Historical development
136 theses under this subject heading
Bankacılık tarihi gelişmeleri
Bu araştırma bankacılık sektörünün Türkiye'de tarihsel süreçteki değişimini ifade etmek ve bankacılık sektöründe yaşanan değişimlerin ülke ekonomisinde yarattığı durumları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Osmanlı Devleti'nden başlayarak Türkiye'de bankacılık sektörünün mevcut durumunun ifade edilmesi amaçlanan bu araştırmada literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılarak Osmanlı'dan günümüze bankacılık sektöründe yaşanan değişimler ve gelişmeler aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: banka, bankacılık, Osmanlı, Türkiye
Türkçenin tarihî sözlükleri
"Türkçenin Tarihî Sözlükleri" adlı bu çalışmada Türkçenin bilinen ilk sözlüğü olan "Divânü Lugâti't-Türk"ten 1928 Harf Devrimi'ne kadar yazılmış, dillerinden biri Türkçe olan sözlükler ele alınmıştır. Çalışmanın amacını, kapsamını, materyal ve yöntemini açıklayan giriş bölümünden sonra sözlük, sözlükçülük ve Türkiye'de sözlükçülük hakkında bilgiler verilmiştir. Türkçenin tarihi sözlükleri ele alınırken yazıldıkları dile, coğrafyaya, şekline veya konusuna göre herhangi bir sınıflamaya tabi tutulmadan yazıldığı yıla göre kronolojik olarak sıralanmıştır. Sözlüğün adı başlıkta gösterilmiştir. Sözlükleri tanıtırken öncelikle sözlük ve yazarı hakkında tanıtıcı bilgi verilmiş daha sonra sözlük konu ve içerik yönünden ayrıntılı olarak tanıtılmıştır. Bu tanıtımlarda sözlüğün adı, hangi dillerde yazıldığı, yazılış tarihi, yazılış amacı, düzeni, içeriği, sözlük üzerine yapılmış akademik yayınların künyesi, sözlüğün nüsha ve baskıları hakkında bilgi verilmiştir. Böylece Türkçenin söz varlığı hazinesi olan sözlüklerle ilgili bilgiler bir araya getirilerek söz konusu değerli söz varlıkları tanıtılmaya ve kayıt altına alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sözlük, sözlükbilim, Türkçe, tarihi sözlükler, Türkçenin tarihi sözlükleri.
The historical process and development of illustration
Illustration which is a branch of graphic design is a visual language, transmits both information and message converting the message format. It is the most practical and the shortest way of visual communication The shortest way for the the message is to be wanted to describe. Mixing the different each other interpretations and styles of containing pictorial values with original characters of the illustrator, it evokes an aesthetic pleasure to the reader-viewer .Illustrators help the text to be percieved in different meanings and extents with the aesthetic pleasure while completing it. Illustration is a visual language, and there are structural elements, such as every language. Effectiveness of the Illustration language depends on compliance of the design all through.The elements which describe the illustrator are firstly picture, secondly illustrations for the text and finaly illustrations as prepared purely for decorative purposes and irrelevant to the text. By the way it follows path which is the decorative complementary and interpreter . In this way it helps to explain the desired message more efficiently and productively. Illustration which is a branch of the graphic design with the development of technology and the increase of the new world industries; nowadays especially with developments in computer and printing area illustration artists have drawn their new ways and have created individual styles and techniques, the people of the modern world have had more opportunities than in the past with rapid technological developments. Kewwords: Illustration, Graphic Design, Illustrator, Technology.
Tarihsel süreç içinde eski Yunan uygarlığı giyim kültürünün karşılaştırmalı olarak günümüz giysi tasarımına yansımaları
Eski Yunan Uygarlığından önce o coğrafyada yaşamış önemli kültürel izler bırakmış olan ege uygarlıklarının tanıtılmasından sonra Yunan Uygarlığının tarih sahnesine çıkışı, toplumsal yapılanması, kültür ve sanatının biçimlenmesi, dönemin sanat anlayışı gibi bu Uygarlığı tanıtan önemli unsurlardan bahsedilmiştir. Kültürler arası iletişim ve etkileşimin kapsamında kültürel değişimin giyim kültürüne etkileri ve giyim kültürünü biçimlendirmesi ile dini ve mitolojik kaynaklı öğelerin giyim kültürüne etkisi incelenip açıklanmıştır. Eski Yunan Uygarlığı Giyim kültürünün tarihsel süreç içerisinde nasıl geliştiği, Yunanlıların hangi tarzda giysiler giydikleri, modalarının nasıl şekillendi ve nasıl geliştiği, aksesuarların nelerden yapıldığı, nerelerde kullanıldığının incelenmesi ve bunların karşılaştırmalı olarak günümüz giysi tasarımına yansımalarının değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Giyim kültürü, Eski Yunan Uygarlığı, Günümüz giysi tasarımı, Tarihsel Süreç.
Küreselleşme sürecinde çağdaş tiyatronun tarihsel değişimi
Tiyatro, içine doğduğu ve yaşadığı toplumun yapısından, kültüründen, tarihinden beslenir. Çağlar boyunca tiyatroyu beslemiş olan bu kaynaklar değişime ve dönüşüme uğramış, tiyatronun işlevi, amacı sorgulanmıştır. Bu sorgulama sürecinde dünyada meydana gelen gelişmeler de etkili olmuştur. Tiyatronun anlatım unsurlarının yanı sıra prodüksiyon sürecini, finansmanını ve sahnelenmesini bütünüyle etkileyen küreselleşme sürecinin, bir sanat aracı ve eylemi olarak tiyatroyu uğrattığı dönüşümün yansımaları, örnekleriyle birlikte bu çalışmada tartışılmaktadır. Böylelikle Çağdaş Tiyatronun, tıpkı kendisini önceleyen kavram ve teorilerin etkisinde kalması gibi, kendisinden sonra gelecek olan akımlara ve oluşacak teorilere tutacağı ışık, seçilen örnekler üzerinden analize tabi tutularak açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Çağdaş Tiyatroyu farklı boyutlarıyla temsil ettiği düşünülerek seçilen "Balkon", "Aç Sınıfın Laneti", "Andorra", "Bir Demet Tiyatro", "Ah Hollywood", "Cam Yapraklar", "Su ve Ateş Anıları" isimli oyunlar, eleştirel ve betimleyici bir yaklaşımla değerlendirilmiş, tiyatro dünyasının yaşadığı bu dönüşümün gelecek sanat dünyasına olası yansımalarına dair aydınlatıcı bir resim çizilmeye çalışılmıştır.
Tarihsel gelişim süreci içerisinde küreselleşmenin insan kaynakları yönetimi değişimine etkileri
Küreselleşme, özellikle teknoloji alanında yaşanan gelişmeler neticesinde coğrafi sınırların neredeyse sadece harita üzerinde bırakıldığı, ülkeler arasında, ekonomik, sosyal, politik açılardan ilişkilerin geliştiği ve bunu destekleyici işbirliklerinin her geçen gün yoğunluk kazandığı, bilgi, sermaye, ham madde gibi unsurların dünya çapında serbest dolaşımı neticesinde işletmelerin farklı bir çok ülkede faaliyet gösterebilme imkânını bulduğu, üretim ve tüketim dâhil olmak üzere hemen hemen her konunun dünya ölçeğinde planlandığı ve yürütüldüğü bir süreç olarak tanımlanabilir. Küreselleşme, işletmelerin örgüt yapıları ve yönetsel faaliyetlere bakış açılarını da önemli ölçüde değiştirmiş, işletmelerin yönetim ve işletme fonksiyonlarına yeni ve farklı bir boyut getirmiştir. Değişen dünya düzeni, yeni politik anlayış, kültürel ve ekonomik alanlardaki gelişmeler, dünya çapında faaliyet gösteren şirketlerin de operasyon ağında genişlemelere ve değişikliklere yol açmıştır. Küreselleşme süreci ile birlikte işletmeler faaliyetlerini ulusal sınırların ötesine taşıma imkânı bulmuşlardır. Birden fazla ülkede faaliyet gösteren ve sayıları her geçen gün artan çok uluslu işletmelerin yapısal farklılıkları, insan kaynaklarının yönetimde uluslararası yaklaşımı gerekli kılmıştır. Bu tez küresel işletmelerde insan kaynakları yönetiminin gerekliliğini vurgulamaktadır.
Toplu konutun tarihsel gelişimi ve İstanbul kent dokusunda toplu konutun yeri
TOPLU KONUTUN TARİHSEL GELİŞİMİ VE İSTANBUL KENT DOKUSUNDA TOPLU KONUTUN YERİ Barınma insanoğlunun en temel ihtiyaç ve haklarının başında gelmektedir. Barınma, toplumun tüm katmanları tarafından kolayca ulaşılabilir olmalıdır. Batı ülkelerinde görülen sanayi çalışmalar ve Endüstri Devrimi sonrası çağdaşlaşan şehirlerde konut edinimi ve düşük gelir grubunun barınma sorunu; ekonomik, siyasi ve toplumsal pek çok faktörün de etkisiyle "sosyal konut sorunu" olarak değerlendirilmektedir. Endüstri Devrimi beraberinde çağdaş standartları edinen İngiltere, Almanya, Fransa gibi pek çok ülkede konut sorunu 1800'lü yılların başlarında görülmeye başlanmıştır. Bu ülkelerde barınma sorununa dair çalışmalar yaklaşık 200 yıldır yürütülmektedir. Üretilen çözümlerin hepsi detaylı planlamalar halinde, yalnızca konut üretimini değil bununla birlikte farklı pek çok unsuru da hesaba katarak hazırlanmıştır. Türkiye'de barınma sorunu 1950'li yıllarda büyük kentlerin aldığı yoğun göçler ve bununla birlikte nüfus artışının hız kazanmasıyla başlamıştır. Bu sorunu çözmek adına batıda bu sorun karşısında alınan önlemler, yapılan çalışmalar incelenerek Türkiye'de de konut politikaları oluşturulmaya başlanmıştır. Konut sorununu geçmişten günümüze en çok yaşayan sınıf, düşük gelirli işçi sınıfıdır. Avrupa ülkelerinde bu sorunun çözümü için devletler çalışmalar yapmış gerek sosyal konut kredileri gerekse düşük kiralı konutlar gibi çalışmalarla vatandaşın barınacak yer ihtiyacını insani ölçülerde karşılamışlardır. Günümüze gelindiğinde, kiralık sosyal konut kavramının işlerliğinin olmadığı görülmektedir. Yapılan çalışmada geçmişten günümüze konut kavramı irdelenecek ve günümüzde yaşanan değişimlerle birlikte yeni konut tipleri incelenerek toplu konutların olumlu yönleri ortaya konulacaktır.
Cumhuriyet Döneminde Tatvan (1950-1970)
Köklü bir tarihe ve kültürel bir zenginliğe sahip Van Gölü Havzası coğrafyası, 20. yüzyıl başlarında isyanların, savaşların ve göçlerin yaşandığı hareketli bir döneme sahne olmuştur. Özellikle Ermenilerin başlatmış olduğu isyanlar ve Rusların birçok ili işgal etmesi bunun kanıtıdır. Bölgede baş gösteren isyanlar ve yaşanan savaşlar ise, asayişsizliğe neden olmuştur. Akabinde bu sorunlar, yerel halkın başka yerlere göç etmesini de zorunlu hale getirmiştir. Yaşanan tüm bu olumsuz havaya rağmen Osmanlı Hükümeti'nin buraya atadığı Mustafa Kemal Paşa ve yerel halkın çalışmaları ile bölge düşman işgalinden kurtulmuştur. Nitekim Cumhuriyet'in ilan edilmesi ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. Bu yıllarda, savaşların yarattığı izler silinmeye çalışılmış ve tüm yurtta çeşitli yatırım planları hazırlanmıştır. Van Gölü Havzası da bu planlar kapsamına dahil edilmiştir. Bu bölgeden verimli bir biçimde faydalanmak için çeşitli tetkikler yapılmıştır. Bölgeye gönderilen heyetin yaptığı incelemeler sonucunda Van Gölü üzerinde ulaşımın daha modern ve hızlı bir şekilde sağlanabilmesi için Bitlis'in en büyük ilçesi olan Tatvan uygun görülmüştür. Buradan hareketle 1934 yılında Van Gölü İşletme İdare Merkezi, Van Gölü'ne yakın Muradiye İlçesi'ne bağlı Ernis Köyü'nden (bugün Ünseli Köyü), Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Bitlis'e bağlı Tatvan'a alınmıştır. İlçede gerçekleşen diğer atılımlar, 1945 yılında da devam etmiş; tersane, liman ve iskelelerin yapımına başlanmıştır. Bunların yanı sıra uluslararası bir proje olan, Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu hattının önemli bir durağı olarak Tatvan bölgesi seçilmiştir. 1957 yılında yapımına başlanan Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu projesi, CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı-Central Treaty Organization) programı kapsamında gerçekleşmiştir. Tatvan limanına ulaşan vagonlar, feribotlar vasıtasıyla Van'a ulaştırılmış; böylelikle ülkemizin en doğusu ile demiryolu ağı kurulmuştur. Karayolu, denizyolu ve demiryolu ulaşımı yönüyle Tatvan, 1960'ın başlarından itibaren hızlı bir gelişme dönemine girmiştir. İran'a uzanacak demiryolu hattının 1964 yılında Tatvan'a varması ile ilçenin ekonomik ve sosyal faaliyetleri de artış göstermiştir. Okul bahçesinde başlayan ve Doğu Anadolu'nun en önemli fuarlarından biri haline gelen Tatvan Doğu Anadolu Fuarı, on binlerce ziyaretçiyi ağırlamıştır. Çevre il ve ilçelerden gelen binlerce insanın ziyaret ettiği bu fuar, Tatvan'ın ekonomik ve sosyal hayatını canlandırmıştır. Geçmişten günümüze tarih sahnesinde önemli bir bölge olan Tatvan ilçesi, 1930'lu yıllarda küçük bir kasaba iken; kısa süre içerisinde gelişerek askeri, idari ve ulaşım merkezi durumuna gelmiştir. İlçe, 1970'li yıllara gelindiğinde çeşitli atılımlarla daha da ivme kazanmıştır. Bu çalışmada konumu itibariyle Bitlis'in ilçesi Tatvan'ın, 1950 yılından başlayarak 1970 yılına kadar gerçekleşen tarihi seyri detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir.
Altıntaş nahiyesi (Dikey boyutta bir yerel tarih araştırması)
Günümüzde Kütahya'nın bir ilçesi konumunda bulunan Altıntaş'ın tarihi çok eskiye dayanmaktadır. İlk çağlardan beri burada yerleşim olduğu bilinmektedir. Altıntaş'ın 1520 tarihli tahrirden 1947 yılına kadar Kütahya'ya bağlı nahiye konumu devam etmiş görünmektedir. Altıntaş nahiye konumunda olduğu için nahiye bölgesindeki adli işlerin Kütahya kadılığınca, nahiye askeri bir birim olduğu için bölgedeki askeri işlerin tımarlı sipahilerce yürütüldüğü ifade edilebilir. 19. yüzyılın ikinci yarısı içinde düzenlenen nizamnameler döneminde nahiyelerin nahiye müdürlerince idare edildiği görülmekle birlikte 1871 tarihli Hüdavendigar Vilayeti salnamesinde Altıntaş nahiyesinin zabıta memurlarınca idare edildiği anlaşılmaktadır. Nahiyenin merkezi konumundaki Altıntaş köyünün bazen mahalle olarak gösterilse de genellikle köy statüsünde olduğu anlaşılmaktadır. Halkın genel itibariyle tarım ve hayvancılıkla uğraştığı ifade edilebilir. Altıntaş köyünde bulunan Alaeddin Cami ve Seyyid Süle Zaviyesi önemli yapılar olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada; 1520 ve 1571 tarihli tahrir, 1530 tarihli muhasebe, 1622 ve 1676 tarihli avarız, 1831 ile 1842 tarihli nüfus, 1845 tarihli temettuat defterleri, tereke kaydı, şahsiyet kaydı, atik-i esas kaydı, evkaf defterleri ve hurufat defterlerinin yanı sıra Hüdavendigar Vilayeti salnameleri incelenerek Altıntaş'ın sosyal, ekonomik ve idari yapısı ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır.
12-15. yüzyıllarda Mardin: Kültürel ortam, eğitim yapıları ve Kasımiye Medresesi
Mardin Kasımiye Medresesi, Mardin'in güney batısında Bab-ı Zeytun olarak bilinen bölgenin dışında oldukça eğimli bir arazi üzerinde yer alır. Yapı, Osmanlı Vakıf kayıtlarında Kasım Paşa Medresesi olarak geçmektedir. Kasım Paşa medresesi, "zaviye ve mescid" veya "medrese ve zaviye" olarak Osmanlı dönemi vakıf kayıtlarına geçmiştir. Tarihsel süreç içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bir ucu Akdeniz de başlayıp diğer ucu Basra körfezine uzanan Bereketli Hilal'in tam tepe noktasını oluşturan Mardin, Güneydoğu Anadolu bölgesinin ve orta çağ'ın en önemli kentlerinden biridir. Hareketli kültür ortamının ürünü olan kent, tarih boyunca önemini korumuş ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış nadir kentlerden biridir. Mardin şehir dokusu ve fiziki yapısının bölgede hüküm süren Artuklular devrinde gelişip şekillendiği ve mimari bir gelenek olarak devam ettiği görülmektedir. Artuklular'dan sonra kentte ve bölgede hâkim olan Akkoyunlu ve Osmanlı Devletleri, Artukluların kent mimarisinin şekillenmesinde önemsediği geleneği sürdürmüşlerdir. Tez çalışmamızda; Kasımiye Medresesi'nin plan, mimari, malzeme/teknik ve süsleme özellikleri açısından irdeleyerek, Mardin ve komşu kültür çevresi ile olan etkileşiminin mimariye yansıması değerlendirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde oldukça sağlam ulaşan yapımızın Artuklu Devri'nde inşa edilen medrese mimarisi ile benzer özellikler sergilemesi nedeniyle Artuklu Devri son dönemlerinde inşa edildiği ve Akkoyunlular tarafından tamamlandığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Ortaçağ, Mardin, Medrese, Akkoyunlu, Artuklu, Eğitim, Mimari
Türk dili tarihi içerisinde {+lık} ekinin gelişimi ve işlevleri
{+lIk} eki, Türkçenin en işlek yapım eklerinden biri olup Orhon Yazıtları'ndan günümüz eserlerine kadar varlığını korumuştur. Türk dili tarihi boyunca yaşanan değişim ve etkileşimler, {+lIk} ekinin de seyrini etkilemiştir. Ekin gelişimi devam ederken, işlevleri de tarihî süreç içerisinde artış göstermiştir. Yapılan çalışmaya göre, on altı işlev bulunmaktadır. Bu işlevler: bitki, hayvan, alet, eşya, giysi, renk, yer adı yaparak somut adlar; aidiyet ve mensubiyet, meslek, tıp terimleri, sayı, zaman, ölçü ve soyut adlar; ikilemeler, kalıcı isimler, sıfatlar yapmaktır. Bunun dışında ekin, yardımcı filler ve {+çI}, {+mAk}, {+mAz}, {+sIz} gibi eklerle de bir araya geldiği görülmüştür.
Moğolistan ve Türkiye ortaöğretim sistemlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Eğitim sistemlerinin karşılaştırılması, benzerlik ve farklılıkların ele alınması eğitimsel problemlerin çözümünde önemli rol oynamaktadır. Ortaöğretim, ülkenin eğitim sisteminde önemli bir yer almaktadır. Bu nedenle bu araştırma Moğolistan ve Türkiye'nin ortaöğretim sistemlerinin tarihsel gelişim aşamalarının, örgütsel yapılarının ve yönetsel işleyişlerinin nasıl yapılandırdıklarını, benzer ve farklı yönlerinin neler olduğunu incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada nitel veri toplama tekniklerden doküman analizi kullanılarak konu ile ilgili çeşitli kaynaklardan, iki ülkenin ortaöğretim sistemleriyle ilgili olan mevzuattan, internet ağı bilgilerinden, tez, kitap, dergi, makale gibi basılı bilimsel çalışmalardan yararlanmıştır. Araştırma sonucunda her iki ülkenin bugünkü ortaöğretim sistemleri tarihsel süreç içerisinde ülkelerin eğitim sistemlerine etkileyen sosya-ekonomik değişimlerine dayalı olarak kurulduğu gözlenmiştir. Her iki ülkenin eğitim sistemlerinin 1920'ler sonrası tarihsel süreçleri ve örgütsel yapıları yüksek oranda benzemektedir. Yönetsel işleyişleri açısından Türkiye daha 'merkeziyetçi', Moğolistan 'yerel yönetim' ağırlıklı olduğu, ortaöğretim sistemlerin örgütsel yapılarında ve öğretim kurum türlerinde farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Eğitim harcamaları konusunda Moğolistan'ın eğitime yapılan harcamaları Türkiye'ye göre oransal olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca, hem Türkiye hem de Moğolistan'da eğitim bakanlığın yapısında ve yönetsel işleyişlerinde sık sık değişiklikler yapıldığı ve bu gibi değişikliklerin de ortaöğretim kurumlarına düzensizlik ve belirsizliklerine yol açabildiği belirlenmiştir. İki ülkenin ortaöğretim sistemi daha da geliştirmek ve yaygınlaştırmak için ilk ve yükseköğretim sistemleri ile düzenli işbirliğinde bulunması ve ortaöğretim sistemlerine yönelik yapılan stratejik planlamaları düzenli izleme ve denetleme sistemi uygulanması gerekmektedir.
Çikolatanın tarihinde İsviçre ve İsviçre kültür ekonomisinde çikolata
Ülkelerin ekonomik kalkınma güçleri, son yıllarda, kültürel özellikleriyle doğru orantılı olarak şekillenmeye başladığı için ekonomi ve dolayısıyla tüketim unsuru olan yeme içme kültürü, Türk Halkbilimi alanında çalışılması gereken bir konu hâline gelmiştir. Buna bağlı olarak günümüzde toplumların yeme içme kültürleri içerisinde yoğun olarak yer alan çikolata da araştırılması gereken bir konu olmuştur. Çikolatanın tarihi 3000 yıl kadar önceki zamanlarda, Meksika'nın güneyindeki alçak alanlara yayılmış ormanlarda yaşayan Olmeklerle başlamıştır ve Olmekler'in komşuları olan Mayalar ve Aztekler, Olmekler'den öğrendikleri çikolatayı öncelikle kültür belleklerinde 'tanrıların yiyeceği' olarak kodlamışlar daha sonra kakao çekirdeklerini ticaret amaçlı kullanarak ekonomik açıdan çikolatayı ele almaya başlamışlardır. Günümüzde çikolata denilince akla ilk olarak Avrupa ülkeleri özellikle de İsviçre gelmektedir. İsviçre yılda kişi başına 11 kilo çikolata tüketerek dünya sıralamasında birinci sıradadır ve bu tüketimi İsviçre kültür ekonomisi ile birleştirerek avantaja çevirmiştir. Özellikle tarihsel süreçte çikolata sektörüne markaların katmış olduğu yenilikler ve kültürel çalışmalar aracılığıyla çikolata İsviçre'nin imgesi hâline gelmiştir. Bu bağlamda İsviçre'de yaratıcı endüstrilerin çalışmalarına ve dönemsel etkinliklere yer verilmiştir. Çalışmamızda bu kapsamda üç saha çalışması yapılmıştır ve bunlardan ilki 'Cailler Maison'dur. 'Cailler Maison' İsviçre'de en çok ziyaret edilen müzeler listesinde üçüncü sırada yer alan bir fabrikadır. Dönemsel bir etkinlik olan 'Le Rallye du Chocolat' ise yıl içerisinde farklı dönemler ve şehirlerde düzenlenen, üzerinde henüz araştırma yapılmamış olan çikolata mitingidir. Çikolata kapsamında eski bir faaliyet olan 'Cenevre Çikolata Festivali' başka bir ifadeyle 'Festichoc' 2005 yılından beri düzenlenmektedir ve yıllar içerisinde bu festival ekonomik gelir kaynağı hâline gelmiştir. Bu çalışma, kültürünü ekonomiye yansıtması konusunda başarı göstermiş ve gelişmiş bir Avrupa ülkesi olan İsviçre'nin çikolata bağlamındaki ekonomik faaliyetlerini incelemek üzere; Temel Kavramlar ve Yaklaşımlar, Çikolatanın Tarihî Kökeni, Çikolatanın Avrupa'ya Gelişi, Çikolatanın Tarihinde İsviçre ve İsviçre'yi Çikolata Ülkesi Yapan Markalar ve Çikolatanın İsviçre Kültür Belleği ve Ekonomisindeki Yeri olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda yukarıda bahsi geçen araştırma sahaları incelenerek çikolatanın, İsviçre'deki kültürel ekonomik boyutu ve İsviçre kültür belleğindeki yeri tespit edilmiş, böylece Türkiye'deki kültür ekonomisi çalışmalarına katkı sağlaması ve yeni çalışma alanları ortaya çıkarması amaçlanmıştır. Çikolata, İsviçre kültür belleğinde 19. yüzyıldan itibaren yer alabilmişken Türkiye kültür belleğinde baklava, mesir macunu gibi yöresel ürünler daimî olarak bulunmaktadır. Çalışmamız yöresel ürünlerden ekonomik gelir elde edebilmek için yukarıda ifade edilen dönemsel etkinliklerin Türkiye'de de düzenlenmesi ve üretim alanlarının turistik mekânlar hâline getirilerek ekonomik kazanç elde edilmesi noktasında Türkiye'deki yaratıcı endüstrilere örnek olabilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bunun için alanında profesyonel olan markaların sektöre sağlayacağı yeniliklere ve yatırımlara da ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler Kültür ekonomisi, çikolata, fabrika, müze, festival ve etkinlik, İsviçre, Türkiye, baklava, mesir macunu.
Türkiye'de göbek dansının tarihi
Dansın tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğu düşünülmektedir. İlkel insan, algılayamadığı ya da korktuğu olayları, doğaüstü güçlere bağlamış, bunların kutsiyetine inanmış, kendi mitlerini yaratmış, onlar adına çeşitli ritüeller geliştirmiştir. Doğa olaylarıyla başa çıkma, kötü ruhları kovma, bereket, sağlık ve güç dileme gibi totemlerin yanı sıra doğum, ergenlik, evlenme ve ölüm gibi geçiş dönemlerinde de törenler düzenlemişlerdir. İnsanlığın varlığını sürdürmesi için gerekli olan üreme de, danslı ritüellerde yerini bulmuştur. Kimi araştırmacıların söylediği cinsellik ve erotizm içeren veya hamilelik ve doğum sancılarını taklit ederek ortaya çıktığı düşünülen göbek dansının, tarihi köklerinin bu ritüellere dayandığı düşünülmektedir. Göbek dansı, temas ettiği toplumların kültürel etkileşimiyle günümüzdeki halini almıştır. Orta Asya'dan gelen Türkler, yerleşik Anadolu toplumları, göç yoluyla gelen Çingene/Roman toplumu ve çevrede bulunan Arap-Mısır toplumlarının kültürel alışverişiyle gelişmiş ve dünyaya yayılmıştır. Yüzyıllarca, Anadolu topraklarında, Osmanlı şölenleri ve eğlenceleri kapsamında, çengi ve köçek kollarında, geleneksel tiyatroda orta oyununda icra edilmiş, Tanzimat dönemi ile birlikte tuluat ve modern tiyatroda yer almıştır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte kadının toplumsal hayata daha çok dahil olmasıyla bireysel bir dans formu olarak gelişmiş ve bugünkü şeklini almıştır. Göbek dansı kalça ve bel bölgesinde yoğunlaşan dikey, yatay ve dairesel hareketlerden meydana gelmektedir. Ayrıca, omuzlarda ve kalçada titreme hareketleri bulunur. İcrasında giyilen açık giysiler sebebiyle bu dans, genellikle toplum tarafından ahlak dışı görülmekte, icracıları da ahlaki olarak düşük kişiler olarak algılanmaktadır. Bu çalışmada, göbek dansının ortaya çıkışı ve gelişimi incelenecek, Cumhuriyet dönemi öncesi ve sonrası profesyonel icralar değerlendirilecek, Türkiye'de göbek dansının tarihi gelişim süreci açıklanmaya çalışılacaktır.
Karşılaştırmalı tarihsel sosyoloji perspektifinde Avrupa ve Türk modernlikleri
Bu çalışma, modernliğin doğuşunu, geçirdiği evreleri ve günümüzdeki durumunu tarihsel sosyolojik bir perspektif içinde çözümlemeye çalışmakta, bu analizi Avrupa ve Türkiye'deki modernlik deneyimlerinin karşılaştırılması temelinde gerçekleştirmektedir. Modern toplumun hangi temeller üzerinde kurulu olduğu ortaya konularak, modernliğe yön veren ilkeler çeşitli insan sahalarına etkileri bağlamında analiz edilmektedir. Modernliğin kendine özgü bir insanlık durumu olduğu iddia edilirken, bu çerçevede, kapitalizm ile modernliğin ayrı fenomenler olduğu, kapitalizmin ekonomik modernliğin özgül bir biçimine karşılık geldiği gösterilmektedir. Tarihte ilk defa Batı Avrupa'da ortaya çıkması nedeniyle, modernliğin bir Batı projesi, Batı dışı toplumların modernleşmelerinin de bir Batılılaşma hareketi olduğu yaklaşımına çoklu modernlikler perspektifiyle karşı çıkılmakta, farklı modernliklerin de var olduğu iddiası Türk modernlik projesi ekseninde ortaya konulmaktadır. Bu kapsamda, Avrupa ve Türkiye'deki modernlik deneyimleri benzerlikleri ve farklılıklarıyla modernliğin üç temel sahası olan politik, ekonomik ve kültürel sahalardaki gelişmeler ışığında karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. İki coğrafi bağlamda, modernliğin geçirdiği inşa, kurumsallaşma ve gerileme aşamaları tarihsel süreç içinde tartışılmakta ve Avrupa ve Türk modernliklerinin bugün ulaştığı durum modernliğin gerilemesi iddiası çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye'de çocukluk dönemine bakış (Tarihsel değişim ve süreklilik)
Çocuk kavramı, kişinin yetişkin olmadan önceki dönemini kapsayan biyolojik bir evre olarak tanımlanırken; çocukluk ise çocuğun algılanışı ve yetiştirilme şeklini içeren toplumsal bir tasvir olarak telakki edilmiştir. Çocukluğa yöneltilen düşünceler ve seçilen paradigmalar, tarihsel süreç içerisinde değişiklik göstermiştir. Aydınlanma Dönemi ile başlayan modernleşme hareketlerinin toplumsal ayağı, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünya genelinde bir yayılma sürecinde iken, çocukluğun politik olarak yapılandırıldığı görülmüştür. Bahsedilen bu durum, Osmanlı Devleti'nde de geçerli olmuş ve toplumun modernizasyon çalışmalarında çocukluk dönemi yeniden yorumlanmış ve yapılandırılmıştır. Nitekim "devlet", "ideoloji" ve "eğitim" kavramlarının birbirleriyle olan diyalogları ve etkileşimleri oldukça kuvvetlidir. Devletler, ideolojilerini toplumlarına benimsetebilmek ve yerleştirebilmek gayesi ile eğitim alanından yararlanmışlardır. Bu sebeple özellikle ulus devletlerin kurulması evresinde, eğitim alanına verilen ehemmiyet oldukça fazlalaşmıştır. Zira ulus devletlerin ortaya çıkması ile toplumlar, yeni ve farklı ilke ve prensiplerle karşılaşmışlardır. Toplumların bu yeni ve farklı ilke ve prensiplerle bütünleşebilmesi için eğitim faktöründen yararlanma yoluna giden devletler, çocuk eğitimi sorunsalı ile mücadele etmek durumunda kalmışlardır. Çünkü ulus devletler, geleceklerini güvence altına alma ve devamlılıklarını sağlama konusunda, geleceğin yetişkini olarak görülen çocuklara büyük sorumluluklar ve görevler yüklemişlerdir. Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş sürecinde de benzer bir durum yaşanmış ve Cumhuriyetin kurucu kadrosu, tasvir edilen çocukluğu yapılandırabilmek gayesi ile mühim teşebbüslerde bulunmuştur. Bu doğrultuda yapılan teşebbüslerin başında eğitim kurumlarına yani okullara ve ders kitaplarına yüklenen özel işlevler olmuştur. Bu amaç doğrultusunda okulların ders programlarında da değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Nihayetinde Cumhuriyetin faziletlerini, ilke ve prensiplerini öğrenmiş ve içselleştirmiş, vazife ve mesuliyetlerine gönülden bağlı "ideal çocuğun" tasvirinde devlet, eğitim kanalıyla ideolojisinden yararlanarak, yeni bir çocukluk anlayışını yapılandırma yolunda önemli adımlar atmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocukluk, Eğitim, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti.
The historical interaction of the city with its mahalles: Ottoman Edirne in the late seventeenth and early eighteenth centuries
This study analyzes the spatial, demographic, and socio-economic structures of Edirne –the second capital of the Ottomans- in the 1700s. The main aim of this dissertation is to understand the Ottoman city in the case of Edirne (Adrianople), taking its mahalles as the main unit of analysis. In doing this, I, based on a relational approach to the city, examine different layers of city life simultaneously, e.g. its physical, demographic, and socio-economic structures on the basis of the socio-spatial dimension of the mahalle. I analyze the primary sources such as avârız and kefâlet (surety) registers of Edirne through quantitative methods including hierarchical clustering, correspondence analysis and through GIS (Geographic Information Systems) applications. In this study, I focus on a single city and study it in a detailed manner with a methodology through which I will be able to, in the future, compare its socio-economic and topographic structures and historical development with those of other cities. I try to interpret the attributes derived from the archival sources, such as titles, occupations, ethno-religious identities, gender, and properties of the people in relation to the city spaces and to describe the ecological position of the city by focusing on the spatial neighborliness/conjunctions or distinctiveness of these attributes. In other words, I was able to reveal how these attributes concentrate at the mahalle level and how mahalles differ in terms of these attributes. Accordingly, mahalles got multi-definitions constituting certain zones or sectors with other mahalles on the basis of qualitative resemblance to each other different than the conventional districts (semt) defined by on the basis of topographical neighbourhood. Besides, I was also able to visualize the change undergone by the city of Edirne in two different periods –1686 and 1703 – via different attribute profiles in two successive phases. This was an opportunity both to see what changed in the city and what did not and to interpret the interaction of the inner changes with the general historical context of the period under study. In this way, important developments were actualized in the relational methodology regarding the problem of following continuity, discontinuity and the change routes of different time series (sequences), which is among the most important methodological problems of historical studies.
Osmanlı sonrası şehirlerde kozmopolitlik serabı: İstanbul Beyoğlu, beyrut ve İskenderiye
Istanbul's historically cosmopolitan center Beyoğlu, went into a silent era in the twentieth century. Globalization in late 1990s triggered a nostalgic revival. Beyoğlu was home of a cultural renaissance. By mid 2000s, Istanbul was one of the most visited cities in Europe and Beyoğlu was its most inspiring neighborhood. I call this period the golden age of neo-liberal cosmopolitanism in Beyoğlu. This golden age was a brief one however. With the destructive effects of neo-liberal development and rising political tension in Turkey; the district lost its cosmopolitan soul, particularly from the perspective of the disillusioned groups. These circles relate this outcome to AKP's authoritarian turn. In this thesis –while recognizing the significance of political factors- I point out the inherent deficiencies of the neo-liberal revival. Gentrification and unauthenticity of the revival was already harming Beyoğlu's soul. The neo-liberal revival of the 2000s consisted of a consumption of nostalgia, commodification of history and cosmopolitanism. This was not a true renaissance of Istanbul's past cosmopolitanism. It was a mirage, a brief illusion. Even though this era was a cosmopolitan mirage; its social and cultural achievements are unparalleled in the Republic's history. This thesis is an attempt to understand the true nature of the past golden age and inspire a more sustainable future cosmopolitan golden age for Beyoğlu.
The historical development of museology in Turkey
The historical development of Turkish museology after 1980 will be re-searched in this thesis. The changes that happened before and after 1980 will be examined. The legal arrangements made after 1980 constitute the turning point for Turkey's museology. Law no. 2863 Code of Protection of Cultural and Natural Properties marks a drastic change in Turkish museology. "Regulation on Private Muse-ums and Their Auditing", published in the Official Gazette (no. 18289, 22 January 1984) allowed for the establishment of private museums. The number and variety of private museums has in-creased considerably since 1980. In 2000, the development of modern museology has brought new museum practices that are open to scientific applications and research. The architectural structures of the museums, exhibition aspects, and technology and management models have changed. After 2010, the number of the city, science, and university museums has increased. In addition, international exhibitions and museum awards that came with the membership to international organizations have created new sources for the change in the museum culture. With advancing technology, the mu-seum exhibition and presentation techniques have become more visitor-oriented. The use of touch screens, simulators, robots and, holograms in the exhibition areas have supported the modern new museology. The number of digital, mobile, and visual museums has increased rapidly. The increasing interest in the muse-ology in the culture industry and creative industries has led to a change in per-ception in the society. However, this has caused a lot of controver-sies about the sustainability of the development of the museums in Turkey. This thesis tries to contribute to the ongoing discussions.
The advertising industry in Turkey: The field, history and recent trajectory
This dissertation analyzes the advertising industry in Turkey from a historical and sociological standpoint. Unlike earlier works on advertising that overwhelmingly employ semiotic and symbolic readings of ads, this study focuses on the production process of advertising. In doing so, I describe and analyze the actors within the field of advertising and the network of relations that span and constitute this field. Unlike the available historical narratives of the advertising field in Turkey, which are mostly produced by the "insiders"- and, as such, "official" historical narratives- this study analyzes the evolution of advertising as a field of cultural production by taking into account other social and economic factors as well as the internal dynamics of the field. In order to do this, I employ sociologist Pierre Bourdieu's "field analysis" as a methodological device. The study shows that advertising field has been historically constituted on a fundamental tension between creativity and commerce in Turkey and it is shaped by the struggles among two dominant groups and peculiar agents in its formation stage. Advertising business was of the entrepreneurial character as a brokerage task in its initial stage and along with the social and economic developments, it is transformed into a cultural production field with an artisanal character. In addition to focusing on the formational stage of advertising, the study examines the recent trajectory of the field and demonstrates the changes in power relations and balances of capital in the field depending on foreign agency partnerships and globalization.
Historical evolution of scientific knowledge in Turkey: The discipline of economics from the 1930s to the 1960s
This dissertation analyzes the historical evolution of the economics discipline through the publications of Istanbul University Faculty of Economics and Ankara University Faculty of Political Sciences in between the 1930s and the 1960s. This period, from the foundation of the Faculty of Economics till the new mainstream was established by the neoclassical synthesis, represents a blurred era during when the discipline of economics was shaped by various social and political factors both locally and internationally. In formation of the teaching of economics and economic thought at the university level, this study concentrates on the roles of academic economists who appeared as the main actors in the translation process of the current economic theories and the precepts of various schools of thought into local. Based on a detailed textual analysis on the university publications, this study examines in what ways and to what degree this translation was materialized in the local context, as well as how the economic knowledge, the scope and the components of the discipline of economics were conceptualized by academic economists in the zeitgeist. This dissertation argues that this reception/translation process that shaped the evolution of economics at the educational field went beyond an effort of imitating the experience of developed countries, but shaped by the utilization of eclectic methods within the context of local peculiarities, which reflects the influence of the value-added by academic economists.
Viyolonsel yapımcıları ve viyolonselin gelişimi
Bu araştırmada viyolonselin yapımı, tarihçesi ve önemli viyolonsel yapımcıları hakkında bilgi verilmiştir.
Tarihi ve arkeolojik veriler ışığında Besni
Çalışma sahasını oluşturan Besni ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin, Orta Fırat bölümünde yer alan Adıyaman iline bağlıdır. Antik dönemde Kommagene bölgesinin sınırları içerisinde yer alan Besni yöresi, zengin su kaynaklarına ve verimli ovalara sahiptir. Bu nedenle yapılan araştırmalar dahilinde Besni bölgesinin Prehistorik dönemlerden günümüze kadar yerleşim görmüş olduğu ortaya çıkmıştır. Besni ve çevresinde su kaynaklarının oluşturduğu akarsu boylarında yükselen sarp kayalık yamaçlarında çok sayıda doğal mağaralar bulunmaktadır. Paleolitik Çağ insanının barınmasına elverişli bu bölgede, Paleolitik döneme ait ilk araştırmalar 1937-1938 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Besni bölgesinde Paleolitik Çağ'a ait aletlerin tespit edilmesi, Eski Çağ tarihi açısından önem arz etmektedir. Besni'nin, Eski Çağlarda ticaret ve askeri yolların kesiştiği kavşak bir noktada yer alması bu bölgeyi stratejik açıdan önemli kılmıştır. Bölgede bulunan antik yol ağlarının kalıntıları, Asur Koloniler Çağ'ından itibaren inşa edilmiş Osmanlı Devleti dönemine kadar kullanılmıştır. Besni bölgesi, doğu-batı arasında köprü niteliği taşıdığından dolayı birçok kültürün etkisinde kalmıştır. Bölgede yürütülen kazı ve yüzey çalışmaları sonucunda ilçenin güneyindeki Keysun ve Fal Ovalarında çok sayıda höyük, ilçenin sarp, kayalık yamaçlarında ve yerleşim alanlarına yakın bölgelerinde Geç Hellenistik ile Roma kültürüne ait çok sayıda nekropol alanları, kaya mezarları tespit edilmiştir. İlçenin Üçgöz köyünde, Şambayat beldesinde ve Zormağara gibi yerlerde Geç Hellenistik ve Roma kültürünü yansıtan tümülüsler saptanmıştır. Ayrıca Bölgenin Demir Çağı ve Geç Hellenistik dönemlerine ışık tutan yazılı kaynaklar bulunmuştur.
İnsan hakları kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavrama Türk basınının bakış açısı:Cumhuriyet ve Yenişafak gazetesi örnekleri
Bu çalışma 1 Aralık 2014- 31 Aralık 2014 tarihleri arasında insan hakları ile ilgili yapılan haberlerin niceliği ve diğer haberlere oranı ile ilgilidir. Bu bağlamda sağ ve sol basın karşılaştırılmış, sağ kesimi temsilen Yeni Şafak, sol kesimi temsilen Cumhuriyet gazeteleri seçilmiştir. Bu araştırma kapsamında, insan hakları kavramının tarihi ve toplumsal alt yapısı ve medeniyetler üzerindeki etkileri araştırılmış ayrıca Osmanlı İmparatorluğundan, Türkiye Cumhuriyetine insan hakları ve demokratikleşme sürecinin geçtiği yollar analiz edilmiştir. Bu bağlamda, insan hak ve özgürlüklerine ait kavramlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, kişisel, kolektif ve toplumsal haklarla ilgili yapılan haberlerin yayın sıklıklarına bakılarak sonuçlar çıkarılmıştır.