Anlaşmalar

Bu konu başlığı altında 53 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ile Federal Almanya arasındaki dış ticaret anlaşmaları: 1950-1955 dönemine yönelik tarihsel bir araştırma

1950'lerin başında Türkiye ve Federal Almanya Cumhuriyeti özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkileri ve temel dış ticaret politikaları açısından önemli benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin yanında iki ülkenin birbirleri arasında çeşitli ticari anlaşmalara da imza attığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki ticari anlaşmaların değerlendirilmesini bu iki ülkenin kayda değer büyüme gerçekleştirdiği 1950-1955 dönemi için gerçekleştirmektir. Bu dönem içerisinde Türkiye'nin dış ticaret politikasının yönetim şekli Bakanlar Kurulu kararlarına dayanmaktadır. 1950-1955 dönemi içerisinde Federal Almanya Cumhuriyeti ile yapılan ticari anlaşmalar 03.05.1952 ve 25.11.1953 tarihli bakanlar kurulu kararlarında yer almakta olup bu kararlar tarihsel araştırma metodu çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakanlar Kurulu Kararı, Demokrat Parti Dönemi, Dış Ticaret Politikası, Federal Almanya Cumhuriyeti

AlmanyaAnlaşmalarDemokratik Parti+4
Ahmet Yücedağ
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin dış ticaret sürecinde rol alan tarafların ticaretin kolaylaştırılmasına ilişkin karşılıklı beklentileri üzerine biraraştırma

Uluslararası ticaret, ülkelerin kalkınmasında önemli bir paya sahiptir. İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği dünya ticaretindeki daralmadan sonra ülkeler, uluslararası ticaretin önündeki engelleri kaldırmak ve ticarette ayrımcılığı önlemek amacı ile 1947 yılında Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması'nı (GATT) imzalamışlardır. 1948 ve 1993 yılları arasında faaliyet gösteren GATT 1994 yılında hukuki zemini güçlü ve yaptırım gücü bulunan Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) dönüştürülmüştür. DTÖ kurulduğu günden bugüne ticaret engellerini kaldırmak ve ticareti hızlandırmak amacıyla önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu kapsamda, 2013 yılında Ticareti Kolaylaştırma Anlaşması (TFA) imzalanıp 2017 yılında yürürlüğe girmiştir. Araştırmanın amacı, Türkiye'de dış ticaret sürecinde rol alan tarafların karşılıklı beklentilerini belirlemek, sürecin hızlandırılmasına ve kolaylaştırılmasına ilişkin görüşlerini, olası eksikleri ve çözüm önerilerini ortaya çıkarmaktır. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde uluslararası ticaret politikaları ve ticareti kolaylaştırmayı amaçlayan kuruluşlar kısaca ele alınmıştır. Ayrıca, ticaret sürecindeki potansiyel ortaklar ve ticaret zinciri detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, TFA ve performans göstergeleri incelenmiş, TFA'nın uygulanması sürecinde referans niteliği taşıyan söz konusu göstergeler nezdinde Türkiye'nin durumu incelenmiştir. Ticaretin kolaylaştırılması ile elde edilebilecek olası kazançlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, TFA performans göstergelerinde Türkiye'nin durumuna istinaden ticaret sürecinde rol alan tarafların görüşlerini ve sorunlarını belirlemek amacıyla görüşme soruları hazırlanmış ve ticaretin önemli aktörleri olan firmalar ve gümrük yetkilileri ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler Nitel Araştırma Yönteminin bir veri toplama tekniği olan Derinlemesine Görüşme ile yapılmıştır. Elde edilen veriler NVivo programı kullanılarak detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, ticaret sürecindeki aktörlerin sorunları ve diğer aktörlerden beklentileri belirlenmiş, sonuç bölümünde ise bu sorunların çözümü ve beklentilerin karşılanmasına yönelik öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Ticaretin Kolaylaştırılması, Ticaretin Kolaylaştırma Anlaşması, Dünya Ticaret Örgütü, İthalat-İhracat Yönetimi

AnlaşmalarDünya Ticaret ÖrgütüKolaylaştırma+6
Berk Nuhoğlu
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği – Türkiye arasında 2016 geri kabulanlaşmasının ticari ve siyasi yansımaları

İçinde bulunduğumuz dönemde Türkiye ve Avrupa Birliği arasında var olan göç diyaloğu, Suriye, Irak, İran gibi iç savaşın yoğun bir şekilde yaşandığı ve iç huzurun sağlanamadığı ülkelerden çıkıp gelen vatandaşlarla birlikte daha da artmaktadır. Avrupa Birliği'nin güvenlik endişesi ile birlikte göç politikalarına yön vermesi ve Avrupa Birliği ile Türkiye'nin göç konusunda gerçekleştirdiği işbirliği Türkiye'nin de bu alana dair mevzuatlarının farklılaşmasına yol açmıştır. Avrupa Birliğine aday bir ülke olan Türkiye düzensiz göçün engellenebilmesi, göçe dair Avrupa Birliği uygulamalarının benimsenmesi ve idari kapasitenin geliştirilmesi konularında çeşitli politikalar geliştirmiş ve bu konuda bazı anlaşmalar imzalamıştır. Tezin amacı yaşanan göçlerin ülkeler üzerindeki etkilerinin yanı sıra Türkiye ve AB arasında gerçekleştirilen geri kabul anlaşmasının siyasi ve ekonomik boyutlarını ortaya koyabilmektir. Hazırlanan çalışmanın ilk bölümünde göç ve göç olgusunun ana hatlarına değinilmiş, meydana getirdiği etkiler detaylandırılmıştır. İkinci bölümde ise Türkiye ve AB 2016 anlaşması ekonomik veriler ve değerlendirmesi yapılmıştır. Mevcut resmi veriler yanında akademik ve medyatik bilgi ve belgelerden faydalanılmıştır. Araştırma göçün ülkeler üzerinde ne gibi etkiler doğurduğu hakkında bilgi vermenin yanı sıra tarihte yaşanan göçlerin etkilerini ortaya koyduğundan bir rehber niteliği taşımaktadır.

AnlaşmalarAvrupa BirliğiGeri Kabul Anlaşması+6
Reşat Atay
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Mechanisms behind the expansion of the last insurgency organization ELN despite the peace agreement of Colombia

This thesis aims to explore the sufficient causal explanation for the expansion of the last leftist insurgency organization, Ejército de Liberación Nacional (ELN), despite the Colombia Peace Agreement. It has already been four years since the government signed the Peace Agreement and the largest insurgency organization in Colombia, Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia (FARC). Following the primary articles of the Peace Agreement, the FARC disarmed and got the right of political representation and took its place in the political sphere of Colombia; the rural economic reforms have started to be implied, countering to drug trafficking has accelerated, the transitional justice policies have been already welcomed. However, the remaining last leftist insurgency organization, the ELN, now with the most extended history, has continually expanded in Colombia as well both across the border of Ecuador and Venezuela. On the other hand, in 2017, the ELN accepted the formal peace talks with the Colombian government as similar to previous peace talks that began in the 1980s. However, one more time, the peace talks were ended because of the disagreements with the newly elected government and the ELN's car bombing at a police academy in Bogotá, 2019. Followingly, under the conditions of the Peace Agreement, which ended the armed conflict with the largest insurgency organization, ELN continues to expand throughout the new presence with a more significant number of members. Either this question or even the ELN itself is still not well-scoped and inquired in the literature. In this thesis, the implicit interacting causal mechanisms, the ideology of ELN, the organizational strategies during its existence, and popular support for the ELN are observed by the causal process tracing. In the end, through the evidence of these causal mechanisms and the causal relations among them, the sufficient explanation for the expansion of the ELN despite the Peace Agreement provides more details than before in the literature.

AgreementsPeacePeace process+3
Özge Güner Özsoy
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effects of the re-admission agreements on transit countries and irregular illegal immigrants: Turkey

Readmission agreements are the agreements signed between countries and/or unions in order to both ensure national and international security including border security between the parties within the framework of combating irregular and illegal migration, and to increase their effectiveness. In addition to that, it also covers a comprehensive framework that includes the necessary practices and procedures for individuals who will be readmitted. Illegal and irregular migrations affect the transit countries in many ways. While these agreements provide protection for the target countries affected by irregular illegal migration, they bring additional difficulties by bringing burdens on the transit countries with responsibilities in many aspects such as administrative, technical, financial, and legal areas. Looking at the recent history, Turkey has had to struggle with irregular illegal migrations and been continuing to struggle even today. When we look at the aforementioned migration waves, irregular migrants from Turkey who went to European Union countries refer people who had to change their living area or being forced to do so as a result of the war or conflict in their country of origin. For this reason, it is thought that considering the war, political and social events that took place in the neighbors of Turkey which directly or indirectly affect it, will help us understand why and where irregular migrants try to go to European countries through Turkey, which is among the objectives of this study. After the invasion of Afghanistan by the Union of Soviet and Socialist Republics in 1979, because of the First Gulf War in 1991 and the Second Gulf War in 2003, and finally after the emerge of the Syrian Civil War in 2011, Turkey has faced many migrations' flows in time to time. People affected by the aforementioned wars tried to reach their target countries directly or by transiting neighboring countries. Turkey has hosted many immigrants who had to migrate, and it continues to do so. While some of the migrant people aim to live in Turkey legally, some of them aim to go to European countries through Turkey, legally or illegally. To overcome irregular and illegal immigration issue, Turkey has signed readmission agreements. In this context, while the Readmission Protocol was signed between Turkey and Greece in 2001, Readmission Agreement was signed between the European Union and Turkey on 16 December 2013, too. Both Readmission Agreements express that if an immigrant who does not have the legal right to stay on the continent of any of the parties is detected within the borders of that country, the person will be readmitted by the country before entering the target country where he or she presents. Considering the route of the migration wave, the arrival of immigrants from eastern countries and moving towards Europe has brought the image of a "transit country" to Turkey. According to the agreement, all parties undertake to accept the foreigner back in case an illegally crossing immigrant is caught. From this point of view in terms of target countries, the agreement, which is understood as very meaningful and protective, causes difficulties in different aspects to Turkey, which is in the position of a transit country in the migrant journey, and to many transit countries such as Turkey. In the recent years, Readmission Agreements are one of the tools to struggle with the illegal migration preferred by the States or/and Union/s. It is a new phenomenon in migration policy studies which has been including many dynamics and complex determinants of actor states based on the conjunctures. It is being signed between affected parties to ensure both national and international security including border security and increase its effectiveness. These factors require tracking the reflection/s of the agreements on the political decisions of the States and relevant updates in the agreement (if there is any) frequently. In addition to that, these make it difficult to create one type of model to implement and take bases for all the Re-Admission Agreements since it is a must to take into consideration the root causes of the relevant migration flow and its conjuncture. Although, Readmission Agreements are being applied within the coordination with target and transit countries, it directly or indirectly affects more the transit countries in many ways. While Readmission Agreements provide more protection for targeted countries affected by irregular migration, they also pose challenges to transit countries in many aspects. Considering the route of the migration wave, immigrants are mostly from Middle Eastern and African countries towards Europe which brings 'transit country position' to Turkey. That is why, Turkey has carried out the challenges of being a transit country as a result of contracting country of the Readmission Agreement with the EU. The subject of the study is to explore the effects of the Readmission Agreements on the transit countries by considering Turkey. In addition, the lack of a specific and common procedure regarding the fate of illegal immigrants and people whose refugee applications are rejected in a third country or transit country, the difficulties that this situation creates for the persons concerned, and related solutions are among the objectives of the study.

AgreementsReadmission AgreementEmigrants+5
Hatice Deniz Kaçmaz
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uluslararası yatırım andlaşmalarının yorumlanması

Günümüzde sayısı 3.000'i aşmış olan uluslararası yatırım andlaşmaları, uluslararası kamu hukukuna tabi olmakla birlikte, diğer uluslararası andlaşma türlerinden daha özgün bir yapıya sahiptir. Yatırım andlaşmaları, yatırımcılara çok geniş maddi haklar tanımaktadır. Ayrıca uyuşmazlıkların, yatırımcı ve ev sahibi devlet arasında yatırım tahkimi usulü ile çözülmesine imkan sağlamaktadır. Bu andlaşmalarda, kavramlar ve maddeler çok genel ve belirsizdir. Bu da yorumu zorlaştırır ve yatırım tahkimi mahkemelerine geniş takdir yetkisi verir. Yatırım andlaşmalarının yorumuna dair zorluklar, diğer uluslararası andlaşma türleriyle kıyaslanamayacak kadar çoktur. Ayrıca, yatırım tahkiminde yatırım andlaşmalarının yorumlanmasına ilişkin önemli sorunlar vardır. Bu sorunlar ise esasen, uluslararası hukuktaki yorum kurallarının (Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 31. ve 32. maddeleri) tamamıyla uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Dahası, genel yorum kuralı olan 31. maddenin unsurlarının uygulanmasında izlenen yöntem farklılıkları, önemli yorum sorunlarına yol açmaktadır. Tüm bu nedenlerin birleşmesi, yatırım hukukunu "istikrarsız kararlar", "bölünmüşlük", ve "çözümsüzlük" kavramlarıyla özdeşleştirmektedir. Ayrıca, yatırım tahkiminin meşruiyetini sorgulanır hale getirmektedir.

AnlaşmalarKamu hukukuUluslararası anlaşmalar+3
Selcen Nur Kışla
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortadoğu paylaşım tasarıları ve Türkiye (1915-1923)

Tarihin ilk medeniyetlerinin kurulduğu Mezopotamya, Anadolu, İran ve bu coğrafyaya bağlı topraklar bugünkü uygarlıkların temelinin atıldığı yer olmuştur. Tarımın ve buna bağlı olarak suyun önemli olması bu coğrafyayı daha değerli hale getirmiş bu nedenle bu topraklar birçok kez istilaya uğrayarak, önemli savaşlara sahne olmuştur. Müslümanların bu topraklara egemen olması Haçlı seferlerinin başlıca nedeni olurken, Osmanlı Devleti'nin bu topraklardaki hâkimiyeti barış ve huzurun bu coğrafya da uzun süre kalıcılıcığını sağlamıştır. Ancak bu topraklar Avrupalıların dikkatini çekmeye başladıktan sonra yeni bir döneme girmiş, bu yeni dönemde sınırları belli olmayan bir coğrafi terim olarak, Ortadoğu diye nitelenmiştir. Ortadoğu coğrafyası Sanayi İnkılabı ile birlikte artan ham madde ihtiyacının karşılanabileceği en büyük sahaydı. Zira Ortadoğu'ya hakim olan Osmanlı Devleti sanayileşememiş ve eski gücünü yitirmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin gerileme devri ile birlikte başta İngiltere olmak üzere Avrupalı devletlerin ilgisi bu alana kaymıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte İngiltere ve Fransa açısından harekete geçme zamanı gelmiştir. Ortadoğu'da nüfuz alanları oluşturmak için savaştan önce yarışan bu iki güç Birinci Dünya Savaşı'nda anlaşmayı tercih etmiştir. Bu ittifaka Boğazları ele geçirmek amacıyla Rusya ve sömürge devleti olmaya çalışan İtalya'da katılmıştır. Savaş devam ederken Ortadoğu toprakları bu devletler tarafından gizli antlaşmalar yapılarak paylaşılmıştır. İstanbul, Londra, Sykes-Picot, Saint Jean De Maurienne Antlaşmaları bu zihniyetin ürünüydü. Bu antlaşmalarla emperyalist devletler bir yol haritası çıkarmış böylece kendi aralarında ortaya çıkacak rekabeti en aza indirmeye çalışmışlardır. Bu paylaşım tasarılarında en büyük ve önemli rolü oynayan devlet güneş batmayan imparatorluk yani İngiltere'ydi. İngiltere bu coğrafyada kendine yerel bir yardımcı bulmuş, Hicaz valisi Şerif Hüseyin'in İngilizlerin Mısır valisi McMahon ile yaptığı yazışmalar tarihin akışını değiştirmiştir. Bu çabanın amacı savaş sonrasında Ortadoğu topraklarını sorunsuz bir biçimde paylaşmaktı. Ancak Rusya'nın savaştan çekilmesi ve gizli antlaşmaların ortaya çıkması savaşın bitiminde yeni mücadelelerin ve anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İngiltere'nin petrol alanlarına sahip olma gayreti bu anlaşmazlığın en mühim nedeniydi. Savaşın sonunda Paris Barış Konferansı'nda toplanan büyük güçler Ortadoğu ve Türkiye topraklarını paylaşmak için uğraşmış, bu çaba yeni savaşlar için kapı aralamıştır. Suriye İtilafnamesi, Kahire Konferansı, Londra ve San Remo Konferansları'nın yapılması Paris'te yapılan konferansın barış sağlayamadığının kanıtıydı. Çünkü Müttefiklerin önceliği barıştan çok sömürge alanları oluşturabilmekti. İtilafların en çok üzerinde durduğu sömürge projesi ise Sevr Antlaşması'ydı. İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması'yla ilgili hükümleri aralarında uzun süre tartışmışlardır. İtilafların iyi hesaplayamadıkları bir şey daha vardı o da Türk milletinin mücadelesiydi. Zira İngilizlerin Sevr'i uygulatmak için Anadolu'da Megola İdea hayalleri kurdurduğu Yunan ordusu ağır bir yenilgi almıştı. Bu yenilgi İtilaf Devletleri'nin paylaşım tasarılarını Anadolu topraklarında hayata geçiremeyeceklerinin net cevabı olmuştur. Türk halkı Ortadoğu'ya biçilen manda elbisesini giymeyi reddetmiş yeni bir antlaşma Lozan Antlaşması ile Anadolu'nun paylaşımına izin vermemiştir.

AnlaşmalarArap ayaklanmasıLondra Antlaşması+7
Melek Yenisu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin barışçı dış politikası çerçevesinde Sadabat Paktı (1935 - 1939)

I. Cihan Harbi sonunda İtilaf devletleri yenilen devletler için pekte adil olmayan anlaşmalar dayatmıştı. Savaşın yenilgisi bir yana üstüne gurur kırıcı anlaşmaların imzalanması dünya siyasetini daha da gerilimli hale getirmişti. Adil olmayan anlaşmaların intikamını almak ve ekonomik sıkıntılardan kurtulmak adına sömürge yarışına tekrar dahil olan revizyonist devletler mevcut dünya düzenini açıkça değiştirmek istiyorlardı. Özellikle I. Cihan Harbi sonunda umduğunu bulamayan Almanya ve İtalya artık eskisinden daha fazla yayılmacı bir dış politika izler olmuştu. Revizyonist devletlerin bu tavrı dünyayı yeni bir savaşa götürüyordu. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Orta Doğu'daki siyasi boşluğu doldurma çabasında olan Türkiye, yaklaşan bir savaş tehlikesini önlemek ve bölgesel güvenliğini sağlamak adına Atatürk'ün önderliğinde yeni dış politikalar geliştirmeye başladı. 1930 yılına kadar rüştünü ispatlayan Türkiye Cumhuriyeti değişen dünya konjonktürüne paralel olarak Orta Doğu denklemine yeniden giriş yaptı. II. Cihan Harbi'ne giden süreçte Türkiye, doğudaki sınır ihtilaflarına son vermek ve İtalya'dan gelebilecek saldırıları bertaraf etmek adına her türlü çabayı gösterdi. Sadabat Paktı da bu çabaların ürünü olarak 8 Temmuz 1937'de ortaya çıktı. Sadabat Paktı'na imza koyan ülkeler bu Pakt aracılığıyla bağımsızlıklarını ve egemenliklerini tüm dünyaya duyurmuşlardı. Yapılan bu Pakt ile Türkiye dünya barışından yana olan tavrını açıkça ortaya koydu. Ayrıca Türkiye'nin önderliğinde yapılan bu Pakt ile emperyalist devletlerin böl ve yönet stratejileri bertaraf oldu.Atatürk'ün yürüttüğü akılcı politikalar sayesinde Türkiye, Balkan Antantı ile batı sınırını, Sadabat Paktı'yla da doğu sınırını güven altına aldı. Ayrıca yürütülen Türk Dış politikası sayesinde Türkiye, II. Cihan Harbi'nde en az zarar gören ülkelerden birisi oldu. Fakat II. Cihan Harbi'nin yarattığı kaos ortamı Sadabat Paktı'na fiili olarak son verdi. En sonunda da 1980 yılında İran-Irak arasında yaşanan savaş nedeniyle Sadabat Paktı işlevini tamamen yitirdi.

AnlaşmalarAtatürk, Mustafa KemalCumhuriyet tarihi+5
Veysel Hasar
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlardan doğan sorumluluk

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. Maddesinde düzenlenen rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararları, uygulamada sıklıkla karşılaşılan rekabet ihlâlleridir. Söz konusu ihlaller yalnızca etkin rekabet sürecine değil, doğrudan ve dolaylı alıcılar gibi üçüncü kişilere de zarar vermektedir. Meydana gelen zararlı sonuçlara karşı ilk tepki, bireysel ve toplumsal ölçekte bu zararların önlenmesi ve azaltılması adına yaptırımların kabul edilmesidir. Yaptırımların bir ayağını idari yaptırımlar oluştururken diğer ayağını ise geçersizlik ve tazminat yaptırımlarını kapsayan özel hukuk yaptırımları oluşturur. Aslında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 1994 yılında kabul edildiğinde kanun koyucunun Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m.4 ihlallerinden doğan zararların giderimine ilişkin tazminat yaptırımına da yer verdiği görülür. Ne var ki, uzun süredir yürürlükte olan bu yaptırımın günümüzde dahi etkili bir şekilde uygulandığını söyleyebilmek pek mümkün değildir. Ortaya çıkan bu tablonun temel sebeplerinden biri, tazminat talebinin kapsamının Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da detaylı bir biçimde düzenlenmemesidir. Kanun koyucu özel düzenlemeye yer vermediğinden rekabet ihlallerinden doğan sorumluluğa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen genel hükümler uygulanır. İhlalden doğan zararın tazmininin genel hükümlere bırakılması, Türk Borçlar Kanunu'nun hem haksız fiil hem borca aykırılık sorumluluğuna dair hükümler içermesi nedeniyle her şeyden önce sorumluluğun kaynağı bakımından tartışma yaratır. Tartışmanın çözümü ise sürekli gelişen rekabet hukuku uygulaması ve sorunlarına uyacak şekilde yenilikçi bir yaklaşım gerektirir. Bu sebeple, çalışmamızda öncelikle rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararları ile üçüncü kişilere verilen zararlardan doğan sorumluluğun muhtemel kaynakları ele alınmakta, ilk bölümde yapılan çıkarımlar üzerinden ilerlenerek sorumluluğun şartları, üç katı oranında tazminat düzenlemesi ve zamanaşımı kurumu incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Rekabet, rekabet hukuku, özel hukuk yaptırımları, rekabet hukukunun ihlali, tazminat, sorumluluk, haksız fiil hukuku, borca aykırılık, anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar, üç katı oranında tazminat, zamanaşımı.

AnlaşmalarHaksız fiilHukuki sorumluluk+5
İlkin Demirtaş
Koç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soydaş ve akraba topluluklar bağlamında Türkiye'nin sınır antlaşmaları ve günümüz uygulamaları (1918 - 1926)

Devlet sınırları ve sınırların böldüğü halklar, özellikle son yüzyılda kurulan yeni devletler, devletlerarası savaş ve çatışmalarla sürekli olarak gündeme gelmektedir. Osmanlı İmparatorluğu içerisinde geçmişte aynı çatı altında asırlarca birlikte yaşamış, halklar ve topluluklar, yeni sınırlarla, antlaşmalarla, başka ülkelerin, milletlerin egemen sınırları içerisinde kalmış veya kendi devletlerini kurup sınırlarını çizmişlerdir. Bu çalışma, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi'nden 1926 Ankara Antlaşması'na kadarki süreçte, Türkiye'nin, doğu, batı ve güney sınırlarını belirleyen temel uluslararası antlaşmalarla daha önceden Osmanlı İmparatorluğu topraklarında olup, belirlenen yeni sınır hatları ile başka devletlerin topraklarında yaşamak durumunda -mecburiyetinde- kalan soydaş ve akraba topluluklarla ilgili antlaşma hükümlerinin tespit edilmesini ve Türkiye'nin ilgili hükümler bağlamında bugünkü durumunu araştırmayı amaçlamaktadır.

Ankara AnlaşmasıAnlaşmalarMondros Mütarekesi+6
Veysel Gündüz
Bolu Abant İzzet Baysal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Stratejik ortaklık antlaşmalarının havayolu şirketlerinde performans üzerindeki etkisi

Stratejik ortaklıklar şirketlerin rekabet avantajı oluşturmak için başvurduğu yöntemlerden biridir. Şirketler kurduğu stratejik ortaklıklar ile birlikte yeni fırsat zincirleri, yeni iş becerileri oluşturmaktadır. Aynı zamanda eski iş becerilerine ilişkin operasyonel performansların artışı sağlanmaktadır. Stratejik ortaklık antlaşmalarının havayolu şirketinin performansı üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmada şirket çalışanlarının algı ve görüşleri üzerinden araştırma yapılmıştır. Araştırmada 220 çalışan üzerinde, ilgili literatür araştırılarak belirlenerek oluşturulan ölçek uygulanmıştır. Toplam 22 ifadeden oluşman ölçeğin güvenirliği alpha=0.893 olarak yüksek bulunmuştur. Ölçek pazar artışı ile ilgili yapılan faktör analizi sonucunda havayolu şirketlerinin stratejik ortaklıklarının yapılan uçuş ağlarını genişlettiği, sektörde var olan riskleri paylaştırdığı ve karlılıkları arttırıp maliyetleri düşürücü bir etkiye sahip oldukları görülmüştür. Bunun dışında stratejik ortaklıklar olumsuz durumlar da ortaya çıkarmaktadır. Yolculara taahhüt edilen kesintisiz seyahatin bazen aksaması, bilgi teknolojilerinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle aksamaların yaşanması, stratejik ortaklık çerçevesinde kurulan iş birliğinin faydasını ölçememe gibi olumsuzluklar vardır. Kurulan stratejik ortaklıklar sayesinde potansiyel fırsatlar ortaya çıkmaktadır. Global düzeyde kurulan ortaklıkların havayolu işletmelerinin ölçek ekonomiye ulaşmada fayda sağladığı, ortak satın alma faaliyetleri çerçevesinde maliyet avantajı elde edildiği ölçülmüştür. Tüm bunların yanında stratejik ortaklıklar kuran havayolu şirketleri üyeleri arasında zayıf uyum durumunun ortaya çıkabilme ihtimalinin bulunmasına bağlı olarak müşteri güvenini olumsuz etkileyebilme potansiyeli de bulunmaktadır.

AnlaşmalarHava yollarıHava yolu işletmeleri+4
Orkun Kavak
İstanbul Beykent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İhracat finansmanı ve ticaret antlaşmalarının Türkiye'nin açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükleri üzerindeki etkisi: Seçili AB ve sınır ülkeleri karşılaştırması

Bu çalışmada açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler (AKÜ) analizleri üzerinde yoğunlaşılmış olup ticaret antlaşmalarının ve ihracat finansmanının analize olumlu veya olumsuz yönde nasıl etki etmiş oldukları üzerinde değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler (AKÜ) analizleri, Serbest Ticaret Antlaşmalarının (STA) ihracat finansmanının etkileri ile beraber seçili AB ve sınır ülkeleri ile olan karşılaştırmaları şeklinde ele alınmıştır. Trademap veri setinden hareketle incelenen 99 ürün grubu için Balassa endeksi araştırılmış, AKÜ'nün birin üstü olduğu ürün grupları analiz edilmiş, AKÜ'nün en üstün olduğu ürün grupları değerlendirilmiş, STA öncesi ve sonrası karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Analiz bulguları, ticaret anlaşmalarının AKÜ üzerinde önemli etkiler yaptığı, seçili sınır ülkeleri ve gümrük birliği üyesi AB ülkelerinin Türkiye karşısında ve Türkiye'nin bu ülkelere karşı AKÜ'lerinde artışla sonuçlandığı ortaya konmaktadır. Çalışmanın bulguları Türkiye ve ticaret anlaşması yapılan ülkeler arasında AKÜ'lerde önemli değişimler gerçekleştiğine, karşılaştırmalı üstünlüklerde artışla sonuçlandığına, dolayısıyla ticaret anlaşmalarının ülkelerin ekonomik refahları üzerinde önemli etkilere işaret etmektedir.

AnlaşmalarAvrupa BirliğiAçıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler+5
Zühal Aydın
İstanbul Beykent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lübnan'ın bütünleşme sorunları

Lübnan, jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle modern çağ öncesi ve modern çağ sonrası bölgede daima önemli bir merkez olmuştur. Öyle ki, tarihte birçok devlet veya birçok imparatorluk Lübnan bölgesine hakim olmak için savaşlar ve şiddetli çatışmalar içerisinde olmuştur. Bu hakimiyet savaşlarının temelinde ise, Lübnan'ın jeopolitik konumu, deniz hakimiyeti, ticari ulaşım hattı vs. özelliklere sahip olması olmuştur. Çalışmada, Lübnan'ın ulusal bütünleşme sorunlarının temelinde yer alan zaimlik sistemi, mezhepler, dinler arası güç mücadeleleri, dış güçlerin bölge üzerindeki nüfuz mücadeleleri ele alınmış ve bütünleşme sorunlarını gidermek için yapılan antlaşmalar incelenmiştir. Ülkedeki bu değişkenler çerçevesinde bütünleşme sorunlarını giderecek çeşitli varsayımlar ileri sürülmüş ve bu varsayımlarla sorunun çözülmesi amaçlanmıştır. Ancak Lübnan için öne sürülen varsayımlar ülkenin genel yapısı ve güç mücadelelerinin her aile, her mezhep ve her din için devam etmesi; her birinin kendi egemenliğini sağlama çabasında olması ulusal bütünleşme için ileri sürülen çözümlerin gerçekleştirilmesini imkansız kılmaktadır.

AnlaşmalarDini kimlikEtnik kimlik+7
Eray Çakmaklı
İstanbul Beykent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrail'in Körfez ülkeleri ile ilişkilerinin bölgesel ve uluslararası etkileri

Orta Doğu'nun en ciddi sorunlarından birisi olan, Filistin'de bir Yahudi devleti kurulmasına yönelik politikalar ile birlikte başlayan Arap - Yahudi çatışması, İsrail'in kurulmasının hemen ardından Arap ülkelerinin Filistin davasının koruyuculuğunu üstlenmelerinden ötürü Arap - İsrail savaşlarına dönüşmüştür. İsrail'in kurulduğu 1948 yılından başlayıp 1973 Yom Kippur Savaşı'na kadar süren Arap – İsrail savaşları, Arapların elle tutulur herhangi bir başarı elde edememelerinin yanında bölgesel anlamda günümüzde hala çözüm bekleyen yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Arap – İsrail savaşlarına karşı barışa atılan ilk adım, Mısır'ın Arap dünyasından tecrit edilmesine ve sonrasında Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın hayatına mal olsa da 1978 yılında İsrail ile Mısır arasında imzalanan Camp David Anlaşmaları olmuştur. Bu anlaşmanın ardından İsrail ile normalleşen ikinci ülke 1994 yılında imzalanan Vadi Arabe Anlaşması ile Ürdün'dür. Filistin meselesi sebebiyle İsrail'i düşman devlet olarak gören ancak örtülü bir şekilde ilişkiler kuran Arap ülkeleri, İsrail ile Mısır ve Ürdün'ün ardından normalleşme anlaşmaları imzalamak için uzun yıllar beklediler. İsrail'in yasa dışı yerleşim birimlerini kullanıma açması, Gazze'ye yönelik saldırı ve ambargo uygulaması, Arapların İsrail'e karşı yaklaşımlarını şekillendirdi. Dolayısıyla Arap ülkelerinin kendi toplumlarına İsrail ile normalleşmeyi kabul ettirmesi özellikle Arap Baharı sonrasında biraz daha zorlaştı. Örtülü bir şekilde devam eden Arap – İsrail ilişkilerinde Körfez ülkelerinin normalleşme anlaşmalarını imzalaması muhtemel görünüyordu. Arap Baharı sonrasında artan askeri ve ticari iş birliği, çatışma bölgelerinde İsrail ile birbirine yakın veya aynı politikaların sergilenmesi ile siyasi iş birliği ve güvenlik algılarını ortak bir paydada birleştirebilecekleri İran'ın bölgesel amaçları, normalleşme anlaşmaları için zemin hazırladı. Normalleşme anlaşmalarının ardından küresel ve bölgesel aktörlerin tutumu anlaşmaların devamlılığı ve Filistin meselesinin geleceği açısından önem taşıyordu. Bölgenin önemli iki gücü Türkiye ve İran sert tepki gösterdiler. Suudi Arabistan ılımlı yaklaşırken Katar ise Filistin meselesinin çözümünü öncelediğini göstermiştir. Kuveyt anlaşmanın imzalanmasına tepki gösteren bir başka ülke olmuştur. Ancak Fas'ın da anlaşamaya tepki gösteren ilk ülkelerden birisi olup daha sonra İsrail ile normalleşme kararı aldığını da unutmamak gerekir. Anahtar Sözcükler: Arap, İsrail, Körfez, Normalleşme, Anlaşma

AnlaşmalarArap-İsrail anlaşmazlığıArap-İsrail ilişkileri+6
Ömer Fatih Özkan
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The conflict between Greece and Macedonia and the limits of international mediation

The bilateral relations between Greece and Macedonia have been problematic since Macedonia's declaration of independence, and got more strained following Greece's objections to Macedonia's integration to Euro-Atlantic institutions with its constitutional name. Greece has repeteadly claimed that Macedonia's using its constitutional name, the "Republic of Macedonia", implies territorial claims against its northern province. The relations got more strained once Macedonia's leaders began promoting the national identity through historical symbols of ancient Macedonian kingdom, whereas Greece asserts that those symbols essentially belong to its own heritage. Although Macedonia reiterated that it has no territorial claims against Greece and, as a sign of goodwill, revised the provisions of its constitution, and altered its national flag, Greece continues to block Macedonia's admission to the EU and NATO membership by using its veto power. The International Court of Justice, ICJ, ruled that Greece breached its obligations stipulated in the 1995 Interim Accord by blocking Macedonia's accession to the EU and NATO. Although the UN brokered mediation efforts, the resolution of the name conflict has been a stalemate due to the parties' intransigence even after two decades. The main strategy of the EU and NATO for stabilizing the Western Balkans through enlargement was derailed due to the name dispute. Settlement of the conflict becomes a priority for international community due to its potential to affect wider regional stability, given the recent developments in geopolitical setting. This study primarily aims at unfolding the limits of international mediation as a mainstream conflict resolution approach. The case study under review suggests that the sole use of international mediation remains dysfunctional in value-based conflicts, particularly that of national identity. Keywords: Conflict Resolution, International Mediation, Interim Accord.

AgreementsMediationMacedonian+5
Levent Selvi
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dünya ticaretinde küreselleşme-bölgeselleşme ikilemi

Özellikle ikinci dünya savaşından sonra global düzeyde gerçekleşen hızlı bir değişim ve yenilenme süreci ile birlikte dünya artık, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel olarak giderek daha fazla bütünleşen bir hâl almaktadır. Dünyanın bu bütünleşme süreci iki ana doğrultuda gerçekleşmiş olup bunlardan birisi değişimin başlıca unsurlarından olan küreselleşme iken, diğeri ise küreselleşme ile yakın bir etkileşim içinde bulunan ve sınırlara bölünmüş yer kürede önemli bir yer teşkil eden bölgeselleşmedir. Küreselleşme ve bölgeselleşme arasındaki ilişki karmaşık bir yapıya sahip olup çoğu zaman bir ikilem olarak nitelendirilmektedir. Bütünleşmiş ve tek bir dünya yolundaki ilk adımlardan olan ekonomik küreselleşmeyi sağlamak için, uluslararası ticaret ilişkilerindeki kısıtlamaların azaltılmasını, engellerin ve ayrımcı tutumların ortadan kaldırılmasını öngören çok taraflı Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması imzalanmış ve ardından onu tamamlayıcı nitelikteki Dünya Ticaret Örgütü kurulmuştur. Öte yandan gösterilen ekonomik küreselleşme çabalarına rağmen ülkeler, bölgesel düzeyde işbirliği yapmanın daha hızlı ve kolay olması ayrıca çok taraflı sistemin yavaş ve sancılı süreci nedeniyle bölgesel düzeyde ticaret liberalizasyonunun sağlanmasına öncülük vermişlerdir. Özellikle Avrupa Birliği'nden sonra hız kazanan bölgesel ittifak kurma arayışları ile birlikte bölgesel bütünleşmelerin sayısında büyük artış yaşanmış ve Dünya Ticaret Örgütü'nün kurulmasından sonra ise bölgesel ticaret anlaşmalarının sayısı katlanarak artmıştır. Yaşanan bu gelişmeler Dünya Ticaret Örgütü'nün çok taraflı sisteminin konumunun ve etkinliğinin, dünya ticaretinde büyük önem taşıyan bölgesel entegrasyonlar ve ticaret anlaşmaları tarafından sorgulanmasına neden olmuş ve küreselleşme bölgeselleşme ikilemi tartışmalarını tetiklemiştir. Dünya ekonomisinin gelişim sürecinde küreselleşme ve bölgeselleşme hareketleri birlikte süregelmiş olup, birbirine zıt olarak gözüken bu iki yönlü gelişim aslında birbirinin tamamlayıcı niteliktedir. Hem küreselleşme hem de bölgeselleşme uluslararası ticaret sistemini ayakta tutmakta ve desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Bölgeselleşme, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması/Dünya Ticaret Örgütü, Bölgesel Bütünleşmeler/Bölgesel Ticaret Anlaşmaları

AnlaşmalarBölgesel bütünleşmeBölgeselleşme+5
Seda Sağlam
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akdeniz için birlik anlaşması ve Türkiye'nin değişen yaş meyve ve sebze ticareti: Akdeniz kısmı denge ticaret modeli ile bir uygulama

Barselona Süreci tarafından ilk adımları atılmaya başlanan Akdeniz İçin Birlik Anlaşması, AB ile Akdeniz Bölgesi ülkeleri arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasını sağlamıştır. Türkiye'de yakın zamanda bu anlaşmayı imzalayarak bu ilişkinin bir parçası olmuştur. Anlaşmanın ana hedeflerinden biri, Akdeniz Bölgesi'nde serbest bir ticaret alanının kurulması olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, oluşturulacak tarımsal serbest ticaret alanının, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze ticareti üzerindeki etkilerini incelemektedir. Akdeniz Kısmi Denge Tarım Ticaret Modeli (AMTM); Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ve de Akdeniz ülkeleri üzerinde değişen politika etkilerinin ölçülmesinde kullanılmaktadır. Simülasyon sonuçları AB'nin model ürünlerindeki tam liberalizasyonunun, Türkiye'nin ticaret deseninde önemli bir değişime neden olmadığını göstermekte iken bunun yerini zeytin ve domates pazarındaki karşılıklı liberalizasyon aldığında Fas'ın AB'ye ihracatı, Türkiye'nin aynı istikametli ihracatı ile küçük bir oranda yer değiştirmektedir.

AkdenizAkdeniz ülkeleriAkdeniz İçin Birlik Projesi+10
Özgür Kuşçu
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği Serbest Ticaret Anlaşması ve Türkiye üzerine etkileri

2008 yılında küresel boyutlara ulaşan ekonomik krizden derinden etkilenen Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde yürütülen müzakerelerde bekledikleri sonucu alamayınca yeni bir arayış içine girerek Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'nı oluşturmuştur. ABD ve AB oluşturdukları Serbest Ticaret Anlaşması ile krizin etkilerini üzerlerinden atmayı amaçlarken, Batının entegrasyonunu sağlayarak Çin'i dengelemeyi hedeflemektedirler. Küresel ekonominin yaklaşık olarak yarısını oluşturan tarafların dahil olduğu bu Serbest Ticaret Anlaşmasının tüm dünyada belirleyici ana entegrasyonlardan olacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada anlaşmaya taraf ülkelerin güncel ekonomik durumları ile Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'nın öncesiyle sonrasında meydana gelecek değişmeler irdelenecektir. Ayrıca anlaşmanın Türkiye'ye etkileri, taraf olunmasının katkıları ya da imzalanılmaması halinde oluşabilecek zararlar incelenerek Türkiye'nin anlaşmaya dahil olabilmesi için alternatifler analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), Yeni Nesil Serbest Ticaret Anlaşmaları, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO)

Amerika Birleşik DevletleriAnlaşmalarAvrupa Birliği+5
İlgi Baysan
Ağrı İbrahim Çeçen University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmaları ve Türkiye'ye etkileri

Avrupa Birliği, birçok ülke ile ticaret anlaşması imzalama yoluyla ilişkiler kurmaktadır. Türkiye, AB üyesi olmamasına rağmen Gümrük Birliği nedeniyle AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından etkilenmektedir. Bu bağlamda hazırlanan söz konusu tezin ilk bölümde Serbest Ticaret Anlaşması'nın ne olduğu ve neden yapıldığına ilişkin bilgi verilerek Avrupa Birliği'nin üçüncü ülkelerle kurduğu ticari ilişkilerin genel içeriğine değinilecektir. Bu kapsamda AB'nin ticari ilişkilerinin kurucu anlaşmalardaki hukuki dayanaklarına (Paris Anlaşması, Roma Anlaşması, Maastricht Anlaşması, Amsterdam Anlaşması, Nice Anlaşması, Lizbon Anlaşması) yer verilecektir. İkinci bölümde ise serbest ticaret anlaşmaları bağlamında Avrupa Birliği – üçüncü ülke ilişkileri incelenecek. Serbest ticaret anlaşmalarının AB için önemiyle başlayacak olan bölümde AB'nin STA kapsamında müzakere yürüttüğü ülkeler ''sonuçlanan'' ve ''hala müzakere sürecinde olanlar'' olarak iki kısımda incelenecektir. Son bölüm, Türkiye'nin AB süreciyle başlayacak ve STA sebebiyle oluşacak ekonomik ve politik beklentiler ile devam edecektir. Ek olarak AB ve ABD'nin taraf olduğu TTIP'nin Türk ekonomisine etkisine yer verilecektir. Türkiye'nin imzaladığı STA'lar değerlendirilecek ve Avrupa Birliği tarafında gerçekleştirilen Serbest Ticaret Anlaşmaları'nın Türkiye'ye etkileriyle bölüm tamamlanacaktır. Eleştirel kaynak taramasının akabinde resmi kaynaklardan alınan verilerle tablolar oluşturulacak ve toplanan veriler üzerinden hipotetik analizler çerçevesinde değerlendirmeler yapılacaktır. Yapılan çalışma, Gümrük Birliği nedeniyle Avrupa Birliği'nin üçüncü ülkelerle yapmış olduğu Serbest Ticaret Anlaşmaları'ndan Türkiye'nin olumsuz yönde etkilendiğini ortaya koymaktadır.

AnlaşmalarAvrupa BirliğiSerbest ticaret anlaşmaları+3
Rümeysa Ataseven
Sakarya University · İşletme Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

İmzalanma süreci ve tartışmalarıyla Sevr Antlaşması

Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu için Şark Meselesi'nin son evresi olduğu genel kabul gören bir yaklaşımdır. Türk tarihi için son derece kritik bir noktaya sahip bu evrenin açıklanması, Türk Siyasal hayatı için büyük önem arz etmedir. Savaş sırasında ve sonrasında İtilaf güçleri tarafından tasarlanan Sevr paylaşım planları, Paris Barış Konferansı ve uzantıları olan Londra, San Remo ve Spa Konferansları ile nihai halini almıştır. Şark Meselesi'nin vücut bulduğu Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu'na bir yıkım belgesi olarak imzalatılmıştır. Büyük tartışmalara sahne olan Sevr Antlaşması'nın hazırlanma süreci Osmanlı kamuoyunda yakından takip edilmekteydi. İtilaf tarafından imzalanacak antlaşmanın ne mahiyette olacağı, yürütülen işgal politikaları sayesinde Osmanlı kamuoyunda erkenden fark edilmişti. İtilaf Devletleri'nin politikalarına karşı oluşturulan Kuva-yı Milliye oluşumu ve Milli Mücadele Hareketi, bu tavırlar karşısında zorunlu bir tepki olarak ortaya çıkmıştı. Bu çalışmadaki amaç; Sevr Antlaşması'na giden süreçteki politikalar, antlaşmanın hazırlanış süreci, Osmanlı kamuoyunun meseleye yaklaşımı ve Müttefiklerin bu konudaki tutumlarının tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda konuya dair araştırmalara yeni bir ufuk kazandırılması umulmaktadır. Konunun mahiyetine yönelik yazım aşamasında Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Britanya National Archive, resmi yayınlar, Meclis-i Mebusan tutanakları, Avam Kamarası tutanakları, dönemin önemli gazeteleri, etkin kişilerin hatıraları ve araştırma eserlerinden istifade edilmiştir. Elde edilen kaynakların kullanılmasında karşılaştırma yöntemi ile doğru bilgilere ulaşılmasına çaba gösterilmiş, yöntem olarak doküman analiz tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda denilebilir ki; Osmanlı kamuoyu Sevr Antlaşması'na hiçbir zaman itimat etmemiş, imzalandığı günden itibaren yok hükmünde saymıştır. Mağlup bir devlet olarak imzalanan metin, antlaşmadan daha çok bir yok etme belgesi görünümündedir.

AnlaşmalarMilli MücadeleMilli Mücadele Dönemi+5
Sinan Demirağ
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şemsiye (umbrella) klozların enerji şartı anlaşması bağlamında incelenmesi

Ana konumuz olan şemsiye hükmü incelemeye geçmeden önce bu hükmün ortaya çıkışını tetikleyen uluslararası yatırım hukuku ve tezimizin odağındaki Enerji Şartı Anlaşması da dahil olmak üzere yatırım anlaşmalarına dair bilgilendirici bir çalışma yaptık. İkinci bölümü tamamıyla şemsiye hükme ayırdık. Bu bölümde hükmün tarihsel gelişimi, hukuki niteliği, kapsamı ve nasıl yorumlanması gerektiğine dair yargı kararlarına, doktrinel bilgilere ve tartışmalara yer verdik. Son bölümde ise Enerji Şartı Anlaşması'nda yer alan şemsiye hükmü ikinci bölümdeki bilgilerle pekiştirerek bu hükmün diğer yatırım anlaşmalarında yer alan eşdeğer düzenlemelerden ayrıştığı noktaları ele aldık. Anahtar Kelimeler: Şemsiye kloz, şemsiye hüküm, uluslararası yatırım, yabancı yatırım hukuku.

AnlaşmalarEnerjiEnerji Şartı Anlaşması+5
Dilara Dolunay Dursun
Özyeğin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

TBMM'nin açılışından Lozan Barış Antlaşması'na Türkiye-Suriye sınır hattının belirlenmesi adına TBMM'de yaşanan tartışmalar

Bu çalışmanın amacı; TBMM'nin açılışından Lozan Antlaşması'na kadar geçen süreçte Türkiye-Suriye sınır hattının belirlenmesi adına TBMM'de yaşanan tartışmaları açığa çıkarmaktır. I. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin eline geçen Suriye toprakları savaş sonrasında Fransa'ya devredilmiştir. Fransa, Suriye'de ve güney Anadolu vilayetlerinde hiç beklemediği bir direnişle karşılaşınca Anadolu'daki işgal bölgelerini boşaltarak Suriye'de hâkimiyet kurma kararı almıştır. Fransızlarla ilk temas Suriye Yüksek Komiserliği görevini bıraktıktan sonra Paris'e dönmeden önce George Picot'un Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesiyle başlamıştır. Güney cephesindeki askeri başarılar üzerine ilk olarak 28 Mayıs 1920'de 20 Günlük Geçici Mütareke imzalanmıştır. I. İnönü Zaferinden sonra düzenlenen Londra Barış Konferansı sonrasında Fransızlarla tarihe "Bekir Sami Bey Antlaşması" olarak geçen anlaşmanın imzalanması üzerine diplomatik müzakereler hızlanmıştır. Antlaşmaların yürürlüğe girmesi için Meclis tarafından onaylanması zorunluğundan ötürü tüm gelişmelerden TBMM'deki milletvekilleri haberdar edilmiştir. Çalışmanın neticesinde Türkiye-Suriye sınırının belirlenmesindeki en önemli olayın 11 Mart 1920 tarihinde imzalanan Türk-Fransız Antlaşması'nda kabul edilen demiryolu hattı olduğu görülmüştür. Milletvekilleri gerek 11 Mart 1920 tarihli antlaşmada gerekse sonraki süreçte başta Sancak Bölgesi olmak üzere demiryolu hattının güney kısmında kalan Türklerin durumu nedeniyle Fransızların teklif ettiği sınırı kabul etmemişlerdir. Sınırın demiryolu hattının esas alınarak çizilmesinin insani, ekonomik, kültürel ve askeri anlamda yaratacağı sorunları her yönü ile ele almışlardır. Türkiye-Suriye sınır hattının doğal sınırlar üzerinden değil de demiryolu hattı üzerinden belirlenmesi, sınır hattı boyunca oluşan akrabalık ilişkilerinin de etkisiyle Türkiye'nin Suriye'de yaşanan gelişmelere kayıtsız kalamamasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Suriye, TBMM, Demiryolu Hattı, Bekir Sami Bey Antlaşması.

AnlaşmalarBekir Sami BeyDemir yolları+7
Hasan Bozkurt
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geri kabul anlaşması bağlamında değerlendirilmesi

İnsanlık tarihinin başlangıcı ile var olduğu ileri sürülen göç olgusu günümüzde uluslararası ilişkiler çalışmalarında oldukça dikkat çeken konulardan biri olmaktadır. Özellikle 2000'li yıllardan sonra yaşanan mülteci krizlerinin ve düzensiz göç akımlarının yoğun olarak yaşandığı Avrupa Birliği'nin bu konuda karşılaşılacak problemleri Geri Kabul Anlaşmaları ile aşma yönünde politikalar geliştirdiği görülmektedir. Türkiye düzensiz göçe kaynaklık eden ülkeler ile hedef olarak belirlenen Avrupa Birliği ülkeleri arasında yer almaktadır. Bu sebeple Türkiye, Avrupa Birliği tarafından düzensiz göçün yönetilmesi için işbirliği yapılması gereken bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı 16 Aralık 2013'de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma tarafların yükümlülükleri bağlamında değerlendirilmesidir. Bu amaçla çalışmanın ilk bölümünde göç kavramları, nedenleri ve çeşitleri açıklanarak göç ile ilgili teorilere yer verilmiştir. İkinci bölümde geri kabul anlaşmaları tarihsel süreç içerisinde çeşitli yönlerden ele alınarak, Avrupa Birliği'nin geri kabul ve göç politikası değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri kısaca incelenerek taraflar arasındaki Geri Kabul Anlaşmasının getirdiği yükümlülükler anlaşmanın kapsamı ve tarafların beklentileri yönünden analiz edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki Geri Kabul Anlaşmasının daha çok Avrupa Birliğinin faydasını gözettiği ve Avrupa Birliği'nin anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılmıştır.

AnlaşmalarAvrupa BirliğiGeri Kabul Anlaşması+6
Yıldız Uzan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari ilişkilerin geliştirilmesinde ikili anlaşmaların rolü Türkiye ve Katar örneği

Bu çalışma, iki ülkenin ekonomik potansiyelleri ve bölgesel ve uluslararası gelişmelerden etkilenmeyen iyi siyasi ilişkileri göz önüne alındığında, Türk-Katar ticari ilişkilerinde ikili anlaşmaların oynadığı role ışık tutmayı amaçlamaktadır. Dış ticaret, ticaret dengesi, ticaret değişimi ve yatırım verilerini kullanarak ve ticaretin gelişiminin boyutunu bilerek ikili anlaşmaların iki ülke arasındaki ticari ilişkiler üzerindeki etkisini ve dış ticaretin teşvik edilmesine katkılarının boyutunu ve 2010-2019 döneminde Türkiye-Katar ilişkilerinin ne ölçüde geliştiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, iki ülke arasında akdedilen ikili anlaşmaların tarihsel yaklaşımının yanı sıra ikili anlaşmaların ve bunların öneminin tanımlanmasında betimsel yaklaşım, bunların ticari gelişmedeki avantajlarını ve rolünü açıklayan analitik yaklaşım ve çalışma süresi boyunca iki ülke arasındaki ticari ilişkinin gerçekliğini analiz etme yaklaşımına dayanmaktadır. Bu çalışmanın en önemli bulgularından biri şudur: ikili anlaşmalar, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin gelişmesine olumlu katkı sağlamaktadır. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2010'da 339 milyon dolardan 2019'da 1,4 milyar dolara yükselmiştir. 2014 yılında aralarında Yüksek Stratejik Komite kurulmasının ardından 2014-2019 yılları arasında 60'a yakın ikili anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar özellikle şu alanlarda olmuştur: ticari, diplomatik, ekonomik, bankacılık ve finansal hizmetler, yatırım, ulaşım, turizm, sağlık, iş, güvenlik ve savunma, askeri sanayi, kültür, eğitim ve teknoloji, enerji ve tarım. Yatırım alışverişini teşvik etmek ve korumak, vergi kaçakçılığını önlemek, ekonomik iş birliğini ve yerel para birimlerini değiştirmek için anlaşmalar imzaladıktan sonra yatırım akışlarının hacminde ve iki ülkede yatırım yapan şirket sayısında artış gözlemlenmiştir.

AnlaşmalarEkonomik ortaklık anlaşmalarıKatar+6
Ahmed Mohammed Ameen Al-ashwal
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00

İlgili konular