Cinsel suçlar

53 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

Victims of incest: Portrayals of women as reflected in the novels of Toni Morrison and Zülfü Livaneli

The aim of this thesis is to illustrate adverse effects of racism and sexism on black women in the United States and adverse effects of sexism and custom on women in the east of Turkey by focusing on Toni Morrison?s The Bluest Eye and Zülfü Livaneli?s Mutluluk. Infact, the common points examined in the novels are marginalized woman and exploitation of woman?s body in patriarchal societies.The first chapter points out with the novel of Toni Morrison the position of black woman in the racist and sexist black community by emphasizing on a little woman, who turns to insanity in order to cope with outcasting from society after her violation. Black woman in the novel internalizes the attitude of beauty, belonging to whites, and so begins to embrace racial discrimination, ruining woman and causing her losing self-esteem.In the second chapter, the struggle of woman in a society, which gender discrimination and oppression on woman exist, has been explained with Zülfü Livaneli?s novel and it has been highlighted that how woman is seen as statue of honour and can be killed in the name of honour in case of necessity. It has been analyzed in the novel that in such a society, how a little woman coped with custom and managed to discover her self-identity.The last chapter represents comparative analysis of woman characters sharing the same destiny although they are from different races - one is black and other is white in The Bluest Eye and Mutluluk. It has been emphasized on the viewpoint of repressive societies on woman and it has been concluded in the chapter that how women are scorned and marginalized and how some concepts like beauty and honour are abused.Keywords: Racism, Sexism, Custom, Self-Esteem, Honour?

Western literatureSelf esteemSexual behavior+9
Sevilay Yavuz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Semen lekelerinde Y kromozomu short tandem repeat'lerin farklı ortam koşullarında zamana bağlı olarak saptanabilirliğinin araştırılması

Amaç: Cinsel saldırı olgularında mağdurun elbiselerinde veya ortamda saptanan delil niteliğindeki semen lekelerinin kimliklendirilmesiyle suçluya ulaşmak mümkündür. Y kromozomuna özgü short tandem repeat'ler (ardışık kısa tekrarlar) günümüzde cinsel saldırı olgularında, olay yerinde bulunan kadın-erkek karışımı biyolojik materyalden yola çıkarak erkek saldırganın ayrımında, babanın bulunamadığı soy davalarında başarıyla kullanılmaktadır. Olay yerinde saptanan semen lekeleri sıklıkla kötü ortam koşullarında beklemiştir ve olaydan uzun zaman geçmiştir. Bu lekelerin parçalanmış DNA örnekleri içermesi ve az miktarda olması nedeniyle bir defada DNA profili yapılabilmesi gereklidir. Bu çalışmada farklı ortam koşullarında beklemiş semen lekelerinde Y kromozomu short tandem repeat'lerin saptanabilirliği araştırılacaktır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 5 gönüllüden alınan semen sıvısından hazırlanan lekeler kullanıldı. Gazlı beze oluşturulan lekeler oda ısısında kurutuldu. Kurutulan bu lekeler etüv (37 °C), buzdolabı (4 °C) ve oda ısısı(25 °C)'nda 6 aya kadar bekletilerek zamanı gelen örneklerden DNA ekstraksiyonu yapıldı. Elde edilen DNA, Polimeraz zincir Reaksiyonu ile çoğaltılarak kapiller elektroforezde yürütüldü. Çalışmanın 3. ve 6. ayına ait lekelerde DNA kantitasyonu çalışıldı.Bulgular: Altı aya kadar bekletilen tüm lekelerden Y kromozomuna özgü short tandem repeat profili elde edildi. DNA kantitasyon çalışmasında 6 aylık örneklerdeki DNA yıkımının 3 aylık örneklerden daha fazla olduğu görüldü. Buzdolabında tutulan örneklerde DNA yıkımının en az olduğu, bunu oda ısısı ve etüvün izlediği görüldü.Sonuç: Farklı ortam koşullarında 6 aya kadar beklemiş eski semen lekelerinde adli Y kromozomuna özgü short tandem repeat tiplendirmesinin yapılabileceği görülmektedir. Literatür bulgularıyla uyumlu olarak DNA yıkımının zamana bağlı olarak arttığı ve sıcaklığın yıkımı olumsuz etkilediği görüldü.

Cinsel suçlarCinsel suçlarDNA+3
Ali Eren
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İstismar olgularının yatarak tedavisinde klinik izlem bulguları

Amaç: Dünyada istismar ve ihmale uğramış çocuklara yönelik birçok rezidental merkez bulunmasına karşın, Türkiye'nin ilk rezidental kurumu olan ?Oğuz Kağan Köksal Sosyal Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi? Adana ilinde kurulmuştur. Söz konusu merkezde psikiyatrik tedaviler Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmada merkezde altı yıldan bu yana tedavi gören hastaların klinik ve sosyodemografik özellikleri ve izlem bulguları sunulmuştur.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 8-18 yaşlarında toplam 152 kız olgu alındı. İstimara özgü değişkenlere ve demografik bilgilere dosya kayıtlarından ulaşıldı.Bulgular: Olguların %78.9'i cinsel istismar öyküsü bildirdi. 75 olgu Travma Sonrası Stres Bozukluğu, 36 olguya Sınırda Kişilik Bozukluğu, 32 olguya Yıkıcı Davranış Bozukluğu ve 14 olguya Duygudurum Bozukluğu tanısı konmuştur. Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Sınırda Kişilik Bozukluğu tanısı tanıları cinsel istismar öyküsü bildirenlerde diğerlerinden daha yüksek oranlarda belirlenmiştir. Olguların %95.4'ünün tedavisinde psikotrop ilaçlar kullanılmıştır. Olguların %81.4'ünün tedavisinde kullanılan antipsikotikler en sık kullanılan ilaç tedavisidir. Duygudurum düzenleyiciler %51.7, antidepresanlar %25.5 oranlarında kullanılmıştır. Ortalama tedavi süresi 7.7 aydır. İlaç tedavisi alanların ortalama tedavi süresi diğerlerinden anlamlı biçimde daha uzundur.Sonuç: Rezidental tedaviler pek çok uygulamayı bir arada bulundurması ile diğer tedailerden ayrılır. Burada sunulan deneyimler ülkemizde istismar mağduru çocuk ve gençlerle çalışan ilk kuruma ait olması nedeni ile önemlidir. Tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin ülke genelinde yaygınlaştırılması gerekmektedir. Çalışmadan elde edilen izlem bulguları uygulanan programın faydalarının olabileceğini desteklemektedir.Anahtar Sözcükler: Cinsel İstismar, Rezidental Tedavi, TSSB

Cinsel suçlarCinsel tacizMental bozukluklar+4
Serhat Nasıroğlu
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunu'nda çocukların cinsel istismarı suçu

Toplumun geleceğini oluşturan çocuğun, sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için her türlü istismar ve şiddette karşı korunması gerekir. Özellikle çocuğun maddi ve manevi varlığı üzerinde derin izler bırakan ve toplumda nefretle karşılan cinsel istismar, etkili müdahaleyi gerektiren bir istismar türüdür. Bu müdahalenin bir gereği olarak, çocukların cinsel dokunulmazlığının, ceza hukukunda hukuki himayenin konusuna dâhil edilmesi zorunludur. Cinsel dokunulmazlığı korumak ve özellikle çocukların sağlıklı bir cinsel gelişim gösterebilmelerini sağlamak amacıyla, çocukların cinsel yönden istismarına yönelik filler 5237 sayılı TCK m. 103'te yaptırım altına alınmıştır. Son yıllarda çocukların cinsel istismarı suçunda önemli derecede artış görülmektedir. Bu artışın önünün kesilmesi ve çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi adına her alanda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. İnsan soyunun en sevilesi varlığı olan çocuğun, maruz kaldığı bu istismar türüne karşı korunması için yapılan çalışmalara katkı sağlamak amacıyla, çocukların cinsel istismarı suçu tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında suça ilişkin temel kavramlar, suçun tarihi gelişimi ve mukayeseli hukuktaki görünüm şekilleri ile 6545 sayılı Kanun değişikliği ile getirilen yenilikler ışığı altında, teknik hukuk açısından düzenlenme şekli incelenmeye çalışılmıştır.

Cinsel suçlarTürk Ceza KanunuÇocuk istismarı-cinsel+2
Funda Kaya
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vajinal sıvının saptanmasında kullanılan lactobacillus türlerinin varlığını etkileyen faktörlerin araştırılması

Amaç: Vücut sıvılarının tanımlanması adli araştırmalarda olay yerinin yeniden canlandırılması ve olayın nasıl olduğunun belirlenmesinde gereklidir. Vücut sıvılarının ve lekelerinin identifikasyonunda serolojik testlere ek olarak insan RNA analizine dayalı metotlar geliştirilmiştir. Vücut sıvılarının identifikasyonunda bakterilerin kullanımı da araştırılmış ve çalışmalar vajinal spesifik bakterilerin vücut sıvılarının identifikasyonunda kullanılabilecek umut vaat eden bir yol olabileceğini göstermiştir.Bu çalışmada, vajinal enfeksiyonlu kadınlar ile postmenoz dönemdeki kadınlardan alınan vajinal sürüntü örneklerinde Lactobacillus gasseri, Lactobacillus crispatus ve Lactobacillus jensenii'nin dahil edildiği çeşitli Lactobacillus tiplerinin varlığı araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Polikliniğine 04.04.2016-20.06.2016 tarihleri arasında gelen, yazılı ve sözlü onamı alınan 91 gönüllüden alınan vajinal sürüntü örnekleri dahil edilmiştir. Alınan örnekler 30 kontrol grubu, 31 enfeksiyon grubu, 30 post menopozal yaş grubu olarak sınıflara ayrılmıştır. Aradığımız Lactobacillus türlerine ait 16S-23S rRNA intergenic spacer bölgesinin, sırasıyla RNA izolasyonu, cDNA sentezi ve PCR'ı yapılmıştır. PCR sonrası ürünler kapiller elektroforezde yürütülmüştür. Bulgular: Kategorik ölçümlerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki Kare test istatistiği kullanıldı. Kontrol grubunda yer alan 30 olgunun 28'inde Lactobacillusgasseri olduğu, enfeksiyon grubunda yer alan 31 olgunun 21'inde, post menopozal dönemdeki olguların 15'inde Lactobacillusgasseri olduğu görüldü. Yapılan istatistiksel analiz sonucu hem enfeksiyon grubunda hemde post menopozal grupta aradığımız Lactobacillusgasserinin saptanma oranında anlamlı bir azalma olduğu görüldü(p<0,001). Kontrol grubunda yer alan 30 olgunun 29'unda Lactobacilluscrispatus olduğu, enfeksiyon grubunda yer alan 31 olgunun 26'sında, postmenopozal dönemdeki olguların 16'sında Lactobacilluscrispatus olduğu görüldü. Yapılan istatistiksel analiz sonucu kontrol ve enfeksiyon grubuna göre postmenopozal grupta aradığımız bakteri türünün saptanma oranında anlamlı bir azalma olduğu görüldü(p<0,001). Kontrol grubundaki 30 olgudan ancak 15'inde Lactobacillusjenseninin olduğu, enfeksiyon grubunda 31 olgunun 14'ünde, postmenopozal dönemdeki 30 olgudan sadece 2'sinde Lactobacillusjenseni'nin olduğu, istatistiksel analiz sonucu kontrol ve enfeksiyon grubuna göre postmenopozal grupta aradığımız bakteri türünün saptanma oranında anlamlı bir azalma olduğu görüldü(p<0,001). Sonuç: Enfeksiyon tanısı alan örneklerin %12.9'unda, postmenopozal dönemdeki olguların %46.6'sında hiçbir Lactobacilllus türünün tanımlanmamış olması, vajinal sıvının veya lekenin tanımlanmasında alınan negatif sonuçların vajinal sekresyonun dışlanmasında kullanılamayacağını, ancak pozitif sonuçların özellikle şu ana kadar vajinal sekresyonun tanımlanmasında hiç serolojik yöntem bulunmaması sebebi ile oldukça önemli olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Cinsel saldırı, Lactobacillus,RNA, Vajinal sekresyon, Vücut sıvılarının identifikasyonu

Adli tıpCinsel suçlarLactobacillus+5
Eren Akgündüz
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ülkemizde cinsel istismar ile ilgili ceza yasalarının gelişmiş ülkelerin yasaları ile karşılaştırılması

Ülkemizde Cinsel İstismar İle İlgili Ceza Yasalarının Gelişmiş Ülkelerin Yasaları İle Karşılaştırılması Türk Ceza Kanunu'nda cinsel istismar tanımlanmıştır. Buna göre cinsel istismar denilince "On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar" anlaşılır. Ülkemizde ve dünyada çocukların cinsel istismara uğrama oranları oldukça yüksektir. Ancak unutulmamalıdır ki ortaya çıkabilen cinsel istismar olguları buzdağının yalnızca görülen kısmıdır. Yasalarımızda sanık konumundaki kişiler için özel düzenleme getirilmediği, istismarcı olarak nitelenen kişilerin tek bir potada eritildiği, flört ilişkilerinin dahi bu kapsamda ele alındığı görülmektedir. Cinsel istismar olgularında temel yaklaşımın cezalandırmak olduğu, sonraki süreçte mağdur ya da sanığa yönelik koruma-engelleme tedbirlerinin uygulamada pek karşılık bulmadığı da göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile cinsel istismar mağdurlarının tedavisinde, sanıklara verilen cezalarda uluslararası uygulamalar karşılaştırılmış ve incelenmiştir. Türk Ceza Kanunu içinde yer alan cinsel istismar suçunda, mağdur ve sanıklar ile ilgili düzenlemeler İtalyan, Alman ve İsveç Ceza Kanunlarında yer alan düzenlemeleri ile karşılaştırılmıştır. Bunun sonucunda kanun içerikleri birbirinden ayıran bir takım farklılıklar olsa da genel itibariyle ülkelerin birbirine benzeyen yasalara sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun diğer ülkelere kıyasla cezalandırma açısından İtalyan Ceza Yasası ile benzerlik göstererek, diğer iki ülkeye kıyasla daha yüksek cezalar barındırdığı görülmüştür. Alman Ceza Kanun'unda cezaların daha çok hapis ya da para cezası olarak seçimlik halde, İsveç Ceza Kanunu'nda yine aynı şekilde seçimlik olmasa da hapis cezaların düşük seviyede olduğu göze çarpmıştır. Ayrıca, İtalyan Ceza Kanunu dışındaki ülkelerde, faili cezalandırmak dışında, mağdurun korunması ya da rehabilite edilmesi açısından hükümlerin olmadığı görülmüştür. Bu durum Türkiye'de her ne kadar 29782 sayılı "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Karşı Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik" ile giderilmeye çalışılsa da uygulamada çok fazla yer almadığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Ceza, cinsel istismar, çocuk, istismarcı, yasa

CezaCinsel saldırı suçuCinsel suçlar+5
Ayten Püren Doğanay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanununda cinsel taciz suçu

İnsanın en temel hakları, kişisel haklarıdır, sonra siyasi hakları ve sosyal hakları gelir. Kişisel haklar arasında en değerlisi ise, yaşama hakkıdır. Yaşama hakkından sonra ise, kişilerin vücut dokunulmazlığı ve kişilerin manevi dokunulmazlığı hakları gelmektedir. Ulusal ve uluslararası metinleri koruma altına alınan bu hakları hukuken korumak için Ceza Kanunlarında suç tanımları düzenlenmiştir. Bunlar genellikle cinsel saldırı, cinsel istismar, işkence, eziyet ve yaralama suçlarıdır. Türk hukuk mevzuatında da paralel şekilde bu suç tanımları 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır. İşte bu suç tanımlarından biri de, cinsel taciz suçudur. Kişilerin cinsel dokunulmazlığını koruyan suç tanımları arasında en hafif haksızlık muhtevasına sahip, cinsel taciz suçu aynı zamanda kişilerin manevi dokunulmazlık hakkını koruyan suç tanımlarındandır. Çünkü cinsel taciz suçunda bir dokunma söz konusu değildir. Başka bir ifadeyle, bir temas olmaksızın kişilerin cinsel bir davranışla mağdur edilmesi söz konusudur. Şu halde, cinsel taciz suçu mahiyeti itibariyle cinsel arzuların tatminine yönelik hareketlerle işlenmekte ve genellikle vücuda fiziki bir temas olmadan cinsel amaçlı söylenen sözlerle oluşmaktadır. Söz atma dışında cinsel taciz suçu; bir kişiye karşı cinsel bir davranışla ıslık çalmak, el kol hareketi yapmak, cinsel ilişki teklifinde bulunmak şeklindeki hareketlerle oluşabilmektedir. Bu suçun uygulamada ve teoride mevcut aksaklıkları tespit edilip, yeni öneriler getirmek ve yeni içtihatlara kapı açmak açısından çalışma büyük önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Cinsel dokunulmazlık, suç, ceza

Cinsel haklarCinsel suçlarCinsel taciz+3
Elif Uzun
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu

Toplumsal düzenin sağlanması ve adalet duygusunun zedelenmemesi için, o toplumda işlenen haksız fiillere belirli yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu yaptırımlarla mağdurun tatmin olması sağlandığı gibi, faile ve fail adaylarına da korkutma ve caydırma mesajı verilmektedir. Bir suçun karşılığında uygulanacak ceza belirlenirken hem hukuka uygun hem de toplumsal vicdanın kabul göreceği bir ceza olmalıdır. Aksi takdirde, toplumsal düzen sağlanamamakta, adalet duygusu zedelenmekte hatta faillerin cezası toplum tarafından verilmek istenmektedir. Cinsel saldırı fiili de, sınırlarının belirlenmesi ve hukuka uygun bir cezaya hükmedilebilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu belirlenme, devletin izlediği suç ve ceza siyasetiyle ve toplumun içinde bulunduğu dinamiklerle sağlanmalıdır. Cinsel saldırı suçlarının resmi istatistiklere göre, işlenme oranı belli bir seviyede iken, bu suçlara sessiz kalınan ve şikayeti engellenen vakıalar da eklenirse, işlenen suçlar arasında önemli bir yer teşkil edecektir. Bu fiillerin yaptırımı caydırıcı olursa, suçun mağdurları da sessiz kalmayıp güvenle adli mercilere ulaşacaklardır.

Cinsel istismarCinsel saldırı suçuCinsel suçlar+3
Feyza Nur Kaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi adli olguları değerlendirme heyetine 2005- 2017 yılları arasında başvuran adli olguların değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda cinsel istismar olgularının psikososyal, psikiyatrik ve adli özelliklerinin değerlendirilerek olguların sosyodemografik özellikleri, karşılaştıkları adli süreçler ve yaşadıkları adli olayların sonrasında ortaya çıkan psikiyatrik sorunların bireysel, toplumsal, sosyal ve kültürel açıdan sonuçları ile birlikte değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Adli Olgular Değerlendirme Heyeti'nde 2005 Ocak-2017 Aralık tarihleri arasında değerlendirilen 1327 kız, 389 erkek toplam 1716 cinsel istismar olgusu alındı, dosyaların geriye dönük dosya incelemesi yapıldı. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 13,85±3,64 idi (kız=14,7±4,14 yaş, erkek=10,8±3,6 yaş). Annelerin % 7,9'unda; babaların % 4,1'inde ruhsal hastalık mevcutken; babaların % 12,2'sinde alkol kullanımı mevcuttu. Olguların 484'ünde (% 28,2) anne-baba boşanmıştı. İstismar şekillerinden sürtünme 303 (% 17,6), genital penetrasyon 445 (% 25,9), anal penetrasyon 279 (% 16,2), oral penetrasyon 26 (% 1,5) olguda mevcuttu. Olguların 870'inde (% 50,7) tekrarlayan istismar öyküsü belirlenirken, erkeklerin % 56,8'inde, kızların % 51,3'ünde penetrasyon mevcuttu. Olguların % 34,2'sinde ihmal gözlenirken; % 18,1'irinde fiziksel istismar mevcuttu. Olguların % 7,8'inde (n=133) baba, % 4.3'ünde (n=74) abi, % 10,2'sinde (n=174) akraba, % 50,5'inde (n=860) akraba dışında tanıdık, % 3,7'sinde (n=63) nikahsız eş, % 1,4'ünde (n=23) üvey baba, % 19,2'sinde (n=327) yabancı kimse istismarcı idi. Olguların % 16,4'ünün istismarı gizlerken; ailelerin % 12,3'ünün istismarı gizlediği, ailelerin % 18,1'inin çocuğa suçlayıcı yaklaştığı görüldü. Sonuç: Cinsel istismar olgularında yaş, cinsiyet, annenin eğitim durumu ve ruhsal hastalık öyküsü, babanın eğitim durumu, ruhsal hastalık ve alkol kullanım öyküsü, anne babanın ayrı olması, anne-baba dışındaki bireyler tarafından yetiştirilme, kurum bakımı alma, ihmal ve fiziksel istismar öyküsü olan bireylerle cinsel istismar olguları arasında yakın ilişki saptandı.

Adli tıpCinsel suçlarPsikiyatri+5
Ayşegül Kızıltoprak
Çukurova University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel istismara uğramış ve uğramamış 12-18 yaş arası çocukların anne baba tutumları ve aile işlevselliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada cinsel istismara uğramış 12-18 yaş arasındaki çocukların, anne baba tutumlarının ve aile işlevselliklerinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, cinsel istismara uğramış 12-18 yaş arası 98 çocuk ve onların yaş ve cinsiyet olarak benzeri olan 196 çocuk ile yapılan nicel bir araştırmadır. Aile değerlendirme ölçeği, anne baba tutum ölçeği ve sosyodemografik anket formu ve cinsel istismara özgü bilgi formu veri toplama araçlarıdır. Veriler SPSS for Windows 25.0 ve Stata 14.0 programı aracılığıyla işlenmiş ve çözümlenmiştir. Bulgular: Olguların aile işlevselliklerinin kontrollere göre daha kötü düzeyde olduğu; anne-baba tutumları açısından yapılan karşılaştırmada "koruyucu tutum" boyutunda orta düzeyde, "demokratik tutum" ve "otoriter tutum" boyutu ile özet tutum puanında yüksek düzeyde aralarında bir farklılığın olduğu ve olguların kontrollere göre daha sağlıksız aile işlevselliğine ve daha otoriter anne-baba tutumuna sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çocuğun içinde bulunduğu aile işlevselliğinin sağlıksız olması ve çocuğu yetiştiren ebeveynlerin tutumunun otoriter olması çocuğun cinsel istismara uğrama riskini arttırmaktadır. Sağlıklı bir aile sisteminin ve ebeveynlerin sağlıklı tutuma sahip olmadığı ortamlarda çocuktan başlayarak aileye doğru devam eden bir sosyal hizmet müdahale planı gerekmektedir.

Aile işlevleriAna-babaAna-baba tutumu+4
Sezin Ünal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (TCK m. 104)

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, medeniyetin başlangıcından bu yana toplumlarda cezalandırılmıştır. Cinsel davranışların hukuka aykırı olarak uygulanması bazı toplumlarda daha olağan karşılanırken bazı toplumlarda olağanüstü tepkiler almıştır. Cezalandırmanın nedenleri zamanla ve toplum yapısına göre değişse de cinsel davranışlara ilişkin hassasiyet hep var olmuştur. Reşit olmayanla cinsel ilişki, Türk ceza hukuku sisteminde öteden beri suç sayılmıştır. Türk toplumunun cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara bakışı, ilk Türk devletlerinden bu yana pek farklılaşmamıştır. Bu tarz davranışlar, ağır müeyyidelerle cezalandırılmıştır. Özellikle mağdurun kadın olduğu suçlarda, kadının toplumdaki üstün yeri gözetilerek daha hassas davranılmıştır. Günümüz Türk hukuk sisteminde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu düzenleme ele alınırken öncelikle çocuk kavramı, ardından cinsellik kavramı ve en nihayetinde kanuni düzenlemenin teorik ve pratik yanları incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Reşit olmayan, istismar, rıza, cinsel davranış, çocuk.

Ceza hukukuCinsel davranışCinsel ilişki+6
Meliha Toprakçı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin cinsel saldırı mağdurlarına karşı tutumları

Amaç: Çalışmamızda, tıp fakültesi öğrencilerinin cinsel saldırı mağdurlarına karşı davranış, düşünce ve duygusal olarak tutumlarının eğitim hayatları başında ve sonunda olan durumlarının ne yönde geliştiği belirlenerek, aldıkları adli-tıbbi eğitimin hekimlik öncesi bilgi birikimleri ölçülerek literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: 2021-2022 Akademik Yılı güz dönemi içerisinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören dönem 1 ve dönem 6 sınıflarındaki 370 öğrenciye Cinsel Saldırı Mağdurlarına Karşı Toplumsal Tutum Ölçeği ile hazırlamış olduğumuz demografik veri ve adli-tıbbi değerlendirme sorularını içeren anket uygulanmıştır. Veriler, paket istatistik programı (SPSS) 22.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan tıp fakültesi öğrencilerinin %55,9'unun kadın olduğu, ortalama yaşın 20,83±2,85 bulunduğu, %56,5'inin birinci dönem öğrencisi olduğu, %18,9'unun kendisinin veya yakın çevresinin suç sayılan cinsel amaçlı davranışa maruz kaldığını belirttiği, çalışmaya katılan öğrencilerin Cinsel Saldırı Mağdurlarına Karşı Toplumsal Tutum Ölçeği'ndeki ortalama puanının 95,29 saptandığı, kadınların, 17-22 yaş aralığında olanların ve aylık aile gelir durumu yüksek bulunanların ölçek toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu, katılımcıların %17,3'ünün kendilerine yöneltilen 6 adli-tıbbi sorunun tamamına doğru cevap verdiği belirlenmiştir. Sonuç: Cinsel saldırı mağdurlarının yaşadıkları travma sonrası maruz kaldıkları olumsuz tutumlarla sonu gelmeyen bir problem ortaya çıkmaktadır. Bu sorun özelinde cinsel saldırı mağdurlarına karşı tutum hususunda tıp fakültesi öğrencilerine kazandırılacak olumlu bakış açısı ile adli-tıbbi bilgi düzeyinin de yükseleceği ve mesleki açıdan daha bilgili ve doğru sonuçlara ulaşabilecekleri bir kariyer imkânı oluşacağı kanaatindeyiz.

Cinsel saldırı suçuCinsel suçlarCinsel tutumlar+4
Fatih Turan
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukukunda tecavüz suçunun sınıflandırılma problemi ve bu problemin ispat ve ceza yöntemlerine etkisi

İslam hukukunda suç ve cezaların had, tazir, kısas şeklinde üçlü tasnifi esastır. Zina, mezhep ekolleri tarafından, bütün cinsel suçları içine alacak şekilde bir had suçu sayılmıştır. Ayet ve hadislerde zina suçunun bütün tipleriyle ele alınmış olması, zinanın bir had suçu olduğu konusunda şüpheye mahal vermemektedir. Ancak zinanın alt dalları (çeşitleri) kabul edilen diğer bütün suçlar, suçun unsurları yönünden zinadan farklılık göstermektedir. Aynı zamanda zina suçunun ispatı için cumhurun şart olarak sunduğu kanunî delil zorunluluğu, bu suçu işleyen bireylerin sır alanı içinde onlara özgürlük kazandırırken, zinanın altdalları (çeşitleri) kabul edilen diğer cinsel suçlar da, mağduriyetlere sebep olmaktadır. Bu soruna çözüm olarak sunulan had suçlarında serbest delil kullanılmasının kabul edilmesi halinde ise zina suçu işleyen bireylerin sır alanına devletin müdahale etme hakkını doğuracaktır ki bu da İslam'ın özgürlüklere karşı totoliter bir yapıya bürünmesi anlamını taşıyacak, tehlikeli bir yaklaşımdır. Çalışmamızda ilk olarak İslam hukukunda yapılmış olan sınıflandırma çalışmaları incelenerek kişinin sır alanının dokunulmazlığı ilkesinin hukuktaki yeri gösterilmiş, daha sonra zina suçunun ayetlerin ışığında tipleri oluşturulmuş, tecavüz suçunda bu tiplerin olmadığı tespit edilmiştir. Zina ve tecavüz suçlarının, bu suçlara verilen ceza ile korunan hukuksal değerler yönüyle karşılaştırılması yapılmıştır. Bütün bunlar tecavüzün zinanın bir alt dalı olmadığını göstermiştir. Bu probleme çözüm olabilecek üç ihtimal tespit edilmiştir. Birincisi Osmanlı döneminde olduğu gibi tazir suçlarından saymak. İkincisi modern dönem İslam hukukçularının çare olarak sunduğu iğtisap suçu olarak kabul etmek. Üçüncü olarak tecavüz suçu ve türevlerine, İslam hukukunun yapısına uygun, Yusuf suresinde örneklendirildiği ve sahabe döneminde de tatbik edildiği üzere, serbest delille ispatlanabileceği müstakil bir alan açmak. Çalışmamızda bütün bu ihtimallere yer verilmekte ve değerlendirilmektedir

Cinsel suçlarDelilSuç+3
Meral Baykal
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2005-2012 yılları arasında Düzce Üniversitesi Tıp fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvuran vakalarda cinsel saldırı olgularının ilk ve ikinci gelişlerinde ruh sağlığı açısından değerlendirilmesi ve mahkeme kararları

Amaç : Çalışmamızın amacı 2005 yılında yürürlüğe giren TCK?nun 102. maddenin 5. ve 103. maddenin 6. fıkralarında tanımlanan ?beden ve ruh sağlığının bozulması? kavramına etki edebilecek kişisel ve çevresel faktörleri incelemek ve ?beden ve ruh sağlığının bozulması? kavramının kanunumuzda yer almasının uygun olup olmadığını irdelemektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza 2005 Haziran ile 2012 Haziran ayları arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniği?nde hem akut dönemde hem de olay tarihinden en az altı ay sonra muayene edilen 68 olgu retrospektif olarak incelenmiştir. Demografik özelliklerin ve olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası, olaylara ve kişilere bağlı faktörlerin ruh sağlığı üzerine olan etkileri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda ruh sağlığının bozulmasına etki eden risk faktörlerini belirlemek için yapılan Binary Logistic Regression modeli anlamlı bulundu. Buna göre ilk muayenede psikiyatrik bulgusu olan olguların ruh sağlığının bozulma riskini ilk muayenede psikiyatrik bulgusu olmayan olgulara göre 11,32 kat artırdığı (p=0,002), eylemin anal yoldan organ sokma şeklinde işlenmiş olmasının ruh sağlığının bozulma riskini eylemin diğer şekillerde işlenmiş olmasına göre 12,52 kat artırdığı (p=0,003), iddia edilen cinsel saldırı olayında hürriyetten yoksun kılma suçunun da işlenmiş olmasının bu suçun işlenmemiş olmasına göre ruh sağlığının bozulma riski 6,92 kat artırdığı (p=0,05), olguların sanığı ya da sanıkları tanıdık olmamasının, tanıdık olmalarına göre ruh sağlığının bozulma riskini 15,88 kat artırdığı (p=0,027) saptanmıştır. Binary Logistic Regression dışında yapılan istatistiksel analizlerde yaş gruplarının cinsiyete göre değerlendirilmesinde aralarında anlamlı fark olduğu (p<0,05), farkın 0-12 yaş grubundaki erkek olgu sayısının fazla olmasından kaynaklandığı. 92 saldırgandan 23(%27,4)?ünün katıldığı cinsel eylem sonucu mağdurun ruh sağlığının bozulduğu. Tanımadığı 8(%8,7) olgudan 5(%62,5)?inin katıldığı cinsel eylem sonucu mağdurun ruh sağlığının bozulduğu. İstatistiksel olarak anlamlı fark bulunduğu (p=0,039, n=92) görüldü. 68 olgudan 35(%51,5)?inin farklı zamanlarda birden fazla kez cinsel eyleme maruz kalmış oldukları görüldü. 5(%7,4)?inin olaydan önce de yetiştirme yurdunda yaşadığı, 3(%4,4)?ünün olaydan sonra mahkeme kararı ile yetiştirme yurduna gönderildiği saptandı. Penetrasyon iddiası bulunmayan 25 olgudan 6(%24)?sının iddia edilen cinsel eylem ile ilgili olarak beden ve ruh sağlığının bozulduğu kanaatine varılmış olup iddia edilen cinsel eylemde penetrasyon olup olmaması ile beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı ( x2 =0,877 df =1 p=0,349). İlişkinin rızası ile olup olmaması ve kişilik bozukluğu olup olmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (x2=6,982 df=1 p=0,008). Düzce Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı dışında herhangi bir kuruluşta muayene olup olmaması ile beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (x2=8,336 df=1 p=0,004). İlk muayeneleri olay tarihinden 3 ay veya daha uzun sürede yapılan 3 olguya ilk muayenede travma sonrası stres bozukluğu tanısı konulduğu, bu olgulardan 1(%33,3)?inde ikinci muayenede iddia edilen cinsel eylem sonucu meydana gelmiş psikiyatrik tanı kriterlerini dolduracak bulgu saptanmadı, bu olguda ilk muayene ve ikinci muayene arasında hastanın psikiyatrik tedavi aldığını belirttiği, diğer iki olguda ise travma sonrası stres bozukluğunun ikinci muayenelerinde de devam ettiği saptandı. Çalışmamızda isteği ile cinsel ilişkiye girdiğini ifade eden 12 olgudan 3?ünde, isteği olmadığı halde cinsel ilişkiye girdiğini ifade eden 56 olgudan 18?inde beden ve ruh sağlığının bozulduğunun mahkemece kabul edildiği saptandı. Bizim dışımızda herhangi bir kuruluşta muayene olup olmaması ile beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmaması arasında literatürle uyumlu olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,004) ise de bu algının yanıltıcı olduğu yalnızca 1 defa cinsel eyleme maruz kalan 32 olgudan 12(%37,5)?sinin ruh sağlığının bozulduğu, birden fazla kez cinsel eyleme maruz kalan 36 olgudan 9(%25)?unun ruh sağlığının bozulduğu saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı (p=0,265). Çalışmamızda da PTSD saptanan 6 olguda ilk muayenelerinde akut stres bozukluğu saptandı. İlk muayenelerinde toplamda akut stres bozukluğu saptanan 12 olgudan 6(%50,0)?sında PTSD, 1(%8,3)?inde de depresyon saptandı. Tartışma ve Sonuç: Olgularımızda cinsel eylem sonucu ruh sağlığının bozulmasında ilk muayenede psikiyatrik tanı alma, ilişkinin anal yolla meydana gelmesi, cinsel eylemin hürriyetten yoksun kılma şeklinde gerçekleşmesi ve saldırganı tanıyıp tanımama şeklinde meydana gelmesinin etkin olduğu. Saldırının meydana gelişindeki diğer etkenlerin ruh sağlığının bozulmasına veya bozulmamasına istatistik olarak anlamlı etki yapmadığı görülmektedir. Bu bulgular ruh sağlığının bozulmasında kişisel özellikler ve kişinin bulunduğu sosyal çevre ve etkilerinin etkin faktör olduğunu, benzer eylemlere kişilerin verdiği ruhsal cevabın farklı niteliklerde olabileceğini göstermektedir. Cinsel saldırılar sonucu şahısta meydana gelen ruhsal tepkiler değişken seyretmekte olup travma sonrası süreçte diğer farklı stres verici yaşam olayları, sosyal destek yokluğu, araya giren ek tanılar tedavi sürecini olumsuz etkilemektedir. Hastaların az bir kısmının tam remisyona girdiği, büyük bir kısmında ise hafif bulguların rezidüel olarak kalabildiği, %10 vakada ise semptomların hafiflemeden kronik seyir gösterdiği belirtilmektedir. Çalışmamızda ruh sağlığının bozulmasına neden olan faktörlerin araştırılan etmenlerden herhangi birinin mutlak etkisi ile meydana gelmediği saptanmış olup temel tıbbi kurallardan olan ?hastalık yoktur hasta vardır? ilkesi ile uyumlu olarak ruh sağlığının bozulmasına etki eden faktörlerin çeşitlilikler gösterdiği. Dolayısı ile kanunun temel unsurlarına uygun olarak ruh sağlığını bozulmasının değerlendirilmesinin kamu vicdanının rahatlatılması ve bireysel hakların sağlanması açısından kanunun 102 ve 103. Maddelerinde belirtilen beden veya ruh sağlığının bozulması kavramının muhafaza edilmesi gerektiği, ancak olgu sayıları arttırılarak tekrarlanan çalışmalar sonrasında daha kesin bir değerlendirme yapmanın mümkün olacağı düşünülmektedir.

Adli psikiyatriAdli tıpCinsel suçlar+4
Ferhan Kandemir
Düzce University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Hukuk çerçevesinde kadına yönelik suçlar

Aslında kadınlara yönelik suçlar en eski çağlardan beri işlenegelmektedir. Ancak ne yazık ki bu suçların uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınıp suçluların cezalandırılmaları, kadının hak ettiği değere ve haklara oldukça geç kavuşması gibi, çok zaman almıştır. İşte bu tezle kadına yönelik suçların nasıl ve ne zaman, hangi düzenlemelerle uluslararası hukukun konusu haline geldiği açıklanmıştır. Bu doğrultuda tez ?Uluslararası Hukukta Genel Olarak Kadının Korunması? ve ?Uluslararası Ceza Mahkemeleri Işığında Kadına Yönelik Suçlar? başlıklı iki bölüme ayrılmıştır.Tezin birinci bölümü üç alt başlıktan oluşmaktadır. Bu alt başlıklardan ilkinde, kadına yönelik şiddet dahil kadınlara karşı yapılan her tür haksızlığın insan hakları kapsamında kendine nasıl yer bulduğu incelenmiş, tarihsel süreçte kadının korunmasına ilişkin hangi düzenlemelerin yapıldığı belirtilmiştir. İkinci alt başlıkta da eski çağlardan 1949 Cenevre Sözleşmeleri de dahil olmak üzere 20. yüzyılın ikinci yarısına -Nüremberg Mahkemelerinin kuruluşuna- kadar olan dönemde, yani ad hoc mahkemelerin kurulmasından önce, kadınlara yönelik suçlara ilişkin yapılan düzenlemeler üç dönem halinde incelenmiştir. Üçüncü alt başlıkta ise kadınlara karşı uygulanan cinsel şiddet eylemlerinin soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları kapsamında ne şekilde değerlendirildikleri konusu ele alınmıştır.Tezin ikinci bölümü de ilk bölüme benzer şekilde yine üç alt başlıktan oluşmaktadır. Bu bölümde ad hoc nitelikteki Nüremberg, Tokyo, Yugoslavya ve Ruanda Mahkemeleri ile daimi nitelikteki UCM ayrı ayrı incelenerek kadına yönelik suçların, her bir mahkeme statüsünde hangi suç kapsamında yer aldığı açıklanmıştır. Ayrıca yine kadına yönelik suçlar bağlamında, mahkemeler arasında bir karşılaştırmaya da gidilmiştir.Sonuç olarak, kadına yönelik suçlara ilişkin günümüze kadar yapılmış olan tüm düzenlemelerin ve kurulmuş olan dört ad hoc ve bir daimi mahkemenin sağlamış olduğu başarılar görmezden gelinemez. Özellikle de UCM'nin kendinden önceki ad hoc nitelikteki mahkemelere oranla daha etkili bir caydırıcılığa sahip olacağı öngörülmektedir. Ancak UCM'nin dahi, gelecekte kadınlara yönelik suçları ve gerçekleştirilebilecek her tür şiddet eylemini tam anlamıyla engelleyebileceği şüphelidir. Bunun son örneği ise Darfur'da yaşanan olaylardır.Anahtar Sözcükler1.Kadın2.Uluslararası Hukuk3.Suç4.Cinsel Şiddet5.Irza Tecavüz

Cinsel suçlarKadın haklarıKadınlar+3
Meltem Arık
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İş Hukukunda cinsel taciz

İş hukukunda, cinsel tacize uğrayan işçi veya işveren iş sözleşmesini haklı olarak feshedebilir ve bununla bağlantılı olarak karşı taraftan kişilik haklarının ihlali nedeni ile maddi ve manevi zararlarının tazmini için dava açabilir. Bu durumda, cinsel taciz iş hukukunda kişilik haklarının ihlali olarak görülmektedir. Kaynağını da iş sözleşmesinin kişisel bağımlılık kuran özelliğinden almaktadır. İşçi ve işveren iş sözleşmesinden doğan koruma ve gözetme borcu ile sadakat borcu çerçevesinde karşılıklı olarak birbirlerinin kişilik haklarına saygı göstermekle yükümlüdürler. Bu noktadan hareketle cinsel tacize maruz kalan kişi Anayasa ile korunmuş olan kişilik haklarına saldırı nedeniyle fesih dışında Medeni Kanunda kişiliğin korunmasına ilişkin davaları açma hakkına da sahiptir. Aynı şekilde cinsel taciz eylemi Türk Ceza Kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte iş hukuku uygulamasındaki cinsel taciz, Türk Ceza Kanununda düzenlenen cinsel tacizden kesin olarak ayrılmaktadır. Zira iş hukukundaki kapsamı çok daha geniştir. Bu durumda Türk Ceza Kanununda cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen diğer suçları kapsayabildiği gibi suç teşkil etmeyen cinsel içerikli eylemleri de iş hukuku anlamında cinsel taciz içine almaktadır. Tüm bunların yanında genel olarak Türk Hukukunda cinsel taciz, cinsiyet temeline dayalı ayrımcılık kapsamına oturtulmamıştır. Bu nedenle özellikle işyerinde cinsel tacize maruz kalan işçi iş kanununda düzenlenen ayrımcılık tazminatına hak kazanamadığı gibi, ayrımcılığın yarattığı ispat kolaylığından da yararlanamamaktadır. Hâlbuki Uluslar arası ve Karşılaştırmalı hukukta cinsel taciz, kişilik haklarının ihlali yanında cinsiyet temeline dayalı bir ayrımcılık olarak kabul edilmektedir. Cinsel tacizin çözümü en zor ve sıkıntılı kısmı ise, şüphesiz ispat sorunudur. Genellikle maruz kalanın beyanı dışında delilin bulunmadığı cinsel taciz eyleminin ispatı yüksek yargının kabul etmiş olduğu birtakım fiili karineler yoluyla ispatlanmaya çalışılmaktadır. Cinsel tacizin salt kişilik haklarının ihlali temeline oturtulması işçi açısından yetersiz bir korunmaya neden olmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda, öncelikli olarak cinsel taciz eylemi cinsiyet temeline dayanan bir ayrımcılık olarak kabul edilmeli ve cinsel tacizin daha etkili korunmasına yönelik olarak başta tanımı olmak üzere, hukuki temeli ve sınırları yasal düzenlemelerle belirlenmelidir.

AyrımcılıkCeza hukukuCinsel suçlar+5
Görkem Keysan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Fuhuş, seks işçiliği ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadelenin hukuki boyutu

Neredeyse insanlık tarihi ile yaşıt olan fuhuşun, çok çeşitli boyutları bulunmaktadır. Kimi zaman dinî yapılar içinde karşımıza çıkan fuhuş, sosyal yapıdan hiçbir zaman kopmamış ve genel anlamda ekonomik bir yapı arz etmiştir. Bunun yanı sıra toplumlar açısından fuhuş olgusu hiçbir zaman benimsenememiş ve her daim toplumun dışına itilmeye çalışılmıştır. Bu kabullenmeme durumu genel anlamda toplumsal açıdan fuhuşun olumsuz etkilerinden korunma gereksinimine dayandırılmaktadır. Bu nedenle de toplumlar, tarih içinde fuhuş yapanlara çeşitli yaptırımlar uygulamışlardır. Bu yaptırımlar kimi zaman psikolojik olmuş, kimi zaman ise fiili cezalara dönüşmüştür. Bu bağlamda devletler de fuhuşla ilgili tedbirler almış, ancak tarihin hiçbir döneminde fuhuşun tam anlamıyla önüne geçilememiştir. Bu da devletler açısından fuhuşu önlemenin yanında insanlara bir alternatif sunma gerekliliğini doğurmuş ve genelevlerde ya da belirlenmiş bölge ve alanlarda yasal şekilde fuhuş yapılması durumu ortaya çıkmıştır. Bu şekilde devletler hem fuhuşu kontrollü hale getirmeye çalışmışlar hem de fuhuştan sağlanan ekonomik gelirden pay elde etmişlerdir. Ancak yine de insanların fuhuşa yönelmesi veya yönlendirmelerini caydırmak amacıyla birtakım yasal düzenlemeler yapılmış ve bu şekilde insanların fuhuşa yönelmeleri önlenmeye çalışılmıştır. Yasal şekilde de olsa fuhuş sonucunda bulaşabilecek hastalıkları önlemek amacıyla da birtakım düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Ülkemizde de çeşitli kanun metinleri içinde fuhuşla mücadele ve fuhuşu engellemeyle ilgili yasal düzenlemeler yapılmasının yanı sıra 1930 yılında bu konuyla ilgili bir tüzük de hazırlanmış ve fuhuşla mücadele yasal şekilde sürdürülmüştür. Hazırladığımız bu çalışmada; toplumsal anlamda fuhuş kavramına dair algıların zaman içindeki seyrini ve bunların ne şekilde değiştiğini ortaya çıkarmak; toplumun yanlış algıları olduğunu ve fuhuş sektöründe yer alan mağdurların aslında belirli zorunluluklar altında bu sektöre girmeyi seçtikleri veya buna mecbur bırakıldıklarını açıklamaktır. Bu genel izahların yanında temel amacımız hukuksal açıdan fuhuş kavramına yaklaşım ve bu yaklaşım sonucunda fuhuş konusundaki bireysel veya örgütsel yaptırımlar ve fuhuş tüzüğündeki maddelerin incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: FuhuĢ, Zührevi Hastalıklar, Genel Kadın, Seks ĠĢçisi

Bulaşıcı hastalıklarCeza yaptırımıCinsel ilişki+7
Derya Üçgül
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye' de cinsel saldırı suçundan hüküm giymiş erkeklerin MMPI-2 profillerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada cinsel saldırı suçundan hüküm giymiş erkeklerin MMPI-2 profillerinin belirlenmesi ve sosyodemografik özelliklere ilişkin değişkenler ile MMPI-2 profilleri arasındaki ilişkinin yordanabilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma; cinsel saldırı suçlarına zemin oluşturabilecek kişilik faktörlerinin belirlenmesine ve suçlu profillerinin tespitine olanak sağlayacaktır. Bununla birlikte oluşturulacak erken müdahale programları ile olası benzer suçları önlemek öte yandan bu suçtan hüküm giymiş kişilerin rehabilitasyonu ile suçun olası tekrarını kısıtlamak açısından önem arz etmektedir. Araştırmanın örneklem grubunu, İstanbul'daki Ceza İnfaz Kurumlarından olan; Maltepe Açık Ceza İnfaz Kurumu ve Maltepe 3 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu' nda bulunan, cinsel saldırı suçundan hüküm giymiş 18 yaş üstü 127 erkek katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları, Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri-2 ve Sosyodemografik Bilgi Formudur. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, cinsel suçlar nedeniyle hükümlü erkeklerin MMPI-2 klinik ölçeklerinden F- arka ölçeği, Hipokondriyazis, Histeri, Psikopatik Sapma, Paronoya, Psikasteni ve Şizofreni ölçeği puanlarının yüksek olduğu görülmüştür.

Cinsel saldırı suçuCinsel suçlarMinnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri+4
Nazmiye Arduç
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir Odunpazarı ilçesi'nde kadına yönelik şiddetin mekânsal dokusu

Kadına yönelik şiddet günümüzün önemli toplumsal problemlerinden biri haline gelmiştir. Çalışmanın konusunu Eskişehir İli Odunpazarı İlçesi'nde kadına yönelik şiddetin mekânsal dağılımı oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kadına yönelik şiddet suçlarının mahallelere göre dağılımını esas almıştır. Kadına yönelik şiddet suçları mahallenin sosyoekonomik yapısına, eğitim durumuna, medeni duruma ve mesleğe göre değişip değişmediğine mekânsal olarak nasıl farklılaştığına odaklanmıştır. Araştırma sorularının nesnel olması nedeniyle bu bölüm pozitivist epistemoloji ile uyumludur. Araştırma soruları ontolojik açıdan dış gerçeklik olarak kabul edilmiş ve ikincil veriler kullanılarak kadına yönelik suçların mekânsal dağılımı betimlenmiştir. Ayrıca suç ve değişkenler arasındaki etkileşim de istatistiksel yöntemlerle incelenmiştir. İkincil veri kaynağı olarak polis kayıtları kullanılmıştır. İkinci bölümde Odunpazarı İlçesi'nde mahallelere göre kadına yönelik şiddet suçlarının nasıl algılandığı, kadına yönelik şiddete bakış açısının nasıl olduğu konusuna odaklanılmaktadır. Bu bölümde bu amacı gerçekleştirmek için veri toplama aracı geliştirilmiştir. Kadına yönelik şiddet eylemleri fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Çalışma sonucunda sosyoekonomik durum, meslek, eğitim durumu, mahalle sakinlerinin kadına yönelik şiddete bakış açısı ile kadına yönelik şiddet eylemleri arasında anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Kadına yönelik şiddet eylemlerinin mekânsal kümelenmeler oluşturduğu görülmüştür.

Aile içi şiddetAlgılama haritalarıCinsel suçlar+7
Ali Ekincek
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel saldırı suçu

Cinsel Saldırı Suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Kişilere Karşı Suçları cezalandıran İkinci Kısmının, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar başlıklı Altıncı Bölümünde 102 nci maddede düzenlenmiştir. Cinsel saldırı suçunun basit hali, 1. fıkrada düzenlenmiş ve burada cinsel davranışla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi mağdurun şikayeti üzerine cezalandırılır denmek suretiyle şikayet şartı getirilmiştir. Cinsel saldırı suçunun nitelikli ise 2. fıkrada düzenlenmiş. Cinsel saldırı suçunun niteliklinde ayırıcı unsur vücuda organ ve cisim sokulmasıdır. 102. maddenin 2. fıkrasının son cümlesinde evlilik birliği içerisinde bu suçun işlenmiş olması düzenlenmiştir. 3. Fıkradaki nitelikli haller ise; beden veyahut ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan bir kişiye karşı işlenmesi, Kamu görevinin vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, 3. derece dahil kan ve kayın hısımla ilişkisi bulunan kişiye karşı işlemesi ya da üvey ana üvey baba üvey kardeş evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesi, silahla veya birden fazla kişi tarafından işlenmesidir. 4. fıkrada cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Suç sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi ve ölümü hali netice sebebiyle ağırlaşmış cinsel saldırı suçu olarak 5. fıkrada düzenlenmiştir. Anahtar Kelimeler Cinsel Saldırı, Mağdur, Nitelikli Cinsel Saldırı

Ceza HukukuCinsel saldırı suçuCinsel suçlar+6
İbrahim Sinekçi
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası insan hakları hukuku kapsamında çocuklara yönelik cinsel istismar

Toplumlar geleceklerini iyi eğitimli, düzgün karakterli ve uygun meziyetler kazandırılmış çocuklar yetiştirerek güvence altına alabilirler. Kuşkusuz çocukların istismar ve ihmal edilmesi toplumların bu konudaki plan ve çalışmalarının en büyük engellerindendir. Bu çalışmanın amacı, çocuk cinsel istismarını ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerinde kavramsal ve pratik açıdan incelemektir. Çalışma literatür araştırması sonucunda, elde edilen kaynaklar ışığında üç bölüm olarak tamamlanmıştır. Birinci bölümde, çocuklara yönelik cinsel istismar ve kapsamı açıklanmaya çalışılmış, ikinci bölümde ise T.C. Anayasası, Türk Ceza Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu bağlamında çocuk istismarı olgusu ve cezası analiz edilmeye çalışılmış, Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler açıklanarak, sözleşmelerin Türkiye'de uygulanabilirliği değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise cinsel istismarı mağduru çocukların sorunlarına değinilmiş ve korunması açısından önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda ulusal ve uluslararası zeminde daha etkili yöntemlerin geliştirilmesi gerektiği konusuna değinilmiştir. Çalışma sonucunda çocukların cinsel istismar olgusu evrensel bir sorun olduğu ortaya konulmuş ve yapılan yasal veya sosyal düzenlemelerin cinsel istismar suçunu önlemede yardımcı olsa da bitirmeye yönelik eksiklikler içerdiği ve gerek ulusal gerekse uluslararası alanda daha fazla önlemler ve çocuk koruma politikaları geliştirilmesi gerektiği görülmüştür.

Cinsel suçlarUluslararası HukukÇocuk hakları+3
Esma Demiral
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonlarında bölgesel örgütlerin hak ihlalleri: Afrika Birliği operasyonları

Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistemin polisi olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler'in uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak amacıyla gerçekleştirdiği barış gücü operasyonları uluslararası sistemin revizyon etkileriyle beraber dönüşüme uğramış ve kapsamı genişlemiştir. Soğuk savaş dönemi ve öncesinde daha çok yumuşak diplomasi faaliyeti olan arabuluculuk kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar bu dönemden sonra gerekli görülen durumlarda zorlayıcı eylemleri de içermeye başlamıştır. Bu değişim ve dönüşümde etkili olan temel unsurların başında özellikle Afrika gibi sömürge devletlerini bünyesinde barındıran kıtalarda yaşanan iç savaş ve çatışmalar gelmektedir. Hiç kuşkusuz yaşanan iç savaş ve çatışmaların en büyük etkisi birey üzerinde olmaktadır. Bölgesel düzeyde başlayan şiddetin ulus aşan bir hal alması uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında en büyük engeldir. Bu engelin kaldırılması, dünya barışının sağlanması ve insan haklarının korunması misyonlarına sahip olan Birleşmiş Milletler, Afrika bölgesinde Afrika Birliği ile işbirliği yaparak bölgede aktif rol olmaktadır. BM- AfB iş birliğinde gerçekleşen ve BM bünyesinde "mavi bereliler" olarak adlandırılan barış gücü askerlerinin sığınma kamplarındaki kadın ve kız çocuklarına cinsel şiddet ve sömürü uygulaması uluslararası sistemin üzerinde ciddiyetle durması gereken bir konudur. İç savaş ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı ve bünyesinde birçok insan hak ihlalini barından Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti' nde çok ciddi cinsel şiddet ve istismar vakaları yer almaktadır. Birleşmiş Milletler ordusunun olmayışı ve dolayısıyla Afrika Birliği ve Afrika Birliği üye devletlerinin askerlerinden yararlanan Birleşmiş Milletler hakkındaki bu iddialar BM'ye zarar vermekte ve uluslararası sistemdeki imajını zedelemektedir.

Afrika Birliği ÖrgütüBarış gücüBirleşmiş Milletler+3
Ebrar Yağmur Karakaya
Başkent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismara uğramış çocuklarda ve ebeveynlerinde travma sonrası stres bozukluğu

Bu araştırmada cinsel istismara (Cİ) maruz kalmış çocuklarda ve ebeveynlerinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) öncelikli olmak üzere diğer psikopatolojilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğine `cinsel istismar nedeniyle başvuran 6- 17 yaşları arasında 36 çocuk ve ergen ile anne ve babaları çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubunu ise Antalya İl Sağlık Müdürlüğü?ne bağlı merkez 2 no?lu sağlık ocağına başvuran, daha önce herhangi bir nedenle çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvurusu olmayan, yaş ve cinsiyet açısından hasta grubu ile eşleştirilmiş 54 çocuk ve ergen ile anne ve babaları oluşturmuştur. Hasta ve kontrol grubundaki çocuklardaki mevcut psikopatolojileri Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (K-SADS-PL) ile ve TSSB ise Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (CAPS-CA) ile değerlendirilmiştir. Çocuklarda algılanan sosyal destek ise Sosyal Destek Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Ebeveynlerdeki TSSB için Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (CAPS) kullanılmıştır. Cinsel istismara uğrayan çocukların %75inin en az bir psikiyatrik tanı aldığı, bu oranın kontrol grubunda ise %25 olduğu saptandı (p<0,05). Cİ grubunda TSSB, depresyon ve anksiyete bozukluğu en sık konulan tanılardı. Bu çocukların hem anne hem de babalarında TSSB kontrol grubu ebeveynlerine göre daha sık görülmektedir (p<0,0000001). Cİ mağduru olan çocukların sosyal destek ölçeğindeki aldıkları puanlarının kontrol grubu çocuklarından farklı olmadığı saptandı. (p>0,05). Bu çalışmada cinsel istismara uğramış çocuklarda ve ebeveynlerinde daha fazla oranda TSSB görüldüğü saptanmıştır. Çocuk cinsel istismarı sonrası sadece çocuğun değerlendirilmesinin yeterli olmayacağı, ebeveynlerinde değerlendirilmeye dahil edilmesi gereklidir.

Ana-babaCinsel suçlarCinsel taciz+7
Şeref Şimşek
Akdeniz University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vajinal yoldan cinsel istismar/saldırı iddiası olan olgularda polarize multispektral videokolposkopinin kullanılması

Araştırmamızın amacı cinsel istismar mağduru kişilerin, ailelerinin ve istismarcıların tıbbi ve sosyodemografik özelliklerini değerlendirerek olası risk faktörlerini belirlemek; özellikle tıbbı bulguların değerlendirilmesinde yardımcı yöntemlerin etkisini ortaya çıkarmaktır. Çalışmada 2011 Ocak ayından 2015 Aralık ayına kadar yargı makamları tarafından Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniği'ne yönlendirilmiş 339 olgu retrospektif olarak taranmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 2.0 programı kullanılmış ve Ki-kare anlamlılık testi yardımıyla değerlendirme yapılmıştır. Olgularımızda mağdur yaş ortalaması 18,87±9,4 olarak bulunmuş; mağdurların %51,8'inin ilköğretim seviyesinde olduğu tespit edilmiştir. Mağdurların%43,3'ünün öğrenci olduğu, mağdur ailelerinin %58,5'inin beraber yaşadığı, mağdurların annelerinin %76'sı, babalarının da %66'sının en fazla ilkokul mezunu olduğu görülmüştür. Sanık yaşı bilinen 266 olguda yaş ortalamasının 26,82±12,2 olduğu, istismarcıların %39,3'ünün mağdurun yakın arkadaş/partneri olduğu, istismar olgularının %33,3'ünün sanık evinde gerçekleştiği ve olguların %15,5'inde alkol kullanıldığı anlaşılmıştır. Vajinal bulguların %60,7'si ilk 72 saatte bulunmuş ve ilk gün bulgu bulunma oranının düşük olması üzerine olgularda alkol kullanımı araştırılmış ve alkol kullanımı ile bulgu bulunması arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür(p=0,03ޒ0,05). İlk 96 saatte bulunan bulgular ile 96 saat sonrası bulgu bulunma ilişkisi Ki-kare testi ile incelenmiş ve aralarında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür ve ilk 96 saatin bulgu bulunmasındaki önemi anlaşılmıştır(p=0,00ޒ0,005). Dördüncü günde de bulgu bulunma oranının yüksek olmasının nedeni dijital multispektral videokolposkopi ve boyama yöntemi kullanımı olarak düşünülmektedir. Gerek eğitim alanında gerekse sosyal alanda gerekli önlemleri alarak cinsel istismar olgularının önlenmeleri sağlanabilir. Cinsel istismar olguları, gerekli eğitimleri almış, tecrübeli ve alanında uzman kişilerin bulunduğu, multispektral videokolposkop ve yardımcı boyama tekniklerin kullanıldığı, fotodökümantasyonun yapıldığı, gerekli donanıma ve konsültasyon imkanlarına sahip merkezlerde muayene edilmeli ve sonuç verilmelidir. Bu sayede olguların daha hızlı çözülmesi sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Cinsel İstismar, genital bulgular, risk faktörleri

Adli tıpCinsel saldırı suçuCinsel suçlar+7
Betül Pekşen Koç
Aydın Adnan Menderes University
2018
00

Related subjects