Çocuk hemşireliği
56 theses under this subject heading
Prematüre retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin fizyolojik parametreler, ağrı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde, Prematüre Retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde etkisini belirlemek amacıyla tek kör, paralel grup, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Çalışma Konya'da bulunan bir Üniversite Hastanesi'nin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Mart 2021-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Örneklem seçiminde tabakalı randomizasyon yöntemi kullanılmış olup müdahale (n:21), kontrol (n:23) olmak üzere toplam 44 prematüre bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Müdahale grubundaki prematüre bebeklere ROP muayenesinden 1 dakika önce okyanus sesi dinletilmeye başlanmıştır ve işlemden sonra 5. dakikada okyanus sesi kapatılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir ses dinletilmemiştir. ROP muayenesi video kaydına alınmış ve görüntüler araştırmacılar dışında, birbirine kör iki gözlemci tarafından incelenerek işlemden 2 dakika öncesi, işlemden 1 dakika ve 5 dakika sonrasında prematüre bebeklerin ağrı ve konfor değerlendirmeleri yapılmıştır. Veriler Bebek Bilgi Formu, Fizyolojik Parametre Takip Formu, Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu (PIPP-R), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız gruplarda Ki-kare Testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda Wilcoxon Signed Ranks Testi ve tekrarlı ölçümlerde Friedman Testi, gözlemciler arasındaki uyumu değerlendirmede sınıf içi korelasyon katsayısı analizi (ICC-Intraclass Correlation Coefficent), etki büyüklüğünün değerlendirilmesinde Cohen d ve %95 güven aralığı kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki prematüre bebeklerin işlem sonrası 1. dakikadaki ağrı düzeyleri (9,40±2,45; 8,34±2,64) ile 5. dakikadaki ağrı düzeyleri (6,14±2,94; 5,19±3,67) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Konfor düzeyinin değerlendirilmesinde müdahale ve kontrol grubunun işlem sonrası 1. ve 5. dakikalardaki konfor puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Kalp atım hızı ve oksijen satürasyonu parametrelerinde her iki grupta da stabilizasyonun sağlandığı ancak gruplar arasında farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak prematüre bebeklere ROP muayenesi sırasında sadece okyanus sesi dinletilmesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. ROP muayenesinde okyanus sesi dinletmenin etkinliğini inceleyen ve farklı müzik müdahaleleri ile karşılaştıran daha fazla çalışmaların yapılması önerilmiştir. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına kayıtlıdır (NCT05203159). Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hemşire, Prematüre bebek, Prematüre retinopatisi, Yenidoğan yoğun bakım.
Bebek dostu hastanelerde çalışan çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri
Annelerin, anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi eksikleri anne sütüyle beslenen bebek sayısında azalmalara sebep olduğundan doğum sonrası emzirmenin ilk bir saat içinde başlatılması ve anneye doğru emzirme tekniklerinin öğretilmesi önemlidir. Bu nedenle hemşireler annelerin emzirme davranışlarını olumlu yönde etkilemeli, emzirmeyi yönetmeli, desteklemeli, yetersizlik hisseden anneleri belirlemeli, onlara çözüm aramalı ve annelerin bebeklerini ilk altı ay sadece anne sütü ile beslemesini sağlamalıdır. Hemşirelerin bu rollerini gerçekleştirebilmesi için anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri yeterli olmalıdır. Bu çalışma ile çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel olup, Ocak -Haziran 2022 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesindeki bir il merkezi ve ilçelerinde bulunan, bebek dostu hastanelerde çalışan 166 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler "Hemşire tanımlayıcı bilgi formu" ve "Anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formu" ile toplanmıştır. Kırk maddeden oluşan formdan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 40'tır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, tanımlayıcı bilgi formundan elde edilen veriler, sayı ve yüzde (%), anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formundan elde edilen veriler ortalama±standart sapma ile raporlanmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin %51,8'i 26-35 yaş aralığında, %97'si kadın, %69,3'ü lisans mezunu, %42,8'i 1-5 yıl arasında çalışmakta olup, %26,5'i anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştır. Hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları 29,92±2,85 ile ortalamanın üzerindedir. Çalışmada 16 yıl ve üzeri çalışan hemşirelerin bilgi düzeylerinin 1-5 yıl çalışan hemşirelerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir. Bebek dostu hastanelerde çalışan hemşirelerin tam bir bilgi donanımına sahip olması gerektiği düşünülürse, hemşirelerin bilgi düzeyleri istenilen düzeyde değildir. Hemşirelere anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anne sütü, bebek dostu hastane, emzirme, hemşire, bilgi düzeyi Bilim Kodu: 1032.8
Pediatri hemşirelerinin etik duyarlılığı ile merhamet yorgunluğu arasındaki ilişki
Pediatri hemşirelerinin bakım hizmeti verdikleri çocukların tedavi sürecinde, karşılaşılan etik sorunları tanıması ve sorunların çözümünde etik kararlar alabilme becerisine sahip olması etik duyarlılıklarının yüksek olmasını gerektirmektedir. Diğer taraftan çocuklara verilen bakım hizmeti sırasında hemşirelerin yaşadığı önemli duygulardan biri merhamettir. Hemşirelerin hissettiği merhamet duygusu zamanla ve süre uzadıkça negatif etki ve sonuçları olan merhamet yorgunluğuna dönüşebilmektedir. Bu çalışma ile pediatri hemşirelerinin etik duyarlılığı ile merhamet yorgunluğu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Söz konusu amaç kapsamında etik duyarlılık ve merhamet yorgunluğunu etkileyen çeşitli faktörler ortaya konulmuştur. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Kasım 2021 – Mayıs 2022 tarihleri arasında Çorum il ve ilçelerinde pediatri kliniklerinde çalışmakta olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 110 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Ahlaki Duyarlılık Anketi (ADA)" ve "Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği (MY-KÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS programı kullanılarak yapılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki sayısal verilerin karşılaştırılmasında Bağımsız (İlişkisiz) Örneklemler T-Testi (Independent Samples T-Test), bağımsız ikiden fazla grup arasındaki sayısal verilerin karşılaştırılmasında Tek Faktörlü Varyans Analizi (One-Way Anova), toplam puanlar arasındaki korelasyon analizi için Pearson Korelasyon Katsayısı testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin ADA ve MY-KÖ toplam puanlarının sırasıyla, 70,5±17,7 ve 86,8±13,9 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, hemşirelikte çalışma yılı, aylık nöbet sayısı, çalışılan birim, meslek değiştirme isteği, etik eğitimi alma durumu, etik duyarlılık kavramının tanımını bilme durumu, merhamet yorgunluğu kavramının tanımını bilme durumuna göre etik duyarlılık düzeyleri anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Hemşirelerin pediatri kliniğinde çalışma yılı, çalışılan kurum, mesleğe yönelik sevgi, mesleğin isteyerek seçilmesine göre etik duyarlılık düzeyleri anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Hemşirelerin cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, pediatri kliniğinde çalışma yılı, aylık nöbet sayısı, çalışılan birim, mesleğe yönelik sevgi, mesleğin isteyerek seçilmesi, meslek değiştirme isteği, etik eğitimi alma durumu, etik duyarlılık kavramının tanımını bilme durumu, merhamet yorgunluğu kavramının tanımını bilme durumuna göre merhamet yorgunluğu düzeyleri anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Hemşirelerin yaş grubu, çalışma yılı ve çalışılan kuruma göre merhamet yorgunlukları anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Hemşirelerin etik duyarlılık puanları ile merhamet yorgunluğu puanları arasında düşük düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki vardır (r=-0.193, p<0,05). Sonuç olarak pediatri hemşirelerinin etik duyarlılık ve merhamet yorgunluğu düzeyleri yüksek tespit edilmiştir. Hemşirelerin etik duyarlılıkları arttıkça merhamet yorgunlukları da artmaktadır. Etik duyarlılık ve merhamet yorgunluğunun mesleki ve kişisel etki ve sonuçları noktasında hemşirelerin farkındalıklarının artırılarak merhamet yorgunluğu yaşayan hemşirelere yönelik psikolojik danışmanlık desteğinin sağlanması önerilmektedir.
0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeyleri
Sıfır-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişim dönemlerine ilişkin doğru bilgi sahibi olması; çocuklarının sağlıklı büyüme ve gelişmesini takip edebilmesi, var olan veya gelişebilecek sorunları erken belirleyebilmesi, annelik rolüne uyumu daha kolay sağlaması ve çocuk sahibi olmanın sebep olduğu anksiyeteyi kontrol edilebilmesi açısından önemlidir. Yapılan bu çalışmada 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olan bu çalışma, Şubat 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesi'nde bir ilde bulunan eğitim araştırma hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve yaşları 0-36 ay arasında çocuğu olan 139 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Anne ve çocuk bilgi formu", "Ailelerin Gelişim Bilgisi Ölçeği (AGBÖ)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS paket programı ile yapılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi ve Mann-Whitney U testi, bağımsız üç ve daha fazla grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek yönlü ANOVA testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Toplam puanlar arasındaki korelasyon analizi Spearman Korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamındaki annelerin çocuklarının %60,4'ü erkek, yaş ortalaması 22,41±10,13 ay idi. Annelerin AGBÖ puan ortalamasının 20,07±6,37, çocuk gelişimiyle ilgili bilgilerinin orta düzeyde olduğu, BAÖ puan ortalamasının 11,31±9,46 ve anksiyetelerinin hafif düzeyde olduğu saptanmıştır. Annelerin; yaş, gelir durumu, aile tipi, planlı gebelik durumuna göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0,05), öğrenim durumları, çalışma durumları ve sahip oldukları çocuk sayılarına göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Annelerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark ile çocukların bazı tanımlayıcı özelliklerine göre annelerin AGBÖ ve BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Annelerin AGBÖ ile BAÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı olmayan bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir (r=-0,082, p>0,05). Sonuç olarak 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgilerinin orta düzeyde olduğu ve hafif düzeyde anksiyetelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmesinin takibi ile primer olarak anneler ilgilendiğinden, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin tam ya da tama yakın bir bilgi düzeyine sahip olması beklenmektedir. Bu çalışmada annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgileri beklenilen düzeyde olmadığından, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi düzeylerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılması için çocuk hemşireleri tarafından bireysel ve toplu eğitim programları ile bilgilendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anksiyete, anne, bilgi düzeyi, büyüme-gelişme, çocuk hemşiresi
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. 1 Ağustos 2020-1 Mayıs 2021 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Çalışma örneklemini 123 ebeveyn oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği", "YYBÜ Anne Baba Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni ve araştırmanın yürütüleceği Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden yazılı kurum izni alınmıştır. Araştırma verileri 22.0 SPSS programıyla analiz edilmiş ve geçerlik güvenilirliği kanıtlanmıştır. Araştırma sonucunda ebeveynlerin durumluk kaygı puanı ortalamaları 48,26±10,21 ve sürekli kaygı puanı ortalamaları 47,52±8,46 olarak her ikisinde de algılanan "orta düzeyde kaygı" olduğu belirlenmiştir. YYBÜ Anne-Baba Stres Ölçeği toplamından aldıkları puan ortalamaları 104,38±31,58; ölçeğin alt boyutlarından Görüntü ve Sesler puan ortalaması 16,21±6,12; Bebeğin Görünümü ve Davranışları puan ortalaması 52,53±19,19; Bebeğinizle İlişkiniz puan ortalaması 35,62±13,42 bulunmuş olup, ölçek toplam ve alt puan ortalama değerlerinin "orta derecede stresli" olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısı, çalışma durumu, bebeğin cinsiyeti, doğum şekli, yoğun bakım ortamının özellikleri, ebeveynlerin sağlık personelleriyle iletişimi, bebeğin sağlık durumu gibi özelliklerin ebeveynlerin stres ve kaygısını etkilediği bulunmuştur. Bu süreçte aile merkezli yaklaşım ile yenidoğanların en değerlileri olan ebeveynlere destek olunması önerilmektedir.
Çocuk hastanesinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Çocuk hastalarda hasta güvenliğinin sağlanması için, çocuk hastalarla çalışan hemşirelerin hasta güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin yeterli olması ve hasta güvenliğine yönelik prosedürlerin eksiksiz olarak uygulanması gerekmektedir. Bu araştırma çocuk hemşirelerinin hasta güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu çalışma 01.08.2022-01.08.2023 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi MH4 Çocuk Hastanesi klinik/polikliniklerinde yürütülmüştür. Çalışma bu hastanede görev yapmakta olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 265 hemşire ile tamamlanmıştır. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu'' ve "Hasta Güvenliği Veri Toplama Formu'' kullanılarak online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS V23 programından yararlanılmıştır. Çalışma için etik kurul izni ve diğer gerekli izinler alınmıştır. Çocuk hemşirelerinin hasta güvenliğine yönelik uygulamalarda; hasta kimlik bilgilerinin doğrulanması, hasta teslimleri sırasında oluşan hataların önlenmesi, düşmelerin önlenmesi, ilaç hatalarının önlenmesi, sağlık hizmetleri ile ilişkili enfeksiyonların önlenmesi, hasta transferinde oluşan hataların önlenmesi, tıbbi cihazların kullanımından kaynaklı hataların önlenmesine yönelik bilgi düzeylerinin yeterli olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin hasta güvenliğine yönelik eğitim alma, hasta güvenliği faaliyetlerine katılma, otomatik ilaç dağıtım sistemlerini bilme ve hasta güvenliğine yönelik yapılan hatayı bildirme oranı istenilen düzeyde değildir. Çocuk hastalarda hasta güvenliğine yönelik hataların azaltılması veya ortadan kaldırılması için hemşirelere hasta güvenliğine yönelik düzenli eğitimler verilmesi, bilgilerin gelişen teknoloji doğrultusunda güncellenmesi, kurs, kongre, sempozyum gibi etkinliklere katılması için desteklenmesi ve hata raporlama sistemlerinin oluşturulması önem taşımaktadır.
Yüksek ateş şikayeti ile çocuklarını acil servise getiren ebeveynlerin bilgi tutum ve uygulamaları
Amaç: Araştırma, İzmir Menemen Devlet Hastanesi Acil Servisine yüksek ateş şikayeti ile çocuklarını acil servise getiren ebeveynlerin bilgi tutum ve uygulamaları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma verileri oluşturulan literatür bilgileri doğrultusunda oluşturulan, sosyo-demografik bilgi formu ve Ebeveyn Ateş Yönetini Türk versiyonu ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ağustos-Aralık 2022 tarihleri arasında İzmir Menemen Devlet Hastanesi Acil Servisine çocuğunu yüksek ateş şikayeti ile getiren ebeveynlerden elde edilmiştir. Bu süre içerisinde acil servise başvuran 222 ebeveyn araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin yaş ortalaması 33,47±3,25 dir. Çocukların cinsiyeti %57,2 erkek %42,8'i kızdır ve yaş ortalaması olarak 6,10±3,63 dir. Ebeveynlerin %42,3'ü çocuğun evdeki ateş ölçüm değerini ve %45,9'u ise hastanedeki ateş ölçüm değerini 38-38,9 arasında belirtmiştir. Ebeveynlerin %68,9'u çocuğun ateşlenmesi durumunda ölmesinden dolayı endişelendiklerini, %32,4'ü çocuğun ateşinin yükseldiğini cildine dokunarak anladıklarını, %98,2'si çocuğun ateşlendiğini düşündüklerinde ateşi ölçtüklerini, %43,2'si çocuğun ateşini koltuk altından ölçen otomatik derece ile ölçtüklerini, %34,2'si ateş yükselince ilk uygulama olarak ateş düşürücü ilaç verdiklerini, %54,5'i ılık uygulamayı yaptıkları bölgenin tüm vücut olduğunu, %79,3'ü çocuğun ateşlenmesi durumunda neler yapılmasına yönelik eğitim aldıklarını, eğitim alanların %85,3'u eğitimi sağlık personeli'nden aldıklarını belirtmişlerdir. Sonuçlar: Araştırmada, ateşli çocukların ebeveynlerinin kaygı düzeylerinin yüksek olduğu, üniversite mezunu olan, şehirde yaşayan, geliri giderden fazla olan ebeveynlerin ateş yönetimleri puan ortalaması yüksek bulunmuştur. Çocuk sayısı fazla olan ebeveynlerin ise ateş yönetimi puan ortalaması daha düşük bulunmuştur. 2 Ebeveynlerin çocuklarının cinsiyeti ile ebeveyn ateş yönetimi ölçeği ortalama puanı arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0.05) Anahtar kelime: Yüksek Ateş; Çocuklar; Aile, Hemşirelik
Pandemi sürecinde çocuk hemşirelerinde mesleğe bağlılık ile iş doyumu düzeyleri arasındaki ilişki ve etkileyen değişkenlerin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, pandemi sürecinde çocuk hemşirelerinde mesleğe bağlılık ile iş doyumu düzeyleri arasındaki ilişki ve etkileyen değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Analitik ve kesitsel tipteki araştırma, İzmir S.B.Ü Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini pandemi döneminde görev yapan 213 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Hemşire Tanıtım Formu, Hemşirelikte Mesleğe Bağlılık Ölçeği ve McCloskey ve Mueller İş Doyum Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğuna Kolmogorov Simirnov normallik testi ile bakıldı (Hemşirelikte mesleğe bağlılık ölçeği K-S: 0,101; p: 0,000; McCloskey ve Mueller iş doyumu ölçeği K-S: 0,075; p: 0,006). Veriler normal dağılım göstermediğinden Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan 213 hemşirenin yaş ortalamasının 32,42±5,48, aylık nöbet sayısı ortalamasının 7,63±3,12, günlük dinlenme süresi ortalamasının 2,36±1,17 olduğu bulundu. Hemşirelerin %78,9'unun kadın, %42,3'ünün yoğun bakım ünitesinde çalıştığı, %52,1'inin servis hemşiresi olarak görev yaptığı, %91,1'inin çalışma şeklinin gece ve gündüz olduğu, %78,4'ünün mesleği isteyerek tercih ettiği, %74,6'sının çalışılan bölümü isteyerek tercih ettiği, %56,3'ünün işten memnun olduğu, %56,8'inin mesleği değiştirmeyi düşündüğü, %54,9'unun sigara/alkol/madde kullanmadığı, %64,3'ünün gelirinin gidere denk olduğu belirlendi. Hemşirelerin hemşirelikte mesleğe bağlılık ölçeği ortalama puanı 70,52±13,96 olarak bulundu. Hemşirelerin McCloskey ve Mueller iş doyumu ölçeği ortalama puanı 2,57±0,72 olarak belirlendi. Sonuç: Araştırma sonucunda, pandemi döneminde çalışan çocuk hemşirelerinin mesleğe bağlılık ve iş doyumlarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pandemi, COVID-19, Hemşirelik, Mesleğe bağlılık, İş doyumu
Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin aşı konusundaki bilgi ve tutumlarının incelenmesi
AMAÇ: Bu araştırma ile çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin aşı bilgileri ve tutumları incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma kesitsel ve analitik bir çalışmadır. 0-6 yaş arasındaki hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin aşı konusundaki tutumlarını incelemeye yönelik verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde, demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğuna Kolmogorov Simirnov normallik testi ile bakılmıştır (Aşı Tutum Ölçeği K-S: 0,090; p=0,000). Veriler normal dağılım göstermediğindenMann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi analizi kullanılmıştır. Çalışmaya Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde Ekim 2023- Aralık 2023 tarihleri arasında 0-6 yaş aralığında olan çocukların ebeveynlerikatılmıştır. Verilerin toplanmasında 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Aşı Tutum Ölçeği' kullanılmıştır. Cronbach alfa katsayıları; Aşı kabulü alt boyutu 0,928 – Yan etki boyutu 0,750 – Aşı tereddütü alt boyutu 0,764 – Aşı tutum ölçeği 0,768 BULGULAR: Ebeveynlerin %50,8'inin bebeğinin cinsiyetinin erkek olduğu, bebeğinin yaş ortalamasının 2,50±1,88, %56,2'sinin bebeğinin 2 yaş ve üzerinde olduğu, %90'ının bebeğinin beden kitle indeksinin zayıf olduğu, %35,7'sinin tek çocuğa sahip olduğu, %95,7'sinin aile tipinin çekirdek aile olduğu, %49,5'inin il merkezinde yaşadığı, %71,4'ünün gelirinin gidere eşit, %100'ünün anne olduğu, annelerin yaş ortalamasının 30,42±5,13, %53'ünün 30 yaş ve altında olduğu, %63'ünün çalışmadığı, %35,1'inin ise üniversite mezunu olduğu belirlendi. Ailelerin %93,8 i düzenli aşı yaptırırken %6,2 si yaptırmamıştır. Düzenli aşı yaptırmanı nedeni olarak ailelerin %52,3 ü hastalıklardan koruduğunu, %39,8 i aşıların yararlı olduğu, %3,8 i herkes aşı yaptırdığı, %3,2 si aşıların zorunlu olmasından ve %1 ide diğer bir nedenden dolayı yaptırdığını ifade etti. Ebeveynlerin %93,8'inin bebeğe/çocuğa aşıların düzenli yapıldığını bildirdiği, düzenli aşı yaptırma nedeni sorusuna verilen yanıtların %52,3'ünün bebeği/çocuğu hastalıklardan koruması olduğu, bebeğe/çocuğa düzenli aşı yaptırmama kararını etkileyen kişiler sorusuna verilen yanıtların %46,9'unun kendileri olduğu, bebeğe/çocuğa düzenli aşı yaptırmayı reddetme nedeni sorusuna verilen yanıtların %62,8'inin aşılara bağlı gelecekte başka problem çıkabileceğinden korkma olduğu, %91,4'ünün aşıların yan etkisi/zararlı etkisi olduğunu düşünmediği, aşılar hakkında bilgiye ulaşma sorusuna verilen yanıtların %55,6'sının sağlık çalışanları olduğu, %76,2'sinin aşı yaptırmayı istemediklerinde sağlık çalışanlarının aşı hakkında bilgi verdiği, aşı hakkında bilgi alan ebeveynlerin %62,1'inin bilgiyi yeterli bulduğu, %65,4'ünün aşı/bağışıklama ile ilgili sağlık kuruluşlarından daha çok bilgi almak istedikleri bulundu. Faktörler altında yer alan tüm maddelere ait katsayılar istatistiksel olarak anlamlı elde edildi. SONUÇLAR: Bu araştırmada annelerin çoğunlukla çocuklarına aşıları tam yaptırdığı görüldü; bunun sonucunda annelerin bağışıklamanın önemli olduğunu algıladıkları ve çocuklarının sağlığını koruma hususunda hassas olduklarını gösterdi.
Medyadaki aşı karşıtı haberlerin çocukluk çağı aşıları hakkında ebeveynlerin tutumlarına etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, medyadaki aşı karşıtı haberlerin çocukluk çağı aşıları hakkında ebeveyn tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışma örneklemini, Çocuğu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Birimlerinde (Servis 1, Servis 2 ve Polikliniklerde), Çocuk Acil Servisinde, Çocuk Cerrahisi Servisinde yatarak ya da ayaktan tedavi gören, 5 yaş veya daha küçük olan çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği ve Ebeveynlerin Aşı tutumlarına Belirlemeye Yönelik soru formu ile toplandı. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, Kolmogrof Siminnnov, Mann Whitneyy U Testi, Kuruskal Wallis Testi ve Ki Kare Testi kullanıldı. Bulgular: Görüşme yapılan ebeveynlerin %65,7'sinin anne, yaş ortalaması 32,89 dur. Çocuklarının yaş ortalamasının 2,44±1,53 bulundu. %97,1'inin evli, %50'sinin üniversite mezunu, %64,2'sinin gelirin gidere denk olduğu belirlendi. Ebeveynlerin aşı tutumlarına yönelik görüşleri incelendiğinde; %61,1'inin aşılar hakkında bilgiye sağlık kuruluşundan ulaşmalarına rağmen %22,3'ün medyadan ulaştıkları belirlendi. Ebeveynlerin, çocukluk çağı aşılarını yaptırmak zorunlu olmasaydı, yaptırılan aşıları yine yaptırmayı isteme durumu incelendiğinde %14,2'sinin "emin değilim" ve %10,3'ünün ise "istemezdim" yanıtı verdiği bulundu. Sosyal medya veya radyo televizyonda çıkan aşı karşıtı haberlerin-bilgilerin aşı yaptırmalarını etkileme düzeyi incelendiğinde ise, ebeveynlerin %44,1'inin 3 puan üzerinde olduğu belirlendi. Ebeveynlerin çocukluk çağı aşıları hakkında ebeveyn tutumları, değerlendirildiğinde, %23'ünün aşı tereddütünün olduğu bulundu. Sonuç: Araştırma sonunda aşı karşıtı olan ebeveynin medyadan etkilendiği saptandı.
0–6 yaş grubu çocuğu olan ebeveynlere ev kazalarında ilkyardım konusunda verilen planlı eğitimin bilgi ve uygulamalarına etkisi
Amaç: Bu araştırmada, 0–6 yaş grubu çocuğu olan ebeveynlere ev kazalarında ilkyardım konusunda verilen planlı eğitimin bilgi ve uygulamalarına etkisi incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tipteki araştırma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Birimlerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, Çalışma Grubu (n=50) ve Kontrol Grubu (n=50) olarak 0–6 yaş grubu çocuğu olan toplam 100 ebeveyn oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Ebeveyn Tanıtım Formu", "Çocuğun Tanıtım Formu" ve "İlkyardım Bilgi Düzeyi Ölçme Formu" olmak üzere üç form kullanılmıştır. Çalışma grubuna alınan ebeveynlere eğitim öncesi anket formu uygulanmıştır. Araştırmacı tarafından verilen "Ebeveynlere Yönelik Ev Kazalarında İlkyardım" konulu planlı eğitiminden sonra taburculuk öncesi aynı anket formu eğitimin etkinliğini değerlendirmek için tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubuna alınan ebeveynlere de anket uygulanmıştır. Ancak ev kazalarında ilkyardım eğitimi verilmeden, aynı anket formu taburculuk öncesi tekrardan uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde; demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmede Ki-Kare testi yapıldı. Verilerin normal dağılımına Shapiro Wilk testi ile bakıldı. Normal dağılan verilerde bağımlı gruplarda t testi, normal dağılmayan verilerde ise Mann Whitney U testi, Wilcoxon Signed Ranks kullanıldı. İlkyardım Bilgi Düzeyi Ölçme Formu için eğitim öncesi ve sonrası Kuder Richardson 20 güvenirlik Katsayısı hesaplandı. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan Çalışma ve Kontrol grubu ebeveynler ve çocuklarının sosyodemografik özelliklerine göre karşılaştırıldığında, iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı. Çalışma ve Kontrol grubundaki ev kazası yaşayan çocukların kaza ile ilişkili bilgileri karşılaştırıldığında, iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulundu. Çalışma ve Kontrol grubu ebeveynlerin gruplar arası ilkyardım bilgi düzeyi ölçme formu eğitim öncesi ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı ancak eğitim sonrası ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu belirlendi. Çalışma grubundaki ebeveynlerin ortalama puanlarının, Kontrol grubundaki ebeveynlerin ortalama puanlarından daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç: 0–6 Yaş grubu çocuğu olan ebeveynlerin planlı eğitim ile ev kazalarında ilkyardım konusunda bilgi ve uygulamalarının arttığı ve planlı eğitimin ebeveynler üzerinde etkili olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: 0-6 Yaş Çocuk, Ebeveyn, Ev Kazaları, İlkyardım, Eğitim
Çocuğu yoğun bakımda yatan annelere verilen bilişsel duygu düzenleme eğitiminin etkisi
Bu çalışmanın amacı; çocuğu yoğun bakımda yatan annelere verilen bilişsel duygu düzenleme eğitiminin etkisini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 3 Ekim 2022 – 1 Eylül 2023 tarihleri arasında İzmir Demokrasi Üniversitesi Buca Seyfi Demirsoy Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde takip edilen 64 hasta yakını oluşturmuştur. 32 anne Kontrol grubu, 32 anne Girişim grubu olarak alınarak randomize kontrollü araştırma tipinde yapılmıştır. Çocuğun yoğun bakıma yatışının ilk 10 dakikasında anneler görüşme odasına davet edilerek sırasıyla Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Anksiyete Ölçeği STAI-I, Sürekli Anksiyete Ölçeği STAI-II verilerek doldurması beklenmiştir. Formlar doldurulduktan sonra Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği alt boyutlarından aldığı puanlar hemen o an hesaplanmış ve kullandığı uyumsuz stratejiler belirlenmiştir. Ardından bilgilendirme aşamasına geçilmiştir. Bilgilendirme görüşmesi tüm anneler için ortalama 45 (±5) dakika yapılmıştır. Böylelikle çocuğun yoğun bakıma yatışının ilk 1 saati içerisinde bilgilendirme yapılması sağlanmıştır. Bilgilendirmeden 1 saat sonra Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Durumluk Anksiyete Ölçeği STAI-I annelere tekrar uygulanmıştır. Bu aşamada ölçeğin kullanım alanı gereği Sürekli Anksiyete Ölçeği STAI-II tekrar edilmemiştir. Veriler Kolmogorov Smirnov testi, Shapiro Wilks testi, Student-t testi, Eşleştirilmiş Örnek-t testi, Yates Düzeltmeli Ki-Kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Annelere uygulanan bilgilendirme sonrasında uyumsuz stratejilerin kullanımının azaldığı Durumluk Anksiyete puanlarının da düştüğü sonucuna ulaşılmıştır (p<0,001; p<0,01). Aynı zamanda uyumlu stratejilerin kullanımının da arttığı görülmüştür. Sonuçlar doğrultusunda, annelere uygulanan bilişsel duygu düzenleme stratejileri bilgilendirmesi daha kapsamlı bir eğitim programına dönüştürülerek kliniğe ve literatüre katkı sağlayabilir.
Hemşirelik öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ve mutluluk düzeyleri
Çocukluk çağı örselenmesi dünyada ve ülkemizde yaygın bir şekilde görülen, bıraktığı izlerle bireyin tüm yaşamını etkileyen ve olumlu duyguların azalmasına neden olan çocuk sağlığının önemli bir sorundur. Araştırma hemşirelik öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ve mutluluk düzeylerini incelemek amacıyla nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma araştırma deseni ile yapılmıştır. Araştırmanın nicel kısmının örneklemini bir üniversitenin Hemşirelik Bölümü öğrencilerinden araştırmaya katılmayı kabul eden 349 öğrenci, nitel kısmının örneklemini ise araştırmanın ilk basamağına katılan, ikinci basamağına da katılmayı kabul eden 25 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın nicel kısmında veriler Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu ve Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu, nitel kısmında ise yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Nicel verilerin değerlendirilmesinde SAS 9.4 paket programı ile tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Nitel verilerin değerlendirilmesinde ise MAXQDA 2020 paket programı kullanılmış, tematik analiz yapılmıştır. Nicel araştırma sonucunda; Çocukluk çağında erkek öğrencilerin fiziksel olarak daha fazla ihmal edildiği, gelir durumu düşük olan öğrencilerin daha fazla örselendiği, eğitim düzeyi düşük olan anneye sahip olan öğrencilerin daha faza fiziksel ihmale maruz kaldığı, kardeş sayısı arttıkça örselenmenin de arttığı, otoriter ebeveyn tutumuna sahip ebeveynleri olan öğrencilerin daha fazla örselendiği, örselenme yaşantısı olanların yetişkinlik döneminde daha fazla psikiyatrik rahatsızlığa sahip olduğu, çocukluk çağı örselenmesi ve mutluluk düzeyinin ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitel araştırma sonucunda ise öğrencilerin ihmal-istismar, ebeveyn kaybı, savaş, göç, hastalık ve erken yaşta çalışma yaşamına başlama gibi örselenme deneyimlerinin mevcut olduğu görülmüştür. "Çocukluk Örselenmesi", "Çocukluk Örselenmesinin Etkileri", "Çocukluk Örselenmesi ile Baş Etme", "Travma Sonrası Büyüme", "Gelecekteki Self-Ebeveynlik Algısı", "Hemşirelik Eğitimi ile Güçlenme" başlıklarını içeren 6 tema ve 17 alt tema belirlenmiştir. Bu karma yöntem araştırması sonucunda katılımcıların ihmal-istismar olgularından farklı olarak pek çok çocukluk çağı örselenme deneyimi olduğu, örselenmenin yetişkinlik dönemi üzerine yansımalarının olduğu görülmüş ve kavramlar hemşirelik bakış açısıyla açıklaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Örselenmesi, Hemşirelik Öğrencileri, Mutluluk, Karma Yöntem
Yenidoğanda Hepatit-B aşısı sırasında uygulanan nazik insan dokunuşu, kanguru bakımı ve emzirmenin ağrı düzeyi, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmanın Nazik İnsan Dokunuşu (Gentle Human Touch-GHT), Kanguru Bakımı (Ten Tene Temas) ve Emzirme yöntemlerinin yenidoğanlarda uygulanan Hepatit-B aşısı öncesinde, sırasında ve sonrasında ağrı, ağlama süresi ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkilerini incelemeyi ve bu yöntemlerin etkinliğini karşılaştırmayı amaçlanmaktadır. Bu çalışmada etik kurul, kurum izni ve ebeveyn onamı alınmıştır. Çalışma Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde randomize kontrollü deneysel bir tasarımla yürütülmüştür. Nazik İnsan Dokunuşu (n=40), Kanguru Bakımı (n=40) ve Emzirme grubu (n=40) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır ve gruplara alınan bebekler gestasyon yaşı ve doğum kilosu değişkenleri benzer şekilde seçilmiştir (p >0,05). Gestasyon yaşı 38-42 hafta, doğum kilosu 2000 gram ve üzeri olan 120 sağlıklı yenidoğan dâhil edilmiştir. Veriler anne ve bebeklere ilişkin tanıtıcı bilgi formu, NIPS, kalp tepe atımı, oksijen satürasyonu ve ağlama süresi zamanı ölçülerek toplanmıştır. Hepatit-B aşısı uygulaması sırasında yenidoğanlara Nazik İnsan Dokunuşu ve Emzirme toplanda 5 dakika s ile süre uygulanmıştır. Aşı uygulaması öncesinde, sırasında ve sonrasında NIPS ağrı skoru, ağlama süresi ve fizyolojik değişimler ölçülmüş, gruplar arasındaki farklar Shapiro-Wilk normallik testi, Kruskal-Wallis testi, Tek Yönlü ANOVA, Tukey HSD testi ve Ki-kare testi gibi istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Müdahale sırasında ve sonrasında NIPS skorları, ağlama süresi ve kalp tepe atımı açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Nazik İnsan Dokunuşu uygulanan yenidoğanlarda müdahale sırasında NIPS skoru en düşük (5,55 ± 0,90), ağlama süresi en kısa (0,09 ± 0,02), kalp tepe atımı en stabil (150,48 ± 13,51) ve oksijen satürasyonu en yüksek (96,73 ± 1,21) olarak ölçülmüştür. Kanguru Bakımı grubunda ise müdahale sırasında NIPS skoru 6,35 ± 0,73, ağlama süresi 0,14 ± 0,03 , kalp tepe atımı 159,23 ± 13,81 ve oksijen satürasyonu 95,55 ± 1,43 olarak bulunmuştur. Emzirme grubunda müdahale sırasında NIPS skoru en yüksek (6,83 ± 0,44), ağlama süresi en uzun (0,19 ± 0,03), kalp tepe atımı en yüksek (168,33 ± 14,18 ) ve oksijen satürasyonu en düşük (95,45 ± 1,13) olarak bulunmuştur. Bulgular, Nazik İnsan Dokunuşu uygulanmasının yenidoğanlarda aşı kaynaklı ağrıyı azaltmada en etkili farmakolojik olmayan müdahale olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, sağlık çalışanları ve hemşirelerin farmakolojik olmayan ağrı yönetimi stratejilerini klinik uygulamalara entegre etmeleri önerilmektedir.
Pediatri hemşirelerinin hümanistik bakım becerileri ile aile merkezli bakım arasındaki ilişki
Pediatri hemşirelerinin bakım uygulamalarında insancıl duyguları kullanılması ve ailelerin çocuğun bakımına katılması son derece önemlidir. Tanımlayıcı türde yapılan bu çalışmada, hemşirelerin hümanistik bakım uygulama becerileri ile aile merkezli bakıma ilişkin tutumları arasındaki ilişki incelenmiştir. Veriler, Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşirelerden 20.09.2022- 31.12.2022 tarihlerinde, Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelik Uygulamalarında Hümanist Davranma Becerisi Ölçeği (HUHDBÖ) ve Aile Merkezli Bakım Tutum Ölçeği (AMBTÖ) kullanılarak toplanmıştır (n=270). Verilerin normalliğine çoklu normallik varsayımı ile karar verilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, güvenirlik analizleri, Pearson korelasyon katsayısı, doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Hemşirelerin hümanistik bakım ölçeği puan ortalaması 119,9±13,72, aile merkezli bakım tutum puan ortalaması 4,3±0,43 elde edilmiştir. Ölçekler arasındaki korelasyon katsayıları anlamlıdır (p<0,001). Yapısal eşitlik modellemesine göre, kadınlar erkeklerden 15 kat daha fazla hümanistik davranma becerisine sahiptir (β1=0,145). Günde bakım verilen hasta sayısı arttıkça, hümanistik beceri 15 kat azalmaktadır (β1=- 0,147). Hemşirelerin hümanistik bakım becerisindeki bir birimlik artış, aile merkezli bakım tutumunu 59 kat artırmıştır (β1=0,585). Bu değişkenler aile merkezli bakım tutumunu %44 oranında açıklamaktadır (Adj. R2=0,439). Elde edilen bulgular, kadınların daha fazla hümanist becerilere sahip olduğunu ve bakım verilen hasta sayısının fazla olması hümanistik bakımı olumsuz etkilediğini göstermiştir. Ayrıca hümanistik bakım becerisi arttıkça aile merkezli bakım tutumu da önemli ölçüde artmaktadır. Hemşirelerin hümanistik ve aile merkezli bakım becerilerinin artırılması için desteklenmeleri ve hemşire başına düşen hasta sayılarının azaltılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile Merkezli Hemşirelik, Hümanizm, Pediatri
Al-Diwaniyah kadın ve çocuk eğitim hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çalışan pediatri hemşirelerinin hastane enfeksiyonları hakkında bilgilerinin değerlendirilmesi
Hastane enfeksiyonları, yenidoğanlarda önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma ile Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan pediatri hemşirelerinin hastane enfeksiyonları hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, Al-Dıwaniyah Kadın ve Çocuk Eğitim Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan pediatri hemşirelerinden oluşmaktadır (n = 51). Veriler, hemşirelerin sosyodemografik özellikleri ve hastane enfeksiyonlarına ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek için araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek geliştirilen, "Veri Toplama Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler sayı, yüzde ve ortalama olarak özetlenmiş, değerlendirmelerde Ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin, %84,3'ü kadın, %62,7'si 30-39 yaş aralığında, %64,7'si bekâr, %51'i hemşirelik enstitüsü mezunu, %66,7'si 1-5 yıl arasında kamu hizmetinde bulunmuştur. Hemşirelerin %58,8'i 1-5 yıl arası pediatri hemşiresi olarak çalışmış olup %60,8'i 1-5 yıldır Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışmaktadır. Hemşirelerin %94,1'i hastane enfeksiyonları konusunda eğitim kurslarına katılmamış ve %90,2'si hastane enfeksiyonları konusundaki bilgilerini güncellememiştir. Hemşirelerin hastane enfeksiyonu bilgi düzeyleri ile yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve kamu hizmet süresi gibi bazı sosyal ve demografik özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir (p < 0,05). Hemşirelerinin hastane enfeksiyonu hakkındaki bilgilerinin 1.50 puan ile orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çalışma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan hemşirelerin hastane enfeksiyonu ile ilgili eğitim kurslarına ve hizmet içi eğitim programlarına dahil edilmesini önermektedir.
Hemşirelik bölümü öğrencilerinin çocuk hemşireliği yeterliliği algıları üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin çocuk hemşireliği yeterlik algılarını etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlayan tanımlayıcı ve kesitsel türde bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 4. Sınıf öğrencileridir. Araştırmanın birincil verileri yüz yüze anket yoluyla toplanmıştır. Araştırmada Başarı Yönelimleri ölçeği, Hemşirelik Öğrencileri İçin Pediatri Hemşireliği Yeterlilik ölçeği, İletişim Becerileri ölçeği ve Kişilerarası Problem Çözme Envanteri ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada çocuk hemşireliği yeterlik algılarını etkileyen etmenler yapısal eşitlik modeli analizi ile incelenmiştir. Analiz sonucunda problem çözme özgüveninin, γ= 0,19'luk, iletişim becerileri algılarının, γ= 0,61'lik, akademik başarı algılarının, γ= 0,32'lik bir etki ile çocuk hemşireliği yeterlik algılarını açıkladığı ortaya konmuştur. Ayrıca öğrencilerin akademik başarı algıları ile iletişim becerileri arasında (r: 0,79 p < 0,001), problem çözme ile iletişim becerileri arasında (r: 0,14 p < 0,001), problem çözme ile akademik başarı değişkenleri arasında (r: 0,21 p < 0,001) anlamlı pozitif ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın sonunda öğrenme teknikleri her öğrencir için farklılık gösterebileceğinden bütünleşik bir öğrenme yönetim sistemi kullanılmaması gerekliliği vurgulanmış ve hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerilerini geliştirmeye, akademik başarılarını ve problem çözme yetkinlikleri artırmaya yönelik bir takım önerilere yer verilmiştir
Çocukları ishal tedavisi gören kadınların ishal konusundaki bilgi düzeyleri ile yaptıkları geleneksel uygulamaların belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma, Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi Moris Şinasi Çocuk Kliniği'nde 0-6 yaş grubu çocukların annelerinin ishal konusundaki bilgi düzeyleri ve evde yaptıkları geleneksel uygulamaları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda oluşturulan sosyo-demografik veri formu ve uzman görüşü alınarak hazırlanan annelerin ishal konusundaki bilgi düzeyi ile evde yaptıkları geleneksel uygulamalarını içeren veri formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan bu araştırma 1 Ağustos 2014-30 Ekim 2014 tarihleri arasında Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi Moris Şinasi Çocuk Kliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Bu tarihler arasında hastanede yatan 0-6 yaş çocuğu olan 150 anneye uygulanan anketlerden elde edilen veriler SPSS 15.0paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 28.01 (min: 17, max: 45) yıldır. Çocukların %55,3'ü erkek %44,7'si kızdır. Çocukların %82,7'si son bir ayda en az bir kez ishal olmuştur ve annelerin %46,7'si ishalin birinci günü çocuklarını hastaneye götürmüşlerdir. Annelerin %44'ü çocuklarını ilk altı ay sadece anne sütü ile beslemiştir ve annelerin %66'sı ishal konusunda sağlık çalışanlarından bilgi almıştır. Annelerin %13,3'ü ishalin evde tedavi edilebileceği ile ilgili bir fikrinin olmadığını, %80'i ise ORS diye bir şey duymadıklarını belirtmişlerdir. ORS'yi bilme düzeyi üzerinde en etkili değişkenin annelerin eğitim düzeyi olduğu saptanmıştır. Sonuçlar: Araştırmamızda annelerin %50,7'sinin ishalin evde tedavi edilemeyeceği ve ORS hakkında eksik bilgiye sahip oldukları bulunmuştur.
Çocuk hemşirelerinin duygusal emek davranışları ile çocuk sevme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, çocuk hemşirelerinin duygusal emek davranışları ile çocuk sevme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan araştırma, 25 Mart – 31 Mayıs 2019 tarihleri arasında İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk klinik ve polikliniklerinde çalışan 150 çocuk hemşiresi ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak "Hemşire Tanıtım Formu", "Duygusal Emek Davranış Ölçeği (DEDÖ)" ve "Barnett's Çocuk Sevme Ölçeği (BÇSÖ)" formları kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistiklerle birlikte Kruskal Wallis Testi, Mann Whitney U Testi, Non-parametrik Korelasyon Analizi Testi ve Adımsal Regresyon Testi kullanılmıştır. Bulgular: Elde edilen verilerle Duygusal Emek Davranış Ölçeği (DEDÖ) Yüzeysel Davranış, Derinlemesine Davranış, Samimi Davranış Alt Boyutları İle Barnett's Çocuk Sevme Ölçeği (BÇSÖ) arasında yapılan korelasyon analizine göre pozitif yönlü (-1Anahtar Kelime: Duygusal emek = Emetional labor ; Hemşireler = Nurses ; Hemşirelik = Nursing ; Hemşirelik araştırmaları = Nursing research ; Çocuk hemşireliği = Pediatric nursing ; Çocuk sevgisi = Love for children
Hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesi' nde görev yapan 217 hemşire oluşturdu. Araştırma verileri "Hemşire Tanıtım Formu" ve "Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği (HTHEÖ)" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde One Way Anova, t testi, Kruskal Wallis varyans analizi, ki-kare ve Pearson korelasyon testleri kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %18,9 (n=41)' unun tıbbi hata yaptığı, bu hatalardan %18 (n=39)' inin ilaç uygulama ve %4,6 (n=10)' sının "yanlış kayıt" (%4,6) olduğu belirlendi. Tıbbi hata kayıt bildirim oranı %4,9 olarak bulundu. Kadın hemşirelere göre erkek hemşirelerin daha fazla tıbbi hata yaptığı, eğitim durumlarına göre üniversite mezunlarının daha az tıbbi hata yaptıkları belirlendi. HTHEÖ toplam puanı 223,6±12,8 olup, tıbbi hata yapanlara göre yapmayanların HTHEÖ toplam puanlarının daha yüksek olduğu bulundu. Yaş, medeni durum, eğitim durumu, çalışılan servis ve çalışma şekillerine göre HTHEÖ puanları arasında anlamlı fark bulunmazken, kadın hemşirelere göre erkek hemşirelerin HTHEÖ puanları daha düşük bulundu. Ölçeğin "Hastane Enfeksiyonları" alt boyut puan ortalamalarının acil servisinde çalışan hemşirelerde daha düşük, "İlaç ve Transfüzyon Uygulamaları" alt boyut puan ortalamalarının ameliyathanede çalışan hemşirelerde daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Araştırma sonuçları, hemşirelerde tıbbi hata yapma oranının yüksek ancak tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük olduğunu, hatalarını bildirme konusunda isteksiz davrandıklarını gösterdi. Bulgular doğrultusunda, hemşirelere tıbbi hatalar ve hataların bildirimleri konusunda eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşire, tıbbi hatalar, etkileyen faktörler.
Çocuk hemşirelerinin ilaç hatalarına yönelik bilgi ve tutumlarının incelenmesi
Amaç: Araştırma T.C. Sağlık Bakanlığı Manisa İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Manisa Şehir Hastanesi, Akhisar Devlet Hastanesi, Alaşehir Devlet Hastanesi, Gördes Devlet Hastanesi, Salihli Devlet Hastanesi, Soma Devlet Hastanesi, Turgutlu Devlet Hastanesi ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi çocuk servislerinde çalışan çocuk hemşirelerinin ilaç hatalarına yönelik bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda oluşturulan sosyodemografik veri formu ve çocuk hemşirelerinin ilaç hatalarına ilişkin bilgi ve tutumlarını belirlemek için ''ilaç hatalarına yönelik hemşire bilgi ve tutum ölçeği'' formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı kesitsel tipte yapılan bu çalışma 15 Ekim-15 Aralık 2018 tarihleri arasında 211 çocuk hemşiresi ile gerçekleştirilmiştir (n=211) . Uygulanan formlardan elde edilen veriler SPSS 15.0 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmamız %92,9 kadınlardan, %7,1 erkeklerden oluşmaktadır. Çocuk hemşirelerinin 20-30 yaş grubunun %45, 31-40 yaş grubunun %40,3 ve 41-50 yaş grubunun %14,7 olduğu ve %47,4'ünün güvenlik önlemleri çerçevesinde çalıştığı,%45'inin hemşirenin, %48,8'inin doktorun, %51,7'sinin eczacının hatasına tanık olduğunda bunu raporladığı, %33,6'sının hatalı uygulamasını hasta ve ailesi ile paylaştığı,%43,1'inin ilaç uygulamalarında kısaltma kullandığı, %57,8'sinin ilaç uygulamalarını uygulama sırasında kayıt ettiği, %79,6'sının sözlü order alma protokolüne uygun davrandığı belirlenmiştir. Çalışmamızda güvenli ilaç uygulama doğru cevap yüzde ortalamaları %47,7 olarak saptanmıştır. Sonuçlar: Hastanelerde kliniklere özgü eğitim programlarının sayı ve niteliklerinin arttırılmasının, iç denetimlerin sıklıklarının arttırılarak cezalandırıcı olmayan kurum kültürünün güçlendirilmesinin ve hata raporlama sistemlerinin değerlendirilmesi ile ilaç hatalarının nedenlerinin tespit edilerek gereken tedbirlerin alınmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Çocuk hemşireliği, ilaç hataları, bilgi, tutum
İzmir'de görev yapan çocuk hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri ile tıbbi hata yapma eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: İzmir'de görev yapan çocuk hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri ile tıbbi hata yapma eğilimleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve korelasyonel nitelikte olup örneklem sayısı 227'dir. Aralık 2018 – Nisan 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi'nde ve T.C. Sağlık Bakanlığı İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde görev yapan çocuk hemşireleriyle yürütülmüştür. Veriler: 'Birey Tanıtım Formu', 'Hemşirelikte Tıbbi Hata Eğilim Ölçeği' (HTHEÖ) ve 'Tükenmişlik Ölçeği' (TÖ) ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, "Tek Yönlü Varyans analizi", ''Kruskal Wallis Varyans analizi'', ''Mann-Whithney U testi'', korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan çocuk hemşirelerinin; çalışırken %51. 5' inin tıbbi hata yapmadığı, %80. 2' sinin tıbbi hata yapıldığına şahit olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin HTHEÖ puan ortalaması 4.59±0.32, TÖ puan ortalaması 3.68±1.08 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin, yaş grupları, eğitim durumları, mesleki ve çocuk hemşireliği deneyim yılı, çalışırken tıbbi hata yapma, çalışırken tıbbi hata yaptığında veya tıbbi hata yapıldığına şahit olduklarında gerekli bildirimde bulunma ile HTHEÖ puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Hemşirelerin TÖ ile HTHEÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (r=0.137, p=0.039*). Sonuçlar: İzmir'de çalışan çocuk hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri arttıkça tıbbi hata yapma eğilimlerinin arttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Hemşireliği; Hemşirelikte Tıbbi Hata Yapma Eğilimi; Tükenmişlik
Bir üniversite hastanesinin çocuk acil servisinde çalışan hemşirelerin mülteci hastalara yönelik deneyim ve algıları
Amaç: Bu araştırma; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Acil servisinde çalışan hemşirelerin mülteci hastalara yönelik deneyim ve algılarını betimlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, bir Üniversite hastanesinin çocuk acil servisinde çalışan hemşirelerin mülteci hastalara yönelik deneyim ve algılarını betimlemek amacıyla nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desende yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından alan yazın ve uzman görüşü alınarak oluşturulan görüşme ve anket formları kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi için, verilerin kodlanması, temalara ulaşma, veriyi örgütleme, nitel bulguların yorumlanması sağlanmıştır. Elde edilen tema çeşitliliği ve yoğunluğu yorumlanarak örneklerle birlikte raporlanmıştır Bulgular: Çocuk acil hemşirelerinin mülteci hastalara yönelik deneyim ve algıları incelenirken beş temaya ulaşılmıştır. Çocuk acil hemşirelerinin algıları negatif duygulanım pozitif duygulanım ve kötü yaşam koşulları olmak üzere 3 temada; deneyimleri ise zıt yaşanmışlıklar (olumlu-olumsuz deneyimler), çözümcül yaklaşımlar (sosyal mekansal dışlama, kontrollü göç, bilgilendirme ve politik düzenlemeler) olmak üzere 2 tema ve bunların alt temaları altında incelenmiştir. Sonuçlar: Kültürlerarası iletişim hemşirelik mesleği açısından oldukça önemlidir. Çünkü göç olgusu günümüzün kontrol edilemez bir gerçeğidir. Bulgulardan hareketle kültürlerarası hemşirelik programlarında dil farklılığın yaratabileceği problemler ve bunların nasıl aşılacağı, ötekileştirme tutumları ve bunlardan nasıl kaçınılacağı, hastaların bakım alan olarak kültürlerindeki farkların bakım verenler tarafından dikkate alınmasının etkin sağlık hizmeti verilmesi açısından kaçınılmaz olduğu öğretilmelidir. Anahtar Kelimeler: mülteci, kültürlerarası hemşirelik, mülteci algısı
Preterm bebeklerde oral motor uyarımın emme kapasitesine etkisi
Bu çalışma, oral motor uyarımı olan ya da olmayan 29. ve/veya 30. gebelik haftasında olan preterm bebeklerde oral-motor işlevlerin gelişimini desteklemek ve güçlendirmek için uygulanan erken oral motor uyarımın bebeğin emme kapasitesi, büyüme-gelişmesi ve taburculuk süresi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla tek kör randomize kontrollü deneysel bir tasarım olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01 Mayıs 2019 – 15 Mart 2020 tarihleri arasında, Medikal Park Gaziantep Hastanesi ile Gaziantep Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan 30 uygulama 30 kontrol olmak üzere toplam 60 preterm bebekten elde edildi. Veriler; veri toplama formu, bebeğe günlük yapılan işlemler ile ilgili izlem formu ve emme kapasitesi izlem formu ile toplandı. Bebeklerin emme kapasiteleri; emme gücü/mmHg, biberonu bırakmadan emme süresi(sn), emme süresi (sn) ve emme miktarı (ml) ölçümleri ile değerlendirildi. Uygulama grubundaki bebeklere 14 gün boyunca günde bir kez Premature Infant Oral Motor Intervention uygulanırken, kontrol grubundaki bebeklere ünitede her zaman uygulanan hemşirelik bakımı verildi. Araştırmacı tarafından uygulama ve kontrol grubunda yer alan bebeklerin araştırmanın birinci günü emme gücü, vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri; 8 ve 11. günleri emme kapasitesi; 14. günü emme kapasitesi, vücut ağırlığı ve baş çevresi ölçümleri; taburcu oldukları gün vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapıldı. Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının büyüme ölçümlerine etkisi incelendiğinde; ölçüm günü ilerledikçe hem uygulama hem de kontrol grubunda bebeklerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi uzunluğunun arttığı görüldü. Bu artışın; bebeklerin taburcu oldukları gün uygulama grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek düzeyde görüldüğü ve iki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlemlendi (p<0.001). Premature Infant Oral Motor Intervention uygulanan bebeklerin hastanede kalış süreleri ve oral beslenmeye geçiş süreleri incelendiğinde uygulama grubunda yer alan bebeklerin kontrol grubu bebeklere göre oral beslenmeye daha erken geçtikleri ve hastaneden daha erken taburcu oldukları belirlendi. Araştırmada Premature Infant Oral Motor Intervention'in etkinliğini değerlendirmek amacıyla Dünya'da Emme Gücünü Ölçen Manometre geliştirilerek ilk kez kullanıldı. Araştırmanın birinci günü grupların emme güçleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlendi (p˃0.05). Araştırmanın 8. 11. ve 14 günlerinde grupların Emme Kapasitesi değerleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel yönden anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). Bu sonuçlara göre, Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının preterm bebeklerin büyüme, hastanede yatış süresi, oral beslenmeye geçiş süresi ve Emme Kapasitesi değerlerini olumlu yönde etki ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının 29. ve/veya 30. gebelik hastasında klinik olarak uyumlu olan preterm bebeklerin rutin hemşirelik bakımlarına katılması, bu konuda hemşirelerin eğitilmesi ve desteklemesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Preterm Bebek, Beslenme, Emme Kapasitesi, Premature Infant Oral Motor Intervention