Davranışsal ekonomi
101 theses under this subject heading
Tüketicilerin online itkisel satın alma niyetlerinin davranışsal ekonomi yaklaşımları kapsamında incelenmesine dair bir saha araştırması
Geleneksel ekonomi yaklaşımları bireylerin rasyonel olduğunu savunurken, davranışsal ekonomi yaklaşımları belirsizlik ve riskli durumlarda bireylerin karar mercilerinin irrasyonel olduğunu savunmuştur. Çalışmacılar, yapmış oldukları ampirik çalışmalar ile bunu kanıtlamıştır. Bu noktada çalışmada tüketicilerin kararlarına etki eden etmenlerden olan davranışsal ekonomi yaklaşımları ve kişilik yapıları ile online itkisel satın alma niyetleri arasındaki ilişki incelenmiştir. İrrasyonellik ise çalışmada incelenen kavramların ortak paydasını oluşturmuştur. Bu Çalışmada pazarlama stratejilerinde en çok tercih edilen davranışsal ekonomi yaklaşımlarından çerçeveleme etkisi, zihinsel muhasebe ve batık maliyet yanılgısı kullanılmıştır. Davranışsal ekonomi yaklaşımlarının açıklanmasında kullanılan senaryoda, günümüzde hala sürmekte olan Covid-19 pandemisi ile uyarlanmış ve hayali kurgulamanın yerine gerçek şartlar altında sorgulama yapılmış, böylece tüketicilerin online itkisel satın alma niyetilerinin gerçek risk altında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı, tüketicilerin online itkisel satın alma niyetlerinin davranışsal ekonomi yaklaşımları kapsamında açıklanmasıdır. Devamında da tüketicilerin online itkisel satın alma niyetlerinin kişilik tiplerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Amaç perspektifinde çalışmada deney ve kontrol grubu kullanılarak oluşturulan çalışmanın kavramsal modelinde tüketicilerin kararlarını etkileyen faktörlerden davranışsal yaklaşımlar, kişilik tipleri ve bunların online itkisel satın alma niyeti ile farklılık ölçümlemeleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerden yüzde ve frekans, Ki-Kare Testi, Bağımsız Örneklem T-Testi, ANOVA analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın amacı ışığında ilgili kavramlar açıklanmış ve ilgili literatür taramasına yer verilmiştir. Çalışma verileri yüz yüze ve çevrimiçi anket tekniği ile elde edilmiştir. Verilerin analizi SPSS istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular; tüketicilerin kazanç ve kayıp durumlarında kararlarının farklılaştığı, online itkisel satın alma niyetinde eklemeli/çıkarmalı seçenek çerçevelemesi ile batık maliyet yanılgısında çekilişle elde etmede farlılık oluştuğu, kişilik tipleri söz konusu olduğunda zihinsel muhasebe ve batık maliyet yanılgısında farklılık meydana geldiği, kişilik tipleri ile online itkisel satın alma niyetleri arasında farklılık oluşmadığı ve son olarak da demografik özelliklerden medeni durum değişkenine göre online itkisel satın alma niyetlerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak verilen cevaplarda Covid-19'un makro etkisinin olduğu ifade edilebilir.
Pozitif ve negatif duygu durumlarının tüketicilerin satın alma kararları üzerine etkisinin belirlenmesine dair davranışsal ekonomi perspektifinden bir araştırma
Duygular, günlük yaşantımızın önemli bir parçasıdır. Özellikle son dönemde, işletmeler tüketici davranışlarını daha iyi anlamak için duygu kavramına ve fonksiyonlarına ilişkin yapılan araştırmalara önem vermektedirler. Fakat insanlar, uzun süreler boyunca geleneksel ekonomi yaklaşımı tarafından rasyonel varlıklar olarak değerlendirilmiştir. Geleneksel ekonomi yaklaşımına göre insanlar, bazı varsayımlar çerçevesinde hareket eden ve "homoeconomicus" olarak adlandırılan çıkarcı varlıklardır. Davranışsal ekonomi yaklaşımı ise insanı "sadece insan" penceresinden ele almaktadır. Dolayısıyla insanların daima rasyonel davranışlar göstermesinin mümkün olamayacağını savunmaktadır. Bu yönüyle davranışsal ekonomi, psikoloji temelli metotları ile insan davranışlarının "homoeconomicus" varsayımından sapma durumlarını incelemektedir. Duygu durumlarına ilişkin araştırmalar incelendiğinde, satın alma kararları üzerine davranışsal ekonomi perspektifinden yapılan bir araştırmaya rastlanılmamıştır. Bu durum çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında, yöntem olarak davranışsal ekonominin varsayımsal seçim tekniği kullanılmıştır. Ayrıca davranışsal ekonominin bilimsel araştırma sürecine uygun olarak katılımcı davranışları incelenmiş, bulgular bilimsel yöntemlerle değerlendirilmiş ve geleneksel ekonomi yaklaşımları ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada anket tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın temel amacı, tüketicilerin duygu durumlarının satın alma kararları üzerindeki etkisini davranışsal ekonomi yöntemi perspektifinden belirlemeye yöneliktir. Ayrıca katılımcıların demografik değişkenleri ve tüketici profillerinin satın alma kararı üzerindeki etkisinin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Duygu durumları pozitif ve negatif olmak üzere kategorize edilmiştir. Duygu durumlarının satın alma kararları üzerindeki etkisi, davranışsal ekonominin çıpalama, sürü davranışı ve çerçeveleme yöntemleri kapsamında incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 500 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara toplam 4 bölüm ve 40 sorudan oluşmaktadır. Anketler demografik bilgiler bölümü, Tüketici Karar Verme Tarzları Envanteri, PANAS Ölçeği'nden oluşmaktadır. Çalışmanın kavramsal modeli kapsamında 9 araştırma sorusu geliştirilmiştir. Verilerin güvenirlik, geçerlik ve normal dağılım durumları belirlenmiştir. Ardından korelasyon analizi, U Testi ve H Testi uygulanmıştır. Tanımlayıcı istatistikleri kapsamında, çıpalama, sürü davranışı ve çerçeveleme yöntemlerinin satın alma kararlarını etkilediğine yönelik güçlü bulgular elde edilmiştir. Ayrıca, çalışma kapsamında geliştirilen araştırma soruları belirlenen testler kapsamında analiz edilmiştir. Çıpalama, sürü davranışı ve çerçeveleme yöntemleri kapsamında, tüketicilerin duygu durumlarının satın alma kararları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar verdiği belirlenmiştir.
Davranışsal finansın yatırım teorisine katkısı üzerine bir değerlendirme
İktisat ve finans alanlarının büyük bir kısmı insanların rasyonel hareket ettikleri ve ister yatırım isterse de diğer iktisadi karar alma süreçlerinde tam bilgiye sahip oldukları esasına dayanmaktadır. Bu açıdan şimdiye kadar birçok teori ve modeller geliştirilmiştir. Bundan farklı olarak birçok çalışmalarda da insanların irrasyonel davrandıklarını ve böylece iktisadi ve finansal teorilerin piyasayla uyuşmadığı saptanmıştır. Bu çerçevede davranışsallık olgusu gelişerek, kendisine ekonomik kavramların içinde önemli bir yer edinmiştir. Bireylerin rasyonel değil, dış faktörlerden etkilenen, duygu ve düşüncelerine yenik düşebilen bir varlık kabul edilmesi gerektiğini, yatırımcı bireylerin, yatırım kararları alırken sadece risk ve getiriye odaklanmayıp diğer değişkenleri de işin içine katması gerektiğini ve bu kararların fayda maksimizasyonu ilkesine göre değil, olabilecek en iyi ihtimalle verilmesi gerektiğini varsayım olarak nitelendirmiştir. Davranışsal finansta bireyin dış faktörlerden etkilenerek yatırım kararlarında psikolojik ve bilişsel eğilimler sergilemesi, bu kararların verilmesinde önemli bir etken olmuş ve bu eğilimlere karşı stratejilerin oluşturulması bireylerin yatırım kararlarına ışık tutulabileceğine inanılmaktadır.
Kamu politikalarında davranışsal iktisat yaklaşımı: Gaziantep örneği
Günümüzde seçeneklerin artması ve ekonomik belirsizliklerle birlikte bireylerin karar verme süreçlerinin daha karmaşık hale gelmesi rasyonellikten uzak kararlar verilmesine neden olmaktadır. Geleneksel iktisat düşüncesinde kabul gören tam rasyonellik kavramı ise günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Bireylerin rasyonellikten uzak karar vermesinde sadece seçeneklerin çok ve karmaşık olması değil, zihinsel, sosyal ve psikolojik olarak birçok faktörün etkisi mevcuttur. Uygulanacak olan kamu politikalarında bireylerle iş birliği içinde ve davranışlarını doğru şekilde analiz ederek politikalar tasarlanması gerekmektedir. Parasal teşvikler ve kısıtlayıcı önlemler kullanılarak uygulanan kamu politikası araçları bireylerin davranışlarında kısa süreli etkilere sebep olmakta ve bireyler belirli bir süre sonra alışık oldukları davranışlara geri dönmektedir. Bu sebeple, ekonomi, eğitim, çevre ve enerjiye kadar hayatın her alanında kendisine yer bulan davranışsal içgörüler kullanılarak uygulanan politikalar daha uzun vadeli çözüm önerileri sunmaktadır. Bu çalışmada, Gaziantep ilinde yaşayan bireylerin davranışsal kamu politikalarına yönelik davranışlarını incelemek için 539 adet katılımcıya ulaşılmıştır. Elde edilen veriler, non paremetrik testlerden, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H Testi ve bağımlı değişkenlerin birbirleri ile arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Spearman'ın Sıralama Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, bireylerin rasyonellikten uzak seçimlerde bulunduğu tespit edilmiştir. Dürtme yöntemleri kullanılarak bireylerin lehine olacak şekilde özgürlüklerine müdahale etmeden tasarlanacak olan davranışsal kamu politikalarının hem bireylere hem de uzun vadede ekonomik büyümeye katkı sağlayacağı konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Neoklasik iktisat, davranışsal iktisat ve İslam iktisadında rasyonellik ve sınırlı rasyonellik kavramları ve bu kavramların farklılaşması
İktisat ve psikoloji biliminin birleşimiyle oluşan davranışsal iktisat, son dönemde varsayımları ile dikkat çekmektedir. İktisat biliminin ana ayaklarından birini oluşturan Neoklasik iktisadın savunduğu rasyonel birey kavramı davranışsal iktisatla birlikte yeniden gündeme gelmiştir. Rasyonel birey yaklaşımında, iktisadi sistemin parçası olan tüketicilerin davranışlarını incelenirken bireyin birçok duygusu göz ardı edilir. Halbuki davranışsal iktisat insanı, onu var eden duygularıyla beraber herhangi bir kısıtlama yapmadan araştırmalarına dahil etmiştir. Yapılan bu güncel çalışmalar doğrultusunda iktisat bilimi, insanın sosyal hayatını ve davranışlarını inceleyen psikoloji ve sosyoloji gibi disiplinlerle, insan hayatına yön veren dini inançlarla doğrudan ya da dolaylı bir bağlantı kurarak, insanların karakterlerinin birbirinden farklı olduğunu ve bu farklılıkları iktisadi kararlarına yansıttıklarını göstermiştir. İktisadi durumlarda etik ve ahlaki değerler ile dini inanç ve piyasa uyum içinde olduğundan, toplumun refahı ve adil bölüşüm gibi konular da fonksiyonda yer almalıdır. Aynı şekilde davranışsal iktisadın teorileri de iktisadi analizlere dahil edilmelidir. Böylelikle iktisadi olayların daha anlaşılır olmasına ve daha iyi analizinin yapılmasına imkan sağlanacaktır.
Davranışsal iktisatta bireylerin ve firmaların yatırım kararlarını etkileyen bileşenlerin rasyonalite perspektifinde analizi
Ana akım iktisadi öğreti, insanları kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve faydasını en çoklaştıran rasyonel bir varlık olarak kabul etmektedir. Neoklasik akım ile birlikte mikroekonominin temelleri de rasyonalizme dayandırılmış ve bu sayede matematiksel olarak anlaşılabilir bir disiplin oluşturulmuştur. Ancak zaman içinde rasyonel beklentiler ve etkin piyasa hipotezi gibi makroekonomik modeller, ekonomik aktiviteyi açıklamakta yetersiz kalmıştır. Özünde rasyonel kabul edilen insanın, gerçekte bilişsel ve duygusal birtakım faktörlerden etkilendiğini açıklayan alternatif iktisadi yaklaşımlar geliştirilmiştir. Psikoloji bilimindeki ilerlemeler ile insanların kognitif yanlılıklarının olduğu ve kararlarını belli kısıtlar altında aldığı anlaşılmaya başlanmıştır. Sempati, haz, vicdan, acı gibi duygular insan davranışlarının psikolojiden beslenerek iktisadi kararları nasıl etkilediğini açıklamak giderek önem kazanmıştır. Davranışsal iktisadın ortaya çıkışıyla birlikte deneysel çalışmalarla bireylerin irrasyonel kararlar alabildikleri ve bu kararları etkileyen bilişsel unsurların olduğu kanıtlanmıştır. Bu amaçla çalışmada, bireylerin ve firmaların yatırım karar larındaki psikolojik ve bilişsel eğilimler davranışsal iktisat temelinde araştırılmıştır. Bunun için firmalar ile yarı yapılandırılmış mülakat, fertler ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Kurumsal bazda kalitatif, bireysel bazda ise yapısal eşitlik modeli çerçevesinde hem istatistiksel hem de betimsel açıdan sonuçların gerçek hayatı temsil etme gücü arttırılmıştır. Elde edilen bulgular la yatırım kararların ı etkiyen faktörlerin rasyonellik yapısı detaylı analiz edilmiştir.
Davranışsal iktisat ve bireylerin karar verme sürecinde ortaya çıkan gizli tuzaklar üzerine bir inceleme
Davranışsal iktisat yaklaşımı ana akım iktisadın önemli varsayımı olan rasyonellik kavramının her zaman geçerli olmadığını savunmaktadır. Psikoloji biliminde yirminci yüzyıl ortalarında yaşanan gelişmeler sonucunda bireylerin rasyonel davranış sergilemesine engel olan nedenler araştırılmaya başlanmıştır. Bu araştırmaların sonunda, bireylerin hızlı karar vermesi gereken durumlarda bazı gizli tuzaklara düştükleri ve bu nedenle rasyonellikten saptıkları anlaşılmıştır. Bunun yanında birey belirsizlik ve risk altında karar vermesi gerektiğinde rasyonellikten uzaklaşmaktadır. Davranışsal iktisat yaklaşımında yaşanan gelişmeler akademik çevreler tarafından takip edildiği gibi devlet yöneticilerinin de dikkatini çekmektedir. Devletlerin kamu politikası üretim süreçlerinde davranışsal unsurlar kullanılması amacıyla birimler kurdukları görülmektedir. Bu tez çalışmasında ilk olarak davranışsal iktisadın ortaya çıkışı ve gelişim süreci ele alınmaktadır. İkinci olarak dünyada ve Türkiye'de uygulanan davranışsal kamu politikalarından örnekler verilmektedir. Üçüncü bölümde karar verme sürecinde bireyleri rasyonellikten uzaklaştıran gizli tuzaklar açıklanmaktadır. Son bölümde ise; yüz yüze yapılan anket sonucunda bireylerin karar verme sürecinde rasyonellikten alıkoyan tuzaklar analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; bireylerin yemleme, sahiplik, çıpalama, zihinsel muhasebe ve hiperbolik indirgeme tuzaklarına düştükleri için rasyonellikten saptıkları tespit edilmiştir.
Davranışsal iktisat ve çıpalama üzerine bir inceleme
Ana akım iktisat, insanı rasyonel bir varlık olarak tanımlamış ve rasyonel insanın faydasını maksimize etme amacıyla hareket ettiğini öne sürmüştür. İktisat teori ve politikaları bu savlara göre şekillenmiştir. Sosyal bir bilim dalı olan iktisat için bu modellemeleri yapmanın gerekli ve mantıklı olduğu düşünülmüştür fakat insanın her zaman rasyonel davranması ve bunun sonucunda faydasını maksimize etmeyi başarması tartışmaya açık bir konu olmuştur. 20. yy'ın ortalarına gelindiğinde ise başta psikoloji olmak üzere bireyin karar almasıyla ilgilenen diğer bilim dallarındaki gelişmeler iktisat metedolojisini daha yakından etkilemeye başlamıştır. Herbert Simon öncülüğünde iktisatçıların da insan psikolojisini dikkate alarak analizler yapmasıyla birlikte davranışsal iktisadın kurumsal inşası başlamıştır. Davranışsal iktisat temel olarak insanın rasyonel davranmadığı zamanlarda nasıl karar aldığını ve rasyonaliteden sapmaların nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde davranışsal iktisat ve neoklasik iktisat arasındaki farklılıklara değinilmiştir. İkinci bölümde bireyin karar alması üzerinde etkili olan rasyonalite, sınırlı rasyonalite ve fayda kavramları tartışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise rasyonaliteden sapmalara neden olan bilişsel kısa yollar ve ön yargılara değinildikten sonra bu bilişsel kısa yollardan çıpalama etkisi incelenmiştir. Çıpalama etkisi anket çalışmasıyla incelenmiş ve elde edilen bulgular daha önceki çalışmalar ışığında yorumlanmıştır.
Makroekonomik değişkenlerdeki değişimin tüketici davranışları üzerine etkisi
Ekonomi, tüketicilerin yaşamına doğrudan yön veren önemli faktörlerden biridir. Makroekonomik göstergeler ise ekonomiyi şekillendiren temel bileşenlerdir. Makroekonomik göstergelerdeki değişim, farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip tüketicileri, refah düzeylerinden yaşam şekillerine kadar birçok alanda farklı etkileyebilmektedir. Ancak söz konusu bu etkilenme yalnızca ekonomik boyutun değil, sosyal ve psikolojik boyutlarında etkisiyle gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle tüm bu boyutların etkilerinin nasıl ve hangi ölçütte olduğunun irdelenmesi de bir o kadar önemlidir. Bu çalışmanın amacı, makroekonomik değişkenler ile tüketici davranışları arasındaki mutlak ilişki hipotezini test etmektir. Çalışmada temel makro-ekonomik değişkenlerin, tüketicilerin gelir ve harcama ilişkilerine etkisi, iktisadi açıdan incelenirken aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik açıdan da ele alınması amaçlanmıştır. Bu etkinin analiz edilebilmesi için anket çalışması yapılmış ve anket çalışmasının evreni olarak Türkiye geneli, anket kısıtlaması olaraksa on sekiz yaş ve üstü gelir sahibi olan bireyler hedeflenmiştir. Anket çalışması neticesinde yapılan analizler sonucunda, makroekonomik değişkenlerdeki değişimin büyük oranda tüketici davranışlarını etkilediği, bunun yanı sıra farklı psiko-sosyal etkilerinde beklenen sonuçları çeşitli süreçlerde doğruladığı sonucuna varılmıştır.
Davranışsal iktisat bağlamında ekonomi ve psikoloji ilişkisi
Psikoloji, davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır. İktisat bilimi ise kaynakların; tüketiciler, firmalar ve piyasalar gibi ekonomik aktörler arasında nasıl dağıtıldığıyla ilgilenmektedir. İktisat ve psikoloji bilimlerinin ortak çalışmasında ekonomik davranışların gözlemlenmesi, gözlemlere dayalı genellemelerin oluşturulması ve hipotezlerin test edilmesi konuları yer almaktadır. Yıllar boyunca, hem iktisatta hem de psikolojideki önde gelen araştırmacılar, ana akım iktisadın ilkelerinin bazılarını psikolojik olarak gerçekçi bulmadıkları ve ekonomik analizi geliştireceğine inandıkları alternatif varsayımlar sunulması gerektiği konusunda eleştirdiler. Bu bağlamda psikolojinin özellikle son yıllarda ekonomiye daha fazla dahil edilmesiyle birlikte nedensel bağlantılar kurularak iktisadi olayların daha iyi analiz edilmesine imkan sağlanmaktadır. Anahtar kelimeler: psikoloji, ekonomik psikoloji, davranışsal iktisat, rasyonalite
Sosyal medyanın üniversite öğrencilerinin tüketim davranışları üzerine etkisi: Manisa Celal Bayar Üniversitesi İİBF örneği
Tüketici davranışları, iktisat bilim dalında, sosyal yıllarda her yönü ile ele alınmaktadır. Bilişsel faktörler, çevresel faktörler, duygusal faktörler, tüketici davranışının belirlenmesinde etkili konumlar sahip olmaktadır. Belirsizlik ve risk altında karar vermek tüketici davranışlarında rasyonelliği etkilemektedir. Satın alma öncesi ve satın alma sonrası tüketici davranışlarında önemli bir faktör olarak sosyal medyayı ele almaktayız. Sosyal medya, teknolojinin gelişip, internetin daha hızlı erişime açılmasıyla birlikte hayatımıza girmiştir. Sosyal medya uygulamaları, insanları birbirine yaklaştıran, dünyanın herhangi bir noktasından bir olayı yakalayıp, anlık paylaşıma açılmasını sağlayan geniş bir iletişim ağının parçaları olmaktadır. Tüketim ve E-ticaret konusunda, sosyal medya uygulamalarının yer edinmesinin, en önemli sebepleri, herkesin erişebileceği nitelikte olmalarıdır. Neredeyse her ünlü markanın ve bunun yanında da butik firmaların bir sosyal medya sayfası bulunmaktadır. Bu sayede, ürünlerini tanıtma, reklamını yapma ve pazarlama stratejisi geliştirmede hızlı ve ilgi çekici bir yöntem olarak bu çevrim içi platformları kullanmaktadır. Sosyal medya tüketiciler için aynı zamanda, geniş ürün ağını, bulunduğu konumdan tanıma imkanı sağlamaktadır. Mağazaları tek tek gezmek, satın danışmanından bilgi almak yerine, bulunduğu konumdan sosyal medya aracılığı ile ürününün özelliklerini görme, doğrudan marka ile iletişime geçme ve bilgi alma açısından daha cazip hale gelmiştir. Ayrıca tüketici davranışlarında, bilgi almada, karar vermede, tecrübe paylaşımında etkili bir konuma sahip olmuştur. Online ticaret ağının bir parçası haline gelen sosyal medya küçük işletmelere de ev sahipliği yapmaktadır. Farklı alanlarda yeni ticaret ve ürün ağlarını desteklemektedir. Tüketici için doğrudan iletişim ile güvenilir bilgi alma, online satın alımda önemli bir konumdadır. Bu sebeple tüketici davranışlarının belirlenmesinde satın alım öncesinde olduğu kadar satın alma sonrasında da, tüketicinin hissedeceği tatmin duygusu veya olumsuz bir tecrübeyi aktarma, diğer kullanıcılar ile paylaşma niteliği taşıdığı için, önem arz etmektedir. Bu bağlamda, Manisa ilinde, Celal Bayar Üniversitesi'nde yapılan çalışmayla, üniversite öğrencilerinin tüketici davranışlarında sosyal medyanın etkisini ortaya koyabilmek, hem sosyo-kültürel açıdan hem de ekonomik aksaklıklar ile eksiklerini belirleyerek tavsiye sunabilme sebebi ile bir alan araştırması yapılmıştır.
Davranışsal iktisat perspektifinden tüketim harcamalarında sosyal medyanın etkisi: Y ve Z kuşakları üzerine bir analiz
Rasyonel insan modelinin tartışmaya açılmasıyla ortaya çıkan davranışsal iktisat akımı insanların tüketim kararları alırken bir dizi bilişsel ve çevresel faktörlerim etkisi altında kaldığını savunmaktadır. Davranışsal iktisatçılar yaptıkları birçok çalışmayla insan rasyonalitesinin sınırlı doğasını ortaya çıkarmıştır. İnternet teknolojilerinde yaşanan gelişmeyle birlikte ortaya çıkan sosyal medya, insanların sanal ağlar üzerinden etkileşimini hızlandırmıştır. Bu etkileşimle kullanıcılar sosyal medya platformları üzerinden reklamlar ve diğer kullanıcıların tarafından oluşturulan trendlerle sıkça karşılaşmaktadır. Bu durumun tüketicilerin harcama tercihleri üzerinde ne kadar etkili olduğu araştırmanın ana konusunu oluşturmuştur. Yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen verilerle Y ve Z kuşağında yer alan tüketicilerin sosyal medyada yer alan reklamlar, marka, moda ve fenomenlere bakış açısı ile harcama tercihleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda sosyal medyada yaratılan moda akımları ve sosyal medyada tanıtılan markalar ile harcama tercihleri arasından ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca sosyal medyada tanıtılan markalara ilişkin bakış açısının Y ve Z kuşakları arasında farklılaştığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal İktisat, Sosyal Medya, Kuşaklar
Davranışsal iktisat kapsamında enerji tüketimine etki eden faktörler: Manisa ili analizi
Bu çalışmada Manisa il sınırları içinde ikamet eden hane halklarının enerji tüketimine yönelik olarak hanelerde bulunan ve elektrik tüketen çeşitli eşyaların satın alım aşamalarında enerji tüketimi bakımından daha tasarruflu olanların tercih edilmesinin sağlanması için zihinsel muhasebe, batık maliyet hatası, sınırlı rasyonellik, çerçeveleme etkisi, kayıptan kaçınma eğilimi, çıpalama ve düzeltme eğilimi, bulunabilirlik, bedavanın etkisi, sürü davranışı, tuzak etkisi gibi davranışsal iktisat kuramları yaklaşımları kullanılarak bireylerin tercihlerinin etkilenebilme durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Manisa il sınırları içerisinde ikamet eden bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi en az 384 kişi olarak belirlenmiş ve "www.surveey.com" online anket sitesinde online anket oluşturularak örneklem grubuna toplamda 563 birey dahil edilmiştir. Araştırmada örnekleme yöntemi olarak kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanmış anket formu kullanılmıştır. Anket formu online ortamda hazırlanıp, örnekleme dahil olma kriterlerine uyan bireylere anket linkinin paylaşımı yapılmıştır. Araştırmanın verilerinin analizinde SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların demografik özelliklerinin dağılımı yüzde ve frekans ile gösterilmiştir. Araştırmanın hipotezlerinin test edilmesinde Ki-kare analizi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan ve davranışsal ekonomi ile ilgili senaryolar gereği geliştirilen senaryoların analizinde frekans ve yüzde kullanılmıştır. Araştırmanın verileri %95 güven düzeyinde incelenmiştir. Sonuç olarak tüketiciler daha az enerji tüketimi olan ürünleri kullanmaları için davranışsal ekonomi kuramlarından zihinsel muhasebe, batık maliyet hatası, sınırlı rasyonellik, çerçeveleme etkisi, kayıptan kaçınma eğilimi, çıpalama ve düzeltme eğilimi, bulunabilirlik, bedavanın etkisi, sürü davranışı, tuzak etkisi yaklaşımlarının etkisinin olabileceği belirlenmiştir.
Davranışsal iktisat perspektifiyle tüketici tercihi: Kültür çerçevesinde karşılaştırmalı bir inceleme
Bu çalışmanın amacı; davranışsal iktisat temelinde tüketicilerin tercihlerini belirleyebilmek, örneklemlerin kültür açısından farklılıklarını ortaya koymak, davranışsal iktisatta kararları biçimlendiren bilişsel önyargı ve yanılgılar çerçevesinde kültür farklılığının tüketici tercihleriyle ilişkisini açıklamaya çalışmaktır. Bu amaçlar doğrultusunda üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde; davranışsal iktisadın tarihi gelişim süreci, tüketicilerin kararlarını biçimlendiren ve davranışsal iktisatta yer alan bazı bilişsel ön yargı ve yanılgılar açıklanmıştır. İkinci bölümde; tüketim teorileri, tüketici davranışları, tüketimi etkileyen faktörlerden kültür faktörü ve ulusal kültür boyutları ele alınmıştır. Son bölümde; davranışsal iktisatta kararları biçimlendiren bilişsel ön yargı ve yanılgıların, farklı kültürel özelliklere sahip bireylerin tüketim kararlarındaki etkisini belirleyebilmek amacıyla İstanbul ve Londra örneklemlerine yapılan anket verilerine yer verilmiştir. Bu bölümde, ankete ilişkin veriler SPPS 25 ve AMOS 21 programlarında faktör analiz, fark analizi ve bağımsızlık testi yöntemleri kullanılarak analiz edilmiş ve hipotezler sınanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; İstanbul ve Londra örneklemlerinin belirsizlikten kaçınma, bireycilik-toplulukçuluk ve kısa-uzun döneme yönelme boyutları arasında fark olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kültür farklılığı ile bedava etkisi (hediye çeki) sorusuna, tuzak etkisi sorularına, yüksek çıpalama etkisi sorularına, sahiplik etkisi (ürüne kendi sahip olma durumunda) sorusuna, kazanç seçenekli (bankacılık krizi) çerçeveleme etkisi sorusuna, kayıp seçenekli (su sıkıntısı) çerçeveleme etkisi sorusuna ve referans noktası yüksek zihinsel muhasebe etkisi sorusuna verilen yanıtlar arasında ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davranışsal iktisat çerçevesinde tüketici davranışlarının incelenmesi: Manisa ekonomisi analizi
Tarihsel açıdan baktığımızda iktisat literatürü rasyonel beklentiler ve etkin piyasalar hipotezi (EPH) olarak iki temel varsayım çerçevesinde yükselmiştir. Bu kapsamda makroekonomiyi daha anlaşılır ve bilimsel kılmaya çalışan ekonomistler, bireylerin homoeconomicus varsayımıyla hareket ederek tamamen rasyonel kararlar aldıklarında ekonominin nasıl yön bulacağının araştırıldığı bir disiplin oluşturmuşlardır. Fakat sözü edilen makroekonomik disiplin, çoğunlukla içinde yaşadığımız ekonomik çevreyi açıklamakta yetersiz kalmıştır. Bu nedenle iktisat politikaları, iktisat ve psikolojinin bir araya geldiği dönemden itibaren iktisat teorsindeki homoeconomicus varsayımı üzerine kurulmamıştır. Geleneksel iktisadi ekolün kabul ettiği rasyonel insan varsayımını tartışmaya açan davranışsal iktisat, tüketici davranışlarının çevresel, bilişsel ve duygusal birtakım faktörlerden etkilendiğini söylemektedir. Davranışsal iktisat çerçevesinde yapılan literatür taraması tüketici davranışlarının höristiklerden/önyargılardan etkilendiğini ortaya koymuştur. Davranışsal iktisadın temel amacı, geleneksel iktisadi düşünce yaklaşımındaki bencil ve faydasını maksimize eden rasyonel bir homoeconomicus modeli yerine, sempati ve vicdan sahibi duygular ile modern insan davranışlarını psikolojiden destek alarak açıklamaktır. Geleneksel iktisat insanı bencil, kendi çıkarları peşinde koşan ve her zaman kendi faydasını maksimize edecek şekilde hareket ettiğini söyler. Fakat gerçek hayatta bu durum farklıdır. Yani insan makine veya robot değildir. Gerçekte insan duygulara ve yargılara izin veren, irrasyonel bir şekilde hata yapa bilen, aynı zamanda Moslow'un hiyerarşisinin önemini bilen canlıdır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde davranışsal iktisadın teorik alt yapısına ve karar verme sürecinde ortaya çıkan höristiklere/önyargılara yer verilmiştir. İkinci bölümde tüketici davranışlarının açıklanmasında önemli olan tüketici davranış modellerine ve tüketici kararını etkileyen faktörlere değinilmiştir. Son olarak ekonomik davranışı açıklamak amacıyla oluşturulan 11 hipotezle, kurumsal değerlerin ekonomik tercih ve davranışları üzerindeki etkileri Manisa İl ve İlçe Merkezleri çerçevesinde araştırılmıştır. Bu bağlamda, yüz yüze görüşmenin yanı sıra "Google Formlar" üzerinden çevrimiçi anket oluşturularak Manisa İl ve İlçe merkezlerinde ikamet eden 400 katılımcıya anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Anketten elde edilen veriler, IBM SPSS 25 paket programı ile analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Yapılan analiz sonucuna göre Manisa yöresinde kurumsal yapının baskın olduğu ve bireylerin muhafazakarlık (tutum) bir eğilim sergiledikleri görülmüştür. Bir diğer ifadeyle bireylerin, değişime ve yeniliğe açık olmadıkları tespit edilmiştir. Hipotezlerden elde edilen sonuçlarına göre, gelir düzeyi ile bireysel değer yargıları arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı söylenebilir. Fakat gelir düzeyi ile toplumsal değer yargıları karşılaştırılması sonucunda belirgin bir farklılığın olduğu söylenemez. Diğer yandan eğitim düzeyi ile bireysel ve toplumsal değer yargıları karşılaştırılması sonucunda anlamlı bir farkın olduğu söylenebilir. Bununla beraber değer yargıları ve birikim araçları tercihi karşılaştırılması sonucunda anlamlı bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Son olarak ise eğitim düzeyi ile kurumsal yapı arasındaki ilişkinin varlığı gözlenmektedir.
Davranışsal ekonomi açısından tasarruf eğilimi analizi: Manisa ili örneği
Tasarruf olgusu geçmişten günümüze ekonomide büyük bir öneme sahip olmuş ve üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda tasarruf fonksiyonuyla ilgili çok sayıda model kurulmuş ve analizler gerçekleştirilmiştir. Ancak tasarruf olgusu ile ilgili çalışmalara bakıldığında ana akım iktisadın hakim olduğu ve bireylerin rasyonel insan olarak ele alındığı görülmüştür. Bu çalışmada tasarruf olgusuna bireylerin içinde bulunduğu toplumdan etkilendiği başka bir deyişle bireylerin davranışlarında duygusal, bilişsel ve sosyal etkilerin de bulunduğunu ifade eden davranışsal iktisat perspektifinde bakılmıştır. Tasarruf kavramı ekonomik büyümenin sağlanması ve gelişmesi için dünya ekonomilerinin de üzerinde durduğu konulardan biridir. Türkiye açısından bakıldığında ise, yüksek tüketim eğilimi ve düşük tasarruf eğilimi dikkat çekmiştir. Uzun yıllardır hakim olan düşük tasarruf sorunu beraberinde ciddi ekonomik sorunları da beraberinde getirmiştir. Nitekim tasarruf hakkında kurulan hipotezlerin bireyin davranışlarını ve sosyal bir varlık olduğunu göz ardı etmesi sebebiyle çalışmamızda ana akım iktisatta önemli bir yeri olan tasarruf olgusu iktisat ve psikoloji bilimini birleştiren davranışsal iktisadın bakış açısı ile incelenmiştir. Bireylerin sahip olduğu gelirin ne kadarlık kısmını tüketip ne kadarlık kısmını tasarruf edeceği mikro iktisadın inceleme alanıdır. Ancak makro iktisadi açıdan da tasarruf kavramının önemi büyüktür. Bunun sebebi gerçekleşen tasarrufun ülke ekonomisinin büyümesine genişlemesine katkı sağlaması, tasarruf oranının düşük olduğu durumlarda ise durgunluğa yol açmasıdır. Dolayısıyla makro ekonominin başlangıcından bu tarafa tasarruf ile ilgili çok sayıda teori ortaya atılmıştır. Tüm bu teoriler dikkate alınarak yapılan analizde diğer çalışmalardan farklı olarak birey karar verme sürecinde içinde bulunduğu toplum, duygu durumu, yaş, cinsiyet gibi sübjektif faktörlerden etkilenen sosyal bir varlık olarak ele alınmıştır. Bireylerin tasarruf davranışlarının analiz edilmesi ve sonucunda daha doğru modeller üzerinde çalışmak ülke ekonomisinin gelişmesi için gereklidir.
Davranışsal iktisat bağlamında gelişmişlik ve mutluluk ilişkisi: ABD örneği
Neoklasik iktisatçılar, bir bireyin mal ve hizmetlerden elde ettiği faydayı, aldığı kararlar sonucu ortaya koyduğu tercihlerden ve davranışından çıkarmıştır. Bu yaklaşım, bireysel fayda veya refahın, bireyin tercihlerinin ne ölçüde yerine getirildiği temeline dayanmaktadır. Bireylerin rasyonel, tam bilgiye sahip oldukları ve faydayı en üst düzeye çıkarmaya çalıştıkları varsayımı ile yaptıkları seçimler, tanım gereği beklenen faydayı en üst düzeye çıkaran seçimlerdir. Bununla birlikte, ekonomistler ve psikologlar, tercihlerin genellikle seçimlerin sonuçlarıyla ilişkili refahın çok iyi bir yol gösterici olmadığına ve fayda hakkında düşünmenin ve faydayı ölçmenin alternatif yollarına yönelmiştir. Bireylerin sınırlı rasyonel olduğu görüşü bireylerin karar ve tercihlerinde tam bilgiye sahip olmadıklarını ve sosyal, duygusal ve zihinsel faktörlerin de etkili olduğunu ileriye süren davranışsal iktisat yaklaşımı ile açıklanmaktadır. Bu çalışmada, toplumsal fayda ve bireysel iyi oluş belirleyicileri olarak gelişmişlik seviyesi olarak kabul edilen bazı makroekonomik göstergeler ile mutluluk arasındaki ilişkiyi davranışsal iktisat bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmada ele alınan ABD örneği 1970-2020 yılları arasını kapsamaktadır. Gelişmişlik göstergesi olan kişi başına düşen GSYİH, işsizlik oranı ve gelir dağılımı ölçümünde kullanılan Gini kat sayısı ile mutluluk endeksi ilişkisi analiz edilmiştir. Ekonometrik analizle önce değişkenlerin durağanlığını belirlemek için Lee-Strazicich birim kök testi kullanılmıştır. Eş bütünleşme ilişkisini belirlemek için Hatemi-J Eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini belirlemek için Hatemi-JBootstrap analizi kullanılmıştır. Analiz bulgularına göre, değişkenlerin farkı alınarak durağan hale getirilmiş ve değişkenler arasında uzun dönem eş bütünleşme ilişkisi olduğu saptanmıştır. Hatemi-J Bootstrap nedensellik analizine göre değişkenler arasında nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Ancak zamana göre nedensellik analizi sonucunda değişkenler arası nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Mutluluk ve makroekonomik değişkenler arasında dönemsel olarak nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davranışsal iktisat çerçevesinde vergiye karşı tutumlar
18. yy'dan beri rasyonel insan olarak bilinen verdiği kararlarında rasyonel olan "homoeconomicus" 20. yy'a yaklaşıldığında en doğru kararları vermediği sınırlı rasyonel olduğu farkına varılmıştır. Böylelikle insanların hata yapmayan bir varlık olduğu varsayımı etkisini yitirmiş piyasanın kendiliğinden düzene gireceği algısı zamanla önemini yitirmiştir. İnsanların rasyonellikten sınırlı rasyonelliğe geçiş süreci bilim insanları tarafından ele alınmıştır. Bir taraftan verilen kararlara neyin etki ettiğini o zamanın bilim insanları matematiksel yöntemlerle ifade etmeye çalışmışlardır. Diğer taraftan günümüz de bilim insanları "homoeconomicus" dan yola çıkarak insan davranışlarını psikolojik temellere dayandırarak ifade etmişlerdir. Çalışmamızda insan davranışlarının karar alırken ki süreçte meydana gelen değişimleri bilim insanlarının araştırmaları dikkate alınmıştır. Özellikle Richard H. Thaler'ın referansı ile birçok bilim insanları tarafından yapılan gözlemler ve araştırmalar neticesinde insanların medeni halinden, yaş, cinsiyet ve gelir seviyesine kadar birçok etkenin insan davranışlarına etki ettiği gözlemlenmiştir. Özellikle bu kriterler araştırmanın ana konusu olan vergisel alanda alınan kararların insan davranışları üzerindeki etkisi çalışmada incelenmiş ve sonuçları ortaya konulmuştur. Ayrıca çalışmada verilen tarihsel süreçte konulan vergiler nedeniyle meydana gelen olaylar ele alınmış ve insanlar tarafından verilen tepkiler ve davranışlar incelenmiştir. Son olarak Adana ilinde gerçekleştirilen anket çalışması ile insanların yaş, gelir düzeyi, cinsiyeti, devlete olan bağlılığı, siyasi görüşü ve dini duygularının karar alma sürecinde nasıl bir etkisi olduğu incelenmiştir. İnsanlara vergi temelli sorular yöneltilerek insanların karar ve davranışları incelenmiştir.
Yatırım kararlarını etkileyen davranışsal faktörler: Libya örneklemi
Çalışmanın amacı, bireysel yatırımcıların yatırım kararlarına etki eden davranışsal faktörleri tespit etmektir. Davranışsal faktörler kayıptan kaçınma, pişmanlıktan kaçınma, zihinsel muhasebe, temsil edilebilirlik, ulaşılabilirlik, aşırı güven, demirleme, kumarbazın yanılgısı boyutlarıyla temsil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, mesleki deneyimle ilgili 5 maddeden oluşan demografik soruları ve 36 maddelik davranışsal faktörler ölçeğini içeren anket yöntemi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Libya Menkul Kıymetler borsası'nda faaliyette bulunan 369 bireysel yatırımcı oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda temsil edilebilirliğin, kumarbaz yanılgısının, ulaşılabilirliğin ve zihinsel muhasebe boyutlarının yatırım kararları üzerinde yüksek derecede etkileri olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Yatırım kararları, davranışsal finans, kayıptan kaçınma, pişmanlıktan kaçınma, zihinsel muhasebe, temsil edilebilirlik, ulaşılabilirlik, aşırı güven, demirleme, kumarbazın yanılgısı.
The effect of war on risk preferences and self-control behavior: The case of Syrian children
War may have even consequences for people who get away from war-ridden places. A growing literature examines how natural disasters and other catastrophes affect human's preferences in a long-lasting manner. Syrian War has been particularly worth close examination as it caused 2nd largest human movement in the world after the 2nd World War. In this study, we examine the effects of Syrian war on the risk, time preferences and self-control ability of children at very young ages. Following Gneezy and Potters (1997), we measure children's risk preferences by playing an incentivized game. We also measure their self-control behavior with another incentivized game. To identify the effect of the war from other confounding effects, we compare children born in Syria and exposed to the war with Turkish children who are not exposed to the war. We restrict our sample to 5-14-year-old children. We find that conflict affects behavior: children exposed to war are more risk seeking and more patient, also being exposed to war teaches them controlling themselves better.
Avrupa Komisyonu tüketici güven endeksinin tüketimi öngörme performansının geliştirilmesine dair yeni bir yaklaşım
Avrupa Birliğine üye ve aday ülkelerde tüketici güven endeksi Avrupa Komisyonu öncülüğünde uygulanmakta ve sonuçları merkez bankaları, kamu politika yapıcıları, özel sektör ve hane halkları tarafından yakından takip edilmektedir. Bu kadar ilgiyle takip edilen endeksi değerli kılan unsurun ise ülkelerin ekonomik büyüklükleri içerisinde önemli bir paya sahip olan tüketim harcamalarının görece daha erken öngörülebilmesidir. Bu çalışmada, Avrupa Komisyonu tarafından yürütülmekte olan tüketici eğilim anketinin alt endeksleri kullanılarak, mevcut tüketici güven endeksine nazaran tüketimi daha yüksek bir performans ile öngörebilen mevcut tüketici güven endeksinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Çalışmada; Avrupa Birliği, Euro Bölgesi ve 29 ülke olmak üzere toplam 31 ekonominin 2010:1 – 2020:4 dönemleri için korelasyon analizi yapılmaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından uygulanan tüketici eğilim anketindeki iki soruya ait iki alt endeksin değerlerinin farkının alınmasıyla hesaplanan yeni alt endeksin, tüketimi öngörme açısından farklı ve tamamlayıcı bilgiler barındırmasının tespit edilmesi bu çalışmanın ilham kaynağı olmuştur. Elde edilen bulgulara göre geliştirilen yeni alt endeks ile mevcut tüketici güven endeksinin bileşimiyle oluşturulmuş olan geliştirilmiş tüketici güven endeksinin, tüketimi öngörü performansının mevcut tüketici güven endeksinden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davranışsal iktisat perspektifinden mükellef davranışlarının incelenmesi
Vergi, tarihsel süreç içinde tanımı değişmiş olsa da tüm farklı iktisadi modellerde devletin en önemli gelir kaynağı olarak kabul edilmektedir ve görece değişmesine rağmen devletin gelir kaynakları içinde her zaman en önemli paya sahip olmuştur. Vergi alacaklısı olan devlet ile vergi borçlusu olan mükellef arasındaki ilişkiler salt rasyonalite ve sınırlı hipotezler etrafında değerlendirilememektedir. Vergi alacaklısı olan devletin mükellefe ait tüm bilgilere sahip olamaması ve devletin üstlenmiş olduğu hizmetleri finanse etmek için vergi gelirlerine olan ihtiyacı, mükelleflerin vergi karşısında ortaya koyacağı davranışların önemini ve bu davranışların tahmin edilmesini daha önemi hale getirmektedir. Mükelleflerin vergi karşısındaki davranışlarının araştırılması esasen davranışsal iktisadın araştırma alanı içinde değerlendirilmektedir. Devletin mükellefin davranışları hakkındaki eksik bilgi süreci, mükelleflerin tüm vergi uygulamalarına ve kanunlarına karşı gösterecekleri tepkinin öğrenilmesi sürecinin önemini arttırmaktadır. Mükelleflerin vergi ve vergi uygulamalarına karşı ortaya koyacakları tepkilerin görülebilmesi bağlamında davranışsal iktisat alanı içinde kullanılan deneysel yöntemlerden birisi olarak anket yöntemi araştırmanın temel yöntemi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın hedef kitlesi, Türkiye sınırları içinde iş yeri sahibi ve ücretli olarak çalışan mükellefler oluşturmaktadır. Anket tek bir bölüm içinde demografik özelliklerin ardından mükellefe yöneltilen 35 sorudan oluşmaktadır. Sonuç olarak çalışmamıza Türkiye genelinde 419 kişi katılmıştır. Anket verileri internet üzerinden elde edilmiştir. Doldurulan anketlerdeki ifadeler kodlanıp SPSS programına yüklenerek analizler elde edilerek yorumlanmıştır.
Tüketici güven endeksinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi: Davranışsal iktisat bağlamında bir zaman serisi analizi
Davranışsal iktisat yaklaşımı ile tüketici davranışları incelendiğinde karar alma süreçlerinde psikolojik önyargıların varlığı bu alanda yapılan araştırmalar sonucunda görülmektedir. Geleneksel iktisada dayalı yaklaşımlar ve modellerin savunduğu rasyonalitenin aksine, karar alıcılar bilişsel önyargıları ile hareket ederek irrasyonel davranış sergileyebilmektedirler. Bu yaklaşım ile Neo-klasik İktisadın varsayımları tamamıyla reddedilmemekle birlikte bilişsel önyargıların dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda çalışmada ilk olarak davranışsal iktisat kavramı, davranışsal iktisadın tarihsel gelişim süreci ve davranışsal iktisat yaklaşımıyla bilişsel önyargılara yer verilmiştir. İkinci bölümde tüketim teorileri öncelikle ele alınarak daha sonra tüketici güveni ve tüketim harcamaları ilişkisine değinilmiştir. Son olarak araştırmanın metodoloji kısmında bir zaman serisi analizi yapılarak değişkenler arasındaki eş bütünleşme ilişkisi ortaya konulmuştur. Veri seti olarak 2004Q1-2021Q3 dönemini kapsayan üçer aylık Zincirlenmiş hacim yöntemiyle hesaplanan GSYH ve yerleşik hanehalklarının tüketimi, tüketici güven endeksi, tüketici fiyat endeksi verileri kullanılmıştır. Tüketim harcamalarının bağımlı değişken olduğu gelir, tüketici güven endeksi ve tüketici fiyat endeksi bağımsız değişkenler olarak modele eklenmiştir. Kısa ve uzun dönemli ilişki ARDL sınır testi yaklaşımı kullanılarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde davranışsal iktisat yaklaşımı perspektifinden tüketicinin güveninin tüketim harcamalarına olan etkisi analizden elde edilen bulgular ışığında değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmanın amacı doğrultusunda güven olgusuna yönelik tüketicilerin harcamalarındaki yerine vurgu yapılmıştır.
Davranışsal iktisat perspektifinden online ve geleneksel alışveriş açısından tüketim tercihlerinin karşılaştırılması
Davranışsal iktisat yaklaşımı ile tüketicilerin davranışları incelendiğinde karar verme süreçlerindeki psikolojik ve bireysel farklılıkların varlığı bu alanda yapılan araştırmalar sonucunda açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Geleneksel iktisadın savunduğu rasyonalitenin aksine tüketiciler, bilişsel yargıları ile hareket etmektedir. Neo-klasik iktisadın varsayımları tümüyle reddedilmemekte ve Simon tarafından ortaya atılan sınırlı rasyonalite kavramı ön plana çıkmaktadır. Tüketicilerin rasyonel davrandığı varsayımı altında birçok çalışma yapılmıştır. Ancak psikoloji bilimine dayanan davranışsal iktisat, tüketicilerin çeşitli faktörlerden etkilenerek tercihlerini yaptığını öne sürmektedir. Bu bağlamda alanyazını incelendiğinde davranışsal iktisat çalışmaları senaryo, anket ve deney yöntemleri kullanılarak yapılmaktadır. Bu çalışmada, tüketicilerin satın alma tercihlerinin davranışsal iktisat perspektifinden incelenmiştir. Araştırmanın konusu; bireylerin online ve geleneksel (offline) alışveriş tercihlerinde meydana gelen farklılıklar ile tüketim ilişkisinin incelenmesi ve bu ilişkinin davranışsal boyutlardan da ele alınmasıdır. Bu kapsamda online anket hazırlanarak Türkiye'nin çeşitli illerinde ikamet eden 750 kişiye uygulanmıştır. Çalışmanın yürütülmesinde seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden 'kolayda örnekleme' yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, verilerin analizi SPSS-22 paket programıyla ölçülmüştür. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, geçerlilik ve güvenilirlik analizi, bağımsız örneklem t-Testi ve Tek yönlü (One way) varyans analizi, Pearson Korelasyon analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre tüketicilerin demografik faktörlere göre bazen irrasyonel davranışlar sergiledikleri gözlemlenirken çoğu zaman tüketim tercihinde bilişsel çelişki yaşadıkları da tespit edilmiştir. Genel olarak online alışverişi tercih etseler de alt boyutlar arasındaki ilişki analizinde geleneksel alışverişte daha yüksek anlamlılık ve daha rasyonel tercihlerde bulundukları gözlemlenmiştir. Tüketiciler her ne kadar planlı alışveriş yaptıklarını düşünseler de aslında anlık hazzın cazibesinden etkilenerek ihtiyaç dışı tüketimde yapmaktadırlar. Online alışverişte 14.000+ tl gelire sahip bireylerin prestije daha önem verdiği gözlemlenmiştir. Bu durumda gelir arttıkça statü gösterici tüketimin arttığı göstermektedir.