Bulaşıcı hastalıklar
Bu konu başlığı altında 136 tez
Milli Eğitim Bakanlığı birimlerinde istihdam edilen personellerin bulaşıcı ve salgın hastalıklar konusunda bilinç düzeyleri ve tutumları: Tarsus örneği
Bu tez çalışması, Mersin İli Tarsus İlçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında çalışan öğretmen ve idarecilerin, oluşabilecek bulaşıcı ve salgın hastalıklar konusunda bilinç düzeyleri ve tutumları ile ilgili mevcut durumu araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmamızda tanımlayıcı tipte ve kesitsel olarak yapılan anketin örneklemini 3854 öğretmeni bulunan Tarsus ilçesindeki 353 personel oluşturmuştur. Anketin Bilinç Düzeyi ölçeğindeki 4 faktörden oluşan 22 sorusu için iç tutarlılık kat sayısı alpha=0.931; 1 faktörlü Tutum Ölçeği için ise alpha=0.734 olarak çok yüksek çıkmış, anket geçerli ve güvenilir bulunmuştur. 435 katılımcının verileri SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleriyle ilgili verilerini çözümlemek amacıyla frekans ve yüzde çıkarımları hesaplanmıştır. İki bağımsız grup için t-testi, ikiden fazla bağımsız grup için tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda okullarda en sık karşılaşılan hastalıklar üst solunum yolu hastalıkları olmuştur. OSYE varlığında, katılımcılarımızın 224'ünün(%51,5) okulunda varlığı, 47'sinin(%10,8) okulunda yokluğu, 164'ünün(%37,7) okulunda varlığı konusunda fikri yoktur. Beyaz Bayrak varlığında, katılımcılarımızın 200'ünün(%46) okulunda varlığı, 121'inin(%27,8) okulunda yokluğu, 114'ünün(%26,2) okulunda varlığı konusunda fikri yoktur. Okulum Temiz Belgesi varlığında, katılımcılarımızın 340'ının(%78,2) okulunda varlığı, 28'inin(%6,4) okulunda yokluğu, 67'sinin(%15,4) okulunda varlığı konusunda fikri yoktur. Katılımcılarımızın 54'ü(%12,4) idareci 381'i(%87,6) öğretmendir. İdarecilerin fiziksel önlemler(4,78), eğitsel faaliyetler(3,07), gözlem(1,98) ve tutum(3,91) puanları öğretmenlerden yüksek bulunmuştur. Yaş ortalaması arttıkça bilinç düzeyi puanları artmaktadır. Çalışılan okul türüne göre ilkokullarda çalışanların farkındalık ve gözlem puanları ortaokul ve liselerde çalışanlara göre anlamlı farklılık göstermektedir. Cinsiyete göre erkeklerin genel bilinç düzeyi kadınlara göre anlamlı farklılık göstermektedir. Korelasyon analizlerine göre katılımcıların Genel bilinç düzeyi ile tutumları arasındaki ilişki(r=0.74) pozitif yönde yüksek çıkmıştır. Araştırma sonucunda geleceğimizi şekillendirdiğimiz okullarımızda görev yapan öğretmen ve idarecilerin bulaşıcı ve salgın hastalıklar konusunda bilinç ve tutumlarını arttırmaya yönelik eğitimlerin arttırılması, sağlık ve eğitim personelinin yakın temas halinde çalışması ve okullarda sağlık personeli temini konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Markov zincir modeli ve SEIARD modeli kullanılarak Türkiye'deki COVID-19 vaka sayılarının incelenmesi
2019 Aralık ayında Covid-19 salgını Çin'de ortaya çıktıktan sonra, üç ay içerisinde tüm dünyaya yayıldığı, Türkiye'de ilk vakanın 11 Martta görüldüğü ve 1 Nisan 2020 tarihinde ise Covid-19'un tüm Türkiye'ye yayıldığı belirtilmiştir. Bu çalışma ile Covid-19 salgının seyrinin nasıl değişebileceği incelenmiştir. Öncelikle 31 Aralık 2020 tarihine kadar, Türkiye Sağlık Bakanlığının açıkladığı Covid-19 verileri, oluşturulan modellerde kullanılarak, hastalık seyrinin değişimi incelenmiştir. Daha sonra, hastalık süreçlerini birer durum olarak tanımlayıp, durumlar arası geçiş olasılıkları oluşturulmuş; ayrıca hastalığın ilerlemesi, iyileşmesi ve ne oranda yayıldığı incelenmiştir. Bunun için, durumları tanımlayıp ve durumlar arasındaki geçiş olasılıkları tahmin etmeyi sağlayan, en kullanışlı modellerden biri olan, Markov zincir modeli kullanılmıştır (Liu, 2020). Kullanılan Markov zincir modelleri, ölçmeye yardımcı olan, makul ve sezgisel tahminler üreten modellerdir. Ayrıca Covid-19 verilerini, bir istatistik yöntem olan, Vaka Ölüm oranında (CFR) kullanılarak geçiş matrisleri oluşturulmuştur. Bu geçiş matrisleri, oluşturulan modellerde kullanılmıştır. İlk olarak, "Enfekte", "İyileşme" ve "Ölüm" durumları arasında geçişin gözlemlendiği, 3 durumlu Markov zincir modeli oluşturulmuştur. Türkiye Sağlık Bakanlığı'nın 31 Aralık 2019 tarihine kadar yayınlamış olduğu Covid-19 verileri, oluşturulan modelde kullanılarak, vaka ölüm oranları bulunmuştur. 3 durumlu Markov zincir modelinde elde edilen veriler, salgının çok hızlı bir şekilde yayılabileceğini, enfekte sayısının ciddi boyutlara ulaşabileceğini ve vaka ölüm oranının zaman ilerledikçe önüne geçemeyecek duruma ulaşabileceğini göstermiştir. Bu modele yeni durumlar eklenerek, "Enfekte olmayan", "Enfekte olan" (Evde veya hastanede izole edilen), "Enfekte olan" (Hastanede yatan), "Yoğun bakımda olan" ve "Ölüm" durumları arasında geçişin gözlemlendiği, daha karmaşık olan 5 durumlu Markov zincir modeli oluşturulmuştur. 5 durumlu Markov zincir modeli hem geçiçi, hem de tekrar eden durumları içerdiğinden, uzun vadeli ölüm olasılıklarını ve beklenen ölüm zamanlarını elde etmede kullanılabilen bir modeldir. Bu model ile enfekte olan bir kişinin, bir durumdan ölüm anına kadar geçen ortalama ölüm zamanı elde edilmiştir (Romeu, 2020). Daha sonra, Covid-19 salgınını araştırmak için bir matematiksel model olan, SEIARD matematiksel modeli kullanılmıştır (Avila ve ark., 2020). Bu modelin ayrıntılı analizini yapılmış, Covid-19 verilerini kullanarak uygulaması yapılmıştır. Bu modelle temel üreme sayısını (RO) hesaplayıp günlük enfekte, ölüm ve iyileşme oranlarını tahmin edilmiştir. Hataları en aza indirgeyerek, SEIARD matematiksel modelinin parametrelerini raporlanan verilere göre oluşturulmuş, 31 Aralık 2021 tarihinden sonra salgının gelişimi tahmin edilmiştir. Bunun için diferansiyel denklem modeli kullanılmıştır. Model altı alt popülasyonun dinamiklerinden oluşmuştur. Kurulan 6 popülasyonlu SEIARD matematiksel modeli ile vaka ölüm oranındaki değişim incelenmiştir. SEIARD matematiksel modeli ile elde edilen veriler, salgının zamanla azaldığını ve yok olma eğilimine girdiğini göstermiştir. Daha sonra Matlab programı yardımıyla modeller oluşturularak sonuçlar ve grafikler elde edilerek incelenmiştir.
Hekim ve hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumu ve etkileyen faktörler
Günümüzde sıkça kullanılan tanımıyla sağlık bakımı ile ilişkili enfeksiyonlar (SBİE)/ hastane enfeksiyonları (HE), tüm dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde morbidite ve mortaliteye neden olan, hastanede kalış süresini uzatan, işgücü ve ekonomik kayıplara yol açan önemli bir sağlık problemidir. Hastane enfeksiyonları izolasyon önlemlerine uyum sağlandığı takdirde önlenebilir bir sorundur. İzolasyon önlemlerine uyumda sağlık çalışanları büyük bir öneme sahiptir. Bu araştırmanın amacı; hekim ve hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmanın verileri Nisan-Mayıs 2021 tarihlerinde Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde toplandı. Araştırmanın evrenini hastanede belirtilen tarihlerde çalışmakta olan 96 hekim ve 392 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeyerek araştırmaya katılmayı kabul eden 80 hekim ve 305 hemşire araştırmayı tamamladı. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu, İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği (İÖUÖ) kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS sürüm 24,0 paket programı kullanılarak, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student t, Mann Whitney U, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD çoklu karşılaştırma testleri, Kruskal Wallis, All Pairwise çoklu karşılaştırma testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Çalışmaya katılanların %70,4'ü kadın (n: 271), %29,6' sı (n:114) erkek, yaş ortalaması 31,58±6,81, toplam çalışma yılı ortalaması 7,54±6,23 tür. Hekimlerin izolasyon önlemlerine uyum puanının (67,5±8,28) hemşirelere (66,9±7,02) göre daha yüksek çıktığı fakat farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edildi. Her iki meslek grubunun da izolasyon önlemlerine uyum puan ortalamasının genel ortalamanın üzerinde olduğu cinsiyet, eğitim durumu, çalışılan birim, mesleği severek yapma, güncel bilgileri takip etme durumunun izolasyon önlemlerine uyumu etkilediği saptandı (p<0,05). Hekim ve hemşireler tarafından izolasyona uyumu, iş yükünün artışının ve personel sayısının azlığının olumsuz, motivasyon desteğinin ise olumlu yönde etkileyeceği sonucuna ulaşıldı. Hemşire ve hekimlerin izolasyon önlemlerine uyumları konusunda kurumsal desteğin devamı ve verilen eğitimlerin güncel bilgiler ışığında düzenli aralıklarla tekrarlanması, uyumu etkileyen olumsuz faktörlerin iyileştirilmesine yönelik girişimler yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hekim; Hemşire; Hastane enfeksiyonu; Enfeksiyon kontrolü; İzolasyon; İzolasyon önlemleri
Changes in mortality trends and patterns in the pre-COVID-19 period: Cause of death analysis of life expectancy and lifespan variation in Turkey
This dissertation, which aims to analyse the recent pattern and trend in death rates in the pre-Covid period, consists of three articles. In the first essay quality of cause of death data for 2013-2019 were evaluated by focusing on garbage codes. By using WHO recommendations, garbage codes were determined and redistributed to target codes. Findings indicate that garbage cardiovascular diseases constituted the highest share of total garbage codes and increased between 2013 and 2019. The second essay evaluates the burden of communicable diseases by using Markov-chain modelling. Acccording to the results, communicable diseases increased significantly in 2013-2019 period and had higher impact on elderly. Findings also suggest that age at death distribution of males shifted towards older ages. Furthermore, the increase in communicable diseases points to a different pattern of mortality in Turkey's epidemiological transition. The third essay aims to evaluate the age and cause contributions to life expectancy and lifespan variation between 2013 and 2019 by using decomposition method. Sex difference in life expectancy and lifespan variation were also analyzed with decomposition method. In this essay, the threshold age separating premature mortality from old-age mortality was also calculated. Findings of the essay disclose that males gained higher life expectancy than females due to the improvement in malignant neoplasms and unintentional injuries at ages below threshold age. Increasing life expectancy among females stem from the improvement in cardiovascular diseases at age above threshold ages. This study also indicates that increasing communicable diseases are an important barrier to the higher life expectancy. Sex gap in life expectancy shows the female advantage at all causes. Sex difference in lifespan variation indicates that females have higher variation at older ages and lower variation at young and adult ages than males. To sum up, results of this dissertation highlight three important results. Firstly, garbage cardiovascular diseases is an important issue in cause of death data that needs to be addressed. Secondly, communicable diseases are becoming dangerous for elderly. Thirdly, females and males have different mortality patterns. While mortality improvement is seen at older ages among females (expansion of mortality), mortality improvement is seen at younger ages among males (compression of mortality).
Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanlık alanında mezuniyet sonrası tıp eğitiminde gelişim sınavlarının geliştirilmesi
Bu çalışmada Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Derneği Eğitim ve Yeterlik Kurulu (EMEK) tarafından enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanlık alanında eğitim alan tıpta uzmanlık öğrencilerine yönelik yılda iki kez biçimlendirici, senkronize çevrim içi yapılan sınavların, rehber önerileri (AMEE 71) doğrultusunda standardize edilerek yapılandırılması, gelişim sınavı formatına dönüştürülmesi ve uygulanabilirliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çalışma müdahale ve tanımlayıcı tipte bir çalışma olarak planlanmış, çalışma sürecinde ardışık iki sınava dâhil olunmuştur. Uzmanlık eğitimi gelişim sınavı (UEGS) olarak adlandırılan, bahar ve sonbahar 2021 dönemi sınavları olarak yapılan bu sınavlara sırasıyla 301 ve 322 tıpta uzmanlık öğrencisi katılmıştır. Çalışma öncesi yapılan EMEK sınavlarının gelişim sınavı amacı ile yapıldığı ancak gelişim sınavı standartlarını karşılamadığı tespit edilmiştir. EMEK sınavları, gelişim sınavları standartları kapsamında incelenmiş, bu sınavların soruların oluşturulması, sınav yönetimi, sonuçların analizi ve incelenmesi ile paydaşlara geri bildirim aşamalarında yapılandırılmasına ihtiyaç olduğu görülmüştür. Bu tez çalışmasında sınav sonuçları rapor haline getirilerek paydaşlara; soru analizleri ve sınavların güvenirlik hesaplaması yapılarak eğiticiler ve sınav kuruluna geri bildirim yapılmıştır. Sonuç analizi, incelenmesi ve paydaşlara geri bildirim aşamalarında iyileştirmeler kaydedilmiştir. Her iki sınava giren tıpta uzmanlık öğrencilerinin bahar ve sonbahar dönemi sınavlarında aldıkları median puanlar sırasıyla 68,52±9,4 ve 71,84±13,7 olarak bulundu. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). Bahar dönemi sınavına göre sonbahar dönemi sınavında puanını yükselten 123, düşüren 82 ve puanını koruyan 20 tıpta uzmanlık öğrencisi olduğu görüldü. EMEK UEGS sorularının alanda uzmanlar tarafından hazırlanması, alan mezuniyet öğrenim hedeflerini kapsaması, sınav puanlarının dördüncü kıdem yılına kadar artış göstermesi, her iki sınavın KR20 değerinin 0,71 ve 0,81 olması nedeniyle EMEK UEGS' leri yapı ve kapsam geçerliliğini sağlamış, güvenirlilik düzeyi yüksek sınavlar olarak kabul edildi. İkinci sınav olan sonbahar dönemi sınavından sonra tıpta uzmanlık öğrencilerinin ve eğitim sorumlularının EMEK UEGS' ye yönelik görüşleri görüşme yöntemi ile alınmış, tıpta uzmanlık öğrencileri ve eğitim sorumluları tarafından EMEK UEGS' nin sınav formatı gereği eksikliklerini tespit eden, geri bildirimi sayesinde öğrenmeye teşvik eden iyi bir değerlendirme aracı olarak kabul gördüğü anlaşılmıştır.
Anadolu Orta Çağ–Geç Osmanlı dönemine ait cüzzamlı bireylerde Mycobacterium leprae bakterisinin antik DNA yöntemleriyle analizi
Enfeksiyon hastalıkları, tarihin çoğu döneminde pandemi veya epidemilere yol açarak, insan popülasyonlarının sosyal ve genetik arka planlarında köklü değişimlere sebep olmuştur. Bu nedenle enfeksiyon hastalıklarının tarihi, farklı disiplinlerden araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Cüzzam veya leprosi, etmenleri Mycobacterium leprae ve Mycobacterium lepromatosis bakterileri olan ve kronik enfeksiyon sonucunda çevresel sinir sistemi, iskelet sistemi ve deri yüzeyinde çeşitli lezyonların meydana geldiği, bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle Orta Çağ'dan bu yana farklı coğrafyalarda etkin bir yayılım göstererek popülasyonların geçmişlerinde derin izler bırakmıştır. Hastalığın kökeni ve yayılım rotalarına ilişkin çeşitli hipotezler ortaya atılmış olsa da henüz bu sorular tam olarak çözülememiştir. Bu tez çalışmasında, Anadolu'daki kazı çalışmaları sonucunda İznik Roma Tiyatrosu (n=1), Salattepe Höyüğü (n=2), Kovuklukaya (n=5) ve Kadıkalesi'nden (n=1) elde edilen ve cüzzamla ilişkili kemik değişimleri taşıdığı düşünülen iskelet örnekleri, disiplinlerarası bir yaklaşımla hem paleopatolojik hem de arkeogenomik açıdan incelenmiştir. Örneklemde bulunan 4 bireyin ileri derecede cüzzama özgü lezyonlar taşıdığı tespit edilmiş, bunlardan 2'si Bizans Dönemi'ne, 1'i ise Geç Osmanlı tarihlenen toplam 3 örnekte 0,64x ile 4,19x kapsam aralığında antik M. leprae DNA'sı elde edilmiştir. Yapılan filogenetik analizler sonucunda, Bizans Dönemi örnekleri atasal suş tipi olan 3K-0 ile gruplanırken, Geç Osmanlı Dönemi Salattepe örneği ise 2F suşlarıyla birlikte iç dallarda konumlanmıştır. Literatürdeki antik DNA örnekleminin Avrupa Orta Çağında yoğunlaştığı düşünüldüğünde, bu tez çalışmasında ilk kez benzer döneme tarihlenen Avrupa dışından M. leprae tüm genomu sunulmuştur. Öte yandan, Geç Osmanlı dönemine tarihlenen Salattepe örneği de sınırlı sayıda bulunan Geç Modern Dönem örneklerinin bir temsilcisi olarak literatürdeki yerini alacaktır.
Ecology, epidemics and the colonial state: Environmental change and health in Eastern Bengal Delta, 1858-1947
The dynamic nature of the ecological regime of eastern Bengal stems from the fact that it is home to the largest delta in the world, the Bengal Delta. Despite its importance, its history has been underrepresented in regional historiography. Iftekhar Iqbal tried to address thisunder-representation by incorporating the category of the ecological in his assessment of the region. An important aspect of Iqbal's scholarship includes the study of how human-induced ecological changes in the Bengal Delta spread water-borne diseases and caused famine. The present study argues that colonial efforts to combat the epidemic disease at Dhaka in eastern Bengal failed due to two reasons. First, the colonial medical institutions and health infrastructure in the nineteenth and early twentieth century Dhaka was disproportionately distributed and remained inadequate and out of the reach of those who needed it most. Second, colonial developmental projects and attitudes leading to the loss of ecological balance in the Bengal Delta contributed to famine-like conditions and hyperendemicity of epidemic disease in the region, which together contributed to higher mortality in the region. This study employs an ecological framework based on dynamic deltaic nature to examineepidemics in assessing the colonial history of the Bengal Delta region. It also uses the notion of the Delta as a broader 'zone of anomaly' in the history of colonial administration of the region. Employing this framework to assess the history of the region, the study concludes that colonial policies that neglected ecological concerns in the delta were directly responsible for failure in eradicating epidemics in eastern Bengal during the colonial period.
İki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alma düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi
Çalışma, iki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alım düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında, İstanbul'un Şişli ilçesinde iki anaokulunda bulunan, iki-altı yaş grubu 131 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, altı bölümden oluşan anket formundan elde edilmiştir. Anketin birinci bölümünde çocuğa ait, ikinci bölümünde ise aileye ait genel bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde çocuğun sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar sorgulanmış, dördüncü bölümde beslenme alışkanlıkları incelenmiştir. Anketin beşinci bölümü çocuğun besin tüketim sıklığını belirlemeye yöneliktir. Anketin altıncı bölümünde ise, annelerin enfeksiyon hastalıkları ve hijyen konusundaki davranışlarını saptamaya yönelik ölçek kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada, bir gün hafta içi, bir gün hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden iki günlük besin tüketim kaydı da bulunmaktadır. Besin tüketimlerinin analizi için Beslenme Bilgi Sistemleri Paket Programı (BEBİS), elde edilen verilerin istatistiksel analizi için ise SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Analiz sonucunda, çocukların %46,6'sının erkek, %53,4'ünün kız olduğu görülmüş olup, antropometrik ölçüm değerlerinden beden kütle indeksinin, en yüksek %22,1 oranı ile 50-75. persentil arasında olduğu belirlenmiştir. Çocukların %11,5'i altı ay, %47,3'ü ise 7-24 ay anne sütü almıştır. Solunum yolu enfeksiyonları çocukların %79,4'ünde, kulak burun boğaz enfeksiyonları %81,7'sinde, üriner sistem enfeksiyonları %15,3'ünde, mide-bağırsak enfeksiyonları %29,8'inde görülmüştür. Günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimlerinin çocukların yaşı, cinsiyeti ve geçirilen enfeksiyon sıklığı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıkları sıklığı ile anne sütü alım düzeyi arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, sadece üriner sistem enfeksiyonları sıklığı ile anne sütü tüketimi arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05).
COVID-19'un Borsa İstanbul'da faaliyet gösteren perakende ticaret işletmelerinin finansal tablolarına etkisi
Ekonomi içinde önemli bir yere sahip olan perakende ticaret, kişisel tüketim ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayarak önemli bir işlevi de yerine getirmektedir. Her alanda etkisini gösteren Covid-19 küresel salgınının perakende sektörüne etkisinin belirlenmesi amacıyla, Borsa İstanbul'da işlem gören 12 perakende ticaret şirketinin salgın öncesi (2019) ve salgın dönemi (2020) 6 aylık verileri karşılaştırılarak salgının ekonomik etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda 12 şirketin faaliyet sonuçları tablolarındaki değişim belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Covid-19 salgını genel olarak perakende ticaret şirketlerini büyük oranda olumsuz yönde etkilemiştir. Çalışmada, mali tabloları incelenen 12 şirketten 8'inin salgından yüksek düzeyde olumsuz yönde, 1 şirketin de orta düzeyde olumsuz yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Salgından 2 şirketin yüksek düzeyde, 1 şirketin de düşük düzeyde olumlu yönde etkilendiği belirlenmiştir. Bu sonuçlardan hareketle salgının perakende ticaret sektörünü büyük oranda olumsuz etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Perakende Ticaret, Covid-19, Salgının Ekonomik Etkileri.
Cumhuriyet Dönemi sağlık politikaları ve frengi ile mücadele (1923-1950)
İnsanlık tarihini derinden etkileyen önemli toplumsal olayların başında savaşlar, bulaşıcı ve salgın hastalıklar gelmektedir. Anadolu toprakları konumu itibariyle üç kıtayı birbirine bağlamasından dolayı tarihsel süreç içerisinde birçok savaşa ev sahipliği yaptığı gibi aynı zamanda bulaşıcı ve salgın hastalıkların saldırısına da maruz kalmıştır. Veba, kolera, tifüs, çiçek, trahom, verem, sıtma, frengi gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklar Anadolu halkını derinden etkileyen, ciddi sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olan bulaşıcı hastalıklar olarak ön plana çıkmıştır. Üzerinde yaşadığımız topraklarda kurulan üç büyük Türk devleti halkın sağlık sorunlarına karşı kendilerine özgü çözüm yöntemleri ortaya koyarak sağlık sorunlarının giderilmesine çalışmışlardır. Tezimizin ana konusunu frengi hastalığı oluşturduğu için bu hastalığa ayrıca detaylı olarak değinilmiştir. Amerika kıtasının 1492 yılında keşfinden sonra Avrupa'ya yayılan frengi hastalığı bu tarihlerde Avrupa'yla olan ilişkilerin azlığı nedeniyle ülkemizi etkilememiş ancak daha sonraları bu hastalık Osmanlı topraklarında salgın haline gelerek yayılmaya başlamıştır. Frengi hastalığını ilk olarak ülkemize İspanyadan kovulan Yahudilerin getirdikleri düşünülmektedir. Osmanlı topraklarında ilk ciddi frengi salgınları XIX yüzyılda yaşanan Osmanlı-Rus savaşlarından sonra görülmeye başlanmış devlet salgınlara karşı tedbir almaya çalışarak sağlık komisyonları kurmuştur. Dispanserler ve hastaneler açılarak hastalığa yakalananlar tedavi edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet öncesinde devam eden salgınlara karşı tedbirler alınmaya çalışılmış, bu amaçla 2 Mayıs 1920'de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, sağlık meselesi milli bir dava olarak ele alınmış sağlık sorunlarının çözülmesi Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının ana gündem maddesini oluşturmuştur. Bu dönemde hükümetin sağlık politikası; milli bir sağlık örgütü kurmak, doktor ve sağlık personeli açığını kapatmak, salgın hastalıklara karşı mücadele etmek şeklindedir. Sağlık alanındaki çalışmaların hız kazanmasında Gazi Mustafa Kemal'in önderliğinin büyük etkisi olmuştur. Gazi, TBMM açılış konuşmalarında sağlık konularına değinerek sağlıklı bir nesil yaratmanın sağlık sorunlarının halledilmesine dayandığını dile getirmiştir. Dr. Refik Saydam'ı Sağlık Bakanlığı görevine atayan Gazi, sağlık politikalarında belirleyici olmuştur.
Hastane çalışanlarında işe bağlı gerginlik ve sağlık okuryazarlığı ile bulaşıcı hastalıklara yaklaşım arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmamızda hastane çalışanlarının yaptıkları göreve bağlı yaşadıkları stres oranları, genel sağlık ve bulaşıcı hastalıklar hakkında bilgi düzeyleri incelenmiş olup varsa eksikliklerin görülüp bu konuda yapılacak çalışmalara katkı sağlaması ve bunun sonucunda hastane kaynaklı bulaşıcı hastalıkların görülme oranlarının azaltılması hedeflenmektedir. Bu çalışma Van YYÜ Dursun Odabaş Tıp Merkezi Hastanesinde çalışmakta olan 18 yaş üstü bayan ve erkek 300 sağlık çalışanı (doktor, hemşire/sağlık memuru, acil tıp teknisyeni, paramedik, laborant, sağlık teknikeri, hasta bakıcı ve temizlik görevlisi vb.) ile yüz yüze anket yöntemiyle yapılmıştır. Anket, literatür taranarak hazırlanan demografik bilgi formu ile bulaşıcı hastalıklar ve bu hastalıklardan korunma ile ilgili bilgi düzeyini ölçen 44 sorudan oluşan anket formu, 18 sorudan oluşan işe bağlı gerginlik ölçeği (İBGÖ) ve 23 sorudan oluşan yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeğinden (YSOÖ) oluşmakta olup, çoktan seçmeli ve boşluk doldurma şeklindedir. Araştırmamız kesitsel tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Verilerin istatistiksel analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi, Ki-kare testi ve Pearson Korelasyon Analizi testleri kullanılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya dahil olan sağlık çalışanlarının %43,7'si (n=131) kadın, %56,3'ü (n=169) erkektir. Katılımcıların %33,7'si (n=101) doktor, %33'ü (n=99) hemşire/sağlık memuru ve %33,3'ü (n=100) temizlik görevlisi/hasta bakıcısı idi. Çalışmaya katılan sağlık çalışanları %35,3 (n=106) ile en çok 30-35 yaş aralığındadır. Katılımcıların %72'si (n=216) 1-10 yıl arası mesleki tecrübeye sahipti. Çalışanların %86'sı (n=258) haftalık 40 saat ve üzeri mesai yapmaktadır. Katılımcıların %40,7'si (n=130) dahili birimlerde çalışmaktadır. Katılımcıların %64'ü (n=192) lisans ve üzeri mezuniyet derecesine sahipti. Çalışmamıza katılanlardan genel olarak sadece %34'ü (n=102) hastane bünyesinde bulaşıcı hastalıklara yönelik herhangi bir eğitim aldığını belirtmiştir, bu konuda doktorların ise sadece %27,7'sinin (n=28) herhangi bir hizmet içi eğitim aldığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %33,3'ünün (n=100) daha önceden herhangi bir bulaşıcı hastalığa sahip hastayla temasının olduğu tespit edilmiştir. Temizlik görevlisi/hasta bakıcısı olanların %36'sı şarbon hakkında, %31'i de KKKA hastalık etkeninin bulaş yolu hakkında bilgi sahibi olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmamızdaki bireylerden kendisini bulaşıcı hastalıklar konusunda yeterli görenlerin %76,5'i riskli temas sonrası hiçbir koruyucu yönteme başvurmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %11,3'ünün (n=34) ulusal aşı programında olan hiçbir aşıyı yaptırmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %3,3'ünün (n=10) daha önceden bir hastadan diğerine yaptıkları tıbbı uygulama sonrası istemeyerek bulaşıcı bir hastalık bulaştırmış olduğunu söylemiştir. Çalışmamızdaki katılımcıların YSOÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları 15,58±3,75 olarak tespit edilmiştir. Araştırmamızda katılımcıların sağlık okuryazarlık düzeyleri arasında; göreve yeni başlayanların, eğitim seviyesi yüksek olanların, haftalık olarak daha çok mesai yapanların, kendini bulaşıcı hastalıklardan korunmada yeterli bulanların, ulusal aşı takvimindeki tüm aşıları eksiksiz yaptıranların, birinden diğerine hastalık bulaştırma ihtimaline hayır diyenlerin, doktor olan çalışanların ve işinden memnun olanların YSOÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Çalışmamızdaki bireylerin İBGÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları 41,4±7,49 olarak tespit edilmiştir. Araştırmamızda bireylerin işe bağlı gerginlik düzeyleri arasında; çocuk kliniklerinde çalışanların, kendilerine veya ailelerine işleri kaynaklı bulaşıcı hastalık bulaştırma kaygısı yaşayanların, bu kaygı nedeniyle işinden soğuduğunu veya iş değişikliği düşündüğünü belirtenlerin ve birinden diğerine hastalık bulaştırma ihtimaline olabilir veya evet diyenlerin İBGÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızdaki sağlık çalışanlarından bulaşıcı hastalıklar konusunda kendisini yeterli görenlerin bile riskli temas sonrası tıbbı destek alma ihtiyacı hissetmediği fark edilmiştir, bu konuda daha kapsayıcı eğitim materyalleri ve broşürlerle aktif çalışanlara yönelik yeniden hizmet içi eğitim programı düzenlenmesi ihtiyacı vardır ayrıca mevcut sağlık fakültelerinde eğitim müfredatlarının gözden geçirilmesi ve daha çok temas öncesi korunma yöntemleri ve riskli temas sonrası yapılacakları açıklayacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Tüm sağlık çalışanlarının özellikle ülkemizde daha sık görülen BZBH'lar konusunda yeniden bir eğitim programına dahil edilmesi ve halen eğitimleri devam eden sağlık öğrencilerinin okul müfredatları bu doğrultuda düzenlenmelidir. Temizlik görevlisi/hasta bakıcısı olanların ülkemizde özellikle daha çok endemik olarak görülen şarbon, KKKA vb. hastalıklardan korunma yöntemleri bakımından yeniden bir eğitim programına alınması gerektiği tespit edilmiştir. Katılımcılardan azımsanamayacak derecede hiç aşı yapmayanların olduğu fark edilmiş olup, bu konuda aşılar ve aşıların önemi hakkında eğitim programları düzenlenmeli ve hiç aşı yapmayan veya aşıları eksik olan sağlık çalışanlarının enfeksiyon birimi tarafından ya da kendi aile hekimlerine yönlendirilmeleri vasıtasıyla aşılanmaları sağlanmalıdır. Temizlik görevlisi/hasta bakıcılarla eğitim seviyesi daha az olan çalışanların düzenli aralıklarla hizmet içi eğitimlere alınması veya üniversite müfredatlarında düzeltmelerle hem sağlık çalışanlarının hem de toplumun genel olarak sağlık okuryazarlık düzeyi arttırılmış olunacaktır. Ülkemizde son yıllarda artış gösterse bile henüz yeterli seyiyeye ulaşılamadığından SOY konusunda güncel çalışmaların yapılması önerilebilir. Sağlık çalışanlarının kendilerine veya ailelerine hastalık bulaştırma düşünceleri tespit edilmiş olup bu düşünceler nedeniyle işe bağlı stres yaşadıkları tespit edilmiştir, bu nedenle hastaneler bünyesinde sağlık çalışanlarının kendilerine hastalık bulaşma ihtimalini azaltacak materyaller ve yeni tıbbı teknolojilerin rutin kullanıma sunulması gerekmektedir ayrıca sağlık çalışanlarının iş çıkışı giydikleri kıyafetlerin dezenfekte edilmesi veya iş sırasında hastane yönetimi tarafından verilecek iş formalarıyla çalıştırılmaları zorunlu hale getirilmelidir. Hastanede çalışanların işe bağlı stres ve gerginliklerinde azalmaya vesile olması nedeniyle çalışanların ücretlerinde artış ve zamanında ödeme yapılması pozitif yönde etki yaratacaktır ayrıca özellikle riskli bölümler olan YBÜ gibi yerlerde çalışan sayısının arttırılması ve çalışma saatlerinin haftalık olarak dünya standartlarına entegrasyonunun yapılması da işe bağlı gerginliği azaltacak olup ayrıca iş motivasyonunu pozitif yönde arttıracaktır. Motivasyonu tam olan sağlık çalışanları görevlerini daha çok severek isteyerek yapacakları için, sağlık alıcıları olan hastalarımızın da memnuniyeti arttırılmış olacaktır. Ayrıca bu araştırmada elde edilen sonuçların bundan sonra yapılacak benzer çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Dünyadaki aşılama konulu kamu politikalarının karşılaştırmalı analizi: COVID-19 örneği
Bu çalışmada, dünyadaki aşılama konulu kamu politikalarının karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı aşılama politikalarından çıkarılacak dersler yardımıyla gelecekte benzer politikaların daha etkin yürütülmesini sağlamaya katkılar sunmaktır. Bu kapsamda, öncelikle kamu politikalarına yönelik ayrıntılı bir kavramsal çerçeve sunulmuş, ardından aşı uygulamalarının tarihçesi, aşılama politikalarının tasarımı ile uygulama ve değerlendirme aşamalarından bahsedilmiştir. Özellikle, toplumu korumak, aşı ile önlenebilir hastalıkların ortaya çıkışını engellemek ve hastalıktan kaynaklanan ölüm oranlarını en aza indirebilmek amacıyla birçok aşı politikası geliştirilmiştir. Bu nedenle çalışmada tarih boyunca ortaya çıkan salgın hastalıkları kontrol altına alabilmek amacıyla geliştirilen ve rutin bağışıklama programlarına kaydedilen aşıların, aşılama politikaları kapsamında incelenmesi yapılarak COVID-19 (Yeni Koronavirüs Hastalığı) aşılama politikaları bağlamında bir karşılaştırmalı analiz sunulmuş ve bu karşılaştırmalı analiz doğrultusunda gelecekte tasarlanıp uygulanacak aşılama politikaları için somut politika önerileri geliştirilmiştir. Bu tez hem Türkiye'de yeni bir akademik çalışma alanı olan kamu politikaları dalına hem de oldukça eski bir tarihe dayanan aşılama politikalarına katkı sunmayı hedeflemiştir. Ayrıca genel olarak tıp alanının inceleme konusu olan aşılama politikalarına kamu politikası açısından da bir bakış sunularak bu politikaların çokdisiplinli bir bakış açısıyla ele alınması hedeflenmiştir. Özellikle yapılan incelemeler ve bulgular neticesinde sunulan önerilerin, gelecek dönem aşılama politikalarının daha etkin yürütülmesi adına katkılar sunacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kamu Politikaları Analizi, Karşılaştırmalı Kamu Politikası, Sağlık Politikaları, Aşılama Politikası, COVID-19.
Korona Virüs salgın döneminde psikolojik belirti ve psikolojik sağlamlığın çalışma durumuna göre karşılaştırılması
Korona virüs ortaya çıktığı zaman sadece Türkiye' nin değil dünyanın da gündemi değişmiştir. Dünyada pek çok ülkede normalde alışılan hayat standartlarının dışına çıkmak zorunda kalınmıştır. Eğitim kurumları, spor müsabakaları, eğlence merkezleri gibi pek çok iş ve yaşam alanları ara vermek zorunda kalmıştır. Salgın dönemiyle tek değişen şey sosyal hayat ve iş yaşantısı olmamıştır. İnsanların birbirleri ile sosyal ilişkileri de farklı bir boyuta girmek zorunda kalmıştır. Birçok iş kolunda devletin yürüttüğü politikalar ile birlikte normale dönene kadar kapatılma kararı alınmıştır. Kapatılmayan iş kollarında ise kimi yerlerde mevcut şartlardan dolayı çalışan kişi sayısını azaltmaya gidilmiştir. Bu araştırmada korona virüs ile girilen salgın sürecinde Türkiye de yaşayan çalışan ve çalışmayan insanların sosyo demografik özelliklerine göre psikolojik belirti düzeylerinin ve psikolojik sağlamlıklarının arasındaki farklılıklara, ilişkilere bakılarak ele alınmıştır. Çalışma 2020 yılında Hatay, İstanbul ve Konya da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 205 gönüllü kişiler ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Uygun örneklem yöntemi kullanılmıştır. Verileri toplarken sosyo demografik bilgi formu, Kısa Semptom Envanteri ve Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi ve incelenmesi için Pearson Korelasyon Katsayısı, değişkenlerin ölçekler üzerinde oluşturduğu farkın anlamlı ya da anlamsız oluşunu incelemek için bağımsız gruplar t testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kişilerin çalışıp çalışmama durumları göz önüne alındığında çalışmayan kişilerin çalışan kişilere göre daha yüksek psikolojik belirtiler gösterdiği analiz edilmiştir. Çalışmayan kişilerin daha yüksek anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite belirtileri gösterdiği analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kişilerin çalışıp çalışmama durumları göz önüne alındığında çalışan kişilerin çalışmayan kişilere kıyasla daha yüksek psikolojik sağlamlıklarının ortaya çıktığı analiz edilmiştir. Çalışan kişiler salgın süreci devam etse de maddi olarak yükümlülüklerini yerine getirebildikleri için bu sürece daha kolay adapte olmuşlardır.
Osmanlı'da karantina uygulama süreçleri ve tepkiler (1865-1914)
İnsanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle birlikte salgın hastalıklar da ortaya çıkmıştır. Toplumlar arasındaki etkileşimin çoğalmasıyla, özellikle ticaret, seyahat, sefer, hac ve savaşların da yapılmasıyla beraber salgınların yayılma hızı da artmıştır. Osmanlı coğrafyasının kıtalar arası geçiş güzergahında olması hasebiyle bu salgın hastalıklardan nasibini almış, neredeyse her dönem bir salgınla mücadele etmiştir. Veba başta olmak üzere, kolera, sıtma, çiçek, tifüs gibi salgın hastalıklar milyonlarca insanın hayatına mal olmuş, toplumda derin izler bırakmıştır. Osmanlı Devleti de bu salgınlarla mücadele etmek için ilk önlem olarak, Dünya'nın birçok yerinde epidemilere karşı alınan önlemlerden bir tanesi olan karantinanın uygulanmasına karar vermiştir. (1838) Halkın salgın hastalıklara karşı kaderci yaklaşımı, karantinaya karşı isyana varan tepkilere ve tedbirlerin alınmasında bazı aksaklıklara sebep olmuştur. Devletin merkezi olarak uyguladığı karantinaya karşı halkın tepkisini önlemek için karantinanın caiz olduğuna dair fetva alınmış ve halkın bilinçlendirilmesi adına karantinanın yararları üzerine yazdırılan risaleler Takvim-i Vekayi'de yayımlanmıştır. Buna ek olarak, Osmanlı Devleti salgınlarla mücadelede hem idari hem de sıhhi tedbirleri almış ve bu kapsamda hastalıkların yoğun olduğu yerlere hekim, aşıcı ve eczacı tayinleri yapılmış, tebhirhaneler (dezenfeksiyon istasyonu) kurularak, eşyalar, giysiler, kapalı mekanlar dezenfekte edilmiştir. Hastalıkların son bulması için aşı çalışmaları başlatılmış ve telkihhane-i şahane (aşı evi) ve bakteriyolojihane-i şahane (bakteriyoloji laboratuarı) kurularak salgınlarla mücadele edilmiştir. Bu tez çalışmasının ana hedefi, XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde yaşanan epidemiler ile mücadelede uygulanan karantina tedbirleri ve bu tedbirlere karşı verilen tepkileri ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Salgın Hastalıklar, Veba, Kolera, Sıtma, Çiçek, Tebhirhane (Dezenfeksiyon İstasyonu), Karantina.
Çocuklarda çoklu ilaç direnci gösteren gram negatif bakteriler ile gelişen enfeksiyon hastalıklarının özellikleri
Çoklu ilaç direnci gösteren Gram negatif bakterilerin (MDR-GNB) neden olduğu enfeksiyonlar günümüzde önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. MDR-GNB'lerden kaynaklanan enfeksiyonlar için risk faktörlerinin belirlenmesi konusunda literatürde sıklıkla erişkin çalışmaları olmakla birlikte çocukluk yaş grubunun dahil olduğu prospektif çalışma sayısı sınırlıdır. Çalışmamız hastanemizde yatarak tedavi almakta olan hastalarda kan ve diğer steril vücut sıvılarından alınan örneklerde ve nadiren dışkı, balgam gibi steril olmayan örneklerde saptanan MDR-GNB'lerin neden olduğu enfeksiyonlar için risk faktörlerinin ve hastaların prognozlarının belirlenmesi ve bu konuda literatüre katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda; 1 ay 18 yaş arasında olan MDR-GNB üremesi tespit edilen 89 hasta vaka grubunu ve herhangi bir kültüründe üreme olmayan 54 hasta kontrol grubunu oluşturmaktadır. Vaka grubunda en sık tespit edilen MDR-GNB'ler K. penumoniae sonrasında E. coli'dir. Bu patojenlerin en sık izole edildikleri yer idrar kültürüdür. Üreyen mikroorganizmaların antibiyotik direnç paternleri MDR, XDR ve PDR olarak kategorize edildiğinde çoğunun MDR gösterdiği görülmüştür. En sık tespit edilen patojen olan K. pneumoniae üremelerinin %64,8'i MDR, %25,9'u XDR ve %9,3'ü PDR'dir. İkinci en sık tespit edilen E. coli üremelerinin hepsi çoklu ilaç direnci göstermektedir. MDR-GNB enfeksiyonları için belirlenen risk faktörleri; altta yatan hastalık varlığı (özellikle GİS hastalıkları ve GÜS hastalıklarının varlığı), son 6 ay içerisinde cerrahi operasyon uygulanması, gastrostomi ve ileostomi-kolostomi olması, port haricindeki santral venöz kateter varlığı, son 6 ay içerisinde antibiyotik kullanımı (4. kuşak sefalosporin, karbapenem, gliopeptid, aminoglikozid, florokinolon), hastaneye yatış süresince uygun olmayan geniş spektumlu antibiyotik kullanılması, önceki kültürlerinde Gram pozitif ve Gram negatif bakteri üremesi olması, son 6 ay içerisinde hastanede ve YBÜ'de yatış öyküsünün olması, son 6 ay içerisinde kan ve kan ürünleri transfüzyonu öyküsü olması, profilaktik antibiyotik alınması ve IVIG tedavisi almış veya alıyor olmasıdır. Ülkemizde MDR-GNB'lerin gelişmesini önlemek için sağlık hizmeti veren tüm kurumlarda antibiyotik yönetim programlarının uygulanması, bu uygulamaların denetlenmesi, sonuçların izlenmesi ve gereksiz antibiyotik kullanımlarının mutlaka önlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada elde ettiğimiz veriler MDR-GNB enfeksiyonlarının tedavisinde bugün için hastanemizde en etkili antibiyotiklerin amikasin, meropenem, ertapenem, imipenem, tigesiklin ve kolistin olduğunu göstermiştir. MDR-GNB enfeksiyonlarının önlenmesi ve kontrolü için el hijyeni, ekipman ve çevre temizliği gibi standart önlemlere uyulması büyük önem taşımaktadır. Hastanede yatış süresinin mümkün olduğunca kısaltılması bu konudaki ana önlemlerden biri olmalıdır.
ETÜF çocuk hastanesine başvuran ateşli çocuklarda viral-bakteriyel enfeksiyon ayrımında akut faz reaktanlarının kullanımı
Amaç: Bu çalışma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Pediatri Polikliniği ve Çocuk Acil Servise ateş yakınması ile başvuran, yaşları 1 ay-18 yaş arasında değişen çocuklarda viral-bakteriyel enfeksiyon ayrımında akut faz reaktanlarının yararı, birbirlerine olan üstünlükleri, pratikte kullanılabilirliklerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Mart 2015-Şubat 2016 arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Pediatri Polikliniği ve Çocuk Acil Servis'e ateş yakınması ile başvuran, yaşları 1 ay-18 yaş arasında değişen 300 olgu çalışmaya alındı. Yenidoğan döneminde olan ve bilinen ateş yüksekliğine neden olan (FMF, PFAPA vb.) hastalığı olan olgular çalışma dışı bırakıldı. Öykü ve fizik muayeneden oluşan bir olgu rapor formu doktor tarafından doldurularak; hastanın yaşına, aşılama durumuna ve genel durumuna bakılarak, hemogram, CRP, eritrosit sedimentasyon hızı, prokalsitonin her hastadan, tam idrar analizi, gaita direk bakısı, nazofaringeal viral sürüntü, akciğer grafisi, kan-idrar-gaita-BOS kültürleri ise hastanın kliniğine uygun olanlardan alındı. Yaş gruplarına göre viral/bakteriyel enfeksiyon görülme sıklığı, kan alınma zamanının akut faz reaktanları üzerine etkisi, sonuçta tespit edilen enfeksiyonun viral/bakteriyel olmasına göre akut faz reaktanlarının yanıtı değerlendirildi. Enfeksiyonun viral ya da bakteriyel olmasına göre akut faz reaktanlarının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla ROC analizi yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan olguların %54.7'si (n:164) erkek, %45.3'ü (n:136) kız olup yaş ortalaması 56.6 ± 48.0 ay idi. Erkek cinsiyette viral enfeksiyonların kız cinsiyette ise bakteriyel enfeksiyonlar daha sık bulundu. Olguların %38.3'ü (n:115) viral tonsillofarenjit, %16'sı (n:48) pnömoni, %11'i (n:33) bakteriyel tonsillofarenjit, %9'u (n:27) sinüzit, %8.7'si (n:26) idrar yolu enfeksiyonu (İYE), %3.7'si (n:11) akut otitis media (AOM), %3.3'ü (n:10) akut gastroenterit (AGE), %2'si (n:6) akut bronşiolit, %1.7'si (n:5) gizli bakteriyemi ve %6.3'ü (n:19) diğer olarak sınıflandı. Prodromal dönem varlığı viral enfeksiyon açısından anlamlı bulundu. Vücut sıcaklığı arttıkça bakteriyel olma olasılığının arttığı görüldü. Genel görünüm tek başına viral-bakteriyel enfeksiyon ayrımında istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Lökopeni viral enfeksiyonlarda, lökositoz ise bakteriyel enfeksiyonlarda daha çok görüldü. Bakteriyel enfeksiyonlarda nötrofili, viral enfeksiyonlarda ise nötropeni bulundu. Lökosit sayısı için 15.000/mm3 cut-off olarak seçildiğinde sensitivite %33, spesivite ise %88 saptandı. Nötrofil sayısı 10000/mm3'ün üzerindeki değerler cut-off seçildiğinde sensitivite %36, spesivite %90 olarak bulundu. CRP arttıkça bakteriyel enfeksiyon olasılığının arttığı görüldü. CRP'nin 12-24 saat arasında alındığında daha iyi bir belirteç olduğu saptandı. Cut-off değeri ise %61 sensitivite ve %91 spesifite ile 2.2 mg/dL'nin üzeri olarak belirlendi. Eritrosit sedimentasyon hızı artışı da CRP ile benzer şekilde istatistiksel olarak bakteriyel lehine saptandı. 72. saatten sonraki ölçümlerde daha değerli olduğu görüldü. Cut-off değeri %61 sensitivite ve %64 spesifite ile 19 mm/h üzeri olarak belirlendi. Prokalsitonin yüksek olan olguların bakteriyel olma olasılığı da istatistiksel olarak anlamlı değerlendirildi. 12-24. saat arasındaki ölçümlerde daha değerli olduğu görüldü. Cut-off değeri %62 sensitivite ve %61 spesifite ile 0.19 mcg/L olarak belirlendi. Alınan kan kültürlerinde %5.7 oranında üreme saptandı. Üreyen etkenler; Acinetobacter lwoffi, Streptococcus pneumonia, Koagulaz negatif streptokok ve Pseudomonas aeruginosa idi. İdrar kültürlerinde %26.1 oranında üreme saptandı. En sık etken %47 E.Coli olarak tespit edildi. Bir olgunun gaita kültüründe Campylobacter coli üremesi oldu. Olguların %1.6'sında BOS kültürü alındı ancak üreme saptanmadı. Olguların %1'inden transtrakeal aspirat (TTA) kültürü alındı ve hepsinde üreme oldu. Etkenler; pseudomonas aeruginosa, streptococcus pneumonia, staphilococcus aureus+haemophilus influenza non tip B olarak belirlendi. Toplam 25 olgudan (%8.3) nazal viral sürüntü alındı. Bunlardan 4'ü (%16) negatif saptanırken 21'i (%84) pozitif saptandı. En sık etken influenza A olarak tespit edildi. Antibiyotik kullanımına baktığımızda; viral enfeksiyon olduğu halde başvuru öncesinde antibiyotik başlanmış olan 50 olgu (%51) mevcuttu. Bakteriyel enfeksiyon olanlarda ise başvurudan önce antibiyotik kullanmamış olan 92 olgu (%65.7) bulundu. Tüm olguların arasında antibiyotik başlanmış olan 98 olgu (%32.6) saptandı. En sık kullanılan antibiyotiğin %29 oranında amoksisilin-klavulanat olduğu belirlendi. Sonuç: Bu çalışma ile çocuklarda enfeksiyöz nedenli ateşin çoğunlukla basit viral enfeksiyona bağlı olduğu vurgusu yinelendi. Vücut sıcaklığı ve prodromal dönem varlığının bakteriyel-viral ayrımında önemli öngördürücü parametreler olduğu gösterildi. Genel görünümün bakteriyel-viral ayrımında tek başına tahmin ettirici olmadığından hastanın yaşı ve aşılama durumuna göre laboratuar testlerinden faydalanılması gerektiği vurgulandı. Lökosit sayısının sensitivitesi oldukça düşükken, en iyi belirtecin özellikle ateşin 12-24. saatlerinde alınması durumunda CRP olduğu gösterildi. Geç dönemde başvuran olgularda ise eritrosit sedimentasyon hızının daha değerli bir gösterge olduğu ortaya kondu. Viral enfeksiyon olduğu halde başvuru öncesi antibiyotik başlanma oranının çok yüksek olduğu belirlendi. Klinisyenin öykü, fizik muayene ve gerekli gördüğünde laboratuar parametrelerini kullanarak tanı koymada bu veriler ışığında hareket etmesi ile, tetkik ve tedavi maliyetlerinin azaltılabileceği, bakteriyel enfeksiyonların atlanmayacağı ve viral enfeksiyonlara gereksiz antibiyotik başlanmayarak direnç ve yan etki gelişiminin önlenebileceği kanısına varılmıştır.
İzmir ili merkez ilçelerde su yolu ile bulaşan bildirimi zorunlu hastalıkların coğrafi bilgi sistemi ile mekansal analizi ve yoğunlaştığı riskli bölgelerin belirlenmesi, 2011-2015
Bir ülke veya bir bölgede bulaşıcı hastalıkların türleri ve sayısı, dağılımı ve yoğunlaştığı yerler ile ilgili verileri elde etmek, bu hastalıkların hem önlenmesi hem de hastalığa hızlı müdahale edilmesi ile ilgili yapılan çalışmaların planlanmasında önemli yere sahiptir. Çalışmamızın amacı Ocak 2011- Aralık 2015 tarihleri arasında, son beş yıl içinde İzmir ilinde kayıt altına alınan, Su yoluyla bulaşan bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıkların özelliklerini belirlemek, insidanslarını bildirmek, kümelendikleri bölgeleri tespit etmek, yıllar içindeki artış veya azalış paternlerini değerlendirmekti. Verilerin değerlendirilmesinde coğrafi bilgi sisteminden yararlanıldı. Beş yıl içinde bildirilen su yoluyla bulaşan bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında A grubu hastalıklar, İzmir ili genelinde ilk sırada görülürken, bu vaka sayılarının yıllar içerisinde anlamlı bir değişim göstermedikleri saptanmıştır. Bazı ilçelerde (Güzelbahçe ve Narlıdere gibi) ardışık senelerde, su yoluyla bulaşan bildirimi zorunlu hastalık grubundan hiçbirine ait bildiriminin olmaması bildirimi zorunlu hastalıkların kayıt ve bilgilendirme yolağında eksikliklerin olduğunu düşündürmektedir. Bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıkların bildirimi yönünden eksikler ve hatalar olduğu gözlenmiştir. Bu bildirimlerin önemini vurgulayan eğitimlerin düzenli olarak sürdürülmesi gerekmektedir. Anahtar sözcükler: Suyla bulaşan bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar, hastalığın dağılımı, insidans, coğrafi bilgi sistemi
Üniversite öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik bilgileri
Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışma tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören 352 hemşirelik öğrencileri oluşturdu. Hemşirelik öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik bilgileri Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Hakkında Anket Formu ile değerlendirildi. Bulgular: Hemşirelik öğrencilerinin yaş ortalaması 20,87±2,14'tür ve %81,3'ü kızdır. Örneklemin çoğunu 1.sınıf (%26,7) ve 4. sınıf öğrencisi (%31,5) oluşturdu. Hemşirelik öğrencilerinin Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Soru Formu puan ortalaması 13,61 ± 2,19 saptandı. Öğrencilerin %96,9 oranıyla en çok anketin 2. maddesi olan "Bu hastalıklara sahip olan eşler birlikte tedavi edilmelidir" ifadesine doğru yanıt verdikleri belirlendi. Öğrencilerin %69,3'lük oran ile en çok anketin 3. maddesi olan "Tedavi edilmezse cinsel yolla bulaşan hastalıklar kısırlığa yol açabilir" maddesine hatalı yanıt verdikleri belirlendi. Öğrencilerin %62,5'i daha önce cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda eğitim aldığını bildirdi. Örneklemin %97,2'si birden fazla kişiyle ilişki kuran bireyler, %1,1'i tek eşi olan bireyler, %38,1'i (n=134) uyuşturucu kullanan kişileri, %31,8'i ise sağlık çalışanlarının cinsel yolla bulaşan hastalık yönünden yüksek riskli grupta olduklarını bildirdi. Sonuçlar, hemşirelik öğrencilerinin bulaş yolları ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma konusunda yetersiz bilgi verdiğini göstermektedir. Sonuç: Çalışmada hemşirelik öğrencilerinde cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik bilgisinin orta düzeyin üzerinde olduğu belirlenmiş olup, bulaşma yolları, risk grupları ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma konusunda eğitime gereksinimleri olduğu dikkat çekmektedir. Anahtar Sözcükler: Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, bilgi düzeyi, öğrenci
Değişen bir dünya düzenine doğru: Eşitsizliğin coğrafyaları ve COVID-19 salgını
Covid-19 yüz milyonlarca kişiye bulaşmış ve milyonlarca kişinin ölümüne sebep olmuştur. Hastalık küresel bir yaygınlığa sahip olsa da farklı ülke vatandaşları için farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu araştırma, Covid-19 vaka ve ölüm sayılarındaki ülkeler arası farklılıkların nedenlerini incelemektedir. Araştırmanın temel amacı ülkeler arasında çeşitli göstergeler açısından mevcut eşitsiz yapının Covid-19 vaka ve ölüm sayıları üzerindeki etkisini açıklamaktır. Aynı zamanda araştırma ile yakından ilişkisi bulunan demografik geçiş teorisi, epidemiyolojik geçiş teorisi ve küreselleşme ile ilgili görüşler açıklanarak savlarının Covid-19 özelinde ne kadar geçerli olduğu tartışılmıştır. Çalışma pozitivist/nomotetik duruşu benimseyen ampirik yönteme sahiptir. Bu bağlamda istatistiksel veriler kullanılarak; Covid-19 vaka ve ölüm sayıları ve ülkeler arasında eşitsiz yapıda olduğu düşünülen bazı göstergeler haritalanmış ve bu iki yapı arasındaki ilişkiyi açıklamak için korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Üretilen haritalar, hem Covid-19 vaka ve ölüm sayılarının hem de seçili değişkenlerin ülkeler arasında önemli ölçüde eşitsiz bir şekilde dağıldığını göstermektedir. Korelasyon analizinin sonuçlarına göre vaka ve ölüm sayıları; gelir seviyesi, yaşlı nüfusun oranı, tütün tüketiminin yaygınlığı, diyabetli nüfusun oranı, nüfus yoğunluğu ve bazı salgınla mücadele önlemleri ile ilişkilidir. Regresyon analizinin sonuçları ise bağımsız değişkenlerden; gelir seviyesi, yaşlı nüfusun oranı, tütün tüketiminin yaygınlığı, diyabetli nüfusun oranı, okulların kapatılması önlemleri ve evde kalma önlemlerinin vaka ve ölümlerdeki ülkeler arası farklılıkların açıklanmasında birer faktör olduğunu göstermiştir. Özellikle gelir seviyesi ve yaşlı nüfusun oranı değişkenleri modellere katkı yönünden öne çıkmıştır. Demografik ve epidemiyolojik geçişin ileri aşamalarında bulunan ülkeler, beklenenin aksine bir salgın hastalıktan en çok etkilenen bölgeleri oluşturmuştur. Bu durum küreselleşmenin getirdiği artan bağlantısallık sonucunda farklı niteliklere sahip hastalıkların mevcut kuramsal çerçevenin ortaya koyduğu savların aksine dünyanın herhangi bir bölgesini etkileyebileceğini göstermektedir.
Türkiye'deki yabancı uyruklu üniversite öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgi durumları ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma, Türkiye'deki yabancı uyruklu üniversite öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkındaki bilgi düzeylerini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel analitik tipte bir araştırmadır. Veriler sosyo-demografik özelliklerine ilişkin sorular ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar İle İlgili Bilgi Testi (CYBHBT) kullanılarak toplanmıştır. Anket sürecinin sonunda Türkiye'de 2021-2022 öğretim yılında Türkiye'de Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu'nun (UDEF)'e kayıtlı yabancı uyruklu üniversite öğrenciler içinden toplam 374 öğrencisine, gönüllü olasılıksız örneklem ile "online anket" yöntemi kullanılarak ulaşılmıştır. Analizler için SPSS 18.0 kullanılmış, anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edililmiştır. Veriler değerlendirilirken yüzde, ortanca, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı ölçütler hesaplanıp; gruplar arasındaki farklılıkları incelemek için Independent sample t test, One-Way ANOVA test, Mann-Whitney U test ve Kruskall Wallis varyans analiz testleri kullanılmıştır. Bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların çoğunluğunun %80,5'i (n=301) lisans öğrencisi ve %90,9'unun (n=340) bekâr olduğu belirlenmiştir. Katılımcı grubun CYBHT ortalama puanları 22,63±5,24'tür. Sağlık ile ilgili bölümlerde okuyan (t=20,234, p<0,001), mezuniyet sonrası eğitimde olan (F=4,901, p<0,008), evli olan(t=-4,293, p<0,001) ve annesi eğitim durumu yüksek olan (F=6,620, p<0,001) katılımcıların cinsel yolla bulaşan hastalıklar bilgi düzeyleri daha yüksek olduğunu bulunmuştur. Öğrencilerin sigara içme durumu ile CYBH bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark yoktur (F=2,769, p>0,05). Sonuç: Bu çalışma, Türkiye'de okuyan yabancı uyruklu üniversite öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında orta düzeyde bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. Öğrencilerin cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkındaki bilgilerini artırmak ve hastalıkları önlemek için cinsel sağlık ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar eğitim programlarının uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: cinsel yolla bulaşan hastalıklar, Türkiye'deki yabancı uyruklu üniversite öğrenciler, bilgi durumu, etkileyen faktörler
Salgın yönetimi ve yerel yönetimler: İskenderun ilçesi COVID-19 salgını ile mücadele örneği
İnsanlık tarihinde birçok salgın hastalık yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir. Veba, kolera, suçiçeği ve grip salgınları en çok bilinen salgınlar arasındadır. Yaşanan salgınlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Geçmişten günümüze kadar salgınlarla mücadele için çeşitli sağlık politikaları üretilmiştir. Bu salgın hastalıklardan biri de günümüzde yaşanan Covid-19'dur. Covid-19 salgını 2019 yılının sonlarında Çin Halk Cumhuriyeti'nde ortaya çıkmıştır. Kısa süre içerisinde tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmıştır. Bu çalışmamızda İskenderun ilçesinde Covid-19 salgınına karşı alınan önlemler ve çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışmanın seçilme amacı henüz yeni bir araştırma konusu olmasıdır. Yerel sağlık politikalarında Covid-19 önlemlerinin neler olduğu incelenmiştir. Betimsel ve tarihsel araştırma yöntemi kullanılarak İskenderun ilçesindeki ilgili ve yetkili kurum ve kuruluşlar ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde Covid-19 salgını sürecindeki çalışmalar, faaliyetler ve alınan önlemlere ilişkin sorular sorulmuştur. Buradan edinilen bilgiler kompozisyon haline getirilip bir bütün oluşturulmuştur. Bunlara ek olarak İskenderun'daki ilgili, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarının internet siteleri takip edilerek güncel bilgiler çalışmaya eklenmiştir.
Epidemics, urban life, and sanitation: Pera and the end of the plague
Istanbul had been struck continuously by plague epidemics ever since the Black Death broke out in 1347. This thesis is about Pera in the early nineteenth century which constitutes the last stage of the history of plague epidemics in Istanbul. The discussion includes Galata and only occasionally other neighboring districts as well. However, it focuses significantly more on Pera. The thesis attempts to sketch a landscape of disease and illustrate how Pera was experienced during the days of plague by examining contemporary European accounts. Indeed, Europeans stayed in Pera when they came to Istanbul, so their observations with regard to the city vis-à-vis plague almost always relate to this district. Yet, there are several other factors that highlights Pera, especially from urban and cultural historical points of view. Escaping the plague in Galata counts among the reasons why Pera emerged as it did in the late sixteenth century. By the nineteenth century, it had already become a "plagued" place itself. A number of plague hospitals were active here in the examined period, and in the cemeteries, through which one would take promenades, one could see gravestones with epitaphs informing that the buried person died of plague. Besides, people with different responses to plague met each other here. In order to approach these accounts for a historical analysis, scholarly works on plague written from various perspectives are consulted. So, the actors, places, and traits of the district in the days of plague are identified and contextualized.
Hastane sağlık personellerinin izolasyon önlemleri bilgi ve uyum düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma, Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesinde çalışan sağlık personellerinin hastane enfeksiyonlarını önlemek için izolasyon önlemlerine uyum düzeylerini belirlemek, sonuçlar doğrultusunda öneriler geliştirebilmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan toplam 150 gönüllü sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırma, Aralık 2020 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, farklı literatürlerden yararlanılarak oluşturulan anket formu ve Tayran tarafından geliştirilen "İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Anketin ilk bölümünde; kişisel bilgiler, hastane enfeksiyonları ve izolasyon önlemlerine uyum durumu ve sağlık çalışanlarının bilişsel düzeyinin tespiti ile ilgili sorular yer almaktadır. İkinci bölümde ise "İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği (İÖUÖ)" bulunmaktadır. Bulgular: Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, aritmetik ortalama, ortalama ve ± standart sapma olarak verilmiştir.Verilerin analizinde ANOVA ve Bağımsız Gruplar T Testi kullanılmıştır. Bulgular literatür bilgileri ışığında tartışılarak sonuçlandırılmıştır. Sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonlarını önlemede izolasyon önlemlerine uyumları yüksektir. Cinsiyet, medeni durum, görev, eğitim durumu, meslekte çalışma yılı, hastane enfeksiyonları ve izolasyon önlemleri hakkında yeterli bilgiye sahip olma durumu, hastane enfeksiyonlarının eğitimle kontrol edilebileceğine inanma durumu, çalıştıkları birimde uyguladıkları izolasyon türü, izolasyon odası ayırabilme durumları, hastane enfeksiyonlarının yayılmasında sağlık personelinin etkisi olduğuna inanma durumu, enfeksiyonların önlenmesinde el hijyeninin etkili olduğuna inanma durumlarının izolasyon önlemlerine uyumu etkilediği tespit edilmiştir. Yaş, hastane enfeksiyonları ile ilgili eğitimleri kimden/nereden aldıkları, izolasyon uygulanan hasta bulunma durumları ise izolasyon önlemleri uyumu üzerinde etkisi olmayan değişkenler olarak nitelendirilmiştir. Ölçek alt boyutlarından en fazla anlamlılık çevre kontrolü ve bulaşma yolu boyutlarındadır. Hastane sağlık çalışanlarının hasta izolasyon önlemleri ile ilgili bilişsel düzeyleri yüksektir. İzolasyon önlemlerini uygularken en sık yaşanan sorun, hasta ve hasta yakınlarının izolasyon önlemlerini uygulama konusunda sağlık çalışanlarına sorun teşkil etmeleridir, en az yaşanan sorun ise izole hastayı normal hastadan ayırt edememedir. Sonuç: Sağlık çalışanlarına izolasyon önlemlerine uyum konusunda; kurum bazında verilen tüm eğitimlerde ve kişisel olarak alınan tüm eğitimlerin güncel bilgiler ile belirli aralıklarla tekrarlanması, gerekli otoriteler tarafından düzenli aralıklarla gözlemlerin yapılması, iş ve işleyişi etkileyen tüm olumsuz durumlara yönelik iyileştirme faaliyetlerin başlatılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Enfeksiyon Kontrolü, Hastane Enfeksiyonu, Hekim, Hemşire, İzolasyon, İzolasyon Önlemleri
Hekim İsmail Paşa ve Kolera Risalesi
İnsanlığın tarım devrimi ile birlikte yerleşik hayata geçip büyük kitleler halinde yaşaması büyük avantajlar sağlamıştır. Yalnız bu avantajların yanında insanlar salgın hastalıklar ile de daha içli dışlı olmaya başlamışlar ve insanlık tarihini derinden etkileyecek süreçleri tetiklemişlerdir. 2019'da görülen ve 2020 yılının başlarında tüm dünyada etkili olan Covid-19 pandemisi ile birlikte hastalıklara karşı halen ne kadar savunmasız olduğumuzu bir kere daha görmüş olduk. Çalışma konumuzda İsmail Paşa'yı, salgın hastalıkları ve son olarak ise İsmail Paşa'nın yazmış olduğu Osmanlı tarihinin ikinci kolera risalesini çevirip değerlendirmesini yaptık. Kolera Risalesi eserinde koleranın kökenleri, yayılma alanları, belirtileri ve tedavileri gibi birçok alanda bilgileri verilmiştir.