Akut böbrek hasarı

53 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Deneysel sepsis modelinde deferoksaminin akut böbrek hasarı üzerine etkisi

Sepsis, yıl bazında 2.4 – 3.0/1000 vaka insidansı ile tüm dünyada giderek artan önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Klinik olarak sepsis hasta grubunda mortalite ve morbiditeyi etkileyen en önemli faktörlerden biri akut böbrek hasarıdır. Deferoksamin ise; bir demir şelatörü ve serbest radikal temizleyicidir. Bu çalışmanın amacı sepsise bağlı gelişen akut böbrek hasarında antioksidan etkileri bilinen deferoksaminin (DFX) olası koruyucu etkilerini araştırmaktır. Deneysel sepsis modeli oluşturmak için lipopolisakkarit (LPS) uygulaması sık kullanılan güvenli bir yöntemdir. Bu kapsamda 30 Wistar Albino türü sıçan; kontrol grubu, LPS grubu, DFX+LPS grubu, LPS+DFX grubu, DFX grubu şeklinde 5 gruba ayrıldı. LPS grubuna 15 mg/kg dozunda LPS uygulaması yapılarak, böbrek dokusu ve kan örnekleri 24 saat sonrasında alındı. DFX+LPS grubuna 24 saat arayla 20mg/kg DFX uygulandı ve ikinci doz DFX ile LPS uygulaması yapılmıştır. 24 saat sonrasında doku örnekleri alınmıştır. LPS+DFX grubuna LPS uygulaması ile aynı anda DFX uygulaması yapılmıştır. 6 saat sonrasında ikinci doz DFX uygulaması yapılmış ve 18 saat sonra doku örnekleri alınmıştır. Biyokimyasal sonuçlar incelendiğinde; DFX uygulaması IL-6, MDA, NGAL, SOD, TNF, IL-1 ve GPx ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler saptandı. Histopatolojik incelemede Bowman kapsülü dilatasyonu ve tübüler epitel dejenerasyonunda DFX uygulamasının koruyucu etkileri gözlendi. Sonuç olarak sepsise bağlı gelişen akut böbrek hasarında deferoksaminin koruyucu etkileri olduğu kanaatine ulaşıldı.

Akut böbrek hasarıLipopolisakkaritlerSıçanlar
Ayşegül Mavi Bulut
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İç hastalıkları yoğun bakım ünitesine kabul edilen akut böbrek hasarı olan ve olmayan hastalarda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun erken dönem mortalite ile ilişkisi

Akut böbrek hasarı (ABH) saatler ve günler içerisinde ortaya çıkan, sıvı-elektrolit ve asit-baz homeostazının düzensizliği ile sonuçlanan ani böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize bir durumdur. Günümüzde yaşam süresinin uzaması ve artan komorbid hastalıklar nedenli yoğun bakım gereksiniminde artış olmuştur. Artan bu gereksinimle birlikte, mortalite ve morbiditeyi tahmin edecek yöntemlere ihtiyaç duyulmuştur ve çeşitli skorlama sistemleri kullanılmıştır. Çalışmamıza Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesine 01.05.2020-.01.11.2021 tarihleri arasında kabul edilen toplam 1016 hastayı dahil ettik. Serum ürik asit/albumin oranı ile fosforun mortalite üzerine ilişkisini ABH olan ve olmayan hastaları ayrı ayrı değerlendirmeye alarak ortaya koymaya çalıştık. Hastaların ayrım yapılmadan değerlendirilmesinin genel ortalamayı değiştireceğini düşündüğümüzden; ABH'da zaten yüksek olmasını beklediğimiz ürik asit ve fosforun akut böbrek hasarı olmayan hastalarda da mortalite ile ilişkisini gösterebilmektir. Çalışmamızda hem ABH olan (n=449) hastaların hem de ABH olmayan (n=567) hastaların serum ürik asit/albumin oranını 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. ABH olan hastalarda 28 günlük mortalite ile ilişkili serum ürik asit/albumin oranının en iyi kesme değeri 3,59 mg/g, ABH olmayanlarda ise 2,28 mg/g olarak bulundu. ABH olan hastalarda yüksek serum fosfor değerini 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. Ancak ABH olmayan hastalarda hiperfosfatemi ile mortalite arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun hem ABH olanlarda hem de olmayanlarda 28 günlük mortalite ve APACHE-II skoru ile arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranının başvuru anında ABH olmasa bile erken dönem mortalitenin bir göstergesi olarak kullanılabileceği kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: akut böbrek hasarı, yoğun bakım ünitesi, serum ürik asit, albümin, fosfor

Akut böbrek hasarıAlbüminlerFosfor+4
Olcay Esra Sargın Ertan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut böbrek yetmezliğinde plazmaferezin rolü

Akut böbrek hasarı (ABH), kan üre azotu, kreatinin ve diğer üremik toksinlerin vücutta biriktiği ve glomerüler filtrasyon hızında (GFH) gelişen azalma ile karakterize durumdur. ABH kliniğine neden olan bazı hastalıkların tedavisinde plazmaferezin yeri olup plazmaferez (PZ) kandan uzaklaştırmak üzere hedeflenen kısmın plazma olduğunu tanımlar. Plazmaferez immünkompleksleri, antijenik yapıları plazmadan temizleyerek akut hasarın ilerlemesini önler. Ayrıca bu hastalarda plazmaferez, immünsupresif ve/veya immünmodülatör tedavinin etki gücünü artırır. Çalışmamızda merkezimize sistemik lupus eritematozus (SLE), vaskülit, hemolitik üremik sendrom (HÜS) ve trombotik trombositopenik purpuraya (TTP) bağlı akut böbrek hasarı kliniği ile başvuran hastalara uygulanan plazmaferez işleminin öncesi ve sonrasında erken ve geç dönemde böbrek fonksiyonlarına etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya toplam 35 hasta dahil edildi. Hastaların 10'u (%28,6) ANCA+ vaskülit tanısı, 18'i (% 51,4) trombotik mikroanjiopati (TMA) tanısı, 7 hasta ise (% 20) SLE tanısı almış hastalardı. Hastalar plazmafereze alınmasının ortalama sayısı 9,43 ± 7,44 olarak bulundu. Hastaların plazmaferez öncesi ortalama GFH 23,14 ± 20,38 ml/dk olup plazmaferez sonrası birinci ay kontrolünde 62,77 ± 40,9 ml/dk, üçüncü ay kontrolünde 73,91 ± 41,79 ml/dk, birinci yıl kontrolünde 70,1 ± 41,02 ml/dk olarak saptandı (p=0,001).ANCA+ vaskülit hastalarında plazmaferez öncesi GFH 14,4 ± 9,54 ml/dk olup plazmaferez sonrası birinci ay kontrolünde GFH 31,7 ± 32,21 ml/dk; üçüncü ay kontrolünde 39 ± 33,07 ml/dk olarak saptanmış ve işlem öncesine göre GFH değerinde anlamlı yükselme izlenmiştir.TMA tanısı olan hastalar incelendiğinde plazmaferez öncesi GFH ortalama 26,89 ± 24,87 ml/dk, plazmaferez sonrası birinci ay ölçümü 84,17 ± 34,9 ml/dk, birinci yıl ölçümü 88 ± 37,3 ml/dk olarak bulunmuştur (p=0,001) (p=0,002). SLE tanılı hastalarda plazmaferez sonrasında ölçülen plazmaferez sonrası üçüncü ay ve birinci yıl kontrollerinde GFH 73,71 ± 37,97 ml/dk ve 74,57 ± 41,33 ml/dk olarak bulunmuş olup başlangıç düzeyine göre anlamlı iyileşme gözlenmiştir. Bu hastalarda erken dönemde plazmaferez ile GFH'ta anlamlı düşüş saptandığı gibi birinci yılın sonunda da böbrek fonksiyonları korunmuştur.

ANCAAkut böbrek hasarıBöbrek yetmezliği+4
Münir Murğ
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65-80 yaş arası ve 80 yaş üzeri hasta gruplarında akut böbrek hasarı gelişimi için risk faktörleri ve böbrek sağkalımı üzerine etki eden faktörler

Giriş ve Amaç: ABH, böbrek fonksiyonundaki ani bozulma sonucu vücutta azotlu atık ürünlerin birikimi, ekstraselüler sıvı, elektrolit ve asit baz dengesinde bozulma gibi böbrek fonksiyon bozukluğunun diğer sonuçlarının da olduğu bir klinik tablodur. Yaşlı popülasyonda gerek risk faktörleri, gerek etiyoloji, klinik bulgular, gerekse sonlanım genç hastalardan farklılıklar gösterebilir. Çalışmamızın amacı 65 yaş ve üzeri hastalarda ABH risk faktörlerini belirlemek, hastalığın seyrine etki eden faktörleri ve sonlanımının belirleyicilerini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 65 yaş ve üzeri olup ABH nedeniyle yatışı yapılan veya yatış sürecinde ABH gelişen hastalar değerlendirilmiştir. 65 yaş altı olan veya onam vermeyen hastalar dışlanmıştır. Dahil edilen hastalarda ABH'nin olası nedeni/nedenleri, yatış neden(ler)i, komorbid hastalıklar, hastaların kullanmakta oldukları ilaçlar, ABH tanısından sonra takip süreleri, yatış süresince böbrek fonksiyonları üzerine etki edebilecek ilaç veya tıbbi uygulamalar, taburcu tarihindeki kan basıncı, serum üre ve kreatinin düzeyleri ile tGFH kaydedilmiştir. İleri yaşlı olarak tanımlanabilecek 80 yaş üzeri hastalar ile 65-80 yaş arası hastalar çalışma parametreleri açısından karşılaştırılmıştır. Bağımsız iki grupta sayısal değişkenlerin karşılaştırmaları normal dağılım koşulu sağlanmadığından Mann Whitney U testi ile yapılmıştır. Gruplarda oranlar Ki Kare testi ile analiz edilmiştir. Sağkalım oranları Kaplan Meier Analizi ile hesaplanmıştır. Risk faktörleri Cox regresyon analizi ile incelenmiştir. İstatistiksel alfa anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 196 hasta dahil edilmiştir (103 kadın, 93 erkek). Ortalama yaş 72,5±4,4 yıl saptanmıştır. 148 hasta 65-80 yaş arası iken 48 hasta 80 yaş üzeri idi. Hastaların 83'ünde (%56,1) altta yatan KBH mevcuttu. Hastaların bazal kreatinin düzeyleri 1,30±0,57 mg/dl, tanı anında kreatinin düzeyi 3,43±4,35 mg/dl, sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalamaları 125,9±31,6 mmHg ve 68,8±17,7 mmHg idi. Hastaların 100'ünde (%51,0) evre-2, 53'ünde (%27,0) evre-3 ve 43'ünde (%21,9) evre-1 ABH olduğu tespit edilmiştir. Yaş grupları ABH evresi açısından benzer bulundu. ABH etiyolojisi en sık prerenal nedenler (%56,6) olarak kaydedilmiştir. Yaş alt grupları arasında etiyoloji temel grupları açısından fark saptanmamıştır. Prerenal nedenlerden en sık olanının oral alım eksikliğine bağlı dehidratasyon (%29,1) olduğu, intrinsik renal nedenlerden en sık olanının nefrotoksin maruziyeti (%26,0) olduğu görülmüştür. En sık üç yatış nedeni genitoüriner sistem hastalıkları, infeksiyonlar ve kardiyovasküler sistem hastalıkları olarak tespit edilmiştir. 80 yaş üzeri olan hastalar arasında ise en sık yatış nedeni infeksiyonlar olup bunu genitoüriner sistem hastalıkları ve kardiyovasküler hastalıklar takip etmiştir. Yaş grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. En sık üç komorbid hastalık sırasıyla hipertansiyon, DM ve KBH olup yaş gruplarının analizinde 80 yaş üzeri grupta bu sıralama hipertansiyon, KBH ve iskemik kalp hastalığı şeklinde idi. Ancak fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. En sık kullanılan üç ilaç grubu sırasıyla beta blokerler, diüretikler ve RAAS blokerleri idi. Yaş grupları arasında ilaç grupları açısından fark yoktu. Hastaların taburcu oldukları sıradaki sonlanımları incelendiğinde toplam hasta grubunda %74,9 hastada iyileşme (%40,3 tam ve %34,6 kısmi) tespit edilirken %9,6 hasta diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği hastası olarak taburcu olmuş, %15,3 hasta ise hayatını kaybetmiştir. 65-80 yaş arası grupta hasta sonlanım durumları incelendiğinde zeminde KBH olan hastalarda tam iyileşmenin daha az, diyaliz bağımlı böbrek yetersizliğinin daha sık ve ölüm sıklığının ise daha düşük olduğu görüldü (p<0,021). Sepsis mevcut olan hastalarda ölüm oranının belirgin yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). ABH evresi ilerledikçe tam iyileşme oranının azaldığı, diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği ve ölüm sıklığının ise arttığı görülmüştür(p<0,001). Yatış nedeni genitoüriner sistem hastalıkları olan hastalarda tam iyileşmenin daha az, diyaliz bağımlı böbrek yetersizliğinin daha çok, ölümün ise daha az sıklıkta görüldüğü tespit edilmiştir (p<0,003). Malignitesi olan hastalarda iyileşme oranlarının daha düşük olduğu, diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği ve ölüm sıklığının ise daha sık olduğu saptandı (p<0,023). Beta bloker kullanan hastalarda mortalite daha düşüktü (p<0,025). Nonoligürik hastalarda iyileşme oranlarının daha yüksek, diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği ve ölüm oranının ise daha düşük olduğu saptandı (p<0,001). 80 yaş üzeri grupta cinsiyet, etiyoloji, ABH evresi, komorbid hastalıklar, oligüri olmasına göre yapılan alt grup analizlerinde sonlanım açısından fark saptanmadı. Dihidropiridin grubu kalsiyum kanal blokeri kullanan hastalarda ölüm oranının daha düşük olduğu (p<0,033), RAAS blokeri (p<0,031) veya beta bloker (p<0,006) kullanan hastalarda kısmi iyileşmenin daha sık, tam iyileşmenin daha az olduğu, diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği ve ölüm oranlarının ise daha fazla olduğu dikkat çekti. Cox regresyon analizi ile iyileşme olmaması (diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği veya ölüm) için başlıca risk faktörleri 65-80 yaş grubunda aminoglikozid kullanımı (p<0,001) ve DM varlığının (p<0,032); 80 yaş üzeri grupta ise kalp yetersizliğinin olması (p<0,004), yatış endikasyonunun kardiyovasküler hastalıklar olması (p<0,001) ve kolistin kullanımı (p<0,026) idi. 65-80 yaş grubunda hastanın nonoligürik olmasının iyileşmeme riskini azalttığı (p<0,003); 80 yaş üzeri grupta ise etkisinin olmadığı görülmüştür (p<0,078). ABH evrelerinin 80 yaş üzeri grupta etkisi görülmezken, 65-80 yaş grubunda evre-2 ABH'nin evre-3 ABH ile kıyaslandığında koruyucu etkisi olduğu görülmüştür (p<0,009). Cox regresyon analizi ile ölüm ile ilişkili faktörler incelendiğinde aminoglikozide bağlı ABH'de ve nondihidropiridin grubu KKB kullananlarda riskin daha yüksek, nonoligürik seyredenlerde ise daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Çok değişkenli analizde ölüm veya diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği için zeminde KBH olması (p<0,048) ve hastanın nonoligürik olmasının (p<0,005) koruyucu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Geriatrik popülasyon pek çok nedenle ABH'ye karşı daha savunmasızdır. Bu hasta grubunda ABH prognozu daha kötü olup çalışmamızda da raporladığımız gibi diyaliz bağımlı böbrek yetersizliği ve mortalite oranları yüksektir. Özellikle sepsis, kalp yetersizliği gibi sistemik hastalıklar ve nefrotoksik ilaç kullanımı ABH gelişimini tetikleyebildiği gibi prognozu da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle geriatrik hasta popülasyonunda ilk hedef ABH'den korunmak olmalıdır. Bu amaçla tüm klinisyenlerin hedefleri komorbid hastalıkların etkin tedavisi, nefrotoksik ajanlardan kaçınmak, çoklu ilaç kullanımından kaçınmak, ilaç dozları ve uygulamaları konusunda dikkatli olmaktır. Diğer önemli nokta ise yaşlı hastalarda en sık ABH nedeni olarak raporlanan dehidratasyon konusunda farkındalığın yüksek olması, volüm durumunu etkileyebilecek diüretikler gibi ilaç gruplarının doz titrasyonlarının çok dikkatli yapılması, sıkça görülen geriatrik sendromlarda karşımıza çıkabilecek oral alım eksiklikleri ile başa çıkma yöntemlerinin aranmasıdır. Anahtar sözcükler: Akut böbrek hasarı, kronik böbrek hasarı, yaşlılık, mortalite, sepsis, dehidratasyon.

Akut böbrek hasarıBöbrekBöbrek hastalıkları+6
Leyla Gulıyeva
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut böbrek hasarı olan hastaların laboratuvar parametrelerinin hastane içi advers olaylara etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Akut böbrek hasarı, yüksek morbidite ve mortalite oranlarına sahip, sık görülen, çok fazla etiyolojik nedeni bulunan ancak potansiyel olarak önlenebilen/tedavi edilebilen klinik bir durumdur. Akut böbrek hasarı olan hastalar için zamanında teşhis ve uygun tedavi yaklaşımlarının belirlenmesi çok önemlidir. Laboratuvar parametreleri erken tanı ve evrelemeye yardımcı olur. Araştırmamız acil serviste akut böbrek hasarı tanısı konulan hastalardan alınan rutin laboratuvar parametrelerinin hastanın yoğun bakıma alınması, hastanede kalış süresi, diyalize alınma durumu, hastane içi ve 6 aylık mortalite gibi advers olaylara etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma 01.01.2021 ile 30.06.2022 tarihleri arasında retrospektif olarak acil serviste yapıldı. Çalışmaya etik kurul onayı alındıktan sonra başlandı. Acil servise başvuran 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Akut böbrek hasarı tanısı AKIN evrelemesi kriterlerine göre koyuldu. Hastaların acil servise ilk başvuru anında alınan rutin kan örnekleri retrospektif olarak incelendi. Rutin alınan kan örneklerinden; hemogram, biyokimya (BUN, kreatinin, GFR, AST, ALT, total bilirubin, glukoz, sodyum, potasyum, kalsiyum), CRP, kan gazı (pH, bikarbonat, pCO2, pO2, satürasyon, laktat, sodyum, potasyum, klor, iyonize kalsiyum, hemoglobin, baz açığı, anyon gap) değerlerine bakıldı. Hastaların taburculuğu, servis yatışı, yoğun bakım yatışı, hastanede kalış süresi, diyaliz durumu, ölüm-sağ kalım durumu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamız acil serviste akut böbrek hasarı tanısını alan 324 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmamıza dahil olan katılımcıların hastane içi sağ kalım durumuna göre değerlendirilen parametrelerinden kreatinin, BUN, GFR, AST, kalsiyum, CRP, pH, bikarbonat, laktat ve baz açığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,006, p=0,012, p=0,001, p=0,009). Altı aylık mortalitede ise kreatinin, BUN, GFR, AST, kalsiyum, CRP, total bilirubin ve sodyum değerleri anlamlı bulunurken (sırasıyla p=0,001, p<001, p<001, p=0,001, p<001, p<0,001, p=0,015, p=0,034); pH, bikarbonat ve baz açığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (sırasıyla p=0,63, p=0,095, p=0,181). Sonuç: Akut böbrek hasarı olan hastalar için zamanında teşhis ve uygun tedavi yaklaşımlarının belirlenmesi çok önemlidir. Özellikle altta yatan nedenleri kontrol altına almak ve risk faktörlerini azaltmak için belirteçlerin nasıl etkilendiği daha çok araştırılmalıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAdvers olay+5
Ahmet Umur Aka
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Estimation of hexanoyl lysin, lactoferrin and some diagnostic markers in renal failure

The present study started out aiming to investigate the HEL and LF status in the serum of renal failure patients due to acute kidney injury (AKI) or chronic kidney disease (CKD). Hence, this study was concerned with 60 patients with renal failure and 60 healthy people as control from both genders with ages ranging from (15 - 25) years. The specimens were estimated in terms of Hexanoyl-lysin adduct (HEL) and Lactoferrin (LF) using enzyme-linked immune sorbent inspection kits (Elisa) and some biomarkers of renal failure using automated analyzer methods. The results revealed that the level of renal function, Electrolytes and sugar were significantly elevated (p-value = 0.0001) in the serum of CRF patients compared with their counterparts in the control group. Furthermore, the lipid profile parameters were non-significantly different between CRF patients and control, except for TGs and VLDL, which were significantly elevated in CRF patients. The level of Fe was significantly higher (p-value = 0.005) in the serum of CRF patients than that of the control group. In addition, the biochemical assessments indicated significant elevation (p-value = 0.0001) in HEL and LF levels in CRF patients when compared with those of the control group. Both HEL and LF are concluded to be good sensitive markers in the diagnosis of renal failure disease.

Acute kidney injuryBiochemistryKidney diseases+6
Dhuha Abdulhay Oleıwı Al-azraqı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Akut böbrek hasarında aday miRNA ekspresyon profilinin, hücre hattı modellemesi kullanılarak araştırılması

Amaç: Kontrasta bağlı akut böbrek hasarı [Kİ-ABH] klinik komplikasyon olup artmış mortalite, uzamış hastanede yatış ve artan tıbbi maliyetlerin önemli bir nedenidir. Kİ-ABH'da etkili müdahaleler almak için erken teşhis ve koruyucu önlemler kilit öneme sahiptir. Tanı yaygın olarak kullanılan fakat renal hasarın gerçek zamanının gerisinde kalan ve erken tanı ve müdahaleleri ciddi şekilde etkileyen serum kreatinin seviyelerine bağlıdır. MikroRNA'nın [miRNA] erken Kİ-ABH tanısında yararlı bir biyobelirteç olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda Kİ-ABH'da miRNA ekspresyon profilinin oluşturulması ve biyobelirteç olabilecek yeni miRNA'ların saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda insan böbrek tübüler epitelyal HEK-293T hücreleri, Kİ-ABH hücre modeli oluşturmak için ioheksol ile muamele edildi. Hücre canlılık testi uygulaması sonrasında, kültüre edilen hücrelerden RNA izolasyonu yapıldı. miRNA microarray ile ekspresyon profillendirmesi gerçekleştirildi. Bulgular: HEK-293T hücrelerine kontrast madde olarak ioheksol verilip hücre canlılık testi uygulandığında, hücre morfolojisinde değişiklik olmadığı gözlemlendi. Hücrelerden RNA izolasyonu sonrasında, miRNA PCR array ile ekspresyon profillendirmesi değerlendirildiğinde, 20 miRNA'nın downregüle ve 6 miRNA'nın upregüle olduğu saptandı. Analiz sonucunda anlamlı değişim saptanmış 3 miRNA (miR-378a-3p, miR-182-5p, miR-23b-3p) real-time PCR yöntemi ile valide edilmiştir. Üçlü tekrar edilen örneklerden two-way ANOVA ve paired t-test yöntemleri kullanılarak istatistiksel analizler gerçekleştirilmiş olup, sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (**p< 0.01). Sonuçlar: Literatüre bakıldığında kontrast nefropati çalışmalarında saptanmayan bu miRNA'lardan miR-182-5p, miR-221-3p, miR-151a-5p, miR-181b-5p, miR-23b-3p, miR-103a-3p, miR-23a-3p, miR-378a-3p, miR-191-5p, miR-17-5p nefrotoksinler, sepsis, I/R hasarı gibi farklı etyolojilere bağlı ABH modellerinde saptandığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Akut böbrek hasarı, kontrast nefropati, miRNA

Akut böbrek hasarıBöbrekGen ifadesi+6
Aysun Toraman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akut renal hasarlı köpeklerde fibrin yıkımlanmasına ait önemli bir biyobelirteç: plazma D-dimer seviyeleri

Bu çalışmada akut renal hasarlı köpeklerde; fibrin yıkımlanması sonucunda oluşan D-dimer'ın hastalığın teşhisinde ve evrelerinin belirlenmesinde hangi oranda yararlı bir biyobelirteç olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniğine getirilen akut renal hasarlı (n=10) ve sağlıklı (n=10) olan farklı ırk, yaş ve cinsiyette toplamda 20 köpek çalışma kapsamına alındı. Anamnez doğrultusunda akut renal hasarı olduğundan şüphelenilen ve serum biyokimyasal analizleri yapıldığında üre ve kreatinin değerlerinde artış tespit edilen ve klinik bulguları akut böbrek hasarı ile uyumlu hayvanlardan tam kan örnekleri alındı. Köpeklerde serum biyokimyasal ve idrar analizler doğrultusunda hastalığın evrelendirilmesi International Renal Interest Society (IRIS) kriterleri doğrultusunda gerçekleştirildi. Kan örneklerinin toplanması amacıyla V. cephalica lateralis, V. saphena antebrachii'den tekniğine uygun olarak sodyum sitrat içeren mavi kapaklı tüplere 2.5 ml kan örnekleri alındı. Kan alım işleminden sonra kan örnekleri, 6.000 rpm'de 5 dakika santrifüje edilerek kan plazması ayrıştırıldı. Ayrıştırılan plazma örneğinden, Finecare FIA system FS-131 cihazı ile D-dimer seviyeleri ölçüldü. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda kontrol grubundaki 10 köpekte D-dimer seviyeleri ortalama olarak 0,56 ± 0,64 (0.10-1.60), akut renal hasarlı köpeklerde 10 olguda D-dimer seviyeleri ortalama olarak 4,59 ± 3,94 (0.2-10.00) bulunmuştur. Akut renal hasarlı ve kontrol grubu köpeklere ait verilerin değerlendirilmesi sonucu akut renal hasarlı köpeklerde D-dimer seviyelerinde istatistiksel anlamlı artış belirlenmiştir (p<0.001). Yapılan çalışmalara paralel olarak böbreklerdeki fonksiyon kaybı ve hasara bağlı olarak D-dimer seviyelerinin, normal biyokimya ve idrar değerlerine sahip hastalara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. xv Sonuç olarak akut renal hasarlı köpeklerde prefibrinolitik aktivitenin bir göstergesi olarak fibrin yıkımlanma ürünü olan D-dimer seviyelerinin yükselebileceği, normal ve rutin serum biyokimyasal analizlerin yanı sıra D-dimer seviyelerinin de ölçülmesinin gerek prognostik açıdan gerekse teşhis ve sağaltım yönünden önem arz ettiği öne sürülebilir.

Akut böbrek hasarıBiyobelirteçlerD-dimer+3
Seray Etizel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolistin nefropatisini önlemede Kurkumin'in etkilerinin ratlarda araştırılması

Amaç ve Hipotez: Kolistin, giderek artan sayıda görülmeye başlanan, çok ilaca dirençli gram negatif bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılmaktadır. Kolistin kullanımını kısıtlayan nefrotoksisite ve nörotoksisite gibi etkilerinin önlenmesinde antioksidan ve antiinflamatuvar ajanlar denenmiştir. Bu çalışmada da kolistin nefropatisini önlemede kurkuminin etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Yöntem: 300-500 gr ağırlığındaki, cinsiyet farkı gözetilmeyen wistar albino sıçanlar, 5 ayrı gruba ayrılarak çalışmaya dahil edildi. Grup 1: (n=8) kontrol grubu, grup 2: (n=6) kolistin grubu, grup 3: (n= 7) kurkumin+kolistin grubu, grup 4: (n=8) kurkumin grubu, grup 5: (n= 8) zeytinyağı grubu olmak üzere toplam 37 rat incelendi. Gruplar 7 günlük tedavilerin ardından sakrifiye edildi. Her sıçandan bir biyokimya tüpüne kan alındı, 50 ml falcon tüplerinde 24 saatlik idrarları toplandı. Patoloji ve biyokimyada çalışılmak üzere böbrekler çıkartıldı. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Kurkumin+kolistin grubu ile kolistin grubu arasında serum sistatin-c, IL-6, düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. Serum TNF-a kolistin alan grupta ortalama 178,5 ng/mL, kurkumin+kolistin alan grupta ortalama 120,6 ng/mL saptandı. 24 saatlik idrar volümlerine bakıldığında kolistin grubunda ortalama 23,4 ml, kolistin+kurkumin grubunda ortalama 27,1 ml bulundu. 24 saatlik idrarda kreatinin klirensi kolistin grubunda 13,8 mL/dk iken, kolistin+kurkumin grubunda 16,1 mL/dk idi. 24 saatlik idrarda NGAL düzeyleri değerlendirildiğinde sadece kolistin alan grupta ortalama 13,8 ng/mL, kolistin+kurkumin alan grupta ortalama 12,5 ng/mL bulundu. İki grubun TOS değerlerinde farklılık yokken, TAOS değerlerine bakıldığında sadece kolistin alan grupta ortalama 2,7 U/mL, kolistin ve kurkumin alan grupta ortalama 1,7 U/mL saptandı. Patolojik değerlendirmede her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Bu çalışmaya göre kolistin alan grupta böbrek hasarı bir miktar oluşmuştur ancak istatistiksel olarak anlamlı düzeye ulaşamamıştır. Kurkumin eklenen grupta ise oksidatif stresin, inflamasyonun ve böbrek hasarının daha az olduğu görülmüştür. Bu bulgular ışığında kurkuminin, kolistin nefropatisini önleyen önemli bir molekül olduğunu düşünmekteyiz. Doğru doz ve süreye ulaşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu da aşikardır. Anahtar Kelimeler: Kolistin, antioksidan, antiinflamatuvar, kurkumin, akut böbrek hasarı

Akut böbrek hasarıAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+6
Elif Selvioğlu
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel miyoglobinürik akut böbrek yetmezliği modelinde incir (Ficus carica) çekirdeği yağının etkileri

Amaç: Çalışmamızda, kuru incir (Ficus carica) çekirdeklerinin soğuk pres yöntemiyle ezilmesi ile elde edilmiş olan incir çekirdeği yağının deneysel miyoglobinürik akut böbrek yetmezliği modeli üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Deney için 32 adet Wistar Albino erkek sıçan, randomize 8'erli 4 gruba ayrıldı ve böbrek hasarı, %50'lik hipertonik gliserolün (8 ml/kg), sıçanların her iki arka bacağına eşit olarak intramuskular enjeksiyonuyla oluşturuldu. Denekler son 24 saat susuz bırakıldı. Sham grubuna, intramuskular salin uygulandı ve 1, 24 ve 48 saat sonra oral yoldan distile su verildi. (MABY) grubuna, gliserol ve 1, 24 ve 48 saat sonra oral yoldan 3 ml/kg miktar distile su veridi. MABY+FC3 ve MABY+FC6 gruplarına, gliserol ve 1, 24 ve 48 saat sonra oral yoldan 3 ml/kg ve 6 ml/kg dozunda Ficus carica çekirdeği yağı verildi. İlk gliserol enjeksiyonundan sonra hayvanların serbest diyet ve su alımı sağlandı. 72. saatte kan ve doku örnekleri alınarak hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: MABY grubunda artmış olan üre ve kreatinin değerleri MABY+FC3 ve MABY+ FC6 gruplarında, iki tedavi grubu arasında anlamlı bir fark olmaksızın düşük bulundu. Gruplar arasında doku ve serum MDA ve MPO düzeyleri bakımından anlamlı fark tespit edilemedi. Doku GSH düzeyinde her iki tedavi grubunda da doza bakılmaksızın anlamlı artış kaydedildi (P≤0.01). Serum GSH seviyesi sadece MABY + FC6 grubunda anlamlı olarak arttı (P≤0.05). Böbrek dokusunun mikroskobik kesitlerinde, nekroz oranının, dozdan bağımsız olarak her iki tedavi gruplarında önemli ölçüde azaldığı görüldü. Kast oranında yalnızca MABY + FC6 grubunda anlamlı düzeyde azalma kaydedildi. Sonuç: Bu çalışmada; incir çekirdeği yağının, miyoglobinürik akut böbrek yetmezliği modelinde, genel olarak böbrek fonks􀵴yon bel􀵴rteçler􀵴nde, hücresel morfoloj􀵴de 􀵴y􀵴leşme ve ant􀵴oks􀵴dan kapas􀵴tede artış sağladığı göster􀵴lm􀵴şt􀵴r.

Akut böbrek hasarıBitkisel yağlarBöbrek yetmezliği+5
Derya İşler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda semptomların ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amaç, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda semptomların ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki araştırma, Manisa ilinde iki devlet hastanesi, bir özel diyaliz merkezinde hemodiyaliz tedavisi alan 170 hasta ile yürütüldü. Araştırmada veriler, Hasta Tanıtım Formu, Diyaliz Semptom İndeksi (DSİ) ve Nottingham Sağlık Profili (NHP) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler ve korelasyon analizi yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 52,32±11,69 (23-65) yıl olup büyük çoğunluğu (%54,7) erkek idi. Hastalar tarafından en sık deneyimlenen semptomların yorgun hissetme veya enerjide azalma (%75,3), cinsel ilgide azalma (%65,9), cinsel doyum almada azalma (%65,3) ve sinirli hissetme (%62,4) olduğu görüldü. Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların Nottingham Sağlık Profili'nin alt bölümlerinden aldıkları puan ortalamaları sırası ile enerji düzeyi 36,07±40,39; ağrı 9,4±20,82; emosyonel reaksiyonlar 29,53±30,44; uyku 26,06±34,94; sosyal izolasyon 22,30±26,84; fiziksel aktivite 30,74±31,67'dir. DSİ ve NHP'den alınan puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Sonuçlar: Araştırma sonuçları, hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşamlarında en sık etkilenen alanın enerji ve fizik aktivite olduğunu, diyaliz semptomları arttıkça yaşam kalitelerinin olumsuz etkilendiği gösterdi. Anahtar Kelimeler: Akut böbrek hasarı, psikolojik iyi oluĢ, sosyal iyi oluĢ, belirti ve semptomlar, renal diyaliz

Akut böbrek hasarıBelirti ve semptomlarBöbrek hastalıkları+5
Gülden Eren
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mantar zehirlenmesi olgularında NGAL'in tanısal ve prognostik değeri

Giriş ve Amaç: Mantar zehirlenmesi olguları çeşitli şikayetler ile acil servise başvurmaktadırlar. Bazı olgularda da böbrek yetmezliği gelişmektedir. Böbrek hasarının erken tespiti büyük önem arz etmektedir. Çalışmamızda mantar zehirlenmesi ile acil servise başvuran 18 yaş ve üstü hastalarda akut böbrek hasarlanmasının erken dönemde tespiti için NGAL'in bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini araştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na 1 Eylül 2017-31 Mayıs 2019 tarihlerinde başvuran 18 yaş üstü olup dahil edilme kriterlerine sahip hastalar çalışmaya alındı. Hastaların demografik özellikleri, özgeçmişleri, şikayetleri, fizik muayeneleri değerlendirildi. Sıfırıncı saat, 6. Saat ve 3. Gün kreatinin ile 0. Saat ve 6. Saat kan ve idrar NGAL seviyelerine (otoanalizer Getein cihazı ile) bakılarak NGAL ile kreatinin değişimi arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışma şartlarını karşılayan 47 hastanın verileri incelendi. Bulgular: 47 hastanın 24'ü (% 51,1) erkekti. Hastaların yaş ortalamaları erkeklerde 49,83±18,40 (18- 84 yaş), kadınlarda 41,17±15,05 (20-69 yaş) idi (p=0,085). En sık şikayetler, bulantı (n=39, % 83), kusma (n=39, % 83), karın ağrısı (n=21, (% 44,7) idi. Ortalama yatış süreleri 1,28±0,61 (1-3 gün) idi. Sıfırıncı ve 6. saat NGAL ortalama değerleri sırasıyla idrar için 379,57±397,57 ve 421,03±506,71; serum için 1116,17±762,47 ve 1260,86±1103,13 idi. WBC 0. saat ile serum 0. ve 6.saat arasında anlamlı ilişki vardı (0. saat p=0,009, 6. saat p=0,017). Sıfırıncı ve 6. saat platelet değerleri ile 0. saat serum NGAL seviyeleri arasında anlamlı ilişki vardı (0. saat platelet p=0,013, 6. saat platelet p=0,008). İdrar 0. saat NGAL ile delta kreatinin 0-3 arasında yakın ilişki vardı (p= 0,052). Serum 6. saat NGAL değeri ile delta kreatinin 0-3 arasında yakın kuvvetli ilişki vardı (p=0,035). İdrar 0. ve 6. saat NGAL arasında zayıf (p=0,005), idrar delta kreatinin 6-3 ile 0-3 arasında orta (p=0,000), serum 0. ve 6. saat NGAL arasında orta (p=0,000), delta kreatinin 0-3 ile serum 6. saat NGAL arasında zayıf (p=0,026), delta kreatinin 6-3 ile 0-3 arasında orta derece korelasyon vardı (p=0,000). Tartışma ve Sonuç: Hastaların 0. ve 6. Saat serum NGAL değerleri yüksek olmasının serum kreatinin değerinin 3. Gün yükselebileceğini gösterebilir. Bu nedenle NGAL, 18 yaş ve üstünde mantar yemeye bağlı acil servise başvuran olgularda böbrek hasarlanmasını erken gösterebileceği bir biyomarkır olarak kullanılabilir. NGAL değeri WBC ve platelet sayısından etkilenebilir. Bu konuda daha çok araştırma gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Akut böbrek hasarı, Kreatinin, Mantar, NGAL.

Akut böbrek hasarıKreatinMantar zehirlenmesi+4
Sultan Özselçuk
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında akut böbrek yetmezliğinin erken tanısında ınterlökin-18 (IL-18), doku ı̇nhibitör metalloproteinaz-2 (TIMP- 2), ı̇nsülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-7 (IGFBP7) biyobelirteçlerinin rolü

Yoğun Bakım Hastalarında Akut Böbrek Yetmezliğinin Erken Tanısında Interlökin-18 (IL-18), Doku İnhibitör Metalloproteinaz-2 (TIMP- 2), İnsülin Benzeri Büyüme Faktörü Bağlayıcı Protein-7 (IGFBP7) Biyobelirteçlerinin Rolü Amaç: Akut böbrek yetmezliği yüksek morbidite ve mortalite ile giden heterojen ve kompleks bir süreçtir. Yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan hastalarda yüksek oranda görülmektedir. Klinik pratikte kullanılmakta olan serum kreatinin düzeyi tabanlı tanı kriterleri yapısal böbrek hasarının tanısı için duyarlılık ve özgüllükten yoksundur. Akut böbrek yetmezliğinin erken saptanmasını, ayırıcı tanısını ve prognostik değerlendirmesini iyileştirmek için yeni biyobelirteçlere ihtiyaç vardır. Bu çalışmada akut böbrek yetmezliğinin erken saptanmasını sağlayacağını düşündüğümüz biyobelirteçleri incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 1 Ağustos 2021 – 31 Temmuz 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesine çeşitli etyolojilerle yatan ve böbrek hastalığı öyküsü olmayan toplam 53 hasta dahil edildi. Hastaların yoğun bakıma kabul, 12. ve 24. saatlerde idrar örnekleri idrarda IL-18, TIMP-2, IGFBP7 biyobelirteçleri çalışılmak ve ([TIMP-2] x [IGFBP7])/1000 hesabına dayalı AKIRisk skoru belirlenmek üzere toplandı. Çalışmaya alınan hastalar KDIGO kriterine göre akut böbrek yetmezliği gelişen (vaka grubu) ve gelişmeyen (kontrol grubu) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların yoğun bakım takibi sırasında rutin bakılan kreatinin değerleri kaydedildi. Hastaların yoğun bakım skorlama sitemlerinden olan APACHE II skorları ve günlük SOFA skorları hesaplandı. Bulgular: Vaka ve kontrol grupları arasında demografik veriler (yaş ve cinsiyet) açısından anlamlı fark saptanmadı. 2 grup arasında 1., 2., 3., 4., 6. ve 7. gün SOFA skorları açısından anlamlı fark saptandı (sırasıyla p=0,013; p<0,001; p=0,005; p=0,024; p=0,032, p=0,005). Vaka grubunda malignite varlığı ve ilaç kullanım oranlarının daha yüksek olması anlamlı bulundu (sırasıyla p=0,041; p=0,046). Gruplar arasında tüm saatlerde IL-18, TIMP-2, IGFBP7 değerleri açısından anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arasında 0. saat [TIMP-2].[IGFBP7] değeri açısından anlamlı fark saptandı (p=0,007). 0. saat [TIMP-2].[IGFBP7] değerlerinin 0,25 üstünde akut böbrek yetmezliği gelişimini öngörmesi %88,89 sensitivite, %65,79 spesifite ile anlamlı bulundu (p=0,001). 24. saat [TIMP-2].[IGFBP7] değerlerinin 0,26 üstünde akut böbrek yetmezliği gelişimini öngörmesi %37,5 sensitivite, %85,71 spesifite ile anlamlı bulundu (p=0.029). Sonuç: SOFA skoru yoğunbakım hastalarında akut böbrek yetmezliği gelişiminin erken belirleyicisi olarak kullanılabilir. 0 ve 24. saat [TIMP-2].[IGFBP7] değerleri eşik değere göre vaka grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha yüksek ve ABY gelişim riski açısından anlamlı saptanmıştır. Anahtar sözcükler: AKIRısk, Akut böbrek yetmezliği, IGFBP7, IL-18, TIMP-2

Akut böbrek hasarıBiyobelirteçlerBöbrek hastalıkları+6
Müzeyyen Aslı Ergözoğlu
Çukurova University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 ve akut böbrek hasarı üzerine bir meta analiz uygulaması

Meta analizi bir konuda yapılmış birden fazla çalışmanın sonuçlarını çeşitli yöntemlerle birleştirme ve çalışmaların sunduğu bulguların istatistiksel analizini yapma yöntemidir. Önsel bilgilerin az olduğu ve bilimsel bilgilere akut ihtiyaç duyulan dönemlerde (örneğin pandemi, yeni ortaya çıkan hastalıklar vs) kalite ve kanıt değeri yüksek güvenilir bilimsel kaynaklara olan ihtiyaç daha da önemli hale gelmektedir. Kanıt piramidinde en güvenilir çalışmalar olarak nitelendirilen meta analizlerin değerlendirilmesinde objektifliğin sınırlanmasına neden olabilecek faktörlerin incelenmesi önemlidir. Bu meta analiz uygulamasında COVID-19 pandemisi ilan edildikten sonra 2022–2023 yılları arasında dünya genelinde değişik araştırıcılar tarafından yapılmış COVID-19 nedeniyle hastanede yatarak tedavi görmüş hastalarda gelişebilecek akut böbrek hasarının (ABH) araştırılması ve yeni bir hastalık olan COVID-19'un önemli bir böbrek tutulumu olan ABH hakkında güçlü kanıt sunmak amaçlanmıştır. Buna ek olarak farklı kalite sınıflamalarının bilgi kaynağı ve objektifliğin kısıtlarına neden olup olmadığının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Meta analiz R studio istatistik yazılımı (sürüm 1.0.143) ve meta, metafor paketleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Heterojenliği değerlendirmek için I2 ve Cochran's Q istatistiği kullanılmıştır. Yüksek heterojenlik nedeniyle rastgele etki modeli kullanılmıştır. Yayın yanlılığı huni grafikleri ve Egger's testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda alt grup analizleri yapılmış olup meta regresyon yapılmıştır. Literatür taraması ile tarama kriterlerine uygun toplam 51 çalışma belirlenmiş ve heterojenite I2 %98,7 olarak saptanmıştır. COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılan hastalarda ABH'ın genel prevalansı %34,7 (%95CI:29,2-40,1) olarak bulunmuştur. Toplam 51 çalışmanın kalitesi JBI kriterleri ile puanlanmıştır (minimum:3 maksimum:8). Çalışmalar farklı kalite sınıflamaları ile gruplandırılarak alt grup analizleri yapılmıştır. Üç farklı kalite gruplamasında da yapılan alt grup karşılaştırmalarında gruplar arasında ABH sıklığı açısından fark bulunamamıştır. Dolayısı ile kalitesi düşük olarak sınıflandırılan çalışmaların da analizlere dahil edilebileceği düşünülerek diğer alt grup analizleri toplam 51 çalışmada yapılmıştır. COVID-19 nedeniyle tamamı yoğun bakımlarda yatan hastaların dahil edildiği 18 çalışma (I2 %99,1) elde edilmiş hem servis hem de yoğun bakımlarda yatan hastaların dahil edildiği 33 çalışma (I2 %98,5) iki ayrı grup olarak değerlendirilmiştir. Sadece yoğun bakımda yatan hastaların dahil edildiği çalışmaların meta analizinde COVID-19 nedeniyle yoğun bakımda yatanlarda ABH prevalansı %44,5 (%95CI:34,2-55,3), diğer grup prevalansına göre %29,7 (%95CI:24,5-35,6) oldukça yüksek bulunmuştur p=0,013). Cinsiyet alt gruplarında prevalans erkeklerde daha yüksek bulunmasına karşılık fark saptanamamıştır. Ülkelerin gelişmişlik indeksine göre de prevalanslar arasında bir fark saptanamamıştır. Pandemi döneminde dergilere iletilen yayınların hakem değerlendirmelerinden hızlıca geçtiği ve yeterince incelenmeden kabul gördüğü kanaati, yayınların kalitesi ve güvenilirliğini sorgulanabilir duruma getirmiştir. Bu bilinmezlik dönemlerinde hastalığın görülme sıklığı, komplikasyonları, ülkeden ülkeye, bireylerin yaş, cinsiyet gibi özelliklerine göre nasıl farklılık gösterdiğinin yayınların kalite sınıflaması ile birlikte değerlendirilmesi güvenilir bilgi kaynağı oluşturabileceği gibi global düzeyde önlemler alınması noktasında değerli bilgi sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: COVID-19, akut böbrek hasarı, meta analiz, kalite sınıflandırması, gelişmişlik indeksi, alt grup analizleri

Akut böbrek hasarıKorona virüs enfeksiyonları
Bahriye Atmış
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel olarak oluşturulan vankomisin kaynaklı nefrotoksisiteyi önlemede dapagliflozin koruyucu etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: İlaçlar, hastane kaynaklı böbrek hasarı gelişiminin önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Nefrotoksisiteye sık yol açan ilaç gruplarından birisi de antibiyotiklerdir. SGLT-2 inhibitörlerinin, renal inflamasyonu, oksidatif stresi ve apoptozu azaltarak böbrek fonksiyonlarını düzeltme potansiyeli vardır. Ratlarda vankomisin ilişkili nefrotoksisitede biyokimyasal ve histopatolojik analizler yaparak, dapagliflozinin koruyucu etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu onayı sonrası 28 erkek Wistar-Albino rat kullanılarak yapılmıştır. Ratlar rastgele 4 ayrı gruba ayrıldı. Gruplar: 1. Kontrol grubu (izotonik 15 mg/kg/gün intraperitoenal), 2. Dapagliflozin grubu (10 mg/kg/gün oral gavaj,),3. Vankomisin grubu (2x200 mg/kg/gün intraperitoenal) ve 4. Vankomisin + Dapagliflozin grubu (dapagliflozin 10 mg/kg oral gavaj ve vankomisin 2x2oo mg/kg/gün intraperitoenal ) ilaçlar yedi gün boyunca uygulandı. Çalışma süresinin sonunda intrakardiyak kan örneği alındı ve nefrektomi yapıldı. Gruplar arası böbrek hasarının değerlendirilmesi için biyokimyasal parametreler incelendi. Böbrek dokusu patolojik değerlendirmeler için hematotoksilen-eozin ve Periyodik Asit-Schiff boyama yapıldı. İnflamasyonu göstermek için böbrek dokusunda TNF-α, IL-1β ve IL-6 ekspresyonuna immünohistokimyasal yöntem ile bakıldı. İstatistik analizleri SPSS 27.0 paket programında gerçekleştirildi ve p<0.05 önemli kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında kan üre azatu (p<0,001), kreatinin (p<0,001), total anti-oksidan (p=0,014), süperoksit dismutaz (p=0,004), malondialdehit (p=0,016) ve kaspaz-3 (p=0,026) düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık saptandı. Glutatyon peroksidaz, katalaz, total oksidan kapasite, oksidatif stress indeksi, myeloperoksidaz, Bax ve Bcl-2 düzeyleri arasında anlamlı bir farklılığa rastlanılmadı (p>0,05). Vankomisin grubunda yer alan ratların böbrek ağırlık (p<0,001) değerleri; Kontrol, Dapagliflozin ve Vankomisin+Dapagliflozin grubunda olan ratlara göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Gruplar arasında uzunluk (boy, en ve kalınlık) (p<0,001) parametreleri arasında anlamlı bir farklılık saptandı. Renal histopatolojik değerlendirmede, Vankomisin grubunda yer alan rat böbreklerinde tübüler dilatasyon (p<0,001), tübüler vakuolizasyon (p<0,001), hiyalin silendir(p<0,001), tübüler nekroz (p<0,001), tübüler atrofi (p<0,001), tübüler inflamasyon (p<0,001), interstisyel ödem (p<0,001), medullada mononükleer hücre (p<0,001), meduller hemoraji (p<0,001), kortekste nekrotik alan (p<0,001) ve tübüler desquamasyon (p<0,001) gibi bulgulardaki hasar oranı; Kontrol, Dapagliflozin ve Vankomisin+Dapagliflozin grubunda olan ratlara göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Gruplar arasında renal immünohistokimyasal değerlendirmede, TNF-𝛼 (p<0,001), IL-1β (p<0,001) ve IL-6 (p<0,001) ekspresyon düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık saptandı. Sonuç: Çalışmamızda, ratlarda vankomisin ilişkili nefrotoksisitede serum kreatinin, kan üre azotu ve histopatolojik hasar belirtilerinin dapagliflozin ile azaldığını belirledik. Bu koruyucu etkide dapagliflozinin anti-inflamatuar özellikler gösterdiğini tespit ettik; ancak oksidatif stres ve apoptoz üzerindeki etkilerinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Dapagliflozinin, vankomisin ilişkili nefrotoksisitenin önlenmesinde etkili bir tedavi seçeneği olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dapagliflozin, Vankomisin İlişkili Nefrotoksisite, Rat, SGLT-2 İnhibitörleri, Akut Böbrek Hasarı

Akut böbrek hasarıDoz-cevap ilişkisi-ilaç
Şeyhmus Tan
Çukurova University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut böbrek hasarında p-cresyl sülfat sülfat ve indoxyl sülfat düzeylerinin tedavi öncesi ve sonrası değerlendirilmesi

ÖZET Giriş: Bu çalışma çeşitli etiyolojik nedenlere bağlı olarak ABH gelişmiş hastalarda, p-cresyl sülfat (pCS) ve indoksil sülfat (IS) düzeylerinin tedavi öncesi ve sonrası dönemde değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. ABH'nın seyri ile bahsedilen moleküllerin plazma düzeylerindeki değişikliğin ilişkili olup olmadığı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma ABH tanısı almış 43 hasta ile yapılmıştır. Aynı hastalar renal fonksiyonların düzelmesinden 3 ay sonra tekrar değerlendirilmiştir. Hastaların tanı sırasında ve tedavi sonrası serum pCS ve IS düzeyleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların tedavi sonrası üre, kreatinin, spot idrar protein/kreatinin, fosfor, C-reaktif protein (CRP), lökosit, nötrofil sayısı ve nötrofil/lenfosit oranında anlamlı düşüş; glomerüler filtrasyon hızı (GFH), idrar Ph'sı, albümin seviyesinde anlamlı artış saptandı. Tedavi sonrası serum pCS ve IS düzeylerinde anlamlı düşüş izlendi. Komorbidite varlığının serum pCS ve IS düzeyi ile ilişkili olmadığı saptandı. Hastalar RIFLE evrelerine göre değerlendirildiğinde tanı anında R'den F'ye doğru bu moleküllerin serum düzeylerinde anlamlı artış; tedavi sonrasında düzeylerinde anlamlı düşüş izlendi. Serum pCS düzeyinde I ve F evrelerinde , serum IS düzeyinde F evresinde anlamlı düşüş saptandı. Prerenal ve postrenal ABH tanılı hastalarda tedavi sonrasında serum pCS düzeyinde anlamlı düşüş izlendi. Tedavi sonrası ek hastalıkları olmayan hastalarda (diyabetes mellitus (DM), koroner arter hastalığı (KAH), kalp yetmezliği (KY), malignite) olanlara kıyasla serum pCS düzeyinde anlamlı düşüş saptanırken, HT tanısı olan hastalarda olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düşüş tespit edildi. Serum IS düzeyi açısından ek hastalıkları olmayan hastalarda olanlara kıyasla anlamlı düşüş izlendi. Sonuç: Akut böbrek hasarı şiddeti ile serum pCS ve IS düzeyleri arasında pozitif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. ABH tablosu düzeldikten sonra ise serum pCS ve IS düzeylerinde anlamlı düşüş saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında akut böbrek hasarında pCS ve IS düzeylerinin tanı ve hastalık seyrinde yol gösterici olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akut böbrek hasarı, p-cresyl sülfat, indoksil sülfat

Akut böbrek hasarıBöbrek hastalıklarıP-cresyl sülfat+2
Perihan Geyik
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanserli hastalarda sisplatin tedavisi öncesi ve sonrası iskemi modifiye albümin ve paraoksonaz-1 düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş: Sisplatin kanser tedavisinde kullanılan ancak nefrotoksisite, ototoksisite, miyelosupresyon gibi doz sınırlayıcı yan etkileri olan güçlü bir kemoterapötik ajandır. Sisplatin nefrotoksisitesi çeşitli şekillerde kliniğe yansır. Bunlardan en sık görüleni akut böbrek hasarı (ABH)'dır. Bu çalışmada sisplatin kemoterapisi alan kanserli hastalarda iskemi modifiye albümin (İMA) ve paraoksonaz-1 (PON-1) moleküllerinin sisplatin ilişkili nefrotoksisiteye bağlı henüz kliniğe yansımamış akut böbrek hasarının erken ve doğru bir göstergesi olup olamayacağının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Düzce Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Onkoloji kliniğinde sisplatin kemoterapisi başlanan 40 hasta ile yapılmıştır. Daha önce herhangi bir kemoterapi tedavisi almış, nefrotoksik herhangi bir ilaç kullanımı olan, diyabeti, hipertansiyonu, kronik böbrek hastalığı (KBH) olan hastalar çalışma dışında bırakılmıştır. Hastalarda sisplatin tedavisi öncesi ve 3.kür tedavisi sonrası İMA ve PON-1 düzeyleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların tedavi sonrası İMA, PON-1, İMA/Albümin oranı, kreatinin klirensi, albümin, hemoglobin, venöz kan gazı pH'sı, lökosit, nötrofil, lenfosit, eozinofil ve bazofil sayılarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş izlenirken; venöz kan gazı laktat düzeylerinde ise anlamlı bir artış saptandı (p<0,05). Ayrıca hastaların 3.kür tedavi sonrası vücut kitle indekslerinde (VKİ) istatistiksel olarak anlamlı bir azalma (p=0,007) izlendi. Tedavi öncesi ve sonrasında İMA, PON-1, İMA/Albümin değerlerindeki değişim ile diğer biyokimya parametrelerindeki değişim düzeyleri arasındaki korelasyonlar karşılaştırıldığında; PON-1 ile kreatinin klirensi ve serum albümin düzeyleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü korelasyon görülürken, PON-1 ile CRP arasında zayıf düzeyde ancak negatif yönlü korelasyon saptandı. İMA ve ii İMA/Albümin ile diğer biyokimya parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Bu çalışmada sisplatin tedavisi sonrası hastalarda İMA, PON-1, İMA/Albümin oranı ve kreatinin klirensi anlamlı düzeyde azalmıştır. Akut böbrek hasarında PON-1 düzeyinin erken tanı ve hastalığın seyrinde önemli bir takip parametresi olabileceği düşünülmekle birlikte; laktat düzeylerindeki artış ile ilişkili düşündüğümüz İMA düzeyindeki düşüşün, İMA'in tanısal duyarlılığını azaltması sebebiyle akut böbrek hasarının bir göstergesi olabileceği düşünülmemiştir. Anahtar kelimeler: sisplatin, akut böbrek hasarı, İMA, PON-1

Akut böbrek hasarıAntineoplastik ajanlarNeoplazmlar+3
Neslihan Ertunç
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut böbrek hasarı gelişen septik hastalarda BCL-2 gen çalışması

Giriş: Sepsis, enfeksiyona karşı disregüle konak yanıtına bağlı organ disfonksiyonun gelişmesidir. Sepsis tanısında gerekli olan organ disfonksiyonu için, Sofa skorunda iki veya daha üstü puan almak gerekmektedir. Sepsis tanısı olan hastaların %15-20'sinde sepsise bağlı akut böbrek hasarı (ABH) görülmektedir. Sepsisin şiddeti arttıkça ABH görülme sıklığı da artmaktadır. Ayrıca ABH yalnızca sepsisin seyrini kötüleştirmez, aynı zamanda ABH'da enfeksiyonlara yatkınlık nedeniyle tekrarlayan sepsis gelişiminde predispozan bir faktördür. Bu sebeple sepsiste ABH'ın erken tanınması ve patogenezinin anlaşılması önem arz etmektedir. Sepsiste ABH gelişimi için önceden tanımlanan risk faktörleri olan yaş, cinsiyet, komorbiditeler ve enfeksiyon odakları sepsis ilişkili ABH gelişimini güvenilir şekilde açıklayamamıştır. Dolayısıyla bireyler arasındaki genetik değişkenliğin ABH gelişiminin önemli bir bölümünü oluşturduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda hücre ölümünde ana modülatör olan BCL-2 genetik varyasyonunun sepsisli hastalarda ABH gelişne riskini arttırıp arttırmadığını araştırmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Etik Kurulunun 2019/177 karar numaralı izni alınan, Bilimsel Araştırma Projeleri tarafından 2019.04.03.1037 proje numarası ile desteklenenen ve Helsinki Deklerasyonu prensiplerine uygun olarak gerçekleştirilen bu çalışma, 01.10.2019-15.01.2020 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan 49 hasta alınmıştır. Çalışmaya yoğun bakıma sepsis tanısıyla yatırılan, 18 yaş ve üzerinde olan, çalışmayı kabul eden ve son dönem böbrek yetmezliği olmayan hastalar dahil edilmiştir. Hastalar sepsis tanısı olup ABH gelişenler (n=25) ve ABH gelişmeyenler (n=24) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Her iki gruptaki hastalarda BCL-2 genetik varyasyonu değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaş ve cinsiyet açısından gruplar homojen dağılırken, vücut ağırlığı, antihipertansif ve antitrombotik ilaç kullanım öyküsü ile koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve kronik böbrek hastalığı (KBY) oranları ABH grubunda daha yüksek saptanmıştır. Ardışık Organ Yetmezliği Değerlendirme Skoru (Sequential Organ Failure Assesment, [SOFA]), Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirmesi Skoru (Acute Physiology and Chronic Health Evaluation II, [APACHE II]), kreatinin değerleri ve laktat değerlerinin yüksekliği ABH olan grupta istatistiksel olarak belirgin yüksek bulunmuştur. ABH grubunda bikarbonat seviyesi anlamlı derecede düşük bulundu. Her iki grupta ana yatış nedeni pnömoni (n=42, [%85]; kontrol grupta, n=13, [%54.2]; hasta grupta, n=14, [%56.0]) olup, en sık üreyen mikroorganizmalar sırasıyla Klebsiella (n=11, [%22]), Asinetobakter (n=10, [%20]), Pseudomonas (n=8, [%16]) ve S.aureus'tur (n=6 [%12]). ABH gelişen grupta yoğun bakım, hastane ve uzun dönem (6 ve 12 aylık) mortalite oranlarının ABH gelişmeyen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla olduğu saptanmıştır. BCL-2'nin rs1801018 ve rs4987711 olmak üzere iki genetik varyasyonu tespit edilmiştir. ABH hasarı olan grupta rs1801018 varyasyonu daha fazla saptanmış olup (kontrol grupta, n=6, [%25]; hasta grupta, n=16, [%64]; p=0.003), rs4987711 genetik varyasyonu ise sadece ABH olan grupta saptanmıştır (kontrol grupta, n=0, [%0]; hasta grupta, n=2, [%8]; p=0.003). BCL-2 genetik varyasyonu saptanan hastalarda ABH gelişme riski 7.71 kat, KBY gelişme riski ise 4.73 kat daha fazla bulunmuştur. Mortalite durumuna bakıldığında BCL-2 genetik varyasyonu taşıyanlarda 6 ve 12 aylık mortalite oranları sırasıyla 8.94 ve 7.26 kat artmış olarak saptanmıştır. Sonuç: BCL-2 genetik varyasyonu yoğun bakımda sepsise bağlı ABH gelişen hastalarda anlamlı yüksek tespit edilmiştir. BCL-2 genetik polimorfizmi olan hastalarda ABH yatkınlığı 7.71 kat yüksek saptandı. Ayrıca genetik varyasyona sahip hastalarda 3 ve 6 aylık mortalite oranının daha yüksek olduğu görüldü. Bu sebeple BCL-2 genetik varyasonunun ABH gelişimi için risk faktörü olarak kabul edilebileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Sepsis, akut böbrek hasarı, BCL-2, mortalite

Akut böbrek hasarıGenler-Bcl-2Mortalite+2
Ece Bilir Köksal
Düzce University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Erkek ratlarda lityum ile indüklenmiş nefrojenik diabetes insipidusta oluşan böbrek hasarı ve aquaporin-2 dovnregülasyonu üzerine silimarin ve vitamin c'nin etkilerinin incelenmesi

Günümüzde bipolar hastalık ve mani hastalığının tedavisinde tercih edilen lityum (LİT), Edinsel Nefrojenik Diabetes İnsipidus'un ve Aquaporin 2 (AQP2) dovnregülasyonunun en yaygın sebeplerindendir. Uzun süreli LİT kullanımının, oksidatif hasara sebep olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada; deneysel olarak Nefrojenik Diabetes İnsipidus (NDİ) oluşturulan ratların hasar gören böbrek dokularına, SİL, Vit C ve her ikisinin kombinasyonunun koruyucu etkilerinin, ışık mikroskobik ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan 16 Haftalık erkek ratlar sekiz gruba ayrıldı. Kontrol (KNT), Silimarin (SİL), Vitamin C (Vit C) ve Silimarin+Vitamin C grupları 28 gün boyunca katkısız standart yem ile beslendi. Lityum (LİT), Lityum+Silimarin (LİT+SİL), Lityum+Vitamin C (LİT+Vit C) ve Lityum+Silimarin+Vitamin C (LİT+SİL+Vit C) grupları 28 gün boyunca 80 mmol LiCl/kg katkılı yemle beslendi. KNT ve LİT grubuna; günlük 1 ml/kg dozda fizyolojik tuzlu su oral gavaj yolu ile verildi. SİL ve LİT+SİL grubuna; günlük 100 mg/kg dozda SİL oral olarak gavaj yolu ile verildi. Vit C ve LİT+Vit C grubuna; günlük 200 mg/kg dozda Vit C oral gavaj yolu ile verildi. SİL+Vit C ve LİT+SİL+Vit C grubundaki ratlara; günlük 100 mg/kg dozda SİL ve 200 mg/kg dozda Vit C oral gavaj yolu ile verildi. Deneyin ilk ve son günü tüm gruplardan alınan idrar örneklerinden; osmolalite, sodyum, potasyum, üre, üre azotu (BUN) ve kreatinin değerleri ölçüldü. Tüm gruplardan alınan kan serumu örneklerinde; osmolalite, sodyum, potasyum, üre, üre azotu ve kreatinin ve LİT düzeyi ölçüldü. Alınan böbreklerden sağ böbrek, böbrek dokusunda AQP2, ROS, GSH, SOD seviyelerini ELİSA kitleriyle, MDA seviyesini MDA Assay kitiyle belirlemek için kullanıldı. Alınan sol böbrek; histopatolojik ve immunohistokimyasal değerlendirmeye tabii tutuldu. Grupların glomerulus çap ölçümü ve hasar düzeyi skorlaması yapıldı. LİT grubuna ait böbrek dokuları histolojik olarak incelendiğinde kortekste; glomeruluslarda büzüşme peritübüler ve intersitisyel alanda lenfositik hücre infiltrasyonları, glomerular bazal membranda kalınlaşma ve intersitisyel fibrozis, medullada; henle kulpunda dilatasyon ve tübülüs kollektivus, tübülüs proksimalis ve tübülüs distalis epitellerinde yer yer dökülmeler ve tübülüs membranlarında kalınlaşma en önemli bulgular olarak görüldü. LİT+Vit C grubunun histolojik bulguları LİT grubuna benzerken; LİT+SİL ve LİT+SİL+Vit C gruplarında bu bulguların önemli derecede azalttığı kaydedildi. Böbrek dokularında ELİSA yöntemiyle miktarı belirlenen ve immunohistokimyasal yöntemle immunpozitifliği ortaya konulan AQP2 verileri birbiriyle paralel seyretti. LİT grubunda AQP2 miktarı ve immunpozitifliği KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre anlamlı derecede azalmıştı. LİT+Vit C bulguları LİT grubuna benzerdi. LİT+SİL ve LİT+SİL+Vit C gruplarında ise AQP2 miktarı ve immunpozitifliği LİT grubuna göre artmış olarak izlendi. Tüm gruplarda ilk ve son gün alınan idrar örneklerinde osmolalite, sodyum, potasyum, üre, BUN ve kreatinin değerleri karşılaştırıldığında LİT verilen tüm gruplardaki değerlerin KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre anlamlı derecede düşüş gösterdiği tespit edildi. Son gün alınan idrar örneklerinde gruplararası osmolalite, sodyum, potasyum, üre, BUN ve kreatinin değerleri karşılaştırıldığında LİT ve LİT+Vit C grubundaki değerlerin diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük olduğu tespit edildi. Gruplarası serum osmolalite değerleri karşılaştırıldığında LİT ve LİT+Vit C grupları diğer tüm gruplara göre anlamlı derecede düşük bulundu. Serum potasyum, sodyum, BUN, üre ve kreatinin açısından gruplararasında anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Serum LİT düzeyleri incelendiğinde LİT verilen tüm grupların değerlerinin KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. LİT verilen tüm gruplarda KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre GSH ve SOD seviyesinin azaldığı, ROS ve MDA miktarının arttığı tespit edildi. LİT+SİL ve LİT+SİL+Vit C gruplarında GSH ve SOD seviyeleri LİT grubuna nazaran daha yüksek, ROS ve MDA ise daha az tespit edildi. Sonuç olarak SİL uygulamasının LİT kaynaklı NDİ' nin böbrek üzerindeki olumsuz etkilerini önemli ölçüde ortadan kaldırdığı ve NDİ tedavisine katkı sağlayabileceği, Vit C'nin LİT kaynaklı NDİ 'de herhangi bir olumlu etkisinin olmadığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Lityum, Nefrojenik Diabetes İnsipidus, AQP2, Silimarin, Vitamin C

AkuaporinlerAkut böbrek hasarıAskorbik asit+5
Seda Yakut
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitaminlerin bir kombinasyonu olan rejuveinix'in lipopolisakkarid-galaktozamin kaynaklı septik şok modelinde böbrek hasarı ve inflamatuar yanıt üzerindeki koruyucu rolü

Çoklu organ yetmezliğine neden olan sepsis, dünya çapında yoğun bakım ünitelerinde yaygın olarak görülen, morbidite ve mortalitenin en sık nedenidir. Bu çalışmada antiinflamatuvar, antioksidan ve renal koruyucu etkileri olan rejuveinix'in sepsis ve sepsis ilişkili akut böbrek hasarında tedavi edici etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız Fırat Üniversitesi 'Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu' onayı sonrasında 40 adet erkek BALB-c fare (yaş: 8 haftalık) randomize olarak 4 gruba ayrılarak yapıldı. Kontrol, LPS+GaIN, LPS+GaIN+RJX 2.5 ve LPS+GaIN+RJX 5 grupları oluşturuldu. LPS+GaIN grubu, lipopolisakkarid-galaktozamin septik şoka sokuldu. LPS+GaIN+RJX 2.5 grubu RJX 2.5 ml/kg, LPS+GaIN+RJX 5 grubu RJX 5 ml/kg ile tedavi edildi. Çalışmamızda böbrek fonksiyon testleri; BUN, kreatinin, proinflamatuar sitokinler; TNF-alfa, IL-1ß, IL-6, TREM-1, oksidatif belirteçler; serum ve böbrek dokusunda MDA, antiinflamatuvar sitokin; SIRT-1 düzeylerine bakıldı. Kontrol, LPS+GaIN, LPS+GaIN+RJX 2.5 ve LPS+GaIN+RJX 5, grubu verileri TNF-alfa, IL-1ß, IL-6, TREM-1, SIRT-1, BUN, kreatinin, serum ve böbrek MDA düzeyleri açısından karşılaştırıldığında tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). LPS+GaIN grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında TNF-alfa, IL-1ß, IL-6, TREM-1, BUN, kreatinin, serum ve börek MDA düzeylerinde anlamlı şekilde artış, SIRT-1 düzeyinde anlamlı şekilde azalış gözlendi (p<0.05). LPS+GaIN+RJX 2.5 ve LPS+GaIN+RJX 5 gruplarında bu parametrelerde tersi yönünde değişiklikler saptandı. LPS+GaIN+RJX 5 grubunda bu değişiklikler daha belirgin saptanmıştır (p<0.05). Böbrek dokularının histopatolojik incelemesinde de rejuveinix ile tedavi ettiğimiz gruplarda inflamatuvar hücrelerde ve hidropik dejenerasyonda azalma saptanmıştır. Bu çalışmada rejuveinixin sepsis ve sepsis ilişkili akut böbrek hasarında antinflamatuvar, antioksidan ve renal koruyucu etkilerinin olduğunu ve yüksek dozda bu etkilerinin daha belirgin olduğunun sonucuna vardık. Anahtar kelimeler: Lipopolisakkarit, Sepsis, Böbrek Hasarı, Rejuveinix

Akut böbrek hasarıBöbrekGalaktozaminler+5
Sümeyye Şahin
Fırat University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet oluşturulan ratlarda böbrek ve testis hasarında irisin ve asprosin dağılımına Hippophae rhamnoides l. (Yalancı İğde) 'nin etkisinin araştırılması.

Diyabet pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği ya da insülinin vücutta yeterince kullanılamaması sonucu kan ve idrarda artan glikoz miktarının kalp, karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokuları başta olmak üzere bütün organizmayı etkilediği bir hastalıktır. Serbest radikal dengesinin bozulmasına bağlı olarak şekillenen oksidatif stresin, diyabet etiyolojisinde rol oynadığı tespit edilmiştir. Serbest radikal/antioksidan dengesinin düzelmesi için yalancı iğdenin kullanıldığı çalışmalar dikkat çekmiştir. Çalışmada, Streptozosin (STZ) ile indüklenmiş diyabet sonrası böbrek ve testis dokularında meydana gelen oksidatif strese karşı yalancı iğdenin biyokimyasal, spermatojenik ve histopatolojik etkisinin incelenmesi hedeflendi. Ayrıca enerji ve glikoz metabolizması ile ilişkisi son yıllarda keşfedilen İrisin ve Asprosinin testis ve böbrek dokusunda immunoreaktivitesinin incelenmesi ve Yalancı iğdenin (Hippophae Rhamnoides L.) bu proteinler üzerine antioksidan yönünden koruyucu etkisinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla; 7 haftalık 39 adet Sprague-dawley ırkı erkek ratlar kullanıldı. Gruplar; Kontrol grubu, Sitrat Grubu, SBT grubu, Diyabet grubu ve Diyabet + SBT olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Deneyin başlangıcında tüm ratların kan-glikoz değerleri ve canlı ağırlıkları ölçüldü. Kontrol grubuna (n:7) herhangi bir işlem uygulanmadı; Sitrat grubuna (n:7) 0,01 M sitrat tamponu intraperitoneal (i.p.) olarak verildi. SBT grubuna (n:7) deney süreci boyunca yalancı iğde yağı gün aşırı olacak şekilde 70 mg/kg dozunda 8 hafta boyunca oral gavaj yöntemi ile uygulandı. Diyabet grubuna (n:9) 50 mg/kg dozda STZ i.p. yolla enjekte edildi. Enjeksiyondan 72 saat sonra kan-glikoz değeri 250 mg/dl olan ratlar diyabetik olarak kabul edildi. Diyabet + SBT grubu (n:9) ratlara 50 mg/kg dozda i.p. yolla STZ enjekte edildi. Enjeksiyondan 72 saat sonra kan-glikoz değeri 250 mg/dl olan ratlar diyabetli olarak kabul edildi. Diyabet kabul edilen ratlar gün aşırı yalancı iğde yağı (SBT) 70 mg/kg dozunda oral gavaj yöntemi ile verildi. 8 hafta sonunda kan-glikoz değeri ile vücut ağırlığı ölçülen ratlar sakrifiye edilerek testis ve böbrek ağırlıkları ölçüldü. Biyokimyasal incelemeler için serum örneği ve spermatojenik muayene için sperm örnekleri alındı. Testis ve böbrek dokuları histopatolojik (Hematoksilen-Eosin, Periyodik Asit Schiff ve Crossman boyama) ve immünohistokimyasal yöntemlerle incelendi. Deney sonunda canlı vücut ağırlığının diyabet grubunda azaldığı, Diyabet + SBT grubunda ise artmış olduğu gözlendi. Kan-glikoz değerinin ise Kontrol grubuna göre Diyabet grubunda arttığı belirlendi. Diyabet + SBT grubunda ise kan glikoz değerinin Diyabet grubuna göre düştüğü görüldü. Histopatoloik incelemeler için uygulanan; Hematoksilen-Eosin, Periyodik Asit Schiff ve Crossman boyamaları sonucunda böbrekte meydana gelen hiperemi, bowman aralığında daralma, bazal membranda kalınlaşma ve bağ dokuda artış gibi değişiklere karşı, yalancı iğde uygulamasının azaltıcı etkisinin olduğu görüldü. Diyabet grubunda artan böbrek ağırlığına karşı, Diyabet + SBT grubunda böbrek ağırlığının azaldığı görüldü. Böbrek İrisin düzeyinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda azaldığı, buna karşı Diyabet + SBT grubunda arttığı gözlendi. Böbrek Asprosin immunoreaktivitesinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda arttığı, Diyabet + SBT grubunda ise Asprosin immunoreaktivitesinin benzer olduğu gözlendi. Diyabetle ilişkili oksidatif strese bakıldığında ise en düşük TOS değerinin diyabetik grupta en yüksek TAS değerinin ise SBT grubunda olduğu görüldü. Oksidatif stres indeksinin Diyabet grubunda en düşük olduğu ve Diyabet +SBT grubunda arttığı görüldü. Testis dokularına uygulanan Hematoksilen-Eosin, Periyodik Asit Schiff ve Crossman boyama sonuçlarına göre histopatolojik olarak seminifer tubuller ve Leydig hücrelerinde meydana gelen dejenerasyon, interstisyel hiperemi, bağ doku artışı, bazal membranda kalınlaşma gibi değişiklere karşı, yalancı iğdenin azaltıcı etkisi olduğu görüldü. Ancak testis ağırlığına etkisi görülmedi. Testis dokusuna yapılan immunohistokimyasal boyamalar sonunda, İrisin düzeyinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda azaldığı buna karşı Diyabet + SBT grubunda arttığı gözlendi. Testis dokusunda Asprosin seviyesinin kontrol grubuna göre diyabet grubunda azaldığı, Diyabet + SBT grubunda ise Asprosin immunoreaktivitesinin arttığı gözlendi. Alınan sperm örneklerinden Diyabet grubuna göre Diyabet + SBT grubunda sperm motilite ve yoğunluğunda artış görülürken, anormalite de etkisi görülmedi. Ancak sadece SBT uygulanan hayvanların anormalite değeri en düşük bulundu. Sonuç olarak; deneysel diyabet oluşturulmuş hayvanlara uygulanan SBT yağının diyabet kaynaklı canlı ağırlık kaybını azalttığı, kan-glikoz değerini düşürdüğü ve SBT'nin diyabet sonrası oluşan oksidatif stresin zararlı etkilerini azalttığı görüldü. Bunun yanında diyabetik hayvanların spermatojenik muayane sonucunda SBT yağının iyileştirici etkisinin olduğu tespit edildi. Son olarak ise; diyabet kaynaklı testis ile böbrek dokularında meydana gelen histopatolojik hasarlar üzerinde SBT'nin azaltıcı etkisinin olduğu ve İrisin ve Asprosin üzerine SBT'nin pozitif etkisi olduğu izlendi.

Akut böbrek hasarıAsprosinDiabetes mellitus+7
Merve Pekince Özöner
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

3. basamak yoğun bakım ünitesinde kolistin kullanımına bağlı ABH gelişimininin RIFLE ve KDIGO'ya göre karşılaştırılması

Amaç: Yoğun bakım enfeksiyonlarında çoklu antibiyotik direnci geliştiren pseudomonas aeruginosa, acinetobacter baumannii, klebsiella pneumoniae gibi pek çok etken bulunmaktadır. Nefrotoksisite yan etkisi nedeniyle klinik kullanımda 1980'lerde geri planda kalan kolistin bu sorunlu patojenler ve sınırlı antibiyotik seçeneği nedeniyle günümüzde tekrar tercih edilmeye başlanmıştır. Ancak kolistinin böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi klinikte kullanımını sınırlamaktadır. Biz bu çalışmada yoğun bakımda takipli olup colistin kullanan hastalarda abh gelişiminin RIFLE ve KDIGO'ya göre değerlendirlmesi ve karşılaştırılması hedeflendi. Yöntem: Çalışmamız da retrospektif olarak 2016 ocak ve 2019 aralık tarihleri arasında Dicle üniversitesi hastanaleri dahiliye yoğun bakım ünitesinde 48 saatten uzun süreli kolistin tedavisi verilen hastalar elektronik bilgisayar kayıt sisteminden ve arşivden elde edilen dosya ve gözlem formlarından incelendi. Nefrotoksisite gelişmiş ve gelişmemiş olan hastalar karşılaştırıldı. Nefrotoksisite değerlendirmesi RIFLE ve KDİGO evrelemesine göre yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 145 hasta değerlendirildi. Çalışmamıza dahil edilen hastalaraın 78'inde(%58) kolistin kullanımı sonrası renal hasar geliştiği saptandı. Renal hasar gelişimi mortalite açısından istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Renal hasar gelişimi ileri yaş hastalarda daha sık görülmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı. Kolistine bağlı renal hasar gelişimi ile cinsiyet arasında anlamlı bir istatistiksel ilişki saptanmadı Renal hasar gelişen hastaların 45 tanesinde pnömoni saptandı. Yapılan istatistik analiz sonucu renal hasar gelişim riski açısından pnömoni varlığı anlamlı bulundu. Kolistin kullanımına bağlı renal hasar gelişimi için risk faktörlerine baktığımızda bazal hemoglobin düşüklüğü, bazal üre, kreatinin, potasyum, fosfor, magnezyum yüksekliği istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Mortalite oranları KDIGO ve RIFLE evreleme sistemlerine göre benzer şekilde bulundu. Mortalite açısından her iki sınıflandırma da kullanılabilir. Sonuç: Mortalite tahmini için KDIGO ve RIFLE kriterlerinin ikisinin de kullanılabileceğini ancak KDIGO'nun daha kolay kullanımı ve spesifite-sensitivitesinin daha yüksek olması sebebiyle öncelikli

Acinetobacter baumanniiAkut böbrek hasarıAntibiyotikler+7
Önder Keserci
Dicle University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis vulgaris hastalarında renal fonksiyonların değerlendirilmesi ve subklinik renal hasarın incelenmesi

Psoriasis toplumun yaklaşık %2'sini etkileyen, hiperproliferatif papüloskuamöz bir hastalıktır. Doğal ve edinsel bağışıklık sisteminde disregulasyona bağlı olarak ortaya çıkan T hücre aracılı inflamatuar bir hastalık olduğu bilinmektedir. Son yıllarda psoriasisin yalnızca deriyi tutan bir hastalık olmadığı, sistemik inflamatuar bir hastalık olarak kabul edilmesi gerektiği bildirilmektedir. Çalışmalarda psoriasis hastalarında başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere metabolik sendrom ve komponentleri gibi pek çok komorbid hastalığa yatkınlık oluştuğu ve bu komorbiditelerin temelinde inflamatuar sürecin etkili olduğu gösterilmiştir. Literatürde psoriasisin renal tutulumu konusunda çelişkili sonuçlar mevcuttur. Mevcut çalışmalar daha çok kronik renal hasarı göstermeye yöneliktir. Subklinik renal hasarın incelendiği çalışma ise az sayıdadır. Bu çalışmada amacımız psoriasis vulgarisli hastalarda klinik ve subklinik renal hasar varlığını renal fonksiyon parametreleri ve spesifik erken dönem renal hasar biyobelirteçleri ile incelemektir. Çalışmamıza psoriasis vulgaris tanılı 44 hasta ve sağlıklı 44 kontrol dahil edildi. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Her iki grup arasında renal fonksiyonları değerlendirmek üzere serum üre, kreatinin, glomerüler filtrasyon hızı (GFR), tam idrar tetkiki, idrar mikroskopisi, spot idrarda albuminüri, proteinüri düzeyleri, üriner böbrek hasar molekülü-1 (KIM-1), üriner nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin (NGAL) ve üriner podokaliksin (PCX) düzeyleri karşılaştırıldı. Hasta ve kontrol grubunda serum üre, kreatinin ve GFR düzeyleri normal sınırlardaydı. Her iki grup arasında serum üre (p=0.246), serum kreatinin (p=0.067) düzeyleri, GFR (p=0.069), tam idrar tetkiki, idrar mikroskopisi ve albuminüri (p=0.149) düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Proteinüri düzeyleri karşılaştırıldığında hasta grubunda daha yüksek olmak üzere iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.021). Her iki grup arasında üriner KIM-1 (p=0.786), NGAL (p=0.170), PCX (p=0.356) düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Üriner KIM-1/kreatinin (p=0.246), üriner NGAL/kreatinin (p=0.301) ve üriner PCX/kreatinin düzeyleri (p=0.611) açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Hasta grubunda üre, kreatinin, GFR, albuminüri, proteinüri, bazal üriner KIM-1, NGAL, PCX düzeyleri, üriner KIM-1/kreatinin, NGAL/kreatinin ve üriner PCX/kreatinin oranları ile hastalık süresi ve hastalık şiddeti arasında herhangi bir kolerasyon tespit edilmedi. Sonuç olarak çalışmamızdan elde edilen veriler psoriasis vulgarisin klinik renal hasara yol açmadığını düşündürmektedir. Çalışmamızda psoriasisli hasta grubunda subklinik bir renal hasar belirteci olan proteinüri düzeyleri daha yüksek tespit edilmiştir. Bu nedenle psoriasisli hastalarda belirli aralıklarla ayrıntılı anamnez ve fizik muayene ile proteinüri takibi yapılmasının ve proteinüri düzeyleri ile kolerasyon gösteren üriner KIM-1/kreatinin, NGAL/kreatinin düzeylerinin ve albuminüri düzeylerinin tekrarlayan ölçümlerinin oluşabilecek renal hasarın erken tespitine olanak sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Psoriasisli hastalarda renal tutulum varlığını değerlendirmek için daha geniş hasta gruplarında yapılan ve uzun sureli gözlem içeren, geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Psoriasis vulgaris, Renal hasar, KIM-1, NGAL, PCX

Akut böbrek hasarıBöbrekBöbrek fonksiyon testleri+5
Belgin Küçükyangöz
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğuştan kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan hastalarda erken dönemde böbrek fonksiyonlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Doğuştan kalp hastalığı olan yenidoğanlarda kalp cerrahisi sonrası akut böbrek hasarı (ABH), yüksek morbidite ve mortalite ile yakından ilişkili ciddi bir komplikasyondur. Bu çalışma, yenidoğanlarda kalp cerrahisi ile ilişkili ABH'nı karakterize etmeyi, insidansını, perioperatif ve ameliyat sonrası ilişikili risk faktörleri ile kısa süreli sonuçlarını belirlemeyi amaçlamıştır. Bu araştırma, Ocak 2015 ile Aralık 2019 tarihleri arasında hastanemizde doğuştan kalp hastalığı nedeniyle ameliyat edilip, çocuk kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde takip edilen 177 yenidoğanı (≤28 gün) kapsamaktadır. Hastalara ait veriler retrospektif olarak incelendi. ABH'nın değerlendirmesinde nKDIGO (neonatal Kidney Disease Improving Global Outcomes), pRIFLE (pediatrik Risk, Injury, Failure, Loss,End-stage kidney disease) ve nRIFLE (neonatal Risk, Injury, Failure, Loss, End-stage kidney disease) kriterleri çalışmamızda ayrı ayrı kullanıldı. ABH olan ve olmayan grupların verileri analiz edildi. Çalışmamızda yenidoğanlarda kardiyak cerrahi ilişkili akut böbrek hasarı (CS-AKI) insidansı sırasıyla; nKDIGO, pRIFLE ve nRIFLE için %12,5, %40,8 ve %21,5 olarak bulundu. Her üç sınıflamada, ABH olanlarda kardiyopulmoner bypass süresi, ameliyat süresi, inotrop tedavi süresi, mekanik ventilasyonda kalma süresi, yoğun bakımda izlem süresi ve hastanede kalma süresi ABH gelişmeyenlerden anlamlı (p˂0.05) olarak daha yüksekti. Çalışmamızda ameliyat sonrası ilk 24 saatte bakılan tepe serum laktat düzeyleri ve metabolik asidoz tablosu, aritmi, sternumun geç kapatılması ve renal replasman tedavisi oranları CS-AKI ilişkli her 3 sınıflamada da yüksek bulundu. ABH'nın hastaların mortalitesine olan etkisine bakıldığında, nKDIGO ve nRIFLE sınıflamalarına göre, ABH olan gruplardaki mortalite oranı ABH olmayan gruplardan anlamlı (p˂0.05) olarak daha yüksek bulundu. İstatistiksel analizde her 3 sınıflama, kardiyak cerrahi sonrası ABH evrelerine göre karşılaştırıldığında nKDIGO ile pRIFLE ve nRIFLE sınıflamaları arasında anlamlı uyum saptanmıştır. Kardiyak cerrahiye bağlı ABH'nın erken tanımlanması, ameliyat sonrası mortalite ve morbiditeyi azaltmak için önemlidir. Gelişen cerrahi prosedürler, anestezi teknikleri ve ameliyat sonrası bakımın katkısıyla kardiyak cerrahi sonrası ABH'nı araştıran prospektif daha fazla çalışmanın yenidoğanları kapsaması gerekmektedir.

Akut böbrek hasarıBebek-yenidoğmuşBöbrek+7
Ezgi Öktener Anuk
Başkent University
2020
00

Related subjects