Malondialdehit

128 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kısmi üreteropelvik bölge darlığında epidermal büyüme faktörü ve hepatosit büyüme faktörü nün böbrek hasarı üzerine olan etkilerinin deneysel olarak araştırılması

Amaç: Tıkanıklık nefropatisi, idrar akımını engelleyen bir anormallik nedeniyle böbrekte meydana gelen hasardır. Çocukluk çağında üriner sistemin pek çok konjenital ve akkiz hastalığı tıkanıklık nefropatisine yolaçar. Cerrahi teknikler ile tıkanıklık ortadan kaldırılsa bile böbrek hasarı ilerleyici olabilmekte ve böbrek yetmezliği gelişebilmektedir. Tıkanıklık nefropatisinin karakteristik bulgusu tübülointersitisyel fibrozis olup, etyopatojenezde oksidatif stresin rolü olduğu düşünülmektedir. Yapılan klinik ve deneysel çalışmalar EGF ve HGF 'nin antioksidan, antifibrotik etkilerinin yanında immünomodülatör, antiapoptotik ve hücre koruyucu etkinliğinin olduğunu göstermektedir.Çalışmanın amacı tek taraflı UPB darlığı oluşturulan sıçanlarda EGF ve HGF'nin her iki böbrek üzerine olan etkilerini araştırmaktı.Gereç ve Yöntem: 48 adet sıçan Kontrol, UPD, Jelatin, EGF, HGF ve EGF+HGF olmak üzere 6 gruba ayrıldı. Jelatin şeritler ODTÜ Kimya AD tarafından deney gruplarına göre yüksüz jelatin şerit, 2 mikrogram EGF ve 2 mikrogram HGF emdirilmiş şeritler olacak şekilde hazırlandı.Tek taraflı UPB darlığı, kılavuz tel üzerinden 7/0 prolen ile üreterin proksimalinin bağlanması yöntemi ile yapıldı. Jelatin şeritler obstrüksiyon oluşturduktan sonra her iki böbrek etrafına sarıldı. 3 haftalık deney süresi sonunda sıçanlar sakrifiye edilerek her iki böbrek çıkarıldı. Alınan doku örneklerinde biyokimyasal olarak NO, MDA ve GSH düzeyleri, histopatolojik olarak H&E boyama ile tübüler atrofi ve masson trikrom boyama ile tübülointersitisyel fibrozis, immünohistokimyasal olarak ta Endotelin-1 ve TGF-ß1 boyanma derecesi karşılaştırıldı. İstatistiksel olarak gruplar arasında fark olup olmadığı Kruskal-Wallis tek yönlü varyans analizi ile gruplar arasındaki ikili karşılaştırmalar ise Bonferroni testi ile yapıldı.Bulgular: Tedavi gruplarının MDA ve NO düzeyleri obstrüksiyon grubundan daha düşük, GSH düzeyi obstrüksiyon grubundan daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0.05). Biyokimyasal verilere göre EGF tedavisi HGF tedavisinden daha fazla iyileştirici etkiye sahiptir. Tedavi gruplarının histopatolojik bulguları karşılaştırıldığında tübüler atrofi ve tübülointersitisyel fibrozis EGF verilen gruplarda belirgin olarak azalmıştır (p<0.05). Tek başına HGF tedavisi verilen grupta daha az düzeyde azalma olmuştur. Tedavi gruplarının immünohistokimyasal olarak TGF-ß1 ve Endotelin?1 boyanma derecesi karşılaştırıldığında, EGF verilen gruplarda tek başına HGF tedavisi verilen gruptan daha fazla olmak üzere Endotelin-1 ve TGF- ? 1 düzeyi azalmış olarak bulunmuştur (p<0.05). Karşı böbrekte de EGF ve HGF'nin TGF- ? 1 ve Endotelin-1 düzeylerini arttırdığı bulunmuştur (p<0.05).Sonuç: EGF'nin tıkanıklık nefropatisinde gelişen doku hasarına karşı koruyucu etkisinin HGF'ye göre belirgin bir şekilde daha fazla olduğu saptanmıştır. EGF+HGF'nin birlikte verilmesi tek başına EGF verilen grup ile karşılaştırıldığında anlamlı bir fark yaratmamıştır. Hem obstrüksiyonun hem de tedavinin karşı böbrekleri de etkilediği gösterilmiştir.Sonuç olarak; kısmi UPB darlıklarında EGF daha fazla olmak üzere EGF ve HGF'nin koruyucu etkisinin olduğu deneysel olarak gösterilmiştir.Anahtar kelimeler: UPB darlığı, deneysel, EGF, HGF, NO, MDA, GSH, TGF-ß1 ve Endothelin -1

EndotelinlerEpidermal büyüme faktörüGlütatyon+6
Ahmet Güngör
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tolüen maruziyetinin oksidatif stres etkisi üzerine resveratrol'ün koruyucu özelliğinin araştırılması

Bu çalışmada endüstride ve günlük hayatta yaygın olarak kullanılan, uçucu bir bileşik olan tolüen kullanılmıştır. Tolüen maruziyetinden sonra vücudun birçok organ ve dokularında ciddi hasarlar oluşabilir. Tolüen metabolizması vücutta oksidatif strese neden olur. Bu da reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşmasına sebep olur. Antioksidanlar oluşan ROS'a karşı savunmada yer alır. Vücudumuzun ürettiği antioksidanlara ilave olarak besinlerle aldığımız antioksidanlar da vardır. Çalışmamızda tolüenin oluşturduğu oksidatif stres üzerine besinlerle aldığımız resveratrolün koruyucu etkisi araştırılmıştır. Resveratrol; antioksidan, anti-enflamatuar, yaşlanma karşıtı, antikanser, kardiyoprotektif ve nöroprotektif dâhil olmak üzere birçok biyolojik etkiye sahiptir. Resveratrol üzüm, yer fıstığı, dut gibi 72 farklı bitki türünde doğal olarak bulunan bir polifenoldür. Bu çalışmada, sıçanlarda toluen maruziyetinin neden olduğu oksidatif stres, lipid peroksidasyon ürünlerinden malondialdehit (MDA) ve antioksidanlardan biri olan glutatyon (GSH) üzerindeki değişiklikler araştırılmıştır. Bu amaçla, 250-350 gram ağırlığında 36 adet wistar-albino erkek sıçan, kontrol grubu ve deney grubu olarak ayrıldı. Kontrol gruplarına serum fizyolojik ve etanol (%10), deney gruplarına ise tolüen ve tolüen+resveratrol (5mg/kg, 10mg/kg, 20mg/kg) verildi. Deney gruplarına 900mg/kg dozunda tolüen ve resveratrol 6 gün boyunca introperitonal enjeksiyonu yapıldı. Altıncı günün sonunda hayvanlar disekte edilerek kan ve akciğer dokuları toplandı. Toplanan akciğer dokusunda ve kanda MDA ve GSH seviyeleri incelendi. Toplanan örneklerde tolüen enjeksiyonundan sonra büyük ölçüde GSH aktivitesi gözlendi. Tolüen ile muamele edilen grupla tolüen ve resveratrolün farklı dozlarıyla muamele edilen gruplar arasında anlamlı bir azalma görüldü. Aynı gruplar arasında akciğer dokusundaki MDA seviyesinde kontrol gruplarıyla tolüen grubu arasında önemli ölçüde artış görülürken kanda anlamlı bir değişiklik görülmedi.

MalondialdehitResveratrolToluen
Ahmet Barat
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Arseniğin insan ve bazı canlılarda oksidatif enzimler üzerine etkileri

Bu çalısmada, kronik olarak arsenik konteminasyonuna ugramıs içme suyu kullanan insanlarda, oksidan ? antioksidan sistem üzerindeki degisiklikler arastırıldı. Kontrol grubu ve kronik olarak arsenik maruziyetine kalan kisilerin olusturdugu grup olmak üzere iki grup üzerinde çalısmalar yapıldı. Bu çalısmada iki gruptan kjan numuneleri alınarak, bu numunelerin plazmalarında lipit peroksidasyon düzeyi belirteci olan malondialdeiht (MDA) seviyesi, antioksidan enzimlerden katalaz (CAT) ve süperoksit dismütaz (SOD) enzim aktivitelerinin düzeyi arastırıldı. Kronik olarak arsenige maruz kaslmıs insanlarda, kontrol grubuna göre MDA düzeyinin istatiksel olarak anlamsız (p>0,05) olarak arttıgı, CAT ve SOD aktivitelerinin istatiksel olarak anlamlı (p<0,001) olarak azaldıgı tespit edildi. Sonuç olarak, arsenik maruziyetinin insanlarda, lipit peroksidasyonunu arttırarak ve antioksidan enzimlerin aktivitelerini inhibe ederek oksidatif stres olusturdugu kararına varıldı. Anahtar Kelimeler : Arsenik, Katalaz (CAT), Süperoksit Dismutaz (SOD), Malondialdehit (MDA), Lipit peroksidasyonu, Oksidatif Stres.

KatalazLipid peroksidasyonuMalondialdehit+1
Halil İsa Kuru
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of nuclear factor erythroid 2-related factor 2 levels in the sera of children with chronic kidney disease

Free radicals and oxidants are involved in physiological signaling pathways, but an imbalance between pro-oxidant and antioxidant systems leads to oxidative stress and is responsible for the pathogenesis of many diseases such as diabetes mellitus, cancer, rheumatoid arthritis, infectious diseases, chronic kidney disease (CKD) and atherosclerosis. CKD and end-stage kidney disease (ESKD) are among the important causes of mortality and morbidity in childhood. Early diagnosis and treatment of the disease may prevent most CKD patients from progressing to ESKD. For this purpose, 63 patients were included in the study. Of the patients, 26 had peritoneal dialysis (PD), 12 in hemodialysis (HD), and 25 in compensated chronic kidney disease. Twenty healthy individuals were included in the study as the control group. Nuclear factor erythroid 2-related factor 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-related protein 1- (Keap1-), glycogen synthase kinase 3 beta (GSK-3ß), peroxynitrite (ONOO-), and malondialdehyde (MDA) levels were measured in the sera of patients and control groups. Among the measured parameters, Nrf2, ONOO-, MDA levels were found to be statistically significantly higher when compared to the control group, but no difference was found in Keap1 and GSK-3ß levels. The results obtained in this study show that the oxidant status is increased in the patient groups and it would be beneficial to add antioxidant substances in addition to the applied treatment.

Glycogen synthase kinasesChronic kidney disease-mineral and bone disorderMalondialdehyde+3
Zaıd Rakan Mohammed Mohammed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nazal polip dokusunda Nrf-2/Keap1 yolağının araştırılması

Amaç: Nazal Polipler; sebebi tam bilinmeyen multifaktöriyel, mukozal inflamasyon zemininde nazal kaviteye doğru büyüyen benign mukozal lezyonlardır. Bu çalışmada oksidatif stres ile nazal polip arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla Nrf2, Keap1, GSK-3ß, peroksinitrit ve malondialdehitin biyokimyasal belirteçler olarak kullanılıp kullanılamayacağını görmek ve nihayetinde nazal polip etyopatogenezi hakkında bilgimizi artıracak yeni farmakoterapötik yaklaşımların geliştirilmesi için literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalında Şubat-Eylül 2022 tarihleri arasında çalışma koşularını sağlayan 12-65 yaş arası nazal polip nedeniyle ameliyat edilen 49 ve kontrol grubu olarak septoplasti ameliyatı olan 45, toplam 94 hasta çalışmaya dahil edildi. Vaka grubunda nazal polip ve kontrol grubunda alt konkadan alınan dokular biyokimya laboratuarında homojenize edilerek ELISA yöntemiyle çalışılarak; Nrf-2, Keap1, GSK-3ß, malondialdehit ve peroksinitrit düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda hipotezimizle uyumlu olarak istatistiksel olarak anlamlı çıkmasada Nrf2 düzeyi polip grubunda daha düşük, Keap1 ise daha yüksek saptandı. GSK-3β ise kronik rinosinüzit çalışmalarında artan seviyelerde görülmesine rağmen literatür bilgileri ile uyumsuz olarak, polip hastalarında istatistiksel olarak düşük saptandı. Bu sonuç GSK-3β ağının karmaşıklığından veya Keap1'in tek başına Nrf2 inhibisyonu için yeterliliğinden kaynaklanabilir. Oksidatif stresin göstergesi olan peroksinitrit ve malondialdehit düzeyleri ise literatür verileri ile uyumlu olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç: Verilerimiz Nrf2, Keap1, GSK-3ß, MDA ve peroksinitritin nazal polip etyolojisinde rol alabileceği yönünde bazı kanıtlar oluşturmaktadır. Sonuç olarak, oksidatif stresin düzenlenmesinde merkezi bir rolü olan Nrf2 ve Nrf2 modülatürleri olan Keap1 ve GSK-3ß'nın, peroksinitrit ve malondialdehit ile birlikte NP patofizyolojisinde rol oynadığını düşünmekteyiz. Gelecekte yapılacak çalışmaların daha büyük ve iyi eşleşen bir popülasyonda tekrarlanması, fizyopatolojisinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ve potansiyel tedaviler için yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Gsk-3ß, Keap 1, Malondialdehit, Nazal Polip, NRF2 Peroksinitri, Oksidatif

Biyobelirteçler-farmakolojikBurun hastalıklarıMalondialdehit+4
Hasan İnco
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH'ın sigarayla ilişkili oksidatif stres patogenezinde NRF2/KEAP1 yolağının rolü

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hava akım kısıtlanması ve artmış kronik inflamatuar yanıt ile karakterize yaygın bir akciğer hastalığıdır. Başta sigara olmak üzere, genetik ve çevresel birçok risk faktörü hastalık patogenezinde rol oynamaktadır. Çalışmamızın amacı KOAH'ın sigarayla ilişkili oksidatif stres patogenezinde Nrf2/Keap1 yolağının rolünün araştırılması, altta yatan patofizyolojinin daha net anlaşılması ve sigara ilişkili KOAH' ta yeni destekleyici belirteçlerin (Nrf2, Keap1, Gsk-3β, Malondialdehit, Peroksinitrit) kullanılıp kullanılmayacağının belirlenmesidir. Çalışmamıza kliniğimize başvuran 31 KOAH hastası, 31 sigara içicisi olup KOAH tanısı almamış olan kişiler ve 34 sigara içmeyen gönüllüler dahil edildi. KOAH hastalarının rutin kan tetkikleri yapıldı. KOAH hastaları ve sigara içen kişilere solunum fonksiyon testi yapıldı. Her üç grubun periferik venöz kan örneklerinde Nrf2, Keap-1, Gsk-3β, Peroksinitrit ve Malondialdehit çalışıldı. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanıldı. Çalışmaya katılan KOAH hastaları, sigara içen kişiler ve sigara içmeyen gönüllüler arasında yapılan karşılaştırmada; Nrf2 düzeyi sigara içen kontrol grubunda diğer iki gruba göre anlamlı düzeyde düşük saptandı. Keap1 düzeyi KOAH grubunda her iki kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşüktü. GSK-3β düzeyi KOAH grubunda daha yüksek düzeydeydi fakat bu fark istatistik olarak anlamlı değildi. KOAH hastaları aldıkları tedaviler yönünden değerlendirildiğinde LABA kullanan hastalarda ise peroksinitrit düşük saptandı (p=0,012). Peroksinitrit düzeyleri KOAH grubunda anlamlı düzeyde yüksekti. Verilerimiz Nrf2, Keap1, Gsk-3β, MDA düzeyleri ile KOAH ve sigara kullanımı arasında anlamlı ilişki olmadığını göstermektedir. KOAH'ın sigarayla ilişkili oksidatif stres patogenezinin açıklanmasında daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç vardır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifMalondialdehit+5
Dilan Zorlu
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hidradenitis süpürativa hastaların serumlarında YKL-40/kitinaz 3 benzeri protein-1 ve oksidatif DNA hasarının araştırılması

Hidradenitis Süpürativa, apokrin ter bezlerinin vücutta lokalize olduğu perianal, inguanal, aksilla ve meme areolasında nodül, fistül ve skar oluşumu ile karakterize sistemik ve lokal inflamasyona sahip deri hastalığıdır. Bu çalışmada amacımız Hidradenitis Süpürativa hastaların serum YKL-40 seviyelerinin ve DNA oksidatif hasarın göstergesi olan 8-hidroksi-2-deoksiguanozin (8-OHdG), malondialdehit (MDA) ve peroksinitrit parametrelerinin normal popülasyona göre yüksek olup olmadığını ve inflamatuar cevapta rolünü araştırmaktır. Çalışmaya 25 Hidradenitis Süpürativa tanılı hasta ile 25 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Son zamanlarda keşfedilmiş inflamasyon belirteci olarak düşünülen YKL-40 enzimi ve oksidatif hasar ürünlerinden 8-OHdG, MDA ve peroksinitrit değerleri hasta grubunda farkın kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak yüksek derecede anlamlı olduğu tespit edildi. YKL-40 ile 8-OHdG arasında pozitif yönde orta şiddette korelasyon bulundu. Sonuçlar HS hastalarında oksidasyon ve inflamasyonun arttığını göstermiş olup hastalığın patofizyolojisinde rolü olduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Hidradenitis Süpürativa, Malondialdehit, Peroksinitrit, YKL-40/Kitinaz 3 Benzeri Protein-1, 8-hidroki-2-deoksiguanozin

8-hidroksi deoksiguanozinDNA hasarıHidradenitis süpürativa+4
Hatice Sümeyra Akatay
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between nesfatin-1, vitamin D and oxidative stress in women with polycystic ovarian syndrome

This Study on the roles of total oxidant status (TOS), malondialdehyde (MDA), nesfatin-1, and vitamin D in women with polycystic ovarian syndrome involved 130 participants (PCOS). 80 women with a body mass index (BMI) of 27.54±1.74 kg/m2 were identified as having PCOS, while 50 healthy women with a BMI of 25±48 2.81 kg/m2 served as controls. The results indicated significant increase in the levels of TOS and MDA with a decrease in the levels of vitamin D and nesfatin-1 in PCOS women compared to control. Moreover, the blood glucose level was observed to be higher in PCOS compared to control. Testosterone and Luteinizing Hormone were increased also in PCOS women. On the other hand, Follicle Stimulating Hormone level was non- significantly different between PCOS women and control. Also, PCOS women have shown negative correlation between nesfatin-1 and BMI, and positive correlation between TOS and MDA.

MalondialdehydeNesfatin 1Oxidants+2
Murtadha Tareq Hasan Hasan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nano silisyum uygulamasının biberin (Capsicum annuum L.) tuza toleransı üzerindeki etkisi

Biberde tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak nano silisyum (Nano-Si) uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Mızrak ve Şölen ticari çeşitleri kullanılmıştır. Stres bitkileri için, 3 gerçek yapraklı aşamada 0 (kontrol), 50, 100 ve 150 mM olmak üzere 4 farklı tuz dozuna, Nano-Si uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0,5, 1, 2 ve 3 mM dozlarına yer verilmiş, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme şeklinde uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlıkları, gövde boyu ve çapı, yaprak sayısı ve alanı, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), yeşil aksam Na, Cl, K ve Ca içeriği, malondialdehit (MDA), klorofil-a, b, toplam klorofil ve karotenoid içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi biber çeşitlerinde bitki büyüme parametreleri ile YOSİ, K ve Ca iyon konsantrasyonu, klorofil-a, b, toplam klorofil ve karotenoid içeriğinde azalmaya neden olmuş; Na ve Cl iyon konsantrasyonu ile MDA içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Bu artış, tuz düzeyindeki artışa paralel olarak belirginleşmiş ve zararlanma en fazla 150 mM dozunda görülmüştür. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %9-82; gövde boyunda ve çapında %16-91; yaprak sayısı ve alanında %23-92, YOSİ değerlerinde %15-37; K içeriğinde %1-41; Ca içeriğinde %13-75; fotosentetik pigmentlerde %9-87 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %16-33, Cl iyon alımı %11-23 düzeyinde sınırlandırılırken; MDA içeriğindeki artış %20-258 düzeyinde engellenebilmiştir. Çalışma sonucunda, nano-Si uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM nano-Si uygulamalarının ön plan çıktığı belirlenmiştir.

Capsicum annuumMalondialdehitSilisyum+2
Ferhat Mutlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşa bağlı olarak antioksidan enzimlerin süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) aktivitelerinin ve malondialdehit (MDA) seviyesinin incelenmesi

Bu çalışmada,süperoksit dimutaz (SOD), katalaz (CAT) enzim aktiviteleri ve malondialdehit (MDA) seviyelerinin yaşa bağlı değişimleri incelenmiştir.84 sağlılklı birey 2-11; 12-24; 25-40; 41-69 yaş olmak üzere 4 grupta incelenmiştir.SOD aktivitesinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur.CAT aktivitesinde ise 2-11 yaş grubu arasında anlamlı bir fark olduğu (P< 0,05), fakat diğer gruplarda anlamlı bir fark olmadığı gözlenmiştir.MDA seviyelerinde ise 2, 3 ve 4. gruplar 1. grup ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu (P<0,0001), ancak 2,3 ve 4. gruplar birbirleriyle kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur.

KatalazMalondialdehitSüperoksit dismutaz+1
Nurten Kurt
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Diyabetik nefropatide oksidatif stres ile serum inflamatuar durumunun korelasyonu

This study investigates the interaction between DN, inflammatory status, and oxidative stress. As well as the effect of oxidative stress biomarkers on patients with DN. The study population was 87 participants (Patients = 57, HCs = 30), the patients were divided into three stages (3, 4, and 5) based on the GFR values; according to (MDRD) equation. The current study showed that Adiponectin (ADP), Malondialdehyde (MDA), and Tumor necrosis factor-alpha (TNF-α) levels were elevated in all stages of disease progression as compared with healthy controls. When compared the increased levels of ADP, MDA, and TNF-α, we observed that the levels of ADP and MDA was higher increased compared to the slight increase in TNF-α. Where TNF-α considered an inflammatory state that leads to increased levels of ADP. Through the study of receiver operating characteristics curve analysis (ROC curve) the results have been showed that ADP and MDA have a high AUC in all stages (3, 4, and 5). While TNF-α was in lower AUC in all three stages. The results of the current study indicate that ADP can be considered as a good indicator to diagnosis in early stage of disease development, since it is an anti-inflammatory who's increased due to the presence of inflammatory cells represented by TNF-α. MDA is also considered as a good indicator of the progression of diabetic nephropathy, which explains the association of oxidative stress with DN.

AdiponectinDiabetes mellitusDiabetic nephropathies+3
Ahmed Sapoorı Sachıt Sachıt
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The investigation of D-dimer, C-reactive protein with oxidative stress and antioxidant enzyme in patients infected COVID-19

SARS-CoV-2 virus has presented an unprecedented challenge for the medical care community across the world. Objective: To determine the changes in serum levels of oxidative stress Malondialdehyde (MDA) and antioxidant enzymes (Superoxide dismutase (SOD), Glutathione peroxidase (GPx), Catalase (CAT) in patients of COVID19. The samples of this study consists of 80 patients (40 males and 40 females) from (22-76) years old of age, and 40 apparently healthy individuals (20 males and 20 females) from (22 -76) years old of age. Patients were subjected to obsessive compulsive disorder in General Salah Addin Hospital, Salah Addin - Iraq between 1stof December, 2021 to 1st of Febriuary, 2022. The oxidative stress marker MDA was significantly increased in serum of patients of COVID19 patients and compared to control. Serum CRP was significantly increased in serum of patients of COVID19 compared to control, while there was a significant decrease in the level of GPx, SOD, GSH in patients with COVID19 compared to control groups. The results of the our study showed a significant increase in Malondialdehyde level as an indicator of lipid peroxidation in the patients, and this pattern is accompanied by decrease activation in the antioxidant activity SOD, CAT, and GPX, as a defense mechanism against free radicals in response to the increase in the oxidative stress.

Acute diseaseCOVID 19Malondialdehyde+1
Enas Abdullah Hammed Aldoorı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Romatoid artritte antioksidanlar ve inflamatuar biyobelirteçler

In curent study which aimed to determine if individuals with rheumatoid arthritis (RA) have elevated inflammatory or antioxidant markers. The study was carried out between January to April 2021 in teaching hospitals and private clinics in Iraq. The study included 81 patients previously diagnosed with RA and 50 healthy controls (HCS). All participants underwent tests for the Biochemical Parameters which are: Adiponectin (ADP), Malondialdehyde (MDA), Protein carbonyls (PC), Catalase (CAT), and Superoxide dismutase (SOD). The results showed that there were significant increased in comparison between RA patients and HCS in ADP, MDA, and PC. while there were significant decreased in CAT and SOD concentrations. The ROC curve showed that the area under the curve (AUC) of ADP and MDA was very high. while the AUC of PC and SOD was fair and the AUC of CAT was poor. The study concluded that there were no effects of age, gender, and BMI on the studied parameters. Low levels of antioxidants can lead to elevate the levels of oxidative stress and this elevated may be related to an increase in the production of reactive oxygen species (ROS). ADP and MDA is an excellent prognostic indicator for RA. PC and SOD can considered a fair prognostic indicator. CAT is a poor prognostic indicator for RA.

AdiponectinAntioxidantsArthritis-rheumatoid+6
Ahmed Fadhıl Yasır Al-zaıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of serum anti-mullerian hormone levels on oxidative stress markers and the environmental lifestyle in female control and patients with polycystic ovary syndrome groups

Despite the fact that the most prevalent cause of infertility is polycystic ovary syndrome (pcos), infertility affects women around the world. It is known that PCOS is connected with oxidative stress, and this study was meant to explore the association between free radicals and AMH levels in the body; AMH is a good biomarker of PCOS. The study included 100 study participants, 50 of whom had pre-menstrual syndrome (PMS) and the other 50 were healthy controls. The participants were recruited from the Nineveh Health Center. There is a well-known relationship between PCOS and AMH elevation, Asignificant effect between MDA and AMH was observed in PCOS' blood samples, the PCOS samples with high Amh are significant associated with high GLU, The effect of high cholesterol levels on PCOS cases was not strong, aweak effect of low GSH concentration on AMH value was observed in PCOS' blood samples, there is a relative relationship between AMH and FSH, It Depends on the age for PCOS cases.

GlutathioneMalondialdehydeOxidative stress+4
Aswan Adnan Abdulwahhab Al-saffar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of some biochemical variables on obese individuals in Kirkuk governorate

In this study obesity was investigated for serum leptin, malondialdehyde (MDA), and reduced glutathione (GSH), along with the lipid profile. The study included fifty obese people and controlled with fifty healthy lean people with similar ages. The results have shown a significant higher body mass index (BMI) in obese people compared to lean people. Leptin and MDA were elevated significantly in the serum of obese people compared to lean control, while the level of serum GSH was reduced significantly. Triglycerides, cholesterol, LDL, and VLDL were significantly higher but HDL was significantly lower in obese people compared to lean control. Furthermore, obese people have shown positive correlation between leptin and BMI, between MDA and triglycerides, between MDA and VLDL, and negative correlation between MDA and HDL. Leptin, MDA and GSH were showed excellent sensitivities in the prognosis of obesity. This indicates a progressive oxidative stress in obese people

GlutathioneLeptinLipids+2
Mohammed Neamah Husseın Husseın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Yüz botoks tedavisi olan hastalarda oksidatif stres ve biyokimyasal parametreler

The purpose of this study was to measure the concentration of total antioxidant capacity, malondialdehyde, cholinesterase, glutathione peroxidase, and peroxidase and the potential relationship between the total antioxidant capacity, malondialdehyde, peroxidase, glutathione peroxidase and choline esterase in men and women in individuals undergoing Botox injections with of some complications and study their impact. The results for men showed significant differences for the Serum Choline esterase test as well as for the Serum Total Antioxidant test and Malondiaaldehyde MDA test. Conversely, the Serum Catalase, Thyroid peroxidase (TPO) and Glutathione peroxidase GPX tests had no statistical significance. This suggests that some antioxidant tests are affected by the number and quality of Botox injections in men. As well as for women, the results indicated significant differences in the tests of serum cholinesterase, total antioxidant capacity and serum Malondiaaldehyde MDA, which indicate the effect of their levels when performing Botox injections for women. While there was no significance for the Serum Catalase, Thyroid peroxidase (TPO) and Glutathion peroxidase GPX tests at P < 0.05. This issue still needs further studies.

Antioxidant capacityBotoxCholine+2
Mılad Fadhıl Abbas Alobaıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı pestisitlerin sıçan dokularındaki asetilkolinesteraz ve antioksidan enzim aktiviteleri ile malondialdehit düzeyine etkileri

Bu çalışmada Cyfluthrin ve Etoxazole'nin letal olmayan derişimlerinin sıçan karaciğer ve böbreklerinde katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx), asetilkolinesteraz (AChE) enzim aktiviteleri ve malondialdehit (MDA) düzeyine subkronik etkisi araştırılmıştır. Cyfluthrin'in 1.2, 12 ve 120 mg/kg v.a./gün'lük, Etoxazole'nin 2.2, 11 ve 22 mg/kg v.a./gün'lük dozları sıçanlara intraperitonal yolla 21 gün süreyle verilmiştir.Cyfluthrin etkisinde: karaciğer ve böbrekte kontrol ve Dimetilsülfoksit (DMSO)'e göre en düşük dozda CAT aktivitesi değişmezken, diğer iki dozda azalmıştır. GPx aktivitesi, Karaciğerde SF (Serum fizyolojik) ve DMSO'ya göre önemli derecede azalmıştır. Böbrekte, GPx aktivitesinde SF'ye göre en düşük dozda değişim görülmezken diğer dozlarda önemli azalma, DMSO'ya göre tüm muameleli gruplarda azalma görülmüştür. karaciğerde SF ve DMSO'ya göre tüm derişimlerde, böbreklerde ise sadece en yüksek iki dozda MDA düzeyi artmıştır. AChE enzim aktivitesinde, karaciğerde SF ve DMSO'ya göre tüm dozlarda, böbrekte en yüksek dozda azalma görülmüş, diğer dozlarda değişim görülmemiştir. Etoxazole etkisinde karaciğer ve böbreklerde CAT, GPx ve AChE aktivitesi SF'ye göre tüm dozlarda azalırken MDA düzeyinde artma görülmüştür.

EtoxazoleGlütatyon peroksidazKatalaz+2
Mehmet Yılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Taş rekürrensi üzerine Klotho (KL) protein ve D vitamini parametrelerinin etkisi

Giriş: Üriner sistem taş hastalığı (ÜSTH), üriner sistem enfeksiyonları ve prostat patolojilerinden sonra üriner sistemi etkileyen en sık üçüncü patolojik durum olarak önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. ÜSTH'nın en önemli özelliklerinden biri tekrarlama riskidir ve 10 yıl içinde %50, 25 yıl içinde yaklaşık %90 oranında nüks görülür. ÜSTH tedavisinde teknolojik gelişmelerle birlikte alternatif seçenekler her geçen gün artmakta ve daha noninvaziv hale gelmektedir. Tedavideki bu gelişmeler yüksek başarı oranlarına sahip olması ve hastalıkla ilgili morbiditeyi azaltmasına rağmen, daha sonraki tekrarlama riskini etkilememektedir. Çalışmamızda kalsiyum metabolizmasının önemli bir regülatörü olan α-Klotho ve taş oluşumuna rol oynayan birçok faktörle ilişkili olan oksidatif stresin; hem ilk kez üriner sistem taş oluşumu hem de taş rekürrensi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve metabolik risk faktörleri ile ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda ek olarak bu parametrelerin taş oluşumu ve taş rekürrensinin patogenezinde birer belirteç olarak kullanımının değerlendirilmesi ve elde edilen sonuçlar ile günlük üroloji pratiğinde risk altındaki hastaların belirlenebilmesi amaçlanmıştır. Bu prospektif çalışmada ayrıca D vitamini parametreleri ile yaş, VKİ, meslek, sosyoekonomik düzey, eğitim düzeyi ve diyet alışkanlıklarının ürolitiyazis patogenezindeki rolleri ve rekürren taş oluşumu üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Temmuz 2021 – Ekim 2021 tarihleri arasında kliniğimize başvuran; tekrarlayan üriner sistem taş hastalığı tanısı alan 30 hasta, ilk kez üriner sistem taş hastalığı tanısı alan 30 hasta ile hasta gruplarına yaş ve cinsiyet olarak benzer üriner sistem taş hastalığı saptanmayan 30 kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Taş hastalığı nedeniyle tedavi verilen hastalar taşın uzaklaştırılması ve obstrüksiyon atağını takiben en az dört haftalık süre sonrasında çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylere anket formu doldurulduktan sonra biyokimyasal analizler için venöz kan örnekleri ve 24 saatlik idrar örnekleri alındı. Bulgular: Kontrol grubu, ilk kez üriner sistem taş hastalığı olan grup ve tekrarlayan üriner sistem taş hastalığı olan grup arasında; cinsiyet, yaş, VKİ, günlük kalsiyum tüketimi, serum kalsiyum ve fosfor düzeyi, idrar pH düzeyi dağılımı açısından farklılık saptanmadı. Kontrol grubunun hem ilk kez hem de tekrarlayan taş hastalığı olan gruptan anlamlı düzeyde; daha az hayvansal gıda ağırlıklı beslendiği, daha düşük sedanter meslek oranına sahip olduğu ve 24 saatlik idrar kalsiyum düzeyinin daha düşük olduğu belirlendi. Artmış D vitamini düzeyi ile ürolitiyazis arasında ilişki belirlenemedi. α-Klotho düzeyi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlendi ve α-Klotho'nun azalmış düzeyleri ile üriner sistem taş oluşumu arasında ilişki saptandı. MDA ve oksidatif stres indeks düzeyi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlendi ve artmış MDA ve OSI düzeyleri ile ilk kez ve tekrarlayan üriner sistem taş oluşumu arasında ilişki saptandı. α-Klotho'nun 24 saatlik idrar kalsiyum düzeyi ve OSI düzeyinde belirleyici olduğu tespit edildi. Sonuç: α-Klotho'nun kalsiyum metabolizmasının regülasyonunu sağlayarak taş oluşumunu engellemesinin yanında oksidatif stresi baskılayarak da ürolitiyazis patogenezinde rol oynadığı tespit edildi. Çalışmamız α-Klotho ve OSI'nin hem ilk kez üriner sistem taş oluşumu hem de taş rekürrensinin patogenezinde bir belirteç olarak kullanılabileceğini gösterdi. Hem ilk kez hem de rekürren taş oluşumunun patogenezinde tespit edilen biyokimyasal belirteçler ve diğer faktörlerinin; risk altındaki hastaların belirlenebilmesi için günlük üroloji pratiğinde kullanılabileceği, yüksek risk altındaki hastalara erken yaklaşımın sağlanmasına, medikal tedavi ve izlem sıklığının belirlenmesine katkı sağlayabileceği öngörüldü. Saptanan anormalliklerin yaşam tarzı değişiklikleri ve medikal yaklaşımlar ile düzenlenmesi; taş oluşumu ve tekrarlama riskinin azaltılmasına, iş gücü ve sosyoekonomik kayıpların önlenmesine, hastalığa bağlı morbidite ve tedavi maliyetlerinin azaltılmasına ve cerrahi müdahaleye gereksinimin azaltılmasına katkı sağlar.

AntioksidanlarBöbrek taşlarıKlotho+6
Emin Gürtan
Yozgat Bozok University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hiperlipidemili çocuklarda prolidaz enzim aktivitesi, apoc2 ve malondialdehid düzeylerinin rolü

AMAÇ: Bir çok memeli dokusunda ve mikroorganizmada bulunan prolidaz enziminin prolin aminoasit döngüsünde ve kollajen metabolizmasında işlevi vardır. Aynı zamanda oksidatif durumlarda da plazma prolidaz aktivitesi artmaktadır. ApoC2 hiperlipidemik kişilerde çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL)'nin yapısına katılan apoliporotein çeşididir. Malondialdehid (MDA) ise hücresel hasarda gerçekleşen lipit peroksidasyon belirtecidir. Bu araştırmada çocukluk çağındaki hiperlipidemili hastalarda plazma prolidaz enzim aktivitesi, ApoC2 ve malondialdehidin bir arada incelenmesi ve birbirleri ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya hiperlipidemi tanısı almış yaş ve cinsiyet uyumlu 40 hasta çocuk ve 40 sağlıklı çocuk dahil edildi. Prolidaz enzim aktivitesi modifiye Chinard yöntemiyle, MDA tiyobarbitürik asit tayin yöntemiyle, ApoC2 ise ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. BULGULAR: Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Prolidaz enzim aktivitesi, ApoC2 ve malondialdehid düzeyleri hiperlipidemi grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). SONUÇ: Çalışmadan elde edilen sonuçların ışığında hiperlipidemide oksidan moleküllerin çocukluk çağından itibaren oluştuğu ve hücresel boyutta hasarın başladığı düşünülmektedir.

Apolipoproteinler CEnzim aktivasyonuHiperlipidemiler+3
Gizem Uğur
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Metil parathion ve dichlorvos'un insan eritrositleri üzerine in vitro toksik etkisi ve vitamin C ve vitamin E'nin koruyucu rolü

Bu çalışmada, organofosfatlı pestisit olan methyl parathion ve dichlorvos'un eritrositler üzerinde serbest radikal üreterek oksidatif stres meydana getirdiği ve hücresel antioksidan savunma sistemini değiştirdiği gösterilmiştir. Bu tez çalışmasında in vitro koşullarda farklı dozlarda methyl parathion ve dichlorvos (1,10,100 µM) ve methyl parathion/dichlorvos vitamin C (VC; 10µM)/vitamin E (VE; 30µM) kombinasyonunun insan eritrositlerindeki malondialdehit (MDA) seviyesi ile süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri üzerine olan etkileri incelenmiştir. Eritrositler farklı uygulamalarda (sadece methyl parathion, sadece dichlorvos, yalnızca vitaminler, methyl parathion+vitaminler ve dichlorvos+vitaminler) 37 ºC'de 60 dk inkübe edilmişlerdir ve MDA seviyesi ile SOD, CAT ve GPx enzim aktiviteleri araştırılmıştır. Methyl paration ve dichlorvos tek başlarına uygulandıklarında eritrositlerde MDA seviyesini arttırdıkları; SOD, CAT ve GPx aktivitelerinde ise azalma meydana getirdikleri gözlenmiştir (P<0,05). VC-uygulamalı, VE-uygulamalı ve VC+VE-uygulamalı eritrositler uygulama yapılmayan kontrol hücreleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak bir farklılık gözlenmemiştir. Methyl parathion/dichlorvos+VC ve methyl parathion/dichlorvos+VE ile muamele edilen gruplarda methyl parathion ve dichlorvos'un lipit peroksidasyonu ve antioksidan enzim aktivitelerinde meydana getirdikleri değişikler engellenmişlerdir. Ancak bu yararlı etki sadece methyl parathion ve dichlorvos'un düşük uygulama dozlarında (1 ve 10µM) görülmüş ve VC+VE kombinasyonunun bu vitaminlerin tek başlarına kullanılmalarından daha fazla koruyucu etkiye sahip olduğu gözlenmiştir. Elde edilen bu sonuçlar vitaminlerin plazmada bulunan konsantrasyonlarının, methyl parathion ve dichlorvos'un genelde pestisit olarak kullanılan yüksek dozlarının (100 µM) eritrositlerde oluşturdukları zararlı etkileri üzerine koruyu olmadığını göstermiştir.

DichlorvosKatalazMalondialdehit+2
Sema Eroğlu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Farklı bitkisel yağ ve pişirme teknikleri ile elde edilen köftelerin in vitro gastrointestinal sindirim modeli kullanılarak malondialdehit düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada, farklı yağ asidi profillerine sahip bitkisel yağlarla hazırlanan köftelerde yağ türü ve pişirme yönteminin malondialdehit (MDA) düzeyleri ile in vitro gastrointestinal sindirim sonrası MDA biyoerişilebilirliği üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Köfte örnekleri keten tohumu yağı, ayçiçek yağı ve zeytinyağı kullanılarak hazırlanmış; 200 °C’de hava fritözünde 10 dakika veya konveksiyonel fırında 20 dakika pişirilmiştir. Pişmiş örneklere in vitro gastrointestinal sindirim uygulanmış, sindirim öncesi ve sonrası MDA düzeyleri HPLC yöntemiyle belirlenmiştir. MDA biyoerişilebilirliği hesaplanmış ve veriler iki yönlü varyans analizi ile değerlendi-rilmiştir. Bulgular: Sindirim sonrası en yüksek MDA düzeyi keten tohumu yağı fırın grubunda 2.149 mg/100 g, en düşük düzey zeytinyağı hava fritözü grubunda 0.191 mg/100 g olarak belirlenmiştir. MDA biyoerişilebilirliği keten tohumu yağı grubunda %174.9–183.2, ayçiçek yağı grubunda %142.3–165.6 ve zeytinyağı grubunda %31.8–44.4 arasında bulunmuştur. Yağ türünün tüm MDA parametreleri üzerinde anlamlı etkisi saptanmıştır. Pişirme yönteminin ana etkisi yalnızca sindirim öncesi MDA düzeyinde anlamlı bulunmuş (p=0.030), MDA biyoerişilebilirliği açısından yağ türü × pişirme yöntemi etkileşimi anlamlı bulunmuştur (p=0.005). Sonuç: MDA oluşumu ve biyoerişilebilirliğinin özellikle kullanılan yağın yağ asidi profiline bağlı olduğu belirlenmiştir. Keten tohumu yağı içeren örnekler en yüksek, zeytinyağı içeren örnekler ise en düşük MDA biyoerişilebilirliğini göstermiştir. Bulgular, yağ türü ve pişirme koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Ayçiçek YağıBiyoerişilebilirlikİn Vitro Sindirim+4
Rumeysa Güneş
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
20
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.272
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hidrojen sülfürün rat cilt fleplerinde iskemi-reperfüzyon hasarına karşı koruyucu etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: İskemi reperfüzyon hasarı; kanser, enfeksiyon, cerrahi klempleme ve damar oklüzyon bozuklukları gibi birçok durumda ortaya çıkabilen patofizyolojik olarak karmaşık bir süreçtir. Hidrojen sülfürün iskemi reperfüzyon hasarına etkisini inceleyen çalışmalar; serebral, renal, yağ dokusu, intestinal sistem ve hepatik sistemde yapılmış ve olumlu etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmada amaç, rat kasık bölgesinden hazırlanan vasküler saplı ada flebinde iskemi reperfüzyon hasarı oluşturarak hidrojen sülfürün etkisi gözlemlemektir. Hidrojen sülfürün bu etkisinin incelendiği parametreler; doku nötrofil sayımı, biyokimyasal lipid peroksidasyon ürünü olan MDA (malondialdehit), elektron mikroskobunda apopitoz ve hücresel aktivitelerin incelenmesidir. Bu sayede hidrojen sülfürün klinik kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal Metod: Ağırlıkları 250-300 gr arasında değişen 'wistar albino' sıçanlar; sham kontrol grubu, serum fizyolojik kontrol grubu, iskemi gurubu ve hidrojen sülfür grubu olarak ayrıldı. Tüm sıçanlar ksilazin ve ketamin anestezi altında işleme tabi tutuldu. Sham kontrol grubunda kasık bölgesinden 6x4 cm cilt flebi yüzeyel epigastrik arter pediküllü ada flep olarak yapıldı ve iskemi yapılmadan yerine sütüre edildi. Diğer gruplarda, kasık bölgesinden yüzeyel epigastrik arter pediküllü 6x4 cm'lik cilt flepleri eleve edildi. İskemi grubuna iskemi öncesi ek müdahalede bulunulmadı. Serum fizyolojik kontrol grubuna iskemiden 20 dakika öncesi 1 mg/kg serum fizyolojik kuyruk veninden verildi. Hidrojen sülfür grubuna ise iskemiden 20 dakika önce kuyruk veninden final konsantrasyonu 10μM olacak şekilde hidrojen sülfür sıvı halde verildi. Femoral arter ve ven kan akımı ayrı ayrı mikroklipsler yardımıyla engellendi. Flepler yerine suture edildi. 6 saat sonra flepler eleve edilerek mikroklipsler alındı ve akım sağlandı. Flepler yerine suture edilerek 12 saat sonra servikal dislokasyonla ile sıçanlarlar sakrifiye edilerek örnekler alındı. Alınan örneklerden; iskemik dokudaki nötrofil sayımı, biyokimyasal olarak lipid peroksidasyonunun son ürünlerinden olan MDA (malondialdehit) ölçümü ve elektron mikroskop altında dokudaki iskemi reperfüzyon hasarı değerlendirildi. Bulgular: Doku nötrofil sayımı ve doku MDA ölçümünde, sham kontrol grubu ile diğer gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark görüldü. Hidrojen sülfür, SF kontrol ve iskemi grupları arasında istatistiksel anlamlı fark bulunamadı. Elektron mikroskobik incelemede hidrojen sülfür grubunun iskemi reperfüzyon hasarı ve apopitoza karşı hücresel düzeyde korunmuş olduğu görüldü Sonuçlar: Bu çalışma sonucunda hidrojen sülfürün, hücresel düzeyde iskemi reperfüzyon hasarına karşı koruyucu etkileri, elektron mikroskobik olarak görülmüş fakat iskemi süresinin uzunluğu (6 saat) dolayısıyla doku nötrofil sayımında ve lipid peroksidasyonunun son ürünü olan MDA düzeylerine etkisi olmadığı görülmüştür. Hidrojen sülfür ile farklı iskemi sürelerini içeren yeni çalışamalar yapıldığı takdirde, serbest flep cerrahisinde klinik kullanıma girebileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Hidrojen sülfür, iskemi reperfüzyon

Cerrahi fleplerHayvan deneyleriHidrojen sülfür+5
Ahmet Gürhan Dülgar
Çukurova University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'taki meme kanserli kadınlarda oksidatif biyomarkerlerin ape1 gen ekspresyonu üzerine etkisi

Bu çalışma, meme kanserli kadınlarda bazı klinik biyobelirteçlerle APE1 gen ekspresyonunu araştırmayı amaçladı. Bu çalışmaya doksan kadın alındı; eşit olarak 2 gruba ayrıldılar: Bağdat'taki Al-Eluia kadın bakımı hastanesine giden meme kanseri hasta grubu ve sağlıklı kontrol kadın grubu. Hastalardan ve sağlıklı kontrol grubundan beş mililitre kan alındı. İki mililitre kan doğrudan EDTA tüplerine iletildi ve ardından Glutatyon Peroksidaz 1 (GPX1), Estradiol (E2), Malondialdehit (MDA) ve reaktif oksijen türleri (ROS) gibi oksidatif biyobelirteçleri belirlemek için ELISA tekniği kullanıldı. RT-PCR yöntemi kullanılarak gen ekspresyonu için üç mililitre kan kullanıldı. Bu çalışmanın sonucu, APE1 geninin ekspresyonunda anlamlı farklılıklar olduğunu gösterdi, hastalar için gen katlanması 3.004 ± 0.15 idi, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 1.00 ± 0.00, Estradiol için ise hasta grubu için yüksek bulundu. meme kanseri hastalarında 146.26 ±10.07 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında yüksek derecede anlamlıydı 34.19 ±1.80 P-Değeri 0.0001 idi, kontrol grubu için glutatyon peroksidaz 1 (GPX1) yüksek bulundu, fark meme kanseri hastalarında oldukça önemliydi 509.38 ±37.78 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 1253.94 ±40.09 P-Değeri 0.0001 idi, reaktif oksijen türleri (ROS) hasta grubu için yüksek bulundu, meme kanseri hastalarında fark oldukça önemliydi 623.19 ±67.53 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 351.01 ±23.35 P-Değeri 0.0003 idi ve malondialdehitte (MDA) hasta grubu için yüksek bulundu, meme kanserinde fark anlamlıydı r hasta 4.09 ±0.52 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 2.76 ±0.42 P-Değeri 0.050 idi. Sonuç olarak, meme kanseri hastaları ile sağlıklı kişiler karşılaştırıldığında, birçok faktörün (GPX1, E2, MDA, ROS ve APE1 geni gibi) olağan dışı olduğu keşfedildi.

Gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR)MalondialdehitPeroksidaz+2
Altayeb Jasım Mohammed
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde ovaryohisterektomi operasyonunda lidokain ve meloksikam uygulamalarının postoperatif glutatyon peroksidaz, katalaz ve malondialdehit konsantrasyonları üzerine etkileri

Bu tezin amacı, rutin ovaryohisterektomi (OHE) geçiren sağlıklı köpeklerde lidokain ve meloksikam uygulamalarının postoperatif oksidatif stres belirteçleri üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne OHE talebiyle getirilen 28 adet dişi köpek kullanıldı. Köpekler rastgele 4 eşit gruba [Grup Kontrol (n=7), Grup Lidokain (n=7), Grup Meloksikam (n=7) ve Grup Lidokain-Meloksikam (n=7)] ayrıldı. Grup Lidokain'e OHE operasyonunu takiben 1 mg/kg dozda Lidokain intraperitoneal olarak karın boşluğunun kraniyal ve kaudal kısımlarına püskürtüldü ve ensizyon bölgesi kapatıldı. Grup Meloksikam'a OHE operasyonunu takiben 0,2 mg/kg dozda Meloksikam deri altı (SC) tek doz uygulandı. Grup Lidokain-Meloksikam'a OHE operasyonunu takiben 1 mg/kg dozda Lidokain intraperitoneal olarak karın boşluğunun kraniyal ve kaudal kısımlarına püskürtüldü ve SC tek doz Meloksikam 0,2 mg/kg dozda uygulanarak ensizyon bölgesi kapatıldı. Grup Kontrol'de ise operasyon takiben lidokain veya meloksikam uygulanılmadan rutin ovaryohisterektomi gerçekleştirildi. Oksidatif stres değerlerini belirlemek amacıyla; preoperatif dönemde, postoperatif 2., 12. ve 24. saatlerde kan örnekleri alınarak serumları çıkarıldı. Bu örneklerden serum malondialdehit (MDA), serum glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve serum katalaz (CAT) değerleri ölçüldü. Çalışmada lidokain-meloksikam grubunda MDA, GSH-Px ve CAT konsantrasyonları zamanla azalmakla birlikte lidokain grubunda sadece CAT konsantrasyonunun zamanla azaldığı görülmektedir. Sonuç olarak lidokain ve meloksikamın kombine olarak uygulanması oksidatif stresin azaltılmasında yararlı bir ilaç kombinasyonu olabileceği kanısına varıldı.

Glütatyon peroksidazHisterektomiKatalaz+5
Abdullah Gündüz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00

Related subjects