Animal diseases

113 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Siirt yöresinde neonatal kuzu ishallerinde D-dimer, NT-proBNP ve kardiyak enzimlerin ölçülmesi ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, neonatal dönemdeki kuzularda ishalin, kardiyak enzimler, bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yeni doğan ishalli kuzuların kalp parameterlerini değerlendirmek için ELISA yöntemiyle kardiyak biyobelirteçlerden olan serum DD, NT-proBNP, cTn-I, CK, CK-MB, AST ve CRP konsantrasyonları ölçüldü. Bu araştırmanın hayvan materyalini, Siirt Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesine getirilen 0-28 gün aralığındaki ishalli 50 kuzu hasta grubu, aynı yaş aralığındaki klinik olarak sağlıklı ve hızlı ishal test kitleriyle etken yönünden negatif olan 20 kuzu kontrol grubu olmak üzere toplam 70 adet kuzu oluşturdu. Hızlı test kitleriyle dışkıda belirlenen etkenlerden Clostridium perfringens %38, Clostridium perfringens ve Epsilon birlikte %22, Cryptosporidium parvum %16, Clostridium perfringens ve Cryptosporidium parvum birlikte %14, Epsilon toksini ise %6 oranında bulundu. Ayrıca 3 etkenin birlikte seyrettiği iki hasta kuzunun birinde Clostridium perfringens, Cryptosporidium parvum ve Epsilon toksini bulunurken diğerinde ise Clostridium perfringens, E. coli ve Rotavirüs miks olarak seyrettiği görüldü. Hematolojik muayene yönünden kontrol ve hasta grubu arasında yapılan karşılaştırmada kontrol grubuna kıyasla hasta grubundaki WBC ve MCHC değerlerinde önemli (p<0,01, p<0,001) derecede artış saptandı. Buna karşılık RBC, HGB, HCT, MCV, PLT ve PCT değerlerinde kontrol ve hasta grupları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Kontrol ve hasta grupları arasında serum AST, CK, CK-MB, cTn-I, D-Dimer ve NT-proBNP düzeyleri bakımından önemli bir fark tespit edilmedi. Ancak CRP aktivitelerinde kontrol grubuna kıyasla hasta grubunda önemli (p<0,05) derecede yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, hasta kuzularda biyokimyasal parametreler, CRP dışında her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da sağlıklı kuzulara kıyasla hasta kuzularda gözle görülebilir bir artış olması kalp hasarının varlığının ortaya konulması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca ishalli neonatal kuzularda yapılan bu çalışma, literatür taraması neticesinde, bu anlamda bir ilk olma niteliğinde olması ve daha sonraki yapılacak çalışmalara ışık tutması yönünden önemli olabileceği kanısına varılmıştır.

BiyobelirteçlerD-dimerDiyare+7
Vedat Baldaz
Siirt University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van ili Gevaş ilçesinde atık yapan koyunlarda neospora caninum'un seroprevalansı

Bu çalışmada Van ili Gevaş ilçesinde koyunlarda abort etkenlerinden Neospora caninum'a karşı oluşan antikorlar varlığının serolojik olarak belirlenmesi hedeflendi. Bu amaçla Van ili Gevaş ilçesinde atık şikayeti ile başvuran hayvan sahiplerinin işletmesine gidilerek atık sonrası 16. güne kadar olan 80 adet koyundan usulüne uygun olarak V. jugularisten kan örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinden RBC, HCT, HB, RDW, PLT, WBC Nötrofil, Lenfosit ve Eozonofil düzeyleri belirlendi. Biyokimya tüpüne alınan kan örneklerinden de serum elde edilerek Neospora caninum' a karşı oluşmuş antikorların varlığı tür spesifik ELISA test kiti ile belirlendi. Elde edilen absorbans değerler neticesinde 72 tane negatif, 8 tanesinde de şüpheli değer belirlenirken, pozitif değere ise hiç rastlanmadı. Sonuç olarak; elde edilen bulgular ışığında Van ili Gevaş ilçesinde abort yapan 80 koyunda her ne kadar pozitif değer görülmese de 8 adet şüpheli sonucun olması Neospora caninum' un bölgede olabileceği, konuyla ilgili bölgede koruma ve kontrol uygulamalarının yapılması gerektiği kanaatine varıldı.

Abortus-veteriner hekimlikHayvan hastalıklarıKoyunlar+4
Uğur Har
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stres parametreleri ve serum immunglobülin düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stres parametreleri [total oksidan seviyesi (TOS), nitrik oksit (NO), malondialdehit (MDA), sialik asit (SA), total antioksidan seviyesi (TAS), süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT), oksidatif stres indeksi (OSI)] ve immunglobülin [immunglobülin A (IgA), immunglobülin G (IgG), immunglobülin M (IgM)] düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Bu çalışmanın hayvan materyalini Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı kliniklerine getirilen, 2-6 aylık, farklı ırk ve cinsiyetlerde, hayvan sahibinden alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler neticesinde "enzootik pnömoni" teşhisi konulan 80 adet buzağı ile kontrol grubu olarak aynı yaş grubunda, farklı ırk ve cinsiyetlere sahip, klinik muayeneleri sonucunda herhangi bir hastalığı bulunmayan 10 adet sağlıklı buzağı oluşturdu. Klinik muayeneleri yapılan bu buzağıların klinik bulguları kayıt altına alındı. Hematolojik ve biyokimyasal ölçümler amacıyla bu buzağılardan kan örnekleri elde edildi. Hematolojik parametrelerden RBC, Hct, MCV ve THR değerleri enzootik pnömonili buzağılarda kontrol grubu buzağılara göre düşük tespit edildi. Enzootik pnömonili buzağılarda Hb, WBC, MCH ve MCHC değerlerinin ise kontrol grubu buzağılara göre yüksek olduğu gözlendi. Ancak, hematolojik parametrelerdeki bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Biyokimyasal analizler sonucunda oksidatif stres parametrelerinden TOS, NO, MDA, SA, OSI düzeyleri enzootik pnömonili hayvanlarda kontrol grubu hayvanlara göre yüksek tespit edildi. Bu parametrelerden NO ve OSI düzeylerinde gözlenen artışlar anlamlı değilken, MDA, SA ve TOS düzeylerindeki artışların istatistiksel olarak önemli olduğu gözlendi. Çalışmada ölçümü yapılan diğer oksidatif stres parametrelerinden TAS, SOD, GPx ve CAT düzeyleri enzootik pnömonili buzağılarda, kontrol grubu buzağılara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük tespit edildi. İmmunglobülinlerden IgA, IgG ve IgM seviyeleri ise istatistiksel olarak anlamlı olmasa da, enzootik pnömonili buzağılarda kontrol grubu buzağılara göre düşük tespit edildi. Sonuç olarak, enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stresin önemli ölçülerde geliştiği ve hastalığın oluşumunda katkısının olabileceği, hastalığın ortaya çıkmasında ise immunglobülin seviyelerindeki azalmanın önemli etkilerinin olabileceği kanısına varıldı. Ayrıca enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stresin ortadan kaldırılması amacıyla antioksidan uygulamalarının yapılmasının ve buzağıların bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesinin hastalığın oluşma riskini azaltabileceği düşünülmektedir.

BronkopnömoniBuzağılarHayvan hastalıkları+5
Mustafa Özbek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı lipit ve protein oksidasyonu ile Na+/K+ATPaz aktivitesinin araştırılması

Bu çalışma, keçilerde anaplasmosisin eritrosit membranı malondialdehit (MDA), ileri oksidasyon protein ürünleri (AOPP), Na+/K+ATPaz, hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek için yapıldı. Antikoagülantlı kan örneklerinde hematolojik parametreler kansayım cihazında ve serum örneklerinde biyokimyasal parametreler modüler oto analizör cihazında ticari kit kullanılarak ölçüldü. Eritrosit membranında MDA ve AOPP düzeyleri spektrofotometrik metotlar ile spektrofotometre cihazında, Na+ /K+ATPaz aktivitesi ise ticari kiti kullanılarak ELISA cihazında ölçüldü. Hematolojik analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde RBC, Hb, Hct, MCV, MCH ve MCHC değerlerinde belirgin bir azalma, WBC degerinde ise artış olduğu ortaya koydu. Biyokimyasal analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde, AST, ALT, GGT aktivitelerinin ve globulin, totalbilirubin, direkt bilirubin, trigliserit ve demir seviyelerinde belirgin bir artış olduğunu, total protein, albumin, total kolesterol ve TDBK seviyelerinde ise önemli bir azalma olduğunu ortaya koydu. Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı MDA ve AOPP seviyelerinin önem gösterecek şekilde artarken, Na+/K+ATPaz aktivesinin azaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlar, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde önemli değişiklikler olduğunu, aneminin ve oksidatif stresin ruminantlarda anaplasmosisin ortak bir komplikasyonu olduğunu, ayrıca MDA, AOPP düzeylerinin ve Na+/K+ATPaz aktivitesinin belirlenmesinin hastalığın prognozunun takip edilmesinde faydalı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Anaplasmosis, AOPP, keçi, MDA, Na+

AnaplazmozEritrosit membranıHayvan hastalıkları+7
Salim İlkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Respiratuar sinsityal virus ile doğal enfekte kuzu pnömonilerinde indüklenebilir nitrik oksit sentetaz, CD3 ve CD8 immun-ekspresyonlarının araştırılması

Respiratorik Sinsityal Virus (RSV), Paramyxoviridae familyasının Pneumovirus genusuna dahil bir RNA virusudur. Sunulan bu çalışmanın amacı, RSV ile doğal enfekte kuzu akciğer dokularında indüklenebilir nitrik oksit sentetaz (iNOS), CD3 (Pan T hücre) ve CD8 (sitotoksik T hücre) ekspresyonlarını immunohistokimya (IHC) metodu ile değerlendirmektir. Bu amaçla, mezbahanede kesilen kuzulardan, 100 adet pnömonili ve 10 adet kontrol akciğer doku örnekleri makroskobik olarak incelendikten sonra alındı ve %10'luk tamponlu formaldehitte tespit edildi. Rutin doku takibinden geçirilen dokular, histopatolojik incelemeler için Hematoksilen & Eozin (H&E) ile boyandı. Doku kesitleri ayrıca immünohistokimyasal incelemeler için poliklonal antikorlar kullanılarak Streptavidin-peroksidaz (ABC) prosedürüne göre boyandı. İmmunohistokimyasal incelemeler sonucunda onsekiz (18) dokuda RSV pozitif olarak tespit edildi. Daha sonra bu pozitif vakalar iNOS, CD3 ve CD8 immun-ekspresyonları açısından değerlendirildi. Bu vakaların tamamında iNOS ekspresyonunda kontrole göre artış belirlenirken, ondört (14) vakada CD3+ T lenfositlerin sayısında artış tespit edildi. CD8+ T lenfositler ise beş (5) vakada belirlendi. Sonuç olarak, RSV ile pozitif vakalarda iNOS immun-ekspresyonunda artış olması ve vakaların çoğunda CD3+ T lenfositlerin sayısında artış tespit edilmesi, RSV ile doğal enfekte kuzu pnömonilerinde meydana gelen immun yanıtta, iNOS ve CD3+ T lenfositlerin önemli rol aldıklarını gösterdi. Anahtar Kelimeler: CD3, CD8, iNOS, İmmunohistokimya,RSV,Kuzu.

Hayvan hastalıklarıKoyunlarKuzular+4
Ceyhun Aydemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İshalli buzağılarda sistatin C'nin bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi

Bu çalışmada yenidoğan ishalli buzağılarda sistatin C'nin (Cys-C) bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlandı. Van YUHADYEK tarafından 28.03.2019 tarih ve 2019/03 sayılı etik kurul izni ile çalışma onayı alındı. Araştırmanın hayvan materyalini farklı ırk, cinsiyet ve yaşlarda (0-30 günlük) 10 adet sağlıklı ve daha önce herhangi bir tedavi almamış 22 adet ishalli buzağı oluşturdu. Buzağıların genel muayeneleri yapıldı. Yapılan etiyolojik muayenede ishalli buzağılarda 3 adet Giardia, 5 adet E. coli K99, 8 adet Coronavirus, 7 adet Rotavirus ve 1 adet Cryptosporidium etkileri tespit edildi. Hem konrol grubu sağlıklı buzağıların hem de tedavi öncesi ishalli buzağıların hematolojik (WBC, Neu, Lym, Eo, Mo, RBC, MCV, MCHC, Hct, Hb), biyokimyasal (glikoz, TP, Alb, BUN, Cr, CK ) ve kan gazı (pH, pO2, pCO2, HCO3-, baz, Na+, K+ ve Cl-) düzeyleri belirlendi. İshalli buzağıların kontrol grubuna göre hematolojik parametrelerden WBC, Neu, Hct, Hb düzeylerinde (p<0.05) ve biyokimysal parametrelerden BUN (p<0.01) ve Cr (p<0.05) düzeylerinde istatistiksel olarak önemli artış tespit edildi. Alb (p<0,05) ve glikoz düzeyinde ise (p<0.01) azalma görüldü. Kan gazı analizleri açısından kontrol grubuna göre K+ (p<0.05) düzeyinde artış, pH, pO2 ve baz düzeylerinde (p<0.05) azalma tespit edildi. İshalli buzağılarda Cys-C düzeyi değerlendirildiğinde ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli artış tespit edildi (p<0.01). Sonuç olarak; bu çalışmada elde edilen Cys-C düzeyinin buzağılar için referans oluşturabileceği; bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle Cys-C arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişkinin olmadığı, ishalli buzağılarda Cys-C düzeyinin belirlenmesinin hastalığın teşhis, tedavi ve prognozu açısından önemli bir parametre olabileceği; ancak konuyla ilgili olarak daha fazla araştırma yapılması gerektiği kanaati oluştu. Anahtar Kelimeler:Yenidoğan buzağı, İshal, Sistatin C

BuzağılarDiyareHayvan hastalıkları+4
Mohanad Makdam
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Koksidiyozisle doğal enfekte buzağılarda immünoglobulin (IGA, IGE, IGG, IGM) konsantrasyonlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada koksidiyozisle doğal enfekte olan buzağıların IgA, IgE, IgG, IgM düzeylerinin belirlenmesi ve enfeksiyona yakalanma ile buzağı immünitesi arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlandı. Çalışmanın materyalini; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Kliniği'ne gelen ishal veya kanlı ishal bulgularına sahip buzağılardan alınan dışkı örneklerinin natif muayene yöntemi ile Eimeria spp ookisti tespit edilen ve yaşları 21- 44 günlük olan 20 koksidiyozisli ve 10 sağlıklı olmak üzere toplam 30 buzağı oluşturdu. Hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin analizi için ttüm buzağılardan V. jugularis' den tedavi öncesi kan örnekleri alındı. İstatistiksel analizde; koksidiyozisli buzağıların kontrol grubuna göre hematolojik parametrelerden WBC, Hct, Mon, MCV (p<0.05) ve Neu (%) (p<0.01) düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanırken, Lym ve MCHC (p<0.05) seviyelerinde düşüş tespit edildi. Koksidiyozisli buzağıların üre ve kreatinin (p<0.05) düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi. Koksidiyozisli buzağıların IgA, IgE, IgG ve IgM konsantrasyon düzeyleri kontrol grubuna göre önemli düzeyde düşük bulundu (p<0.001). Sonuç olarak; koksidiyozisli buzağıların enfeksiyona yakalanma riski ile buzağının immünitesi arasında bir ilişki olduğu ortaya konuldu. Yenidoğan buzağıların koksidiyozis enfeksiyonuna yakalanmaması için pasif transfer yetmezlik düzeyinin belirlenmesi ve yetmezlik görülen buzağıların oral immunoglobulinlerle desteklenmesinin koksidiyal enfeksiyonlara yakalanma riskini azaltacağı kanısına varılmıştır.

BuzağılarHayvan hastalıklarıKoksidiyozis+6
Nazan Eğlenti
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anaplazmosisli koyunlarda bazı inflamasyon markırlarının araştırılması

Kan parazit hastalıkları koyunlarda sıklıkla görülmekte olup, Türkiye‟de de oldukça yaygındır. Anaplazma ovis küçükbaĢ hayvanlarda eritrositleri enfekte eden artropod kaynaklı bir patojendir. Bu çalıĢma anaplasmasizli koyunlarda bazı serum inflamasyon markır seviyelerini değerlendirmek için planlanmıĢtır. Pozitifliği elisa kiti ile tespit edilen 20 koyunda GM-CSF, IL-1, IL-6, TNF-α düzeyleri de elisa kiti ile tespit edilmiĢtir. Anaplasmosiz pozitif olan grupların GM-CSF, IL-1, IL6, TNF-α düzeylerinin yükseldiği tespit edilmiĢtir. IL-1,TNF-α, GM-CSF düzeylerindeki artıĢ istatiksel olarak önemlidir. (p<0.05) Anaplasmaya karĢı geliĢen immun yanıttaki mekanizmalar ve etkileyen faktörler hakkındaki bilgilerin artmasının, ileride geliĢtirilecek immunoterapi araĢtırmaları için gerekli bilgi birikimine ve Anaplasma enfeksyonlarına karĢı çalıĢmalara önemli katkılar sağlayacağı düĢünülmektedir.

AnaplazmozGranülosit makrofaj koloni stimülan faktörHayvan hastalıkları+6
Gönül Tatu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ilk defa salgın oluşturan viral bir etkenin coğrafi bilgi sistemiyle mekânsal analizi: Sığırların nodüler ekzantemi (lumpy skin disease-LSD)

Sağlık araştırmalarında araştırılan sağlık olayının dağılımı, kümelenme gösterdiği bölgeler ile ilgili verileri toplama, kısa ve uzun vadede yapılacak müdahaleleri planlama açısından mekânsal analizler giderek artan bir önem taşımaktadır. Çalışmanın amacı, ilk defa Ağustos 2013 yılında Türkiye'de görülen ve endemik bir salgına dönüşen, deride nodül oluşumuyla karakterize, ihbarı mecburi Lumy Skin Disease (LSD)'nin 2013-2017 yılları arasında Türkiye'de oluşturduğu salgınları mekânsal olarak incelemek, kümelendikleri bölgeleri saptamak, yıllar içindeki dağılımlarını değerlendirmektir. Verilerin analizinde coğrafi bilgi sistemi yazılımı QGIS™ ve kümelenme analizleri için SaTScan™ kullanılmıştır. Kümelenmeler space-time permutation modeli (STPM) analiziyle tespit edilmiştir. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) ve Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan alınan 1552 LSD salgınına ait veriler kullanılmıştır. Beş yıllık sürece boyunca, 68 il, 340 ilçe ve 1289 köy/mahallede salgın görülmüştür. En çok salgın 2014 yılında (n=784), en az salgın ise 2017 (n=17) yılında; en çok vaka 2016 yılında (n=3258), en az vaka 2017 yılında (n=130) görülmüştür. En çok salgın tespit edilen il Sivas (n=164), en çok salgın tespit edilen ay Ağustos (n=249) ayıdır. Kümelenme analizlerinde vakaların yıllara göre farklı bölgelerde kümelendiği tespit edilmiştir. İstatiksel olarak anlamlı kümeler süt sığırı popülasyonunun yüksek olduğu, nemli, sıcak iklim görülen, Suriye, İran, Irak, Gürcistan gibi ülkelere yakın illerde tespit edilmiştir. Salgın haritalarında salgınların Asi, Kızılırmak, Murat ve Ceyhan nehirleri çevresinde yoğunlaştığı görülmüştür. Beş yıl boyunca toplam 4524 hayvan itlaf edilmiş, en çok itlaf 2016 yılında (n=2717) gerçekleşmiştir. En az salgın görülen 2017 yılından sonra 2018 yılında LSD salgınları tekrar (n=53) yükselişe geçmiştir. LSD ile mücadelede itlafın başarılı bir uygulama olduğu görülmüştür. Koyun-keçi çiçeği aşısının LSD'ye karşı sağladığı korumanın gözden geçirilmesinin değerli olacağı düşünülmüştür. Bu çalışma Türkiye'de görülen LSD salgınlarıyla kümelenme analizi yapılan yayımlanmış ilk çalışmadır.

Coğrafi bilgi sistemleriEkzantemlerHayvan hastalıkları+7
Olcay Çağlar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığır tüberküloz ve paratüberküloz enfeksiyonlarının antemortem tanı yöntemleriyle ayrımı

Bu tez çalışmasında, Tüberküloz şüpheli işletmelerde bulunan hayvanlara, Sığır Tüberkülozunun antemortem tanı ve ayrımında kullanılan tüberkülin deri testleri (PPD bovine ve avian) sonuçlarından yola çıkılarak, Paratüberküloz enfeksiyonu teşhisi koymak için serolojik olarak incelendi ve fekal bakteriyoskopi yapıldı. Ayrıca Türkiye'de endemik olarak görülen Sığır Tüberküloz hastalığının antemortem tanı yöntemleri karşılaştırılıp, gama interferon testinin sensitivite ve spesifite değerleri belirlenerek Sığır Tüberküloz hastalığının eradikasyon çalışmalarına katkı sağlayacak verilerin elde edilmesi amaçlandı. Bu kapsamda;, Çankırı/Çerkeş ilçesinden 1, Çorum/Merkez ilçesinden 1, Ankara/Sincan ilçesinden 1, Eskişehir/Odunpazarı ilçesinden 1 ve Konya/Ereğli ilçesinden 1 işletme olmak üzere Tüberküloz şüpheli toplam 5 süt sığır işletmesinde bulunan 423 adet sığıra intradermal tüberkülin testi uygulandı ve bu test altın standart metot olarak belirlenerek, IFN-γ testinin sensitivitesi % 86, spesifitesi % 97 olarak belirlendi. Paratüberküloz enfeksiyonunun tanısı için bu hayvanlara antikor ELISA , fekal bakteriyoskopi ve IFN-γ ELISA yapıldı ve bu testlerin prevalansları sırasıyla % 10,4, % 5,44 ve % 4,96 bulundu ve sığırlardan 4 (%0,95)'ü Map enfeksiyonu tanı yöntemlerinin her birine pozitif sonuç verdi. Ayrıca intradermal PPD aviana pozitif reaksiyon veren 14 sığır PTB enfeksiyonu yönünden şüpheli kabul edildi ve bu sığırlardan 5 (%35,71)'i antikor ELISA'da, 6 (%42,86)'sı fekal bakteriyoskopide, 3 (%21,43)'ü IFN-γ ELISA'da PTB enfeksiyonu yönünden pozitif sonuç verirken, 2 sığırın (%14,29) tüm test sonuçlarında pozitiflik görüldü. Sonuç olarak; Sığır Tüberkülozu antemortem tanısında, intradermal tüberkülin test sonuçlarına benzer sonuçlar veren IFN-γ testininde kullanılabileceği ve Tüberküloz şüpheli sürülerde her iki testin birlikte yapılması çok daha fazla Tüberküloz enfekte hayvanı tespit edelebileceği ancak saha taramalarında kullanımının sınırlı olacağı kanısına varıldı. Tüberküloz enfeksiyonunun tanısı için yapılan karşılaştırmalı intradermal tüberkülin testinde PPD aviana pozitif reaksiyon veren hayvanların Paratüberküloz tanısı için kullanılan diğer testlerle desteklenerek nonspesifik reaksiyonların ortaya çıkarılmasında ya da PTB enfekte hayvanların tespit edilmesinde belirleyici rol oynadığı görüldü. Anahtar Sözcükler: ELISA, Gama-İnterferon, Mycobacterium bovis, Paratüberküloz, Sığır

Enzime bağlı immünosorbent testiHayvan hastalıklarıMycobacterium bovis+6
Halil Pir
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Parvoviral enteritisli köpeklerde kalp kası fonksiyonlarının ekokardiyografi ile değerlendirilmesi

Kanin Parvovirus (CPV) köpeklerde dünya çapında etkili olan önemli bir patojendir. Hastalık yavru köpeklerde sepsis ve sistemik inflamatuvar yanıt sendromuna (SİYS) neden olmaktadır. Sepsis ve SİYS çeşitli mekanizmalarla kalp kası fonksiyonlarını etkilemektedir. Bu çalışmada parvoviral enteritisli yavru köpeklerde önemli ölüm nedenlerinden olan myokardiyal hasarı belirlemek için kalp kası fonksiyonlarının ekokardiyografik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen sahipli CPV pozitif 16 yavru köpek (Grup A) ve herhangi bir şikâyeti bulunmayan, klinik ve hematolojik bulguları normal 16 sağlıklı sahipli yavru köpek (Grup B) dâhil edildi. Hasta olan yavrular semptomatik olarak tedavi edildi. Grup A ve Grup B'de bulunan köpeklerden bir kez kan alınarak hematolojik muayene gerçekleştirildi. Grup A'da bulunan köpeklerde SİYS kriterleri (beden ısısı (ºC), kalp ve solunum frekansları (dk), total lökosit sayısı (x109/l) ve nötrofilik lökosit (%)) değerlendirildi. Her iki gruptaki yavru köpeklere standart ekokardiyografi ve iki boyutlu benek takibi ekokardiyografi (2DBTE) uygulandı. 2DBTE ile sol ventrikül radyal gerilimi ve gerilim hızını belirlemek için görüntüler kaydedildi ve çevrimdışı olarak analiz edildi. Grup A ve Grup B'nin radyal gerilim ve gerilim hızları kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmadı. Ancak Grup A'da ölen hayvanların sağlıklı hayvanlara kıyasla daha düşük radyal gerilim değerlerine sahip olduğu belirlendi. Standart ekokardiyografi ile belirlenen ejeksiyon fraksiyonunun (EF) ve fraksiyonel kısalmanın (FS) gruplar arasında fark oluşturmadığı görüldü. Sepsis ve SİYS görülen parvoviral enteritisli yavru köpeklerde sol ventrikül fonksiyonlarının etkilendiği ve bu fonksiyonların değerlendirilmesinde standart ekokardiyografi ile beraber 2DBTE metodunun da kullanılması gerektiği kanısına varıldı.

EkokardiyografiGastroenteritHayvan hastalıkları+6
Kadir Sevim
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara yöresindeki kedilerde doğal sebeplerle oluşan alt üriner sistem ürolit ve kristallerinin epidemiyplojik değerlendirilmesi

Çalışma retrospektif bir çalışma olup 2019-2023 tarihleri arasında Petsmile Hayvan Hastanesi'ne idrar yolları rahatsızlığı ile getirilmiş olan, ürolit ve kristalüri teşhisi konmuş hastaların arşivlerinden faydalanılarak yapılmıştır. Bu retrospektif çalışmanın amacı, hastaneye strangüri, dizüri, hematüri gibi şikayetlerle getirilen kedileri incelemektir. Ve hasta kedilerin ırk, yaş, cinsiyet ve fertilite durumu göz önüne alınarak sınıflandırılacak ve epidemiyolojik olarak değerlendirilmiştir.. Kedilerde alt idrar yolu hastalıkları, dizüri, pollaküri, strangüri, periüri ve hematüri gibi bazı klinik belirtileri gösteren bir sendromdur.. Kedilerde alt üriner sistem hastalıklarının yaklaşık %13-28'ini üriner taşlar oluşturur. Kedilerde en yaygın ürolitler strüvit ve kalsiyum okzalat kristalleridir. Amonyum ürat ve sisten oluşan ürolitler ise daha nadir görülür. Kedi ve köpeklerde oluşan en yaygın mineral kompozisyonu sırasıyla magnezyum amonyum fosfat (strüvit), kalsiyum okzalat, kalsiyum fosfat, amonyum ürat, sistin ve silikadır. Bu çalışmada ürolit ve kristalüri bulunan kedilerin %70 oranı Kalsiyum okzalat, %28 oranında strüvit ve %2 oranında Ürat kristallerine rastlanmıştır. Kedi ırklarından %30'u Tekir, %18'i Sarman, %30'u British Shortair, %14'ü Scotish Fold, %4'ü İran ve % %4'ü Siyam kedileri oluşturmaktadır. Kedilerin cinsiyet oranları %18'i dişi %82'ni ise erkekler oluşturmaktadır. Kedilerin %64'ünü kısır %36'sını kısır olmayan kediler oluşturmaktadır. Yaş gruplarını ayırdığımızda %8'ini (4) 0-1 yaş, %54'ıü (27) 1-4 yaş yaş, %36'sını (18) 7-10 yaş, %2'sini (1) ise 10 yaş üzeri kediler oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler: Alt İdrar Yolu Hastalıkları, Epidemiyoloji,Ürolit

AnkaraEpidemiyolojiHayvan hastalıkları+4
Selin Özge Erdem
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde anemi bulguları gösteren enfeksiyöz ve nonenfeksiyöz hastalıklarda eritrosit morfolojilerine sitopatolojik yaklaşım

Amaç: Kliniklere gelen ve hemogram sonuçlarına göre anemik olan kedi ve köpeklerin kan yayması hazırlanarak hızlı ve ucuz bir yöntemle, rejeneratif ve nonrejeneratif sınıflandırmasının yapılması ve klinik gidişatın tespiti hedeflenmiş olup bu yöntemin teşhis ve tedavide önemli bir yol gösterici olması açısından fayda sağlayacağı düşünüldü. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Patoloji Anabilim Dalı‟na gönderilen farklı ırk, yaş ve her iki cinsiyetten toplam 59 anemili 10 klinik olarak sağlıklı kedi ve köpekten alınıp gönderilmiş kanların rutin sitopatolojik muayenesi yapılmış olup, aynı örneklerin hemogram değerleri için hizmet alımı yapıldı. Kan yaymalarının incelemesi Wright's eosin metilen mavisi ve May-Grünwald Giemsa boyaları ile yapıldı. Hazırlanan preparatlar ışık mikroskobunda incelendi. Mikroskobik görüntülerin dijital fotoğrafları çekilerek bilgisayar ortamına aktarıldı. Tam kan analizleri kan sayım cihazı ile sayıldı. Bulgular: Bu çalışmada eritrosit morfolojileri kromozi derecelerine göre sınıflandırıldı. Kan yaymalarında, anemik kedi vakalarında 10 kedide makrositik, 5 kedide mikrositik bir anemi görülürken köpek vakalarında 16 makrositik, 3 mikrositik vaka görüldü. 12 kedi kan yayması hipokromik görülürken, 8 köpek vakasında hipokromik olduğu bildirildi. Sonuç: Anemik olan kedi ve köpeklerin kan yaymalarının hızlı ve ekonomik olarak hazırlanabildiği, aneminin sınıflandırmasının yapılabildiği, eritrosit morfolojilerinde değişiklerin incelenmesi ile bazı spesifik hastalıkların kesin teşhisine yaradığı, kan yaymalarında görülen kan parazitlerinin teşhisinde ucuz, güvenli ve hızlı tanıya ulaştırdığı, klinik gidişatın tespitinin sağlanabildiği ve hastalıkların tedavilerinin ne derece olumlu yanıt alındığın gözlemlenmesini sağladı. Hedeflenmiş olan bu yöntemin teşhis ve tedavide önemli bir yol gösterici olması açısından fayda sağladığı görüldü. Anahtar kelimeler: anemi, kedi, klinik patoloji, köpek, periferik yayma.

AnemiAnemi-demir eksikliğiEnfeksiyonlar+6
Ahmet Alperen Özler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Cryptosporodiosisli buzağılarda oral yolla uygulanan silikon dioksitin sağaltım etkinliğinin araştırılması

Amaç: Neonatal ishalli buzağılarda cryptosporodiosis'in sağaltımına yönelik sınırlı sayıda literatürün bulunduğu göze çarpmaktadır. Söz konusu araştırmalarda etiyolojik nedenlere bakılmaksızın ve hastalık etkenleri belirlenmeden yalnızca ishal baz alınarak değerlendirmeler yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Literatürdeki eksikliği gidermeye yönelik olarak ve bu amaçla fakülte kliniğimizde bulunan neonatal ishale ait klinik bulguları mevcut buzağılara (n=20) katı fazlı immunokromatografi yöntemi ile çalışan hızlı test kitleri aracılığıyla ön tanı konuldu. Örnek toplanması ve laboratuvar analizlerinde uygulanacak algoritma: 1) her buzağıda rektumdan direkt taze dışkı toplanması, 2) demografik veri kaydı ve hızlı test kiti ile antijen tayini, 3) laboratuvara numune aktarımı, 4) Sheather's şekerli solüsyonu ile fekal flotasyon, 5) dışkı smear'inin hazırlanarak modifiye Ziehl–Neelsen boya ile muamelesi sonrası mikroskobik muayene olmak üzere teşkil edildi. Bulgular: Olgular öncelikli olarak mono-infeksiyona ilişkin gruplandırılarak, ko-infeksiyon durumundaki buzağılar ise çalışma dışı bırakıldı. İlgili ana gruplar (her grupta n=10'ar) I. grup (Cryptosporidium sp. ile infekte ve silikon dioksit (Zoosorb oral toz) uygulamasında bulunulacak), II. grup (Cryptosporidium sp. ile infekte ve herhangi bir moleküler ajan uygulanmayacak sağaltım grubu) olarak belirlendi. Silikon dioksit uygulanan cryptosporodiosisli buzağılarda 0., 3., 7. ve 10. günlerde ookist sayılarına ait geometrik ortalama ve standard deviasyon değerleri sırası ile 34079,86±101438,4, 0,000±34351,76, 0,000±3738,58, 0,000±5059,64 (p=0,000) olarak saptandı. Sonuç: Ookist sayılarında bu değişim silikon dioksit preparatının (Zoosorb oral toz) anti-cryptospodial etkinliğine yorumlanabilir. Yine 3. ve 7. günlerde silikon dioksit preparatının (Zoosorb toz) uygulandığı buzağılarda kontrol grubuna göre anlamlı derecede (p=0,001) değişen ookist atılımı sağaltım etkinliğine ilişkindi. Bu noktadan sonra silikon dioksitin etkinliği daha detaylı tartışılabilinir. Anahtar kelimeler: Buzağı,crytosporidium, silikon dioksit

BuzağılarHayvan hastalıklarıKriptosporidiyozis+3
Gökhan Zararyok
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İzmir yöresindeki ithal sığırlarda neospora caninum enfeksiyonunun seroprevalansı

Amaç: Bu araştırma farklı ülkelerden gelen sığırlarda Neosporosis enfeksiyonunun yaygınlığı serolojik yöntemle incelemek amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Mart 2017- Şubat 2020 tarihleri arası, İzmir ilinin dört ilçesinde ve Aydın iline ait bir ilçede bulunan sığır ithalatı yapan farklı çiftliklerden toplam 613 adet sığır ile gerçekleştirilmiştir. SRS2 indirekt ELISA yöntemi ve ticari ELISA yöntemi ile kan serumu incelenmiş ve verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik olarak ki-kare ve kappa testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya dâhil olan sığırlar SRS2 indirekt ELISA yöntemi ile incelendiğinde; 613 örnekte 52 pozitiflik (%8,5) bulunurken, ticari ELISA yöntemi ile incelendiğinde 25 örnekte (%4,1) saptanmıştır. Sığırlarda ırk, menşei, hayvan durumu (inek, düve) açısından istatistiksel olarak önemli bir fark belirlenememiştir. Sonuç: Bu çalışma ile İzmir yöresine ithal edilen sığırlarda Neospora caninum seroprevalansının yapılan çalışmalar ile benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hastalığın kontrolü için kesin tanı konulan hayvanların sürüden çıkartılması ve ithal damızlık hayvan girişlerinde menşei işletmelerden ''NEOSPORA ARİ'' belgesinin zorunlu tutulması ya da ithalatı yapılan hayvanlardan istenilen test listesinin içerisine N. caninum etkeninin eklemesi uygun olacaktır.

AydınEnzime bağlı immünosorbent testiHayvan hastalıkları+7
Halil Limoncu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde görülen dış kulak yolu hastalıklarının etiyoloji, klinik görünümü ve sağaltım seçeneklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada 2020-2022 yılları içerisinde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine muayene ve tedavi amacıyla getirilen köpeklerde görülen dış kulak yolu hastalıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini kliniğimize başını sallama, başını eğme, kulağını kaşıma, kulak akıntısı, kulakta kötü koku, şişlik ve ağrı gibi şikâyetleri ile getirilen farklı ırk, yaş ve cinsiyette sahip toplam 70 (n=70) köpek oluşturdu. Otitis eksterna tanısı konan 30 köpekten svap örneği alındı. Bulgular: Kliniğimize gelen köpeklerde görülen dış kulak yolu hastalıklarının görülme oranı %4,07 olarak bulundu. Köpeklerde dış kulak yolu hastalıkları en fazla sonbahar ayında ve 4-7 yaş aralığındaki hayvanlarda görüldü. Dış kulak yolu hastalıkları içerisinde %77,4 oranında otitis eksterna, %17,14 oranında yabancı cisim ve %5,72 oranında kitle saplandı. Otitis eksterna olgularının en fazla bakteriyel kaynaklı olduğu ve bakteri türleri içerisinde en fazla Corynebacterium spp. ve Koagulaz negatif staphylococcus yer aldığı belirlendi. En duyarlı antibiyotiklerin Gentamisin ve Siprofloksasin, en dirençli antibiyotiklerin ise Penisilin ve Linkomisin Spektinomisin olduğu bulundu. Sonuç: Köpeklerde dış kulak yolu hastalıkları içerisinde ne fazla otitis eksterna görüldüğü, otitis eksterna nedeninin bakteriyel kökenli olduğu ve ilk tercih edilecek antibiyotikler içerisinde gentamisin ve siprofloksasin olduğu kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Kulak hastalıkları, köpek, tedavi.

EtyolojiHayvan hastalıklarıKulak hastalıkları+2
İsmet Melih Demirhan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı ve akut ishalli neonatal buzağılarda trombosit indekslerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada sağlıklı buzağılarda neonatal dönem süresince trombosit indekslerinin [trombosit sayısı (PLT), trombosit yüzdesi (PCT), ortalama trombosit hacmi (MPV), trombosit dağılım genişliği (PDWc)] izlenmesi ve akut ishalli neonatal buzağıların trombosit indekslerindeki değişimlerin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 10 sağlıklı, 50 akut ishalli olmak üzere toplamda 60 neonatal buzağı (<28 gün) kullanıldı. Örneklemeler sağlıklı buzağılarda neonatal dönemde gerçekleşen değişiklikleri yansıtması amacıyla 2., 7., 14., 21. ve 28. günlerde, ishalli buzağılarda ise tek sefer yapıldı. İshalli buzağılarda etiyolojik değerlendirme hızlı ticari test kiti (Bovid-5 Ag, Bionote, Kore) ile immunokromatografik yöntemle Cryptosporidium parvum, Rotavirus, Coronavirus, E. coli K99 ve Giardia duodenalis olmak üzere beş farklı etken antijenine yönelik gerçekleştirildi. Rutin klinik muayenede vücut sıcaklığı, kalp ve solunum frekansı değerlendirildi. Laboratuvar analizleri kapsamında tam kan sayımı [lökosit sayısı (WBC), eritrosit sayısı (RBC), hematokrit (HCT), trombosit sayısı (PLT), trombosit yüzdesi (PCT), ortalama trombosit hacmi (MPV), trombosit dağılım genişliği (PDWc)] ve kan gazları (pH, PCO2, PO2, Na, K, HCO3, BE) analizleri gerçekleştirildi. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemler ile karşılaştırıldı. Bulgular: Sağlıklı buzağılarda neonatal dönem süresince trombosit indekslerindeki değişimlerin anlamlı olmadığı belirlendi. Akut ishalli neonatal buzağılarda hematolojik değerlendirmede WBC ve PLT sayıları ile PCT, MPV ve PDWc değerleri yüksek bulunurken, RBC sayısı ve HCT değeri düşük bulundu. Kan gazları analizinde ise pH ve BE değerleri ile Na konsantrasyonu düşük; pCO2 düzeyi ve K konsantrasyonu yüksek belirlendi. Sonuç: Araştırma sonuçları ile rutin hematolojik değerlendirme kapsamında analizi yapılan fakat klinik önemi yeterince değerlendirilmeyen trombosit indeks parametrelerinin akut ishalli buzağılarda önemli değişiklikler gösterebileceği ortaya konuldu. Bu kapsamda, trombosit indekslerinin akut ishalli durumda izlenmesi, buzağıların klinik yönetimi ve tedavisinde değerli bir bilgi kaynağı olabilir. Akut ishalli buzağılarda tedavi ve monitörizasyon sürecini de içeren daha kapsamlı çalışmaların yapılması fayda sağlayabilir.

BuzağılarDiyareHayvan hastalıkları+3
Hakan Elmacı
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Mastitisli ineklerden staphylococcus aureus'un moleküler identifikasyonu ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi

Amaç: Bu tez çalışmasında, mastitisli ineklerden Staphylococcus aureus (S. aureus) izolasyonu, izole edilen suşlarda nuc, mecA ve blaZ genlerinin PCR ile araştırılması ve suşların veteriner sahada yaygın olarak kullanılan çeşitli antibiyotiklere karşı dirençliliğin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Aydın ili merkez ilçe ve çevresinde bulunan işletmelerden klinik mastitisli 41 hayvandan toplam 57 adet süt numunesi toplanmıştır. İzolasyon ve identifikasyon aşamalarını takiben Staphylococcus sp. olarak biyokimyasal identifikasyonu yapılan izolatların DNA ekstraksiyonları yapılmış, antibiyotik direnç genleri genotipik olarak polimeraz zincir reaksiyonu metoduyla araştırılmıştır. S. aureus ve Koagulaz Pozitif Stafilokok olarak identifiye edilen suşların antibiyotik duyarlılıkları/dirençlilikleri CLSI kriterleri tarafından önerildiği şekilde belirlenmiştir. Bulgular: İncelenen 57 süt örneğinden 15 (%26,3) adet Koagulaz Pozitif Stafilokok izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Koagulaz Pozitif Stafilokokların genotipik identifikasyon sonucu 6 (%10.5) adedi S. aureus olarak belirlenmiştir. Toplam 22 (%38,6) örnekte ise bakteriyel üreme saptanmamıştır. PCR sonucunda, Koagulaz Pozitif Stafilokok izolatlarında, 270 ve 517 bp uzunluğunda ürünler elde edilmiştir. Koagulaz pozitif olarak belirlenen 15 izolatın 6'sı S. aureus olarak doğrulanmıştır. 6 izolatın 2 adedinde blaZ genine rastlanmıştır. İzolatların hiçbirinde ise mecA genine rastlanmamıştır. Antibiyogram testi sonucunda S. aureus izolatları Penisilin G, Sülfometoksazol-Trimetoprim ve Amoksisilin-klavulanik asit'e %100 oranında dirençli, Vankomisin ve Klindamisine %100 oranında, Polimiksin B, Sefoperazon ve Oksasiline %83 oranında ve Enrofloksasin'e ise %50 oranında duyarlı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda S. aureus identifikasyonu %10,5 oranında gerçekleşmiştir. Araştırmamız ile birlikte Polimiksin B'nin alternatif bir mastitis terapötik ajanı olarak kullanımın potansiyeli ortaya çıkmıştır. Polymixin B'nin stafilokokal enfeksiyonlarla savaşmak için umut verici bir alternatif ajan olduğunu gösterilmektedir.

AntibiyotiklerHayvan hastalıklarıMastit+6
İlker Kurt
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel endotoksemili neonatal buzağılarda trombosit indeksleri ve trombosit sayısı ile ilgili oranlar

Amaç: Deneysel endotoksemili neonatal buzağıların koagülasyon ve immünite profillerinin bir göstergesi olarak trombosit indeksleri ve trombosit sayısı ile ilgili oranların ortaya koyulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın hayvan materyalini 1-4 haftalık yaşlar arasında 6 adet sağlıklı erkek Holstein ırkı buzağı oluşturdu. LPS (E.coli 0111:B4; Sigma) 1 µg/kg dozda, 100 ml %0,9'luk NaCl solüsyonu içinde çözdürülerek, intravenöz yolla 5 dakikada uygulanarak endotoksemi oluşturuldu. Örneklemeler, LPS uygulaması öncesi (0. saat) ve uygulama sonrası 0.5, 1, 2, 4, 8, 12, 24 ve 48. saatlerde olmak üzere gerçekleştirildi. Hematolojik parametreler, trombosit indeksleri, koagülasyon profili ve trombosit sayısı ile ilgili oranlar değerlendirildi. Bulgular: LPS uygulamasını takiben ortalama WBC (p<0,001), LYM (p<0,001), PLT (p<0,001), PCT (p<0,001) değerlerinde azalış görülürken, aPTT (p<0,01), PT (p<0,01) ve FIB (p<0,05) değerlerinde ise artış tespit edildi. RDWc, MPV ve PDWc değerlerinde meydana gelen değişimlerin ise anlam ifade etmediği tespit edildi. Ortalama PLT/WBC, PLT/LYM değerlerinde görülen önce artış ve sonrasındaki azalış ile RDWc/PLT, MPV/PLT, aPTT/PLT, PT/PLT değerlerindeki artış (p<0,001) ve ortalama FIB/PLT değerindeki (p<0,01) artışta anlamlı fark bulundu. Sonuç: Deneysel endotoksemili neonatal dönem buzağılarda trombosit indeksleri, hematolojik parametreler, koagülasyon profili ve trombosit sayısı ile ilgili oranların farklı düzeylerde değişebildiği ortaya konuldu. Sonuçların, bu konuya ilişkin olarak yapılabilecek olan yeni araştırmalar için yararlı olabileceği düşünülmektedir.

BuzağılarEndotoksinlerHayvan hastalıkları+4
Onur Yılmazer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Gastrointestinal inflamasyonlu köpeklerde serum diamin oksidaz, zonulin, laktat ve D-dimer seviyelerinin tespiti

Amaç: İntestinal sistem patojenlere karşı bir savunma bariyeri gibi görev alırken aynı zamanda seçici emilim yoluyla temel besinlerin, iyonların ve diğer bileşiklerin metabolizmada kalmasını veya atılımını düzenler. Sızıntılı bağırsak da denilen patolojik durum bu bariyer işlevi bozukluğunda ve seçici geçirgenlik işlevinde değişiklikler meydana geldiğinde şekillenir. Ölüm veya hastalık, bağırsak duvarından "sızan" toksin ya da patojenlerin sistemik etkilerinin ve sonrasında başlayan inflamatuvar aracıların üretimini içeren bağışıklık tepkisinin bir sonucudur. Sızıntılı bağırsak bu nedenle hem hayatı tehdit eden bağırsak tıkanıklıklarına hem de hayatı olumsuz yönde etkileyebilecek kronik hastalıklara yol açmaktadır. Erken tanı, prognoz ve komplikasyonların öngörülebilmesi ve olguların risk kategorilerine ayrılması amacıyla kullanılan biyobelirteçler klinik kullanımda oldukça yararlıdır. Bu konuda farklı etiyolojik nedenlerle oluşan gastrointestinal inflamasyonda diamin oksidaz, zonulin, laktat ve D-dimer'ın sızıntılı bağırsağın tespitinde diyagnostik biyobelirteçler olarak rutinde kullanımının, teşhis ve sağaltım protokolleri konusunda fayda sağlayacağı düşünüldüğünden, analiz sonuçlarının bu bağlamda değerlendirilmesi çalışmamızın ana hedefi olmuştur. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında en az 1 gündür süre gelen diyare, kusma gibi gastroenteritis semptomları ile getirilen ve en az 1 ay öncesine kadar antibiyotik kullanmamış olan 62 hasta değerlendirilmiştir. Olgular yaş, ırk ve cinsiyet anlamında bir sınıflandırmaya tabii tutulmazken, etiyolojik sınıflandırma dikkate alınmıştır (Tablo 9). Kontrol grubu, aşıları ve antiparaziter tedavileri düzenli yapılan ve klinik olarak sağlıklı bulunan 10 köpekten oluşturulmuştur. Çalışma grubundaki olgulardan herbiri için Vena cephalica antebrachii'den antikoagülanlı tüplere 2'şer ml kan alınarak D-dimer ve laktat ölçümleri gerçekleştirilmiş ve ELISA ile gerçekleştirilecek DAO ve zonulin testi için antikoagülansız tüplere 2' şer ml kan alınıp santrifüje edilen örnekler -80 derecede saklanmış ve ELISA testleri akredite laboratuvarda yapılmıştır. Örneklerin hemolize ya da hiperlipidemik olmamasına dikkat edilmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamına 0-5 yaşlı her iki cinsiyette ve farklı ırklarda 72 adet köpek dahil edilmiştir. Analizleri yapılan hastalarda ortalama ± standart hata yönünden DAO seviyelerinde (ng/mL) kontrol grubu ile parvoviral enteritis grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,0001) anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Yine DAO seviyelerinde (ng/mL) ortalama ± standart hata yönünden kontrol grubu ile corona virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,05) anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Ortalama ± standart hata yönünden zonulin seviyelerinde (ng/mL), kontrol grubu ile Distemper virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,001), kontrol grubu ile miksamatöz ko-infeksiyöz grup arasındaki istatistiksel fark (p<0,05), kontrol grubu ile parvoviral enteritis grubu arasındaki istatistiksel farkların (p<0,01) tamamı anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Laktat seviyelerinde (mmol/L) ortalama ± standart hata yönünden kontrol grubu ile non-infeksiyöz grup ve parvoviral enteritis grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,01), kontrol grubu ile Distemper virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark kontrol grubu ile corona virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,0001), yine kontrol grubu ile giardiazis grubu arasında istatistiksel olarak bulunan farkların (p<0,05) tamamı anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Ortalama ± standart hata yönünden D-dimer seviyelerinde (mg/dL) kontrol grubu ile parvoviral enteritis grubu arasında ve yine kontrol grubu ile miksamatöz ko-infeksiyöz grup arasında istatistiksel olarak fark (p<0,01), kontrol grubu ile Distemper virüs grubu arasındaki fark (p<0,001) anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen köpeklere ait serum örneklerinden elde edilen DAO, zonulin, laktat ve D-dimer verilerinin ortalama ve standart hata değerleri tablolaştırılmıştır (Tablo 14). Verilerin homojenite testleri Shapiro-Wilk analizine göre gerçekleştirildiğinde normal dağılmadığı ve transformasyon işlemlerine normalitenin sağlanamadığı belirlenmiştir. Bu kapsamda non-parametrik test tekniklerinden Kruskall-Wallis ANOVA yardımı ile incelenen parametrelere ait karşılaştırmalar yapılmıştır. Tüm analizler Graphpad Prism 9.2.0 (Dotmatics, Amerika) programında gerçekleştirilmiş olup analizlerde p<0,05 olarak tespit edilen durumlar istatistiksel anlamlı kabul edilmiştir. Sonuç: Analizleri yapılan hastalar ile kontrol grubu arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Değişik etiyolojik sebeplerle gastrointestinal inflamasyona sahip köpeklerde DAO, zonulin, laktat, D-dimer, sızıntılı bağırsağın potansiyel biyobelirteçleri olarak umut vadetmektedir. Anahtar Kelimeler: D-dimer, Diamin Oksidaz, Laktat, Sızıntılı Bağırsak, Zonulin

D-dimerDiaminlerDiaminoksidaz+7
Nurcan Şahin
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dermatolojik bozukluğu bulunan köpeklerde kutanöz hastalık aktivitesinin belirlenmesine yönelik epidermal korneometrik analizler ve D-dimer seviyelerinin tespiti

Amaç: Hastalık takibinde biyokimyasal belirteçler, veteriner hekimin hastalığın ciddiyetini, ilerlemesini ve terapötik müdahaleyi sınıflandırmasına izin verir. Çapraz bağlı fibrinin iyi bilinen bir parçalanma/degradasyon metaboliti olan D-dimer, pıhtı oluşumu ve fibrinoliz ile yükselebilir. Bu doktora tezinin amacı, D-dimer konsantrasyonlarını analiz etmek ve köpeklerde birkaç farklı kutanöz hastalık aktivitesinin teşhisindeki önemini ve ayrıca ikinci biyobelirteçlerin erken teşhisi belirlemedeki gücünü değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla 5 köpek grubunda D-dimer analizleri yapıldı; (I) Endokrin grupta 10 köpek, (II) Enfeksiyöz grupta 10 köpek, (III) Enfeksiyöz olmayan grupta 10 köpek, (IV) Paraziter dermatozlu 10 köpek, (V) sağlıklı kontrol grubunda 10 köpek. Bulgular: Klinik olarak sağlıklı köpeklerde D-dimer aralığı < 0,1 mg/L idi. D-dimer düzeyleri (ortalama standart hata) açısından sağlıklı grup ile leishmania (p= 0.008), gıda alerjisi (p=0.016), atopik dermatit (AD) (p=0.000), piyoderma (p= 0.000) arasında istatistiksel anlamlılık vardı. Ayrıca uyuz grubuna göre leishmania (p=0.021), piyoderma (p=0.000), AD (p=0.001) ve gıda alerjisi grupları (p=0,034) arasında anlamlılık vardı. Dermatofitozis grubu ise AD (p=0.004) ve piyoderma (p=0.001) grupları arasında anlamlı değişiklikler gösterdi. Ayrıca malassezia ve AD (p=0.054) ve piyoderma (p=0.011) grupları arasında da anlamlı değişiklikler saptandı. Epidermal korneometrik analiz, uyuz (p=0.000), dermatit grubu (p=0.000), pire alerjik dermatit (p=0.034), malesezia (p=0.022), leishmania (p=0.011), dermatofitozis (p=0,044) ve piyoderma (p=0,054) ile sağlıklı grup arasında epidermal hidrasyon (%) ile ilgili önemli değişikliklerin var olduğunu gösterdi. Sonuç: Her iki parametre, D-dimer seviyeleri ve epidermal hidrasyon yorumu, klinik hastalık kanıtı ile kutanöz hastalık aktivitesi sırasında değişmiştir. D-dimer seviyeleri, seçilen hastalıklar sırasında bir biyobelirteç veya kutanöz hastalık aktivitesi olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle, belirli kutanöz enflamatuar durumlarda cilt bozukluklarının yararlı olası bir biyobelirteci olabilir. Anahtar kelimeler: Analiz, D-dimer, Epidermal, Hastalık, Korneometrik, Kutanöz.

BiyobelirteçlerD-dimerDeri hastalıkları+3
Şükran Gözde İçaçan Çığırgan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Scottish fold ve British shorthair ırkı kedilerde radyografik görüntüleme ile skeleton axiale'nin lumbal, sacral ve caudal bölümlerinin morfometrik analizi

Amaç: Bu tez çalışması ile; Scottish Fold ve British Shorthair ırkı kedilerde skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerinin radyografik görüntülerinin analizi ve görüntüler üzerinden alınacak morfometrik verilerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 16 Scottish Fold ve 16 British Shorthair olmak üzere toplam 32 kedi kullanılmıştır. Skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerini oluşturan anatomik yapıların ventro-dorsal ve latero-lateral radyografileri alınmış, bu görüntüler üzerinden karşılaştırmalı makroanatomik inceleme ve morfometrik ölçümler yapılarak, elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: British Shorthair ve Scottish Fold ırkı kedilerin röntgen görüntüleri üzerinden yapılan makroanatomik incelemede, iki kedide 8 adet bel omuru ve sakralizasyon, yetişkin dört kedide tam kaynaşmamış S2-S3, on aylık bir kedide tam kaynaşmış S3-Ca1 olgusuna rastlanmıştır. Morfometrik verilerin analizinde, tüm bel omurlarının ortalama uzunluk ve genişlik değerlerinin British Shorthair, foramen vertebrale yüksekliğinin ise Sottish Fold ırkı kedilerde daha büyük olduğu görülmüştür. Irk farkı göz ardı edilerek yapılan karşılaştırmada erkeklerde, L₇ dışındaki diğer tüm bel ve kuyruk omurları daha uzun, bel omuru ortalama genişlikleri de daha büyük bulunmuştur. Sonuç: Her iki ırka ait bazı morfometrik veriler ve makroanatomik bulgular sunulmuştur. Bu çalışma sonucunda elde edilen verilerin, sağlıklı kediler yetiştirilmesi ve vertebraların stabilizasyonu için güvenli implantasyon koridorlarının tanımlanmasına yönelik araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar kelimeler: British Shorthair, Kedi, Morfometrik, Scottish Fold, Skeleton Axiale.

Hayvan hastalıklarıKalıtsal otoinflamatuar hastalıklarMorfometri+1
Beray Korkmaz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde bazı paraziter dermatozlarda serum 25 hidroksi vitamin D3 düzeylerinin belirlenmesi

Vitamin D yağda eriyen bir sekostereod prehormon olup; ya diyet ile (Vitamin D2-ergesterol) ya da epidermiste mevcut olan provitamin D3 (kolekalsiferol), 7-Dehidrokolesterol (7 DHCC) den fotosentez yoluyla oluşmaktadır. Epidermiste mevcut olan ProvitaminD3 (proVD3) biyolojik olarak aktif değildir. ProVD3 ultraviyole ışınlarına maruz kaldıktan sonra yine inaktif olan PrevitaminD3 (PreVD3) e fotolize edilir. Bu çalışmada farklı paraziter dermatozu bulunan köpeklerde 25 hidroksi vitamin D3 düzeyinin ölçülmesi ve hastalık aktivitesi ile olan ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda araştırmada; I. Grupta demodektik uyuzlu, II. Grupta sarkoptik uyuzlu, III. Grupta Canine Visceral Leishmaniazis'li, IV. Grupta diğer paraziter dermatozu bulunan olgular çalışma kapsamına alınacaktır. V. Grupta paraziter dermatozlar yönünden negatif (non-infekte) ancak dermatozu bulunan hasta kontrol, son olarak VI. Grupta (n=10) herhangi bir hastalık tablosu bulunmayan (kesinlikle dermatozu mevcut olmayan) sağlıklı köpekler yer alacaktır. Tüm gruplardaki köpeklerde vena cephalica antebrachii'den antikoagulantsız serum tüplerine 2'şer ml kan örneği alınarak santrifüje tabi tutulduktan sonra radioimmunoassay yöntemi ile 25 hidroksi vitamin D3 düzeyleri belirlenecektir. Elde edilen parametrelerin hesaplanması ve karşılaştırılmasında uygun istatistiksel yöntemler kullanılacaktır. Tarafımızdan yapılan literatür taramalarda, yukarıda da kısmen bahsedildiği üzere, Veteriner Dermatolojik çalışmalarda, özelliklede köpeklerde paraziter deri hastalıklarında klinik tabanlı ve D avitaminozunun/hipovitaminozunun ya da hipervitamonuzunun değerlendirildiği bir çalışma belirlenememiştir. Bu çalışmada farklı paraziter etmenlerle dermatitis tanısı konulan köpeklerde vitamin D profilinin araştırılması amaçlanmıştır. Köpeklerde farklı ve seçilmiş bazı parazitolojik hastalıkların vitamin D ile olan ilişkisinin belirlenmesiyle sağaltım protokollerinin değişecebileceği kanaatini taşımaktayız. Elde edilecek verilerin köpeklerde anılan hastalıkların muhtemel Vitamin D profiliyle arasındaki ilişkinin saptanması sonucu literatürdeki bu boşluğun doldurulacağı ve mevcut çalışmalara ve daha sonra özellikle hastalığın prognozu, monitorizasyonu ve belki de sağaltım protokolleri ile ilgili yapılacak çalışmalara temel oluşturacağı kanısındayız. Bunun yanı sıra elde edilebilecek pozitif sonuçların uluslararası literatüre katkı sağlayıp bu anlamda da önemli bir boşluğu gidereceği ve Veteriner İç Hastalıkları ve Parazitoloji alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Proje sonuçlandığı zaman elde edilecek bilimsel verilerin değerlendirilmesi ile gerek ulusal gerekse de uluslararası arenada/kongrelerde sunumu yapılacak ve literatüre katkı sağlanacaktır. Anahtar Kelimeler: 25 Hidroksi vitamin D3, demodikozis, sarkoptik uyuz, canin visceral leishmaniasis, paraziter dermatozlar, vitamin D.

Deri hastalıkları-paraziterHayvan hastalıklarıKolekalsiferol+6
Naile Karagöz Güral
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Burdur yöresinde ruminantlarda theileria ve babesia türlerinin reverse line blot hibridizasyon tekniği ile araştırılması

Bu çalışmanın amacı; hayvancılık faaliyetleri konusunda Türkiye'nin önde gelen illerinden biri olan Burdur ve yöresindeki sığır, koyun ve keçilerde, önemli hastalıklardan ve dolayısıyla ekonomik kayıplardan sorumlu olan Theileria ve Babesia türlerinin varlıklarının, yaygınlıklarının ve sığırlar ile koyun ve keçiler arasındaki olası çapraz enfeksiyon durumlarının reverse line blot hibridizasyon tekniği yardımıyla moleküler düzeyde araştırılmasıdır. Araştırma yöntemi olarak reverse line blot hibridizasyon yönteminin seçilme sebebi, bu yöntemin hızlı ve eş zamanlı olarak çok sayıda örneğin çok sayıda parazit türü yönünden incelenebilmesini mümkün kılmasıdır. Bu amaçla öncelikle Burdur'a bağlı Ağlasun, Bucak, Gölhisar, Merkez ve Yeşilova ilçelerindeki çeşitli yerleşim merkezlerinden ortak veya komşu meralarda otlatılarak aynı kene türlerinin enfestasyonuna maruz kalabilme ihtimali bulunan sürüler seçilmiş ve 334 sığır, 330 koyun ve 300 keçi olmak üzere toplam 964 büyük ve küçükbaş hayvandan kan örnekleri toplanmıştır. İkibin onbeş yılının Eylül ve Ekim ayları boyunca toplanan kan örneklerinden DNA izolasyonunu takiben bütün DNA örneklerine Theileria/Babesia soylarına ait 18S ssu rRNA geninin V4 değişken bölgesi içinde 460-540 bp'lık parçayı amplifiye eden genel primerler RLB-F2 ve RLB-R2 (biotinle işaretli) kullanılarak PCR işlemi uygulanmıştır. Sonrasında PCR ürünleri RLB yöntemi yardımıyla Theileria ve Babesia türleri yönünden incelenmiştir. Çalışma sonucunda; 330 adet koyun kan örneğinin 153'ü (% 46,3) T. ovis, 106'sı (% 32,1) T. ovis + Babesia spp., ikisi (% 0,6) Bm3 (B. crassa/Babesia sp. China/B. motasi) + BcG (B. crassa Türkiye/B. crassa İran), ikisi (% 0,6) T. ovis + Bm3, biri (% 0,3) Babesia spp., biri (% 0,3) T. ovis + Bm3 + BcG, biri (% 0,3) T. ovis + Bm3 + Bcİ (B. crassa İran) ve 64'ü (% 19,4) negatif olarak tespit edilmiştir. Tekli veya miks enfeksiyon olmasına bakılmaksızın T. ovis'in koyunlardaki yaygınlığı % 79,69 şeklinde bulunmuştur. İncelenen 300 adet keçi kan örneğinin 33'ü (% 11) Bm3, 10'u (% 3,3) Babesia spp., üçü (% 1) Theileria/Babesia spp., ikisi (% 0,6) B. ovis, biri (% 0,3) T. ovis ve 206 tanesi (% 62,4) ise negatif bulunmuştur. Taranan 334 sığır kan örneği içerisinde en yoğun karşılaşılan iki enfeksiyon B. bovis (% 3,3; 11/334) ve Babesia spp. (% 3,3; 11/334) enfeksiyonları olmuştur. Bunu bir sığırda (% 0,3) T. annulata ve yine bir başka sığırdaki (% 0,3) T. annulata + Babesia spp. enfeksiyonları izlemiş ve incelenen sığırların % 92,8 (310/334)'lik bir kısmı ise RLB analizleri sonucunda Theileria veya Babesia enfeksiyonları yönünden negatif bulunmuştur. Tekli veya miks enfeksiyon şeklinde olmasına bakılmaksızın T. annulata'nın yaygınlığı % 0,6 olarak tespit edilmiştir. Tekli ve çoklu enfeksiyon tablosunda hayvan türlerinin toplam sayıları incelendiği zaman; beş ilçeden toplanan toplam 330 koyunun 154'ü (% 46,6) tek türle, 110'u (% 33,3) iki türle, ikisi (% 0,6) üç türle, 300 keçinin 49'u (% 16,3) tek türle, 334 sığırın 23'ü (% 6,9) tek türle ve biri (% 0,3) de iki türle enfekte olarak tespit edilirken keçilerde ikili ve üçlü, sığırlarda da üçlü enfeksiyona rastlanmamıştır. Bu veriler incelendiği zaman ise; sığırlar ile koyun ve keçiler arasında Theileria/Babesia türleri yönünden her hangi bir çapraz enfeksiyon durumuna rastlanılmadığı görülmektedir. Bu çalışma sonucunda sığır, koyun ve keçilerde parazitlenen Theileria ve Babesia türlerinin Burdur yöresindeki yaygınlıkları ile ilgili güncel veriler elde edilmiş; bu verilerin hem bölgedeki parazit faunasının anlaşılmasına, hem de gelecekte bu bölgede veya diğer bölgelerde yürütülmesi planlanan konuyla ilgili benzer çalışmalar için altyapı anlamında faydalı olacağı kanısına varılmıştır. Ayrıca bu veriler ışığında; sığır, koyun ve keçi yetiştiricileri ve veteriner hekimlerle görüşülerek durumun bildirilmesi ve hayvan hareketleri, mera yönetimi ve sistemli ve sürdürülebilir kene mücadelesi konularında gerekli önlemlerin alınması tavsiyelerinin verilmesi uygun görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Theileria/Babesia, ruminant, RLB, Burdur

BabesiaBurdurHayvan hastalıkları+5
Onur Köse
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00

Related subjects