Colonic diseases

75 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

Development of anticancer drug loaded nanoparticle and in-vitro evaluation

Colorectal cancer is the third most commonly occurring cancer which remains asymptomatic in its early stages, leading to 1.8 million diagnoses per year. If detected at an early stage, it can be treated through chemotherapy, with 5-Fluorouracil being a promising treatment option. However, this medication is accompanied by a significant number of side effects, making the treatment process unpleasant for patients. In this study, 5- FU was loaded into chitosan nanoparticles using an ionic gelation method, with the aim of reducing the drug's side effects and evaluating the cytotoxicity of the prepared nanoparticles. The prepared nanoparticles were characterized in terms of particle size, particle size distribution, zeta potential, morphology, encapsulation efficacy, in-vitro release, and in-vitro cytotoxicity. The nanoparticles were prepared in a pH of 4.5 using a 5:1 chitosan to tripolyphosphate ratio, resulting in a particle size of 217.03 ± 10.41, a PdI of 0.37 ± 0.11, and a zeta potential of 0.02 ± 0.02. The encapsulation efficacy was calculated as 15.69%, with a sustained release profile of approximately 40% over 24 hours. The cytotoxicity analysis showed that 5-FU-loaded chitosan nanoparticles effectively stopped the proliferation of CT-26 colorectal cancer cells with a lower concentration of 5-FU compared to free 5-FU. In conclusion, the prepared nanoparticles exhibit stable, uniform distribution, appropriate particle size, and efficient encapsulation capability. Furthermore, they demonstrate an initial burst release followed by sustained release after 24 hours, making them a promising candidate for the treatment of colorectal cancer with further in-vivo investigations and clinical trials.

Antineoplastic agentsFluorouracilChitosan+6
Keıshıd Abtahı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İmmünokemoterapötik nanoplekslerin kolon kanseri tedavisinde etkinlik ve güvenliğinin in vitro - in vivo değerlendirilmesi

Kolon kanseri tedavisinde cerrahiden sonra en sık kullanılan yöntem kemoterapidir. Ancak kanser hücreleri, hayatta kalmak için immün sistem hücrelerinin tanıma mekanizmasından kaçmakta ve farklılaşma yetenekleri ile kemoterapötiklere karşı direnç geliştirmektedirler. Bu nedenle, kemoterapinin yanı sıra immünoterapinin de kullanılmasının tedavinin etkinliğini artırabileceği bilinmektedir. Nanopleksler, zıt yüklerin etkileşimine dayalı oluşan nano boyutlu sistemlerdir ve bu çalışmada nanopleks yapısını oluşturmak için siklodekstrin (CD) polimeri, 5-Florourasil (5-FU) ve İnterlökin-2 (IL-2) kullanılmıştır. Nanoplekslerin ortalama partikül büyüklükleri ve dağılımı, yüzey yükü tayini, ilaç yükleme etkinliği, her iki etkin madde için farklı ortamlarda salım profili belirleme ve çeşitli stabilite çalışmaları yapılmıştır. Konvansiyonel hücre kültürü çalışmalarında CD polimerlerin güvenliliği hücre proliferasyonuna etkisi ile belirlenmiştir. Ardından ilaç yüklü nanoplekslerin etkinlikleri 2-boyutlu hücre kültürü ve gerçek zamanlı hücre canlılığı analizi ile belirlenmiştir. 3-boyutlu hücre kültürü çalışmaları ile nanoplekslerin etkinliği hücre canlılığı, immünohistokimyasal inceleme ve elektron mikroskobu incelemesi ile belirlenmiştir. Yapılan in vivo çalışmalarla ise CD polimerlerin güvenlilikleri sağlıklı farelerde tek doz intravenöz (i.v.) uygulama sonrası alınan kan örnekleri ile belirlenmiştir. Son olarak, tümör indüklenen farelerde, nanoplekslerin antitümöral etkinlikleri hayatta kalma oranı, metastaz ve immün cevap açısından belirlenmiştir. Çalışmaların sonucunda, IL-2 ve 5-FU'yu birlikte taşıyan nanopleksler hazırlanmış ve parenteral yoldan kolorektal immünokemoterapi açısından umut vaat eden bir model ilaç taşıyıcı sistem ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: immünokemoterapi, kolon kanseri, kombine ilaç taşınımı, nanopleks, siklodekstrin

Kolon hastalıklarıKolon neoplazmlarıNanopleks+6
Safiye Akkın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kolon kanserinin tedavisinde fenotiyazin yapılı bileşiklerin kullanımlarının değerlendirilmesi ve etki mekanizmalarının araştırılması

Kansere bağlı ölümlerin en etkili nedenlerinden biri olan kolon kanseri, evrensel bir sorun olarak nitelendirilmektir. Epidomiyolojik çalışmalar, kanser ve nörodejeneratif hastalıkları birbirleri ile ilişkilendirmektedir. Transmembran bir protein olan amiloid prekürsör protein (APP), kanser ile ilgili araştırmalarda son zamanlarda oldukça dikkat çekmektedir. Üç APP aile üyesinden biri olan APP, en fazla çalışılan protein olup, kırılması sonucu β-amiloid peptid oluşumunun neden olduğu Alzheimer hastalığın'da (AH) temel rol oynamaktadır. AH'nda, APP'nin proteolitik olarak işlenmesi, 2 yol ile gerçekleşmektedir: (i) α-sekretaza bağlı amiloidojenik olmayan yol (ii) β-sekretaza bağlı amiloidojenik yol. Bu yolaklarda, sekretazlar adı verilen bir grup enzim tarafından proteolitik kırılma sonucu farklı fonksiyonları olan fragmentler üretilmektedir. APP'nin yanı sıra, diğer üyeler de (APLP1 ve APLP2), sekretazlar tarafından parçalanarak C-terminal fragmentlerin (CTF) salınmasına neden olmaktadır. Son araştırmalar, kanser hücrelerinde aşırı eksprese edilen APP ve/veya APLP2'nin inhibe edilmesinin ya da bu proteinlerin proteolitik kesim enzimlerine (α- ve β-sekretazlar gibi) karşı geliştirilen inhibitörlerin kanser hücre çoğalmasını azalttığını göstermektedir. Çünkü, APP ve amiloid prekürsör-benzeri protein-2 (APLP2) ekspresyonlarının ve bunların kesim ürünüleri CTF'lerin birçok kanser türünde, kanser hücre proliferasyonuna korelasyon göstererek arttığı bulunmuştur. Kolon kanseri ile ilgili in-vitro ve in-vivo çalışmalarda, APP'nin büyüme için gerekli olduğu bildirilmiştir. APP'nin, α-sekretaz (ADAM10) tarafından kesilmesi ile oluşan çözünür, sekrete formu sAPPα'nin sadece nöronal sağlığı destekleme işlevi olmayıp, aynı zamanda hücre büyümesi, çoğalması ve migrasyonu ile de yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Yakın zamanda, pankreas kanseri hücre hatları ile yapılan bir çalışmada, α-sekretaz (ADAM10) aracılı sAPPα oluşumu inhibe edildiğinde, hücre büyümesinin ve proliferasyonun etkili bir şekilde azaldığı gösterilmiştir. Aynı zamanda total APP ve sAPPα üzerinden de antikanser etkiye sağladığı katkı araştırılmak istenmektedir. Yakın zamanda laboravuvarımızda gerçekleştirilen çalışmalarda, fenotiyazin yapısına sahip azur B bileşiğinin total APP ve sAPPα üzerinde göstermiş olduğu etkili azalma, ayrıca TBO ve TH'nin PS70 hücrelerinde total APP ve sAPPα düzeylerinde yine, azaltıcı etki göstermesi, fenotiyazin yapısına sahip bileşiklerin, antikanser etkiye katkı sağlayabileceği öngörülmektedir. Sonuç olarak, fenotiyazin yapılı bileşiklerin , total APP, APLP2, sAPPalfa, sAPLP2alfa ve sAPPalfa ile yakından ilişkili alfa-sekretaz üzerine ilişkisi incelenecektir. Ayrıca, sAPPalfa'nın fosfotidil inozitol-3-kinaz-Akt kinaz sinyalizasyon yolağında anahtar bir rol oynaması nedeniyle bu yolak açısından antiproliferatif etkileri değerlendirilecektir.

Alfa sekretazlarAmiloid beta proteinAntineoplastik ajanlar+4
Felis Can
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken evre kolon kanseri olgularında sistemik ve tümör-içi inflamasyon belirteçlerinin prognostik ve prediktif değeri

Bu çalışmanın amacı erken evre kolon kanseri olan hastalarda sistemik ve lokal inflamasyon belirteçlerinin prognostik, prediktif etkisini araştırmak ve bu iki belirteci birlikte kullanarak prognoza ve kemoterapi yanıtlarına etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmaya küratif rezeksiyonu yapıldıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Medikal Onkoloji bölümüne başvuran, Ocak 2008- Ocak 2016 tarihleri arasında tanı alan, evre 2-3 olan, tanı anında 18 yaş ve üzerinde olan 304 hasta dahil edildi. Sistemik inflamasyon belirteçleri olarak cerrahi öncesi nötrofil lenfosit oranı (NLR), albumin-NLR skoru, sistemik immun inflamasyon indeksi (SII) ve panimmun inflamasyon değeri (PIV) değerlendirildi. Hastaların tümör dokularında tümör periferi ve merkezinde CD8 lenfosit yoğunluğu 75.persantiline göre düşük veya yüksek yoğunluk olarak ikiye ayrıldı. Kombine inflamasyon skoru (KİS); PIV değeri yüksek ve CD8 yoğunluğu düşük olan hastalarda KİS yüksek riskli, diğer hastalarda KİS düşük riskli olarak sınıflandırıldı. Yüksek albümin-NLR skoru ve yüksek PIV daha kısa DFS ve OS ile ilişkili bulundu. Ortalama CD8 yoğunluğunun düşük olması kısa DFS ile ilişkili bulundu. Kombine inflamasyon skorunun yüksek olması hem daha kısa OS hem de daha kısa DFS ile ilişkili bulundu. Evre 2 hastalarda KİS yüksek olan olgularda adjuvan kemoterapinin DFS'yi anlamlı olarak artırdığı görüldü. KİS düşük olan hastalarda ise adjuvan kemoterapinin DFS katkısı yoktu. Hastalıksız sağkalım için çok değişkenli analizde; ≥ 65 yaş (HR:3,12 %95 CI 1,78-5,48, p<0,001), evre 3 hastalık (HR:1,82 %95 CI 1,06-3,12, p=0,029), kombine inflamasyon skorunun yüksek olması (HR:3,82 %95 CI 2,21-6,61, p<0,001) daha kısa DFS ile ilişkili bulundu. Bu çalışmada tanımladığımız kombine inflamasyon skorunun yaş ve evreden bağımsız olarak kötü prognozla ilişkili ve evre 2 hastalarda kemoterapinin katkısı için prediktif değeri olabileceği görülmüştür. Kombine inflamasyon skoru erken evre kolon kanseri olan hastalarda prognostik ve kemoterapi yanıtını ön gören yeni bir belirteç olarak kullanılabilir.

CerrahiKolon hastalıklarıKolon neoplazmları+4
Safa Can Efil
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Metabolomik ve fluksomik çalışmalar ile kolon kanserinde kemoterapötiklere karşı direncin in vitro değerlendirilmesi

Günümüzdeki yenilikçi teknolojiler sayesinde omiks (genomik, transkriptomik, proteomik, metabolomik ve fluksomik) gibi karmaşık analizler yapılabilmektedir. Omik analizlerden elde edilen detaylı bilgi; hastalıkların mekanizmasını anlamak, erken teşhisini kolaylaştırmak, bireysel tedavi stratejilerini seçmek ve bunların etkinliğini değerlendirmek için büyük bir potansiyele sahiptir. Metabolomik fenotipinin belirlenebilmesi için çok sayıdaki metabolitin eş zamanlı ve kapsamlı analizlerinin yanı sıra döngü hızlarının da belirlenmesini gerektirir. Tez çalışmaları kapsamında kolorektal kanseri in-vitro modeli olan insan kolon adenokarsinom hücre hatlarına (Caco-2) ve kontrol olan insan fötal kolon hücre hatlarının (FHC) kematöratpotiklere karşı gözlenen direnç gelişimine bağlı olarak fenotipde gözlenen değişimler metabolomik, lipidomik ve fluksomik analizler ile incelenmiştir. Fluksomik analizlerde kararlı 18O izotopu işaretleme ajanı olarak kullanılmıştır. Metabolomik, lipidomik ve fluksomik analizlerin gerçekleştirilmesinde GC-MS ve LC-qTOF-MS analitik cihazları kullanılmıştır. Bu analizler sonucunda 300'ün üzerinde metabolit/lipit ve 38 metabolitin 18O işaretlenme yüzdeleri hesaplanmıştır. Tez kapsamında ilk kez 18O kararlı izotopu ile Krebs döngüsü metabolitleri, aminoasitler, yağ asitleri ve oligofosfonükleotitlerin işaretlenme yüzdeleri belirlenmiştir. İstatiksel olarak anlamlı bulunan metabolitler ile gerçekleştirilen yolak analizlerinde malat-aspartat mekiği, aminoasit, amonyak metabolizmaları ile glikoz-alanin ve üre döngülerine ait yolakların dirence bağlı olarak değiştiği gözlemlenmiştir. Elde edilen kapsamlı omiks (metabolomiks, lipidomiks ve fluksomiks) verileri, kemoterapötiklere karşı izlenen direncin hücre dinamiklerindeki farklılıklarını göstermiştir.

AdenokarsinomHücre dizisiKolon hastalıkları+7
Gürkan Özen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanser hücrelerinde BIBR1532 ve resveratrol kombinasyonunun LncRNA ekspresyon değişimi üzerindeki etkisi

Kolorektal kanser en sık rastlanan üçüncü kanser tipi ve dördüncü ölüm nedeni olarak bilinmektedir ve hedefe yönelik yeni tedavi yöntemleri araştırılmaya devam etmektedir. Kanser hücrelerinde; belirli uzun kodlanmayan RNA'lar olarak bilinen lncRNA'ların ekspresyonunun yüksek olduğu; karsinomların gelişmesi ve progresyonundan sorumlu olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, lncRNA'ların kanser tedavisinde hedef olarak ele alınabileceği düşünülmektedir. BIBR1532 bir telomeraz inhibitörüdür ve tümörlerdeki aktif telomerazı inhibe etme amaçlı kanser araştırmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Resveratrol ise doğal bir fitoaleksindir, proliferasyon ve apoptozda rol oynayan molekülleri hedeflediği bilinmektedir. Ayrıca spesifik olarak KRAS-aracılı sinyalleşmeyi inhibe ederek apoptozu indüklediği tespit edilmiştir. Çalışmamızda, HT-29 kolorektal kanser hücrelerine BIBR1532 ve resveratol maddeleri uygulanmasının ardından; maddelerin sitotoksisitesi,olası apoptotik etkileri ve lncRNA ekspresyonlarındaki değişimi incelemek hedeflenmektedir. Proliferasyon deneyi ile her kuyucuk için uygun HT-29 hücre miktarı belirlenmiştir. WST-1 analizi ile BIBR1532 ve resveratrol maddelerinin sitotoksik etkisi doza ve zamana bağlı olarak değerlendirilmiştir. Ardından, belirlenen IC50 dozlarında tekli ve kombine olarak ilaç uygulanmış ve ilaç uygulanmayan hücreler kontrol olarak ele alınarak apoptoz analizi Annexin V ile gerçekleştirilmiştir. LncRNA analizi için, apoptoz deneyinde uygulandığı şekilde dozlar hücrelere uygulanmış, ilaç eklenmeyen hücreler kontrol olarak ele alınmıştır. Tüm hücre gruplarından RNA izolasyonu gerçekleştirilerek cDNA sentezlenmiş ve lncRNA ekspresyonundaki değişiklikler RT-PCR ile değerlendirilmiştir. HT-29 hücreleri için uygun hücre konsantrasyonu 2 x 104 hücre / ml olarak belirlenmiş, ardından sitotoksisite testleri yapılmıştır. BIBR1532 ve resveratrol için IC50 dozları sırasıyla 50.81 μM (48. saat) ve 86.23 μM (72 saat) olarak belirlenmiştir. İki madde için CI 1.7 olarak belirlenmiştir. BIBR1532 ve resveratrol ajanlarının her ikisi de hücrelerin canlılık oranını düşürürken, apoptozu indükleyici bir etkileri tespit edilmemiştir. BIBR1532 ve resveratrol kombinasyonunun kolorektal kanser hücrelerinde uygulanmasına dair literatürde herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda bu maddelerin uygulamasının kanser ilişkili lncRNA ekspresyonlarında yarattığı değişiklikler ekpsresyon analizleri ile araştırılmasının, daha önce incelenmemiş olan lncRNA'ların CRC ile ilişkilendirilerek tedavi stratejilerinin oluşturulmasında yeni bir bakış açısı kazandıracağını düşünmekteyiz.

Gen ifadesiKolon hastalıklarıKolorektal neoplazmlar+3
Selin Çeşmeli
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağ ve sol kolon tümörlerinde cmtm3 ve sstr2 genlerinin ifade düzeylerinin araştırılması

Dünya genelinde ve ülkemizde en yaygın görülen kanser türlerinden olan kolorektal kanser, gastrointestinal kanserler içinde en sık görülendir. Tümör dokusunun sağ kolon ve sol kolonda olmasına göre sıklığı, klinik özellikleri, seyri ve uygulanan tedavi yöntemi değişiklik gösterebilmektedir. Bu durum sağ kolon ve sol kolonun histoloji, anatomi, morfoloji ve genetik yapısındaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Çalışmamızda sağ ve sol kolon yerleşimli tümöral dokularda tümör gelişimi ve ilerlemesi açısından önemli roller üstlenebileceği düşüncesiyle CMTM3 ve SSTR2 genlerinin ekspresyonlarını inceledik. Örneklemimiz; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim dalında histopatolojik tanısı konulan 42'si sağ kolon, 47'si sol kolon olmak üzere 89 tümörlü doku örneği ve aynı bireylerin tümörlü dokuya komşu sağlıklı doku örneğinden oluşmuştur. Çalışmamız; kolorektal kanserin en yaygın türü olan adenokarsinomlu dokulardan hazırlanmış parafin bloğa gömülü arşiv materyallerinde gerçekleştirildi. Doku örneklerinden önce RNA izolasyonu arkasından cDNA sentezi gerçekleştirildi. CMTM3 ve SSTR2 genlerinin ekspresyonu Real Time PCR'de karşılaştırmalı CT (ΔΔCT) yöntemiyle analiz edildi. Bulguların istatistiksel değerlendirmesi Wilcoxon T-testi, Student T-testi ve Mann-Whitney U-testi ile yapıldı. Kolorektal kanser erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir (p<0,05). Sağ kolon tümörlü hastalarda CMTM3 ve SSTR2 genlerinin ekspresyonu daha yüksektir (p=0,047). Sol kolon tümörlü hastalarda da aynı şekilde CMTM3 ve SSTR2 genlerinin ekspresyonu daha yüksektir (p=0,026). Sağ ve sol kolon tümörlü hastalar için CMTM3 ve SSTR2 geni ekspresyonunu kıyasladığımızda; sadece sol kolon tümörlü hastalarda CMTM3 gen ekspresyonu daha yüksektir (p=0,027). Kolorektal kanserli hastalarda CMTM3 ve SSTR2 gen ekspresyonunun erkeklerde daha yüksek olması kolorektal kanserin erkeklerde daha sık görülmesini açıklamada bir belirteç olabilir. CMTM3 gen ekspresyonunun sol kolon tümörlü hastalarda daha yüksek olmasını ise kolorektal kanserin sol kolonda daha yüksek görülmesiyle ilişkilendirebiliriz. Mersin örneklemi temelinde gerçekleştirdiğimiz bu çalışma CMTM3 ve SSTR2 genlerinin kolorektal kanserli doku ve kontrol grubundaki ekspresyon değerlerine dair ülkemizdeki ilk çalışma olma özelliği taşımaktadır.

AdenokarsinomGen ifadesiGen ifadesi profili+4
Tuğçe Binen
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağ ve sol kolon tümörlerinde GALNT5 ve ZDHHC9 genlerinin ifade düzeylerinin araştırılması

Kolorektal kanserler her iki cinsiyette görülme sıklığı bakımından üçüncü sırada yer almaktadır. Kolon kanserinde ilkin tümörün sağ ya da sol kolonda bulunmasına göre klinik, patolojik ve genetik farklılıklar meydana gelmektedir. Bu durum hastalığın seyrini ve uygulanacak olan tedavi yöntemini değiştirebilmektedir. Yaptığımız çalışmada sağ ve sol kolon yerleşimli tümöral dokularda ZDHHC9 ve GALNT5 genlerinin ekspresyonlarını inceledik. Örneklemimiz; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim dalında 42'si sağ kolon, 47'si sol kolon olmak üzere 89 tümörlü doku örneği ve aynı bireylerin tümörlü dokuya komşu sağlıklı doku örneğinden oluşmuştur. Çalışmamız; kolorektal kanserin en yaygın türü olan adenokarsinomlu dokulardan hazırlanmış parafin bloğa gömülü arşiv materyallerinde gerçekleştirildi. Doku örneklerinden önce RNA izolasyonu arkasından cDNA sentezi gerçekleştirildi. ZDHHC9 ve GALNT5 genlerinin ekspresyonu Real Time PCR'de karşılaştırmalı CT (ΔΔCT) yöntemiyle analiz edildi. Bulguların istatistiksel değerlendirmesi Wilcoxon T-testi, Student T-testi ve Mann-Whitney U-testi ile yapıldı. Kolorektal kanser erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir (p<0,05). Sağ ve sol kolon tümörleri genel olarak ve ayrı ayrı değerlendirildiğinde: ZDHHC9 ve GALNT5 genlerinin her ikisinin de ekspresyon seviyelerinde artış söz konusudur (p<0,001). Bu artış her iki cinsiyette de benzer oranlarda olup farklılık göstermemektedir. Her iki genin sağ ve sol kolon tümörlerindeki ekspresyonunu karşılaştırdığımızda ise sol kolon GALNT5 geni ekspresyonu sağ kolona göre daha yüksektir (p<0,048). ZDHHC9 ve GALNT5 genleri ekspresyonlarının hem sağ hem sol kolon tümörlerinde daha yüksek olması kolon kanserine yakalanmada biyobelirteç olabileceklerini göstermektedir. Sol kolon GALNT5 geni ekspresyonunun sağ kolona göre daha yüksek olması ise sol kolon kanserlerinin sağ kolon kanserlerinden daha sık rastlandığı gerçeğini açıklamada önemli bir belirteç olabilir. Mersin örneklemi temelinde gerçekleştirdiğimiz bu çalışma ZDHHC9 ve GALNT5 genlerinin kolorektal kanserli doku ve kontrol grubundaki ekspresyon değerlerine dair ülkemizdeki ilk çalışma olma özelliği taşımaktadır.

AdenokarsinomGen ifadesiGenler+4
Aslıhan Bakır
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik kolon cerrahisinde böbrek tübül hasarının KIM-1 molekülü ile değerlendirilmesi

Amaç: Kolon kanseri ülkemizde erkek ve kadınlarda en sık görülen 3. kanser türüdür. Kolon kanseri ameliyatlarında teknolojinin gelişmesiyle minimal invaziv tedavi seçenekleri ön plana çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı laparoskopik kolon cerrahisinde oluşturulan artmış karın içi basıncında, böbrekte meydana gelebilecek hasarlanmaya en hassas cevap olan ve böbrek tübüllerinden salgılanan KIM-1(Kidney Injury Molecule-1) molekülü kullanılarak, açık prosedürler ile karışılaştırılması planlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamızda hastanemiz genel cerrahi kliniğine Kasım 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında başvuran, kolon kanseri tanısı konulup laparoskopik ve açık prosedürler ile opere edilen toplam 46 hasta dahil edilmiştir. Hastalar randomize prospektif olarak 10 laparoskopik sağ hemikolektomi (Grup 1), 8 açık sağ hemikolektomi (Grup 2), 8 laparoskopik anterior rezeksiyon (Grup 3), 11 açık anterior rezeksiyon (Grup 4) ve 9 laparoskopik low anterior rezeksiyon (Grup 5) olmak üzere beş gruba ayrılmıştır. Hastalardan preoperatif, postoperatif 4. saat ve postoperatif 14. gün idrar numuneleri alınarak idrar KIM-1 düzeyleri ve idrar kreatinin değeri ölçülmüştür. Daha sonra idrar KIM-1/Cr oranları hesaplanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 18.0 paket programı ile analiz edildi. Sonuçlar: Opere edilen hastaların %50,0'ı (n=23) erkek, %50,0'ı (n=23) kadın hasta idi. Hastaların yaş ortalaması 61,65±11,94 yıl, VKI (vücut kitle indeksi) ortalaması 26,26±5,34 kg/m2 olarak saptandı. Çalışmaya dahil edilen hastaların %58,7'sine (n=27) laparoskopik cerrahi uygulanmıştı. Laparoskopik cerrahi uygulanan her hastada intraabdominal basınç 12 mmHg olarak belirlendi. Hastalara aynı anestezik ilaçlar operasyon süreleri ile korele olarak verildi. Açık cerrahi ve laparoskopik cerrahi uygulanan hasta gruplarında yaş, preop, postop 4. saat ve postop 14. gün idrar KIM-1/Cr düzeyleri, operasyon süreleri ve cinsiyet oranlarının benzer olduğu belirlendi (p>0,05). Çalışmaya dahil edilen laparoskopik cerrahi uygulanan hastalarda preop idrarda ölçülen KIM-1/ Cr düzeyi ile hasta yaşı arasında pozitif yönde düşük-orta düzeyde, postop 4.saatte idrarda ölçülen KIM-1/ Cr düzeyi ile hasta yaşı arasında ise pozitif yönde orta derecede korelasyon olduğu saptandı (r değerleri sırasıyla; r=0,365, r=0,477, p değerleri sırasıyla; p=0,047, p=0,008). LAR (laparoskopik anterior rezeksiyon) operasyonu geçiren hastaların postop 14. günde idrarda ölçülen KIM-1/Cr düzeyleri diğer laparoskopik operasyon geçiren hasta gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p=0,022). LSH (laparoskopik sağ hemikolektomi) operasyonu geçiren hastalarda postop 4. saatte idrarda ölçülen KIM-1/Cr düzeyi ile operasyon süresi arasında pozitif yönde iyi derecede istatistiksel olarak anlamlı korelasyon tespit edildi (r=0,673, p=0,033). LLAR (laparoskopik low anterior rezeksiyon) geçiren hastalarda SH (sağ hemikolektomi), AR (anterior rezeksiyon), LSH ve LAR geçiren hastalara göre preop idrarda çalışılan KIM-1/Cr düzeyi istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p=0,022). LAR geçiren hastalarda SH, AR, LSH ve LLAR geçiren hastalara göre postop 14. gün KIM-1/Cr düzeyi istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p=0,038). Tartışma: Çalışmamız sonucunda açık prosedür ve laparoskopik prosedür ile yapılan ameliyatlarda post operatif 4. saatte idrarda çalışılan KIM-1/Cr düzeyleri artmaktaydı. Post operatif 14. Günde ise LAR hariç diğer gruplarda pre operatif dönemden daha düşük idrar KIM-1/Cr düzeyleri olduğu görüldü. LAR grubunda idrar KIM-1/Cr değerinin yüksek olması hastaların preop dönemde de idrar KIM-1/Cr değerinin yüksek olduğu görülerek altta yatan renal patolojilere bağlı olabileceğini düşündürmektedir. Bu hastalar haricinde idrar KIM-1/Cr değerleri tüm gruplarda benzer çıkmış olup 5 grup arasında istatistiksel anlamlılık saptanmadı. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik Kolon Cerrahisi, KIM-1, Renal Tübüler Hasar

Böbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıklarıCerrahi+3
Abdullah Gürhan Duyan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolon kanseri hücrelerinde kolekalsiferol/D3 vitamin uygulamasının otofaji ve endoplazmik retikulum stresi üzerinden değerlendirilmesi

D vitamini, vücut üzerinde yaygın etkileri olan güçlü bir steroid hormon kolekalsiferolün öncüsüdür. Antikanser etkiye de sahip olan D vitamini, yetersiz güneş ışınlarına maruz kalma ve kanserli bireylerde görülebilecek çeşitli sebeplerden dolayı bu etkisini gösteremez. Ayrıca bazı kanser hastalarında D vitamini eksikliği ile de karşılaşılmaktadır. Kolekalsiferol vücudu besleyen en önemli D vitamini formudur. Yapılan çalışmalar kolekalsiferolün çeşitli kanser hücrelerinin proliferasyonunu, göçünü, invazivliğini ve anjiyogenezini inhibe ettiğini göstermiştir. Ayrıca kolekalsiferol, bağırsaktaki bağışıklık hücrelerinin biyolojisini düzenleyerek bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilemektedir. Bu çalışmada kolekalsiferol uygulamasının kolon kanseri hücrelerinde otofaji ve endoplazmik retikulum (ER) stresi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Kolekalsiferolün HT-29 ve HCT 116 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi XTT analizi ile araştırılmıştır. Sitotoksisite sonuçları dikkate alınarak, sonraki analizde hücreler 48 saat boyunca 150 ve 250 µM kolekalsiferol ile muamele edilmiştir. Ardından kontrol ve doz gruplarından RNA izolasyonu yapılmış, cDNA sentezlenmiş ve apoptoz, ER stresi ve otofaji ile ilişkili genlerin ekspresyon seviyeleri qRT-PZR ile analiz edilmiştir. Kolekalsiferolün kolon kanseri hücrelerinin koloni oluşturma yetenekleri üzerine etkisi, koloni formasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca florometrik tabanlı otofaji kiti ve GRP78/BiP ELISA kiti kullanılarak kolekalsiferolün otofaji ve ER stresi üzerine etkisi araştırılmıştır. qRT-PZR sonuçlarına göre, kolekalsiferol uygulaması kolon kanseri hücrelerinde apoptoz ve ER stresi ile ilişkili genlerin ekspresyonunu artırırken, otofaji ile ilişkili genlerin ekspresyonunu azaltmıştır. Benzer şekilde kolekalsiferol uygulaması sonrasında otofaji azalırken ER stresi belirteci GRP78/BiP miktarında artış saptanmıştır. Ek olarak, kolekalsiferol, kolon kanseri hücrelerinin koloni oluşturma yeteneğini önemli ölçüde azaltmıştır. Tüm sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde, kolekalsiferolün kolon kanseri hücrelerinde otofajiyi baskılayarak, ER stresi ile apoptozu arttırarak antikanser etkiye neden olduğu düşünülmektedir.

Endoplazmik retikulumEndoplazmik retikulum stresiKolekalsiferol+4
Esra Tanrıverdi
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Generation of patient specific iPSC-derived healthy organoids from primary colorectal cancer patients with/without metastasis and transcriptome analysis

Cancer is a multifactorial disease with high mortality and incidence rate. Colorectal cancer (CRC) is a type of gastrointestinal cancer and causes about 700,000 deaths worldwide every year. Although CRC propagation mechanisms are partially explained by genetic factors, a clear cancer initiation mechanism has not been revealed. Age and environmental factors are particularly prominent in non-hereditary (sporadic) CRC formation, but it is still unknown how and why certain colon cells are affected by such factors. Early diagnosis is vital for CRC, as in other types of cancer. The most reliable diagnostic method is the pathological examination of suspicious tissue biopsies taken during colonoscopy in the distal colon and rectum. However, since the perceptible symptoms of CRC patients are usually at more advanced stages, it is not practical to apply such an invasive method for early diagnosis to individuals who do not yet have any complaints. For this reason, it is very important to develop new methods for the early diagnosis of sporadic CRC development. Induced pluripotent stem cells (iPSCs) are formed by transferring certain pluripotent transcription factors (Oct4, Sox2, Klf4, c-Myc) into somatic cells. The most basic feature of iPSCs, which are reprogrammed to the embryonic stem cell stage, is their ability to differentiate into cell types of three germ layers. The fact that the cell models currently used in cancer studies simulate the final stages of cancer limits in vitro studies from being able to study cancer initiation and development. In particular, iPSCs show promise for early diagnosis and determination of appropriate treatment. In this thesis study, we reprogrammed erythroid progenitor cells from peripheral blood of CRC patients into iPSCs by using the Sendai viral system. After that, we differentiated iPSCs into colon organoids. Following the development of healthy colon organoids of CRC patients, transcriptome analysis was done by RNA sequencing. Whether there were transcriptomic patterns that may cause susceptibility to cancer formation in individuals who develop CRC. In this way, it was assessed to see if there were any trends at the transcriptome level in people who had CRC that would indicate a susceptibility to cancer. After this thesis was successfully completed, it was discovered that the pathways already linked to cancer were expressed differently in healthy colon organoids from CRC patients in comparison with the donors without a history of cancer. Also, it was shown that the expression of gene clusters linked to the epithelial-mesenchymal transition shifted between healthy colon organoids from patients with and without metastases.

Sequence analysis-RNAColonic diseasesColonic neoplasms+6
Zeynep Büşra Özer
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik kolon anastomozlarında kaçak önlenebilir mi? Dermalix ile sıçan modelleri

Amaç: Dermalix®(Dx)'in yara iyileşmesi ve anastomoz kaçağı üzerindeki etkisini rat iskemik kolon anastomozu modelinde değerlendirmek Gereç ve Yöntem: Çalışmanın dizaynında 40 adet rat 3 gruba ayrılmıştır; negatif kontrol grubu (10 rat), kontrol grubu (15 rat) ve deney grubu (15 rat). Negatif kontrol grubuna sadece laparotomi yapılmış olup kontrol grubunda iskemi oluşturulup uçuca kolon anastomozu, deney grubuna ise iskemi oluşturulup uçuca kolon anastomozu ile Dx uygulaması yapılmıştır. Ratlar postoperatif 7.günde sakrifiye edilmiş, rezeke edilen kolon anastomozlarında ise patlama basıncı ölçümü yapılıp adezyon varlığı, nötrofil infiltrasyonu, lokal inflamasyon, epitel rejenerasyonu, granülasyon dokusu oluşumu, neovaskülarizasyon, kollejenizasyon ve yabancı cisim reaksiyonu oluşumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubunda 2, deney grubunda ise 1 ratta anastomoz kaçağına bağlı sınırlı abse oluşumu gözlenmiştir. Patlama basınçları; kontrol grubunda ortalama 134,7 mmHg, deney grubunda ise 194,7 mmHg olarak hesaplanmıştır. Deney grubunda patlama basıncı istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksektir (p=0,005). Yara iyileşmesinin ilk aşamalarından olan nötrofil infiltrasyonu, lokal inflamasyon, epitel rejenerasyonu ve granülasyon dokusu oluşumunda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Neovaskülarizasyon ve kollejenizasyon, deney grubunda daha fazla (p=,00, p=0.032) saptanmış olup Dx'in neovaskülarizasyonu artırdığı izlenmiştir. Yabancı cisim reaksiyonu ve adezyon oluşum arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: Özellikle patlama basıncı, neovaskülarizasyon ve kollejenizasyon üzerindeki olumlu etkileri göz önüne alındığında, Dx anastomoz kaçağını önlemede umut verici bir teknoloji olarak görülmektedir.

AnastomozDermalixKolon+3
Yasemin Konuk
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sürveyans, epidemiyoloji ve nihai sonuçlar programı kullanarak (SEER, uluslararası kanser enstitüsü) kolon kanseri lokalizasyonuna göre yıllar içerisinde evre bazlı onkolojik sonuçların karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma, son yirmi yıldır metastatik olmayan kolon kanseri nedeniyle küratif cerrahi uygulanan hastalarda spesifik anatomik kolon segmentleri ve evreleri bazında popülasyon düzeyinde sağkalım farklılıklarını belirlemeyi amaçlandı. Yöntem: 2000 ve 2019 yılları arasında metastatik olmayan kolon adenokarsinomu nedeniyle küratif cerrahi uygulanan hastalar Surveillance, Epidemiology, and End Results (SEER) veri tabanı kullanılarak belirlendi. Taşlı yüzük hücresi ve müsinöz adenokarsinom tanısı alan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Anatomik yerleşimine göre çekum, çıkan kolon, hepatik fleksura, transvers kolon, splenik fleksura, inen ve sigmoid kolon olmak üzere yedi kolon alt segmenti tanımlandı. Çalışma süresi dört bölüme ayrıldı: 2000-2005, 2006-2010, 2010-2015 ve 2016-2019. Farklı kolon segmentleri, evreleri ve zaman dilimleri arasında demografik, klinik ve patolojik faktörler karşılaştırıldı. Kaplan-Meier sağkalım analizi, her bir kolon alt bölgesi konumu ve evresi için yapıldı ve eğriler, log-rank testi ile karşılaştırıldı. Bulgular: Toplam 195105 hasta tespit edildi (Çekum:43855, Çıkan kolon:39224 Hepatik fleksura:9472, Transvers kolon:18427, Splenik fleksura:6783, İnen kolon:12694 ve Sigmoid kolon:64650) (Evre-1: 58956, Evre -2:68135, Evre -3:68014). Daha proksimal kolon kanseri olan hastalar anlamlı olarak daha yaşlıydı, kadın olma olasılığı daha yüksekti, daha fazla sayıda toplanan lenf nodu ve nodal pozitifliği vardı. Sigmoid ve inen kolon kanseri teşhisi konan hastalarda, proksimal kolon kanserlerinden daha yüksek genel sağkalım oranları gösterildi. Çalışma süresi boyunca, üç yıllık ve beş yıllık genel sağkalım oranları, her bir kolon bölgesi ve aşaması için önemli ölçüde iyileştiği gösterildi. Sonuç: Mevcut çalışma, primer metastatik olmayan kolon kanseri için küratif cerrahi uygulanan hastalarda yıllar boyunca tüm kolon segmentleri ve evreleri için genel sağkalım oranlarının iyileştiğini gösterdi. Erken tedaviye erişim ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler, her bir kolon bölgesi ve aşaması için yıllar boyunca genel sağkalım oranlarını artırdığı ön görülmektedir. Özellikle embriyolojik ve cerrahi planların bilinmesi ve anlaşılması kolon kanseri cerrahisinde sonuçları iyileştirmektedir.

Kolon hastalıklarıKolon neoplazmlarıNeoplazmlar+3
Çiğdem Benlice
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik kolon karsinomu tanılı hastalarda anti-EGFR tedaviye yanıtı etkileyen klinik ve laboratuvar biyobelirteçler

Kolon kanseri kolon mukozasından köken alan bir malignitedir. Tüm dünyada görülen kanserler içinde meme ve akciğer kanserinden sonra en sık üçüncü kanserdir. Kanser tarama programlarında yer almasının hastalığın tespitinde önemli bir faktördür. Hastalığın etiyolojisinde hem genetik hem de çevresel faktörlerin rol oynamaktadır. Diğer malignitelerde de olduğu gibi kolon kanseri prognozu ile inflamasyon ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmamız ile Anti-EGFR tedavi yanıtını etkileyen klinik ve biyokimyasal belirteçleri incelemeyi, literatürdeki verilerle karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'nda Ocak 2010 ile Kasım 2021 tarihleri arasında tedavi alan kolon kanserli hastalar dahil edilmiştir. Metastatik evrede olan ve anti-EGFR tedavi alan 113 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların bilgilerine hastane elektronik dosya sistemi kayıtları taranarak ulaşılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalıkları, tanı tarihleri, tanıdaki evreleri, histopatolojik verileri, tümör lokalizasyonları, mutasyon verileri, metastaz durumları, ameliyat geçmişleri, aldıkları kemoterapi rejimleri, tedaviye yanıt durumları, laboratuvar bulguları incelendi. Evreleme için TNM evreleme sistemi kullanıldı. Her hasta için Nötrofil sayısı, Lenfosit sayısı, Trombosit sayısı, LDH, Albümin, CRP, Total Kolesterol değerlerine göre NLR, PLR, CRP/ Albümin, CONUT, PNI, PFS değerleri hesaplandı. Çalışmamızın sonunda hastaların anti-EGFR tedavi öncesi CRP/Albümin oranı, CONUT skoru ve CRP değerleri ile tedaviye yanıt süreleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak metastatik kolon kanseri tanılı hastalarda sağkalım için etkili olabilecek ve klinisyenler için çıkarımlar sağlayabilecek birtakım parametreler tespit edilmiştir. Bu çalışma, metastatik kolon kanserinin birçok farklı prediktif ve prognostik değişkeni olduğu, inflamatuar belirteçlerin tedavi yanıtı üzerine etkili olabileceği heterojen bir hastalık olduğunu vurgulamaktadır. Çalışmamızda değerlendirilen hasta sayısı geniş bir örneklem oluşturmamaktadır. Literatürdeki farklı sonuçların nedenlerini ortaya koymak için daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.

Epidermal büyüme faktörüKolon hastalıklarıKolon neoplazmları+4
Mahmut Can Kılıç
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Etkin ve güvenilir kolonoskopi hazırlığında belirleyici olan faktörler

Amaç:Kolorektal hastalıklarının tanı ve tedavisi için kolonoskopi işlemi öncesi barsak hazırlığının yeterli olması çok önemlidir. İşlem sırasında barsağın tamamen temiz olması muayenenin başarısını artırır ve işlemin tekrar yapılmasını önler.Günümüzde yeterli kolon temizliği için etkinliği kanıtlanmış standart uygulamalar bulunmaktadır. Standart uygulamalara rağmen bazı hastalarda yeterli kolon temizliği sağlanamamaktadır.Biz bu çalışmada kolonoskopi hazırlığının önemini değerlendirmeyi ve kolonoskopi hazırlığı üzerinde olumlu veya olumsuz etkisi olan faktörleri belirlemeyi amaçladık. Bu çalışmada elde edilecek sonuçlar ile her hastaya uygun optimal kolonoskopi hazırlık yöntemini belirleyebileceğimizi ve bu sayede optimal hazırlık ile gereksiz işlem sayısını azaltabileceğimizi, işlem başarı şansını artırabileceğimizi ve sonuç olarak hasta ve maliyet açısından faydalı sonuçlara ulaşabileceğimizi düşünmekteyiz. Yöntem:Bu çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Kliniği Endoskopi Ünitesinde ocak 2021 ile ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Tanımlayıcı ve analitik-kesitsel tipte bir araştırmadır.Araştırmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği Endoskopi Ünitesinde, ocak 2021 ile ocak 2022 tarihleri arasında, kolonoskopi yapılan tüm hastalar dahil edilmiştir.Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ve Boston kolonoskopi hazırlığı değerlendirme ölçeği (Kolonoskopi hazırlığı yapılan hastalara rutin uygulanmaktadır) kullanılacaktır. Bulgular:Çalışmaya 155'i kadın, 148'i erkek olmak üzere toplamda 303 hasta dahil edilmiştir.Hastaların %70,3'ünün sürekli ilaç kullandığı, %70,3'ünde komorbid hastalığın var olduğu, %10,2'sinde ailede kolon ca öyküsünün var olduğu tespit edilmiştir.Bağırsak temizliği için en sık (%55,4)Laxeno/Sennozid A+B Kalsiyum içeren preperatlar kullanıldığı saptanmıştır. İlaca bağlı yan etkiler değerlendirildiğinde ise hastaların en sık (%45,6) bulantı kusma yaşadığı görülmüştür.Bağırsak temizliği için lax fosfosoda/sodyum fosfat ilacını kullanlarda %64,6, laxeno/sennozidA+B kalsiyum ilacını kullananlarda %54,8, pegdin/polietilenglikolilacını kullananlarda ise %54,3 oranında yan etki saptanmıştır. Ancak gruplar arasında istatistiksel olarak bir anlamlılık saptanmamıştır.Yan etkilerden ise üç ilaçta da en sık bulantı kusmanın yaşandığı görülmüştür.Hastalara uygulanan Boston bağırsak hazırlığı ölçeği değerlendirildiğinde hastaların tüm kolon segmentlerinden en sık 2 ve 3 puanlarını aldığı görülmüştür.İşlemi öncesi ve sonrası biyokimya parameterleri değerlendirildiğinde kreatinin, Na, K, P, Ca parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark saptanmıştır.Bağırsak temizliği için kullanılan ilaçlara göre kolonoskopi işlemi öncesi ve sonrası biyokimya parameterleri değerlendirildiğinde lax fosfosoda/sodyum fosfat ilacını kullananlarda işlem öncesi ve sonrası arasında P parametresi, laxeno/sennozidA+B kalsiyum ilacını kullananlarda işlem öncesi ve sonrası arasında kreatinin ve P parametreleri, pegdin/polietilenglikol ilacını kullananlarda işlem öncesi ve sonrası arasında Ca parametresi açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark saptanmıştır. Sonuç:Sonuç olarak biz bu çalışmada yaş ve cinsiyetin bağırsak temizliği kalitesi üzerinde etkisinin olmadığını saptadık. Eğitim durumunun artışı ile bağırsak temizlik kalitesi karşılaştırılğında da ilişkili olmadığını saptadık. Hastalarda komorbidite varlığının etkileri incelendiğinde ise hazırlık kalitesi üzerine etkisi olmadığını saptadık. Ancak çalışmamızda spesifik komorbiditeler ve bu komorbit durumların kontrol altında olup olmadığı konusunda ek değerlendirme yapılmadı. Kullanılan ajanlar arasında temizlik kalitesi farklılığı ve yan etki varlığı değerlendirildiğinde birbirlerine üstünlükleri saptanmadı. Kullanılan ajanlara bağlı olarak gelişebilecek renal hasar ve elektrolit imbalansı değerlendirildiğinde PEG kullanımı sonrası etkilenim olmadığı, NaP ve senna kullanımı sonrası fosfat yüksekliği, senna kullanımı sonrası kreatinin yüksekliği saptandı. Ancak NaP ve senna kullanımı sonrası gelişen bu dengesizliğin ne kadar süre devam ettiği ve kalıcı hasar durumu değerlendirilmedi. Ve ajanların hasta grubu özelliklerine göre doz ayarlanması yapılmadı. Daha uzun süreli takipli ve farklı doz ayarlaması planlanarak yapılacak çalışmalarla bu konuda daha net veri elde edilebileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Renal Hasar, Bağırsak Temizlik Kalitesi, Boston Barsak Hazırlığı Skalası

BağırsaklarEndoskopiKolon hastalıkları+4
Sümeyra Işık
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağ kolon kanseri cerrahisinde floresans görüntüleme ile lenfanjyografinin katkılarının retrospektif incelenmesi

Kolorektal kanser, dünya çapında en yaygın üçüncü kanserdir. Beş yıllık sağkalım erken hastalıkta %90 seviyesinden metastatik hastalıkta %10 seviyesine kadar değişebildiğinden, nodal tutulum sağkalımı etkileyen önemli faktörlerden biridir. Kolon kanseri cerrahisinde toplanan lenf nodu sayısının prognoz ile doğru orantılı olduğu kanıtlanmıştır. Sonuçları iyileştirmek amacıyla, komplet mezokolik eksizyon (KME) tekniği tanımlanmıştır. Daha fazla lenf nodu toplamak KME tekniğinin amaçlarından biridir. Bu nedenle kolon kanseri cerrahisinde daha fazla lenf nodu toplamak için geliştirilecek yeni yöntemlerin büyük önem arz etmektedir. Floresans görüntüleme teknolojisi, lenfanjiyografi ve lenfatik haritalamayı mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada sağ kolonun belirli seviyelerinde anterior ve posterior yüzlere ve peritümöral alana submukozal indosiyanin yeşili (ICG) enjeksiyonu ile lenfatik haritalama tekniği kullanılarak kolektomi ameliyatı yapılan hastaların verileri incelenmiştir. Lenfatik haritalama yapılan 10 hasta (S grubu) ile 1:2 oranında karşılaştırılan 20 hasta (C grubu) arasında yaş, ASA skoru, tümör yerleşimi, tümör T ve N evreleri ve prognoza etkili patolojik belirteçler bakımından farklılık bulunmamıştır. Her iki grubun ameliyat süreleri benzerdir. C grubunda %10 oranında intraoperatif komplikasyon görülse de istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,540). Lenfanjiyografi sonrası rezeksiyon lojunda ICG tutan lenf nodları tespit edilmiş ve bu lenf nodları ayrı kaplarda patolojik inceleme için gönderilmiştir. Ayrı gönderilen lenf nodu sayısına bakıldığında haritalama yapılan S grubunda anlamlı olarak daha fazla lenf nodu gönderildiği tespit edilmiştir (p=0,001). Sağ kolon kanserinin cerrahi tedavisinde ICG ile lenfatik haritalama tekniğinin ameliyat süresini uzatmadan ve güvenle uygulanabilir olduğunu gösterdiğimiz çalışmamızda yapılan lenfanjiyografi ile rezeksiyon alanında rezidü kalan ve ayrı olarak eksize edilen lenf nodları ile lenfadenektominin sınırlarını genişletebildiğimizi ve bunu yaparken özellikle vasküler yaralanmaları içeren intraoperatif komplikasyonları arttırmadığımızı göstermiş bulunmaktayız. Böylelikle KME'nin önemli sorunu olan vasküler yaralanmadan kaçınarak selektif olarak D3 lenf nodu diseksiyonu mümkün olabilir.

AnjiyografiCerrahi-sindirim sistemiKolon hastalıkları+7
Murat Şen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolon poliplerinin demografik, klinik ve histopatolojik özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Kolon polipleri genel olarak kolon mukozasından lümene doğru gelişen kabarıklıkları ifade etmektedir. Çoğunlukla bir yakınmaya sebep olmazken, nadiren karın ağrısı, rektal kanama, invajinasyon ve barsak tıkanıklığına yol açabilirler. Poliplerin büyük çoğunluğu benign özellik gösterirken bir kısmının kanser gelişimiyle ilişkisi tespit edilmiştir. Kolon polipleri kolorektal kanser öncüsü olarak kabul edilirler. Çalışmamızın amacı Ocak 2015 ile Nisan 2021 tarihleri arasında endoskopik polipektomi yapılan hastalarda retrospektif olarak kolon poliplerinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi, sıklığı, boyutları, lokalizasyonu, demografik özellikleri ve alışkanlıklar ile olan ilişkisi araştırılması ve elde edilen sonuçların klinik pratiğimize ışık tutmasıdır. Çalışmamızda Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 2015-2021 arasında kolon polibi saptanan 18 yaşından büyük 638 hasta incelendi. 107 hastanın verilerine ulaşılamaması nedeniyle bu hastalar çalışmamızdan çıkarılmıştır. Çalışmamızda poliplerin yaş ile birlikte arttığı, boyut olarak en sık 0-5 mm. olanlara rastlandığı,poliplerin çoğunun saplı olduğu ve en sık rektosigmoid bölgede olduğu literatür ile uyumlu olarak görülmüştür. Çalışmamız, retrospektif ve göreceli olarak az sayıda hasta ile yapılmıştır. Bu nedenle, belirlenen konularda güncel klinik uygulamayı etkileyecek daha kesin sonuçların çıkarılması için çok daha fazla sayıda hastayı içeren randomize prospektif çalışmanın yapılması uygun olur. Anahtar Kelimeler: Kolon polipi, Adenom, Kolonoskopi, Kolorektal Kanser

AdenomlarDemografiHistopatoloji+5
Volkan Ergünay
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolonun prekanseröz lezyonları ve adenokarsinomlarında suprabasin ekspresyonunun araştırılması

Kolorektal kanserler, en sık görülen üçüncü kanser türü olup kansere bağlı ölümlerde ise 2. sırada yer almaktadırlar. Yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle insidansı artmaktadır. Yaklaşık %90'ı adenokarsinomlardan oluşmaktadır. Kolon adenokarsinomlarının çoğunluğu adenomlardan köken alırken daha küçük bir kısmı serrated yolaktan gelişmektedir. Adenomlar, en sık görülen neoplastik poliplerdir. Hiperplastik polipler ise en sık görülen serrated lezyondur. Suprabasin, epidermisin suprabazalindeki keratinositlerde ekspresyonu tanımlanan bir gen olup son yıllarda tümör invazyonu, progresyonu, metastazında işlevinin olduğu ve birçok kanserde yukarı regülasyon gösteren bir protoonkogen olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda kolon adenokarsinomları ve prekanseröz lezyonlarının Suprabasin ekspresyon düzeylerindeki farklılıkları ortaya koymayı amaçladık. Çalışmaya, hastanemiz arşivinden seçilen 45 kolon adenokarsinomu (15 iyi diferansiye, 15 orta derecede diferansiye, 15 az diferansiye), 45 adenom (15 tübüler adenom, 15 tübülovillöz adenom, 15 villöz adenom), 15 hiperplastik polip ve 15 normal kolon mukozası örneği alındı. Kesitlere immünohistokimyasal olarak Suprabasin uygulanarak gruplar arasındaki immünreaktivite farklılıkları araştırıldı. İyi diferansiye, orta derecede diferansiye ve az diferansiye adenokarsinom gruplarının immünreaktivite düzeyleri, diğer çalışma gruplarına göre istatistiksel anlamlı şekilde yüksek iken (p<0,001) bu gruplar arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir. Tübüler adenom, tübülovillöz adenom ve villöz adenom grupları, hiperplastik polip ve kontrol ile kıyaslandığında ise immünreaktivitede hafif artış görülmekle birlikte istatistiksel anlamlı bir fark saptanamamıştır. Bu gruplar arasında da anlamlı bir farklılık elde edilememiştir. Hiperplastik polipler ile kontrol grupları arasında benzer immünreaktivite saptanmıştır. Sonuç olarak, kolon adenokarsinomlarında Suprabasin immünreaktivitesi diğer lezyonlar ve normale göre önemli şekilde artmaktadır. Tüm bu bulgularla kolon adenokarsinomlarının prekanseröz lezyonlarından ayrımında Suprabasin'in biyobelirteç olarak kullanılabileceği ve ayrıca Suprabasin'in adenokarsinom patogenezinde rolü olabileceği değerlendirilmiştir.

AdenokarsinomKolonKolon hastalıkları+5
İzzet Yağız İnallı
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2011-2021 arasında ülseratif kolit tanısı konulan hastalarda tanı anındaki tutulum yeri, premalign lezyonlar ve mayo skorunun retrospektif olarak değerlendirilmesi

Ülseratif kolit kolonda kesintisiz mukoza tutulumu yapan, aktivasyon ve remisyonlarla seyreden kronik inflamatuar bir bağırsak hastalığıdır. Hastalarda en sık görülen şikayetler karın ağrısı, ishal ve rektal kanamadır. Gastrointestinal semptomların yanında tüm vücudu tutabilen çeşitli ekstraintestinal bulgular sıklıkla görülebilir. Hastalığın şiddeti ve süresi ile kolorektal kanser insidansında artış görülmektedir. Takip ve tedavide hem medikal hem cerrahinin yeri vardır. Çalışmamızın amacı hastaların epidemiyolojik olarak incelenmesi, premalign lezyonlarının ve kolorektal kanser insidansının tespit edilmesi ve bu veriler arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Ayrıca klinik araştırmalarda kullanılmak üzere, hastanın genel durumu ve prognozunu değerlendirmek için geliştirilen Mayo skorlama sisteminin kullanılarak hastaların Mayo skorunun hesaplanması ve bu ölçeğin diğer veriler ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 1 Ocak 2011 ile 31 aralık 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümüne başvuran ve ülseratif kolit tanısı konulan 535 kişinin verileri toplandı. Ancak veri yetersizliği nedeniyle 375 hasta çalışmaya dahil edilemedi. Çalışmanın kriterlerine uyan ve yeterli verisi bulunan 160 hasta cinsiyet, tanı yaşı, ekstraintestinal bulgular, polip ve poliplerin patolojik alt tipleri, kolektomi, mayo skoru ve kolorektal karsinom gelişimi açısından retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızda 3 farklı kıtadan yapılan yayınlar ile verilerimizi kıyasladık. Epidemiyolojik olarak erkek hasta oranı daha fazla olmasına rağmen hastaların medyan tanı yaşı avrupa verileri ile korele bulundu. Yaptığımız analizlerde ekstra intestinal bulgu insidansının diğer ülkeler ile benzer olduğunu tespit ettik. Çalışmamızdaki hastaların mayo skoru diğer çalışmalara göre daha yüksek tespit edilirken, kolorektal kanser ve kolektomi oranlarının mayo skorundaki artış ile arasındaki anlamlı ilişki literatür ile uyumlu bulundu.

Kolit-ülseratifKolon hastalıklarıKolon neoplazmları+5
Cüneyt Çağatay
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan deneysel kolon anastomoz modelinde capsaicin'in anastomoz güvenliği üzerine etkisi

Giriş: Genel cerrahi kliniklerinde kolon ve rektum operasyonları önemli bir yer tutmaktadır. İnflamatuar bağırsak hastalıkları, travmalar, kolitler, divertikülozis, mekanik bağırsak tıkanıklığı, prolapsus ve kolorektal karsinomlar gibi birçok nedenlere bağlı olarak cerrahi girişimler uygulanmaktadır. Kolon ve rektum operasyonları sonrasında çeşitli komplikasyonlar görülebilir. En çok görülen komplikasyonlar kanama, stenoz, abdominal sepsis, postoperatif ileus, fistül, eviserasyon, üreter lezyonu, kolostomi sorunları, üst mezenterik damar hasarı ve en önemli komplikasyonlardan biri olan anastomoz kaçağıdır. Bilim insanları, anastomoz kaçaklarını engelleyebilmek için farklı yöntemler geliştirilmeye çalışmaktadırlar. Amaç: Bu çalışma ile deneysel olarak kapsaisin uygulanmasının kolon anastomozunda yara iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu amaç doğrultusunda kontrol grubu, kapsaisin grubu ve yara iyileşmesinde etkinliği bilinen glutamin grubu (kıyaslama amacıyla) olmak üzere üç grup oluşturuldu ve her grupta random seçilen 10 adet dişi Wistar albino rat kullanıldı. Rezeksiyon anastomoz yapılan, sadece standart rat yemi ve içme suyu ile beslenen gruplardan glutamin grubuna 0.5 mg/kg/gün oral gavaj ile Glutamin, kapsaisin grubuna ise5 mg/kg/gün oral gavaj ile Capsaicin (Capsicum sp., Sigma-Aldrich) verildi. Postoperatif 7. günde sakrifiye edilerek kolon anastomoz basıncı (patlama basıncı) ölçüldü, alınan doku örnekleri tespit edildi, takip prosedürü ve boyama işleminden sonra histopatolojik incelemeler olarak; doku inflamasyon, vaskülarizasyon, fibrozsis, reepitilelizasyon ve kollajen miktarı ölçülerek skorlandı. Bulgu: Patlama basıncı değerlerinde hem capsaicin ve hem de glutamin grubu değerleri, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bulundu (p<0.001). Capsaicin ve glutamin arasında patlama basınçları birbirine yakın değerlerdeydi. Kollajenizasyon, fibrozis yoğunluğu, inflamasyon derecesi ve vasküler proliferasyon parametrelerinde capsaicin grubu değerlerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamsız (p: 0.091) bulunmuştur. Ancak, reepitelizasyon parametresinde hem glutamin ve hem de capsaicin, kontrol grubuna göre (p: 0.001) istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Mekanik ve histopatolojik parametreler değerlendirildiğinde, gavaj yoluyla uygulanan kapsaisin, distal kolon segmentinde yapılan anastomozun iyileşmesini olumlu yönde etkilemektedir. Ancak, geniş kapsamlı farklı denek çalışmaları ve gelişmiş ek inceleme yöntemlerinin kullanımı ile sonuçlar daha anlamlı olacaktır. Anahtar kelimeler: capsaicin, kolon anastomozu, glutamin, rat

AnastomozGlutaminHayvan deneyleri+3
Abuzer Farabi Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik olmayan sağ ve sol kolon kanserlerinde mikrosatellit instabilite varlığının sağ kalım üzerine etkisi

Giriş: Kolon kanserleri gastrointes/nal sistem kanserleri arsında en sık görülen kanserlerdir. Rektum ile birlikte değerlendirildiğin kolorektal kanserler ülkemizde kadınlarda meme ile /roid kanserlerinden sonra, erkeklerde ise akciğer ve prostat kanserlerinden sonra 3. Sıklıkta görülmektedir. MSI pozi/f hastalarda bazı karekteris/k özellikler gösterilmiş/r. Bu doğruldu hasta sağkalımı, porgnozu ve tedavisi açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Amaç: Hastanemizde opere olan metasta/k olmayan kolon adenokarsinomlu hastalarda tümör lokalizasyonuna göre MSI pozi/f veya MSI nega/f hastalarda sağkalım ve prognoz değerlendirilmesi Yöntem: Çalışmamıza immünhistokimyasal olarak mismatch repair protein ekspresyonu patoloji raporu ile belirlenen 247 kolon adenokarsinom vakası dahil edildi. Hastalar tümör lokaldzasyonuna göre sağ ve sol kolon olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Sağ ve sol kolonda mdkrosatelldt dnstabdldte varlığının sağ kalım üzerdne etkdsd dncelendd. Bulgular: Sağ kolon yerleşdmld MSI hastalarda 1 yıllık sağkalım %93, 3 yıllık sağkalım %85 dken MSS hastalarda 1 yıllık sağkalım %84, 3 yıllık sağkalım %73 olarak bulundu. Sol kolon yerleşdmld MSI hastalarda 1 yıllık sağkalım %91, 3 yıllık sağkalım %80 dken MSS hastalarda 1 yıllık sağkalım %84, 3 yıllık sağkalım %76 saptandı. Ama bulgular da dstatdstdksel olarak anlamlı bdr fark saptanmadı. Ayrıca Evre 2 MSI pozdtdf hastalarda adjuvan tedavd alanların 3 yıllık sağkalım oranı %100 dken adjuvan tedavd almayanlarda bu oran %84,6 saptandı. Yeterld hasta sayısı olmadığı dçdn sağ ve sol kolon hastaları ayrı ayrı değerlenddrdlemedd. Kötü ddferansdyasyon MSI hastalarda %36, MSS hastalarda %6 oranında görüldü. Bulgular sağ ve sol kolonda benzerdd. TNM evrelemesdne göre MSI hastalar %63,2 oranında evre 2, MSS hastalarda %48,8 oranında evre 3 saptandı. Sonuç: Çalışmamızda MSI varlığının sağ ve sol kolon kanserld hastalarda sağkalım üzerdnde dstatdstdksel olarak anlamlı bdr fark olmadığı saptandı. MSS hastalara oranla MSI hastaların daha düşük evrede olduğu saptandı. Bu oran sağ ve sol kolon kanserlerdnde de benzerdd

Kolon hastalıklarıKolon neoplazmlarıMikrosatelitler+3
Ahmet Fırat Bozdoğan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyoterapi almış ratlarda mezenkimal kök hücre tedavisinin kolon anastomoz iyileşmesi üzerine etkisi

Giriş: Gastrointestinal sistemin en çok görülen kanseri kolorektal kanserlerdir. Her iki cinsiyette görülen bütün kanserlerin %10-15'i kolorektal kanserlerdir. Kolon cerrahisi sonrasında çeşitli komplikasyonlar oluşabilir. En çok görülen komplikasyonlar kanama, fistül, anastomoz darlığı ve anastomoz kaçağıdır. En önemli komplikasyonlardan biri anastomoz kaçağıdır. Amaç: Bu çalışmada deneysel olarak radyasyon enteriti modeli geliştirilen ratlarda sistemik kök hücre tedavisinin kolon anastomozu iyileşmesine etkisini araştırmağı planladık. Yöntem: Bu deneysel çalışmada, 36 adet 250-300gr ağırlığında erkek Wistar Albino sıçan kullanıldı. Deney 3 grup şeklinde gerçekleştirildi. Her grupa n=8 olacak şekilde erkek Wistar Albino rat alındı. Siçanlar, 12 saatlık aydınlık-karanlık döngüsü ile sabit bir sıcaklıkta (22°C ) tutularak ve rastgele üç eşit gruba ayrıldı. I grup: Kontrol grubu/ Sham grubu: Işınlama yapılmayarak 2 hafta sonra kolon rezeksiyonu-anastomozu yapılan. II grup: Radyoterapiden 2 hafta sonra rezeksiyon anastomoz uygulanan gruptur. III grup: Radyoterapiden 2 hafta sonra rezeksiyon anastomoz ve adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücre tedavisi uygulanan gruptur. Bütün gruplarda patlama basıncı, vasküler alan, kollajen yoğunluğu, epitelizasyon, inflamasyon yoğunluğu karşılaştırıldı. Bulgular: Deney hayvanlarının sonuçları karşılaştırıldığında, Kök hücre grubunda mikrovaskülarite alanları ve epitelizasyon skorunun RT grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Kök hücre grubunda (%62.5) epitelizasyon skorunun kontrol grubu (%12.5) ve RT grubuna (%0) göre anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür. CD31 sayımlarının (mikrovasküler alan) kök hücre grubunda anlamlı olarak yüksek olduğu bulunmuştur. CD68 sayısı (Makrofaj sayısı), kollajen yoğunluğu, inflamasyon skoru açısından gruplar karşılaştırıldığında anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür. Patlama basınç değerleri incelendiğinde, kök hücre grubundaki patlama basınç değerinin RT ve kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu, ancak istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü. Sonuç: Preoperatif radyasyon tedavisi sonrasında kolon anastomozu yapılan ve sistemik adipoz kökenli mezenkimal kök hücre uygulanan grupta epitelizasyonun ve mikrovaskülarizasyonun artdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi,kök hücre tedavisi,kolon anastomozu

AnastomozHayvan deneyleriKolon hastalıkları+4
Gunel Garalova
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolon kanser hücre hattında karbonik anhidraz ıx inhibisyonunun EZH2 geni ve histon 3 modifikasyonlar üzerine etkisinin incelenmesi

Kolorektal kanser, yüksek morbidite ve mortalite oranları ile dünya çapında en sık görülen gastrointestinal kanserlerden biridir. Kolorektal kanser malign forma dönüştükçe çeşitli genetik ve moleküler değişiklikler meydana gelmektedir. Anormal metillenmiş genler, DNA anormallikleri ve CpG adacık metilasyon fenotipi gibi genomik ve histon modifikasyonları, gibi epigenomik değişiklikler görülmektedir. Tümör hücreleri değişen mikro ortamın gereksinimlerine uyacak şekilde düzenlemeler gerçekleştirir. Tümörlerin ortak özelliği olan hipoksinin neden olduğu asidozda, CO2/bikarbonat transportu, pH, CO2, hemeostasiz, tümörleşme gibi birçok fizyolojik olayın karbonik anhidraz enzim ailesi (CA, EC 4.2.1.1) tarafından katalizlendiği bilinmektedir. Çalışmamızda kullanılan tümör ilişkili CA IX enziminin ekspresyonu farklı karsinom tipleri ile yakından ilişkili olduğundan ve hipoksik ortamda indüklendiğinden, hipoksinin bir belirteci ve prognostik göstergesi olarak gösterilir. Araştırmamızın temel hedefi, kolon kanseri HT-29 hücre hattında tümör ilişkili CA IX enzim inhibisyonunun CO2/HCO3¯ tampon sisteminde H+ iyon derişim etkisinin hücre epigenetik modifikasyonlar üzerindeki etkileşim mekanizmasının aydınlatılmasıdır. Çalışmamızda, CA IX enzim inhibisyon sonucu ortam asidifikasyonun azalması ile birlikte HIF1α ekspresyonunun azaldığı tespit edilmiştir (p<0.01). Bu durum ile bağlantılı EZH2 gen ekspresyonunun da artması (p<0.05) son derece önemlidir. Normoksik koşullarda CA IX enzim inhibisyonu sonrası HT-29 Histon 3 metilasyonunda artış hipoksik koşullarda histon metilasyonunda azalmayı indüklemiştir. Ayrıca, CA IX enzim inhibisyonu normoksik koşullarda HT- 29 hücre hattında asetilasyon seviyelerinde artışı indüklerken hipoksik koşullarda bu durum asetilasyon seviyelerini azaltmıştır.

Epigenez-genetikGenlerHIF-1a+6
İbrahim Karakuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of lifestyle of patients with colon cancer in mosul city

Colon cancer is one of the cancer types associated with the highest number of deaths each year worldwide. There is no specific information about the cause, but there is a lot of evidence associated with the incidence of colon cancer. The lifestyle factors of patients with colon cancer are very important because of the incidence of the disease and their impact on the course of treatment after the patient is diagnosed. The present study aims to evaluate lifestyle factors among patients in the city of Mosul in 2022. The study is a descriptive and cross-sectional study. In the study, a special tool suitable for Iraqi societies was applied. The tool consists of two parts, in the first part of which the demographic information of the patient is included, and in the second part, questions about general health, physical activities, balanced nutrition, mental health and weight control. The study was carried out with 72 patients diagnosed with colon cancer. Evaluation was made by percentage analysis. Looking at the results of the study, 27.8% of the sample of the study was between the ages of 49-58, 61.1% were male, 87.5% were married, 54.2 of them lived in the city, 31.9% were primary school graduates, 41.1% did not have a good income, 52.8% had a positive family history, 33.3% had a weight between 81-90 kg, 66.7% had a colostomy, 45.8% It was concluded that he had an additional disease and 57.57% of these additional diseases were hypertension, at the same time 83.3% had complications and these complications were mostly anorexia at a rate of 68.33%. When we questioned the lifestyles of the patients in the study, it was seen that 80.6% of the patients gave importance to their health in the field of general health, but 54.2% did not follow the health programs on television or radio. In the physical activities of the patients, It was observed that 59.7% of them led an active life, but 54.2% stated that they did not have enough energy to continue their daily living activities and they felt tired. In terms of nutrition, it was observed that the patients generally preferred a healthy diet and 59.7% of them avoided salty foods. Considering the mental health outcomes of the patients, It was concluded that 80.6% were satisfied with their life, but 56.9% did not have positive thoughts or feelings. As a result of questions about weight control. It was observed that 59.7% of the patients kept their weight at an appropriate level, but 69.4% did not follow a diet. Looking at the results in general, it can be said that patients diagnosed with colon cancer pay attention to their quality of life. However, these patients are still recommended to apply education programs to improve and their quality of life.

NutritionBalanced nutritionPhysical activity+6
Saad Mohammed Alı Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00

Related subjects