Çocukluk dönemi

102 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması

Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.

Aile tutumuAna-baba tutumuBoş zamanları değerlendirme+6
Hamide Elif Üzümcü
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı lösemi hastalığı nedeniyle tedavi alan hastalarda ikincil kanser ve hastalıkların araştırılması

Akut lösemi, normal lenfoid ve miyeloid kök hücrelerinin hematopoezinin spesifik bir evresinde durması ve sınırsız çoğalma özelliği kazanması ile karakterize klonal bir hastalıktır (1). Bu çalışmada, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği'nde 2005-2017 yılları arasında tanı konularak tedavileri yapılan toplam 378 akut lösemi olgusunun bilgileri geriye dönük incelenerek literatür eşliğinde değerlendirilmiştir. Bu çalışmada çocukluk çağı lösemi olgularının tedavileri tamamlandıktan en az 5 yıl geçtikten sonra gelişmiş olan ikincil maligniteler araştırılmış olup, ikincil malignitelerle kemoterapi protokolleri arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 378 hastanın %15,3 (n=58)'si AML, %84,3 (n=319)'ü ise ALL tanısı almış hastalardı. ALL ve AML hastalarının relaps oranları karşılaştırıldığında ALL hastalarında relaps oranı %13,2, AML hastalarında %22.4 olup anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0.070>0.05). 378 hastamızın 9'unda ikincil kanser geliştiği görüldü. ALL tanılı hastalarda sekonder malignansi gelişim oranı %2.839, AML tanılı hastalarda ise bu oran %1.724 olarak saptandı. ALL hastalarının mortalite oranı %24,3, AML hastalarının ise %44.8 olup AML hastalarının mortalite oranı istatistiksel olarak daha yüksek olarak saptandı (p=0.001<0.05). ALL/AML tanılı hastaların mortalite sebepleri değerlendirildi ve dirençli ALL (%42.157) ve dirençli AML (%18.627) en yüksek mortalite sebebi olarak saptandı. Sonuç olarak çalışmamızda verilen tedavi protokollerinden ALL için BFM-2009 ile tedavi alan hastalarda görülen relapsın istatistiksel olarak anlamlı şekilde az görüldüğü, AML hastalarının ise ALL hastalarına göre mortalitesinin yüksek olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı akut lösemileri, kemoterapi protokolleri, relaps, kemik iliği nakli, sekonder malignansi.

Kanser hastalarıKemik iliği nakliLösemi+4
Gülden İnceoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler

Bu çalışma, lise öğrencilerinin çocukluk çağı travmatik yaşantıları anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenleri belirlemek için tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Eylül-Aralık 2020 tarihleri arasında, Muş Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde okuyan 643 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)', 'Çocukluk Çağı Travmaları (ÇÇTÖ)', 'Bağımlılık Yapıcı Madde Kullanan bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (BYM-TÖ)' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS'de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi analizleri yapılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75'inin erkek olduğu, %44.9'nun ekonomik durumunun yeterli olduğu, %31.4'ünün babasının ilkokul mezunu ve %35.3'ünün annesinin okuma yazma bilmediği saptandı. ABTÖ alt ölçekleri toplam puan ortalamalarının; kabul/ilgi 28.85±4.47, psikolojik özerklik 21.24±4.69, denetleme/kontrol 27.33±4.74, ÇÇTÖ toplam puan ortalamasının 44.89±10.93, BYMTÖ toplam puan ortalamasının 84,14±17,74 olduğu belirlendi. Öğrencilerin çocukluk çağı travma yaşantılarının düşük, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutumlarının olumlu olduğu ve öğrencilerin anne baba tutumlarından en fazla kabul/ilgiyi algıladıkları sonra sırasıyla denetleme/kontrol ve psikolojik özerkliği algıladıkları belirlendi. Cinsiyet, sınıf değişkeni, , aile tipi, anne eğitim düzeyi, sigara, alkol ve günlük internet kullanma durumuna göre ÇÇTÖ, ABTÖ ve BYM-TÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Bu sonuçlara göre madde kullanımının en fazla görüldüğü lise döneminde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, anne baba tutumları ve madde kullanan bireylere yönelik tutumları ile etkileyen değişkenler belirlenerek psikoeğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencileri, çocukluk çağı travmaları, anne baba tutumu, bağımlılık yapıcı madde kullanan bireylere yönelik tutum.

Ana-babaAna-baba tutumuLise öğrencileri+4
Ahmet Aytepe
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukluk çağı aşılarına ilişkin Ebeveyn Tutumları Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Aşı tereddütü, aşılamanın güvenliliği, etkinliği ve gerekliliği hakkındaki şüpheleri ifade eden ve araştırılması gereken karmaşık bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma ile aşı konusunda tereddüt eden ebeveynleri belirlemek için 2011 yılında Opel ve arkadaşları tarafından geliştirilen ve literatürde en çok kullanılan ölçüm araçlarından biri olan Çocukluk Çağı Aşılarına İlişkin Ebeveyn Tutumları Ölçeği'nin Türk toplumuna uyarlanması amaçlanmıştır. Metadolojik tipteki bu araştırmanın örneklemini 0-13 yaş arası en az bir çocuğa sahip olan 397 ebeveyn oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Aşılarına İlişkin Ebeveyn Tutumları Ölçeği ve Aşıyla İlgili Toplum Tutumu-Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS ve AMOS istatistik programları ile analiz edilmiştir. Ölçeğin geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde doğrulayıcı faktör analizi, pearson momentler çarpımı korelasyonu, cronbach alfa kat sayısı, madde toplam puan korelasyonu yöntemleri kullanılmıştır. Ebeveynlerin %72.8'i kadın ve yaş ortalaması 36.05±5.8 dir. Ebeveynlerin %55.9'unun gelirinin gidere eşit olduğu, %40.3'nün tek çocuğa sahip olduğu, %2.3' ünün aşı karşıtlığını desteklediği ve %36.8'inin aşı yaptırma kararının anne babaya bırakılması gerektiği ifadesine katıldığı belirlenmiştir. Ölçeğin cronbach alfa değeri 0.847 olarak bulunmuştur. Madde-toplam puan korelasyon katsayılarının 0.248 ile 0.775 arasında ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizinde ise CMIN/DF 2.218; RMSEA 0.055; CFI 0.941; GFI 0.939 ve AGFI 0.916 olarak bulunmuştur. Ölçüt bağımlı geçerlilik için yapılan korelasyon analizi sonucu korelasyon katsayıları 0.603 ile 0.695 arasında ve anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak; Türkçeye uyarlanan Çocukluk Çağı Aşılarına İlişkin Ebeveyn Tutumları Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Ölçeğin Türkiye'de aşı konusunda tereddüt eden ebeveynlerin belirlenmesinde ve aşı tereddütünü azaltabilmek amacıyla yapılan girişimlerin değerlendirilmesinde kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aşı, Aşı Tereddütü, Geçerlilik, Güvenilirlik, Ölçek

Ana-baba tutumuAşı reddiAşı tereddüdü+6
Emine Baş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında lösemi gelişiminde etkili faktörler

Çocukluk çağında en sık karşılaşılan malignite akut lösemilerdir. Lösemilerin gelişiminde hastaların içinde bulunduğu kalıtsal ve çevresel etmenlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı'nda tedavi almış 307 hasta (256 akut lenfoblastik lösemi ve 51 akut miyeloid lösemi) ile 310 lösemi polikliniği hariç diğer polikliniklerde kontrole gelen çocukların anne ve/veya babalarıyla yapılan 15-20 dakikalık görüşmelerde vakaların kişisel, ailesel ve çevresel etmenleri sorgulanarak yapılmıştır. Bu çalışmada lösemi gelişiminde etkili olabilecek faktörleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Doğum yeri, tanı yaşı, cinsiyeti, anne ve babanın eğitim durumu, sigara içip-içmedikleri, meslekleri, akraba olup-olmadığı, hastanın doğduğu yıldaki yaşları, annenin gebelik dönemine ait ayrıntılı öyküsü, gebe kalma şekli, önceki gebelikleri, hastanın doğum zamanı, şekli, sorun olup-olmadığı, doğum boy ve kilosu, anne sütü alımı, geçirilen hastalıklar, tomografi çekimi yapılıp-yapılmadığı, sosyoekonomik bilgiler, evin yakın çevresinde santral, enerji hattı veya fabrika bulunup-bulunmadığı, ailede kanser yada kronik hastalık olup-olmadığı görüşmelerde sorgulanmıştır. Lösemi gözlenmesi riski doğum yeri ilçe olanlarda 5.85 kat, erkek çocuklarda 2.58 kat, normal doğum kilosunda olanlarda doğum ağırlığı gebelik yaşına göre az (SGA) olanlara göre 4.06 kat, doğum ağırlığı gebelik yaşına göre fazla olanlarda SGA olanlara göre 10.36 kat, babası iş yerinde kimyasala maruz kalan çocuklarda 16.74 kat, yüksek gerilim hattına yakın bir evde yaşayan ailelerin çocuklarında ise 12.03 kat fazla olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada; doğum yeri, cinsiyet, doğum kilosu, babanın mesleği, eve yakın bölgede yüksek gerilim hattı bulunmasının lösemi gelişim riski ile ilişkisini saptadık.

EtyolojiLösemiÇocuklar+1
Bergen Yavuz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında üveit tanısı alan olguların retrospektif değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında, on yıllık süre içinde (2010-2020) çocuk immünoloji-romatoloji kliniğimizde takip edilen enfeksiyon ilişkisiz üveit tanısı almış hastalarda altta yatan primer tanının belirlenmesi ve tedavi yanıtının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18 yaş altı enfeksiyon ilişkisiz üveit tanısı ile takip edilen 93 hasta dahil edildi. Hastalara ait veriler geriye dönük olarak tarandı. Hastaların ilk ve son muayene bulguları kaydedildi. Biyomikroskopik muayenelerine göre hastaların son durumları remisyon, inaktif ve aktif dönem olarak sınıflandı. Hastaların klinik özellikleri, laboratuvar bulguları, aile öyküsü, hastalık süresince kullandığı ilaçlar incelendi. Hastaların 45'i(%48,4) erkek, 48'sı(%51,6) kızdı. Çocukluk çağı üveit tanı yaşı 10 yaş olarak saptandı. Üveit ile takipli hastaların 51'i (%54,8) idiyopatik üveit, 31'ü (%33,4) juvenil idiyopatik artrit, 11'i (%11,3) Behçet, tanısı aldı. Hasta grubundaki en sık sistemik hastalık juvenil idiyopatik artrit olarak saptandı. Hastaların 30'unun (%33,3) ANA testi pozitif saptandı. Hastaların 36'sında (%38,7) ön, 20'sinde (%21,50) orta, 11'inde (%11,8) arka ve 26'sında (%28) panüveit mevcuttu. İmmünsupresif tedaviye yanıtsızlık ve görme kaybı riski yüksek olan olgularda Anti- TNFα ajanlar verildi. Anti-TNFα ajanlar arasında daha çok infliksimab ve adalimumab tedavisi verildiği saptandı. Başvuru anında en sık saptanan oküler komplikasyon posterior sineşi(%16,1), izlemde gelişen en sık oküler komplikasyon ise glokomdu(%41,9). Erken tanı ve tedavinin amacı göz içi inflamasyonu en aza indirmek ve görme kaybına neden olan komplikasyonlardan kaçınmaktır. Bu nedenle romatolojik tutulumu olan hastaların oftalmolojik muayenelerinin düzenli aralıklarla yapılmasının sağlanması önemlidir. Göz hekimlerinin çocukluk çağı üveitlerinde altta yatan patolojiyi saptamak üzere pediatrik romatologlar ile iş birliği içine girmeleri önemlidir. Anahtar Kelimeler: üveit, behçet, artrit

Behçet sendromuRetrospektif çalışmalarÇocukluk dönemi+1
Saadet Nilay Tığrak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı obezitesinde metabolomik profilin araştırılması

Çalışmamızda çocukluk çağı obezitesinde metabolomik profil parametrelerinden serum obestatin, humanin, kisspeptin, speksin ve asprosin düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran obezite ya da başka bir şikayet ile gelen, yapılan tetkik ve fizik muayenelerinde obezite saptanan ya da vücut kitle indeksi obezite kriterleri altında olan çocuklar dahil edilmiştir. Obestatin, Humanin, Kisspeptin, Speksin ve Asprosin ölçümleri, üreticinin talimatlarına göre ticari olarak temin edilebilen kantitatif Enzim linked immünosorbent analizi (ELISA) kitleriyle yapıldı. Çalışmamızdan elde edilen verilerin analizi sonucunda çocukların kilo düzeyine göre çocuklarda obestatin, humanin, kisspeptin, speksin ve asprosin düzeylerinde anlamlı farklılık olduğu saptandı. Çalışma sonucunda normal kilolu olanlarda obestatin ve speksin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, fazla kilolu olanlarda obestatin düzeyinin obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, obez olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid olanlarda humanin düzeyinin normal kilolu, fazla kilolu ve obez olanlara göre, obez olanlarda humanin düzeyinin fazla kilolu ve normal kilolu olanlara göre, fazla kilolu olanlarda da normal kilolu olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid olanlarda kisspeptin düzeyinin normal, obez ve fazla kilolu olanlara göre, fazla obez olanlarda kisspeptin düzeyinin normal ve fazla kilolu olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Normal kilolu olanlarda speksin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, fazla kilolu olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Normal kilolu olanlarda asprosin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu, fazla kilolu olanlarda asprosin düzeyinin obez ve morbid olanlara göre, obez olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.001).

AsprosinHumaninKisspeptin+6
Nazmiye Er
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı lenfadenopati olgularının klinik laboratuvar ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada sık karşılaştığımız bir hastane başvuru nedeni olan lenfadenopati olgularını inceleyerek, olguların demografik, klinik, laboratuvar özelliklerini retrospektif olarak inceleyerek, lenfadenopatinin ayırıcı tanısında, enfeksiyöz/enfeksiyon dışı, benign/malign ayırımındakı yerini göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniklerine bir yıl içinde 01.01.2019-31.12.2019 tarihleri arasında başvuran ve lenfadenopati ön tanısı girilmiş, tetkik ve tedavi yapılmış 1ay-18yaş aralığında 404 olgu dahil edildi. Olguların elektronik dosya kayıtlarından hastaların yaşları, cinsiyetleri, öykü özellikleri, fizik muayene, tam kan sayımları, nötrofil/lenfosit oranları (NLO), ortalama trombosit hacmi (MPV), CRP, ESR, bakteriyal ve viral tanı için yapılan tetkikleri, görüntüleme sonuçları ve yapıldıysa biyopsi sonuçları kaydedildi. Verilerin analizinde IBM SPSS 23.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum) kullanıldı. İki grup arasında fark olup olmadığını değerlendirmek için bağımsız örneklem t testinden, iki kategorik değişken arasındaki ilişkinin incelenmesinde ki-kare analizinden yararlanıldı. Bulgular: Lenfadenopati ön tanısı ile tetkik edilen 404 olgunun dosyası incelendi. Bir olguda brankiyal kleft kisti saptandı. Lenfadenopati tanısı alan 403 olgunun 256'sının (%63,5) erkek, 147'sinin (%36,5) kız olduğu görüldü. Yaşları 3 ay ile 17,5 yaş arasında değişiyordu, ortalaması 6,08±3,964 yıldı. Olguların 397'si(%98,5) benign, 6'sı(%1,5) malign, benign olguların kendi arasındaki sınıflandırmasında; 240 (%59,5) olgu enfeksiyöz LAP, 157'si (%39) enfeksiyon dışı LAP idi. Enfeksiyöz LAP grubu kendi içinde değerlendirildiğinde 240 olgunun 205'i(%50,9) spesifik etiyolojisi ayırt edilemeyen gruptaydı, 32(%7,9) olguda viral, 3(%0,7) olguda bakteriyel etiyoloji saptanabildi. Olguların 304'ü (%75,4) akut, 99'u (%24,6) kronikti. Benign grupta 299'u (%75,3) akut, 98'i (%24,7) kronik; malign grupta ise 5'i (%83,3) akut, 1'i (%16,7) kronik lenfadenopati olgusu idi. Bölgesel LAP olgularında en sık %69 oranla servikal bölge, yaygın LAP olgularında ise en sık %55,7 oranla servikal ve submandibuler bölge birlikteliği olduğu saptandı. 26 olguda EBV, 7 olguda CMV, 3 olguda kabakulak virüsü, 2 olguda AGBHS, 1 olguda parvovirus, 1 olguda mikoplazma, 1 olguda B.hensalae saptandı. 4 olguda TDT yapılsa da yalnız 1 olgu pozitifti. 208 olguda yapılan ultrason görüntülemede 194 olgu (%93,3) yağlı hilusları seçilen, 14 olgu (%6,7) yağlı hilusları seçilmeyen olarak değerlendirilmişti. 14 olgunun 5'i(%35,7) malign, 9'u(%64,3) benign LAP grubunda idi. Enfeksiyöz LAP olgularında ESR yüksekliği, nötrofili, trombositoz, NLO oranında yükseklik, enfeksiyon dışı LAP olgularına göre görülmesi istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. MPV değerinin demografik, klinik ve laboratuvar bulguları ile anlamlı ilişkisi saptanmadı. MPV'nin akut/kronik, bölgesel /yaygın, enfeksiyöz/enfeksiyon dışı, malign/benign LAP ayırıcı tanısında kullanılabileceğine dair istatistiksel anlamlı veri ortaya konulamadı. NLO yüksek olan LAP olgularında CRP ve ESR değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. NLO, enfeksiyöz LAP grubunda anlamlı şekilde yüksekti, antibiyotik kullanma ve 1 haftadan uzun süre antiyotik kullanma oranı NLO yüksek olan grupta istatistiksel anlamlı şekilde yüksek bulundu. Sonuç: Çalışmamızda lenfadenopati olgularının erkek cinsiyette daha fazla olduğu gösterildi. Olgularımızda akut LAP, bening nedenli LAP, servikal ve submandibuler bölgesel LAP daha fazlaydı. Enfeksiyoz ve enfeksiyon dışı LAP ayırıcı tanısında ESR, trombositoz, nötrofili ve NLO'nun faydalı biyobelirteçler olduğu görüldü. Yüksek NLO değeri ile lökositoz, CRP yüksekliği, ESR yüksekliği, antibiyotik kullanma oranı ve süresi arasında istatiksel anlamlı ilişki bulundu. NLO, LAP ayırıcı tanısında enfeksiyöz ve enfeksiyon dışı grubu ayırmada bir belirteç olabilir. Malign/benign LAP ayırıcı tanısı için malign LAP olgularının da sayısının fazla olduğu daha geniş kapsamlı çalışmaların faydalı olabileceğini düşünmekteyiz. MPV değerinin akut/kronik, bölgesel/yaygın, enfeksiyoz/enfeksiyon dışı, benign/malign LAP gruplarında farklı olmadığı, klinik ve laboratuvar bulgularla istatistiksel anlamlı ilişkisi olmadığı gösterildi. Anahtar Sözcükler: lenfadenopati, lenfadenit, LAP, benign LAP, malign LAP

DemografiLenfadenitRetrospektif çalışmalar+2
Araz Kazımov
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonlarının klinik ve laboratuvar özelliklerinin hematolojik parametreler ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: İdrar yolu enfeksiyonları (İYE) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardandır. Zamanında ve düzgün şekilde tedavi edilmediğinde renal skar, renal parenkimal hastalık, hipertansiyon ve son dönem böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara sebep olabilen İYE'de tanının hızlı bir şekilde konulması ve tedavinin uygun şekilde başlanması morbiditenin azaltılmasında çok önemlidir. Biz de çalışmamızda; ucuz, kolay ulaşılabilen ve sık kullanılan tetkikler olan tam kan sayımı parametreleri, albumin ve CRP gibi biyokimyasal ve serolojik tetkikler üzerinden elde edilen bazı oranlar ve inflamasyon belirteçleri ile İYE tanısı ve alt/üst üriner sistem enfeksiyonu ayrımında kullanımlarını incelemeyi hedefledik. Materyal ve Metot: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tek merkezli ve retrospektif olarak planlandı. Ocak 2021 – Aralık 2022 tarihleri arasında hastanemiz Çocuk Acil Polikliniği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne ayaktan başvuran ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yatarak tedavi gören hastalardan İYE tanısı alan hastalar saptanarak çalışmamıza dahil edildi. Kontrol grubu ise hastanemiz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne sağlam çocuk izlemi için başvuran, herhangi bir şikayeti olmayan sağlıklı çocuklardan oluşturuldu. Hasta grubunun; yaşı, cinsiyeti, idrar kültüründe üreyen mikroorganizma, idrar kültürünün alındığı tarih; başvuru esnasında ateş, bulantı, kusma, huzursuzluk, idrarda kötü koku, dizüri, karın ağrısı, yan ağrısı, iştahsızlık, enürezis, hematüri, pollaküri şikayetleri olup olmadığı; takipte görüntüleme olarak üriner sistem ultrasonografisi, voiding sistoüretrogram, dimerkaptosüksinik asit sintigrafisi yapılıp yapılmadığı ve eğer yapıldıysa sonucunda saptanan bulgular; Tam İdrar Tetkiki (TİT) sonucunda direkt bakıda görülen lökosit sayısı, lökosit esteraz (LE) ve nitrit testlerinin sonuçları kaydedildi. Hem hasta grubundaki hem de kontrol grubundaki olguların tam kan sayımı sonuçlarından WBC, nötrofil, lenfosit, monosit ve trombosit sayıları, MPV, PDW, PCT, hemoglobin, RDW değerleri; seroloji ve biyokimya tetkiklerinden serum C-reaktif protein (CRP) ve albumin düzeyleri ve bu değerlerden elde edilen NLR, LMR, PLR, MPVLR, MPV/PC, Hb/RDW, CAR oranları ve SII değeri hesaplanarak kaydedildi. Ayrıca hasta grubu, başvuru esnasında ateş semptomu olup olmamasına göre kendi içinde sistit ve akut piyelonefrit grupları olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hasta-kontrol ve sistit-piyelonefrit grupları arasında tüm parametreler karşılaştırıldı. Veriler IBM SPSS 22.0 paket programıyla analiz edildi. Sürekli değişkenlerin ortalama farklarının hasta ve kontrol grupları arasında kıyaslanmasında normal dağılan değişkenler için Student's T Testi; normal dağılmayanlar için Mann Whitney U Testi, kategorik değişkenlerin gruplar arasındaki dağılımları için Ki-Kare Testi kullanıldı. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisine Spearman korelasyon katsayısı ile bakıldı. Tanımlayıcı istatistik olarak ortalama, standart sapma, medyan, Q1 (1.Çeyreklik), Q3 (3.çeyreklik), korelasyon katsayısı (rs), frekans ve yüzde değerleri verildi, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza 1 ay – 16 yaş arasındaki 341 çocuk dahil edildi. Bunlardan 207'si hasta grubunda, 134'ü kontrol grubundaydı. Hasta grubunda kız erkek oranı 4:1'di. Hasta grubunun yaş ortalaması 67.4 ay, kontrol grubununki ise 64.9 ay idi. Hasta grubunda en sık başvuru semptomu 146 hastada görülen ateşti. Ateş sonrasında en sık görülen şikayetler dizüri ve karın ağrısıydı. Hastaların TİT bulgularına bakıldığında %87.8'inde LE pozitif, %51.5'inde nitrit pozitif saptandı. İdrar kültüründe en sık üreyen mikroorganizma E. coli'ydi. Hastaların 123'üne USG yapılmış, bunların 81'inin USG sonucu normal, 42'sinde ise patolojik bulgu mevcuttu. VCUG yapılan hasta sayısı 26 iken, 14 hastada VUR saptanmıştı. 25 hastaya DMSA görüntülemesi yapılmış ve 14'ünde renal skar gelişimi saptanmıştı. Hasta ve kontrol grubunun laboratuvar parametreleri karşılaştırıldığında hasta grubunda WBC (p<0.001), nötrofil (p<0.001), monosit (p<0.001), PDW (p<0.001), NLR (p<0.001), PLR (p=0.002), CRP (p<0.001), CAR (p<0.001), SII'nın (p<0.001) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu; lenfosit (p<0.001), RDW (p<0.001), MPV (p<0.001), PCT (p<0.001), LMR (p<0.001), albumin (p<0.001) ve MPV/PC'nin (p=0.045) ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olduğu saptandı. Sistit ve piyelonefritli olguların laboratuvar parametreleri açısından kıyaslama yapıldığında ise sistit grubunda nötrofil (p=0.021), NLR (p=0.034) ve albuminin (p<0.001); piyelonefrit grubunda ise CRP (p<0.001) ve CAR'nin (p<0.001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırılan laboratuvar parametrelerinin inflamasyonu ve İYE'yi öngörmede katkısı olabileceği düşünüldü. Çalıştığımız parametrelerden CRP, albumin, CAR, nötrofil ve NLR dışındakilerle sistit ve piyelonefrit ayrımında net sonuçlara varılamadığı, sistit/piyelonefrit ayrımına yönelik olarak daha büyük hasta gruplarıyla prospektif nitelikte yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Sözcükler: İdrar yolu enfeksiyonu, sistit, akut piyelonefrit, hematolojik parametreler, nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, sistemik immün-inflamasyon indeksi, CRP albumin oranı

AlbüminlerC reaktif proteinKan parametreleri+7
Furkan Yılmaz
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumları ile sağlık kontrol odağı arasındaki ilişki

Aşılama hizmetleri küresel düzeyde önemli başarılar sağlanan bir halk sağlığı hizmetidir. Ancak, başarılı girişimlere rağmen bireyler bir dizi faktörden etkilenerek aşı tereddüdü yaşamaktadır. Aşı tereddüdü yaşanmasında önemli faktörlerden biri bireysel özelliklerdir. Sağlık kontrol odağı (SKO) bu özelliklerden biridir. Ebeveynlerin çocuklarına aşı yaptırmada hangi faktörlerin etkili olduğunu belirlemek önemlidir. Bu tez çalışmasının amacı ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumları ile sağlık kontrol odağı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini Kırıkkale İli Yahşihan ilçesinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde 0-6 yaş arası çocuklarının aşı takibini yaptıran ebeveynler oluşturmuştur. Veri; Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveyn Tutumları (PACV) Ölçeği ve Çok Boyutlu Sağlık Kontrol Odağı Ölçeği (ÇBSKOÖ) aralığıyla toplanmıştır. Araştırmaya 220 gönüllü ebeveyn katılmıştır. Veri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotları (sayı, yüzde, medyan, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Kolmogrov-Simirnov testine göre normal dağılım göstermeyen verinin değerlendirilmesinde nonparametrik testler kullanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasındaki fark için Mann Whitney U testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında Kruskal Wallis H testi, fark yaratan grubu bulmak için düzeltilmiş Bonferroni, bağımlı değişkenler arasındaki ilişki için Spearman's korelasyon analizi uygulanmıştır. Katılımcıların %1.8'i çocuğunun aşılarını tam olarak yaptırmamış ebeveynlerin %11'4'ü aşı tereddüdü yaşamaktadır. Ebeveynlerin PACV ölçeği ortalaması 18,15±21,93'tür. ÇBSKOÖ alt boyutları için puan ortamaları; İç SKO 21,46±4,18, Şans SKO 13,84±7,01, Güçlü Diğer Kişiler SKO 23,37±6,34'tür. Şans SKO ile PACV Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir Sağlık yönelimi Şans SKO ve Güçlü Diğer Kişiler SKO yüksek olan ebeveynlere eğitim ile destekleme çalışması yapılarak sağlık yönelimlerini İç SKO olarak olumlu bir yönelime yaklaştırılabilir.

Ana-babaAşı reddiAşı tereddüdü+6
İrem Argana
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin bağlanma stilleri ile okul öncesi dönemdeki çocukların anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada 3-5 yaş arasında çocuğu olan annelerin bağlanma biçimleri, annelerin çocuğuna karşı davranışları, annelerin çocukluk yaşantıları ve çocukların anksiyete düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi ile annelerin bağlanma biçimleri ile çocukların anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Zonguldak il merkezinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında çocuğu eğitim alan ve kartopu yöntemi kullanılarak elde edilen okul öncesi eğitim alan ve almayan çocuğu olan toplam 110 anne oluşturmuştur. Araştırma verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete (Kaygı) Ölçeği", "Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği" ve "Anne Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde MannWhitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Ki-kare testi, Fisher Exact testi, Monte Carlo simülasyonu ve Pearson Korelasyon katsayısı analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda annelerin bağlanma düzeyleri ile annelerin eğitim durumu, annelerin ekonomik bağımsız olma durumu, çocukların cinsiyeti durumu; çocukların anksiyete düzeyleri ile çocukların cinsiyet durumu, çocukların sayısı ve çocukların okul öncesi eğitime devam etme durumu arasında anlamlı farklılıklar (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Annelerin çocuğuna karşı davranışları ile annelerin eğitim durumu ve çocukların anksiyete düzeyleri; annelerin çocukluk yaşantıları ile çocukların cinsiyet durumu, annelerin ekonomik bağımsız olma durumu, çocukların doğum sırası, annelerin eğitim durumu, çocukların okul öncesi eğitim kurumuna devam etme durumu, çocukların yaşı, çocukların anksiyete düzeyleri, annelerin bağlanma düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca annelerin çocuğuna karşı davranışları ile annelerin çocukluk yaşantıları arasında anlamlı farklılıklar (p<0.05) olduğu tespit edilmiştir. Annelerin toplam bağlanma biçimleri ile çocukların toplam anksiyete düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Fakat alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Annelerin güvenli bağlanma biçimi arttıkça çocuklarda sosyal kaygı, genel kaygı, ayrılma kaygısı, fiziksel yaralanma korkusu ve toplam okul öncesi anksiyete düzeyleri azalmaktadır. Annelerin kaygılı / ikircikli bağlanma biçimi arttıkça çocuklarda ayrılma kaygısı düzeyi; annelerin kaçıngan bağlanma biçimi arttıkça da çocuklarda genel kaygı, ayrılma kaygısı, fiziksel yaralanma korkusu ve toplam okul öncesi anksiyete düzeyleri artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Anne, Çocuk, Bağlanma, Anksiyete, Anne Baba Tutumu, Çocukluk Yaşantısı.

Ana-baba tutumuAnksiyeteAnneler+6
Ayşe Nur Demirhan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocukluk dönemi aşılarıyla ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, ebeveynlerin çocukluk dönemi aşılarıyla ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Kesitsel tipte tanımlayıcı araştırmanın evrenini Kasım 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Çatalzeytin ve İhsangazi Aile Sağlığı Merkezlerine herhangi bir sebeple başvuran 0-6 yaş çocuğu bulunan 110 ebeveyn oluşturmuştur. Araştırma verileri, ebeveynlerin sosyo demografik özelliklerini, aşılar ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını belirleyen anket formu ve "Aşıya ilişkin Tutumlar Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler, SPSS 25.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra gruplar arası karşılaştırmada t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Ebeveynlerin %85.5'inin aşıların gerekli olduğunu düşündüğü, % 90.9'unun çocuklarının aşılarını düzenli olarak yaptırdığı ve %29.1'inin en az bir özel aşı yaptırdığı belirlenmiştir. Rutin aşı takviminde yer alan herhangi bir aşı hakkında bilgi sahibi olmayan ebeveynlerin oranı %10.9'dur. Ebeveynlerin %74.5'i aşıların yan etkisi olduğunu ve %8.5'i otizmi, %6.1'i de kısırlığı aşı yan etkisi olarak düşünmektedir. Ebeveynlerin, Aşıya İlişkin Tutumlar Ölçeği puan ortalamaları 50.43±9.00 olup aşılara ilişkin tutumları orta düzeydedir. İl merkezinde yaşayan, gelirinin giderinden fazla olduğunu ifade eden, aşıların gerekli olduğunu düşünen ve aşılar hakkındaki bilgiyi sağlık profesyonelinden alan ebeveylerin Aşıya İlişkin Tutumlar Ölçeği puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p≤0.05). Sonuç: Çalışmada ebeveynlerin önemli bir bölümünün çocuklarının aşılarını düzenli olarak yaptırdığı belirlenmekle birlikte aşının gerekli olmadığını düşünen, aşıların yan etkileri konusunda yanlış bilgiye sahip olan ve rutin uygulanan aşılar hakkında bilgi sahibi olmayan ebeveynlerin de olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin aşılara yönelik tutumlarının olumlu yönde değişmesi için aşılar hakkındaki bilgi gereksinimlerinin belirlenmesi, aşılar ve aşılama programları hakkında doğru ve güvenilir bilgilerin sağlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Aşı, Aşılama, Aşıya İlşkin Tutum, Ebeveyn.

Ana-babaAşı reddiAşı tereddüdü+7
Betül Sezen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şükrü Erbaş şiirinde çocuk ve çocukluk kavramı üzerine bir araştırma

Şükrü Erbaş, modern Türk şiirinin özgün ve üretken şairlerindendir. Bu çalışma Şükrü Erbaş şiirinde "çocuk" ve "çocukluk" kavramlarını ilişkilendirildiği konularla birlikte geniş çerçevede irdeleme ve yorumlama amacı taşımaktadır. Sanatçının şiirlerinin "çocuk" kavramı yönünden zengin olması böyle bir çalışma yapmaya zemin hazırlamış ve bu zengin konular çalışmamıza çok yönlü bakma imkânı tanımıştır. Şükrü Erbaş şiirine, tematik özellikleri açısından bakıldığında insana özgü tüm hâllerin psikolojik bir arka planın ve yöneliminin yansıması olarak öne çıkan ana temalar ve "çocuk" kavramı arasında bağlantı kurulmuştur. Çalışma, Şükrü Erbaş'ın şiirlerinde çocuğa bakışını yakalamaya, "çocuk-çocukluk" kavramını işleyiş tarzını ele alarak bu iki önemli kavramın tema ve imge olarak şiirlerinin içerisinde ulaştığı mana derinliğini ve çağrışım gücünü tespit etmeye yöneliktir. Şairin ilgili şiirleri farklı bakış açılarıyla bir bütünlük içinde analiz edilmiş ve sonuca ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şükrü Erbaş, Şiir, Çocuk ve Çocukluk, Tema ve İmge.

Erbaş, ŞükrüTürk edebiyatıTürk şiiri+5
Birgül Irmak
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken çocukluk döneminde aile işlevselliğinin, bilişsel gelişim ve duygusal gelişimin bir işlevi olarak sosyal problem çözme becerileri: Yapısal Denklem Modellemesi

Bu araştırmanın amacı, farklı Sosyokültürel özelliklere ve düşük ekonomik yaşam şartlarına sahip 48–66 ay arası çocukların sosyal problem çözme becerileri temelinde aile işlevselliği; bilişsel gelişim boyutunda yürütücü fonksiyonlar (bellek, bilişsel esneklik ve ket vurma) ve dil becerileri; duygusal gelişim boyutunda ise empatinin bileşenleri; algısal,bilişsel ve duygusal bakış açısı alma arasındaki ilişkileri yapısal denklem modeli kullanarak ortaya koymak ve geliştirilen modeli (ABDS modeli) yaş, bağlanma türleri, sosyal referans alma becerilerine, benlik algısına göre incelemektir. Araştırmanın modeli ilişkisel tarama modeli olarak planlanmıştır.Araştırmada aile işlevselliğinin, bilişsel gelişimin ve duygusal gelişimin bir işlevi olarak erken çocukluk döneminde sosyal problem çözme becerileri incelenirken yapısal denklem modeli kullanılarak test edilmiştir. Araştırmanın evrenini Adana ili Seyhan, Çukurova, Yüreğir,Sarıçam merkez ilçelerinde okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48–66 ay arası çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın amacına uygun olarak istenilen örnekleme ulaşabilmek için sırası ile seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal benzeşik örnekleme yöntemi, amaçsal uygun örnekleme yöntemi ve tabakalı amaçlı örnekleme olmak üzere üç farklı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal benzeşik örnekleme yöntemi kullanılarak Seyhan, Çukurova, Yüreğir, Sarıçam Kaymakamlıkları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından elde edilen bilgiler doğrultusunda belirlenen (en çok ayni ve nakdi yardım alan mahalleler) ve içerisinde bağımsız anaokulu bulunan mahallerden benzeşik bir küme oluşturulmuştur. Oluşturulan küme içerisinden, amaçsal uygun örnekleme yöntemi ile araştırmaya dahil edilecek çocukların yaşadığı mahalleler seçilmiştir. Seçilen bu mahalleler, ulaşım koşulları ve zaman göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Son olarak tabakalı amaçsal örnekleme yöntemi ile 48-66 ay arası çocuklar örneklem içerisinde 48-54, 54-60 ve 60-66 ay arası olmak üzere üç yaş grubundan da eşit oranda temsil edilmiştir. Araştırmaya 48-54 ay (27 kız; 25 erkek), 54-60 ay (26 kız; 26 erkek), ve 60-66 ay (27 kız; 25 erkek) aralıklarında her ayda 52 çocuk olmak üzere 156 çocuk, 139 anne ve 17 baba katılmıştır. Araştırmada çocukların sosyal problem çözme becerileri ölçmek için Wally Sosyal Problem Çözme Testi; bilişsel gelişim boyutunda yürütücü fonksiyonları ölçmek için İşler Bellek Ölçüm Aracı/The Map Task (ileri ve geri yönlü bellek için), Deve-Cüce Oyunu (ket vurma için),Londra Kulesi Testi (bilişsel esneklik için) ve dil becerilerini ölçmek için Ortalama Sözce Uzunluğu; duygusal gelişim boyutunda empati için Üç Dağ Deneyi (algısal bakış açısı alma için),Beklenmedik Yer Değişikliği Testi ve Beklenmedik Durum/İçerik Testi (bilişsel bakış alma için),Duygusal Bakış Açısı Alma Testi (duygusal bakış açısı alma için); moderatör olan değişkenler bağlanma türlerini belirlemek için Bağlanma Stilleri Öykü Tamamlama Testi, sosyal referans alma için Sosyal Referanslama Testi ve benlik algısını ölçmek için Cassidy Kukla Görüşme Formu ölçme aracı olarak kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılacak olan çocukların ebeveynleri ile görüşmeler yapılarak Kişisel Bilgi Formu ve aile işlevselliğini ölçmek için Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın verileri 30 Nisan 2015- 15 Ocak 2016 tarihleri arasında araştırmacı tarafından toplanmıştır. Araştırmacı tarafından her çocuk ile farklı günlerde üç oturum olmak üzere 156 çocuk ile yapılan 458 oturumda araştırmanın verileri toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, araştırmanın genel hipotezi ve alt hipotezleri doğrultusunda AMOS ve SPSS paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Her çocuk için SPSS programına girilen veriler alan yazına dayanarak geliştirilen ABDS modeli (aile işlevselliği, bilişsel gelişim, duygusal gelişim, sosyal problem çözme modeli) için yapısal denklem modeli kullanılarak AMOS 22 programında test edilmiştir. İlk modelin test edilmesi ile elde edilen uyum değerleri incelenmiş ve veri setinin test edilen model ile iyi uyum göstermediği anlaşılmıştır.Elde edilen bulgular doğrultusunda ilk ABDS modelinde modifikasyonlar yapılmıştır. Modifikasyon ile geliştirilen ABDS modelinin test edilmesi ile elde edilen uyum değerleri incelenmiş ve veri setinin, test edilen model ile iyi uyum gösterdiği anlaşılmıştır. Geliştirilen ABDS modelinde, ailenin işlevselliği ile çocukların duygusal gelişimi ve bilişsel gelişimi onların sosyal problem çözme becerilerindeki değişimin %98'ini açıklamıştır.Geliştirilen ABDS modelinde, çocukların yaşadığı ailenin aile işlevselliği onların sosyal problem çözme becerilerini hem doğrudan hem de duygusal gelişim düzeylerine ve bilişsel gelişim düzeylerine etkileri aracılığıyla dolaylı olarak etkilemiştir. Geliştirilen ABDS modeli sırayla yaş, bağlanma, sosyal referans alma ve benlik algısına göre incelenmiştir.Bütün moderatör değişkenler için veri setinin test edilen model ile kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiği anlaşılmıştır.Çocukların bilişsel gelişim düzeylerinin ve duygusal gelişim düzeylerinin aile işlevselliğinin, sosyal problem çözme becerileri üzerindeki etkisinde kısmen aracılık rolüne sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulguları, Sosyal-Bilgi İşleme Modeline duygusal süreçlerin bütünleştirilmiş hali ve Sosyokültürel Tarihsel Kuram çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Sosyal problem çözme becerileri, aile işlevselliği, bilişsel gelişim, duygusal gelişim, erken çocukluk dönemi, yapısal denklem modeli (yapısal eşitlik modeli).

Aile işlevleriBilişsel gelişimDuygusal gelişme+6
Münire Aydilek Çiftçi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyni şizofreni hastası olan bireylerin çocukluk çağı deneyimleri: Fenomenolojik bir çalışma

Ruhsal hastalıklar arasında şizofreni, karmaşık doğası nedeniyle önemli bir yere sahiptir. Ebeveyni şizofreni hastası olan çocukların hayatı çok boyutlu olarak değişmekte, çocuğun sosyal, fiziksel ve duygusal gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olmakta ve bu durum hem çocukluk çağında hem de yetişkinlik döneminde ruhsal bozuklukların oluşma riskini arttırmaktadır. Araştırma ebeveyni şizofreni hastası olan bireylerin çocukluk çağı deneyimlerini incelemek amacıyla nitel araştırma deseni olan fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılamaya kabul eden ve dahil edilme kriterlerine uyan 26 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamada araştırmacılar tarafından hazırlanan "Tanıtıcı Özellikler Soru Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Derinlemesine Bireysel Görüşme Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinin tamamlanmasının ardından tema ve alt temalar oluşturulmuştur. Yapılan derinlemesine görüşmelerin ardından," Şizofreni Hakkındaki Görüşler, Şizofren Bir Ebeveynle Büyümek, Çocukluk Çağı Deneyimleri, Nasıl Baş Ettim, Yarım Kalan Hayaller, Yetişkinliğe Yansımaları" olarak altı tema ve 31 alt tema belirlenmiştir. Bu nitel araştırma sonucunda ebeveyni şizofreni hastası olan çocukların katılımcıların ihmal, istismar, depresyon, çocuk işçiliği, damgalanma ve yalnızlık gibi fiziksel, ruhsal, ekonomik ve sosyal yönlerden bir çok zorlukların bulunduğu çocukluk çağı deneyimleri edindikleri ve bu zorlukların yetişkinlik dönemine de yansıdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı, deneyim, şizofreni ebeveyn

Ana-babaDeneyimPsikiyatrik hastalar+4
Nermin Kılıç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser hastası çocuğu olan ailelerin dayanıklılık, travma sonrası büyüme ve hastalık sürecine ilişkin deneyimleri

Bu araştırmanın amacı çocukluk çağı kanser hastalığı sürecindeki aile deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın örneklemini 12 aileden her iki ebeveyn olmak üzere 24 ebeveyn ve 8 aileden 7-18 yaş aralığında 6 kız ve 6 erkek kardeş oluşturmuştur. Bu çalışma nitel araştırma desenlerinden fenomonolojik yaklaşıma dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu yaklaşımına dayalı olarak ve yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Elde edilen veriler tümevarım yoluyla ve içerik analizi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, aile üyeleri tanıya çeşitli davranışsal ve duygusal tepkiler vermiş ve bazı aileler sağlık kurumunu değerlendirip yeni bir kurum aramışlardır. Hastalığın tanılanması ve sonraki süreçte aileler yaşamlarını yeniden düzenlemişlerdir. Bu bağlamda aile üyeleri hasta çocuk odaklı yaşamaya başlamış, yeni sorumluluklar almış ve/veya var olan sorumlulukları artmıştır. Ayrıca aile üyeleri zor duygularını gizlemek zorunda kalırken diğer aile üyelerine yönelik duygusal destek vermek, yaşamlarını izole etmek, ev içi koruyucu tedbirler uygulamak, işten ayrılmak ve başka bir şehre taşımak zorunda kalmışlardır. Aileler yaşamlarında yaptıkları değişikliklerin yanında farklı kaynaklardan ortaya çıkan zorlanma ve stresörlerle karşılaşmışlardır. Bunlardan ilki, aile üyelerinin süreçte davranışsal ve duygusal tepkiler vermeye devam etmesi; ikincisi, ebeveyn çocuk (kardeş) ilişkileri ve eş/ebeveyn ilişkilerinde ortaya çıkan zorlanmalarla ilişkili olmuştur. Üçüncüsü, hasta çocuğun tutum ve davranışları, duyguları ve normal yaşamının kaybı biçimindeki hasta çocukla ilgili zorlanmalar olmuştur. Dördüncüsü, tedavi yan etkileri, kayıplar ve acı verici uygulamalar biçimindeki hastalık ve tedavinin ikincil etkilerinin oluşturduğu zorlanmalardır. Beşincisi, tedavi giderleri, iş yaşamındaki bozulma ve maddi kayıplar şeklindeki finans ve iş konularıyla ilişkilidir. Altıncısı, hasta çocuğun etiketlenmesi, ebeveynlere öneri ve olumsuz örneklerin ifade edilmesi, durum hakkında soru sorulması ve insanların uzaklaşması, uzun vadede yalnız kalma biçiminde toplum kaynaklı zorlanmalardan oluşmaktadır. Son olarak ise, hastalıkta zaman zaman yaşanan kötü gidiş, başka çocukların kaybı ve özel bir tedavi için ekonomik kaynak bulma ihtiyacı süreçte karşılaşılan stresörlerle ilişkili olmuştur. Ayrıca bu süreçte hem ebeveynler hem de kardeşler finans gerektiren konular ve aile bütünlüğünün sağlanması yönünde gereksinim belirtmiş; buna ek olarak ebeveynler sosyal duygusal destek ve umut aşılayan deneyimler ve kardeşler de hasta çocuğun iyileşmesi ve ebeveynlerin duygularını paylaşması yönünde gereksinim belirtmişlerdir. Aile üyeleri sahip oldukları destek kaynakları ve kullandıkları başa çıkma stratejilerinin oluşturduğu koruyucu süreç ve faktörler ile karşılaştıkları zorlanmaları dengelemeye, başa çıkmaya ve toparlanmaya çalışmışlardır. Destek kaynaklarından ilkini; aile bağlılığı, aile esnekliği, aile anlamları ve etkili iletişim biçimindeki aile içi güçler oluşturmaktadır. İkincisi, geniş ailenin sağladığı sosyal-duygusal destek, diğer çocukların bakımı, tedaviye katılım, yemek ve temizlik konuları, para desteği, araç ve kıyafet sağlama biçiminde gruplanan desteklerden oluşmaktadır. Üçüncüsü, sağlık hizmeti sunan takımın özenli-saygılı tutumu, umut aşılaması, rehberlik ve bilgilendirme sağlamasından oluşmaktadır. Dördüncüsü, kanser hastası çocuğu olan ebeveynlerin sağladığı bilgi-rehberlik ve dayanışma ile yönlendirmeden oluşmaktadır. Beşincisi, ebeveyn/ailenin sosyal çevresinin sağladığı sosyal-duygusal destek, para yardımı, ev bakımı ve araç sağlama; kardeşlere yönelik arkadaş ve öğretmenlerin sağladığı sosyal-duygusal destek ve statülü kişilerin ilgisi biçimindeki toplumsal desteklerden oluşmuştur. Altıncısı, iş yerinin sağladığı çalışma esnekliği, avans para desteği ve yardım kolisi göndermesinden oluşmuştur. Sonuncusu ise devlet kurumlarının sağladığı para yardımı ve yardım kolisi ile bazı sivil toplum kurum ve kuruluşlarının hasta çocuk için sağladığı okul olanağı, düzenlediği programlar ve gerçekleştirdiği giyecek, yiyecek ve para yardımlarından oluşmuştur. Aile üyeleri sahip oldukları kaynaklar ve kendilerine sağlanmış desteklerin yanında bu süreçle başa çıkmak için aktif olarak çaba göstermiş ve değerlendirme-odaklı, problem-odaklı ile duygu-odaklı başa çıkma biçimi altında gruplanan çeşitli davranışları kullanmışlardır. Hem ebeveynler hem de kardeşlerin en az kullandığı başa çıkma biçimi problem-odaklı başa çıkma olmuştur. Özellikle ebeveynler olumlu bakış açısı ve dini bakış açısı biçimdeki değerlendirme odaklı başa çıkma ile dini ritüeller biçimindeki duygu-odaklı başa çıkma davranışlarını daha fazla kullanırken, kardeşler sosyal-duygusal destek kullanımı, sosyalleşme ve aktiviteler ve zihin odağını değiştirme biçimindeki duygu-odaklı başa çıkma davranışlarını daha çok kullanmışlardır. Aile üyeleri karşılaştıkları zorluklara rağmen travma sonrası büyüme çerçevesinde değerlendirilen kişilerarası ilişkiler, kişisel algılar, yaşamın değeri ve maneviyat konularında olumlu değişiklikler bildirmişlerdir. Sonuç olarak bu çalışma literatürde bildirilen kanserle ilgili deneyimleri desteklemektedir. Bununla birlikte, sonuçlar aile ve aile üyelerinin karşılaştıkları zorluklar konusunda ayrıntılı bilgi sağlarken, ailelerin ve aile üyelerinin bu zorluklar karşısında sahip olduğu kaynaklar ve kullandıkları başa çıkma davranışlarını da ortaya koymuş, ayrıca böylesi zorlayıcı bir yaşam koşulunda aile üyelerinde olumlu değişikliklerin gerçekleştiğini göstermiştir.

AileAna-çocuk etkileşimiBaba-çocuk etkileşimi+6
Feyruz Usluoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk döneminde akut arteriyel stroke tanısıyla izlenen hastaların klinik, etyolojik, nöroradyolojik bulguları, epilepsi gelişimi ve nörolojik prognozlarına etki eden faktörler

Amaç: İnme, beyin arter veya venlerinde ani tıkanıklık veya yırtılma sonucu fokal serebral hasar ve nörolojik kayıpların görüldüğü bir klinik tablodur. İnmeli çocuklarda bilişsel ve motor bozukluklar ortaya çıkabilir veya inme tekrarlayabilir. Bu nedenle çalışmamızda akut arteriyel inme tanısıyla takip edilen hastaların etyolojik, klinik, radyolojik özellikleri, epilepsi gelişimi ve nörolojik prognozlarına etki eden faktörleri incelenmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2004 - 2019 yılları arasında ÇÜTF Balcalı Hastanesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı'nda takipli, akut arteriyel inme tanısı alan hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Çalışmaya 43 hasta alınmış, hastaların demografik verileri, risk faktörleri, başvuru semptomları, nörogörüntüleme özellikleri, akut inme tedavisi ve profilaktik tedavileri, izlemdeki son nörolojik ve kognitif durumlarına ait veriler toplanmıştır. Bulgular: Hastaların % 53,5'i erkek, % 46,5'i kızdı. Ortanca tanı yaşı 120 ay (minimum 1 ay, maksimum 207 ay) idi. Etyolojide protrombotik nedenler % 55,8, kardiyak ve hematolojik nedenler % 32,6, arteriyopatiler % 23,2 oranındaydı. Hastaların % 41,9'unda birden fazla risk faktörü mevcuttu. Hastaların % 74,4'ü fokal nörolojik semptom, % 25,6'sı jeneralize semptom, % 37,2'si ise nöbet ile başvurdu. Takipte 24 hastada epilepsi gelişmişti. Nöbet ile başvuran ve frontotemporal tutulumu olanlarda epilepsi gelişimi daha sıktı (p<0,05). Hastaların % 60,5'inde izlemde nörolojik sekel vardı. Küçük yaşta inme geçirenlerde, fokal semptom ile başvuranlarda ve parietal tutulumu olanlarda izlemde sekel daha sıktı (p<0,05). Hastaların % 16,3'ünde inme rekürrensi vardı. Protrombotik risk faktörü olanlarda rekürrens daha sıktı (p<0,05). Sonuç: İnme, uzun dönemde mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Her hastada inmenin tekrarlama riskini ve uygun tedaviyi belirlemek için Aİİ'ye neden olan mekanizmaları zamanında ve eksiksiz bir şekilde belirlemek hayati önem taşımaktadır.

EpilepsiNörolojiPrognoz+4
Ayşe Hitay Telefon
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda metabolik alkalozla giden tübülopatilerde klinik seyir ve prognoz

Amaç: Bartter sendromu (BS) ve Gitelman sendromu (GS) çocuklarda hipokalemik hipokloremik metabolik alkaloz ile giden nadir kalıtsal tübülopatilerdendir. BS fenotipik olarak antenatal (aBS), klasik (kBS) ve karışık tip olacak şekilde üç gruba ayrılırken, genotipik olarak beş gruba ayrılır: SLC12A1 (BS I), KCNJ1 (BS II), CLCNKB (BS III), BSND (BS IV) ve CASR (BS V). Bu çalışmada; BS ve GS tanısıyla izlenen çocuk hastaların fenotipik ve genotipik alt gruplarının sıklığı, klinik özellikleri, uzun dönem yönetimi ve prognozunun aydınlatılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza 2004-2020 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Kliniğinde BS tanısıyla izlenen 27 ve GS tanısıyla izlenen 6 hasta dahil edildi. Bulgular: BS'lu hastaların 15'i (%55,5) erkek, GS'lu hastaların 2'si (%33,3) erkekti. Ortalama tanı yaşları BS'lu hastalarda 14,9 ay (0,5- 84) iken GS hastalarda 158 ay (84-192)'dı. BS hastalarının %48'sinde polihidramniyoz öyküsü mevcuttu. BS'lu hastaların 10'u CLCNKB, 3'ü SLC12A1, 1'i BSND, 1'i CLCNKA, GS'lu 6 hasta SLC12A3 genetik mutasyonlarına sahipti. aBS'lu hastaların %81.8'inde, kBS ve karışık tip hastaların %68.7'de, GS'lu hastaların %50'sinde büyüme geriliği vardı. BS'lu hastalarda kronik böbrek hastalığı (KBH) Evre 3, tanı anında hastaların %14'ünde saptanırken, son takiplerinde KBH Evre 3 ve üstünde olan hastaların oranı %25,9'du. GS ile takip edilen hastaların tahmini glomerüler filtrasyon hızları (eGFR) tanı anında ve son takiplerinde normaldi. aBS'lu hastaların son takiplerinde eGFR değerleri kBS ve GS olan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Sonuç: BS ve GS'lu hastalarda altta yatan genetik mutasyona bağlı farklı klinik seyir görülebilmektedir. Bu hastalarda yaşam boyu tedavi gerekli olduğu için tedaviye uyum ileri evre KBH'ı önlemek için önemlidir. Anahtar sözcükler: Bartter Sendromu, Çocukluk Çağı, Gitelman Sendromu, Metabolik Alkaloz

AlkalozBartter sendromuPrognoz+3
Bahruz Huseynlı
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk döneminde portal hipertansiyon tanısı alan hastaların uzun dönem izlemlerinde etiyoloji, klinik, laboratuar ve prognoz açısından değerlendirilmesi

Amaç: Portal hipertansiyon; portal basıncın 10 mmHg üzerine çıkması veya portal ven ve hepatik ven basınç gradientinin 5 mmHg üzerine çıkmasıdır. Portal hipertansiyon morbidite ve mortalite oranı yüksek komplikasyonlara neden olmaktadır. Bu çalışmada çocuklarda PH'nin etiyolojisi, klinik bulguları, laboratuvar ve endoskopik bulguları, tedavi yaklaşımları ile prognozlarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 2012-2019 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda takipli, portal hipertansiyon tanısı alan hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Çalışmaya 43 hasta alınmış, hastaların demografik verileri, başvuru yakınmaları, fizik muayene bulguları, laboratuvar bulguları, radyolojik ve endoskopik bulguları, tedavi ve prognozlarına ait veriler kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların % 72,1'i erkek, % 27,9'u kız idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaşları ortanca 108 ay (5 ay ile 210 ay) iken tanı yaşları ortanca 60 ay (5 ay ile 204 ay) idi. Portal hipertansiyon olgularının % 76'sı sirotik olmayan, % 23,3'ü sirotik, anatomik olarak ise % 55'i prehepatik, % 41,8'i intrahepatik idi. İntrahepatik Portal hipertansiyon olgularının % 13,9'u presinüzoidal, % 27,9'u sinüzoidal idi. Sirotik nedenler; kriptojenik karaciğer sirozu, caroli hastalığı, Budd Chiari sendromu, konjenital hepatik fibrosis iken, sirotik olmayan gurubun yarısından fazlasını PVT oluşturmaktaydı. Hastaların başvuru yakınması en sık karın şişliği idi. En sık fizik muayene bulgusu olarak splenomegali saptandı. Sirotik hastalarda GGT, BUN, IgG, IgA daha yüksek saptandı (p<0,05). Sirotik olmayan grupta portal kavernöz transformasyon ve PVT daha sık saptandı (p<0,05). Endoskopik bulgular değerlendirildiğinde özofagus varisleri ve portal hipertansif gastropati oranı sirotik ve sirotik olmayan grupta benzerdi. Portal hipertansif duodenopati sirotik hastalarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Hepatorenal sendrom, hepatopulmoner sendrom, hepatik ensefalopati gibi mortalite ve morbidite oranı yüksek komplikasyonlar sirotik hastalarda % 10 oranında görülür iken sirotik olmayan hastalarda gözlenmedi. Sonuç: Portal hipertansiyon, mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Karaciğer hastalığı bulgularını gösteren ve splenomegali saptanan her çocuk portal hipertansiyon açısından araştırılmalıdır. Bu çalışmada PH'li hastaların klinik, laboratuvar, tedavi ve komplikasyonları incelenmiş, sirotik hastalarda sirotik olmayan gruba göre GGT, BUN, IgG, IgA, bilirubin değerleri, fundik varis ve portal hipertansif duodenopati görülme sıklığı sirotik olmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.

EtyolojiHipertansiyonKaraciğer sirozu+5
Dilek Bayrı
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı primer hipertansiyon patogenezinde NRLP3, ASC ve kaspaz 1 genlerinin araştırılması

Hipertansiyon, kan basıncını belirleyen multifaktöriyel bir hastalıktır. Son 20 yılda, düşük dereceli inflamasyonun kardiyovasküler hastalıklarda rol oynadığı anlaşılmıştır. Farklı tipte inflamazom yapıları bulunmakla birlikte hipertansiyon ile ilişkisi rapor edilen inflamazom, NOD benzeri reseptör protein 3 (NLRP3) inflamazomudur.. Bu çalışmada; primer hipertansiyona sahip olan ve olmayan çocuklarda NRLP3, ASC, kaspaz-1, IL-1β düzeylerini karşılaştırarak hipertansiyonda NLRP3'ün rolünün gösterilmesi hedeflenmiştir. Çalışma Eylül 2019 ile Nisan 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD hasta çocuk polikliniğine başvuran 18 yaş altı 50 sağlıklı çocuk ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Çocuk Nefroloji polikliniğine başvuran 18 yaş altı 50 primer hipertansiyon hastası arasında yürütüldü. Tüm istatistiksel analizler SPSS 23.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Çalışmaya 9-18 yaşları arasında 50 sağlıklı kontrol ve 50 hipertansiyon hastası çocuk dahil edildi. Hastaların özgeçmiş özellikleri sorgulandığında hasta ve kontrol grubunda ydybü öyküsü ve doğum haftası açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Ancak doğum kilosu hasta grubunda anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0.05). Çevresel maruziyet açısından sorgulanan sigara kullanımı, beslenme özellikleri açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Stres ve günlük aktivite açısından ise hasta grubu daha stresli ve daha sedanter olarak bulundu (p<0.05). Hastaların soygeçmiş özellikleri sorgulandığında hipertansif çocukların ailelerinde HT varlığı istatistiksel olarak daha anlamlı saptandı (p<0.05). Hastaların kullandıkları tedavi yöntemleri değerlendirildiğinde %50sinin non farmakolojik yöntemlerle tedavi olduğu, farmakolojik tedavi alanların çoğunlukla monoterapi ile kontrol altında olduğu ve en sık kullanılan ilaç grubunun ACEI olduğu saptandı. Her iki grubun laboratuvar sonuçları incelendiğinde hasta grubunda ÜA, TC, LDL ve TG düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu (p>0.05). Hipertansiyon hastaları uç organ hasarı açısından incelendiğinde renal ve vasküler hasar hiçbirinde görülmezken, LVH %32'sinde ve HTRP %26'sında saptandı. Hasta ve kontrol gruplarının NLRP3, ASC, CASP1 ve IL-1B açısından karşılaştırılmasında hasta grubunda NLRP3, ASC ve IL-1B ekspresyonu açısından kontrol grubuna göre yaklaşık 3 katlık bir artış ve CASP1 açısından 2 katlık bir artış saptandı. Çalışmamızda NLRP3 inflamazom kompleksinin parçaları olan ve kronik inflamasyondan sorumlu olabileceği düşünülen NLRP3, ASC, CASP1 ve IL-1B genlerinin ekspresyonunda kontrol grubuna göre anlamlı artış saptandı. Bu bulgular ışığında çocukluk çağında HT tanısının erken konulması sayesinde ileride oluşacak komplikasyonların önüne geçilebilir ve yeni tedavi modaliteleri geliştirilerilmesine katkı sağlayabilir.

HipertansiyonKan basıncıKaspazlar+3
Neslihan Baysal
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin umut düzeylerinin çocukluk deneyimleri ve başarı motivasyonu ile ilişkisi: Bir karma yöntemler araştırması

Araştırmanın amacı lise öğrencilerinin umudunu çeşitli değişkenlerle açıklamaktır. Araştırmanın evrenini 2021-2022 eğitim öğretim yılında Gaziantep ve Malatya illerinde öğrenim gören lise öğrencileri, örneklemini ise 732 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden zenginleştirilmiş desen kullanılmıştır. Nicel verileri toplamak için "Kişisel Bilgi Formu", "Sürekli Umut Ölçeği", "Çocukluk Deneyimleri Ölçeği" ve "Başarı Motivasyonu Ölçeği" kullanılmıştır. Nitel verileri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veri analizi kısmında nicel veriler için bağımsız gruplar t-testi, tek faktörlü varyans analizi ve hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Nitel bulgular için içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre öğrencilerin umut düzeyleri sanat/sporla uğraşma durumuna göre anlamlı farklılık göstermektedir. Öğrencilerin çocukluk deneyimleri okul türü, doğum şekli, doğum sırası, aile ile vakit geçirme, bir işte çalışma ve sanat/sporla uğraşma değişkenlerine göre farklılaşmaktadır. Başarı motivasyonu okul türü, sınıf düzeyi, doğum sırası, sanat/sporla uğraşma durumuna göre farklılaşmaktadır. Çocukluk deneyimleri ve başarı motivasyonunun umudun anlamlı yordayıcıları olduğu görülmüştür. Araştırmanın nitel kısmı öğrencilerin umut, çocukluk deneyimleri ve başarı motivasyonuna ilişkin görüşlerine göre incelenmiştir.

BaşarıBaşarı düzeyiDeneyim+6
Meyrem Ayça Polat
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı beyin felçli hastaların değerlendirilmesi: Haberci belirtiler, komplikasyonlar, risk faktörleri

Amaç: Bu çalışma, serebral palsili hastalarda eşlik eden komorbidite ve komplikasyonların birbirileri ve diğer risk faktörleri ile ilişkilerini belirlemek amacıyla Ocak 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında yapıldı. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde düzenli takibe gelen serebral palsi tanılı 66 hasta bu çalışmaya alındı. Tüm hastaların demografik bilgileri, doğum ağırlığı, gestasyonel yaşı, prenatal, natal ve neonatal öyküsü, yürüme yaşı, komplikasyonlarla ilgili öyküsü, anne-baba akrabalığı bilgisi ailelerden ayrıntılı anamnez alınarak kaydedildi. Serebral palsi etyolojisi, serebral palsi tipi, motor-mental gerilik şiddeti, mevcut komplikasyonlar belirlendi. Tüm bilgiler yapılandırılmış hasta kayıt föyleri kullanılarak kayıt altına alındı. Hastayı çalışmaya almadan önce her aileden aydınlatılmış onam formu alındı. Bulgular: Çalışmaya toplam 66 hasta alındı. Bunlardan 29'u kız (%43,9), 37'si erkek cinsiyetinden idi (%56,1). Hastaların yaş dağılımı 2,25-17,9 yaş aralığında idi (8±4.1). Çalışmaya alınan hastaların 23'ünde (%34,8) gebelik komplikasyonu, 39 hastada (%59,1) perinatal anoksi, 48 hastada (%72,7) YDYBÜ'de yatış, 34 hastada (%51,5) yenidoğan döneminde mekanik ventilasyon, 24 hastada (%36,4) yenidoğan döneminde konvülsiyon, 25 hastada (%37,9) yenidoğan döneminde sarılık ve 25 hastada (%37,9) yenidoğan döneminde enfeksiyon öyküsü bulundu. Hastaların 57'sinde (%86,3) spastik tip (22 hastada hemiplejik (%33,3), 7 hastada diplejik (%10,6), 28 hastada tetraplejik (%42,4)), 5 hastada (%7,6) diskinetik tip, 4 hastada (%6,1) karışık tip SP saptandı. Hastaların 3'ü (%4,5) 2 yaşından önce, 18'i (%27,3) 2-5 yaş aralığında, 7'si (%10,6) 5 yaşından sonra yürümeye başladığı öğrenildi, 38'i (%57,6) değerlendirme anında yürüyemiyordu. 29 hastada (%43,9) patolojik refleksler müspet, 37 hastada (%56,1) menfi idi. 13 hastada (%19,7) hastanın vücut ağırlığından ve motor bozukluğun ağırlığından dolayı paraşüt cevabı değerlendirilemedi, değerlendirilen hastaların 27'sinde (%40,9) paraşüt cevabı pozitif bulundu. Hastaların GMFCS seviyelerine göre dağılımı: 11 hastada (%16,7) seviye I, 14 hastada (%21,2) seviye II, 5 hastada (%7,6) seviye III, 9 hastada (%13,6) seviye IV, 27 hastada (%40,9) seviye V idi. Çalışmaya alınan hastalarda SP'ye en sık eşlik eden komorbidite/komplikasyonlar zeka geriliği (s:51, %77.3), epilepsi (s:49; %74,2) ve konuşma bozukluğu (s:48; %72,7) idi. 14 hastada (%21,2) davranış bozukluğu bulundu. Hastaların 16'sında (%24,2) GÖR, 23'ünde (%48,5) malnütrisyon vardı. Diğer önemli komplikasyonlardan olan kronik akciğer hastalığı 12 hastada (%18,2), ortopedik bozukluk 16 hastada (%24,2) bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre; SP'nin multifaktoryel bir hastalık olduğunu, en sık eşlik eden komplikasyonların/komorbiditelerin zeka geriliği, epilepsi ve konuşma bozukluğu olduğunu, SP'ye eşlik eden komplikasyonların/komorbiditelerin kendi aralarında anlamlı neden-sonuç ilişkileri içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Davranış bozukluğu, epilepsi, GMFCS, görme bozukluğu, işitme bozukluğu, malnütrisyon, serebral palsi, zeka geriliği.

Beyin hastalıklarıDavranış bozukluklarıEpilepsi+7
Vusal Hasanov
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı olan çocuk hastalarda prognozu etkileyen faktörler

Amaç: Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı (ODPKBH) renal tübül epitelinden gelişen içi sıvı dolu kistlerle karakterize, tipik olarak orta yaşlarda son dönem böbrek hastalığı ile sonuçlanan 1/400-1/1000 insidansa sahip olan genetik geçişli bir hastalıktır. Bu çalışma ile ODPKBH olan çocuk hastalarımızın değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalında ODPKBH tanısı almış ve takip edilen 28 çocuk hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların klinik bulguları, fizik muayene bulguları, yapılmış olan laboratuvar tetkik ve genetik sonuçları, radyolojik görüntülemelerinin sonuçları dosyalarındaki kayıtlardan elde edilirken, halen takip edilen hastalara hipertansiyon açısından değerlendirilmesi için 24 saatlik kan basıncı monitorizasyonu yapıldı. Bulgular: Yirmi sekiz hastanın 15'ü (%53,6) kız, 13'ü (%46,4) erkekti. Hastaların ortalama tanı yaşı 7,58±3,55 yıldı. Hastaların ortalama takip süresi 4,87±3,37 yıldı. Hastaların %17,9'unda anne baba akrabalığı mevcuttu. Ailede ODPKBH öyküsü oranı %85,7 olarak saptandı. Hastaların %85,7'sinde PKD1 gen mutasyonu saptandı. On iki (%42,9) hastanın ailesinde kronik böbrek yetmezliği (KBY) öyküsü vardı ve ailede ortalama KBY yaşı 51,16±6,39 yıldı. Hastaların tanı anındaki ortalama boy SDS (0,49±1,61) ve son kontrollerindeki ortalama boy SDS'leri (0,44±1,33) arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0,776). Tanı anında hastaların %17,9'unda ofis ölçümleri ile hipertansiyon saptanırken son kontrolde hastaların %25'inde hipertansiyon saptandı (p=0,688). Hastaların %53,6'sı ACEi kullanıyordu. Hastaların tanı anında ortalama eGFR değerleri ile son kontrollerinde ortalama eGFR değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0,584). Hastaların tanı anında %21,4'ünde proteinüri, %21,4'ünde ise mikroalbüminüri saptanırken son kontrollerinde %10,7'sinde proteinüri ve %25'inde de mikroalbüminüri saptandı. Hastaların son kontrollerindeki USG'de ortalama toplam böbrek volümü 250,0±146,1 ml olarak bulundu. 24 saatlik yaşam içi kan basıncı ölçümlerine göre değerlendirildiğinde toplam böbrek volümü ile gündüz ortalama arteriyel kan basıncı (r=0,605, p=0,001), gündüz sistolik kan basıncı (SKB) (r=0,550, p=0,002), gece ortalama arteriyel kan basıncı (r=0,537, p=0,003) ve gece SKB (r=0,610, p=0,001) arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon saptandı. Hastaların vücut kitle indeksi ile toplam böbrek volümü arasında anlamlı korelasyon saptandı (r=0,522, p=0,004). Hastaların %15,4'ünde SKB ve/veya DKB'de nokturnal dipping görülmedi. Çalışmaya dahil edilenler arasında eGFR<90 ml/dk/1.73m2 olan hastamız olmadığından renal sağ kalım değerlendirilmesi yapılamadı. Tartışma/Sonuç: ODPKBH olan çocuklarda proteinüri, mikroalbuminüri ve hipertansiyon sık görülmektedir. ODPKBH olan çocuklarda toplam böbrek volümü arttıkça kan basıncı artışı görülmektedir ve hipertansiyon görülme sıklığı artmaktadır.

Böbrek hastalıklarıHipertansiyonPolikistik böbrek hastalıkları+3
Ali Karakaş
Çukurova University
2022
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı astım ilaçlarının süt dişlerinin yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisinin in-vitro olarak incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, sık kullanılan çocukluk çağı astım ilaçlarının süt dişlerinin yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada 60 adet çekilmiş çürüksüz insan süt kesici dişi kullanıldı. Tüm dişlerin labial mine yüzeylerinin düzensiz alanlarını pürüzsüz hale getirmek için su altında zımparalandı. Ölçümlere başlamadan önce 50 adet örnek rastgele numaralandırılarak 5 gruba ayrıldı: Grup 1 (budesonid - BUDECORT STERİ- NEB 0.25 mg/ml neb. TEVA), Grup 2 (flutikazon propiyonat- FLİXOTİDE 50 mcg), Grup 3 (salbutamol sülfat- VENTOLİN 2mg/5ml), Grup 4(montelukast - ONCEAİR 5mg) ,Grup 5(kontrol). SEM ölçümleri için her gruptan ekstra iki örnek olacak şekilde toplamda 10 örnek daha hazırlandı. Optik Profilometre ve Raman spektroskopisi ile başlangıç ölçümleri yapıldı, Taramalı Elektron Mikroskobu ile başlangıç yüzey özellikleri değerlendirildi. Daha sonra 14 günlük test süresi boyunca ilaçlar, nebülizatör, ölçülü doz inhaler, şurup ve tablet formlarında günde iki kez bir dakika süresince örneklere uygulandı. Örnekler ilaç uygulama seansları arasında yapay tükürük solüsyonunda saklandı. Optik Profilometre, Raman Spektroskopisi ve Taramalı Elektron Mikroskobu ile final değerlendirmeleri yapıldı. Optik profilometre ortalama yüzey pürüzlülüğü (Ra) ölçümlerinin grupların kendi içlerinde başlangıç ve final değerlerine bakıldığında sadece Grup 4'te anlamlı bir farklılık (p=0,013) saptanırken, diğer gruplarda bu farklılık anlamlı olmadı. SEM ile elde edilen değerlendirme ve Raman spektroskopisi analizinin sonuçlarının optik profilometre ile uyumlu olduğu gözlendi. Raman spektroskopisi analizinin sonuçlarına göre örneklerin mine içeriğinde bulunan (PO43-) yoğunluğunun final değerinde anlamlı derecede azalma (p<0,001)görüldü. Bu anlamlı fark Grup 3 ve Grup 4 'ten kaynaklı olarak görüldü. Sonuç olarak, in vitro koşullarda astım ilaçlarından olan montelukast içerikli Onceair ilacı süt dişi yüzey pürüzlülüğü değerlerini arttırdı ve Onceair ve Ventolin ilaçları süt dişi mine yüzeyinde demineralizasyon oluşturdu. Mevcut in vitro çalışmanın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, farklı astım ilaçlarının süt dişi yüzey pürüzlülüğüne, içeriklerine ve uygulama yöntemine bağlı olarak farklı derecelerde etki edebileceği sonucuna varılabilir.

AstımMikroskopi-elektron taramalıSüt dişleri+4
Lamıya Musayeva
Çukurova University
2022
00

Related subjects