Tomografi-emisyon-bilgisayarlı

124 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer kanserlerinde MDBT ile kantitatif first-pass perfüzyonun değerlendirilmesi

Bu çalışmada first-pass perfüzyon BT parametreleri kullanılarak, akciğer kanserlerinin histopatolojik tiplerine, lokalizasyonlarına ve solid ve nekrotik özelliklerine göre ayırtedilebilmesi amaçlanmıştır.Çalışmamız sitolojik ve/veya histopatolojik değerlendirilmeler sonucunda akciğer kanser tanısı almış 38 erkek, 6 bayan olmak üzere toplam 44 hasta üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya daha önceden radyoterapi ve kemoterapi tedavisi almamış hastalar dahil edildi.Hastalarda öncelikle scout ve standart kontrastsız görüntüler elde edilmiştir. Elde edilen görüntülerden kitleyi içerecek şekilde kesitler belirlenmiş olup çekim işlemi perfüzyon BT protokolune uygun şekilde gerçekleştirildi. Elde olunan görüntüler Vitrea çalışma istasyonuna aktarıldıktan sonra renkli perfüzyon haritaları çıkarıldı. Kesit görüntülerdeki kitlelerin mümkün olduğunca nekrotik, kistik alanlarından kaçınılarak solid kesimlerinden 3 farklı lokalizasyonda ROI yerleştirilerek perfüzyon parametre ölçümleri yapıldı. Elde edilen BV, BF, TTP, MTT perfüzyon parametreleri kaydedildi.Çalışmamızda periferik yerleşimli akciğer kanserlerinde histopatolojik tanılarından bağımsız olarak BV, BF ve MTT değerlerinde santral yerleşimli akciğer kitlelerine göre yüksek bulunmuştur. Periferik yerleşimli akciğer kanserlerinde ortalama perfüzyon parametreleri sırasıyla BV: 9,62±2,3, BF: 60,05±15,49, MTT: 13,56±3,91 olarak ölçüldü. Santral yerleşimli akciğer kanserlerinde ise BV: 5,65±2,96, BF: 30,45± 11,25, MTT: 10,13±3,01 olarak ölçüldü. Çalışmamızda ayrıca solid akciğer kanserlerinde BV ve BF perfüzyon BT parametreleri, nekrotik akciğer kanserlerine göre daha yüksek olarak saptandı. Solid akciğer kanserlerinde ortalama BV: 7.03±3.51, BF: 40.51±18.52 ölçülmüş olup nekrotik akciğer kanserlerinde BV: 5.40±2.32 BF: 29.23±11.72 olarak ölçüldü.Çalışmamızda elde edilen veriler doğrultusunda First-pass perfüzyon BT' nin akciğer kanserlerinde tümör perfüzyonunun non invaziv olarak değerlendirilmesi, tümör anjiogenezi hakkında değerli bilgiler vermektedir. Periferik ve solid akciğer kanserlerinin, antianjiogenetik ilaçlardan, radyoterapi ve kemoterapi gibi tedavilerden santral yerleşimli ve nekrotik akciğer kanserlerine kıyasla daha fazla fayda göreceği ve tedavilerin etkinliğinin değerlendirilmesinde perfüzyon BT'nin ilerde daha fazla rol oynayacağı kanaatindeyiz.

Akciğer neoplazmlarıNeoplazmlarPerfüzyon+2
İsmail Okan Yıldırım
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik perfüzyon defektlerinde iki farklı bt perfüzyon işleme metodunun karşılaştırılması

Amaç İnme tanısı ile gelen olgu grubunda iki farklı BT perfüzyon işleme metodunun görsel ve ölçümsel farklılıkları ve kritik darlık lokalizasyonlarına göre değişkenlikleri araştırılmıştır. Gereç ve yöntem Kırk yedi inme olgusının 45'i çalışmaya dahil edildi. Olguların perfüzyon ham veriler gecikmeye duyarlı (delay sensitive) (SVD) ve gecikmeye duyarsız (delay insensitive) (SVD+) iki farklı yöntemle işlendi. Olguların CBV, CBF, MTT haritaları değerlendirildi. Parametrelerin karşı normal hemisfer ile oranı ve farklılıkları hesaplandı (rCBV, rCBF, rMTT ve dMTT). Olgular her iki metodun penumbra değerlendirmedeki görsel üstünlüklerine göre 5 gruba kategorize edildi. Her bir grubun kritik darlık lokalizasyonları ve oranları saptandı ve gruplar arası karşılaştırıldı. Her iki metod ile penumbra alanlarından ölçülen perfüzyon değerleri arasında farklılık Wilcoxon Signed Ranks Test ile değerlendirildi. Ayrıca her iki metodla elde edilen ölçümsel parametrelerin gruplararası ve grup içi değişkenlikleri One Way ANOVA ve Post Hoc TUKEY testleri ile analiz edildi. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık değeri p ≤ 0,005 olarak alındı. Bulgular Penumbra threshold değerlerinde MTT'de karşı hemisfere göre > %145 uzama izlendi ve CBV değeri > 1,9 ml/ 100 gr olarak bulundu. rCBF değerinde SVD'de SVD+'a göre 1,5 kat azalma izlenirken, SVD'de MTT uzaması SVD+'a göre 1,3 kat daha belirgin izlendi. İki yöntem arasındaki farklılığın en belirgin ortaya konduğu parametre dMTT idi, SVD'de ölçülen MTT farklılığının, SVD+'a göre 3 kat daha belirgin olduğu izlendi. Birinci grup (N:3) SVD'de penumbra izlenirken SVD+ yalancı hiperperfüzyonun izlendiği, 2. grup (N:22) penumbranın SVD'de SVD+'a göre daha iyi, 3. grup (N:9) penumbranın SVD'de SVD+'a göre kısmen iyi izlendiği, 4. (N:9) grup penumbranın her iki metodda benzer izlendiği ve 5. Grup (N:2) penumbranın SVD+'da daha iyi izlendiği gruptu. Grup 1 ve grup 5 kritik distal darlık oranlarının %100 olduğu gruplardı. Grup 2, grup 3 ve grup 4 ise sırasıyla giderek azalan oranda kritik proksimal darlık oranlarının yüksek izlendiği gruplardı (%90, %87, %77). 2 Parametrelerden rCBV ölçümlerinde her iki yöntem arasında grup içi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplar arası değerlendirmede her iki metodda rCBF, rMTT ve dMTT değerleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık izlendi. Grup içi analizde ise ise tüm gruplarda rMTT ve ek olarak grup 5 hariç diğer gruplarda dMTT değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılıkta idi (p ≤ 0,005). Sonuç İki perfüzyon işleme metodu arasında perfüzyon parametreleri arasında ölçümsel farklılık en çok dMTT değerinde saptanmıstır. Proksimal darlıklarda SVD'de, distal darlıklarda da SVD+'da penumbra görsel daha kolay ayırt edilebilmektedir. İpsilateral proksimal ve distal kritik darlığın izlendiği olgularda SVD'de penumbra izlenirken SVD+ yönteminde yalancı hiperperfüzyon izlendi. Literatürde BTP post-processing metodlarının penumbra değerlendirilmesinde darlık lokalizasyonlarına göre değişkenlikleri araştırılmamıştır. Bu bulgu özellikle proksimal darlıkların eşlik ettiği distal darlıklarda SVD+ methodunda kontrast gecikmesinin çıkarılması hatalı sonuçlara neden olduğunu düşündürmektedir.

PerfüzyonReperfüzyonReperfüzyon lezyonu+4
Banu Aksu
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut apandisit tanısı konulan hastalarda SCUBE1 proteininin tanısal değerinin araştırılması

ÖZET Acil Serviste Akut Apandisit Tanısı Konulan Hastalarda SCUBE1 Proteininin Tanısal Değerinin Araştırılması Amaç: Signal peptide - CUB (complement C1r/C1s, Uegf, and Bmp1) - EGF (epidermal growth factor) - like domain - containing protein 1 (SCUBE1) yakın zamanda bazı çalışmalarda bazı kanserlerde, Akut koroner sendromun (AKS) tanısında, iskemik strokta ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nde (KKKA) biyobelirteç olarak araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı akut apandisit (AA) tanısı konan hastalarda SCUBE1'in tanısal değerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmamıza acil servise başvuran AA ön tanılı 150 hasta alındı. Bunlardan çeşitli nedenlerle çalışmadan çıkarılan hastalar ile patolojik tanısı AA olmayanlar çalışmadan dışlandı. Hasta grubu patolojik tanısı AA olarak kesinleşen 47 hastadan oluştu. Kontrol grubu da 43 sağlıklı gönüllüden oluştu. Gruplarda SCUBE1, Alvarado skoru (ASK), C-reaktif protein (CRP), rutin testler karşılaştırıldı. Bulgular: SCUBE1 değerlerinde hasta grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı fark görülmedi (p=0,209). SCUBE1 değerleri, CRP (+) hastalarda anlamlı yüksek çıktı (p=0,048). Hasta grubunda SCUBE1 değerlerinde, ASK açısından kıyaslandığında anlamlı fark çıkmadı (p=0,304). Bilgisayarlı tomografide (BT) apendiks çapı arttıkça SCUBE1 değerleri artmaktadır (p=0,043). CRP değerleri perfore apandisitte (PA), nonperfore apandisitten (NPA) anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,007). Beyaz kan hücreleri (WBC), PA ve NPA'yı ayırmada etkili değildi (p=0,06). Sonuç: Çalışmamızda SCUBE1'in AA'da tanısal bir değeri olmadığını bulduk. Ancak CRP'si pozitif olan hastalarda SCUBE1 in anlamlı yüksek olduğunu bulduk. SCUBE1 değerleri ile BT apendiks çapları arasında pozitif korelasyon bulundu. Anahtar Kelimeler: Akut Apandisit, SCUBE1, Alvarado Skorlaması, USG, BT, CRP

Acil servis-hastaneApandisitC reaktif protein+5
Dursun Akbay
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer kanserli hastalarda PET/BT bulguları ile bilinen prognostik faktörlerin karşılaştırılması

Amaç: Akciğer kanseri tanı ve tedavi alanındaki tüm gelişmelere rağmen tüm dünyada her iki cinste de kanserden ölümlerin birinci nedenidir. Prognozu belirlemede tümörün evresi hala en önemli faktördür. Ancak aynı evredeki hastalarda bile sağ kalım süreleri farklı olması nedeniyle, prognozu belirlemek için ek faktörlere gereksinim vardır. Bu çalışmada, akciğer kanserinde FDG-PET'in ([18F]-fluoro-2-deoxy-D-glucose Positron Emission Tomography) prognostik faktör olarak rolünü değerlendirmek amacıyla, primer tümörün SUVmax değerinin (maximum Standardized Uptake Value) histolojik, radyolojik ve klinik verilerle ilişkisinin incelenmesi hedeflendi.Gereç ve Yöntemler: Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine Haziran 2006 ile Ağustos 2009 tarihleri arasında başvuran, kesin akciğer kanseri tanısı almış, evre I-IV arası, KHDAK (Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri) ve KHAK (Küçük Hücreli Akciğer Kanseri) 97 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 8 (% 8,2) kadın, 89 (% 91,8) erkek hastanın ortalama yaşları 57,3 yıl idi. (aralık: 32-81). Histolojik olarak, 38 (% 39,2) adenokarsinom, 33 (% 34) epidermoid karsinom, 11 (% 11,3) KHAK ve 15 (% 15,5) alt tipi belirlenemeyen KHDAK'lı olgu bulunmaktaydı. Evre I-IIIA grubunda 30 (% 30,9), evre IIIB-IV grubunda 67 (% 69,1) hasta bulunmaktaydı. SUVmax ile tümör boyutu arasında zayıf pozitif korelasyon saptandı (r=0,255 p=0,012). Santral yerleşimli tümörlerde SUVmax, perferik olanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0,047). SUVmax'ın solunum fonksiyon testinde (SFT) hava yolu obstrüksiyonu olanlarda, obstrüksiyon olmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p=0,026). SUVmax ile histolojik alt tip, TNM evresi, T, N, M kategorileri, atelektazi varlığı, tümör radyolojik görünümü ve sınır özelliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamadı.Sonuç: Çalışmamızda çoğunluğu ileri evrelerde olan akciğer kanseri olgularında SUVmax ile TNM evresi ve histolojik alt tip arasında ilişki saptanamadı. Buna karşılık SUVmax ile tümör boyutu arasında pozitif korelasyon saptandı. Her ne kadar ulaşabildiğimiz İngilizce literatürdeki klinik çalışmalarda değerlendirilmemiş olsa da bizim çalışmamızda, SUVmax ile SFT bulguları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Akciğer kanserinde SUV'un prognoz ile ilişkisine ve FDG tutulumunu etkileyen parametrelere yönelik prospektif, çok merkezli, geniş hasta sayılarıyla yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, prognoz, FDG PET, SUV

Akciğer neoplazmlarıNeoplazmlarPrognoz+1
Ozan Uçar
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dişi akciğer kanserlerinde radyoterapi sonrasinda tedavi etkinliğinin pet/ct ile ilişkilendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı opere olmuş ve/veya opere olmamış, radyo-kemoterapi ve/veya sadece radyoterapi ile tedavi edilmiş küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında tedavi yanıtının tedavi öncesi ve tedavi sonrası PET/BT sonuçları kullanılarak değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Ocak 2009'den Eylül 2011'a kadar küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı ile başvuran cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilen 39 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalar, etik kurul onayları alınarak çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubumuzdaki hastaların hepsinin histopatolojik tanısı biyopsi ile konulmuştu. Olgular American Joint Committee on Cancer (AJCC) 6th edition'a göre evrelendirildi. Tedavi öncesi hastalara evreleme/yeniden evreleme, uzak metastaz araştırılması ve tedavi planlaması için PET/BT istendi. Tedavi sonrası yaklaşık 3 ay sonra tekrar çekilen PET/BT sonuçları ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 3 (% 7,6) kadın, 36 (% 92,3) erkek hasta vardı. Hastaların takip süresi ortalama 14,4 aydı. Ortalama yaş 57,4 yıl idi. (aralık: 36-79). Histopatolojik olarak, 14 (% 35,9) adenokarsinom, 17 (%43,6) epidermoid karsinom, 2 (% 5,1) büyük hücreli karsinom ve 6 (% 15,4) alt tipi belirlenemeyen KHDAK'lı olgu bulunmaktaydı. Evre IIIA grubunda 26 (% 66,7), evre IIIB grubunda 11 (% 28,2), evre IIB grubunda 2 ( % 5,1) hasta bulunmaktaydı. Tam cevap veren 7 (% 17,9), parsiyel cevap veren 14 (% 35,9), progresiv hastalık olan 16 (% 41), stabil hastalık olan 2 (% 5,1) olgu bulunmaktaydı. Tedavi öncesi SUVmax ortanca değeri 11 olarak bulundu. <11 olan hastalarda sağkalımının, >11 olan hastaların sağkalımlarından daha iyi olduğu bulundu (P=0,008). Hastalık cevabı; tam cevap (p=0,018), parsiyel cevap (p=0,009), progresiv hastalık (p=0,005) olan olgularda preRTSUVmax ile postRTSUVmax arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonunda, PET/BT cevabına göre sağkalım değerlendirilmesi yapıldığında tam cevap veren hastalar ile diğerleri arasında istatistiki olarak sınırda anlamlı fark bulundu (p=0,090-p=0,079). Tedavi sonrası kitle boyutu başlangıç kitleye oranlandığında % 50' nin altında olanlar lehine anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,05). Yapılan sağkalım analizinde indKT alan hastalar lehine istatistiki anlamlı fark bulunmuştur (p=0,006). Cox regresion yaşam analizinde performans statusun sağkalım üzerine etkisi anlamlı (p=0,002) bulunmuştur.Sonuç: Tümörün alt histopatolojik tipleri, evre, yaş, cinsiyet, operasyon durumları ile SUVmax arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Performans statusun ve indüksiyon kemoterapi almış hastaların istatiksel olarak anlamlı, tam cevap vermiş hastaların ise sınırda anlamlı olarak sağkalımlarının diğerlerine göre daha iyi olduğu saptandı. Ağırlıklı olarak lokal ileri evrelerde bulunan hasta grubumuzun tedavi öncesi SUVmax değerleri ile prognoz arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Ayrıca kitle boyutunun sağkalım üzerindeki anlamlı etkisi görülmesi, çalışmamızdaki hasta sayısının azlığına rağmen kısa dönem tedavi cevabı değerlendirilmesinde; SUVmax değerinin önemli olmakla birlikte, bilgisayarlı tomografide görülebilen kitle boyutunu kombine ederek değerlendirmek konusunda standartların oluşturulmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, PET/BT, SUVmax, tedavi yanıtı

Antineoplastik ajanlarKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğerManyetik rezonans görüntüleme+6
Asuman Mirik
Çukurova University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanin, premolar ve süpernümerer dişlerin cerrahi çekimi öncesi ön değerlendirmede CBCT'nin öneminin araştırılması

Gömülü diş, beklenen zamanda sürmeyerek diş arkında yerini almayan diş olarak tanımlanır. En sık olarak gömülü kalan dişler alt ve üst akıl dişleridir, bunu sırasıyla üst kanin dişleri ve alt premolar dişler takip eder. Gömülü dişlerin çekimi esnasında ve sonrasında; komşu dişte harabiyet, yanlış diş çekilmesi, sinirlerin zarar görmesi, lojlara diş/kök kaçması, maksiller sinüs veya burun tabanı perforasyonu gibi bazı komplikasyonlarla karşılaşılabilir. Bu komplikasyonların önlenmesi amacıyla iyi bir radyografik değerlendirme oldukça önem arzeder. Diş hekimliğinde geleneksel radyografik görüntüleme araçları olan periapikal, oklüzal, sefalometrik ve panoramik radyografiler (OPG) sadece iki boyutlu inceleme imkânı sağladığından; çenelerdeki anatomik yapıların, patolojilerin ve lezyonların lokalizasyonu ile boyutu hakkında sınırlı bilgiler sağlar. Ayrıca iki boyutlu görüntü veren bu yöntemlerde; çevre dokuların süperpozisyonu, magnifikasyon, görüntülerin distorsiyonu, perspektif problemleri gibi dezavantajlar da mevcuttur . İki boyutlu görüntü veren bu sistemlerdeki yetersizlikten dolayı konik-ışınlı-bilgisayarlı-tomografi (CBCT) veya dental-volumetric-tomografi (DVT) olarak adlandırılan ve özellikle baş ve boyun uygulamalarında yoğun ilgi gören görüntüleme sistemleri geliştirilmiştir. CBCT'nin; düşük radyasyon dozu, doğru ve hassas değerlendirmeye izin vermesi, hızlı tarama süresi, daha az artefakta ve magnikasyona sebep olması gibi birçok avantajı vardır. Çalışmamızda gömülü kanin, premolar ve süpernümerer toplam 108 dişin cerrahi çekimi öncesi ön değerlendirmesinde, 70 hastadan çekilmiş olan panoramik radyografiler (OPG) ile CBCT'ler değerlendirilerek elde edilen bu iki veri birbirleri ile kıyaslanmıştır. Akıl dişleri haricinde çenelerde gömülü kalan dişlerin cerrahi çekimi öncesinde CBCT'nin öneminin değerlendirilmesinin amaçlandığı bu çalışmada, sonuç olarak, ilgili dişlerin çekimi öncesi OPG'larla birlikte CBCT görüntülemesinin günümüz teknolojisinde özellikle şüpheli vakalarda bir seçenek değil bir zaruriyet olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar sözcükler: CBCT (Cone Beam Computed Tomography), Panoramik radyografi (OPG), Gömülü Dişler, Tesadüfi lezyonlar.

Diş çekimiDişlerKöpek dişleri+3
Omed Shafıg Hamaamın
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut apandisit tanısı veya şüphesi olan vakalarda alvarado skorlamasının görüntüleme yöntemleri ve CRP, prokalsitonin değerleriyle desteklenmesi

ÖZET Akut Apandisit Tanısı Veya Şüphesi Olan Vakalarda Alvarado Skorlamasının Görüntüleme Yöntemleri ve Crp, Prokalsitonin Değerleriyle Desteklenmesi Akut apandisit tüm yaş gruplarında en sık görülen akut karın nedenidir. Akut apandisit şüphesi olan hastalarda amaç negatif apendektomiyi ve buna bağlı komplikasyonları azaltmaktır. Alvarado Skoru 1986 yılında tanımlanmış bir skorlama sistemidir. Hastanın semptomları, fizik muayene bulguları ve laboratuar değerlerinden oluşur. Bu çalışmanın amacı, Alvarado Skorunun akut apandisit tanısı koymadaki değerine diğer tanısal yöntemlerin etkisini saptamaktır. Çalışmaya Mayıs 2012 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Acil Servisi ve Genel Cerrahi polikliniğine başvuran, akut apandisit şüphesi olan 133 hasta dahil edildi. Hastaların seçimi konusunda herhangi bir kısıtlama getirilmedi. Hastaların tedavisinin planlaması çalışmadan bağımsız olarak hastayı izleyen hekim tarafından yapıldı. Yüz otuz üç hastanın 20'si (%15) gözlem sonrası taburcu edildi. Yüz on üç hasta (%85) ameliyat edildi. Doksan dört hastaya (%83,2) histopatolojik olarak apandisit tanısı kondu. On dokuz hastada (%16,8) apendiks normal idi. Tüm hastalardan rutin laboratuar tetkikleriyle birlikte serum CRP ve PCT değerleri istendi. Tüm hastalara başvuru anında karın USG yaptırıldı. Klinik olarak şüpheli ve ayırıcı tanı gerektiren hastalara oral ve IV kontrastlı BT çekildi. Tüm bu sonuçların Alvarado skorunun tanı koymadaki etkinliğini arttırıp arttırmadığı araştırıldı. Bu çalışmada Alvarado skorunun duyarlılığı %85, özgüllüğü ise %46 olarak bulundu. CRP ve PCT'nin Alvarado skoruyla beraber kullanılması durumunda skorlamanın tanı koymadaki başarısını arttırdığı ancak BT ve USG'nin aynı etkiyi Alvarado skorlaması üzerinde gösteremediği saptandı. Bu sonuç özellikle radyologların klinik deneyimlerinin farklı olması ile açıklandı. Sonuç olarak hiçbir ek tanısal yöntemin tek başına akut apandisit tanısını koyamayacağını düşünüyoruz. Bununla birlikte Alvarado Skoru düşük olan vakalarda ek tanısal yöntemlerin kullanılmasının klinisyene yol gösterici bir araç olduğu kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Akut apandisit, Alvarado Skoru, CRP, PCT, BT, USG

ApandisitC reaktif proteinKalsitonin+4
Ahmet Çağlar Bozkurt
Çukurova University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Dental implant cerrahisinde pre-operatif radyolojik kemik densitesi değeri ile subjektif kemik kalitesi puanlaması, yerleştirme torku ve rezonans frekans analizi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

İmplant tedavisinin başarısı açısından implantın yerleştirileceği bölgedeki kemik boyutlarının yeterli olmasının yanı sıra kemik kalitesinin uygun olması da büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, tedavinin başarısı için, kemik kalitesinin işlem öncesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Dental implantlar, osseointegrasyon tanıtıldıktan sonra dental rehabilitasyonda popüler bir alternatif tedavi yöntemi olmuştur. Dental implantların başarısı ve sağkalım oranı, yerleştirilmiş dental implantların sayısındakı hızlı bir artış ile birlikte giderek daha önemli hale gelmiştir. Dental implant tedavisinin başarısı, implant yerleştirilecek bölgedeki mevcut kemiğin miktarı ve kalitesinden etkilenmektedir. Çalışmalar kalitesiz ve yetersiz kemik miktarı olan vakalarda yerleştirilen implantlar için yüksek başarısızlık oranları göstermiştir1. Bu nedenle, ameliyat öncesi kemik yapısının kesin bir şekilde değerlendirilmesi tedavi planlaması sırasında çok önemlidir. Kemik kalitesi implant stabilitesinin sağlanmasında dikkate alınması gereken önemli bir faktördür. İyi bir stabilite implant kemik entegrasyonuna olumlu etki etmektedir. Bu nedenle, literatürde kemik kalitesi değerlendirilmesi için çeşitli sınıflandırma sistemleri ve prosedürleri tanımlanmıştır. İmplant yerleştirilme işlemi sırasında kemik kalitesi hakkında cerrahın sübjektif değerlendirmesiyle implant stabilitesi tahmin edilebilir. İmplant yerleştime işlemi sırasında ve sonrasında yerleştirme tork testi ve rezonans frekans analizi (RFA) ile implant stabilitesi objektif olarak değerlendirilebilir. Bütün bu yöntemler implant cerrahisi sırasında kemik kalitesi hakkında bilgi vermektedir. Bununla birlikte; bu öngörülebilir tekniklerin, ameliyat sırasında kullanılan yöntemlerle korelasyon göstererek ameliyat öncesinde yeterli implant stabilitesi sağlanabilmesi konusunda bilgi vermesi gerekmektedir. Bu nedenle, son yıllarda preoperatif kemik yoğunluğunun değerlendirilmesinde CT kullanma konsepti daha objektif bir yöntem olarak tanıtılmıştır. Birçok araştırmada CT kemik yoğunluğu ve primer implant stabilitesi arasındaki ilişki bildirilmiştir. Fakat hastaların CT taraması sırasında yüksek radyasyona maruz kalması olumsuz bir durumdur. Son zamanlarda, özel olarak kafa ve boyun bölgesinin görüntülenmesi için tasarlanmış konik ışınlı CT (CBCT) tekniği tanıtıldı. CBCT CT ile karşılaştırıldığında yüksek çözünürlüklü görüntüleme, potansiyel olarak daha düşük radyasyon dozu ve daha düşük maliyetler gibi avantajlar sayılmaktadır. Öte yandan, CBCT'nin dağınık radyasyon da dahil olmak üzere, X-ray detektörlerinin sınırlı dinamik aralığı ve kemik yoğunluğu ile doğrusal bir korelasyonu olmayan yoğunluk değerlerinin olması gibi birçok dezavantajlarıda vardır. Sınırlı kontrastlı çözünürlülük, düşük kontrastlı CBCT görüntülerini tanımlanabilirliği açısından olumsuzluk oluşturmaya devam etmektedir. Fakat, son yıllarda yapılan çalışmalarda CBCT kemik yoğunluk değerleri ve kesitli CT'den alınmış Hounsfield birimi(HU) arasında anlamlı bir korelasyon bildirilmiştir. Yeni yapılmış bir çalışmada, Sonuç olarak, CBCT görüntülerinden alınmış kemik yoğunluğu değerleri tartışmalıdır. Literatürde, CBCT kullanarak tahmin edilen kemik yoğunluğu ve primer implant stabilitesi arasındaki korelasyonla ilgili çalışmalar sınırlıdır. Bu temel bilgileri dikkate alarak, bu çalışmanın amacı CBCT elde edilmiş kemik yoğunluğu değerinin yerleştirme tork değeri (ITV), radyofrekans analizi (RFA) parametreleriyle, kemik kalitesi ve implant boyutları, konumu, hastaların yaş ve cinsiyet dahil olmak üzere farklı klinik değişkenlerle korelasyonunudeğerlendirmektir. Anahtar Sözcükler: Dental implant, kemik densitesi, konik hüzmeli bilgisyarlı tomografi (CBCT), rezonans frekans analizi (RFA), yerleştirme torku (ITV).

Cerrahi-oralDental implantasyonDental implantlar+3
Fariz Salimov
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemen, erken ve geç yüklenen implantların, yüklemenin ilk yılında stabilite ve kemik yoğunluğundaki değişiklikler açısından değerlendirilmesi

Son yıllarda, implantların hemen veya erken dönemde yüklenmesinin olumlu sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Ancak maxiller posterior tek diş eksikliklerinde, implantın hemen veya erken yüklenmesiyle ilgili sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu klinik çalışmanın amacı; maxiller posterior tek diş eksikliklerinde, hemen, erken ve geç yüklenen implantların sekonder stabilite parametreleri arasındaki farklılıkların ve implant çevresindeki kemik yoğunluğu değişikliklerinin araştırılması ve değerlendirilmesidir. Otuzdört hastaya toplam 40 adet dental implant (İmplantium, Dentium, Güney Kore) yapılmıştır. Hemen veya erken yükleme protokolleri için önkoşullar belirlenirken; CBCT'den elde edilen kemik yoğunluğu(PreOpHu), subjektif kemik kalitesi sınıflaması(SKS), yerleştirme torku(ITV) ve primer implant stabilitesi(ISQ_Primer) değerleri gözönünde bulundurulmuştur. Ön koşulları sağlayan 13 implant hemen yüklenmiş, diğer 13 tanesi ise erken yüklenmiştir. Ön koşulları sağlayamayan 14 implant geç yükleme protokolüne alınmıştır. İmplantların sekonder stabilite takipleri 1, 3, 6, 9, ve 12. ay'larda Osstell(RFA) cihazı kullanılarak yapılmıştır. 12.ayda alınan CBCT görüntülerinde implantın çevresindeki kemik yoğunluğu, değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme için tek yönlü ANOVA ve ikili karşılaştırmalarda TUKEY testi kullanılmıştır.(p=0,005) Çalışmanın sonuçlarına göre; yükleme grupları arasında 1.ay ISQ değerleri açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Ancak 12.ayda hemen yükleme grubunun ISQ değerleri geç yükleme grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında; İmplant çevresindeki kemik yoğunluğu açısından anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ayrıca, CBCT'den elde edilen kemik yoğunluğu değerleriyle, subjektif kemik sınıflaması (SKS) ve implant stabilite parametreleri (ITV, ISQ_Primer) arasında anlamlı korelasyon vardır. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, posterior maxilladaki tek diş eksiklikleri, uygun koşullar sağlandığında hemen veya erken dönemde yüklenebilir. Ayrıca CBCT, kemik yoğunluğunun değerlendirilmesinde ve stabilite parametrelerinin cerrahi öncesinde tahmin edilebilmesinde etkin bir yöntem olarak kullanılabilir.

Dental implantasyonDental implantlarKemik dansitesi+4
Mücahide Akoğlan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Nervus maxillaris ve dallarının anestezi bölgelerinin radyolojik anatomisi

Nervus maxillaris ve dallarının anestezisi klinikte birçok amaçla kullanılabilmektedir. Bu çalışmada nervus maxillaris ve dallarından olan nervus nasopalatinus, nervus infraorbitalis, nervus palatinus minor ve nervus palatinus major'un kemik yapılar üzerindeki seyri ve bu kemik yapıların morfometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 150 sağlıklı bireyin Konik-Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde foramen nasopalatinum, canalis incisivus, foramen incisivum, sulcus infraorbitalis, canalis infraorbitalis, foramen infraorbitale, fossa pterygopalatina, canalis palatinus major, canalis palatinus minor, foramen palatinum majus, foramen palatinum minus incelendi. Veriler cinsiyet ve yaşa göre değerlendirildi. Sagital düzlemde foramen nasopalatinum'un çapı 4.13±1.08 mm, foramen incisivum'un çapı 6.47±1.41 mm, canalis incisivus'un uzunluğu 12.56±2.53 mm ve canalis incisivus açısı 74.28±7.72º olarak saptandı. Canalis incisivus'un sagital düzlemde en sık silindir şeklinde (%28.7), koronal düzlemde Y şeklinde (%63.3) olduğu saptandı. Transvers düzlemde foramen nasopalatinum ve foramen incisivum şekli en sık yuvarlak olarak saptandı (sırasıyla %75.3, %62.7). Foramen nasopalatinum'daki açıklık sayısı en sık iki adet (%63.3), foramen incisivum'daki açıklık sayısı en sık bir adet (%53.3) saptandı. Sulcus infraorbitalis ve canalis infraorbitalis'in uzunluğu sırasıyla 21.91±3.93 mm ve 8.37±1.78 mm saptandı. Foramen infraorbitale margo infraorbitalisin 7.43±1.41 mm altında, orta hattın 23.48±2.33 mm lateralinde ve cildin 9.73±2.16 mm altında olduğu saptandı. Foramen palatinum majus'un en sık 3. maksillar molar diş hizasında (%66), okluzal düzlemden 19.46±2.19 mm yukarıda, orta hattan 14.98±1.45 mm lateralde olduğu saptandı. Foramen palatinus majus ile canalis pterygoideus arası mesafe 28.20±3.36 mm, canalis pterygoideus ile fissura infraorbitalis arası mesafe 9.00±2.62 mm olarak saptandı. Elde edilen bulguların özellikle maksillofasial cerrahide yol gösterici ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnatomiAnesteziCanalis palatinus major+5
İlhan Bahşi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer transplantasyonu adayı hastalarda preoperatif çok kesitli bilgisayarlı tomografi incelemenin rolü

Amaç: Karaciğer alıcı adaylarında nakil açısından kontrendikasyonların ve vasküler varyasyonların tespitinde ÇKBT incelemenin rolünü araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ekim 2011 ile Haziran 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde değerlendirilen 65'i (% 65) erkek, 35'i (% 35) kadın toplam 100 ardışık alıcı adayı çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait klinik kayıtlar ve ÇKBT görüntüleri retrospektif olarak incelendi. İş istasyonu ortamında 2 boyutlu multiplanar reformatlar ve 3 boyutlu görüntüler değerlendirildi. Nakil açısından intrahepatik ve ekstrahepatik kontrendikasyonlar ile ameliyat esnasında komplikasyonlara yol açabilecek vasküler varyasyonlar kayıt edildi. Değerlendirmelerde Milan kriterleri ve anatomik sınıflamalar temel alınarak yapıldı. İstatistiksel analizlerde Ki kare testi yöntemi kullanıldı. Bulgular: On sekiz (%18) hastada hepatosellüler karsinom tespit edildi. Milan kriterlerine göre karaciğer nakli için damar dışı kontrendikasyon 10 hastada (% 10), damarsal kontrendikasyon 25 hastada (% 25) saptandı. Yetmiş iki hastada (% 72) klasik hepatik arter anatomisi, 3 hastada (% 3) tip 2, 12 hastada (% 12) tip 3, 1 hastada (% 1) tip 6 anatomik varyasyon ve 12 hastada (% 12) sınıflandırılamayanlar hepatik arter anatomisi saptandı. Hepatik ven incelemesinde değerlendirme oranı %45 olup, 4 hasta (% 4) ana portal venden ayrılan sağ posterior portal ven varyasyonu tespit edildi. Sonuç: ÇKBT karaciğer alıcı adayların değerlendirmesinde, intrahepatik ve ekstrahepatik damarsal ve damar dışı kontrendikasyonların tespitinde, karaciğer vasküler anatomik varyasyonlarıın incelenmesinde güvenilir, kısa zaman içerisinde uygulanabilen noninvazif bir yöntemdir. İncelemenin ilk aşamasında kontrastsız kesitler alınması hepatik venlerin değerlendirilmesinde ek bulgu sağlayabilecektir. Daha çok dedektörlü BT cihazları ile yapılacak çekimler incelemenin fazlarının uygun zamanda yakalanması, daha ince kesitler ve daha ayrıntılı 3 boyutlu reformat görüntüler için imkan sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Alıcı Adayı, Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi, Karaciğer Transplantasyonu

Karaciğer hastalıklarıKaraciğer nakliOrgan nakli+2
Ender Canlı
Çukurova University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı bireylerde faringeal hava yolu hacminin karşılaştırmalı değerlendirilmesi: KHBT çalışması

Bu çalışmanın amacı, dudak damak yarığına (DDY) sahip bireylerde faringeal hava yolu hacmini üç boyutlu olarak incelemek ve DDY bulunmayan bireylerin ölçümleri ile karşılaştırarak olası farklılıkları saptamaktır. Bu geriye dönük arşiv çalışmasına, 15 -25 yaş aralığında bulunan, DDY'ye sahip 40 birey (yaş ort: 18,1±2,9) ile DDY bulunmayan 40 bireye (yaş ort: 18,9±3,4) ait toplam 80 adet KHBT görüntüsü dahil edilmiştir. Her iki gruba ait nazal hava yolu, üst faringeal hava yolu, orta faringeal hava yolu ve alt faringeal hava yolu ile toplam hava yolu hacimleri "Simplant O&O v3.0.0.59 (Materialise, Belgium)" programı kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak, DDY grubunda kontrol grubuna göre nazal hava yolu hacminin daha dar (26148,5 mm3-36409,8 mm3), orta faringeal hava yolu hacminin ise daha geniş (16677,6 mm3-11083,6 mm3) olduğu tespit edilmiştir (P≤0.0001). Gruplar arasında; üst, alt ve toplam hava yolu hacimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ayrıca, cinsiyet ve DDY tipleri arasındaki hava yolu hacimlerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu sonuçlara göre, DDY'li bireylerde nazal hava yolu ve toplam hava yolu hacminin azalmış olduğu dikkate alınmalı ve bu hastalarda, hava yolunu olumlu yönde etkileyecek en uygun tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

FarenksSolunumSolunum sistemi+3
Nazife İşler
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Cavitas nasi morfometrisinin stereolojik metodla değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, cavitas nasi ve içindeki yapıların morfometrik ölçümlerini yapmak, hacimsel değerlerini stereolojik metodla değerlendirmektir. Bölgenin anatomisiyle ilgili yapılacak klinik uygulamalara referans niteliğindeki verilerle katkı sağlanacaktır. Bu amaçla, 8-59 yaş aralığındaki 200 sağlıklı bireyin Konik-Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde apertura piriformis yüksekliği ve genişliği, concha uzunlukları ve hacimleri, concha nasi inferior ile lamina cribrosa arası mesafe, cavitas nasi yüksekliği, genişliği ve hacmi, septum nasi uzunluğu ve hacmi, septum nasi maksimal genişliği (SNG), septum nasi deviasyon açısı (SDA), septum nasi arka kenar uzunluğu (SNAU), choanae genişliği (ChG), yüksekliği (ChY), palatum durum uzunluğu (PDU) ölçüldü. Septum nasi, sol ve sağ cavitas nasi, sol ve sağ concha nasi inferior, sol ve sağ concha nasi media hacimleri sırasıyla 4.99±1.51 cm³, 7.44±2.93 cm³, 7.68±2.99 cm³, 3.10±1.11 cm³, 3.04±1.02 cm³, 1.32±0.56 cm³, 1.28±0.49 cm³ bulunmuştur. Tüm parametrelerin yaş grupları ve cinsiyetler arasındaki farklılıkları incelendi. Hacmi ölçülen yapıların hacimsel oranları hesaplandı. PDU, SNG, SDA, ChG, SNAU, concha nasalis superior uzunluğu (CNSU) ölçümlerinde yapılar cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). PDU, ChY, ChG, SNAU, CNSU ölçümlerinde yapıların yaşa bağlı olarak istatistiksel anlamlı bir farkı bulunmamaktadır (p>0.05). Çalışmadaki veriler, cavitas nasi ile ilgili patolojik durumların tedavisinin değerlendirilmesi ve tedavinin planlanması aşamalarında, preoperatif değerlendirmelerde, özellikle diş hekimliğinde, kulak burun boğaz ve plastik cerrahi alanlarında tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerle ilgili olarak klinisyenlere yardımcı olabilecektir.

AnatomiCavalieri prensibiMorfometri+4
Begümhan Turhan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kayma yolu eğelerinin farklı döner eğe sistemleri ile kullanıldığında kök kanal şekillendirme etkinliğinin ve apikalden taşan debris miktarının karşılaştırılması

Bu in-vitro çalışmanın amacı; kayma yolu oluşturarak ve oluşturmadan resiprokal hareket yapan (Reciproc; VDW, Münih, Almanya), tam rotasyon yapan (ProTaper Next; Dentsply, Maillefer, Ballaigues, İsviçre), (OneShape; Micro-Mega, Besancon Cedex, Fransa) 3 farklı döner Ni-Ti sistemini (1) kök kanal transportasyonu ve (2) merkezde kalma oranı açısından karşılaştırmak, (3) şekillendirme süresi ve (4) apikalden taşan debris miktarı açısından değerlendirmektir. 120 adet kök kanal kurvatürü yüksek eğime sahip alt çene birinci büyük azı dişin meziyal kök kanalları 6 gruba ayrılmıştır. Şekillendirme öncesi ve sonrası tüm örneklerin CBCT taraması yapılmıştır. Kök kanalları Reciproc, ProTaper Next, OneShape, Proglider+Reciproc, OneG+OneShape ve ProGlider+ProTaper Next ile şekillendirilmiştir. CBCT görüntüleri üzerinde üç boyutlu modelleme yapılarak transportasyon ve merkezde kalma oranı değerlendirilmiştir. Taşan debrisin ağırlığı 10-5 hassas terazi ile ölçülmüştür. Toplam şekillendirme süresini içeren çalışma zamanı kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin gruplar arası karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizde p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, faklı düzeylerdeki transportasyon miktarı karşılaştırıldığında tüm gruplarda 7 mm'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Farklı düzeylerdeki merkezde kalma oranında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Kayma yolu oluşturulan gruplar daha iyi merkezde konumlanmıştır ve daha az transportasyon meydana gelmiştir. Kayma yolu oluşturulan gruplarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla debris çıkışı meydana gelmiştir (p<0,05). OneShape grubu diğer gruplar ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az debris çıkışı oluşturmuştur (p<0,05). ProGlider+ProTaper Next grubunda şekillendirme süresi diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzun sürmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamızda kullandığımız sistemlerin hepsi kabul edilebilir düzeyde transportasyon oluşumuna sebep olmuştur. Sistemlerin hepsi merkezden sapma göstermiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde kayma yolu oluşturan döner sistemler daha fazla debris çıkışına neden olmuştur. Daha güvenilir sonuçlara ulaşmak için farklı gruplar dahil edilerek daha fazla araştırmalara gereksinim duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kayma yolu, Debris taşması, CBCT, Transportasyon, Resiprokasyon, Tek eğe

Dental aygıtlarDental restorasyonDiş hekimliği+2
Cihan Küden
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sanal ve fiberoptik bronkoskopi uygulamalarının karşılaştırılması

Amaç:Multidedektör bilgisayarlı tomografilerin (MDBT) geliştirilmesi ile klinik yaklaşımda artan bir kullanım alanı bulan sanal bronkoskopinin trakeobronşial ağacın incelenmesinde en yaygın tetkik olan fiberoptik bronkoskopi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:41 hava yolu patolojisi şüphesi ile kliniğimizde toraks bilgisayarlı tomografisi (BT) elde olunan ve aynı zamanda fiberoptik bronkoskopi (FOB) uygulanan hastanın, 0,5 mm dedektör kolimasyonu ve 1mm kesit kalınlığı ile elde olunan aksiyel BT görüntüleri 3 boyutlu sanal bronkoskopi (SB) görüntüleri haline getirilmiştir. Elde olunan SB görüntüleri ve FOB incelemesi birbirinden bağımsız ve ayrı olarak değerlendirilmiş, sonuçlar FOB altın standart alınarak karşılaştırılmıştır. Bulgular:Yaş ortalaması 62,6 olan 32 erkek 9 kadın hastanın SB ve FOB bulgularının karşılaştırılmasında, SB‟nin duyarlılığı %74, özgüllüğü ise %71 olarak bulunmuştur. FOB ile karşılaştırmada SB‟nin pozitif prediktif değeri %83, negatif prediktif değeri %59 olarak tespit edilmiştir. Sonuç:Sanal bronkoskopi duyarlılık ve özgüllük değerleri açısından yüzeyel mukozal lezyonlar dışında fiberoptik bronkoskopiye tanısal açıdan benzer sonuçlar bildirmektedir. Pozitif prediktivite değeri oldukça tatmin edici seviyede yüksek olan tetkiğin özellikle mukus benzeri lezyonlarda yalancı pozitiflik ortaya koyması nedeniyle negatif prediktivitesi düşük kalmaktadır. Anahtar Kelimeler:Sanal bronkoskopi, Hava yolu patolojileri, Fiberoptik bronkoskopi.

BronkoskopiSolunumSolunum fonksiyon testleri+1
Nuri Baraz
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnme, intrakranyal kanama ve post kardiyopulmoner resüsitasyon vakalarında, optik sinir kılıfı çapının prognoz ve mortalite açısından değeri

Yoğun Bakım Ünitesine alınan İskemik inme, intraserebral kanama ve post KPR hastalarının bilgisayarlı beyin tomografisi görüntülerinden ölçülen optik sinir kılıfı çaplarının, hastaların prognoz ve mortalitesi ile ilişkisini, hastaların takip ve tedavilerini düzenlerken önemini incelemeyi amaçladık. Ocak 2014-Aralık 2016 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi Yoğun Bakım Ünitesine yatırılan 18 yaş üstü yetişkinlerden tanısı iskemik inme, intrakranyal kanama (hemorajik inme+travmatik kanama) ve post kardiyopulmoner resüsitasyon olan ve olaydan sonraki ilk 8 saatte yoğun bakıma alınan olguların yoğun bakıma yatışında ve klinik takibinde çekilen beyin BT lerinde optik sinir kılıfı çapı ölçümü her iki gözde optik disk çıkış yerinin 3 mm arkasından ölçüldü. Çalışmaya 39 iskemik inme tanılı, 45 intraserebral kanama tanılı, 37 post KPR tanılı olmak üzere toplam 121 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 54.90±20.83, %65.30 u erkek, %34.70 i kadındı. Araştırmamızda, tüm hasta grupları için OSKÇ'nin çıkış şekline göre farklılaştığı tespit edildi. 24 saatlik sağ ve sol OSKÇ verilerinin tümünde ex olan hastaların değerleri en yüksekti. Bununla birlikte OSKÇ ölçümlerindeki farklılıklar instraserebral kanama gruplarında daha belirgin gözlendi. Çalışmamızın sonucunda OSKÇ değerinin hastaların prognoz tahmininde kullanılabilir bir parametre olduğunu bulduk.

Beyin ölümüKalp durmasıKardiyopulmoner reanimasyon+6
Semih Sarılar
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik akut batın olgularında radyolojik değerlendirme

AmaçÇalışmamızda; akut batın ön tanısı ile opere olan pediatrik olgularda elde olunmuş olan radyolojik tetkiklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve YöntemŞubat 2003-Aralık 2009 tarihleri arasında akut batın ön tanısı alan ve opere olan 252 olgunun dosyalarından radyolojik tetkiklerindeki kayıtlı bulgular retrospektif olarak elde olunmuştur. Olguların tamamına ADBG ve USG, 10 olguya ise BT tetkikinin uygulandığı saptanmıştır. Her bir olgu için ADBG, USG bulguları ile var olan olgulardaki BT bulguları, klinik sonuçlara göre ayrıntılı olarak epikriz ve arşiv kayıtlarından belirlenmiştir.BulgularÇalışmaya alınan 252 olgunun 218'inin akut apandisit tanısı aldığı ve sıklık sırasına göre invajinasyon, over torsiyonu, Meckel divertikülüne bağlı patolojiler, intestinal obstrüksiyon ve tuboovaryan abse olgularından oluştuğu izlenmiştir.Çalışmamızda ADBG tetkikinde %48 oranında radyolojik bulgu saptandığı, bunların sırasıyla hava-sıvı seviyeleri, gaz distansiyonu, dilate bağırsak ansları ve sağ alt kadranda dansite artışı (apendikolit) olduğu ve ileus olgularında değerli olduğu görülmüştür.USG incelemede ise %75 oranında bulgu saptandığı belirlenmiştir. USG tetkikinde tüm olgular için izlenen bulgular sırasıyla patolojik apendiks, batın içi serbest sıvı, batın içi lenf nodu, periapendiküler yağlı dokuda heterojenite, apendikolit varlığı, invajine bağırsak ansı, over boyutunda artış, over dokusunda kanlanmanın azalması veya olmaması, dilate bağırsak ansı ve batın içi kitle şeklindedir. USG'nin apandisit ve invajinasyon tanısında en yararlı olduğu görülmüştür.BT tetkikinin ise sadece %4 olguda ileri görüntüleme yöntemi olarak kullanıldığı ve daha çok apandisit ve Meckel divertiküllü olgularda uygulandığı anlaşılmıştır.SonuçSonuç olarak çalışmamız, pediatrik akut batın olgularında, halen ADBG ve USG' nin rutin ve sık, BT' nin ise daha az kullanılan ileri görüntüleme yöntemi konumunda olduğunu ve olguların sıklıkla acil radyolojik şartlarda ve değişik deneyim sahibi araştırma görevlileri tarafından tetkik edilip raporlandırıldığını ortaya koymaktadır.Anahtar Sözcükler: Ayakta direkt batın grafisi, Ultrasonografi, Bilgisayarlı tomografi, pediatrik akut batın

Abdomen-akutApandisitAğrı+6
Şemsi Güliz Yılmaz
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter patolojilerinin değerlendirilmesinde çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile invaziv koroner anjiografinin karşılaştırılması

Epidemiyolojik önemi nedeniyle koroner arter hastalığının tanısı büyük önem taşımakta olup altın standart yöntem invaziv koroner anjiografidir. Tarayıcılarla ilgili teknolojik gelişmeler sayesinde, kalp atım hızı düşük olan ve uygun prosedürle çekilen hastalarda çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) koroner anjiografi, koroner arter patolojilerini yüksek duyarlılıkla tespit edebilmektedir.Çalışmamızın amacı koroner arterlerdeki stenotik lezyonların değerlendirilmesinde, ÇKBT anjiografinin invaziv koroner anjiografi ile karşılaştırıldığında doğruluğunu, avantaj ve dezavantajlarını araştırmaktır.G.Ü.T.F hastanesi Radyoloji Anabilim Dalına yönlendirilen invaziv koroner anjiografi yapılmış 50 hasta çalışmaya alındı. Hastaların %84'ü erkek (n=42) ve %16'sı (n=8) kadındı. Ortalama yaşları 56±4 ve çekim esnasında kalp hızları ise 59±5 idi. Tüm hastaların koroner arterleri Amerikan Kalp Cemiyetinin sınıflaması kullanılarak proksimal, orta ve distal segment olarak gruplandırıldı. Sonuçlarımız invaziv koroner anjiografi sonuçları ile karşılaştırıldı.Orta ve distal gruba dahil segment stenozlarını tespit etmedeki sonuçlarımız sırasıyla %95-%92 sensitivite, %96-%96 spesifite, %94-%80 pozitif prediktif değer ve %97-%98 negatif prediktif değerleridir. Ayrıca proksimal ve orta gruba dahil %50 ve daha fazla orandaki stenoz tesbit ettiğimiz 135 segmentde; sensitivite %97, spesifite %99, pozitif prediktif değer %97 ve negatif prediktif değer %99 idi. Proksimal ve orta segment stenozlarını tespit etmedeki başarımız, distal segmentlerdekine göre yüksek bulundu. Stenozun derecesi fazla olan, proksimal-orta segmentlerde ÇKBT anjiografinin lezyonu tespit etme oranı minimal darlık olan segmentlere oranla daha yüksektir. Ostial lezyonlarda ÇKBT anjiografinin güvenilirliği yüksek olarak tespit edildi.ÇKBT koroner anjiografi tek nefes tutma sürecinde yapılabilen, hasta rahatı ve potansiyel komplikasyonlar açısından avantajları nedeniyle koroner arter hastalığında düşük- orta riskli semptomatik veya asemptomatik hastalarda tarama ve tanı amacıyla non-invaziv olarak kullanılabilecek bir görüntüleme yöntemidir.

AnjiyografiKoroner anjiyografiKoroner damarlar+2
Feyza Gelebek Yılmaz
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kohlear implant adaylarının implant öncesinde yapılmış olan bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemelerinin değerlendirilmesi

Konvansiyonel işitme cihazlarından yarar göremeyecek kadar ileri düzeyde sensörinöral işitme kaybı olan hastalarda kohlear implant uygulaması ile işitme sağlanabilmektedir. Kohlear implant adaylarında kohlear sinir ve kohlea varlığının gösterilmesi gerektiğinden operasyon öncesinde bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kritik öneme sahiptir. Ayrıca radyolojik değerlendirme ile işitme kaybının etyolojisi ve anatomik varyasyonlar saptanabileceğinden olası komplikasyonlar ve operasyon başarısı da önceden tahmin edilebilir. Bu retrospektif çalışmadaki amacımız, kohlear implant adaylarının ameliyat öncesi çekilen BT ve MRG incelemelerinde dikkat edilmesi gereken noktaları, karşılaşılabilecek patoloji ve varyasyonları, bizim olgularımızda tespit ettiğimiz bulgularla birlikte literatür ışığında tartışmaktır.Çalışmamızda Radyodiagnostik Anabilim Dalımızda BT veya MRG tetkikleri yapılan 100 kohlear implant adayı değerlendirildi. Olguların 44'ünün sadece BT, 56'sının ise hem BT hem MRG incelemesi bulunmaktaydı. BT görüntülerinin değerlendirilmesinde 23 olguya ait 46 kulakta (%23) konjenital, 5 olguya ait 9 kulakta (%4.5) ise akkiz olmak üzere toplamda 54 kulakta (%27.5) kohleovestibüler patoloji saptandı. Kohlear anomalilerin saptanmasında ve sınıflandırılmasında iki modalite arasında fark saptanmadı. Temporal kemiğin detaylı anatomik yapısı, fasiyal sinirin temporal kemikteki seyri ve juguler bulbun konumu ancak BT ile gösterilebildi. Kohlear sinirin direk görüntülenmesi ve santral patolojilerin değerlendirilmesi ise sadece MRG ile mümkün oldu. Ayrıca kohlear obliterasyon MRG ile daha erken dönemde saptanabildi.Sonuç olarak, temporal kemiğin ve iç kulağın görüntülenmesinde her iki modalite birbirinden farklı ancak birbirini tamamlayıcı bilgiler sunmaktadır. Bu nedenle kohlear implant adaylarının preoperatif radyolojik değerlendirilmesinin hem BT hem MRG'yi kapsaması gerektiği düşüncesindeyiz.

Koklear implantlarKulak hastalıklarıMalformasyonlar+6
Melih Akşamoğlu
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı olgularda solunum fonksiyon testleri ile ekspiratuvar yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografi bulgularının korelasyonu

Çalışmanın amacı Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan olgularda ekspiratuvar yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografi (YRBT) bulguları ile solunum fonksiyon testleri (SFT) arasındaki ilişkilerin saptanması ve YRBT'nin tanıya katkısını belirlenmesidir.2008-2009 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim dalında tanısı konulan ve takip edilen 60 KOAH'lı hasta grubu ile kliniğe öksürük şikayeti ile başvuran ancak SFT değerleri normal olan 65 olgu kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil olan olgulara anabilim dalımızda YRBT incelenmesi gerçekleştirildi.KOAH'lı 60 olgunun 15'i kadın (%25), 45'i erkek (%75), kontrol grubunda ise 65 olgunun 6'sı kadın (%13.8), 59'u erkek (%86.2) 'ti. Olguların ortalama yaşları 50.4 idi.KOAH'lı olguların YRBT incelemesinde; olguların 35'inde tübüler bronşektazi, 33'ünde bronş duvar kalınlaşması, 35'inde amfizem, 26'sında dallanan sentrilobüler bronşioler kalınlaşmalar ve 22'sinde hava hapsi saptanmıştır.Kontrol grubu olguların YRBT incelemesinde; olguların 1'inde tübüler bronşiektazi, 2'sinde bronş duvar kalınlaşması, 2'sinde amfizem, 16'sında sentrilobüler bronşioler kalınlaşmalar ve 5'inde hava hapsi saptanmıştır.KOAH grubunda %FEV1, %FVC ve FEV1/FVC değerleri kontrol grubuna göre belirgin olarak düşük bulunmştur. Ayrıca YRBT bulguları ile SFT değerleri arasında belirgin korelasyon saptanmıştır. Ayrıca ekspiratuar YRBT de SFT değerleri normal olsa bile amfizem, bronşektazi gibi bulgular saptanmıştır.Sonuç olarak YRBT'nin KOAH tanısında SFT'ye belirgin derecede katkı sağladığını düşünüyoruz. Bunun yanında KOAH'ın erken evrelerinde ekspiratuar YRBT'nin SFT'ye üstün olduğu kanaatindeyiz.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifKronik hastalıkSolunum fonksiyon testleri+5
Ozan Kurtulgan
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hodgkin lenfomalı hastalarda birinci basamak tedavi sonuçları ve PET/BT nin tedavi sonuçlarına etkisi

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalına Haziran 1993 - Haziran 2012 tarihleri arasında HL tanısı alan ve takip edilen 106 hastanın aldıkları tedaviler ve tedavi yanıtları, tedavilerin ve prognostik faktörlerin GSK, HSK üzerine olan etkileri geriye dönük olarak incelendi. HL?de ise SUVmax değerleri ile tümörün davranışı arasında ilişkiyi gösteren yeterli veri yoktur. Bu çalışmada tanı anında evreleme amaçlı yapılan PET/BT?deki SUVmax değerlerinin tedavi sonuçlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra PET/BT değerlendirilmesinde tedaviye yanıtın değerlendirilmesi için geliştirilmiş olan skorlamalardan London skorlaması ve dinamik görsel skorlamanın tedavi sonuçlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Tedavi bitiminde ise MOPP/ABVD veya COPP KT?si alan hastaların %100?ünde, ABVD KT?si alan hastaların %66.6?sında, BEACOPP KT?si alan hastaların ise %93.3?ünde TY elde edilmişti ve bu üç tedavi seçeneği arasında TY açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). İleri evre hastalarda ABVD ve BEACOPP KT?si alan hastaların GSK sırayla %77 ve %85 idi (p>0,05). Yine HSK açısından iki tedavi arasında 71 BEACOPP alanlar lehine (%34?e karşın %90) istatistiksel olarak anlamlı fark mevcut idi.(p<0,05). Çalışmalara paralel olarak İPS oluşturan parametrelerden yalnızca evre IV hastaların GSK etkisini olduğu görülmüştür (p<0,05) PET/BT?de tanı anındaki SUVmax değerlerinin evre, IPS ve TY açısından anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0.05). Ancak tedavi sonunda TY elde edilemeyen hastaların başlangıçtaki SUVmax değerleri daha yüksek bulunmuştur (p>0,05). SUVmax değerlerinin GSK ve HSK etkilemediği görüldü. Çalışmamızda London skorlaması ve Dinamik görsel skorlama ile evre, histolojik tip, yaş, cinsiyet, hemoglobin, albumin, ECOG PS, IPS değeri, sedimentasyon hızı, lökosit, lenfosit, tanı anındaki SUVmax değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmadı. PET/BT değerlendirmesi yapılırken London veya dinamik görsel skorlamanın kullanılması ile yanlış pozitifliği daha aza indirmek mümkün olabilir

Hodgkin hastalığıLenfomaTedavi+1
Hilal Gül
Gazi University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Arteria vertebralis V2 parçasının ve komşuluğundaki kemik yapıların 3 boyutlu bilgisayarlı tomografi anjiografi görüntülerinde morfometrik ölçümleri ile varyasyonlarının araştırılması

Çalışmanın amacı, arteria vertebralis?in (AV) anatomik varyasyonları ile yaşlanmaya bağlı komşuluğundaki cervical vertebrae ile ilişkisinin belirlenmesidir. Retrospektif olarak 110 olgunun BT anjiografisi incelendi. Olgular yaşa göre grup A <45 yaş; grup B: 45-65 yaş; grup C>65 yaş ve üstü şeklinde üçe ayrıldı. AV?de darlık veya diseksiyon saptanan olgular kantitatif analize dahil edilmedi. İlk olarak AV ve foramen transversarium?un (FT) alanı ölçülerek, AV/FT kapsama oranı (KO) hesaplandı. İkinci olarak, AV ile processus uncinatus (PU) arasındaki mesafe ölçüldü. Tüm olguların % 92?sinde AV?nin C6 FT?nindan girişi gözlendi. Anormal giriş düzeyleri C7?den % 0.9; C5?den %5.4 ve C4?ten %3.6 olarak bulundu. Olguların %3.6?sında AV arcus aortae?den çıkmaktaydı. Hipoplazik AV insidansı %3.6 olarak bulundu. AV/FT KO 0.34-0.52 arasında değişmekteydi ve yaş grupları arasında AV/FT KO bakımından anlamlı istatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Grup C?de C4-C7 düzeyi arasında AV ile PU arası mesafe anlamlı olarak düşüktür (p<0.01). AV alanı FT alanı ile doğrudan ilişkili olup aralarında kuvvetli lineer korelasyon vardır. Arteria vertebralis?in V2 segmentinin varyasyonlarının bilinmesi, servikal spinal enstrümentasyon cerrahisinde ciddi iatrojenik yaralanmaları önleyebilir. Yaşlanmayla AV ile servikal vertebranın birbirine yaklaşması, vertebrobaziler inme gelişimi için anatomik predispozisyon oluşturmaktadır.

AnatomiAnjiyografiServikal vertebra+3
Banu Alıcıoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korda timpani' nin fasiyal sinirden çıkış varyasyonlarının yüksek çözünürlüklü BT' de değerlendirilmesi

Korda timpani, fasiyal sinirin en geniş intratemporal dalıdır. Fasiyal sinirin mastoid segmentinden ayrılıp anterolateral ve süperiora doğru seyreder, timpanik kaviteyi katederek anterior kanalikülden geçtikten sonra kafatasını terkeder. Korda timpani, dilin üçte iki ön kısmından tat duyusunu taşır ve ağız tabanında tükrük bezlerinin sekretomotor uyarılmasını sağlar. Günümüzde helikal BT temporal kemik görüntülemede altın standarttır çünkü kemik yapıları gösterebilme kapasitesi üst düzeydir. Yüksek çözünürlüklü BT, oldukça ince kesitler sunabilen korda timpaninin kesin ve güvenilir şekilde görüntülenebildiği bir yöntemdir. Korda timpani, posterior timpanotomi, otoskleroz ameliyatı, kolestatom ameliyatı, miringoplasti gibi ameliyatlarda yaralanmaya açık bir yapıdır. Orta kulak ameliyatı sonrası %15 hastada tat duyusu ile ilgili postoperatif komplikasyonlar gelişmektedir. Ameliyat öncesi temporal kemik YRBT' de korda timpaninin görüntülenmesi operasyonda oluşabilecek sinir hasarını azaltmaya yardımcı olacaktır. Çalışmamızda, Ocak 2013 – Aralık 2015 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı' nda yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi (YÇBT) çekilen bireylerin tetkikleri retrospektif olarak taranmıştır. En az bir tarafta normal temporal kemik yapısı bulunan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. 0,5 mm kesit kalınlığında aksiyal görüntüler elde edildi. Bu görüntülerden MPR yapılarak korda timpani görüntülendi ve ölçümler yapıldı. Korda timpaninin stilomastoid foramene olan uzaklığı 3,7±1,6 mm olarak bulundu. Korda timpani ve fasiyal sinirin mastoid segmenti arasındaki en uzak mesafe 2,3±0,6 mm olarak bulundu. Korda timpaninin fasiyal sinirden dallanma açısı 28,2±10,7º olarak ölçüldü. Aksiyal planda korda timpaninin dallanma lokalizasyonu 4 farklı şekilde tanımlandı. Korda timpaninin fasiyal sinirden sırasıyla 1-) %52,1 anterolateralden, 2-) %33,7 lateralden, 3-) %11,7 anteriordan, 4-) %2,5 posterolateralden çıktığı tespit edildi. Korda timpani ve fasiyal sinirin mastoid segmenti arasındaki en uzak mesafe ile korda timpaninin stilomastoid foramene olan uzaklığı arasında ters yönlü, korda timpaninin fasiyal sinirden dallanma açısı ile korda timpaninin stilomastoid foramene olan uzaklığı arasında aynı yönlü korelasyon vardır. Korda timpaninin ekstratemporal alanda dallanması %2,4 oranında görüldü.

AnatomiRadyografiTemporal kemik+2
Mehmet Ali Özel
Düzce University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

0-18 yaş arası minör kafa travması nedeniyle acil servise başvuran hastaların araştırılması

Günümüzde artan acil servis başvurularının beraberinde kafa travmalı hastaların sıklığında da artış dikkat çekmektedir. Kafa travmalı hastalardaki artış beraberinde bilgisayarlı beyin tomografisi çekimindeki artışı da getirmektedir. Bu çalışmada spesifik olarak ele aldığımız 0-18 yaş minör kafa travmalı hastaların semptomlarından yola çıkarak Acil Servis hekimlerine tanı, takip ve prognoz ile ilgili yardımcı olabilecek veriler derlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisi'ne 01.01.2015 ile 01.01.2016 tarihleri arasında başvuran 0-18 yaş minör kafa travmalı 370 olgu çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmamız prospektif bir olgu kontrol çalışması olarak tasarlanmıştır. Bilgisayarlı beyin tomografisi taramaları deneyimli bir radyolog tarafından yorumlanmış ve raporlar kaydedilmiştir. Veriler SPSS v 15.0 analiz programı ile değerlendirildi. Bulgular: 0-18 yaş arası minör kafa travması ile acil servise başvuran hastalardan BBT çekim kararı verilenlerin hiçbirisinde cerrahi girişim gerekmemiştir. Hastaların küçük bir kısmında epidural hematom, lineer fraktür, pnömosefali, sütur ayrışması gibi hayatı tehdit edebilecek bulgular saptanmıştır. Baş ağrısı şikayetiyle başvuruların amnezi, bulantı-kusma, baş dönmesi gibi bulgulara göre daha sık görüldüğü saptanmıştır. Ek yaralanması olan hasta grubu ile ek yaralanması olmayan hasta grubu arasında anormal BBT bulguları açısından belirgin bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: Kafa travması nedeniyle acil servise başvuran 0-18 yaş grubundaki hastalara BBT çekilmeden önce semptomları sorgulanmalı, Glasgow Koma Skoru hesaplanmalı ve ek yaralanma olup olmadığı belirlenmelidir. Aktif şikayeti olmayan ve Glasgow Koma Skalası skoru 15 olan hastalar, acil serviste bir süre gözlendikten sonra poliklinik kontrolüne gelmek üzere önerilerle taburcu edilebilir. Bu şekilde hem hastalar BBT'nin radyasyona bağlı yan etkilerinden korunmuş hem de tomografi çekimine bağlı ekstra maliyet azaltılmış olacaktır. Artan hasta sayısı ile birlikte 0-18 yaş minör kafa travmalı hastaların tanısında önemli bir yer tutan BBT'nin, kullanım sıklığı artmıştır. BBT, direkt grafiye oranla çok fazla radyasyon içerdiğinden, endikasyon dahilinde BBT çekilmesi ve hastaların malignite, radyasyon gibi yan etkilerden korunması amaçlanmıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpGlasgow koma ölçeği+5
Semih Güneysu
Düzce University
2017
00

Related subjects