Circadian rhythm

83 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Vardiyalı çalışma sisteminin ve sirkadyen özelliklerin uyku kalitesine etkisi

Bu çalışma hemşirelerin sirkadyen özellikleri, uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Haziran-Ekim 2018 tarihleri arasında, Tekirdağ ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan hastanelerden 50 ve daha fazla sayıda hemşirenin çalıştığı Tekirdağ Devlet Hastanesi, Tekirdağ Çorlu Devlet Hastanesi, Tekirdağ Malkara Devlet Hastanesi, Tekirdağ Çerkezköy Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın yürütüldüğü hastanelerde çalışan 504 hemşire araştırmada yer almıştır. Veriler "Hasta Tanılama Formu", "Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Epworth Uykululuk Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, t testi, Mann Whitney U testi, Pearson ki-kare, Kruskal Wallis, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada yer alan hemşirelerin yaş ortalaması 32,32±7,02 yıl olup, %85,9'u kadın, %59,3'ü bekâr, %67,1'i lisans düzeyinde eğitim almıştı. Hemşirelerin Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 6,24±3,02 olarak hesaplanmış, %56,2'sinin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Epworth Uykululuk Ölçeği'den aldıkları toplam puan ortalaması 6,64±4,54 olarak hesaplanmış ve %17,9'unda (n=90) artmış gündüz uykululuğu saptanmıştır. Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği toplam puan ortalaması 48,56±8,42 olup, hemşirelerin %11,3'ünün (n=57) kronotip özelliğinin sabahçıl, %20,2'sinin (n=102) akşamcıl ve %68,5'inin (n=345) ara tipte olduğu belirlenmiştir. Gündüz çalışanların %48,4'ünde, vardiyalı çalışanların %57,2'sinde uyku kalitesi kötü olup, vardiyalı çalışanlarda gündüz uykululuğu daha fazladır (p<0,05). Kronotip özelliklerine göre akşamcıl özelliğe sahip olan hemşirelerin uyku kalitesi daha kötü ve gündüz uykululuğu daha fazla bulunmuştur (p<0,01). Sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin uyku kalitesinin artırılması için çalışma düzenlerinin oluşturulmasında sirkadyen özelliklerinin dikkate alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Vardiyalı Çalışma, Uyku Kalitesi, Hemşire, Sirkadyen Özellikler.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Emine Alcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumamış bireylerin kanındaki tiroid stimülan hormon düzeyinin, aynı bireylerin sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumuş durumları arasındaki değişimin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Halsizlik şikayeti ile iç hastalıkları polikinliğine başvuran hastaların etiyolojisinde hipotirodi mevcuttur. Hastalardan hipotiroidi taranması amacıyla TSH rutin işleyişde tarama amaçlı olarak istenir. Hastanın TSH değeri normalin üzerinde tespit edilir ise ve aynı gün içerisinde yapılan kontrol TSH değerininde yüksek tespit edilmesi halinde, hastaya hipotiroidi ön tanısı konmakta ve hipotiroidi etiyolojisi açısından ileri tetkiklere geçilmektedir. Ancak hastanın TSH yüksekliğinin nedenin sirkadiyen ritme uygunsuz uyku alışkanlığı olabiliceği genel olarak atlanabilmektedir. Çalışmamızda sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumamış bireylerin kanındaki TSH düzeyinin, aynı bireylerin sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumuş durumları arasındaki değişimin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamız, TSH düzeyinin değerlendirilmesinde uyku durumumunun gerekliliği üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışmamıza halsizlik şikayeti ile başvuran, yapılan tetkiklerde TSH normal sınırın üzerinde tespit edilen ve uykusuzluk anamnezi veren 100 hasta alınmıştır. Çalışmamızda uykusuz erkeklerdeki ve kadınlardaki TSH seviyesi ile aynı erkeklerin ve kadınların sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş halleri arasındaki TSH seviyesi karşılaştırılmıştır. Sonuçlar anlamlı bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları analiz edildiğinde uykusuz kadınlarda, aynı kadınların sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş hallerine göre TSH seviyesinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde uykusuz erkeklerde TSH seviyesinin, aynı erkeklerin sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş hallerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan değerlendirmeler ışığında halsizlik şikayeti ile başvuran hastalarda TSH yüksekliği tespit edilmesi durumunda öncelikle sirkadiyen ritme uygun şekilde uyuyup, uyumadığı sorgulanmalıdır. Kişinin sirkadiyen ritme uygunsuz uyku durumu tespit edilmesi halinde öncelikle sirkadiyen ritme uygun olarak uyuması sonrası TSH tetkiği tekrar edilmelidir. Bu şekilde hem gereksiz ileri tetkik yapılması önlenmiş olacak hem de yanlış hipotiroidi ön tanısı almasının önüne geçilmesi sağlanacaktır.

Sirkadiyen ritimTiroid beziTiroid hormonları+1
Metehan Ümit
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanguru bakımının yenidoğanların sirkadiyen ritm, büyüme ve fizyolojik parametreleri ile anne sütü kortizol ve melatonin düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde düzenli kanguru bakımı alan prematüre bebeklerin sirkadiyen ritim, büyüme ve fizyolojik parametreleri ile anne sütü kortizol ve melatonin düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile yapıldı. Paralel grupta, tek kör, ön test- son test, randomize kontrollü deneysel tasarımda olan bu çalışma, Konya Şehir Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yürütüldü. Araştırma, Eylül 2024- Ekim 2025 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma verileri 56 prematüre bebekten toplandı. Prematüre bebekler girişim (n=28) ve kontrol (n=28) gruplarına randomize olarak atandı. Veri toplama aracı olarak "Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu", "Yenidoğan Fizyolojik Parametre ve Büyüme Takip Çizelgesi" ve "BIS Takip Çizelgesi" kullanıldı. Girişim grubundaki prematüre bebeklere kanguru bakımı düzenli olarak üç gün boyunca gündüz (10.00) ve akşam (22.00) saatlerinde 60 dakika sürede verildi. Kontrol grubu klinik rutin doğrultusunda bakım aldı. Prematüre bebeklerin uyku uyanıklık döngüsüne ait verileri Bispektral Indeks cihazı ile gündüz ve gece üç gün boyunca takip edildi. Anne sütü numuneleri çalışmaya başlamadan önce ve üçüncü gün çalışma sonunda toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Independent Sample t Test, Ki Kare Testi, Karışık Desen ANOVA analizi, etki büyüklüklerinin değerlendirilmesinde eta kare kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmanın etik kurul ve kurum izni alındı, protokol kaydı (Clinical Trial No: NCT06589349) yapıldı Araştırmada, girişim ve kontrol grubundaki bebeklerin gündüz ve gece tüm günlerde BIS ortalamaları (F=36,972 p<0,001 η2=0,406), kalp tepe atımı (F=17,167 p<0,001 η2=0,241), solunum sayısı (F=23,950 p<0,001 η2=0,307), oksijen satürasyonu (F=5,513 p<0,001 η2=0,093) ve vücut sıcaklığı (F=6,676 p<0,001 η2=0,110) üzerine düzenli kanguru bakımının etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Gruplara göre bebeklerin vücut ağırlığı (F=0,621 p=0,539 η2=0,011) ile annelerin anne sütü kortizol (F=0,005 p=0,942 η2=0,000) ve melatonin (F=0,052 p=0,821 η2=0,001) değerlerinin değişmediği saptandı. Araştırma sonuçları, düzenli olarak uygulanan kanguru bakımının prematüre bebeklerde uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyerek sirkadiyen ritim gelişimini desteklediğini ortaya koymuştur. Ayrıca girişimin, fizyolojik stabilitenin sağlanmasına katkı sağladığı belirlendi. Annelerin süt kortizol ve melatonin düzeylerinin kanguru bakımı ile anlamlı bir değişim göstermediği saptandı. Bu doğrultuda, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde prematüre bebeklere düzenli kanguru bakımının uygulanması; bebeklerin sirkadiyen ritim gelişimini desteklemek ve fizyolojik parametrelerin stabilitesini sürdürmek açısından önemlidir. Prematüre bebeklere yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde düzenli kanguru bakımı verilmesinin bebeklerin klinik sonuçlarını iyileştirmede faydalı olacağı düşünülmektedir.

Anne sütüFizyolojik parametrelerKanguru bakımı+2
Fatma Ertürk
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde sirkadyen ritmin zaman algısı üzerindeki etkisi

Bu tez çalışmanın amacı, sirkadyen ritmin zaman algısı üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, davranışsal ve fizyolojik yöntemlerin kullanıldığı birbirini tamamlayıcı nitelikte üç deney tasarlanmıştır. Deney 1'de genç yetişkinlerde kronotip türü, uygulama zamanı ve hedef sürenin, Deney 2A ve 2B'de ileriye ve geriye dönük zamanlama paradigmaları ve uygulama zamanının zaman algısı üzerindeki etkisi ile tüm deneylerde vücut ısısı ve sosyal jet lag ile zaman algısı arasındaki ilişki incelenmiştir. Ek olarak, tez kapsamında Münih Kronotip Anketi'nin (MKA-TR) kültürümüze uyarlama, geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları yapılmıştır. Deney 1'de 4 farklı hedef süre (1 sn, 5 sn, 10 sn ve 15 sn) için İleriye Dönük Zamanlama Paradigmasında Süre Üretimi Görevi (n=33); Deney 2A'da 10 sn hedef süresi için İleriye ve Geriye Dönük Zamanlama Paradigmalarında Süre Üretimi Görevi, Süre Yeniden Üretim Görevi ve Sözel Süre Tahmini Görevi (n=26); Deney 2B'de farklı kronotipteki katılımcılara 3 sn hedef süresi için Süre Yeniden Üretim Görevi ve Sözel Süre Tahmini Görevi (n=25) uygulanmıştır. Tüm deneylerde vücut ısısı ölçümü kızılötesi temassız termometreyle alınmıştır. Katılımcıların kronotiplerini ve sosyal jet lag değerlerini belirlemek üzere Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve MKA-TR uygulanmıştır. Sonuç olarak tez çalışması kapsamında yer alan üç deneye ilişkin genel bulgular; uygulama zamanının genç yetişkinlerde (ara tip ve akşamcıl tip) saniye düzeyindeki kısa sürelerin (1 sn ve 3 sn) farklı paradigma/görevlerdeki zaman algısı üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Buna karşın, tüm deneylerde sabahtan akşama doğru vücut ısısında anlamlı bir artış ve 1 saatten fazla sosyal jet lag görülmesine rağmen; zaman algısı ve vücut ısısı ile sosyal jet lag arasında olduğu varsayılan ilişki gösterilememiştir. Anahtar Sözcükler Zaman Algısı, İleriye Dönük Zamanlama Paradigması, Geriye Dönük Zamanlama Paradigması, Sirkadyen Ritim, Vücut Isısı, Sosyal Jet Lag, Münih Kronotip Anketi

Genç yetişkinlerSirkadiyen ritimZaman+2
Şengül Erdoğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sirkadiyen ritmin aşı ile edinilen bağışıklık yanıtına etkisinin CRISPR/CAS9 tekniğiyle araştırılması

Sirkadiyen ritimler, gen ekspresyonunun zaman içinde düzenlenmesiyle ortaya çıkan biyolojik süreçlerdir. Bu süreçler, uyku ve uyanıklık döngüsü, hormonal salım, metabolizma ve bağışıklık fonksiyonları gibi birçok biyolojik süreci etkiler. Bu nedenle sirkadiyen ritimler, genlerin düzenli bir şekilde ifade edilmesi ve vücudun uygun bir şekilde düzenlenmesi için önemlidir. Bir sirkadiyen gen olan TIMELESS, hücre döngüsü, DNA hasar yanıtı gibi çeşitli biyolojik süreçlerde de rol oynadığından, geniş bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, TIMELESS sirkadiyen geninin bağışıklık sistemiyle ilişkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, öncelikle in silico yöntemler kullanılarak TIMELESS'ın fizikokimyasal özellikleri, hücre içi lokalizasyonu ve 3 boyutlu protein yapısı incelenmiştir. Ardından filogenetik ağaç ve motif analizi yapılarak TIMELESS'ın evrimsel ilişkileri belirlenmiştir. Daha sonra in silico yollarla TIMELESS'ı hedefleyen 52 miRNA tespit edilmiştir. Bu miRNA'ların kanserle, bağışıklık ve enfeksiyonla ilişkili olduğu biyoinformatik yollarla belirlenmiştir. Ek olarak, CRISPR/Cas9 yöntemi kullanılarak, HEK293 hücrelerinde TIMELESS geni nakavt edilmiş ve BCG aşısı aracılığıyla innate ve adaptif 84 genin ekspresyon düzeyleri incelenmiştir. Edinilen bulgular sonucunda TIMELESS geninin bağışıklık sistemi fonksiyonlarıyla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu tez çalışması TIMELESS geni ve diğer sirkadiyen genlerin fonksiyonlarının daha iyi anlaşılması, sağlık ve hastalık üzerindeki sirkadiyen ritimlerin etkilerinin daha iyi araştırılması ve tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine yardımcı olabilir.

AşılamaAşılarBCG aşısı+6
Aybüke Okay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Risk alma davranışı, ödül duyarlılığı ve siklotimik/irritabl mizacın bipolar bozukluk belirtileri ve kronotip arasındaki ilişkide aracı rolünün araştırılması

Bu araştırmada, sağlıklı popülasyonda bipolar bozukluk (BB) riski ile kronotip arasındaki ilişkide, ödül duyarlılığı, risk alma davranışı ve siklotimik/irritabl mizacın aracılık rolleri incelenmiştir. Çalışmaya, BB veya başka herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan, Türkiye'de üniversite öğrenimi gören ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, 18-24 yaş aralığındaki 244 birey (61.1% (n=149) kadın) dahil edilmiştir. Veriler, yüz yüze ve çevrim içi olmak üzere iki aşamada toplanmıştır. Katılımcılara bilgisayar ortamında Ödül için Efor Sarf Etme Görevi ve Modifiye Balon Analog Risk Testi uygulanmış, ardından Sabahçıl-Akşamcıl Testi, Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ), TEMPS-A Mizaç Ölçeği'nin Siklotimik ve İrritabl alt boyutları, Davranışsal İnhibisyon Sistemi/Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği ve BARRATT Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu doldurtulmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması 21.23±1.59'dur. Kronotip dağılımı incelendiğinde, sabahçıl tipte 27 kişi (%11.1), ara tipte 152 kişi (%62.3) ve akşamcıl tipte 65 kişi (%26.6) yer almaktadır. Kronotip ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=-0.025, p>0.05). Kronotip gruplarına göre DBÖ ile ölçülen BB riski açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (F=0.373, p=0.689). Dürtüsellik düzeyleri arttıkça DBÖ ile ölçülen BB riski de artış göstermektedir (r=0.350, p<0.001). Ayrıca, irritabl mizaç ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.149, p=0.018). Sonuç olarak, kronotip ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında bir ilişki saptanmamıştır. Ancak irritabl mizaç, dürtüsellik gibi faktörlerin DBÖ ile ölçülen BB riski ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgunun, örneklemin klinik düzeyde BB belirtileri göstermeyen sağlıklı bireylerden oluşmasıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bulgular, hem BB riski ile kronotip arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi hem de BB riskiyle ilişkili psikolojik ve davranışsal faktörlerin belirlenebilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Bipolar bozuklukSirkadiyen ritim
İrem Su Demircioğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

20-55 yaş aralığındaki ofis çalışanlarında kronotipe göre beslenme ve BKI durumlarının değerlendirilmesi

Sirkadiyen ritim, yaklaşık 24 saatlik bir döngüyü izleyen, metabolizmayı, fizyolojiyi ve davranışı düzenleyen bir sistemdir. Çeşitli sirkadiyen faz belirteçleri vardır ve bunlardan biri kronotiptir ve bir bireyin uyku ve uyanıklık zamanlaması da dahil olmak üzere çeşitli biyolojik ve psikolojik özellikleri gerçekleştirmedeki günlük tercihlerini ifade etmektedir. Gıda alımı ve yeme kalıpları da benzer şekilde günlük ritimler göstererek krono-beslenme olarak adlandırılan diyet alımının zamanlaması, bir bireyin kronotipinden etkilenebilmektedir. Kronotipler, diyet alışkanlıkları ile ilişkili olarak kilo alımı, obezite mekanizması ve kronik hastalık riskini etkileyebilir. Bu bağlamda bireylerin kronotiplerine göre beslenme alışkanlıklarının saptanmasının, yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve sağlıklı beslenme ile öğün alışkanlıklarının kazandırılması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, çalışmaya katılan kişilerin kronotiplerinin belirlenerek, kronotiplerine göre besin tüketimlerinin, beslenme durumlarının ve yeme tutumlarının değerlendirilmesidir. Çalışma INDEX A.Ş. ve NURSAN A.Ş. şirketlerinde, 120 (38 kadın, 82 erkek) ofis çalışanı ile yürütüldü. Çalışma, birinci elden veri toplama yöntemi olan yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak uygulandı. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından bireylerde ''Kişisel Bilgi Anket Formu, Beslenme ve Uyku Alışkanlıkları, Besin Tüketim Kaydı, Sabahçıl-Akşamcıl Anketi, Yeme Tutum Testi ve Gece Yeme Anketi'' kullanıldı. Toplanan veriler ''IBM SPSS Statistics 22'' ile değerlendirildi. Ortalama M/E skoru 52,378,729 puan olarak bulundu. Katılımcıların yüzdelerine göre %22,5 sabahçıl, %65 ara ve %12,5 akşamcıl tipe sahip oldukları belirlendi. Kronotipler ile BKI kategorileri arasında anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Kronotipler ile hafta içi ve hafta sonu kahvaltıyı atlama durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Kronotiplere göre enerji, makro ve mikro besin öğesi alımları incelendiğinde tüketimleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Kronotiplere göre yeme tutumları ve gece yeme sendromu durumları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak, yapılan bu çalışmada ofis çalışanlarında kronotipler ile beslenmeleri arasında bir ilişki bulunmadı. Bu konuda daha geniş ve demografik özellikleri farklı gruplarda çalışma yapılmalıdır.

BeslenmeKronotipSağlıklı beslenme+3
Neşe Uğur
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik biyokimyada varyasyon: Biyolojik varyasyon

Total test sürecinde son teknoloji ile analitik hata ve varyasyon kaynakları giderek azalmakta pre-analitik hata ve varyasyon kaynakları da sistemli kalite yönetimi ve eğitimi ile azaltılabilmektedir. Bireysel test sonucu değerlendirilmesinde analiz öncesi süreçten kaynaklanan olası varyasyon kaynakları minimize edilmeye çalışıldığından ve pratikte ihmal edildiğinden, sonuç değerlendirilmesinde doğal rastgele varyasyon-birey içi biyolojik varyasyon ve analitik varyasyon verileri kullanılmaktadır. Bu nedenle laboratuvar analitlerinin biyolojik varyasyon çalışmaları artan bir ilgi görmektedir. Bu yönelimin sebebi, bu bilginin tüm laboratuvar süreçlerindeki potansiyel pratik uygulamaları ile ilişkili olmasıdır. Biyolojik varyasyon verileri, test yorumları için popülasyona dayalı referans aralıklarının kullanımının değerlendirilmesi için bireysellik indeksi, referans aralığı içinde yer alan test sonuçlarının tekrarlarında meydana gelen önemli değişikliğin tahmini gibi laboratuvar testlerinin yorumlanması ve kullanılması için önemli verilerin türetilmesine izin verir. Bu çalışmamızda sonuçları popülasyona dayalı referans aralıkları ile karşılaştırma kullanılarak değerlendirilen demir, transferrin ferritin folat vitamin B12 ve 25-OH vitamin D testlerinin birey içi ve bireyler arası BV verilerini elde etmeyi ve bu değerleri kullanarak bireysellik indeksi ve referans değişim değeri verilerini türeterek ilgili testler için popülasyona dayalı referans aralıklarının kullanımını değerlendirmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Çalışmamızda Demir, Transferrin, Ferritin, Vitamin B12, Folat ve 25-OH vitamin D testleri için birey içi biyolojik varyasyon bileşenlerinin ve referans değişim değerlerinin belirlenmesi amacıyla 22-50 yaş aralığındaki 21 (11 kadın, 10 erkek) sağlıklı gönüllüden bir ay içerisinde 0.1.7.14.ve 28. günlerde toplam 5 adet venöz kan örneği alındı. Tüm testler otoanalizörde çalışılmış olup her iki cinsiyet ve tüm grup için CVI, CVG, II, RCV değerleri hesaplandı. Bulgular: Tüm parametreler ve tüm gruplar için BV verileri sırasıyla; CVA (%) / CVI (%) / CVG (%) Demir, 0.67/27.3/32.3 Transferrin, 0.62/3.60/10.24 Ferritin, 2.27/6.21/105.6 Folat, 4.71/10.3/28.56 Vitamin B12, 6.16/5.77/34.6 ve 25-OH Vitamin D, 3.44/8.21/54.9 RCV için 2 yönlü olasılık 95% - 99% sırasıyla 74,9/98,7 10,1/13,3 18,3/24,1 31,4/41,3 23,4/30,8 24,7/32,5 ve bireysellik indeksleri sırasıyla 0.8 0,4 0,1 0,4 0.17 0,1 olarak bulundu. Sonuç: Demir, Transferrin, Folat, Vitamin B12, 25-OH Vitamin D için CVI ve CVG değerleri literatür ile uyumlu olup Ferritin için çalışmamızda bulduğumuz CVI ve CVG değerleri veri tabanında yer alan değerlerden farklı hesaplandı. Bu farklılığın çalışma için seçilen bireylerin özelliklerinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. II için bulunan değerler ile yapılan RA kullanımının uygunluk ve faydasını değerlendirmede; Demir için II < 0.6 ve II > 1.4 olarak alındığında RA kullanımı uygun olup, Transferrin, Folat, Vitamin B12, 25-OH Vitamin D için ise RA yerine RCV kullanımının daha uygun olduğu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pre analitik varyasyon, Analitik varyasyon, Birey içi ve bireyler arası biyolojik varyasyon, Referans değişim değeri, Bireysellik indeksi.

BiyokimyaBiyolojiDemir+7
Halil İbrahim Akbay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk hastaları ve birinci derece yakınlarında silik nörolojik belirtiler, sirkadiyen tercihler ve duygu regülasyonunda güçlükler arasındaki ilişki

Bu çalışmada bipolar bozukluk hastaları ve birinci derece yakınlarında silik nörolojik bulgular, sirkadiyen tercihler ve duygu düzenleme güçlüğü ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Psikiyatri polikliniğine başvuran ve çalışma ölçütlerini karşılayan 35 bipolar bozukluk hastası ile 35 hastanın 1. dereceden yakını ve 35 kontrol grubu olmak üzere toplamda toplam 105 kişi katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Sabahlılık-akşamlılık Ölçeği (MEQ), Duygusal Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Nörolojik Değerlendirme Ölçeği (NDÖ) uygulandı. Ötimi ölçütleri, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeğinden 7 veya daha az puan almış olmak ve Young Mani Değerlendirme Ölçeğinden 5 veya daha az puan almak şeklinde belirlendi. Araştırmamızın sonucunda motor koordinasyon, karmaşık motor hareketler, diğer Silik nörolojik belirtiler (SNB) ve toplam SNB ortalama puanının anlamlı olarak hasta ve hasta yakını gruplarındaki kişilerin ortalama puanlarının kontrol grubuna göre yüksek olduğu saptandı. Bipolar hasta grubundaki kişilerde psikotik depresyonu olan hastaların diğer SNB ortalama puanının anlamlı olarak psikotik depresyonu olmayan hastaların ortalama puanından yüksek olduğu görüldü. Hastaların kabul etmeme, amaçlar, dürtü, stratejiler, açıklık ve toplam DDGÖ puanının anlamlı olarak hasta yakını ve kontrol grubundan yüksek olduğu saptandı. Bipolar hasta grubundaki kişilerin SNB alt boyutlarından diğer SNB ile duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarından dürtü ve farkındalık arasında istatistiksel olarak pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. Hasta yakını grubundaki kişilerde SNB ile; duygusal düzenleme güçlüğü ölçeği ile duygusal bütünleştirme ve karmaşık motor hareketler arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. Duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarından kabul etmeme ile SNB alt boyutlarından karmaşık motor hareketler arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. Kontrol grubunda kişilerde farkındalık ile duygusal bütünleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edildi. SNB ve MEQ gruplar arasında değerlendirildiğinde; bipolar hasta grubunda ara tipte olanların karmaşık motor hareketler ortalama puanı sabah tipi olanlardan yüksek bulundu. Hasta yakını grubundaki sabah tipi olanların SNB toplam ve diğer ortalama puanı ara tipteki hasta yakınlarından yüksek bulundu. Kontrol grubundaki kişilerde ara tipte olan kişilerin stratejiler ortalama puanın anlamlı olarak sabah tipte olan kişilerin ortalama puanından yüksek bulundu. Sonuç olarak ötimi döneminde bile bipolar bozukluğu olanlarda ve birinci derece hasta yakınlarında duygu düzenleme güçlüğü ve silik nörolojik bulgularla olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin ilişkisi vardır. Bipolar hasta grubunda sirkadiyen tercihler anlamlı olarak silik nörolojik bulgular ve duygu düzenleme stratejileri ile ilişkilidir. Hasta yakınlarında silik nörolojik bulgular ile duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişki sirkadiyen tercihten bağımsızdır. Anahtar kelimeler; Bipolar bozukluk, silik nörolojik belirtiler, sirkadiyen tercihler, duygu regülasyonu.

Bipolar bozuklukBipolar bozuklukDuygu düzenleme+5
Barış Erkuş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Aktivasyon sonrası potansiyasyonun sürat performansına etkisinin sirkadiyen ritme göre incelenmesi

Bu araştırma, aktivasyon sonrası potansiyasyonun (ASP) sürat performansına etkisinin sirkadiyen ritme göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya takım sporlarıyla ve bireysel sporlarla uğraşan 15 erkek sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar sirkadiyen ritme göre performans farklılıklarının belirlenmesi için sabah (8:00-10:00) ve akşam (17:00-19:00) saatlerinde rastgele sırayla ASP uygulaması olarak 1TM'nin % 85 ile her set arası 2 dakika dinlenmeli 3x3 skuat egzersizi gerçekleştirmiş ve sonrasında 15.sn, 2.dk, 4.dk, 8.dk, 12. dk ve 16. dakikalarda 10m ara zamanlı 30 metre sürat testine katılmışlardır. Ayrıca her ASP uygulaması öncesinde referans ölçüm olarak kullanılacak 30 m sprint performansının belirlenmesi için katılımcılar 30 m sürat testine katılmışlardır. Sabah ve akşam yapılan ASP öncesinde katılımcılardan kan örnekleri alınarak kortizol ve testosteron hormon düzeyleri belirlenmiştir. Ayrıca sabah ve akşam ASP ölçümleri öncesinde katılımcıların oral vücut sıcaklıkları, dinlenik kalp atım hızları (KAHDİN) ve laktik asit düzeyleri (LADİN) belirlenmiştir. Bunların yanında ASP sonrasındaki performans değişkenlerine ek olarak her ölçüm zamanı için maksimal kalp atım hızı (KAHMAKS), minimum kalp atım hızı (KAHMİN), laktik asit yanıtları (LA) ile algılanan zorluk derecesi (AZD) yanıtları fizyolojik değişkenler olarak belirlenmiştir. Günün saatine göre sabah ve akşam ölçümleri öncesinde referans sürat performansı ile ASP uygulaması sonrasında 6 farklı zamanda (15sn, 2dk, 4dk, 8dk, 12dk ve 16dk) ölçülen sürat performansındaki ASP etkisi ve zamana bağlı değişim 2x7 (günün zamanı x ölçüm zamanı) tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi (ANOVA) ile test edilmiştir. F istatistiği anlamlı çıktığında farkın hangi ölçümlerden kaynaklandığını belirlemek için Bonferroni post hoc testi kullanılmıştır. Sirkadiyen ritmin göstergelerinden olan vücut sıcaklığının günün saatinden etkilenmediği saptanmıştır(p0.05). Sirkadiyen ritim gösteren testosteron ve kortizol hormonunun sabah saatlerinde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). 10 m, 20 m ve 30m sürat performansının günün zamanından etkilenmediği ve ayrıca günün zamanı x ölçüm zamanı etkileşiminin de anlamlı olmadığı görülmüştür(p>0,05), ancak bunun yanında bu mesafelerdeki ölçüm zamanı etkisinin anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). 10 m sürat performasındaki bu etkinin 15.sn, 12.dk ve 16.dk sürat performanslarının referans sürat performansından yavaş olmasından kaynaklandığı, 20 m sürat performansında bu etkinin 15.sn, 12.dk ve 16.dk sürat performansının referans sürat performansından yavaş olmasından, 15.sn ve 12.dk sürat performansının ise 2.dk sürat performansından yavaş olmasından kaynaklandığı görülmüştür (p<0,05)). 30 m sürat performansında ise 15.sn sürat performansının referans, 2.dk ve 4.dk sürat performansından yavaş olması ve 16.dk sürat performansının 2.dk sürat performansından yavaş olmasından ölçüm zamanı etkisinin anlamlı olmasına neden olmuştur (p<0,05). Hızlanmalı 10 m ve 20 m sürat performanslarına bakıldığında ise günün zamanı ve ölçüm zamanı etkisi ile günün zamanı x ölçüm zamanı etkileşiminin anlamlı olmadığı görülmüştür (p<0,05). Fizyolojik yanıtlarda KAHMAKS, KAHMİN ve LA yanıtlarında günün zamanı etkisi ile günün zamanı x ölçüm zamanı etkileşimi anlamlı değildir (p>0.05), ancak ölçüm zamanı etkisi anlamlıdır (p<0,05). Anlamlı ölçüm zamanı etkisinin KAHMAKS için 15.sn KAHMAKS değerinin 8.dk,12.dk ve 16.dk KAHMAKS değerlerinden yüksek olmasından kaynaklandığı (p<0,05), KAHMİN içinse 15.sn değerinin 4.dk ve 8.dk değerlerine göre, 2.dk değerinin ise 8.dk değerine göre yüksek olmasından kaynaklandığı görülmüştür (p<0,05), Son olarak LA değerlerindeki ölçüm zamanı etkisi 16.dk LA değerinin 2.dk LA değerinden yüksek olmasından kaynaklanmıştır (p<0,05). AZD yanıtlarına bakıldığında ise günün zamanı ve ölçüm zamanı etkisi ile ölçüm zamanı x ölçüm zamanı etkileşiminin anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları ASP'nin sürat performansına etkisinin günün zamanına göre değişmediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler : Aktivasyon Sonrası Potansiyasyon, Sirkadiyen Ritm, Sürat

ErkeklerKas kuvvetiPotansiyometrik performans+5
Alican Çetin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pinealektominin asprosin hormonunun sirkadiyen ritmi üzerine etkileri

Sirkadiyen ritimler, tüm organizmalarda çevresel döngülere adaptasyon sağlamak için evrimleşmiş biyolojik süreçlerdir. Pineal bez ve melatonin, bu ritimlerin düzenlenmesinde merkezi bir role sahiptir. Yeni keşfedilen bir adipokin olan asprosinin, melatonin ile olan ilişkisi ve sirkadiyen ritmi henüz literatürde tam olarak açıklanamamıştır. Bu tez çalışması; asprosin hormonunun sirkadiyen ritmini araştırmak ve incelemek, pinealektomi sonrasında bu ritimdeki potansiyel değişiklikleri ortaya koymak ve kortikosteron, insülin, leptin, ghrelin, TSH ve GH hormonları ile asprosin hormonu arasındaki muhtemel korelasyonları anlamak üzere planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması kapsamında asprosin hormonunun sirkadiyen ritmini araştırmak için deney hayvanları (Sprague Dawley) kullanılmış ve hayvanlara pinealektomi uygulanmıştır. Her grupta 12 hayvan olmak üzere pinealektomi, sham ve kontrol grupları oluşturulmuştur. Pinealektomi operasyonu, stereotaksik cihaz kullanılarak uygulanmış ve gruplar deneysel prosedüre uygun şekilde kendi içlerinde sabah ve akşam gruplarına ayrılmışlardır. Pinealektomiyi takiben iyileşme periyodunun ardından her gruptaki hayvanlardan sabah (07:00) ve akşam (19:00) saatlerinde kan örnekleri alınmış ve asprosin ile diğer hormonların düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizi GraphPad Prism programı kullanılarak yapılmış ve anlamlılık seviyesi p ≤ 0,05 olarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda, asprosin hormonunun doğal sirkadiyen bir ritme sahip olduğu ve bu ritmin pinealektomi sonrasında nasıl etkilendiği ortaya konmuştur. Ayrıca, melatonin yokluğunun, asprosin ve diğer hormonlar arasındaki korelasyonlara olan etkisi vurgulanmıştır. Yaptığımız bu çalışma ile, asprosin hormonunun sirkadiyen ritimle bütünleşmiş bir mekanizma ile çalıştığı ve pineal bezin bu düzenlemede kritik bir rol oynadığı açıklığa kavuşturulmuştur. Elde edilen bulgular asprosin hormonunun sirkadiyen biyoloji içerisindeki rolünü derinlemesine anlamamız için kritik bir adım teşkil etmektedir ve bu alanda gelecekte yapılacak çalışmalara önemli bir temel sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Asprosin Hormonu, Sirkadiyen Ritim, Pinealektomi

AsprosinPinealektomiSirkadiyen ritim
İlker Çoban
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alzheimer hastalığında sirkadiyen ritm değişikliği ve morfolojik karşılığının incelenmesi

Alzheimer Hastalığı (AH) ileri yaşta gözlenen demansların en sık karşılaşılan formudur. Yaşlanan popülasyon ile birlikte sebep olduğu bireysel engellilik,sağlık ve günlük bakım hizmetlerinin maliyeti ile önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Uyku ve sirkadiyen ritim bozuklukları AH'da sıkça karşılaşılan bir antite olup bakım zorluklarının ve bakım merkezine yatırılışların önde gelen sebeplerindendir. Bu çalışmanın amacı, özellikle AH'nın erken döneminde kontrol grubu ile kıyaslanarak kognitif işlevler, uyku alışkanlıkları ve hipotalamik hacim değişikliklerini incelemek; hipotalamus hacminin nörogörüntüleme biyobelirteci olabilirliğini değerlendirmektir. Çalışmaya Eylül 2019 ile Temmuz 2020 arasında merkezimize başvuran 20 hasta (Hafif Kognitif Bozukluk-HKB, hafif ve orta evre AH) ve 8 kontrol dahil edilmiş; ancak veri uygunluğu ve teknik nedenlerle 12 hasta ve 5 kontrol istatistiksel analize alınabilmiştir. Çalışma dahilinde katılımcılara kraniyal manyetik rezonans görüntüleme ve volumetrik hipotalamik hacim ölçümü, 7 güne kadar aktigrafi kaydı, nöropsikometrik testler ve uyku anketleri uygulanmıştır. Çalışmamızın sonuçlarında hipotalamik hacim değerlerinde iki grup arasında istatistiksel anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. Gruplar arasında saptanan anlamlı değişiklik sadece minimum uyku latans süresinde olup hasta grubunda daha uzun gözlenmiştir. HKB ve hafif-orta AH grupları arasında yapılan analizde minimum uyku etkinliğinin hastalık evresi ile beraber arttığı gözlenmiş; ancak maksimum ve ortalama uyku etkinliği sonuçlarında bu anlamlılığın gözlenmemiş olması ileri araştırmalar gerektirmektedir. Bellek testlerinde daha iyi skorların daha uzun toplam uyku süresi ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Uyku bölünmesinde artış, kötü yürütücü işlev skorlarına işaret ederken toplam uyku süresi ölçümlerinde tam tersi gözlenmiştir. Örneklemimizin küçüklüğü genelleme yapmak için yetersiz olmakla birlikte çalışmamızda gözlenen sonuçlar AH'nın uyku-uyanıklık ritminde bozukluğa sebep olduğu bilgisini desteklemektedir. AH'da sirkadiyen ritim bozukluğu incelenirken polisomnografik değerlendirmeyle de desteklenmesine, ritim özelliklerinin ve küçük bir anatomik yapı olan hipotalamusun hacmindeki değişikliklerin saptanabilmesi için daha büyük örneklem içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Alzheimer hastalığıBilişBilişsel işlevler+4
Dilek Mutlu
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı menstrüal döngü fazlarında sirkadiyen ritme göre tekrarlı sprint performans değişimlerinin incelenmesi

Bu araştırma, farklı menstrüal döngü fazlarında (MDF) sirkadiyen ritme göre tekrarlı sprint performans değişimlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, 12 kadın takım sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar midfoliküler faz (MF) için menstrüal döngülerinin 6. ve 10. günleri; luteal faz (LF) için ise menstrüal döngülerinin 19. ve 24. günlerinde, sabah (08:30 – 10:00) ve akşam (18:00 – 19:00) saatlerinde bisiklet ergometresinde, 30 sn pasif dinlenme aralıklı 5x6 saniye tekrarlı sprint testine (TST) katılmışlardır. TST'ler öncesinde, alınan kan örneklerinden katılımcıların östrojen, progesteron ve kortizol seviyelerinin yanı sıra, vücut ağırlıkları, vücut sıcaklıkları, dinlenik kalp atım hızları (KAHDİN) ve dinlenik laktat seviyeleri (LADİN) belirlenmiştir. TST'lerde, TST biter bitmez ve test sonu 3., 5. ve 7. dakikalarda kan laktat ölçülmüş, sprintler arasında AZD değerleri belirlenmiş ve TST'ler süresince KAH değerleri kaydedilmiştir. TST'lerdeki ve TST tekrarlarına ait mutlak zirve güç (ZGMUTLAK), relatif zirve güç (ZGREL), mutlak ortalama güç (OGMUTLAK), relatif ortalama güç (OGREL) ve performans düşüş yüzdesi (PD%), performans değişkenleri olarak kaydedilmiştir. Performans ve fizyolojik yanıtlarında MDF ve günün saati değişimleri 2x2 Tekrarlı Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile TST'deki her bir tekrara ait performans çıktılarının MDF ve günün saati değişimleri ise 2x2x5 Tekrarlı Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Farkın hangi tekrardan kaynakladığının belirlenmesi için Bonferroni Çoklu Karşılaştırma Testi kullanılmıştır. Vücut sıcaklığının akşam saatlerinde (p<0,05), kortizol hormonunun MF'de (p<0,05) yüksek olduğu saptanmıştır. LADİN değerlerinin MDF ve günün saatinden etkilenmediği (p>0,05), ancak bu değerlerde Faz x Günün Saati etkileşiminin anlamlı olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Farklı MDF ve günün farklı saatlerinde yapılan TST'lerden elde edilen ZGMUTLAK, ZGREL, OGMUTLAK, OGREL ve PD% değerlerinde MDF ve günün saati etkisi (p>0,05) ve Faz x Günün Saati etkileşiminin anlamlı olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. TST'lerdeki her bir tekrardan elde edilen ZGMUTLAK, ZGREL, OGMUTLAK ve OGREL değerlerinin tekrar sayıları ilerledikçe düştüğü (p<0,05), OGMUTLAK ve OGREL değerleri için Faz x Tekrar etkileşiminin anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Katılımcıların LAMAKS değerlerinin akşam saatlerinde (p<0,05) yüksek olduğu ancak, KAH yanıtları, vücut ağırlığı ve AZD değerlerinin MDF ve günün saatinden etkilenmediği (p>0,05) ve Faz x Günün Saati etkileşiminin anlamlı olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları, MDF ve günün saatinin TST performansına etkisi olmadığını, egzersize verilen fizyolojik yanıtlarda ise anaerobik metabolizmanın bir göstergesi olan LAMAKS değerlerinin günün saatinden etkilendiğini göstermiştir.

Menstrüal siklusMenstrüasyonSirkadiyen ritim+3
Tuğba Nilay Kulaksız
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut kompozisyonlarının kronotip, fiziksel aktivite ve yeme davranışlarına göre incelenmesi

Bu çalışma, vücut kompozisyonlarının kronotip, fiziksel aktivite ve yeme davranışlarına göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın evrenin, Kahramanmaraş'ta yaşayan 30-50 yaş arası yetişkin bireyler, örneklemini ise kolayda örneklem yöntemi ile belirlenen 30-50 yaş grubu aralığında bulunan araştırmaya katılmaya gönüllü 300 birey oluşturmaktadır. Yapılan bu araştırmada katılımcıların demografik bilgilerini belirlemek amacıyla "Demografik Bilgi Formu", katılımcıların kronotiplerini belirlemek amacıyla "Sabahçıl-Akşamcıl Anketi", katılımcıların fiziksel aktivite durumlarını ölçmek için "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (Kısa Form)", katılımcıların yeme davranışlarını belirlemek amacıyla "Üç Faktörlü Beslenme Anketi" uygulanmıştır. Verilerin betimsel istatistikleri için; frekans, yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. İki grup içeren karşılaştırmalarda bağımsız örneklemler t testi, üç ve daha fazla grup içeren karşılaştırmalarda varyans analizi testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Kategorize verilerin karşılaştırılmasında ise pearson Ki-Kare testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklar incelenirken normal dağılım gösteren niteliksel veriler için OneWay Anova testi kullanılmıştır Analizler SPSS 22.0 programları kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve beden kütle indeksi değişkenlerinin katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ve yeme davranışları üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Sabahçıl-akşamcıl olma durumları ile beslenme davranışlarını bilinçli kısıtlama davranışı; katılımcıların beden kütle indeksi ile beslenme davranışları, duygusal yeme, kontrolsüz yeme ve açlığa duyarlılık davranışlarının pozitif yönde değişim gösterdiği, beden kütle indeksi ile beslenmeyi bilinçli kısıtlama davranışı ve fiziksel aktivite düzeylerinin de negatif yönde değişim gösterdiği görülmüştür. Kadın katılımcıların bel çevresi ile sabahçıl-akşamcıl anketi toplam puanları arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Kadın katılımcıların bel çevresi ile üç boyutlu beslenme anketi açlığa duyarlılık faktörü toplam puanları arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Erkek katılımcıların ise bel çevresi ile sabahçıl-akşamcıl anketi toplam puanları arasında arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Katılımcıların beden kütle indeksi ile fiziksel aktivite ve beslenmeyi bilinçli kısıtlama davranışları arasında negatif yönlü düşük seviyede anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Katılımcıların beden kütle indeksi ile açlığa duyarlılık davranışları arasında pozitif yönlü orta seviyede anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Katılımcıların beden kütle indeksi ile kontrolsüz yeme davranışları ve duygusal yeme davranışları arasında pozitif yönlü, düşük seviyede anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

BeslenmeBeslenme davranışıFiziksel aktivite+3
Nursel Alçay
Mersin University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin kronotiplerine göre beslenme durumlarının değerlendirmesi

Bu çalışma, sirkadiyen ritimlerin ve kronotiplerin yetişkin bireylerin beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktiviteleri üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Araştırmada, 133 yetişkin katılımcı üzerinde yürütülmüş ve çeşitli veriler toplanmıştır. Katılımcıların %20'si sabahçıl, %51,3'ü ara tip ve %28,7'si akşamcıl olarak sınıflandırılmıştır. Cinsiyet bazında, sabahçı kadınlar ve ara tip erkeklerin daha yaygın olduğu gözlenmiştir.Araştırmada, kişilerin genel özellikleri ile kronotip arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ayrıca, kişilerin ana ve ara öğün tüketme sayısı, öğün atlama durumu ve öğün atlama nedeni ile kronotip düzeyleri arasında da anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak, sabahçılar genellikle öğle öğününü, akşamcılar ise kahvaltı öğününü atlamıştır. Akşamcılar öğün atlama sebebini çoğunlukla alışkanlık eksikliği olarak belirtmiştir.Diyet içeriği açısından, kronotip fark etmeksizin yüksek yağ ve düşük karbonhidrat içeriği gözlemlenmiştir. Günlük ortalama enerji ve besin alımı ise kronotip düzeylerine göre anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Akşamcı bireylerin vücut kitle indeksi (VKİ) yüksek çıkarken, sabahçı bireylerin VKİ değeri normal aralıkta bulunmuştur. Ancak VKİ ve bel/kalça oranları ile kronotip grupları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.Fiziksel aktivite açısından, akşamcıl bireylerin daha inaktif olduğu ve Metabolik Eşdeğeri (MET) değerlerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Fiziksel aktivite ile kronotip arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışma atlanan öğünler ile kronotip arasında anlamlı bir ilişki bulmuş, ayrıca akşamcı bireylerin obezite riskinin yüksek olabileceğini göstermiştir. Ancak, daha geniş ve demografik özellikleri farklı çalışmaların yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

BeslenmeBeslenme durumuDengeli beslenme+6
Hacer Melike Cansever
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vardiyalı çalışma sisteminin kadın hemşirelerin biyolojik ritimleri ve cinsel yaşam kaliteleri üzerindeki etkisi

Vardiyalı çalışma sisteminin bireylerin fizyolojik ve psikolojik sağlık durumlarını, aile ve sosyal ilişkilerini etkilediği bilinmektedir. Bunun yanında evlilik ve cinsel yaşam üzerinde de etkili olduğu görülmesine rağmen bu konulara yönelik çalışmalar sınırlıdır. Bu bağlamda çalışmada vardiyalı çalışma sisteminin kadın hemşirelerin biyolojik ritimleri ve cinsel yaşam kaliteleri üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışma, Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında Trabzon il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinde çalışan 193 evli kadın hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Biyolojik Ritim Değerlendirme Görüşmesi Ölçeği (BRDG-Ö)" ve "Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın (CYKÖ-K)" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin istatistik analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular p<0.005 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Vardiya şekli ile BRDG-Ö toplam puanı arasında anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir (p=0.001). Dönüşümlü vardiya şeklinde çalışan hemşirelerin sürekli gündüz çalışan hemşirelere göre daha fazla biyolojik ritim düzensizliği yaşadığı saptanmıştır. Vardiya şekli ile CYKÖ-K toplam puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0.730). CYKÖ-K toplam puan ortalaması 61.87∓14.57'dir. Çalışmaya katılan hemşirelerin cinsel yaşam kalitesinin iyi olduğu belirlenmiştir. CYKÖ-K toplam puanı ile BRDG-Ö toplam puanı arasında anlamlı, orta düzeyde ve negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=-0.400, p=0.001). Vardiyalı çalışma sisteminde özellikle gece/gündüz dönüşümlü çalışanların biyolojik ritimlerinin olumsuz etkilendiği, cinsel yaşam kalitesinin etkilenmediği sonucuna varılmıştır.

Cinsel yaşamCinsellikHemşireler+5
Kübra Özer Karadeniz
Avrasya University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Clock geni RS1801260 ve RS11932595 polimorfizmlerinin tiroid kanseri gelişimi ve prognozu üzerine etkisi

Amaç: Sirkadiyen ritim genleri hücre döngüsü, apoptozis, DNA tamiri dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik yolaklarda görevli olup sirkadiyen ritim genlerinin çeşitli kanser türleri ile ilişkisi saptanmıştır. Çalışmamızda sirkadiyen ritimde görevli CLOCK geni üzerinde bulunan RS1801260 ve RS11932595 tek nükleotit polimorfizmleri ile endokrin sistemin en sık kanseri olan tiroid kanseri arasındaki ilişkiyi araştırmayı hedefledik. Çalışmamızın kansere yatkın bireylerin tespitine katkı sağlayabileceği, tiroid kanserinde yeni prognostik faktörlerin keşfini sağlayabileceği, tiroid kanserinin patogenezinde görevli genetik yolakların bir kısmını aydınlatabileceği ve bu alandaki yeni çalışmalara öncülük edebileceğini düşünmekteyiz. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız olgu-kontrol çalışması olarak tasarlanmış olup çalışmamıza AÜTF Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları kliniğinde takipli 150 tiroid kanseri tanılı olgu ile ve 150 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Katılımcılardan elde edilen periferik kan örneğinden DNA izolasyonu yapılarak CLOCK genindeki RS1801260 ve RS11932595 polimorfizmleri PCR-RFLP (polymerase chain reaction restriction fragment length polymorphism) metodu ile analiz edildi. Katılımcıların antropometrik ölçümleri, uyku kalite skoru ve klinik verileri toplandı. Bulgular: CLOCK geni RS11932595 mutant GG genotipi ve G aleli frekansı tiroid kanseri grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük saptandı. Tiroid kanseri riski G-Aleline sahip olanlarda azalmış olarak saptandı (OR=0,707 p<0,05). Yaptığımız çok değişkenli analize göre RS11932595 normal AA genotipte olma durumu, mutant GG genotipe göre tiroid kanseri gelişme riskini 3,59 kat arttırmaktadır (p<0,05 OR=3,59). RS1801260 polimorfizmi ile tiroid kanseri gelişimi arasında ilişki saptamadık. Ancak tümör boyutunun 1 cm altında olmasıyla ve aynı anda birden fazla tümör odağına sahip olmayla ilişkili olduğunu saptadık(p<0.05). RS1801260 polimorfizminin lenf nodu metastazı ve nüks ile ilişkisi gözlenmekle birlikte çok değişkenli analiz ile değerlendirildiğinde istatistiksel anlamlılık taşımadığı görüldü. Olgu grubumuzda nüks riski ile tip 2 diabetes mellitus varlığı ve stimüle TG düzeyleri arasında istatistiksel anlamlılık taşıyan korelasyon saptadık (p<0.05). Sonuç: CLOCK geni RS11932595 polimorfizmlerine sahip olmak tiroid kanseri gelişim riskini azaltmaktadır. CLOCK geni RS1801260 polimorfizmi ise tiroid kanserinde tümör histopatolojik özellikleri üzerinde etkilidir.

CLOCK geniGenlerNeoplazmlar+5
Berkay Soysal
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozuklukta sirkadiyen ve sosyal ritmin düzeni, kronotip ve COMT geni Val158Met (rs4680), CLOCK geni 3111 T/C (rs1801260), GSK3-ß geni -50 T/C (rs334558) polimorfizmlerinin valproik asit tedavi yanıtıyla ilişkisi

Bipolar Bozuklukta Sirkadiyen ve Sosyal Ritmin Düzeni, Kronotip ve COMT Geni Val158Met (rs4680), CLOCK Geni 3111 T/C (rs1801260), GSK3-ß Geni -50 T/C (rs334558) Polimorfizmlerinin Valproik Asite Tedavi Yanıtıyla İlişkisi Amaç: Bipolar bozukluk (BB), sosyal ve sirkadiyen ritmin belirgin olarak bozulduğu, yaygın ve ciddi bir ruhsal bozukluktur. Tedavi yanıtı değişkendir ve pek çok etmenle ilişkilendirilmiştir. Sirkadiyen ritim bozukluğu ve kronotip bu etmenler arasındadır. Duygudurum düzenleyiciler ilk basamak tedaviyi oluşturur. Bunlardan en yaygın kullanılanılar arasında lityum ve valproik asit (VPA) yer almaktadır. Son yıllarda hem hayvan hem insan çalışmalarında VPA'nın sirkadiyen ritim üzerinde farmakodinamik etkisi olabileceği öne sürülmektedir. Bu tez çalışmasında BB olgularının VPA'ya verdiği tedavi yanıtının (i) daha önce sirkadiyen ritimle ilişkilendirilmiş genlere ait çeşitlilikler [COMT geni Val158Met (rs4680), CLOCK geni 3111T/C (rs1801260), GSK3-ß geni -50 T/C (rs334558) polimorfizmleri], (ii) sosyal ve biyolojik ritmin düzeni ve (iii) kronotip ile ilişkili olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: BB tanısı konan, en az bir aydır VPA kullanmakta olan, 18-65 yaş aralığında olan 94 olgu çalışmaya dâhil edilmiştir. Katılımcılara Hamilton Depresyon Ölçeği (HAM-D), Young Mani Değerlendirme Ölçeği (YMDÖ) ve Klinik Global İzlenimler Ölçeği (KGİ), Biyolojik Ritim Değerlendirme Görüşmesi Ölçeği (BRDG), Sabahçıllık Akşamcılık Ölçeği (SAÖ), Koruyucu Sağaltımı Değerlendirme Ölçeği (Alda Ölçeği) ve Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği-Motor Muayene (BPHDÖ-MM) uygulanmıştır. Sosyal ritim düzeni Sosyal Ritim Metrik-5 (SRM-5) ölçeği ile değerlendirilmiştir. Genetik polimorfizmler periferik kan örnekleri üzerinden polimeraz zincir reaksiyonu-restriksiyon parça uzunluk polimorfizm (PZR-RPUP) yöntemiyle saptanmıştır. Bulgular: CLOCK geni 3111T/C (rs1801260) polimorfizmi ile ilişkili olarak C aleline sahip olan kişilerde hastalık başlangıç yaşının daha geç, geçmişteki depresif ve manik/hipomanik atak sayısının, sosyal ve sirkadiyen ritimdeki sapmanın ve duygudurum dalgalanmasının daha az olduğu saptanmıştır. COMT geni Val158Met (rs4680) polimorfizmi A/A genotipinin VPA idame tedavisine tam yanıt açısından avantajlı, GSK3-ß geni -50 T/C (rs334558) polimorfizmi C/T genotipinin kısmı yanıt açısından dezavantajlı olduğu ortaya konmuştur. COMT geni Val158Met (rs4680) polimorfizmi ile ilişkili olarak A alelinin varlığı sosyal ritim düzensizliğiyle ilişkili bulunmuştur. Ailede psikiyatrik bozukluk öyküsü bu olgularda daha sıktır. Hastalık süresi, geçmişteki toplam manik/hipomanik atak sayısı, HAM-D toplam puanı, SRM-5 duygudurum sapma puanı, VPA maruziyet süresi ile Alda Ölçeği A puanı arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Sabahçıllık daha düzenli biyolojik ritimle ve daha iyi tedavi yanıtıyla ilişkili bulunmuştur. VPA tedavisine verilen yanıtın hastalık süresi, HAM-D toplam puanı, geçmişteki toplam manik/hipomanik atak sayısı, SRM-5 duygudurum sapma puanı ve VPA maruziyet süresi değişkenlerinden oluşan bir model tarafından yordandığı ve hiçbir bağımsız değişkeninin model dışı kalmadığı saptanmıştır [F(5)=9.34, R2=0.32, p<0.001]. Sonuç: CLOCK geni 3111T/C (rs1801260) polimorfizmi ile ilişkili olarak C alelinin varlığı atak sayısı, biyolojik ritmin düzenliliği ve duygudurum dalgalanması açısından koruyucudur. COMT geni Val158Met (rs4680) polimorfizmi A/A genotipi ve GSK3-ß geni -50 T/C (rs334558) polimorfizmi C/T genotipi VPA idame tedavi yanıtı ile ilişkilidir. Tedavi yanıtı hastalık süresi, geçmişteki toplam manik/hipomanik atak sayısı, HAM-D toplam puanı, SRM-5 duygudurum sapma puanı, VPA maruziyet süresi parametreleri ile negatif koreledir. Sabahçıllık kronotipi düzenli biyolojik ritim ve VPA idame tedavisine daha iyi yanıt ile ilişkilidir. Hastalık süresi, HAM-D toplam puanı, geçmişteki toplam manik/hipomanik atak sayısı, SRM-5 duygudurum sapma puanı ve VPA maruziyet süresi değişkenlerinden oluşan bir model tedavi yanıtını yordamaktadır. Geçmişteki toplam manik/hipomanik atak sayısı ve VPA maruziyet süresinin model üzerindeki etkisi diğer değişkenlerden daha belirgindir. Anahtar Sözcükler: Bipolar bozukluk, valproik asit, genetik polimorfizm, sirkadiyen ritim, kronotip

Bipolar bozuklukGenlerKronotip+5
Müge Ulusoy Altınoklu
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

What if days were shorter? the behavioral effects of a 22-hour period on wistar rats

Light is a significant pacemaker for circadian, that is daily or ~24-h, rhythms that greatly influence mood and various physiological functions. As this connection is well known in psychology, there are many studies focusing on the seasonal affective disorder (SAD) and its connection to the light period (i.e. daytime) of the day. Briefly, when the light period in a circadian cycle is shortened, animals tend to be more vulnerable to mood alterations. Despite the effects of shortened light or dark periods are well-known in mood and mood disorders, there is no study investigating the effect of shortened days (i.e. < 24-h) on mood or locomotor activity. To this end, 27 naïve female Wistar rats (2-month-old, 203±6 g) were placed into two identical cabinets: the experimental group was exposed to shortened periods (22-h, 11:11 L:D cycle), whereas the controls were kept in a standard period (24-h, 12:12 L:D cycle). Two months later, both groups were tested in a classical rodent depression paradigm (behavioral despair), the Forced Swim Test (FST) as well as an anxiety-like behavior and locomotor activity test, the Open Field Test (OFT). The 22-h group showed no behavioral despair in the FST and no anxiety-like behavior in the OFT, and higher locomotor activity compared to the 24-h controls. These results indicate that moderately shorter, that is 22-hour, days can produce an antidepressant and anxiolytic effect in Wistar rats.

BehaviorBehavioral changesExperimental analysis+2
Aybeniz Ece Çetin
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda farklı besinsel yağların postprandial inflamasyon etkilerinin sirkadiyen ritme göre karşılaştırılması

Postprandial faz yemek alınmasından sonra 3 ile 6 saat içinde en yüksek seviyeye ulaşmakta ve 9 saatte sona ermektedir. Her yemeğin düşük şiddetli ve kısa süreli bir inflamatuar cevaba neden olduğu genel olarak kabul edilen bir olgudur. Şilomikronlar ve şilomikron remnantlarının postprandial plazmada artan major lipoproteinler olduğu düşünülmektedir. Postprandial lipemi, HDL ve LDL kolesterolün de dahil olduğu total kolesterol seviyelerinden bağımsız olan, kardiyovasküler hastalıklar için potansiyel bir risk faktörü olarak gösterilmektedir. Endotelyal disfonksiyon endotelyumda proinflamatuar değişiklerle başlayan, lökosit adhezyonu ve transmigrasyonuyla sonuçlanan reaksiyon serisiyle karekterizedir ki bunlar da aterogenezin erken aşamaları olarak kabul edilmektedir. Son bulgular, postprandial plazmada oluşan triaçilgliserolden zengin lipoproteinlerin vasküler inflamasyonu etkilediğine dikkat çekmektedir. Besinsel lipoproteinlerin endotelyal etkileri, içerdikleri yağ asidi kompozisyonuna bağlıdır. Çalışmalar, besinlerle alınan yağ asitlerinin tipi ile kardiyovasküler hastalıklara yakalanma derecesi arasında kuvvetli bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Öğündeki doymuş yağ asidi yüzdesi ve n-3/n-6 çoklu doymamış yağ asitleri oranı postprandial inflamatuar cevabın büyüklüğünü belirlemektedir. Sirkadiyen saat; günlük aydınlık/karanlık siklus içerisinde uyku, aktivite, beslenme ve metabolizmayı kapsayan pek çok farklı davranışsal ve fizyolojik işlevin koordinasyonunu sağlamaktadır. Biyolojik ritim; besinsel lipidlerin absorpsiyonunu, şilomikronların sentezinde rol alan mikrozomal transfer proteinleri ve apoB 48 proteinlerinin ifade edilmesini, plazma triaçilgliserol ve postprandial remnant lipoproteinlerinin seviyelerini büyük oranda etkilemektedir. Sirkadiyen ritim lipid metabolizmasını çift yönlü olarak regüle etmektedir. Ancak, farklı yağ asitleriyle günün aydınlık/karanlık siklusu etkileşiminin postprandial infalamasyonu nasıl etkilediği hala bilinmemektedir. Dahası günün farklı zamanlarında tüketilen besinsel yağların postprandial inflamasyon belirteçlerini etkileyip etkilemediği açıklığa kavuşturulmayı beklemektedir. Burdan yola çıkarak çalışmada, günün karanlık/aydınlık sikluslarında farklı diyetsel yağların vasküler ve sistemik postprandial inflamasyonunun karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kan örneklerinde, inflamatuar cevapta yer alan IL-1,TNF-?, IL-6 ve çözünür adhezyon molekülleri (sVEGF, sE-selektin) ELISA yöntemiyle tayin edilmiştir. Monosit, granülosit, lenfosit seviyeleri ve VCAM1, ICAM-1, L-selektin seviyeleri de bu hücreler üzerinden akım sitometrik analizlerle belirlenmiştir. Ayçiçek yağı ve zeytin yağı uygulamaları hem aktif hem de pasif periyotta serum VEGF ve TNF-? düzeylerini düşürürken, pasif periyotta sE-selektin düzeyini düşürdü. Beklenenin tersine balık yağı uygulaması hem aktif hem de pasif periyotta serum VEGF düzeyini , aktif periyotta ise TNF-? düzeyini düşürdü. Diğer taraftan tereyağı ve balık yağı, zeytin yağı ve ayçiçeği yağına göre daha fazla CD reseptöründe artışa neden oldu. Adheziv karakterdeki CD reseptörleri ise tereyağı verilen ratlarda aktif periyotta artarken, daha belirgin olmakla birlikte balık yağı verilen ratlarda pasif periyotta arttı. Ayçiçek yağı ve zeytin yağının inflamatuar etkilerinin, balık yağı ve tereyağından daha az olduğu tespit edildi. Ayrıca yağların inflamatuar etkilerinin gün içinde farklılık gösterdiği görülmektedir. Ancak bu konuda daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. Postprandial inflamasyonun, sirkadiyen ritmin periyotları arasında ve yağ tiplerine göre farklılık göstermesi koroner kalp hastalıklarının ve düşük düzeyli inflamasyon kaynaklı hastalıkların engellenmesinde ilave bilgi sunmaktadır.

AterosklerozBitkisel yağlarHayvansal yağlar+2
Hüsniye Gül Temelli
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
10
DoctorateOpen AccessEN

Toxicological evaluation of the interaction between circadian rhythm activators and general anesthetics

The circadian rhythm lasts about 24 hours and is constituted by 4 main genes/proteins; Circadian Locomotor Output Cycle Clock (Clock), Brain-Muscle-Arnt-Like protein-1 (Bmal1), Cryptochrome (Cry) and Period (Per). Many pathologies, diseases, and medications including general anesthetic agents are thought to cause a change in these genes/proteins. On the other hand the activation or inhibition of the genes/proteins can contribute to the reduction of the oxidative stress potential of anesthetic agents. We investigated the effect of combination therapy of KL001 with isoflurane. Twenty-four mice were randomly divided into 4 groups of 6 animals each as a control, KL001, isoflurane and KL001 plus isoflurane group. Animals were exposed to isoflurane for 4 hours and KL001 was administered of 100 mg/kg at night hours. The Cry levels and oxidative stress parameters including malondialdehyde (MDA) level and superoxide dismutase (SOD), catalase (CAT), glutathione peroxidase (GSH-Px) activities were investigated in liver, kidney, brain, and erythrocyte. Our results showed decreased MDA level in erythrocyte and liver, increased GSH-Px activity in liver and brain, increased SOD activity in erythrocyte, kidney, and brain, decreased CAT activity in liver in isoflurane group. According to our findings, isoflurane changed the oxidative stress parameters remarkably in brain. We also found a decrease of Cry level in the plasma, liver, and brain in isoflurane group. KL001 increased Cry level inhibited by isoflurane and decreased the isoflurane-induced oxidative stress. In conclusion, our data indicated that we can reduce the potential oxidative stress of isoflurane or other anesthetic agents by triggering the Cry level with a synthetic activator or by arranging drug administration time at certain period of the day. Especially in early hours of the morning, KL001 may be protective against isoflurane-induced oxidative stress. In further research, the effects of Per, Clock, and Bmal1 on anesthetic agents toxicity can also be investigated. It can be determined at which time the operations are performed to create the least toxicity.

AnestheticsGenesCircadian rhythm+4
Feyza Kelleci
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of adults' body mass index according to their chronotypes

The circadian rhythm, also known as the daily cyclic system, has created different chronotypes, known as different rhythm preferences, that vary from person to person, depending on many factors such as age, gender, genetics and working life. It is also seen as the mechanism underlying important health problems such as obesity which is the one of the biggest problems in developed and developing countries. This thesis study was conducted with 80 adults who applied to Dietitian Zeynep Ezgi Özkan Nutrition and Diet Counseling Center in Tekirdağ between March 2019 and July 2019 in order to examine the relationship between chronotypes and body mass indexes of adult individuals. Morningness-Eveningness Questionnaire was used to determine participants' chronotype. The data were collected using a structured form containing the socio-demographic information of the participants, their nutritional habits and anthropometric measurements. As a result of the study, the body mass index, waist circumference, fat ratio and age values of morning type participants were higher than those of intermediate and evening type participants. A significant relationship was found between chronotypes and age mean. There was no statistically significant relationship between chronotype and main meal, and snack. It was found that those who had a snack after dinner were mostly in the evening type participants. In conclusion, an individual's chronotype can lead to the development of obesity risk factors.

ChronotypeObesityRhythm+2
Zeynep Ezgi Özkan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Detection of the effects of circadian rhythm disruption due to chronic constant light on oocyte aging through MTOR signaling pathway

PER2 is one of the core circadian rhythm components and its expression has been demonstrated in ovarian cells. It has been also demonstrated that light exposure at night may cause attenuation in PER2 mRNA and protein levels. Circadian rhythm disruptions are thought to be associated with reproductive diseases. In female reproductive system, mTOR signaling pathway is thought to function in folliculogenesis and oocyte maturation in ovary. Also, it is associated with ovarian and oocyte aging. In a recent study, it has been demonstrated that there might be a relationship between PER2 and mTOR. We hypothesized that circadian rhythm disruption by constant light may alter PER2 protein levels in mouse ovary, and through possible relationship between PER2 and mTOR, circadian rhythm disruption by light may affect the ovarian morphology and function and may cause ovarian and oocyte aging. We aimed to show the effect of constant light on ovary and oocyte morphology. 6-8-week-old female Balb-c mice were used. We housed 12:12h L:L group in constant light and 12:12h L:D group in standard lightening conditions for one week. We performed food intake, body weight change analysis, open field test and vaginal smear. We evaluated ovarian morphology and follicle counting analysis of ovaries by hematoxylin&eosin staining and PAS staining. By immunofluorescence and immunohistochemistry, we evaluated oocyte aging markers. We also performed western blot for PER2, mTOR, p-mTOR and Caspase-3 protein levels. We demonstrated that circadian rhythm disruption caused alteration in their food intake and emotional behaviors and it caused decrease in primordial follicle numbers and increase in atretic follicles. It caused increase in oxidative stress and decrease in ZP3 expression in oocytes. We showed decreased protein levels of PER2, mTOR and p-mTOR. We demonstrated that circadian rhythm disruption by light may cause ovarian and oocyte aging-like consequences. Thus, circadian rhythm-based therapies may be useful for treatment of ovarian or oocyte-aging, at least to relieve their symptoms.

LightMammalian target of rapamycinOocytes+2
Gizem Bora Ocak
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vardiyalı çalışma durumuna göre sirkadiyen ritim,hedonik açlık ve fiziksel aktivite arasındaki ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı vardiyalı çalışma durumuna göre sirkadiyen ritim, hedonik açlık ve fiziksel aktivite durumları ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışma araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun Ankara, Balıkesir ve Konya illerinde yaşayan 182 birey (97 erkek, 85 kadın) ile yapılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, hedonik açlık durumları BGÖ, günlük döngüsel ritimleri BDRG, sirkadiyen ritim ve kronotipleri SAA, fiziksel aktiviteleri IPAQ ve antropometrik ölçümleri yüz yüze anket yöntemiyle yapılmıştır. Katılımcıların %38,46'sı vardiyalı, %19,23'ü bazen vardiyalı ve %42,31'i normal düzende çalışmaktadır. Vardiyalı çalışma durumuna göre yemek yeme düzeni normal ve vardiyalı çalışma günlerinde değişmektedir (p<0,05). SAA ölçeğine göre katılımcıların %49,45'i ara tip kronotiptedir. Düzenli vardiyalı çalışanların %58,57'si, bazen vardiyalıların %42,86'sı ve vardiyasız çalışanların %54,55'inde hedonik açlık saptanmıştır. Katılımcıların %53,30'u biyolojik ritim düzensizliği yaşamaktadır. Herhangi bir hastalık tanısı almış bireylere göre tanı almamış bireylerde hedonik açlığın daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hedonik açlık 24 saatlik vardiyalı çalışanlarda 16 saatlik vardiyalı çalışanlardan daha yüksektir (p<0,05). Hedonik açlık ile vardiyalı çalışma, eğitim durumu, BKİ, bel, kalça, üst orta kol çevresi ve cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Katılımcıların BGÖ ile SAA puanları arasında aynı yönlü gücü zayıf bir ilişki vardır (r=0,253; p<0,05). Ancak BGÖ puanları ile BRDG ve IPAQ arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Katılımcıların %43,41'i inaktif, %30,77'si minimal aktif ve %25,82'si çok aktiftir. Ayrıca IPAQ orta şiddetli ve yürüme MET dk/hafta alt boyutlarında vardiyalı çalışma durumları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışma sirkadiyen ritmin hedonik açlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Uzayan vardiya süreleri sirkadiyen ritim bozukluklarına neden olmakta ve hedonik açlığı artırmaktadır. Fiziksel aktivite ile hedonik açlık arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Bireyler uzun süren vardiyalı çalışma günlerinde ve sirkadiyen bozulmaya neden olacak durumlarda uygun diyet stratejilerini uygulayarak, kronotiplerine uygun şekilde beslenmeleri desteklenebilir.

Gece çalışmasıKronotipSirkadiyen ritim
Rumeysa Sever
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00

Related subjects