Çevresel sürdürülebilirlik
135 theses under this subject heading
Kentlerin sürdürülebilirliği için birleşmiş milletler odaklı gelişme modeli önerisi
Aldo Leopold'ün 1949'da hazırladığı "A Sand County" isimli almanak, insanoğlunun doğaya etkisi konusundaki ikazlar üzerinden, insan ve çevre arasındaki etkileşimi inceleyen ilk örneklerdendir. Gelişirken çevresini ne ölçüde etkilediğini tartışan "The Limits of Growth" 1968 senesinde yayınlanır ve yaklaşan çevresel tehlikeleri haber verme çabasında görünür. Teknolojinin, kitlelere daha rahat erişimi sağlayan ilerlemesi, insanoğlunun medeniyet taşlarını bu dönemde örerken bir yandan da yıktığı çevre düzeni hakkında küresel bir farkındalık yaratmaya başlamıştır. Ekoloji biliminin ön planda olduğu ilk yüksek katılımcılı küresel konferans, 1972'de yeni kurulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın düzenlediği Stockholm'deki İnsan Çevresi Konferansı olmuştur. Bu organizasyon ile devam eden bir çok fikir alışverişi, çeşitli kurumlar ve düzenledikleri organizasyonlarla devam etmiştir. 1987'de Brundtland Raporu'nda ilk defa geçen "sürdürülebilir gelişme" kavramı ile artık insanlık varoluşunu ancak gelecek kuşaklara bırakabileceği sağlıklı bir çevre ile devam ettirebileceğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir gelişmeyi anlamak ve çevresel sorunlarla baş edebilmek adına her sene sayısız organizasyon düzenleniyor olsa da en geniş katılımı ve küresel bakış açısı ile Birleşmiş Milletler Dünya ve Çevre Zirveleri bir üst akıl oluşturmayı başarmıştır. Araştırma evrenine de konu olan 1972, 1992, 2002 ve 2012'de düzenlenen konferanslar ile dünyadaki çevre gündemini belirlenmiş ve hem resmi hem de sivil birçok kurum ve kuruluşu küresel bazda hareket etmeye davet edilmiştir. Çevre bakanlıkları gibi resmi kurumları, bağımsız enstitü ve kuruluşlar ile birçok sivil toplum örgütünü, binlerce çevreci ve aktivist ile bir araya getiren bu organizasyonlar sürdürülebilir gelişme için fikirler ve politikalar üretmiş, eylem planları geliştirmiştir. Bu tez çalışması, 2022 yılında 50. yılına girmiş olacak ve küresel çapta uluslararası katılım ile sürdürülebilir gelişme hakkında ortaya konan politika ve uygulamaların değerlendirildiği Dünya Zirveleri'nin, 1972'den beri kentlerin sürdürülebilirliği hakkında görünenin ötesindeki alt metinlerinde neleri gerçekten önerdiğini sayısal veri analizi ile araştırıp sonuçları bir model olarak sunmaktadır. Araştırma, seçilen dört ana konferansı, düzenleyici kurumun resmi otoriteler tarafından kabul görmesi, katılımcı sayısının yüksek olması ve periyodik olarak konunun on yılda bir ele alınması gibi parametrelerden dolayı örneklem evreni içerisine katarken, benzer kurumların daha yerel yahut tek bir kıtayı içine alan organizasyonlarını, bu çalışmanın altkümeleri konumunda kalacağından dolayı bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır. Araştırma, yöntem olarak içerik analizi ile seçili veri grubunun hangi sıklıkta ne tip politik söylemler üretildiğini çözümlemiştir. Ele alınan kapsamlı çevre ve gelişme konferansları sonucunda ortaya çıkan söylemler sayısal olarak kod, kategori ve temalarına ayrıştırılmıştır. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın altmetninde nasıl bir sürdürülebilir gelişme modeli önerdiği bu yöntemle aranmıştır. Bu kırk yılı aşkın bilgi birikiminin ortak paydasından oluşturulan gelişme modeli, günümüz şehirlerinde ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yerel yönetimlerde bulduğu karşılık mevcut modellerle yapılan karşılaştırmalar ile irdelenmiştir. Araştırma sonucu önerilen gelişme modeli, tarihsel ve süreç odaklı olup karşılaştırıldığı mevcut sürdürülebilirlik modellerinden daha kapsayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Modelin çevresel ve toplumsal yanının ekonomik yanından daha çok söylem ürettiği ve uygulayıcı aktörlerin model için önemli bir bölüm olduğu görülmüştür. Model kentlerin sürdürülebilir olma eğilimlerinde kurulacak olan yönetimsel sistemlere bir altlık oluşturma noktasında yön gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir gelişme, sürdürülebilirlik politikaları, çevre konferansları, sürdürülebilir gelişme modelleri
Yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemlerinin karşılaştırılması
Sanayi devrimi ile hızla artan üretim, gelişen teknoloji, nüfus artışı ve tüketim ağırlıklı yaşam biçimi Dünya üzerinde küresel ısınma, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve doğal kaynakların hızla azalması gibi geleceğimizi ciddi anlamda etkileyen sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çevreye verilen tüm bu zarardan büyük oranda da yapı endüstrisinin sorumlu olduğu araştırmalar neticesinde görülmektedir. Çevreye verilen zararları en aza indirgeyebilmek için yapı endüstrisinin ve kullanıcılarının bilinçlendirilerek, sürdürülebilirlik kavramı üzerinde farkındalık kurulması ve sürdürülebilirlikle ilgili ölçütlerin uygulamaya konması gerekmektedir. Yeşil bina, sürdürülebilirlik ve ekolojik mimarlık gibi iç içe geçen kalıplaşmış kavramlar gün geçtikçe bir moda unsuru ve pazarlama aracı halini almıştır. Sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri sürdürülebilirlik ölçütlerini uygulamaya koyabilmek adına yol gösterici ve teşvik edici niteliktedirler. Ancak bu değerlendirme sistemlerinin uygulamaya yönelik bir takım sorunları mevcuttur. Bu nedenle, tez çalışmasında, yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri incelenerek sistemlerin sürdürülebilirlik ölçütlerini nasıl ele aldığı gözlemlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tez çalışması kapsamında giriş bölümünde; literatür özeti, tezin amacı ve hipotez hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; mimarlıkta sürdürülebilirlik 'Yeşil Bina', 'Ekolojik Tasarım' ve 'Yeşil Gösterme' kavramları üzerinden incelenerek değerlendirilmiştir. Kavramların genel bir tanımı yapıldıktan sonra sürdürülebilir yapı tasarım sürecinde yaşam döngüsü tasarımı, bütüleşik tasarım süreci ve sürdürülebilirlik ölçütleri bu bölümde detaylıca incelenmiştir. Tez kapsamında sürdürülebilir yapı tasarım sürecinde sayısal teknolojilerin rolü de inceleme altına alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde; yapılarda sürdürülebilirlik ölçütlerinin belirlenmesi ve doğru uygulanabilmesi amacıyla ortaya çıkan sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemlerinden dünyada yaygın olarak kullanılan altı yöntem araştırılmıştır. Bu sistemler literatürde de en çok vurgulanan BREEAM, LEED, DGNB, CASBEE, SBTool ve Green Star olarak seçilmiştir. Sürdürülebilirlik ölçütleri, yapı kategorileri ve sertifika dereceleri açısından incelenen sistemlerin karşılaştırmaları yapılmıştır. Daha sonra Türkiye'de bu sistemlerin kullanımı ve Türkiye'de konutlar için yayınlanan ÇEDBİK-Konut Sertifikası incelenmiştir. Bölüm sonunda ise; örnek projeler üzerinden sistemlerin kullanımları araştırılmıştır. Dördüncü bölümde; Türkiye için veriler üzerinden değerlendirmeler ve öneriler sunulmuştur. İncelenen sistemlerden elde edilen bilgiler ışığında Türkiye için yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilirlik ölçütleri çizelgeleri çıkarılmıştır. Tezin sonuç bölümünde; Türkiye'de uygulanan sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri ve yeşil bina sektörü ile ilgili eleştiri ve öneriler yansıtılmaya çalışılmıştır. Tezde yer alan tüm çalışmalar değerlendirilerek sonuçlar çıkarılmıştır.
Sürdürülebilir duba tasarımı için atık lastiklerden elde edilen çelik lif ve kauçuk agregalarının tek noktalı eğilme analizi ve abaqus modellemesi
Atık lastiklerden geri kazanılan çelik lifler ve kauçuk agregalarının betonarme yapı elemanlarının performansına etkileri, sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda incelenmiştir. Betonun düşük çekme dayanımı ve sınırlı sünekliği, yapı sektöründe önemli bir dezavantajdır. Bu bağlamda, geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılarak betonun mekanik özelliklerini iyileştirmek ve çevresel etkileri azaltmak hedeflenmiştir. Çalışma, duba ve benzeri yapı elemanlarının dayanımını artırmak için yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Araştırmada, konsol tipi statik tek noktalı eğilme deneyi uygulanarak, 110 cm uzunluğunda kare kesitli (10x10 cm, 15x15 cm ve 20x20 cm) betonarme numuneler üzerinde testler gerçekleştirilmiştir. Numuneler, %5 ve %10 oranlarında çelik lif ve kauçuk agregası katkısı içerecek şekilde tasarlanmıştır. Referans numunelerle karşılaştırmalı olarak, çelik liflerin çatlak kontrolü ve yük taşıma kapasitesini artırdığı, kauçuk agregalarının ise esneklik modülünü düşürerek betonun deformasyon kapasitesini ve darbe dayanımını geliştirdiği gözlemlenmiştir. Deney verileri, yüksek hassasiyetli ölçüm cihazları ve Abaqus programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çelik liflerin, betonun çatlak sonrası yük taşıma kapasitesini artırarak süneklik kazandırdığı, kauçuk agregalarının ise betonun elastik ve plastik davranışlarına olumlu etkiler sağladığı tespit edilmiştir. Duba ve benzeri elemanlarda bu tür malzemelerin kullanımı, uzun ömürlü ve çevre dostu çözümler sunmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, geri kazanılmış atık lastiklerden elde edilen çelik lif ve kauçuk agregalarının betonarme yapı elemanlarında kullanımıyla hem çevresel hem de mühendislik açısından önemli kazanımlar elde edilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu tez, sürdürülebilir yapı malzemelerinin geliştirilmesine ve inşaat sektöründe çevre dostu yaklaşımların yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir bilimsel altyapı sunmaktadır.
Çorum ilinde sürdürülebilir çevresel etkinlik ölçümü: VZA uygulaması
Üretim ve tüketim gereksinimlerini sağlamak için insanoğlu yüzyıllardır doğadaki kaynakları kullanmaktadır. Özellikle nüfus artışı, çarpık kentleşme, endüstrileşme ve hızlı tüketim eğilimi gibi etkenler kaynakların hızlı bir şekilde tükenmesini beraberinde getirmiştir. Artık dünya üzerinde var olan kaynakların korunması ve gelecek nesillere aktarımının sağlanması için daha dikkatli davranılmalı ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni önlemler alınmalıdır. Bu kapsamda, şehirler ve bölgeler ekseninde yapılacak ölçümler geleceği öngörebilmek açısından önem kazanmaktadır. Son yıllarda geniş uygulama alanı bulunan ve kaynak kullanım ölçümünde oldukça kullanışlı olan Veri Zarflama Analizi (VZA) yönteminden literatürde sıkça yararlanıldığı gözlemlenmiştir. Yöntem etkin çıkmayan karar verme birimleri için referans kümesi oluştururken aynı zamanda potansiyel iyileştirmeler hakkında araştırmacıya bilgi niteliğinde öneriler vermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, sürdürülebilir çevresel etkinliğin ölçülmesinde VZA tekniğinden yararlanarak, Çorum ili için değerlendirme yapılmasının sağlanmasıdır. Bu çerçevede Çorum'da 2008-2021 dönemlerinde gerçekleşen çevre harcamaları, elektrik, doğal gaz, petrol, LPG, su, partikül madde, kükürt dioksit, atık su ve katı atık gibi kriterler kullanılarak bir etkinlik ölçümü yapılmıştır. Girdi ve çıktı odaklı olarak Charnes, Cooper ve Rhodes (CCR) ile Banker, Charnes ve Cooper (BCC) modellerine göre yapılan analizde etkinlik sınırını bozan dönemler tespit edilmiştir. Buna göre iyileştirme önerileri ve değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
Bir orijinal ekipman üreticisinde ((OEM) atıksu ve kimyasal geri kazanım sistemi geliştirme senaryolarının yaşam döngüsü değerlendirmesi kullanılarak karşılaştırılması
Sanayi devrimi ile başlayan teknolojik gelişmeler, artan makinelere gereken enerjiyi sağlamak adına arayışlar ile devam etmiştir. Kömürün buhar enerjisi üretimi için kullanılmaya başlanmasından, fosil yakıtların alternatif olması ile devam eden gelişmeler, günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin ve nükleer enerji gerekliliklerinin tartışılmasını ortaya çıkarmıştır. Dünya nüfusunun hızla yükselmesi sanayi ve teknolojinin giderek daha da artan enerji gereksinimi geri dönüşü zor olan çevresel etkileri beraberinde getirmiştir. Bu gidişin felaketle sonuçlanabileceğinin farkına varılması çevrenin korunmasını öncelikli amaçlayarak küresel iklim değişikliğinin önlenmesi için çalışmaların yapılmasını sağlamıştır. Bu çalışmada, örnek bir çevresel etki analiz metodu olan Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (YDD) bir otomotiv kaplama tesisinde kurgulanan iki farklı senaryo ile elde edilen veriler analiz edilmiştir. SimaPro 8.5.0.0 yazılımı ve ReCiPe etki analiz metodu kullanılarak 1m2 sıkma somunu kaplanması prosesinin hangi çevresel etkileri oluşturduğu kapsamlı bir biçimde hesaplanmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre elde edilen bulgular ile, Senaryo 1 646mPt sonucu ile Senaryo 2 639mPt sonucuna göre daha olumsuz çevresel etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Tüm etki kategorilerinde Senaryo 1'in çevre üzerinde Senaryo 2'den daha yüksek etkisinin olduğu bulguları elde edilmiştir. Gerçekleştirilen bu çalışma, fosfat kaplama prosesinden kaynaklanan tüm çevresel etki kategorilerinde en yüksek katkının elektrik tüketimi olduğunu göstermiştir. Tüm bu elde edilen sonuçların ışığında YDD'nin çevresel etkileri sayısallaştırmak için etkili ve faydalı bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.
Investigating the climate change in Turkey by trend analysis techniques
Climate change is defined as the change in climate observed over a time period and it is referred directly or indirectly to human activity. It is believed to be the most serious threat to global environment with its potential impacts such as global warming, sea level rise and increased extreme weather events. The reasons of climate change can be mainly divided into two main components which are greenhouse gases and human factors. Increase in the greenhouse gas (GHG) concentrations in the atmosphere is the main cause of the climate change in the world. The other important factor for climate change is humans. Humans are changing the climate of the world by burning of fossil fuels, urbanization, deforestation, agriculture, and industrial processes. In this work, the components of climate change in Turkey were deeply investigated. Firstly, how climate changed over the past 50 years was analyzed in terms of average annual temperature, precipitation, evaporation, moisture, sea water temperatures, soil temperature and number of snowy days in Turkey. Then, these data is analyzed by statistical techniques and their trends are evaluated. Moreover, Van Lake basin is taken as a case study and variations in temperature, precipitation, flow and lake level parameters are investigated. Again, trends of those variables are evaluated. In addition to this, correlations of those parameters are obtained and their effects on each other are explained. It is observed that while temperature is increasing, precipitation, moisture and number of snowy days are decreasing in Turkey. Hence, it can be said that global warming shows its reflections in Turkey as well.
Türkiye'de il halk kütüphanelerinde sürdürülebilirlik olgusu ve kurumsal sürdürülebilirlik izleği önerisi
Kütüphane türleri arasında, hizmet verdiği kullanıcı kitlesinin genişliği ve hizmet çeşitlilikleri kadar yenilikçi uygulamalara öncülük eden kimliği ile de ön plana çıkan halk kütüphaneleri, diğer unsurların yanı sıra, sürdürülebilirlik bağlamında da ilk elde ele alınması gereken kütüphane türüdür. Kütüphanecilik dünyası ile sürdürülebilirlik arasındaki bağlantının son dönemde literatürde kendine yer bulmaya başlaması, sürdürülebilirlik konusunun kütüphaneler için önemini vurgulama sorumluluğunu doğurmuştur. Bu bağlamda özellikle halk kütüphaneleri için sürdürülebilirlik ölçütleri belirlenerek bu konuda kurumsal rehberlik yapacak Türkçe literatürün henüz olmaması, konunun ve bu çalışmanın önemini artırmaktadır. Çalışmanın nihai amacı Türkiye'deki il halk kütüphanelerinin kurumsal sürdürülebilirlik açısından sahip oldukları yapısal unsurlar bağlamında (bina, personel, kullanıcı, bütçe, derme, yönetici yaklaşımı, uygulamalar ve hizmetler) ne durumda olduklarını tespit edip, elde edilen veriler ışığında halk kütüphanelerinde kurumsal sürdürülebilirlik için bir izlek geliştirmektir. Buna göre araştırmanın kapsamı, araştırmanın sonuçlarının tüm Türkiye'deki durumu yansıtabilmesi için 81 il halk kütüphanesi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda betimleme yöntemi, anket ve yarı yapılandırılmış görüşme teknikleri kullanılmıştır. Öncelikle Türkiye'deki il halk kütüphaneleri yöneticilerine uygulanan anket formu sonucunda elde edilen veriler kapsamında anketi yanıtlayan kütüphaneler arasından basit rastgele örnekleme yöntemi ile yedi coğrafi bölgeden seçilen kütüphane yöneticileri ile görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre literatürde henüz çok yeni bir kavram olan "sürdürülebilirlik" kavramına ilişkin il halk kütüphanesi yöneticileri, personeli ve kullanıcıları tarafından farkındalık ve bilgi eksikliği söz konusudur. Bu eksikliğin giderilmesinde yol gösterici olması amacıyla Türkiye'de il halk kütüphanelerinin kurumsal sürdürülebilirliği sağlayabilmek için sahip olması gereken temel özellikleri içeren bir izlek oluşturulmuştur. Bu izlek, başta il halk kütüphaneleri olmak üzere diğer kütüphane türleri için de bir örnek niteliğindedir. Söz konusu izleğin kütüphanelere, kütüphanelerin tüm paydaşlarına, bilgibilim alan yazınına önemli katkısı olacaktır. Ayrıca bu çalışma ve sonucunda ortaya çıkan izlek bu alanda yapılacak sonraki çalışmalar için de temel oluşturacağı düşünülmektedir.
Impact of lack of public green areas on the living conditions of Mogadishu's residents
Lately, the functions of urban greenings including recreational use, aesthetics and resting areas are at the top of the expectations of the society. These green areas in the cities reduce energy use, facilitate cooling effects, and improve water and air quality. The protection of green areas is also important for the sustainability of biodiversity and wildlife. The green areas in the cities, consisting of vegetation, trees and tree groups that are naturally found in the city or artificially established, are to be established, protected and managed in accordance with the public interest. This thesis investigates the impact of urban green areas (UGAs) on the socio-economic, environmental, and health aspects of urban life in Mogadishu, Somalia. Employing a mixed-method approach, this study combined a face-to-face survey of Mogadishu residents with GIS-based analysis using the i-Tree Canopy tool to assess spatio-temporal changes in the city's green cover between 2002 and 2023.Survey results indicated that accessible and well-maintained green spaces significantly improve residents' mental and physical health, foster social interactions, and contribute to economic benefits such as increased property values and enhanced local business opportunities. Meanwhile, i-Tree analysis revealed a concerning decrease in green cover over the study period, with a corresponding increase in impervious surfaces. This reduction in green spaces is associated with diminished ecological services, such as carbon sequestration, and exacerbates challenges like the urban heat island effect. The findings emphasize the critical role of UGAs in enhancing urban resilience and improving quality of life in post-conflict settings. The study advocates for strategic urban planning and policy initiatives that prioritize the preservation and expansion of green spaces, which are crucial not only for environmental sustainability but also for promoting social cohesion and economic prosperity in Mogadishu. The thesis presented recommendations for urban planners and local government to integrate comprehensive green space planning into Mogadishu's broader urban development agenda, ensuring sustainable and livable urban environments.
Uluslararası lojistikte taşımacılık faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkileri
Uluslararası lojistik insanlık için çok önemli bir noktada konumlanmaktadır. Yaşam var olduğu sürece, üretim ve tüketim de var olacaktır. İnsan istek ve ihtiyaçlarının, malzemelerin, hammaddelerin taşınması, insan ulaşımının sağlanması, yüklerin veya insanların istenilen yerde istenilen zamanda olabilmesi Lojistik biliminin faaliyet konusudur. Bu faaliyetler ulusal yapılabileceği gibi uluslararası boyutta da gerçekleştirilebilmektedir. Günümüzde malların taşınması işlemi taşımacılık olarak adlandırılırken, insanların taşınması işlemi ulaştırma olarak adlandırılmaktadır. Sürdürülebilirlik ortaya çıktığı zamandan günümüze kadar pek çok farklı alanda birlikte kullanılmıştır. Tanımlamak gerekirse Sürdürülebilirlik kısaca günümüz faaliyetlerinin gerçekleştirilirken kaynakların tüketilmemesi, geleceğin de varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyabileceği kaynakları tüketmemek olarak tanımlanabilmektedir. Sürdürülebilirliğin uygulanabilirliği, kaynakların tüketilmemesine ve kullanılan kaynakların yerine konulabilmesine bağlıdır. Doğa kendi içerisinde bir bütün halinde çalışan bir ekosisteme sahiptir. Bu ekosistemde tüm canlı ve cansız varlıklar birlikte bulunmaktadır. Her biri birbiri ile bağlantılı ve birbirleri için önemi büyüktür. Bu durum bir zincirin halkaları gibi düşünülebilir. Bu canlılardan bir tanesinin yok olması demek, zincirin halkalarından birinin yok olmasına, etkileşimde bulunduğu diğer canlıların varlığını olumsuz yönde etkileyebilecek, hatta yok olmasına neden olabilecektir. Sürdürülebilirlikle ilişkili olan bir diğer husus çevre kirliliğidir. Ekologlara göre çevre kirliliği aşırı yapılaşmanın, sanayileşmenin ve ulaşım araçlarındaki artışla beraber artmaktadır. Artan çevre kirliliği, doğal felaketler, küresel ısınma gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın konusu olan Lojistik Faaliyetlerin Çevresel Etkilerinin incelenmesi, sürdürülebilirlik kapsamında ele alınması ve lojistiğin alt unsuru olan taşımacılık sektörünün araştırılması büyük önem taşımaktadır. Lojistiğin sürdürülebilir bir sisteme dönüştürülebilmesi için sadece çevre değil, sosyal ve ekonomik yönlerinin de sürdürülebilir bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerekmektedir. Taşımacılık sektöründe sürdürülebilir bir sistemin geliştirilebilmesi için, uygun taşıma modunun seçilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece yakıt tüketiminin minimuma indirilerek karbon salınımının azaltılması sağlanacaktır. Lojistikte kullanılacak taşıma araçlarının periyodik bakımlarının gerçekleştirilmesi, doğru taşıma modlarının seçilerek taşıma trafiğinin azaltılması sürdürülebilir lojistik faaliyetlerinin bazıları olarak sıralanabilmektedir. Lojistiğin sürdürülebilir bir şekilde çalıştırılması sadece taşımacılık alanında yapılacak iyileştirmelerle kalmayıp, lojistikte kullanılacak depolama hizmetlerinin de sürdürülebilir bir lojistik çerçevesinde gerekli düzenlemelerinin yapılması gerekmektedir. Stok maliyetlerinin düşürülmesi, sera gazlarının azaltılması ile doğru orantılı olacaktır. Stokların azaltılması muhafaza edilen hammaddelerin veya malzemelerin ısıtılma ve soğultulma işlemlerinin azaltılmasını, depolama maliyetlerinin düşürülmesini, enerji tüketiminin azaltılmasını sağlayacaktır. Çalışma kapsamında uluslararası taşımacılık faaliyetlerinin çevreye verdiği zararlar emisyon değerleri üzerinden incelenmektedir. Sera gazları atmosferde birikerek küresel ısınmayı tetikleyen gazlardır. Bu gazlar içerisinde en tehlikeli sera gazı miktar bakımından en fazla olan karbondioksit gazı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle çalışmada karbon emisyonları değerleri esas alınmıştır. Günümüzde artan çevre sorunları, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, nesli tükenen hayvanlar düşünüldüğünde, bu ve bu gibi konuların araştırılması konunun önemini ve ciddiyetini anlatmaktadır. Uluslararası lojistik faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisi ekonometrik analizler aracılığıyla test edilmektedir. Araştırma modelinin temeli Çevresel Kuznets Eğrisine dayanmaktadır ve lojistiğin çevre üzerindeki etkisi panel veri yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Çalışma taşımacılık türleri hakkında oldukça kapsamlı bilgiler vermekte, taşımacılık türlerinin emisyon değerleri üzerinden yeni taşıma modellerinin uygulanabilmesi açısından fikir vermektedir. Uluslararası lojistiğin karbon emisyonları üzerinden çevresel etkilerinin incelenmesi konusu, alanında yazılmış ilk tez olması bu çalışmanın önemini vurgulamakta ve literatüre katkı sağlaması açısından önemlidir.
Üniversite kampüslerinin çevresel sürdürülebilirliği: Bursa Teknik üniversitesi örneği
Çağımızın en büyük problemlerinden olan küresel ısınma ve iklim değişikliği beraberinde diğer su ve gıda kıtlığı, enerji krizleri gibi çevresel problemleri de getirmiştir. Her geçen gün artan çevresel felaketlere uluslararası düzeyde sürdürülebilirlik ile ilgili önlemler gündeme getirilmiştir. Bu sürdürülebilirlik uygulamalarından biri de yeşil kampüs çalışmalarıdır. Bu çalışmada yeşil kampüs temeli olan Green Metric değerlendirme yönteminden bahsedilmiş olup çalışma alanı olarak Bursa Teknik Üniversitesi belirlenmiştir. Üniversite ilk kez 2022 yılında Green Metric sıralamasına katılım sağlamış olup çalışmada 2022, 2023 ve 2024 yılı verileri karşılaştırılarak değerlendirme yapılmıştır. Çalışma sonucunda üç yıl arasında olan puan artışında en büyük etkenin akıllı kampüs uygulamalarında olduğu, kurum içerisinde yeşil bina çalışmalarına önem verildiği, enerji ve iklim değişikliği derecelendirmesinde başarılı çalışmalar yaptığı gözlemlenmiştir. Bu araştırma sonucu ile hem çalışma alanı olan Bursa Teknik Üniversitesinde hem de yeşil kampüs uygulamalarına yer veren diğer yükseköğretim kurumlarında yapılabilecek faaliyetlere yardımcı olması hedeflenmektedir.
Sürdürebilirlik yolunda kalkınma amaçlarına ulaşma yolunda bir halı fabrikasında karbon ayak izi azaltma stratejilerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, Gaziantep'te faaliyet gösteren bir halı fabrikasının 2024 yılı faaliyet verileri kullanılarak kurumsal karbon ayak izi (KKAİ) hesaplanması ve azaltım stratejileri geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında, firmanın organizasyonel ve operasyonel sınırları tanımlanarak, sera gazı emisyonlar Kapsam 1 (doğrudan emisyonlar), Kapsam 2 (satın alınan elektrikten kaynaklanan emisyonlar) ve Kapsam 3 (diğer dolaylı emisyonlar) başlıkları altında hesaplanmıştır. Hesaplamalarda ISO 14064-1:2018 standardı, IPCC yöntemleri ve uluslararası geçerli emisyon faktörleri (DEFRA, EPA) esas alınmış; ayrıca Türkiye'ye özgü elektrik emisyon değeri, iletim-dağıtım kayıpları ve kuyudan depoya (WTT) kaynaklı etkiler hesaplamaya dahil edilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde, özellikle hammadde tüketimi ve enerji kullanımının toplam emisyonlarda en büyük paya sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar doğrultusunda geri dönüştürülmüş hammaddelerin kullanımı, lojistik optimizasyonu, enerji verimliliği uygulamaları ve atık yönetimi gibi azaltım stratejileri Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. KKAİ hesaplamaları sonucunda, en yüksek emisyon kaynaklarının sırasıyla satın alınan ürünlerin üretimi, elektrik tüketimi ve atık oluşumu olduğu tespit edilmiştir.
Sürdürülebilirlik uygulamalarının kısa film yapım maliyetlerine etkileri
Çalışma, sürdürülebilirlik ilkelerinin sinema yapım süreçlerinde yalnızca çevresel değil, maliyet boyutunda da belirleyici sonuçlar üretebildiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, ışık ve enerji tüketimi, ulaşım, mekân planlaması, dekor/kostüm ve yiyecek-içecek gibi kritik kalemlerde sürdürülebilir yaklaşımların mali yansımaları incelenmiştir. Yöntem olarak, aynı konuya sahip iki kısa belgeselin tek günlük çekim koşullarında, biri sürdürülebilir diğeri geleneksel yöntemlerle üretilmesi tercih edilmiştir. Buna bağlı olarak çalışma, sürdürülebilirliğin teorik boyutlarını ele alırken, aynı zamanda bu ilkelerin pratik uygulamalar üzerindeki izdüşümlerini somut verilerle örneklendirmeyi hedeflemektedir. Bu tasarım, farklı değişkenleri sabitleyerek karşılaştırmaya elverişli bir zemin sunmuş, ancak büyük ölçekli yapımlara genellenebilirliğin sınırlı olduğunu da ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, ulaşım ve mekân gezilerinde sürdürülebilir yaklaşımın ciddi mali avantaj sağladığını göstermiştir. Geleneksel sette ile sürdürülebilir set arasındaki Genel bütçe karşılaştırmasında sürdürülebilir yapımda toplam 11.012 TL harcama yapılırken, geleneksel yöntemlerle oluşturulan filmde ise 11.618 TL harcama yapılmıştır. Böylelikle geleneksel sete göre yaklaşık 600 TL avantajla neredeyse denk maliyetle gerçekleştirilmiştir. Bu sonuç, sürdürülebilir yapımın maliyet artırıcı bir tercih olmadığını, aksine doğru planlama ile bütçe nötrlüğüne hatta tasarrufa yol açabileceğini göstermektedir. Çalışma, küçük ve orta ölçekli projelerde çevresel faydaları gözetirken maliyetin de kontrol altında tutulabileceğini, böylece sinema sektörü için uygulanabilir bir üretim modeli sunduğunu ortaya koymaktadır.
Ekonomik özgürlüklerin sürdürülebilir ekonomik büyümede rolü: Seçilmiş ülke grupları analizi
Bu çalışma, ekonomik özgürlüklerin sürdürülebilir ekonomik büyüme üzerindeki etkisini E7 ve G7 ülkeleri için karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Ekonomik özgürlükler, insan hakları, düzenleyici kalite, emek, sermaye, karbondioksit salınımı ve ticaret açıklığı verileri; Dünya Bankası, Heritage Foundation ve V-Dem veri tabanlarından derlenmiş, 1995–2023 dönemini kapsayan verilerle panel veri yöntemi kullanılarak yapılan analiz sonuçlarında elde edilen bulgular; E7 ülkelerinde düzenleyici kalite ve sermaye sürdürülebilir büyümenin temel belirleyicileri olarak öne çıkarken, G7 ülkelerinde emek daha güçlü bir etkiye sahiptir. Her iki grupta da ekonomik özgürlükler büyüme üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etki yaratmamıştır. Ayrıca, karbondioksit emisyonlarının büyümeyi pozitif yönde etkilemesi, sürdürülebilirlik açısından çevresel riskleri ortaya koymaktadır.
Yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamalarının firma performansı üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; yeşil tedarik zinciri uygulamalarının çevresel sürdürülebilirlik performansları üzerine etkilerinin incelenerek etkilerinin açığa çıkarılması ve çevresel sürdürülebilirlik performanslarının işletme performansları ile ilişkisinin yönü belirlenerek işletmeleri ve araştırmacıları yönlendirmesi hedeflenmiştir. Çalışmada öncelikli olarak yeşil tedarik zinciri yönetimine ilişkin olarak literatür araştırılması yapılmış olup, ardından Türkiye'nin en büyük sanayi odalarından olan İstanbul Sanayi Odası'nın yapmış olduğu İSO 1.000 listesinde ki imalatçı işletmeler ile Gaziantep ili ve çevresinde yerleşik imalatçı işletmeler ile anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasında sektör farkı olmaksızın 386 firma anketin tamamını doldurarak destek olmuştur. Anketlerden elde edilen veriler ışığında SPSS paket programı kullanılarak, korelasyon ve hiyerarşik regresyon yapılarak son bölümde paylaşılmıştır. Yapılan analizler ışığında yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları ile çevresel sürdürülebilirlik performansları arasında güçlü bir korelasyon olduğu, operasyonel ve ekonomik performans ise özellikle finansal ve pazar performanslı ile pozitif etkilediği analiz edilmiştir
Yeşil lojistik kapsamında çevre etkinlik VZA yöntemleri ile AB ülkeleri ve Türkiye'nin lojistik-çevre etkileşimli performanslarının değerlendirilmesi
Küresel çaplı çevresel sorunlara neden olan faktörler içerisinde lojistik faaliyetlerin payı oldukça yüksektir. Bu durum lojistik sektörü üzerinde çevresel baskıları arttırmakla birlikte, ülkeleri ve işletmeleri konuya ilişkin önlemler almaya ve politikalar geliştirmeye itmektedir. Bu çalışmanın amacı ülkelerin veya işletmelerin, lojistik faaliyetlerin çevresel etkilerinin azaltılması ya da yok edilmesine ilişkin uygulamış olduğu politikalar olarak ele alınan yeşil lojistik kapsamında, Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin lojistik-çevre etkileşimli performanslarının değerlendirilmesine ilişkin bir uygulama sunmaktır. Çalışmada çevresel etkinlik ölçümü için altı farklı VZA yönteminden yararlanılmıştır. Yapılan ölçümde kullanılan girdi ve çıktılara ilişkin değişkenler sürdürülebilir lojistiğin boyutları baz alınarak gruplandırılmıştır. Gerçekleştirilen analiz neticesinde ülkelerin lojistik sektörüne ilişkin mevcut durumunun yeşil bir haritası çıkarılmaya çalışılmıştır. Yeşil lojistiğe ilişkin ülkelere ve işletmelere ait kapsamlı verilerin yokluğunda, bu çalışmanın ülkelerin veya işletmelerin yeşil lojistik performansını analiz etmek için örnek teşkil ederek bu alanda yeni çalışmalar için fikir oluşturabileceği, bunun yanı sıra uluslararası veya ulusal kuruluşlar tarafından yeşil lojistik alanındaki bu eksikliğin giderilmesine dikkat çekerek farkındalık oluşturabileceği düşülmektedir. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Yeşil Lojistik, Sürdürülebilir Lojistik, Sürdürülebilirlik, Veri Zarflama Analizi, VZA, Çevresel Etkinlik, Etkinlik Ölçümü, Performans Ölçümü
Yenilenebilir enerji, ekonomik büyüme ve rüzgar enerjisine ilişkin bir inceleme: Seçilmiş OECD ülkeleri örneği
Ekonomik büyüme, rüzgar enerjisi tüketimi ve teknolojik gelişmeler birbirleriyle karmaşık ve dinamik bir etkileşim ağı oluşturur. Ekonomik büyüme, enerji tüketimini ve teknolojik gelişmeyi hızlandırırken, teknolojik ilerlemeler, rüzgar enerjisi tüketimini daha verimli ve ekonomik kılabilir. Aynı zamanda, rüzgar enerjisi tüketiminin artışı, ekonomik büyümeyi tetikleyebilir ve yeni teknolojik ilerlemelere yol açabilir. Bu makale, bu üç faktörün birbirleri üzerindeki etkilerini ve bu etkileşimin enerji politikalarına olan potansiyel etkilerini detaylı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızın ülke seçimi; Ülkelerin yenilenebilir enerji yatırım ve dağıtım potansiyeline göre analizlerinin yer aldığı "Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi (RECAI)" de bulunan ve rüzgar enerjisi verilerine ulaşılabilen; küresel yenilenebilir enerji rehberliğinin aktörlerinden olan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)' ye mensup ülkeler arasından seçilmiştir. Analizde kullanılan veriler yıllık bazda seçilmiştir ve çalışmada Türkiye' nin de yer alması planlandığından Türkiye' nin rüzgar enerjisi verilerine ulaşılabilen yıl başlangıç yılı olarak baz alınmış, Orta ve İleri Teknoloji Üretim Katma Değeri parametresi verileri' ne de en son ulaşılan yıl 2020 olmasından dolayı çalışmanın yıl çerçevesi 2008-2020 olarak belirlenmiştir. Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verileri ile Orta ve İleri Teknoloji Üretim Katma Değeri verileri Dünya Bankası veri tabanından, Rüzgar Enerjisi Tüketim Oranları ise BP Enerji İstatistikleri veri tabanından alınmıştır. Çalışmamızın analizinde, metodolojik bir yaklaşımla üç aşamalı bir süreç izlemiştir. İlk aşama, kullanılan modelin değişkenlerindeki yatay kesit bağımlılığı ve eğim parametresinin homojenliğinin kontrolüdür. Bu kontrol, 𝐶𝐷𝐿𝑀1, 𝐶𝐷𝐿𝑀2 ve 𝐶𝐷𝐿𝑀𝑎𝑑𝑗 testleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İkinci aşama, serilerin durağanlık hallerinin, Pesaran (2007)' nin ortaya koyduğu CADF birim kök testiyle belirlenmesidir. Sonrasında elde edilen bulgulardan hareketle, üçüncü aşama olarak Westerlund ve Edgerton (2007) eşbütünleşme analizlerinin uygulanmasıdır. Bu analizlerin ardından nedensellik ilişkisini belirlemek için ise Emirmahmutoğlu ve Köse (2011) nedensellik testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar neticesinde, ekonomik büyüme ve rüzgar enerjisi tüketimi arasında %10 anlamlılık düzeyinde tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu ve bu ilişkinin yönünün ekonomik büyümeden rüzgar enerjisi tüketimine doğru gerçekleştiği tespit edilmiş olup seçilmiş OECD ülkeleri ekonomilerinde "koruma hipotezi" nin geçerli olduğu gözlemlenmiştir. Bu, rüzgar enerjisi kullanımının maliyetli olduğunun bir göstergesidir. Ayrıca panel bazında incelendiğinde, rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında herhangi bir nedensel ilişkiye rastlanılmamış olup, "yansızlık hipotezi" yaklaşımı geçerlidir. Bunun nedeni, rüzgar enerjisi teknolojilerinin kullanım yaygınlığının yeni ve gelişme aşamasında olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkeler bazında tek tek ele alındığında ise hem ekonomik büyüme ile rüzgar enerjisi tüketimi arasında hem de rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında çeşitli nedensel ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Örneğin; Belçika'da rüzgar enerjisi tüketimi ile orta ve ileri teknoloji üretim katma değeri arasında çift taraflı nedensellik ilişkisine rastlanırken; Fransa, İrlanda, Portekiz ve Avustralya'da nedensellik, rüzgar enerjisi tüketiminden orta ve ileri teknoloji üretim katma değerine doğru gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, rüzgar enerjisi yatırımlarına yönelik politika belirleyicilere çeşitli bilgiler sunar ve yenilenebilir enerji sektörünün ilerlemesini teşvik etmek adına bir rehber niteliğindedir. Bürokratik engellerin ve altyapı eksikliklerinin giderilmesi, rüzgar enerjisi alanında yapılacak yatırımların önünü açabilir. Dahası, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik edici politikaların uygulanması ve bireylerin bu konuda bilinçlendirilmesi, sürdürülebilir enerji kaynaklarının geniş çaplı kullanımına katkı sağlayabilir. Bu, özellikle teknolojik gelişimin, enerji sektöründe sürdürülebilir büyüme ve gelişme için kritik bir öneme sahip olduğu düşünüldüğünde, çok daha fazla anlam kazanır. Teknolojik ilerleme, özellikle yenilenebilir enerji sektöründe, kaynak verimliliğini artırmak, maliyetleri düşürmek ve enerji erişimini genişletmek için kilit bir rol oynamaktadır.
Kahve atığından selüloz temelli biyoplastik üretimi
Petrol bazlı plastikler olağanüstü ve çok yönlü özelliklerinden dolayı insan yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ancak son yıllarda plastik kirliliği, küresel anlamda tüm dünyanın en büyük çevresel sorunu haline gelmiştir. Plastik kirliliğine ilişkin bu çevresel sıkıntı, araştırmacıların dikkatini plastiğe uygun bir alternatif bulmaya yani biyoplastiğe yöneltmiştir. Biyoplastikler, geleneksel petrol bazlı plastiklerin yerini alma potansiyeline sahip biyo-bazlı polimerlerdir. Biyoplastikler daha düşük karbon ayak izine sahip, doğal kaynaklara daha az bağımlı, enerji verimliliği, çevre güvenliği ve sürdürülebilirlik sağlayacak şekilde özel olarak tasarlanmaktadırlar. Biyoplastik üretiminde nişasta, selüloz, kitosan, kitin, polihidroksialkanoatlar, polilaktik asit gibi maddeler kullanılmaktadır. Çalışma kapsamında kahve atığından karboksimetil selüloz temelli biyoplastik üretimi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kahve atığından selüloz ve sonrasında karboksimetil selüloz ekstrakte edilerek karboksimetilselüloz ilavesi ile biyoplastik film çalışması gerçekleştirilmiştir. Biyoplastik film çalışması jel dökme metodu ile yapılmıştır. Proseste farklı konsantrasyonlarda kahve atığından elde edilen karboksimetil selüloz (%1, %2, %3), polivinil alkol (%2, PVA) ve plastikleştirici ajan olarak gliserol kullanılmıştır. Üretilen biyoplastiklerin fizikokimyasal ve mekaniksel özellikleri incelenmiştir. Çalışmada sonuç olarak elde edilen biyoplastik filmlerde kullanılan kahve kaynaklı karboksimetil selülozun iyi bir dolgu maddesi olduğu, filmlere koyu ve opak karakteristik özellik kazandırdığı ve bu sayede ısı ve ışık geçirgenliğini azalttığı, belirli bir oranda kullanımının filmlerin nem miktarı ve şişme derecesini artırdığı, suda çözünürlük değerlerini düşürdüğü, filmlerin temas açısı değerlerinde hidrofilik özelliklerini düşürücü etki gösterdiği, filmlerin çekme dayanımlarını arttırarak filmlere dayanıklılık kazandırdığı ve kahve kaynaklı karboksimetil selülozun ambalaj endüstrisinde geleneksel filmlere alternatif olarak çevre dostu ve gelişmiş özelliklere sahip şekilde kullanılabilecek iyi bir alternatif olduğu belirlenmiştir.
Ultraviyole teknolojisi (UV-C) ile atık çay lifinden sürdürülebilir nişasta bazlı ambalaj filmi tasarımı ve taze et ambalajında kullanım olanaklarının araştırılması
Biyopolimer filmlerin mekaniksel, bariyer ve fonksiyonel özelliklerini güçlendirmek amacıyla yapılan bu tez çalışmasında yeşil bir teknoloji olan ultraviyole C ışık (UV-C) uygulaması ile çay lifinden sürdürülebilir, çevre dostu ambalaj materyallerinin tasarımının gerçekleştirilmesi ve taze etin geliştirilen sürdürülebilir filmler ile ambalajlanarak kalite özelliklerinin irdelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda nişasta bazlı biyopolimer filmlerin üretiminde farklı güçlerde (8W ve 11W) sabit sürede (60 dk) UV-C uygulaması ve farklı oranlarda (%10 ve %15) çay lifi kullanılarak ambalaj malzemelerinin fiziksel, mekaniksel ve fonksiyonel özellikleri irdelenmiş ve depolama boyunca (+4°C'de 10 gün) taze etin raf ömrü üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada geliştirilen nişasta bazlı ambalaj filmlerinde çay lifi ilavesinin nem oranını arttırıcı etki gösterdiği tespit edilmiştir (P<0,05). Ayrıca, çay lifi oranı ve UV-C gücü arttıkça filmlerin şişme oranında bir azalma gözlemlenmiştir (P<0,05). Filmlerin renk analizi değerlendirildiğinde, çay lifi ilavesinin filmlerin kırmızı-yeşil ve sarı tonlarını artırdığı, ayrıca çay lifi ilavesi ile birlikte özellikle yüksek dozda UV-C uygulamasının (11W) bu renk değişimlerini daha belirgin hale getirdiği gözlemlenmiştir (P<0,05). Ayrıca, çay lifi ve UV-C uygulamalarının filmlerin su buharı geçirgenliğini azalttığı tespit edilmiştir (P<0,05). Çay lifi ilavesi ile filmlerin çekme dayanımının arttığı ve özellikle yüksek dozda UV-C uygulamasının (11W) filmlerin çekme dayanımını belirgin şekilde güçlendirdiği gözlemlenmiştir (P<0,05). Filmlerin Taramalı Elektron Mikroskobu (TEM) görüntüleri incelendiğinde, çay lifi oranı arttıkça filmlerin yapısının homojenleştiği, delik ve çatlak oranlarının azaldığı tespit edilmiştir. Filmlerde UV-C uygulaması sonucu çapraz bağ oluşumu, Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) spektrumlarında kontrol grubuna göre pik yoğunluklarındaki azalma ve daha geniş bantların oluşmasıyla doğrulanmıştır. Çay lifi ve UV-C uygulamalarının filmlerin antioksidan aktivitesini artırdığı tespit edilmiştir. Buna ek olarak film gruplarında Listeria monocytogenes ATCC 7644 hariç diğer tüm test mikroorganizmalarına karşı antimikrobiyal etkisi olduğu saptanmıştır. Çalışmada geliştirilen çay lifi ilave edilmiş ve UV-C işlemi uygulanmış nişasta bazlı ambalaj filmlerinin taze bonfile örneklerinde, depolama boyunca renk, lipit ve protein oksidasyonu ile mikrobiyal yük değerlendirildiğinde, çay lifi ilavesi ve UV-C uygulamalarının +4°C'de 10 gün boyunca kaliteyi korumada önemli etkileri olduğu görülmüştür. Renk parametrelerinde, kontrol grubunda L* ve a* değerleri hızla düşerken, %15 çay lifi ilavesi ve UV-C uygulamaları renk stabilitesini artırmıştır. Lipit oksidasyonu ölçümlerinde, kontrol grubunda TBARS değerleri hızla yükselmiş; ancak Ç2UV1 ve Ç2UV2 gruplarında bu değerlerin düşük seyretmesi oksidasyonu engellemiştir. Protein oksidasyonu açısından karbonil değerleri kontrol grubunda daha yüksek değerler gösterirken, Ç2UV1 ve Ç2UV2 gruplarında düşük kalmıştır. Mikrobiyal yük değerlendirmelerinde, kontrol grubunda TAMB sayıları en yüksek seviyeye ulaşırken, %15 çay lifi ve 8W UV-C uygulaması (Ç2UV1) mikrobiyal gelişmeyi en iyi şekilde baskılamıştır. Sonuç olarak, çay lifi ilavesi ve UV-C uygulamasının, nişasta bazlı ambalaj filmlerinin mekaniksel özelliklerini güçlendirdiği ve bu sayede geleneksel plastik ambalajlara alternatif olabilecek sürdürülebilir bir ambalaj çözümü sunduğu belirlenmiştir. Bu ambalaj filmlerinin etin ambalajlanmasında kullanılması, etin raf ömrünü uzatırken kaliteyi koruma açısından sürdürülebilir ambalaj çözümleri için önemli bir potansiyel sunduğunu ortaya koymaktadır. Çay lifi ve UV-C uygulamasının bir arada kullanılmasıyla elde edilen bu yenilikçi yaklaşım, hem çevresel etkileri azaltma hem de gıda israfını önleme konusunda etkili bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda, gıda ambalajlama sektörüne çevre dostu ve işlevsel bir çözüm sunarak sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlamaktadır.
Okul öncesi öğretmen adaylarının sürdürülebilir kalkınma farkındalıklarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı okul öncesi öğretmen adaylarının sürdürülebilir kalkınma farkındalıklarının incelenmesidir. Bu çalışmada hem nicel hem de nitel araştırma desenlerinin birlikte ele alındığı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın deseni ise karma yöntem desenlerinden biri olan açımlayıcı sıralı desendir. Çalışmanın nicel boyutu tarama yöntemi ile, nitel kısmı ise durum çalışması desenlerinden biri olan bütüncül çoklu durum deseni üzerine inşa edilmiştir. Mevcut çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Okul Öncesi Eğitimi Anabilim dalında, 2020-2021 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde öğrenimini sürdüren 204 öğretmen adayı katılmıştır. Pandemi süreci nedeniyle kolayda örnekleme yöntemi tercih edilerek seçilen 204 okul öncesi öğretmen adayı arasından araştırmanın amacına uygun olarak sürdürülebilir kalkınma farkındalığı düşük düzeyde (f=4 öğretmen adayı) ve yüksek düzeyde (f=4 öğretmen adayı) katılımcılar amaçlı örneklem yöntemi ile seçilerek görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın nicel verileri Türkiye genelinde kapanma sürecinin yaşanması nedeniyle Google forms üzerinden elektronik olarak hazırlanan iki ölçek ile toplanmıştır. Veriler iletişim uygulaması olan Whatsapp kullanılarak katılımcılara eş zamanlı olarak gönderilen Kişisel Bilgi Formu ve Sürdürülebilir Kalkınma Farkındalık Ölçeği ile toplanmıştır. Nitel veriler, Zoom programı üzerinden online görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analiz sürecinde; nicel veriler analiz edilirken SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Bu program kullanılarak bir değişkene ilişkin analizler yapılırken frekans (f), yüzde (%), aritmetik ortalama (x̄), standart sapma (SD) değerleri hesaplanmış ve tek faktörlü gruplar arası desenler için ilişkisiz t-testi, iki faktörlü gruplar arası desenler için ANOVA modeli tercih edilmiştir. Nitel verilerin analizi ise, içerik analizi yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel bulgularına göre, araştırmaya katılan okul öncesi öğretmen adaylarının sürdürülebilir kalkınma farkındalıkları yüksek düzeydedir. Öğretmen adaylarının sürdürülebilir kalkınma farkındalıkları çevreye duyarlılık, baba eğitim düzeyi ve çevre ile ilgili bir sivil toplum kuruluşuna (STK) üye olma değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği, buna karşın cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim düzeyi, ailenin gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Öğretmen adayları ile yapılan görüşmelerde elde edilen bulgulara göre, öğretmen adaylarının sürdürülebilir kalkınma farkındalıklarının yüksek olmasında çevreye karşı duyarlılık başta olmak üzere tasarruf, eğitim, yakın çevrenin etkisi, din, cinsiyet eşitliği, iletişim ve bu konuya yönelik kavramsal bilgi düzeyinin, sorumluluk, empati ve okul öncesi eğitimin öneminin farkında olma gibi faktörlerin etkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre öğretmen adaylarının sürdürülebilir kalkınma farkındalıklarının yüksek düzeyde olmasında başat boyut çevredir. Ancak bunun yanında toplum ve ekonomi boyutu, bilgi ve kişilik özelliklerinin de etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öneri olarak, sürdürülebilir kalkınma farkındalığını artırmak için tek bir boyut yeterli değildir. Her üç boyut (çevre, ekonomi, toplum) göz önünde bulundurularak lisans döneminde öğretmen yetiştirme eğitiminin uygulamaya dayalı ve deneyim sağlayıcı olması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi eğitimi, Öğretmen adayları, Sürdürülebilir kalkınma farkındalığı
Yeşil büyümeye yönelik kamu politikaları: Seçilmiş ülkeler ve Türkiye örneği
Çevre sorunlarına yönelik giderek artan farkındalık ve ülkelerin ekonomik büyüme anlayışlarını çevresel açıdan sürdürülebilir bir yapıya büründürme çabaları, yeşil büyüme olarak adlandırılan çevre dostu bir ekonomik büyüme modelinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 'Çağın en önemli gerekliliği' olarak ifade edilen yeşil büyüme modeli, kamu politikaları aracılığıyla bir yandan çevreyi gözeten diğer yandan da ekonomik büyümeye sürdürülebilirlik kazandıran bir işlev görmektedir. Yeşil büyüme olgusu, uzun yıllardır süren ekonomik büyüme ile çevresel tahribat arasındaki pozitif ilişki algısına yeni bir bakış açısı kazandırarak ekonomik büyümenin çevre sorunlarına asgari düzeyde yol açabileceği savunusuyla bu ilişkinin negatife dönüşmesini sağlamıştır. Kuşkusuz bu dönüşümde baş aktör, devletlerin yeşil büyümeye yönelik uyguladığı etkin kamu politikaları olmuştur. Bahsi geçen hususlar göz önünde bulundurularak çalışma, yeşil büyümenin gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığı ve bunun ülkeler açısından kamu politikaları bileşiminin doğru kullanımı ile sağlanıp sağlanamayacağını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada belirli kriterler baz alınarak seçilen beş ülke ve bu ülkelerin uyguladığı kamu politikaları içerik/doküman analizi yardımıyla incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmada yeşil büyüme kavramı ele alınmış, yeşil büyümeye yönelik mali, finansal ve düzenleyici 11 kamu politikası incelenmiş ve seçilmiş beş ülkenin uyguladığı kamu politikaları ve bu politikalar neticesinde elde edilen/hesaplanan veriler değerlendirilmiştir. İncelenen politikalar ve elde edilen verilerden hareketle Türkiye'de uygulanan kamu politikaları bağlamında eksiklikler tespit edilmiş ve önerilere yer verilmiştir. Sonuç itibariyle çalışma, ülkelerin kendilerine has özellikleri dikkate alınmak suretiyle oluşturulacak kamu politikalarının etkin kullanımı ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yeşil büyümeyi gerçekleştirmenin mümkün olduğu ortaya koymaktadır.
Türkiye ve nükleer enerji: Güvenlik odaklı strateji tercihi
Türkiye'nin enerji kaynakları ve çeşitliliği göz önüne alındığında, dışa bağımlılığın gün geçtikçe daha fazla arttığı gözlemlenmiştir. Türkiye, sanayileşme, teknolojik altyapı, nüfusun artması gibi durumların etkisiyle arz güvenliği ve enerji ihtiyacının sağlanmasına yönelik nükleer enerjiyi alternatif bir seçenek olarak değerlendirmeye başlamıştır. Çalışmada nükleer enerjinin sürdürülebilir kalkınma içerisindeki yerinin tespiti ve nükleer enerji kültürünü oluşturmaya yönelik adımların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Türkiye'nin nükleer enerji tercihine yönelik strateji tercihini belirlemek maksadıyla kamuoyunun ekonomik ve toplumsal güvenlik yaklaşımlarını ortaya çıkarmak için anket çalışması yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre nükleer enerji ile ilgili toplumsal ve ekonomik güvenlik parametreleri dikkate alındığında kamuoyunun olumsuz bir değerlendirme yaptığı ortaya çıkmaktadır.
Bilimsel senaryo temelli ekolojik ayak izi etkinliklerinin 8. sınıf öğrencilerinin çevresel vatandaşlık düzeylerine etkisi
21. yüzyıl, insanoğlunun çevre sorunları ve bunların ciddi sonuçlarıyla en çok yüzleştiği dönem olarak nitelendirilebilir. Günümüzde, çevre sorunları sıralanırken geçmişte olduğu gibi hava, su ve toprak kirliliğinden değil küresel iklim değişiklikleriyle beraber ortaya çıkan sıra dışı hava olaylarından, büyük çaplı orman yangınlarından, verimli toprak alanlarının tahribinden, kara ve su ekosistemlerindeki bozulmayla beraber gelen biyoçeşitlilikteki azalmadan ve daha nicesinden bahsedilmektedir. Söz konusu sorunların ise sadece yerel değil küresel çapta hissedilen sonuçlar doğurduğu açıktır. Gezegenin herhangi bir bölgesinde bu sorunların görülmesi ile o bölgedeki insanların yayılım ve tüketim faaliyetlerinin doğru orantılı olduğu görülmektedir. Bu bağlamda bireylerin uluslararası boyutta çevresel sorumluluk sahibi ve doğal ekolojik istikrarın korunmasında aktif rol alan bireyler olarak yetiştirilmesi yani çevresel bir vatandaş olmaları önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı bilimsel senaryo temelli ekolojik ayak izi etkinliklerinin 8. sınıf öğrencilerinin çevresel vatandaşlık düzeyleri üzerindeki etkisini araştırmaktır. Ayrıca araştırmada öğrencilerin bilimsel senaryo temelli ekolojik ayak izi etkinliklerinin kullanımına yönelik görüşlerinin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışma grubu, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Manisa ili Şehzadeler ilçesindeki bir devlet okulunda öğrenim gören toplam 38 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışma nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma araştırma desenine göre yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutu için ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desenden yararlanılmıştır. Nicel veri toplama aracı olarak 'Çevre Tutum Ölçeği', 'Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği', 'Çevresel Sorumlu Vatandaş Davranışları Ölçeği' ve bu tez çalışması kapsamında geliştirilen 'Çevresel Vatandaşlık Kavramsal Anlama Testi' kullanılmıştır. Çalışmanın nitel verileri ise 'görüş formu' bireysel ve odak grup şeklinde gerçekleştirilen 'yarı yapılandırılmış mülakat' ile 'öğretmen gözlem notları' aracılığıyla toplanmıştır. Nicel verilerin çözümlenmesi için SPSS-25 (Statistical Package for the Social Sciences-25) paket programında gerçekleştirilen t-testi ve ANCOVA analizinden, nitel verilerin çözümlenmesi için ise içerik analizi ve betimsel analizden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; uygulamalar sonrasında grupların çevresel tutum ve çevresel vatandaşlık kavramsal anlama puanları arasında deney grubu lehine anlamlı farklılık görülmüştür. Her iki veri toplama aracında da deney grubu puanları ön testten son teste, son test lehine anlamlı farklılaşmıştır. Deney ve kontrol gruplarının ekolojik ayak izi farkındalık son test puanları anlamlı farklılık göstermezken ön testten son teste deney grubunda son test lehine anlamlı farklılığa rastlanmış ancak kontrol grubunda rastlanmamıştır. Deney grubu ekolojik ayak izi farkındalığında 'Ulaşım ve Barınma' ile 'Atıklar' alt boyutlarında son test lehine anlamlı bir değişim görülmüştür. Çevresel sorumlu vatandaş davranışlarına ilişkin puanların ise iki grupta da hem ön test, hem son test, hem de ön testten son teste ölçeğin tamamı ve tüm alt boyutlarında anlamlı bir değişim göstermediği ve 'orta' düzeyde olduğu anlaşılmıştır. Cinsiyet değişkenine bağlı çevresel tutuma, ekolojik ayak izi farkındalığına ve çevresel sorumlu vatandaş davranışlarına ilişkin puanların deney grubunun hem ön hem de son testlerinde anlamlı bir farklılık göstermediği anlaşılmıştır. Ancak ön testten son teste deney grubunda çevresel tutum ve ekolojik ayak izi farkındalık puanlarının kızların son testi lehine, çevresel sorumlu vatandaş davranışları puanlarının ise erkeklerin ön testi lehine anlamlı olduğu görülmüştür. Deney grubunda çevresel vatandaşlık kavramsal anlama puanları ön testlerde kızlar lehine anlamlıyken son testlerde anlamlı değildir ancak ön testten son teste her iki cinsiyetin de son test lehine puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Kontrol grubunda ise ön testten son teste sadece kızlarda ve son test lehine anlamlı farklılığa rastlanmıştır. Nitel boyutta, deney grubu öğrencilerinin uygulamalara ilişkin olumlu görüşler sundukları, olumlu tavır ve söylemlerini ders içi faaliyetlerde de gösterdikleri anlaşılmıştır. Öğrencilerin; uygulamaları kalıcılık sağlama ve akademik başarıyı artırma bakımından verimli buldukları, senaryolarla işlenen derslerin merak, heyecan ve ders motivasyonunu artırıcı etkiler yarattığı, ilginç fikirler sunmaktan ve duymaktan memnun kaldıkları yönünde görüşleri bulunmaktadır. Bunun yanında öğrencilerin ekolojik ayak izi farkındalıklarının süreç içinde arttığı ancak çevresel vatandaşlığa ilişkin görüşlerinin davranışlarıyla uyuşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen bu çalışmanın çevre eğitimi, bilimsel senaryo kullanımı, ekolojik ayak izi ve çevresel vatandaşlık konularında alanyazına katkı sağlayacağı ve ileriki çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.
Doğal fenolik maddeler katılarak esterler ile kürleşen alkali fenolik reçinelerin sentezleri
Fenol-formaldehit reçineleri bağlayıcı olarak döküm sektöründe kum tanelerini bir arada tutmak ve yüksek sıcaklıkta ergimiş metalin dökümünün yapılacağı dayanıklı kalıpları ve maçaları oluşturmak için kullanılmaktadır. Üretimi fosil kaynaklara dayanan fenol yerine sürdürülebilir hammaddelerin değerlendirilmesini amaçlayan bu tez çalışmasında sentezlenen reçine, esterler ile istenilen zaman sonrasında sertleşebilen alkali özelliklerdedir. Döküm sektöründe yüksek hacimde kullanılmakta olan Çukurova Kimya End. A.Ş. ürünü olan Alfanol A 38 reçinesinin farklı sentez basamaklarında, fenol yerine doğal polifenolik yapılar, sodyum lignosülfonat, kalsiyum lignosülfonat, tannik asit, modifiye tannik asitler ve resorsinol, ayrı ayrı ve beraber toplamda ağırlıkça %5, %10 ve %20 oranında katılmıştır. Doğal malzemeleri reaksiyona daha uygun hale getirmek için farklı tiplerde modifikasyonlar denenmiş ve modifikasyonun etkisi tartışılmıştır. Sentez işlemlerinin sonunda elde edilen reçinelerin karakterizasyonu için ise pH, viskozite, serbest formaldehit, katı madde miktarı tayini ve FTIR ve SEM analizleri yapılmıştır. Demo çelik döküm tasarlanarak, ÇKE Alfanol A 38 ve muadil rakip ürün ile sentezlenen fiyat performans oranı ideal olan iki yeni reçine ile yapılan dört maça döküme alınmış ve direkt uygulama performansları değerlendirilmiştir. İki farklı kısımda incelenen alfanol reçine sentezinde; ilk kısımda reaksiyona fenol yerine katılan %15 lignosülfonatlar ile A 38 reçinesi gibi 12-18 dk sertleşebilen, 1 saat sonunda ortalama 20 N/cm2 dayanım performansı, 24 saatin sonunda 40 N/cm2 basma mukavemetine ulaşmış ve standart üründen %3 ila 5 oranında daha düşük hammadde maliyetine sahip reçine elde edilmiştir. Resorsinol 2. kısımda girilmiş ve asidik karakterini dengelemek için daha yüksek KOH ilavesi yapılmıştır. Elde edilen ürün ile istenilen jel zamanı değerleri aralığına (9-16 dakika) girilmiş ve ortalama performansta artışa sebep olduğu belirlenmiştir. Döküm işlemi gerçekleştirildikten sonra elde edilen dört farklı reçineye ait maçalara ait metal/maça ara yüzeyleri karşılaştırılmış ve yüksek sıcaklık altındaki performansları uygulamalı olarak test edilmiştir.
Yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamalarının firma performansına etkisinde yeşil inovasyon ve yeşil üretimin rolü
Firmalar sürdürülebilirliğin karmaşık ortamında faaliyetlerine devam ederken, yeşil uygulamaların tedarik zincirlerine entegrasyonu, operasyonel verimliliğin yanı sıra çevresel ve ekonomik hedeflere ulaşmak için kritik bir strateji olarak ortaya çıkmıştır. Bu doktora tezi, çağdaş iş ortamları bağlamında yeşil tedarik zinciri uygulamaları, yeşil inovasyon, yeşil üretim ve firma performansı arasındaki karmaşık ilişkileri araştırmaktadır. Kapsamlı ampirik araştırmalara ve teorik çerçevelere dayanan bu çalışma, yeşil tedarik zinciri uygulamaları ile firma performansının çeşitli boyutları arasındaki ilişki üzerinde yeşil inovasyon ve yeşil üretimin aracılık etkilerinin kapsamlı bir analizini sunmaktadır. Bulgular, yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları ile hem yeşil inovasyon hem de yeşil üretim arasında önemli pozitif ilişkiler olduğunu ortaya koymakta ve bunların sürdürülebilir inovasyon ve üretim süreçlerini teşvik etmedeki önemli rolüne işaret etmektedir. Ayrıca, yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları çevresel, ekonomik ve operasyonel performans üzerinde olumlu bir etki göstermekte ve çevreye duyarlı pazarlarda faaliyet gösteren firmalar için çok yönlü faydalarını vurgulamaktadır. Benzer şekilde, yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları operasyonel performans ile pozitif ilişkiler sergilemekte ve verimlilik kazanımları elde etmek için sürdürülebilir uygulamaların iş operasyonlarına entegre edilmesinin öneminin altını çizmektedir. Ayrıca, yeşil inovasyonun çevresel ve operasyonel performansın artırılmasındaki aracılık rolü, sürdürülebilir uygulamaların somut iş sonuçlarına dönüştürülmesindeki aracılık işlevini vurgulamaktadır. Beklentilerin aksine, çalışmada yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları ile çevresel performans arasındaki ilişkide yeşil üretimin önemli bir aracılık rolü bulunamamıştır. Bununla birlikte, yeşil üretim çevresel, ekonomik ve operasyonel performans üzerinde doğrudan olumlu etkiler göstermekte ve farklı kurumsal işlevler arasında sürdürülebilirliği sağlamadaki içsel değerini vurgulamaktadır. Genel olarak bu tez, yeşil inovasyon ve yeşil üretimin yeşil tedarik zinciri uygulamalarının firma performansı üzerindeki etkisine aracılık ettiği mekanizmaları aydınlatarak sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi konusunda giderek artan bilgi birikimine katkıda bulunmaktadır. Bu içgörüler, uzun vadeli rekabet gücü ve çevresel yönetim için stratejik bir zorunluluk olarak sürdürülebilirlikten yararlanmak isteyen firmalar için pratik çıkarımlar sunmaktadır.