülmüş granüle yüksek fırın cürufu (ÖGYFC) alkalilerle aktifleştirilerek geopolimer harçlar hazırlanmış ve ilave su kaynağı olan sodyum poliakrilat katkısı eklenerek üretilen numunelerin mekanik, geçirimlilik ve kimyasal etkilere karşı direnci incelenmiştir. Çalışmada ASTM C109 standartına uygun olarak belirlenen cüruf/agrega/çözelti oranı ile %6 sodyum konsantrasyon ve 1,5 silikat modülü ile hazırlanan geopolimer harçlara, 50 gr süper emici polimer (SEP) eklenerek karışımlar hazırlanmıştır. Karışım tasarımında kür süresi, kür yöntemi, SEP'in hazırlanma yöntemi (SEP-1, SEP-2) ve karışım suyu sıcaklığı deney değişkenleri olarak belirlenmiştir. 40x40x160 mm kalıplarda SEP katkılı ve katkısız 6 çeşit karışım hazırlanmıştır. Çalışmada numunelere ortam, etüv ve 1, 7, 28 gün sıvı (su ve çözelti) içerisinde kür yöntemleri uygulanmıştır. Farklı kürlerde bekletilen numunelerin SEP katkısı sonucu oluşturduğu boşluklu yapı, boşluklar arasındaki bağlantı ve buna bağlı olarak geçirimlilik özelliklerinin incelenmesi amacıyla birim ağırlık, su emme, mevcut su durumu, kapilarite vb. testler uygulanmıştır. 28, 56 ve 90 gün ortam şartlarında bekletilen numunelere eğilme, basınç, ultrasonik dalga hızı, rezonans frekansı, karbonatlaşma, ıslanma-kuruma deneyleri yapılmıştır. Ayrıca %5 oranında sülfürik asit (H2SO4) ve sodyum sülfat (Na2SO4) kullanılarak 1 ay süre ile asit ve sülfat dirençleri deneyleri yapılmış ve veriler incelenmiştir. Elde edilen deney sonuçlarını kıyaslamak amacıyla ayrıca korelasyon katsayısı kullanılarak istatistiksel analiz verileri oluşturulmuştur. Sonuçlara göre, C ve D numunelerinin yapılan testlerde daha iyi sonuçlar verdiği gözlenmiştir. SEP içerisine su yerine alkali aktivatör çözeltisi eklenerek jel kıvamına getirilen bu karışımların, ayrıca kür koşullarında hazırlanan çözelti içerisinde bekletilmesinin harcın yoğunluğunu arttırarak gözenekliliği azalttığı görülmüştür. Cürufun aktivasyon sürecinde içten kürleme yaparak ilave aktivatör katkısı sağlaması ile hem dayanım hemde kimyasal dayanıklılık açısından olumlu katkılar sağlanmıştır.

Sodyum hidroksitSodyum poliakrilatSodyum silikat+2
Büşra Sinem Genç
İskenderun Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yöneticilerin lojistik inovasyon yeteneklerinin yeşil dağıtım faaliyetlerine etkisi: İskenderun lojistik işletmeleri örneği

Bu çalışma, yöneticilerin lojistik inovasyon yeteneklerinin yeşil dağıtım faaliyetleri üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Lojistik sektörünün çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir role sahip olduğu göz önünde bulundurularak, araştırma kapsamında İskenderun bölgesindeki lojistik işletmelerine odaklanılmıştır. Yöneticilerin yenilikçi yaklaşımlarının, lojistik süreçlerde çevre dostu stratejilerin benimsenmesini ve uygulanmasını nasıl etkilediği incelenmiştir. Lojistik inovasyon yeteneklerinin, işletmelerin çevresel hedeflerine ulaşmalarında ve rekabet avantajı elde etmelerinde merkezi bir rol oynadığı vurgulanmıştır. Yöneticilerin inovatif fikirlerin geliştirilmesi ve bu fikirlerin lojistik süreçlere entegrasyonu konusundaki kapasitelerinin, işletme performansı ve çevresel sürdürülebilirlik üzerinde doğrudan etkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, müşteri taleplerine uygun yeşil dağıtım çözümlerinin oluşturulmasında yöneticilerin yenilikçi liderlik anlayışının önemine dikkat çekilmiştir. Araştırma sonuçları, lojistik inovasyon yeteneklerinin artırılmasının hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasını kolaylaştırdığına işaret etmektedir. Bu kapsamda, yenilikçi teknolojilerin benimsenmesi, çalışanların çevresel farkındalığının artırılması ve yeşil lojistik stratejilerinin işletme kültürüne entegre edilmesi gerektiği önerilmektedir. Sonuç olarak, lojistik inovasyonun etkili bir şekilde yönetilmesi ile işletmelerin uzun vadeli başarısının desteklenebileceği ve çevresel sorumluluklarının yerine getirilebileceği öne sürülmektedir.

Değer inovasyonuHizmet inovasyon davranışıSosyal inovasyon+2
Özgecan Bülbül
İskenderun Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00

İlgili konular