Türk toplumu

102 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türk kadınlarında farklı iskelet bölgelerinde kemik mineral dansitometresi

Osteoporoz kemik yoğunluğunu azalması ve kemik yapısının bozulması ile karekterize ilerleyici metabolik kemik hastalığıdır.Çift enerji X-ışını absorpsiyometre (DXA) kemik mineral yoğunluğu ölçümünde yaygın kullanılan güvenilir ölçüm tekniğidir.Çalışmamızın amacı: (i) lumbal vertebra, proksimal femur ve önkol arasında istatistiksel anlamlı T skoru farkı varsa saptamak, (ii) yeni iskelet bölgelerinde KMY normal aralığını belirlemektir. Çalışma 25-69 yaşları arasındaki 55 kadında yapıldı. Lumbal vertebra, sağ proksimal femur, non-dominant önkol, sol proksimal humerus, sol proksimal tibia ve sol distal femurun DXA kullanılarak KMY ölçüldü.Bütün gruplarda proksimal femurun bütün alt-bölgelerin T skoru total lumbal vertebra (L1-L4) T skorundan anlamlı farklı bulundu (p<0.0001). Fakat femur alt-bölgelerin kemik mineral yoğunluğu değerleri ile total lumbal vertebra (LT) değeri arasında korelasyon vardı (r= 0.436- 0.591). Normal populasyonda total lumbal vertebra (L1-L4) ortalama KMY değerine götüren lineer regresyon formülüyle yaş ile uyumlu herbir bölgenin ortalama KMY değeri ve yeni simüle edilmiş T skoru hesaplandı. Daha sonra, bütün alt-bölgelerde KMY'nin yeni ortalama ve standart sapma değerleri ile uyumlu, sol proksimal humerus, proksimal tibia ve distal femurda herbir alt-bölgenin yeni simüle edilmiş T skoru hesaplandı. Proksimal tibia alt-bölgelerinin yeni simüle edilmiş T skorları ile total lumbal vertebra T skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Proksimal tibianın osteoporozda KMY ölçümü için ideal yeni bir değerlendirme alanı olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Kemik mineral yoğunluğu, Türk, kadın, T skoru, regresyon, korelasyon.

KadınlarKemik dansitesiTürk toplumu+1
Mustafa Arif Aluçlu
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Alev Alatlı'nın fikirlerinin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi

Türkiye'de edebiyat, Batı'daki değerinin aksine uzun yıllar sosyal bilimlerin odak noktasının dışında kalmıştır. Oysaki edebiyat disiplini, felsefe ve sosyal bilimler, özellikle de sosyoloji için çok değerli bulguların yer aldığı bir bilgi deryasıdır. Türkiye'de, romancı kimliğiyle tanınan Alev Alatlı, ülkemizdeki çoğu sosyal bilimcinin aksine, toplumsal konuları ve sorunları tahlil ederken, edebiyat alanından önemli ölçüde istifade etmiştir.Alatlı, Aristoteles mantığının tek düzeliğine karşın "saçaklı mantık"ın önemine vurgu yapan, bütüncül düşünce biçimini öne çıkaran, anti-pozitivist, gerçekçi bir romancıdır. Alatlı, Doğu-Batı ayrımı hakkındaki düşüncelerini, coğrafyadan ayrı olarak, biyofilik ve nekrofilik yönden kâinatı algılama tarzındaki farklılıkların üzerine kurmuştur. Alatlı'ya göre, Türk toplumu, Doğu ve Batı arasında arafta kalmış, ahlâk yapısı kapitalist sistemin zorlamasıyla göreceli ahlâka kurban gitmiş, değerler dünyasında büyük karmaşalar yaşamış, genç nüfusu cehalete yenik düşmüş, insanları Batılılaşmanın tesiriyle çeşitli açmazlarla karşı karşıya kalmış, kimlik bunalımı yaşamış, fertleri birbirine yabancılaşmış bir toplum haline gelmiştir.Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma süreciyle nekrofilik bir ruha büründüğünü, kendi yapısına ve dokusuna ters düşen bir yabancılaşma yaşadığını iddia etmiştir.Alatlı, Türk insanının derin kültürel bağlarında yatan özgürlük ruhuna vurgu yapmıştır. Alatlı, dünyayı tahakküm altına alan yağma düzenine eleştirel bakmıştır. Türk toplumunu dünyanın emniyet supabı olarak görmüştür. Alatlı, Türk toplumunun sahip olduğu değeri ve önemi fark etmiştir. O, Türk toplumunun özünü bulması için eserler kaleme almıştır.Tezimiz, Alatlı'nın kaleme aldığı yazıların ışığında, Türk toplumunu hangi dinamikler açısından nasıl değerlendirdiğini konu edinmiştir. Bunun yanı sıra tezimizde, Alatlı'nın toplum sorunlarına bakışını, Doğu-Batı ayrımına, Türk toplumuna ve insanına dair fikirlerini tahlil etmeyi amaçladık. Türkiye'de edebiyat dünyası ve sosyal bilimlerde önemli bir yere sahip olan Alatlı'nın görüşlerini genel ivbir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Tezimiz, genellikle edebi yönüyle ele alınmış olan Alatlı'yı, sosyolojik bir perspektifle bütün yönlerini incelemiş olan ilk çalışmadır.Anahtar SözcüklerAlev Alatlı, Aydınlanma, Modernizm, Postmodernizm, Pozitivizm, Oryantalizm, Yabancılaşma, Biyofili, Nekrofili, Batılılaşma, Türk Toplumu, Türk İnsanı, Aydın, Bütüncül Düşünce, Kavram Kargaşası, Saçaklı Mantık, Rölativistik Ahlâk, Murat

Alatlı, AlevAydınlanmaBatılılaşma+7
Çağrı Aslan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk toplumundaki RhD varyantlarının genotiplendirilerek serolojik tanı ile korelasyonunun araştırılması

Güçlü immün yanıt oluşturma potansiyeli nedeniyle "RhD", en önemli eritrosit antijenlerinden biridir. Bazı RHD mutasyonları "varyant D" fenotiplere neden olur. RhD varyasyonları "Zayıf D" ve "Parsiyel D" olmak üzere iki ana gruba ayrılır. RhD varyasyonlarının, bağışçılarda, hastalarda ve gebelerde doğru tiplendirilmesi önemlidir. Hatalı bir şekilde Rh (-) veya Rh (+) olarak saptanmaları anti-D alloimmünizasyonuna, hemolitik transfüzyon reaksiyonlarına ve gebelerde yenidoğanın hemolitik hastalığına (YDHH) yol açabilir. Bu nedenle hastalar ve gebelerde zayıf D/ parsiyel D ayrımının doğru yapılması son derece önemlidir. Zayıf D ve parsiyel D gibi RhD varyasyonlarının belirlenmesinde, genotiplendirme referans yöntem olarak kabul edilir. Ancak D antijeninin farklı epitoplarına karşı üretilmiş monoklonal anti-D antikorlar kullanılarak, serolojik tiplendirme yapılabileceği öne sürülmektedir. Çalışmamızda öncelikle bölgemizde sık görülen "RhD varyasyonlarını genotiplendirme ile belirlemeyi amaçladık. Ayrıca, rutin kan gruplamada "RhD varyant" olarak belirlenen bu örnekler, poliklonal (human) ve çeşitli monoklonal anti-D antikorlar kullanılarak serolojik yöntemle de tiplendirildi. Serolojik yöntemle elde edilen sonuçlar, etkinlik ve güvenilirlik açısından genotiplendirme ile karşılaştırıldı. Çalışmamızda değerlendirilen varyant D örneklerde "zayıf D" %48,8, parsiyel D ise %51,2 sıklıkta bulunmuştur. En sık görülen varyasyonlar "zayıf D tip 1" ve "zayıf D tip 15" olarak belirlenmiştir. Gerek zayıf D - parsiyel D ayrımı, gerekse RhD varyasyonlarının tiplendirilmesi amacıyla serolojik yöntemle elde edilen sonuçlar, genotiplendirme sonuçları ile karşılaştırıldığında etkin ve güvenilir bulunmamıştır.

AntijenlerGenetik varyasyonGenotip+5
Levent Tufan Kumaş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şerif Benekçi`nin romanlarında kültürümüzün unsurları

ÖZET Yaşadığımız hayata dair çeşitli görüntüleri bizlere yansıtan roman türü, kültür araştırmaları için de önemli kaynaklardan biridir. "Şerif Benekçi'nin Romanlarında Kültürümüzün Unsurları" isimli bu çalışmamız, esas itibariyle yazarın Şimdi Ağlamak Vakti, Bir Şafak Yürüyüşü, Kumsalı Olmayan Ada, Kırlangıçlar Erken Göçtü ve Güvercin Geçidi romanlarının konuyla ilgili genel bir değerlendirmesinden ibarettir. Adı geçen romanlardaki dil, tarih, insan, aile, toplum, din tasavvuf, ahlâk ve ölüm gibi kültür öğeleri değişik açılardan incelenmiştir. Çalışmamızda Türk toplumunun bir buçuk asırdan beri yaşamakta olduğu medeniyet krizine ve kültür değişmesi/gelişmesi macerasına yönelik son elli yıla ait pek çok husus gün ışığına çıkarken; Türkiye'nin söz konusu dönemdeki iktisadî, idarî, içtimaî ve ideolojik bazı meseleleri de değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Benekçi, ŞerifKültürRoman+3
Hakan Değirmenci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türk toplumunda fasiyal doku kalınlığının bilgisayarlı tomografi yöntemi ile değerlendirilmesi

Giriş: Adli bilimlerde yeniden yüzlendirme, yüzün tanınmasının imkânsız hale gelecek kadar zarar gördüğü ve klasik kimliklendirme yöntemleri ile kimliklendirilemeyen cesetlerde ya da uzun süredir kayıp kişilerin olası güncel yüz yapılarının oluşturulmasında kullanılmaktadır. Üç boyutlu yeniden yüzlendirmede amaç cinsiyet, yaş ve ırk gibi etkenler dikkate alınarak belirli anatomik alanlardaki fasiyal yumuşak doku kalınlık farklılıklarına göre yüz topografisinin oluşturulmasıdır. Yeniden yüzlendirmede, gerçek yüz görüntüsüne en yakın sonucun sunulabilmesi için fasiyal doku kalınlıklarının en uygun şekilde belirlenmiş olması beklenmektedir. Üstelik yapılan çalışmalarda, fasiyal doku kalınlıklarının ırklar arasında anlamlı derecede farklılıklar gösterdiği ortaya konulmuştur. Ancak bu yöntem çerçevesinde sonuç güvenilirliğini artıracak standart bir fasiyal doku kalınlığı cetveli bulunmamakta; dahası ülkemizde ve dünyada kullanılmakta olan yumuşak doku kalınlığı ölçüm noktaları tabloları çeşitli kısıtlılıklar taşımaktadır. Fasiyal doku kalınlığının ölçülmesinde günümüzde sefalogram, ultrasonografi, manyetik rezonans, bilgisayarlı tomografi teknikleri ile ölçüm yöntemleri daha yaygın hale gelmiştir. Bilgisayarlı tomografi ile fasiyal yumuşak doku kalınlığı ölçümü, ultrasonografi kadar kesin sonuçlar vermesi ve yüz görünümünün film üstüne aktarılabilmesi sonucu tekrar ölçümlerin mümkün olması nedeniyle güvenli bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türk toplumunun fasiyal yumuşak doku kalınlıkları açısından yüzdeki 20 anatomik referans noktasında bilgisayarlı tomografi yöntemi ile yumuşak doku kalınlığı ölçümleri ve birey özelliklerine göre analizler yapılarak ülkemizde yeniden yüzlendirme çalışmaları için sayısal veri havuzu ve cetvel oluşturulmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yöntem: 12/09/2017 tarih 16/231 sayılı Bezmialem Vakıf Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayının alınmış olmasının yanı sıra; bu çalışmanın retrospektif ve prospektif olarak gerçekleştirilen tüm prosedürlerinde, devamındaki geliştirici versiyonları ile birlikte 1964 Helsinki Deklarasyonu ilkelerine uygun hareket edildi. Örneklem grubu, 01/06/2017 ve 31/12/2018 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Radyoloji Anabilim Dalında alt çeneyi de kapsayacak şekilde baş ve boyun bölgesi bilgisayarlı tomografisi çekilen hastalarla oluşturuldu. İlk aşamada, 401 olgu seçilerek bireysel özelliklerini detaylandırmak üzere telefon görüşmeleri yapıldı. 18 yaşından küçük 70 yaşından büyük, vücut kitle indeksi 20-25 aralığının dışında ve yüz dokusunda yapısal farklılığa neden olabilecek kronik hastalığı, travma-operasyon öyküsü olanlar örneklem grubundan çıkarıldı. Yaş gruplarının 18-29 arası, 30-39 arası, 40-49 arası, 50-59 arası ve 60-69 arası olacak şekilde eşit dağılımına dikkat edildi. Memleket kavramı net bir tanım olmadığından ve ırksal kökene dair tam bir sınıflama sağlamadığından, olguların sadece telefonla alınan bilgiler ışığında yedi coğrafi bölge baz alınarak sınıflaması yapıldı. Belirlenen dahil olma kriterlerine uyan 210 olguda (97 kadın, 113 erkek) 20 referans noktası (Supraglabella, Glabella, Nasion, Rhinion, Mid-philtrum, Supradentale, İnfradentale, Supramentale, Pogonion, Menton, Eminentia Frontalis, Margo Supraobitalis, Margo infraorbitalis, Orbitofrontalis lateralis, Arcus zygomaticus, Tuberculum supraglenoidale, Gonion, Supra M2, Curvatura occlusalis, Supra M2) esas alınarak, bilgisayarlı tomografi filmlerinin retrospektif olarak Synapse sistemi kullanımı ile fasiyal yumuşak doku kalınlığı ölçümleri yapıldı. Ölçümlerden elde edilen veriler 2013 Microsoft Office Excel programına kaydedildi. Kaydedilen değerlerin IBM SPSS 20.0 (Statistical Package for the Social Sciences, USA) programı kullanılarak analizleri yapıldı. Veri analizlerinde, tanımlayıcı istatistik uygulamaların yanı sıra Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Post-hoc testlerinden Dunn, non-parametrik korelasyon testleri ve Z testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Cinsiyet değişkenine göre yapılan ölçümlerin karşılaştırılmasında 20 referans noktasının 17'si istatistiksel olarak anlamlı olmak üzere 18 noktada erkeklerdeki fasiyal yumuşak doku kalınlıklarının kadınlardan yüksek çıktığı, kalan iki noktada (Orbitofrontalis lateralis, Arcus zygomaticus) ise kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir yükseklik olduğu görüldü. Yaş değişkenine göre yapılan değerlendirmede yaşla birlikte fasiyal doku kalınlıklarının kadınlarda sekiz, erkeklerde beş ölçüm noktasında birlikte arttığı, erkeklerde bir noktada yaşla birlikte azaldığı, bir noktada ise (Mid-philtrum) kadınlarda 18-29 ve 30-39 yaş grubu ile 60-69 yaş grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde yaşlanmayla birlikte azaldığı görüldü. Ayrıca, vücut kitle indeksi ile tüm referans nokta kalınlık değerlerinin pozitif korelasyon gösterdiği, en az korelasyon gösteren noktanın Mid-philtrum olduğu; memleket değişkenine göre gruplar arasında anlamlı farklılıkların olmadığı; bu çalışmada elde edilen ölçüm değerlerinin Türkiye'de yapılan diğer çalışmalarla, belirli referans noktalarında anlamlı farklar oluşmuş olsa da genel anlamda örtüştüğü; Brezilya, Tayvan ve beyaz Amerika toplumu ölçümleri ile yapılan karşılaştırmada, referans noktaların yarısından fazlasında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edildi. Sonuç; Bu çalışmada, erkeklerde fasiyal yumuşak doku kalınlıklarının kadınlardan yüksek olduğu; yaşla birlikte fasiyal yumuşak doku kalınlığının topografik dağılımında değişiklikler oluştuğu, ortak artış gösteren referans nokta kalınlıklarının azlığı ve zayıf bir istatistik ilişki söz konusu olsa da, toplam ortalamanın yaşla birlikte doku kalınlıklarının artışı yönünde yorumlanabileceği; vücut kitle indeksi ile fasiyal yumuşak doku kalınlıklarının pozitif korelasyon içinde olduğu; ırkların fasiyal yumuşak doku kalınlığında farklılıklara neden olabileceği, istatistiksel olarak gösterilememiş olsa da coğrafi bölge farklılıklarının fasiyal yumuşak doku kalınlığını etkileyebileceği görülmüştür.

FasyaTomografi-x ışınlı-bilgisayarlıTürk toplumu+3
Zeynalabidin Orhan
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrıyla ilişkili sakatlık indeksinin Türkçe sürümünün geçerlilik ve güveniirliği

Bu çalışma Ağrıyla ilişkili Sakatlık İndeksi (AİSİ)'nin Türk toplumuna uyarlanması, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırması amacıyla planlandı.Bu amaçla, polikliniğimize başvurmuş ACR kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı almış, diz AP/LATERAL mukayeseli grafileri mevcut olan 151 hasta çalışmaya alındı. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri kaydedildi. Tüm olgular tek bir fiziksel tedavi ve rehabilitasyon doktoru tarafından ayrıntılı şekilde muayene edildi. Olguların istirahatte, harekette ve muayene esnasında olan ağrıları visüel anolog skala ile değerlendirildi. Yine tek bir doktor tarafından vakaların mevcut diz grafileri Kellgren-Lawrence derecelendirmesine göre evrelendirildi.Tüm katılımcılara tek bir doktor tarafından AİSİ, WOMAC, SF-36 anketleri okunarak, katılımcıların anketleri doldurması sağlanmıştır.Test-tekrar test güvenilirliğin belirlenmesi amacıyla katılımcılardan 103 hastaya ilk değerlendirmeden 5 gün sonra tekrar AİSİ uygulandı.Ölçeğin güvenilirliği; iç tutarlılık, ve test-tekrar test güvenilirliği ile değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular ölçeğin Türkçe formunun iyi derecede güvenilir olduğunu göstermiştir.Geçerlik analizinde AİSİ'nin, SF-36 ve WOMAC'ın benzer alt skalaları ile korelasyonunun oldukça yüksek olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak; bizim çalışmamız AİSİ'nin Türk toplumunda yüksek derecede geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir.

DizDiz eklemiGeçerlik+5
Çağlayan Aslanbaş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Türklerde sosyal hayata dair uygulamalar ve gelenekler (İslami devirlere kadar)

Bu tez çalışmasında, Türk topluluklarının henüz İslamla tanışmadığı dönemlerde sosyal hayatlarında ne gibi gelenek ve ritüellere sahip olduğunu araştırmak ve bunların Türk sosyal yaşamındaki yerini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın hazırlanması sürecinde dönemin mevcut sözlü ve yazılı yerli kaynakları, duvar resimleri ve heykeller üzerine yapılmış çalışmalar ve yabancı kaynakların çevirilerinden faydalanılmıştır. Çalışmada içerik analizi yöntemi ile kaynaklardan hareketle tespit edilen bilgiler tutarlılık bakımından incelenerek bir araya getirilmiş ve farklı başlıklar altında değerlendirilerek içerik meydana getirilmiştir. İlk olarak birincil kaynakların kullanımı tercih edilmiş olup farklı bakış açısı ve değerlendirmelerin tespiti için de ikincil kaynaklar kullanılmıştır. Çalışmanın neticesinde tüm Türk topluluklarında ortak gelenek ve ritüeller olduğu gibi coğrafya değişiminden kaynaklı ya da başka kültürlerle etkileşim neticesinde meydana gelmiş farklı uygulamaların da varlığı dikkat çekmektedir. Çok eski devirler itibariyle varlığı tarihi kaynaklarca tespit edilmiş geleneklerin büyük kısmının günümüzde de kimi Türk toplulukları arasında yaşaması, Türk toplulukları için geleneğin oldukça kuvvetli olduğunun bir göstergesidir. Aynı zamanda eski Türklerin sosyal hayatının bir parçası olan gelenek ve uygulamaların büyük kısmının Türk hakanları tarafından da tatbik edilmesi, bu geleneklere hem halkın hem de yönetim kesiminin oldukça bağlı olduğunun göstergesidir.

Eski TürklerGeleneklerHalk bilimi+4
Tuğba Memiş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dini-toplumsal kültürde çocuk Osmaniye – Duisburg karşılaştırması

Çocuk – toplum etkileşimini göz ardı etmek, onun topluma ne tür kazanımlar sağladığı ve toplumdan neler aldığının çocuğu sosyal varlık olarak algılanmasını zorlaştırır. Çocuk öncellikle ailesinden ve çevresinden, ait olduğu toplumun kültürünü ve dinî inançlarını öğrenir ve hayata geçirir. Daha sonra öğrendiklerini gelecek nesillere geliştirerek aktarır ve bu şekilde kültürün devamını sağlar. Bu durum çocuğun hayatımızdaki yerinin ne olduğunu anlamamız açısından oldukça önemlidir. Çocuğun birçok tanımlaması yapılmış olsa da Sosyoloji alanının çocuğu kendi içinde tanımlaması oldukça zordur. Çocuk toplumdan bağımsız düşünülemez. Çocuk bir aileyi tamamlar, kültürel değerler açısından taşıyıcı olur, bir milletin soyunu devam ettirir, aynı zamanda dini bir sembol olarak da görülebilir. Toplumdaki bazı yapıları ve anlayışları değiştirebilir. Toplumu oluşturan yapı taşı ailedir ve ailenin en küçük parçası ise çocuktur. Dolayısıyla sosyolojik olarak toplumu anlamaya çalışmak, çocuğu doğru anlamaktan geçer. Bu çalışmada, çocuk ve çocukluğun Orta Çağdan günümüze kadar çocuğun toplumdaki yerini ve önemini araştırmak ve toplumun çocuklara dini-kültürel olarak yaklaşımında süreklilik sağlayıp sağlamadığını incelemek, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, günümüzde toplum içinde çocuk kavramının ne anlama geldiğini, eskiyle yeni arasında, yani dört kuşak öncesine kadar bir kıyaslama yaparak, Osmaniye ile Duisburg arasındaki benzerlik ve farklılıkları araştırdık. Bununla birlikte Orta çağdaki çocuk ve çocukluk kavramını inceleyerek bu dönemde çocukların toplumda varlıklarını gösteremediğini, Sanayi Devrimi ve matbaanın icadı ile çocuk kavramının ortaya çıktığını saptadık. Modern dönemde ise çocuk adına birçok çalışma yapılmış ve çocukların varlığı oldukça ön plana çıkmıştır. Onların eğitimine, sağlığına, giyimlerine oynadıkları oyunlara kadar her yönüyle önem verilmeye başlanmıştır. Hatta çocuklar adına kanunlar çıkarılmıştır. Bununla beraber Osmanlı döneminde dini açıdan çocukların yeri ve değerini araştırdık. Batı, çocukları günahkâr bir varlık olarak görürken İslam dininin etkisiyle Müslümanlar çocukları temiz, saf ve günahsız olarak nitelendirirler. Dini – toplumsal olguların çocuk algısına ya da çocuğa yönelik davranış biçimlerinin şekillendirmesinde önemli etkisinin olduğu görüldü. Araştırmamız esnasında elde ettiğimiz verilerin gösterdiği kadarıyla çocuk, ailenin tamamlayıcısı olduğunu, ait oldukları toplumlara ve ailelerine sorumluluk bilinci kazandırmalarının yanında kadına da annelik duygusunu yükleyerek eş rolünü geri plana attığını görmekteyiz. Bununla birlikte çocuk, Türk kültüründe önemli bir değer taşıyıcısıdır. Bir milletin kültürünün ve yaşam biçiminin devamlılığını sağlayacak yalnızca çocuklardır. Toplum bunun zamanla farkına varmıştır. Bundan dolayı Sosyoloji alanında her geçen gün çocuk temelli yeni ve nitelikli çalışmalar yapılmaktadır. Anahtar Kelime: Çocuk, Çocukluk, Geleneksel Türk Kültürü, Geleneksel Türk Toplumu, Modernleşme

Din kültürüModernleşmeOsmanlı Dönemi+4
Betül Öztürk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda SE33 lokusunun adli DNA kimliklendirme çalışmalarında güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Ülkemizde adli kimliklendirmede son yıllarda STR (Short Tandem Repeat) DNA lokuslarına gün geçtikçe daha fazla başvurulmaktadır. Türk popülasyonunda genotip benzerlik oranı batı toplumlarına oranla daha yüksektir dolaysısıyla kimliklendirme çalışmalarında daha farklı ve fazla sayıda güvenilir STR lokuslarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda bir otozomal STR lokusu olan SE33 bölgesine ait polimorfizm oranları, frekansı ve eşleşme sıklığının saptanarak güvenilirliği konusunda yargıya varılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma retrospektif çalışma olup, 2018 yılı Ocak-Haziran ayları arasında Hakimlik ve Savcılıklar tarafından İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesine örnek vermek üzere gönderilmiş ya da tam teşekküllü devlet hastanelerinden aldırılan kan, kıl, tükrük v.b örnekleri dikkate alınarak araştırma gerçekleştirildi. Birbirleriyle yakın akraba ilişkisi bulunmayan 500 bireye ait örnekler üzerinde değerlendirmeler yapıldı. İzmir Adli Tıp Kurumu yetkili personeli tarafından daha önce DNA izolasyon kitleri (EZ-1 investigator kit ve Power Plex Fusion 6C Direct kit) ile genomik DNA'ların izolasyonu gerçekleştirilmiştir., İzole edilen DNA'lar Power Plex Fusion 6C kit ile SE33 STR lokusu amplifikasyonu sağlanarak tespit edilmiştir. Bulgular: Çalışmada homozigot genotip oranı %5,2, heterozigot genotip oranı %94,8, ayrım gücü (PD) 0,992 ve eşleşme olasılığı (PM) 0,008 olarak hesaplandı. En düşük frekansa sahip alleller ise %0,1 ile 6, 7, 10, 16,3, 17,2, 23, 24, 29, 34,2 35,2, 37 allelleri olarak belirlendi. Sonuç: SE33 STR lokusunun ayrım gücü ve eşleşme olasılığı diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında adli kimliklendirmede güçlü bir belirteç (marker) olabildiğini göstermektedir.

Adli tıpDNAKimliklendirme+3
İsmail Değerli
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda doğurganlık inancının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Türk toplumunda doğurganlık inancının değerlendirilmesi ve "Doğurganlık İnanç Ölçeği"nin (The Fertility Belief Questionnaire) Türk toplumuna uyarlanarak infertil kadınlar üzerinde geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla metodolojik bir araştırma olarak yapıldı. Çalışma, Nisan-Kasım 2019 tarihleri arasında, gerekli kurumsal izinler alınarak, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ile Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniklerinde uygulandı. İnfertilite tanısı almış, iletişim sorunu olmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü 150 kadın araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Doğurganlık İnanç Ölçeği" ve "İnfertilite Etkilenme Ölçeği" kullanıldı. Veriler, kadınlar araştırma hakkında bilgilendirilerek onamları alındıktan sonra yüz yüze görüşülerek toplandı. Test tekrar test güvenirliği için 20 kadına 15 gün sonra ölçek tekrar uygulandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 24 ve AMOS 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Ölçeğin önce dil geçerliği yapıldı. Kapsam geçerliğine yönelik uzman görüşü analizi yapılarak ölçeğin Kapsam Geçerlilik İndeksi 0,88 olarak bulundu. Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri yapılarak 2 faktör birleştirildi ve 5 alt boyutlu yapı kabul edildi. Güvenirlik analizlerinde ölçeğin "Sonuçlar", "Uyum" ve "Olası nedenler" alt boyutlarının Cronbach alfa değerleri 0,76-0,81 arasında olduğu ve yüksek güvenirlik gösterdiği görüldü. "Zaman" ve "Kontrol" alt boyutlarının Cronbach alfa değerleri sırasıyla 0,548 ve 0,593 olarak bulundu. Madde toplam korelasyon değerlerinin tümünün pozitif yönde ve tamamına yakınının >0,25'den büyük olduğu belirlendi. "Sonuçlar", "Uyum" ve "Kontrol" alt boyutlarında test tekrar test arasında yüksek düzeyde pozitif anlamlı korelasyon saptandı (p<0,01). Ekonomik durum, evlenme yaşı, evlilik süresi, infertilite tedavisi sayısının kadınların doğurganlık inancını etkilediği saptandı. Sonuç olarak; Doğurganlık İnancı Ölçeğinin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olduğu, infertil kadınlarda doğurganlık inancının değerlendirilmesinde kullanılabileceği değerlendirildi. Anahtar sözcükler: doğurganlık inancı, infertilite, hemşirelik, ölçek

DoğumFertiliteHemşirelik+3
Eylem Karakuş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk toplumunda sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet: Beden odaklı gündelik yaşam pratikleri üzerine bir araştırma

Bu araştırma, Türk toplumunda, sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet olguları bağlamında beden odaklı gündelik hayat pratiklarine odaklanmaktadır. Din ve sekülerleşme kavramları odağından beden odaklı toplumsal cinsiyete bakarak kadınların ve erkeklerin beden odaklı gündelik hayatlarının dinî ve seküler yönünü irdelemektedir. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet kavramından modernleşme, sekülerleşme, din gibi kavramlara bakarak kadınların ve erkeklerin bu kavramlar bağlamında nasıl konumlan(dırıl)dığını irdelemektedir. Araştırmada asıl olarak nitel yöntem kullanılmakla birlikte yer yer anlam bütünlüğü sağlayabilmek için nicel verilere de başvurulmaktadır. Bununla birlikte eleştirel teoriden de yararlanılmaktadır. Araştırmaya göre Türk toplumunun toplumsal cinsiyetle ilişkili beden odaklı gündelik hayat pratiklerinde dinî, kültürel ve seküler formların hem ayrı ayrı hem iç içe geçmiş şekilde örneklerinin olduğu tespit edilebilmektedir. Türk modernleşmesi süreci içinde kadının ve erkeğin nasıl konumlan(dırıl)dığı irdelendiğinde ise erkek modernleşmesinin genellikle ekonomi, kamu, üretim sınırları içinde bir derinliğe; kadın modernleşmesinin ise genellikle beden sınırları içinde bir yüzeyselliğe tekabül ettiği anlaşılmaktadır. Türk modernleşmesi, kadınlar açısından yüzeysel boyutlarda işlerken erkekler açısından daha derin boyutlara sahip gözükmektedir. Ayrıca sekülerliğin ve dindarlığın cinsiyetlendirilirek, sekülerliğin erkek ile dindarlığın kadın ile özdeşleştirildiği anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Din, sekülerleşme, modernleşme, toplumsal cinsiyet, beden, tüketim, gündelik hayat.

BedenDinGünlük yaşam aktiviteleri+4
Harun Tunç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk toplumunda Suriyeli göçmenleri kabul ve uyumda dindarlığın rolü (Gaziantep örneği)

Küreselleşmenin etkisinin hemen her alanda hissedildiği mal ve hizmetler kadar insan hareketliliğinin de arttığı bir çağdayız. Bu hareketliliğin önemli bir kesimini zorunlu göçler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın konusu, Türk toplumunda Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın rolüdür. Göçle birlikte iki farklı ülkenin toplumu bir araya gelmiştir. Gaziantep örneğinde Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın inanç, sosyal etki-ahlak ve ibadet boyutlarında farklılaşma olup olmadığı temel problemimizi oluşturmaktadır. Çalışmamız, Suriyeli göçmenlerin "kabul ve uyumda" dinin ve dindarlığın rolünü ele alması ve ilgili literatüre mütevazı bir katkı sağlaması açısından önemlidir. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışma, literatür taraması ve alan araştırmasına dayanmaktadır. Bu amaçla ilgili literatüre dayalı olarak "dindarlık ölçeği" ve Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyum" ölçeği geliştirdik. Çalışmamızın amacına ulaşmak için Gaziantep'in 116 mahallesinde tesadüfi örneklem yoluyla anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı çerçevesinde işlenmiş ve analizlere tabi tutulmuştur. Analizler sonucunda dindarlık ölçeğimiz inanç, sosyal etki- ahlak ve ibadet olmak üzere üç boyutlu olduğu tespit edilmiştir. Kabul ve uyum ölçeği kabul, uyum, yabancı düşmanlığı, insani tutum ve hak temelli yaklaşım olmak üzere beş boyutlu olarak tespit edilmiştir. Boyutlar arasında ilişkiler analiz edilmiştir. Sonuç olarak demografik değişkenlerle Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyum" arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Siyasi tercihler arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın kolaylaştırıcı rolü olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, kabul, uyum, din, dindarlık,

Din sosyolojisiDindarlıkGaziantep+4
Ayşe Kesen Kurçak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde Türk toplumunun aşı bilinci ve aşılama davranışının değerlendirilmesi

COVID-19 Pandemi Sürecinde Türk Toplumunun Aşı Bilinci ve Aşılama Davranışının Değerlendirilmesi Amaç: Çalışmamızın amacı, COVID-19 pandemisinin Türk toplumunda yarattığı endişe düzeyini ölçmek, pandemi döneminde Türk toplumunun aşı bilinç, tutum ve davranışını değerlendirmek, aşılar konusunda elde edilen bilgilerin kaynağını saptamak ve COVID-19 aşı kabul oranını belirlemektir. Yöntem: 5 Ekim 2020 ile 1 Kasım 2020 tarihleri arasında tüm Türkiye'de 2032 kişinin online katılımı ile gerçekleşen anket verilerini uygun istatistiki çalışma ile analiz ettik. Anket çeşitli medya kanallarında ve sosyal medyada duyurularak katılımcılara ulaştırıldı. İstatistiksel analizler için SPSS programı kullanıldı, p<0,05 değeri anlamlı, p<0,01 değeri ise çok anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Ankete katılanların yaş ortalaması 36,47±12,11 yıl ve %62 (1260) 'si kadındır. COVID-19 salgınının tehlikesi konusundaki endişe düzeyleri 3,56±2,14 (min 1,max 10), aşı bilinci ve aşılama davranışı 1,68±0,32 (min 1, max 5), ebeveynlerde çocukluk aşılarına yönelik bilinç ve davranışı 2,51±0,32 (min 1, max 5), aşı güvenliği ve etkinliği konusunda endişe oranı 2,56±1,05 (min 1, max 5), toplumumuzda aşı bilinci 3,74±0,73 (min 1, max 5), COVID-19 aşı davranışı 3,52±1,0 (min1, max 5) olarak bulundu. Ankete katılanların % 51,3'ü (1006'sı) bulunan COVID-19 aşısını yaptırabileceğini belirtti. COVID-19 aşı tereddüdü sorgulandığında % 20,9 (424'u)'unun herhangi bir tereddüdü bulunmadığı, kalan kısmın ise en yüksek oranla % 27,9 (506) aşının güvenirliliği konusunda tereddüt ettiği tespit edildi. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamız sonucunda aşı güvenliği ve etkinliği endişesiyle, COVID-19 aşı davranışının cinsiyete göre değiştiği saptandı. Aşılama tutum ve davranışında eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık tespit ettik. COVID-19 virüsünün ölümcül olabileceği ve COVID-19 pandemisine yönelik endişenin yaşla ters orantılı olduğunu saptadık. Katılımcılar aile hekimlerinden aşılarla ilgili aldıkları bilgilere yeterince güvenmemekteydi. Ayrıca, COVID-19 aşı kabulünün, virüs endişesi ile doğru orantılı olduğunu tespit ettik. Bu sonuçlara dayanarak uygun cinsiyet ve yaşa göre yapılması gereken bilinçlendirme çalışmaları ile aşılama davranışı ve aşı bilinci geliştirilebilir. Aksi halde mevcut COVID-19 aşı kabul oranı toplumsal bağışıklamanın sağlanmasına yetmeyecektir. Anahtar Kelimeler: Türk Toplumu, Aşı Bilinç ve Davranışı, COVID-19 Pandemisi, Aile Hekimliği

Aşı reddiAşılamaAşılar+5
Pelin Yıldırım
Çukurova University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumun sosyal hizmet uzmanına ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelenmesi: Manisa örneği

Amaç: Bu çalışmada toplumun üyelerinin sosyal hizmet mesleğine ve sosyal hizmet uzmanlarına ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Manisa kent merkezinde küme örnekleme yöntemi ile seçilen 18 yaş üzeri 500 kişi üzerinde gerçekleştirilmiş kesitsel bir çalışmadır. Araştırmada katılımcılardan öz bildirime dayalı, yapılandırılmış bir anket formu aracılığıyla veri toplanmıştır. Bu kapsamda katılımcıların temel sosyo-demografik bilgilerinin elde edilmesinin yanı sıra, katılımcıların bilgilerini ölçmeye yönelik sorular sorulmuştur. Ayrıca genel toplumun ve bir sosyal hizmet uzmanından yardım almış bireylerin tutumunu ölçmeye yönelik sorular sorulmuştur. Araştırmanın verileri 2015 yılının Aralık ayında yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırmanın veri işleme ve çözümleme aşaması SPSS 15.0 aracığıyla yapılmıştır. Karşılaştırmalı bulguların analizinde Ki-Kare (χ2), Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testlerinden yararlanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %53'ünün daha önce sosyal hizmet mesleğini duymamış olduğu görülmektedir. Bununla birlikte katılımcıların önemli bir bölümü sosyal hizmeti ve sosyal hizmet uzmanlarını mesleğin geleneksel çalışma alanlarıyla, hizmet gruplarıyla, rol ve görevleriyle daha ilişkili görmektedir. Araştırma kapsamında katılımcıların sosyal hizmete ve sosyal hizmet uzmanına ilişkin, genel olarak olumlu tutum ortaya koydukları görülmektedir. Sonuç: Sosyal hizmet mesleği toplumla çalışan, toplumla ilgili bir meslektir. Bu yüzden de toplumun sosyal hizmeti ve sosyal hizmet uzmanını tanıması, çalışma alanlarını, çalışma gruplarını, rol ve görevlerini bilmesi, mesleğe ve meslek elemanına karşı olumlu tutum geliştirmesi oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, Sosyal Hizmet Uzmanı, Sosyal Hizmet Algısı, Sosyal Tutum, Sosyal Hizmetin İmajı

AlgıSosyal hizmet uzmanlarıSosyal hizmet uzmanları+4
Cemre Bolgün
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin Türk hasta popülasyonunda ağrı tedavisinde sık tercih edilen dört farklı ağrı ölçeğinin karşılaştırılması

İnsan yaşamında çok fazla olumsuz etkileri olan ağrının ortak bir dil kullanılarak ölçülebilmesi; ağrının kendisi ve uygulanan ağrı giderme yöntemlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bu nedenle ağrı yönetiminde ilk ve en önemli adım ağrının değerlendirilmesidir. Günümüzde ağrı değerlendirilmesinde kullanılan birçok ölçek vardır. Son yıllarda ağrı değerlendirmesinde kullanılacak en güvenilir ölçeğin belirlenmesine ilişkin bir çok çalışma yapılmasına karşın, henüz sorunu çözebilecek bir ölçeğin varlığından söz etmek olası görünmemektedir.Hastaların ağrı ölçeklerini yanıtlarken hangisini daha çok tercih ettiklerini ve bunun nedenlerini araştırmak gereklidir. Ayrıca ağrı değerlendirmelerinde kullanılan çeşitli ölçeklerin tutarlılıkları da önemlidir. Ağrı ölçümü için kullanılan ölçeklerde hastaların en doğru şekilde anlayıp yanıtlayabileceği açık tanımlamalar gereklidir. Ölçeklerin etkinliği toplumsal ve kültürel değerlere göre belirlendiği gibi, hastaların cinsiyeti, eğitimi, mesleği, hastalığı ve yaşamının diğer yönleri de ağrının değerlendirilmesinde rol oynar.Bu çalışmada kronik ağrı sendromu tanısı almış, erişkin Türk hasta popülasyonunda klinik uygulamalarda sık tercih edilen VAS (Visual Analog Scale), NRS (Numeric Rating Scale), Gülen Yüz Skalası (FPS-R (Smiley) = Faces Pain Scale Revised), EQ-5D (EUROQOL 5D = European Quality of Life Instrument) ağrı ölçeklerinin hangisinin birbirleri ile daha tutarlı sonuç verdiğinin, Türk toplumunda hangi ölçeklerin daha başarılı değerlendirmeler yapabildiğinin ortaya konulması ve bu ölçeklerin birbirine göre etkinlik ve kullanım avantajlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Araştırmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ağrı Kliniği'ne başvuran kronik ağrı tanısı alan, 18 yaş üzeri,132 hasta katılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastalara uygulama öncesi sözlü ve yazılı bilgi verilmiş ve yazılı onamları alınmıştır.Hastalara tanımlayıcı özelliklerinin sorgulandığı bir anket formu ile VAS, NRS, FPS-R, EQ-5D (EUROQOL 5D) ağrı ölçekleri uygulanmıştır. Tanımlayıcı bölümde yaş, cinsiyet, eğitim, medeni hal, meslek durumları sorgulanmıştır. Tüm uygulamalar Anestezioloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda görevli bir araştırma görevlisi hekim tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak yapılmıştır.Bu araştırma bir yöntemsel araştırmadır ve analizler kullanılan 4 ağrı ölçüm gerecinin ?tutarlılıklarının (güvenilirlik) ? test edilmesine dayanmaktadır. Sayı , yüzde, ortalama ve standart sapma, taban ve tavan etkilerini içeren tanımlayıcı analizlere ek olarak güvenilirlik analizlerinde sürekli (sayısal) değişkenlerde ?Spearman Korelasyon Analizi?, kategorik değişkenlerde ise ?Kappa Tutarlılık? ve ?Tutarlılık Yüzdesi? kullanılmıştır.Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49,1±14,6 (minimum:19; maksimum:85) iken bunların 35'i (% 26,5) erkek ve 97'si (% 73,4) kadın olarak saptanmıştır. Hastalık süresi ortalaması 59,2±77,3 ay (minimum:1; maksimum: 480) olarak bulunmuştur. Katılımcıların % 58,3'ü ilkokul düzeyinde eğitim görmüş olup hastaların büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Hastaların çoğunluğunun (% 78,8'i) evli, kadın hastaların % 64.4'inin ev hanımı olduğu bulunmuştur.Ağrı skor ortalamalarını birbirleri ile karşılaştırdığımızda en yüksek puanın Gülen Yüz Ölçeği'ne verildiği dikkati çekmektedir.Bizim çalışmamızda her 4 ölçekte de taban etkisinin, yani ölçekten olası en düşük puan alanların yüzdesinin %20'den az olduğu, tavan etkisi açısından ise en iyi sonucu Gülen Yüz Ölçeği'nin verdiği görülmektedir.Katılımcıların araştırmada kullanılan dört farklı ağrı ölçeğinden hangisinin daha kolay olduğu, hangisinin ağrıyı daha iyi tanımladığı, hangisini ileride tercih edeceklerini gösteren cevaplama oranlarına bakıldığında Gülen Yüz Ölçeği'nin en yüksek cevaplama oranına sahip olduğu saptanmıştırÇalışmamızda eğitim düzeyi ile ?uygulama kolaylığı?, ?ağrıyı tanımlama becerisi? ve ?ileride hastanın kullanma tercihi? karşılaştırılmıştır. Eğitim düzeyi arttıkça ?uygulama kolaylığı?, ?ağrıyı tanımlama becerisi? ve ?ileride hastanın kullanma tercihi? açısından Gülen Yüz Ölçeği önemini göreceli olarak yitirmektedir.Kadınlarda Gülen Yüz Ölçeği diğer ölçeklerle daha yüksek korelasyonu sürdürürken, erkeklerde tüm ölçekler arasında çok yüksek (>0.7) korelasyon saptanmış, ölçekler arasında bir fark gözlenmemiştir. Bunun nedeni çalışmamızdaki erkeklerin kadınlara göre istatistiksel açıdan da kanıtlanacak şekilde daha eğitimli olmalarıdır (p=0.050).Yaş ile ölçeklerden alınan skorların ilişkisine bakıldığında genel olarak tüm ölçeklerde yaş arttıkça ağrı skorunun da arttığı izlenmektedir. Ağrı ile yaş arasında en zayıf ilişki Renkli VAS ölçeğinde gözlenmiştirSonuçlarımız, kronik ağrılı olgularda dört skala arasından ağrı şiddetini bildirmek için Gülen Yüz Ölçeği'nin en tercih edileni olduğunu ve diğer 3 ölçekle en iyi korelasyonu Gülen Yüz Ölçeği'nin verdiğini göstermiştir. Türk toplumunda ağrı değerlendirmesinde ağrıyı en tutarlı değerlendiren ve en çok tercih edilen kısa ölçüm gereci ?Gülen Yüz Ölçeği? dir. Ancak diğer kısa ölçüm gereçlerinde gözlenen turtalılık ve tercih sorunları da eğitim düzeyi artıkça ortadan kalmaktadır. Buna göre ağrı değerlendirme gereçlerinin seçiminde hastaların eğitim düzeyinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiği kanısına varılmıştır.

AğrıAğrı ölçümüTürk toplumu+1
Semra Karataş
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdrar inkontinanslı çocuklarda ve ailelerinde yaşam kalitesi ve PinQ'nun Türk çocuklarındaki geçerliliği çalışması

Amaç: İdrar inkontinansı beş yaşın üzerindeki çocuklarda gündüz ve/veya gece aralıklarlaoluşan idrar kaçırma davranışıdır ve çocukluk çağının sık rastlanan sorunlarından biridir. İdrarinkontinansı okul çağındaki çocuklarda sıktır. İdrar inkontinansı, hem çocuğu hem de aileyipsikolojik ve sosyal açıdan etkileyen, çocuk ve ona bakım veren ebeveynde yaşam kalitesidüşüklüğüne neden olabilen bir çocuk sağlığı sorunudur. İdrar inkontinanslı çocuklarda yaşamkalitesini değerlendiren az sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışmada: 1: PinQ'nun (Çocuklardaidrar inkontinansına özgü yaşam kalitesi ölçeği) Türk çocuklarında geçerliliği vegüvenilirliğinin değerlendirilmesi; 2: İdrar inkontinanslı çocuklarda ve 3: İdrar inkontinanslıçocuklara bakım veren ebeveynlerde yaşam kalitesi ve yaşam kalitesine etki edecek faktörleraraştırılmıştır.Gereç ve yöntem: Yaşları 5-17 arasında olan idrar inkontinanslı (non organik) 94 hasta (58'ierkek, 36'sı kız) ve kontrol grubu olarakta sağlıklı 30 çocuk (14'ü erkek, 16'sı kız) çalışmayaalındı. PinQ ölçeği ve Proxy (vekil) ölçeğin İngilizce versiyonu Türkçeye çevrildi. İdrarinkontinanslı çocukların 0.ay, 3. ay ve 6. ay takiplerinde PinQ ve KINDL, ebeveynlerine PinQProxy ve WHOQOL ölçekleri ile yaşam kaliteleri değerlendirildi. PinQ ölçeğinin geçerlilik vegüvenilirliği araştırıldı. Ayrıca hastalara İBSS (işeme bozuklukları semptom skoru)uygulanarak hastalık ağırlığının yaşam kalitesine etkisi ve PinQ'nun hastalık şiddetineduyarlılığı araştırıldı.Bulgular: PinQ Türkçe versiyonu ortalama toplam skorları 0., 3. ve 6. ay izlemler içinsırasıyla: erkek hastalarda 34 , 18,7 ve 15,3; kız hastalarda ise 31, 21,1 ve 18,6 olarakhesaplanmıştır. Ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach alfa değerleri dışsal boyutta 0. ay uygulamasıiçin 0,50, 3. ay 0,75 ve 6. ay 0,85, içsel boyut Cronbach alfa değeri 0. ay uygulaması için0,76, 3. ay 0,80 ve 6. ay 0,95 saptandı. Çocuk ölçek ve Proxy ölçek skorları arasındakorelasyon mevcuttu. Ölçek skorlarının IBSS skor değişimine yüksek düzeyde duyarlı olduğu(ölçüt geçerliliği) görüldü. Yaş, cinsiyet, inkontinans tipi ile PinQ Türkçe versiyonunda ilişkisaptanmadı. KINDL ölçeği ile de özellikle özsaygı boyutunda olmak üzere inkontinanslıçocuklarda kontrol grubunda göre yaşam kalitesinin etkilendiği görüldü. Yaşamkalitelerindeki etkilenmenin değerlendirilmesinde PinQ ve KINDL'ın uyumlu olduğugözlendi. Ebeveynlerin yaşam kalitelerinde farklılık saptanmadı.Sonuç: PinQ, çocuklarda idrar inkontinansına özgü yaşam kalitesi ölçeğin Türkçe versiyonugüvenilir ve kullanılabilir bir ölçektir. İdrar inkontinanslı çocukların yaşam kaliteleri hastalıkşiddetinden etkilenerek azalmaktadır. İdrar inkontinansının çocuklar üzerinde en çok etkiliolduğu alan ?özsaygı? alanıdır. Gündüz inkontinanslı çocukların yaşam kaliteleri geceinkontinanslılara göre daha olumsuz etkilenmektedir.Anahtar kelimeler: Yaşam kalitesi, idrar inkontinansı, PinQ

MesaneTürk toplumuYaşam kalitesi+3
Refika İlbakan Hanımeli
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türk toplumunda mastoid proçes, artiküler eminens ve glenoid fossa pnömatizasyonlarının konik ışınlı blgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Temporal kemik; küçük bir alanda önemli yapıları barındıran, karmaşık anatomiye sahip, radyolojik olarak görüntülenmesi zor olan bir bölgedir. Mandibular kemik ile birlikte temporomandibular eklemi (TME) oluşturması, temporal kemiği diş hekimleri için önemli kılar. Pnömatizasyon, kemik içindeki hava dolu boşlukları ifade eder. Baş-boyun bölgesindeki en pnömatik bölge temporal kemiğin mastoid proçesidir. Mastoid proçes pnömatizasyonuna (MPP) benzer şekilde, temporal kemiğin glenoid fossa ve artiküler eminensi gibi on farklı bölgesinde daha aksesuar hava hücreleri gelişebileceği bildirilmiştir. Geçmişten günümüze MPP'yi konu alan birçok çalışma yapılmıştır. Ancak pnömatize artiküler eminens (PAT) ve pnömatize glenoid fossa (PGF) hakkındaki çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Bu tez çalışmasında, Türk toplumunda MPP, PGF ve PAT'ın prevalans ve tanımlayıcı özelliklerinin araştırılarak, yaş ve cinsiyete göre konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirilmesi, ayrıca MPP ile PAT ve PGF arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmamızda, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda 2015-2018 yılları arasında Planmeca ProMax 3D Mid (Planmeca Oy, Helsinki, Finland) KIBT cihazı ile çeşitli nedenlerle çekilmiş 18-88 yaş arası 739 olgunun (403 erkek, 336 kadın) KIBT görüntüleri incelenmiş ve bulgular yaş ve cinsiyete göre istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Çalışmamızdan elde edilen verilere göre olguların %3'ünün apnömatik tip, %33.6'sının kısmi pnömatik tip, %63.4'ünün pnömatik tip mastoid proçese sahip olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda %40.2 oranında PGF, %32.2 oranında PAT tespit edilmiştir. Mastoid hava hücrelerinin izlenmediği olguların neredeyse tamamında PAT ve PGF de izlenmemiştir. MPP ile PAT ve PGF arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). TME'yi ilgilendiren cerrahi işlemler öncesi bu bölgede izlenebilecek olan pnömatik hücrelerin KIBT ile değerlendirilmesinin faydalıdır. MPP ile PAT ve PGF arasındaki anlamlı ilişkiye dayanarak PAT ve PGF'nin mastoid hava hücrelerinin uzantıları olabileceği sonucuna varılmıştır. Temporal kemiğin farklı bölgelerindeki pnömatizasyonların birbiriyle ilişkisinin araştırılmasının, bu oluşumların fonksiyonları ve patolojik durumlarla ilişkilerinin tanımlanmasına ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mastoid proceş pnömatizasyonu, pnömatize glenoid fossa, pnömatize artiküler tüberkül, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi.

Glenoid fossaKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMastoid+2
Sedef Akyol
Gaziantep University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda geleneksel kahvehanelerin millet kıraathanelerine evrilme süreçlerine toplumsal işlevleri bağlamında bir bakış: Gaziantep örneği

Tarih boyunca kahve toplumumuzda önemli bir konumda olmuş, bu içeceğe toplumca önem atfedilmiştir. İnsanlar bu içeceğe birbirleriyle olan iletişimlerinde, sohbetlerinde bir araç olarak bakmışlardır. Yine kahvenin içildiği toplumsal mekanlar olan kahvehaneler de toplumumuzda bir çok işlevi yerine getirmiştir. Geleneksel kahvehaneler toplumumuzda edebi çalışmaların ve etkinliklerin yapıldığı, kitap, gazete, dergi okumalarının yapıldığı, ilmi sohbetlerin yapıldığı, müzik ve eğlence gibi insanların boş vakitlerini eğlenerek geçirdikleri mekanlar olmuştur. Bu mekanlarda insanlar birbirleriyle iletişim kurup görüş alışverişinde bulunmuş, toplumsal olaylardan haberdar olmuş, birçok paylaşımda bulunmuşlardır. Bu mekanlar tarih boyunca sosyal hayattaki değişikliklerden, toplumsal ve siyasi olaylardan, teknolojik gelişmelerden etkilenerek birçok değişim ve dönüşüm geçirmiş, birçok farklı rol üstlenmiştir. Bu tezde, kahvehanelerin ortaya çıkışı ve toplumdaki fonksiyonları ele alınmış, daha sonra toplumsal yaşamdaki değişim doğrultusunda kamusal mekanlarda yaşanan değişim ve dönüşüm anlatılmış, bu değişimden etkilenen kahvehanelerin modernleşme ve tüketim kültürü bağlamında yeni biçimlenişleri izah edilmiştir. Bu yeni biçimlenişlerin ortaya çıkardığı yeni toplumsal mekanlar olan cafe, millet kıraathaneleri gibi mekanlar üzerinde durulmuş ve özellikle geleneksel kahvehanelerin devamı niteliğindeki millet kıraathaneleri toplumsal karşılıkları, üstlendiği toplumsal fonksiyonlar, insanların bu mekanlardan beklentileri bağlamında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

GaziantepKahvehanelerMekansal değişim+5
Enver İnce
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bir Türk populasyonunda sitokrom P-450 2C9 (CYP2C9) mutasyon sıklığının ve fenitoin kullanılarak genotip/fenotip korelasyonunun incelenmesi

ÖZET Yüksek Lisans Tezi BİR TÜRK POPULASYONUNDA SİTOKROM P450 2C9 (CYP2C9) MUTASYON SIKLIĞININ VE FENİTOİN KULLANILARAK GENOTİP / FENOTlP KORELASYONUN İNCELENMESİ Ecz. Pınar GÜZELBEY Gaziantep Üniversitesi- Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. A. Şükrü AYNACIOĞLU Nisan 2000 Sitokrom P-450 2C9 (CYP2C9) enzimi, polimorfik olduğu saptanan enzimlerden biridir. Fenitoin, S-varfarin, tolbutamid, fluoksetin, amitriptilin ve meloksikam da dahil birçok nonsteroidal antiinflamatuvar ilacın (NSAİ) metabolizmasından sorumlu bu enzimin aktivitesi bireyler arası ve toplumlar arası önemli farklılıklar göstermektedir. CYP2C9 aktivitesini etkilediği belirlenen iki önemli mutasyon, sistein144 (CYP2C9*2) ve Iözin359 (CYP2C9*3) aminoasit varyantlarıdır. Türk toplumunda CYP2C9 polimorfizmi daha önce araştırılmamış olduğundan bu çalışmada Türk bireylerindeki CYP2C9*2 ve CYP2C9*3 mutasyon sıklıkları saptanmaya çalışılmıştır. Ayrıca fenitoin kullanarak fenotip ve genotip arasında bir korelasyon bulunup bulunmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 101 Türk bireyinden (30 kadın, 71 erkek ) izole edilen DNA örneklerinde söz konusu iki mutasyonun sıklığı polimeraz zincir reaksiyonu (polymerase Chain reaction: PCR) ve restriksiyon parça uzunluk polimorfizmi (restriction fragment length polymorphism: RFLP) yöntemleri ile araştırıldı. Aynı gruptaki deneklere bir defada, oral yoldan 300 mg fenitoin verilerek fenotiplemeyapıldı. Fenotipleme için fenitoin uygulamasından 12 saat sonra kan örnekleri toplandı. Ayrılan serumda fenitoin ve metaboliti 5-(4 p-hidroksifenil)-5-fenilhidantoin (p-HPPH)'in konsantrasyon analizlerinde yüksek performanslı likit kromotografisi (High Performance Liquid Cromotography: HPLC) yönteminden yararlanıldı. p-HPPH/fenitoin oranının CYP2C9 mutasyonları ile fonksiyonel ilişkisi değerlendirildi. Çalışma sonucunda CYP2C9 genotip sıklıkları CYP2C9*1/1, CYP2C9*1/2, CYP2C9*2/2, CYP2C9*1/3 için sırasıyla %67, %13, %3 ve %16 olarak bulundu. Aktiviteyi en fazla etkileyen CYP2C9*3/3 için ise bu sıklığın yaklaşık %1 olduğu belirlendi. Ortalama fenitoin düzeyleri (mg/L"1) CYP2C9*1/1 genotipinde 4.16, CYP2C9*1/2 genotipinde 5.52 ve CYP2C9*1/3 genotipinde 5.65 olarak saptandı. p-HPPH/fenitoin oranları ise CYP2C9*1/1, CYP2C9*1/2, CYP2C9*2/2, CYP2C9*1/3 ve CYP2C9*3/3 için sırasıyla 0.43, 0.26, 0.14, 0.21 ve 0.02 olarak bulundu. Bulgularımızdan CYP2C9 mutasyonlarının görülme sıklıklarının diğer bazı Avrupa toplumları için bildirilen değerlerden farklı olmadığı saptandı. Bunun yihlı sıra fenitoin serum düzeylerindeki bireyler arası değişkenliğin yaklaşık %30'unun genotiplerle açıklanabileceği, 12 saat sonraki serum fenitoin düzeyinin rutin fenotiplemede kullanılabileceği ve p-HPPH/fenitoin oranının CYP2C9 aktivitesinin in vivo göstergelerinden biri olabileceği sonuçlarına varıldı. Anahtar Kelimeler: Sitokrom P450 2C9 (CYP2C9), polimorfizm, fenitoin, farmakogenetik, Türk populasyonu. &

FarmakogenetikFenitoinPolimorfizm-genetik+2
Pınar Güzelbey
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2000
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserinde RHO-kinaz gen polimorfizmi ile metastaz arasındaki ilişkinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Türk popülasyonunda Rho-kinaz enzimleri olan ve metastaz biyolojisinde etkinlikleri bilinen ROCK-1 ve ROCK-2 gen polimorfizmleri ile meme kanserinin metastaz yapma özelliği arasındaki muhtemel ilişkiyi araştırmaktır.Bu çalışmada, en az 5 yıl süreyle metastaz gelişmemiş meme kanseri olan hastalar (n=92), metastaz gelişmiş meme kanserli hastalar (n=101) ve herhangi bir hastalığı olmayan, sağlıklı bayan gönüllüler (kontrol grubu, n=128) çalışmaya alındı. Hastalardan ve kontrol grubundan alınan kan örneklerinden DNA izolasyonları yapıldı ve NCBI SNP data base (http://www.ncbi.nlm.nih.gov/SNP/ snp_ref.cgi?locusId=6093)' den alınan primer ve problar ile LightCycler (Roche, Almanya) cihazıyla floresan PCR yöntemi kullanılarak erime eğrisi analizi yapıldı.ROCK-1 geni ekzon 6 ve ekzon 31 bölgelerinde kontrol grubu ile hasta grupları arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0.05). ROCK-2 geni Thr431Asn polimorfizmi için Thr-Thr, Thr-Asn ve Asn-Asn genotip frekansları kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında nonmetastatik grupta anlamsız (p>0.05) bulunurken, metastatik grupta anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Thr ve Asn allel frekansları bakımdan kontrol ve nonmetastatik grup arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), metastatik grupta anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kemik, karaciğer ve akciğer metastazlarında Thr431Asn polimorfizmi genotip ve allel frekanslarında anlamlı ilişki olduğu belirlenmiş (p<0.05) ve metastatik gruplarda Thr-Thr genotipinin ve Thr allelinin anlamlı olarak yüksek, Thr-Asn genotipinin ve Asn allelinin anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05).Bu araştırma meme kanserinde ROCK-1 ve ROCK-2 gen polimorfizmlerinin rolünü araştıran ilk çalışmadır. Elde edilen veriler ışığında ROCK2 genindeki Thr431Asn polimorfizminin, meme kanserinde metastaz gelişimini önceden tahmininde bir belirleyici olarak kullanılabilmesi mümkün görünmektedir.Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, Rho-kinaz, ROCK2, Polimorfizm

GenlerMeme neoplazmlarıNeoplazmlar+3
Mehmet Emin Kalender
Gaziantep University
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

7-14 yaş grubu ilköğretim öğrencilerin fiziksel uygunluklarının değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, 7-14 yaş grubu ilköğretim kız ve erkek Türk çocuklarının fiziksel uygunluk seviyelerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesidir. Çalışmaya 1955 kız ve 2044 erkek toplam 3999 gönüllü öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılanların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, büst uzunluğu, alt ekstremite uzunluğu, kol uzunluğu, istirahat nabzı, akciğer kapasite ve fonksiyonları ölçülerek, deneklere 20 m hız koşusu, dikey sıçrama, uzan eriş testi, 30 sn gövde mekik testi, 30 sn şınav testi ve 7-11 yaş grubuna 800 m, 12-14 yaş grubuna 1600 m yürü-koş testleri uygulanmıştır. Ayrıca dikey sıçrama test sonuçlarına göre anaerobik güçleri hesaplanmıştır.Deneklerden elde edilen veriler, öncelikle yaş grupları ve cinsiyetlere göre betimsel istatistikler ile çok düşük-çok iyi aralığında, yüzdelik (percentiles) değerleri hesaplanarak analiz edilmiştir. Ayrıca verilerin cinsiyet ve yaş gruplarını ayırdığını test etmek ve aynı yaş grubu farklı cinsiyet özelliklerini karşılaştırmak için iki yönlü varyans analizi (two-way ANOVA), aynı cinsiyette yaş grupları arasındaki farklılıkları ortaya koymak için tek yönlü varyans analizi (one-way ANOVA) uygulanmıştır. Fiziksel özellikleri ve solunum parametrelerinin, performans testleriyle ilişkileri Pearson korelasyon yöntemiyle test edilmiştir. İstatistiksel işlemlerin yorumlanmasında anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edilmiştir.Sonuç olarak, kız çocuklarında hızlı artışlar boy uzunluğunda 9. ve 12., V.K.İ'de 10-12. ve 14., 20m süratte 9 ve10., sıçramada 11. ve 13., esneklikte 10. ve 12., mekikte 9. ve 12. yaşlarda görülmüştür. Erkek çocuklarda ise boy uzunluğunda 9-10. ve 12-14., V.K.İ'de 10. ve 12., 20m süratte 11 ve 14., sıçramada 10-14., mekikte 9. ve 11., şınavda 10. ve 13. yaşlarda hızlı artış görülürken, esneklikte 9. ve 13. yaşlarda düşme tespit edilmiştir. Çalışmada cinsiyet ayrıştırmasına bağlı olarak yapılan analizlerde erkek ve kız öğrencilerin yaş faktörüne bağlı olarak vücut ağırlığı, 800-1600 m yürü-koş, 20 m sürat, dikey sıçrama, 30 sn mekik, anaerobik güç değerleri arasında erkekler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir(p<0,001).Fiziksel özellikleri ve solunum parametrelerinin, performans testleriyle ilişkilerine yönelik korelasyon analizi sonuçlarına göre ise kız öğrencilerde yaş gelişimine bağlı olarak, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, büst, kol uzunluğu, V.C. ve F.V.C. değerlerindeki artışların; sürat ve sıçrama performanslarını etkilediği gözlemlenmektedir (p<0.001). Erkeklerde ise yaş ilerlemesiyle birlikte, boy uzunluğu, büst, alt ekstremite, kol uzunluğu, V.C. ve F.V.C. değerlerindeki artışlar; sürat, sıçrama ve kassal dayanıklılık performanslarını etkilediği tespit edilmiştir (p<0.001).Araştırmanın tüm sonuçları değerlendirildiğinde, kızların performanslarında erkeklere göre daha erken yaşlarda hızlı artışlar görülmektedir. Erkeklerin ise dayanıklılık, sürat, dikey sıçrama, mekik ve anaerobik güç değerlerinin kızlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Fiziksel gelişime bağlı olarak; hem kızlarda hem de erkeklerde sürat ve sıçrama, ayrıca erkeklerde kassal dayanıklılıkta da artış gözlemlenmiştir.Anahtar Kelimeler: İlköğretim Öğrencisi, Fiziksel Uygunluk

Anaerobik güçFiziksel uygunlukSıçrama+2
Oğuzhan Yüksel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Türk toplumundaki faktör XI eksikliğinin klinik fenotipi ve moleküler temeli

Faktör XI eksikliği değişken kanama ağırlığı ile seyreden ve nadir görülen bir koagülasyon bozukluğudur. Bu durumun en sık olarak Eşkenazi Yahudilerinde görüldüğü bilinmektedir. Literatüre bakıldığında, Türk toplumunda faktör XI eksikliği olan bireylerin özelliklerini değerlendiren bir araştırma makalesi bulunmamaktadır. Bu çalışmada Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji BD'nin kayıtlarından ulaşılabilen faktör XI eksikliği olan onbir olgunun (beşi ağır eksiklikli ve altısı hafif eksiklikli) ve bu çalışma kapsamında faktör XI eksikliği tanısı alan onbeş aile bireylerinin, genetik analiz sonuçları da dahil olmak üzere verileri sunulmaktadır. İndeks olguların altısı, rutin laboratuvar incelemesinin bir parçası olarak ya da cerrahi bir girişim öncesinde istenen aktive parsiyel tromboplastin zamanının (APTZ) uzun bulunması nedeniyle tanı alırken kalan beş indeks olgu kanama kliniği nedeniyle araştırılırken tanı aldı. Etkilenmiş olan onbeş aile üyesinin hiçbirisi bu çalışma öncesinde kendilerinde olan faktör XI eksikliğinin farkında değildi. Onbir indeks olgulu bu çalışmada dört tanesi daha önceden tanımlanmamış olan on farklı mutasyon bulundu. Faktör XI eksikliğinin tanınmasını zorlaştıran etkenlerin varlığından dolayı, bu bozukluğun ülkemizde de gerçekte olduğundan daha az tanınıyor olması olasıdır. Türkiye'de akraba evliliği oranının yüksek olduğu göz önünde bulundurulduğunda, özellikle homozigot mutasyonlardan kaynaklanan ağır eksikliğin sık olduğu düşünülebilir. Bu çalışmanın sonuçları, faktör XI eksikliğinin Yahudi-dışı toplumlardaki genetik bulgularının heterojen olduğunu desteklemektedir.Anahtar kelimeler: faktör XI eksikliği, genetik, başvuru bulgusu.

Faktör XI eksikliğiGenetikKan pıhtılaşma bozuklukları+1
Ebru Yılmaz Keskin
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce ili yığılca ilçesinde patolojik elektrokardiyografi bulgularının prevelansı

Amaç Aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar (KVH) tüm dünyada en sık ölüm sebebidir. Anormal elektrokardiyografi (EKG) bulguları, kısa dönem kardiyovasküler risk için öngördürücüdür. Türk yetişkinlerinde anormal EKG bulgularının sıklığı ile ilgili eksik olan ulusal epidemiyolojik verilere katkı sağ-lamayı amaçladık.Yöntem Türkiye?nin batı Karadeniz bölgesindeki 18 yaş üstü Türk yetişkinlerinde anormal EKG bulguları ile aritmilerin prevelansı araştırıldı. Bu büyük epidemiyolojik gözlemsel kohort çalışmada 2239 kişi 1 kez çekilen 12 derivasyonlu istirahat EKG ile tarandı. EKG?de patolojik Q dalgaları, eksen sapması, yüksek R amplitüdü, ST-T değişiklikleri, atrioventriküler (AV) bloklar, interventriküler (İV) bloklar, aritmiler ve düşük QRS gerilimi gibi EKG parametreleri değerlendirildi. EKG bulguları, Minnesota kodlama sistemine göre sınıflandırıldı. Bulgular Ortalama yaş 50 ± 15 (18-92 yaş) olarak saptandı. Yaş ayarlaması yapılarak 40 yaş üzerindeki bireylerde anormal EKG ile aritmilerin prevelansı sırasıyla; patolojik Q dalgası % 2.06, sol aks sapması % 9.64, yüksek R amplitüdü % 6.57, ST segment depresyonu % 2.01, T negatiflikleri % 3.25, sol dal bloğu % 2.63, ekstrasistoller % 3.26 ve atrial fibrilasyon % 2.01 olarak saptanmıştır. Sonuç Bu gözlem, son 20 yılda Türkiye?de arteriyel hipertansiyon, koroner arter hastalığı ile atrial fibrilasyon prevelansının artış eğiliminde olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler Elektrokardiyografi, epidemiyoloji, Türk yetişkinleri

ElektrokardiyografiEpidemiyolojiPrevalans+2
Ahmet Karabacak
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türk populasyonunda psödoeksfoliasyonda LOXL1 polimorfizmlerinin ve APOE genotiplerinin araştırılması

Psödoeksfoliasyon sendromu (PES) açık açılı glokomun tespit edilebilen en sık nedenidir. Lysyl-oxidase like 1 (LOXL1) geninde yer alan üç sekans varyantının (rs2165241, rs3825942, rs1048661) farklı populasyonlarda psödoeksfoliasyon sendromu ve psödoeksfoliasyon glokomu (PEG) ile ilişkisi saptanmıştır. ApolipoproteinE (APOE) genotipleri ile PES ve PEG arasında ilişki Türk populasyonunda yapılan bir çalışmada saptanmış ancak diğer populasyonlarda yapılan çalışmalarda bu ilişki gösterilememiştir. Bu çalışmada biz Türk populasyonunda LOXL1 geninde yer alan tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP) ve APOE genotiplerinin PES ve PEG ile ilişkili olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada vaka grubunda birbirleri ile akrabalık ilişkisi bulunmayan 40 PEG hastası ve 40 glokom saptanmayan PES hastası yer aldı. Kontrol grubunda ise akrabalık ilişkisi bulunmayan 80 sağlıklı gönüllü yer aldı. LOXL1 geninde yer alan SNP?lerin (rs1048661, rs3825942 ve rs2165241) ve APOE?nin genotiplendirmesi restriksiyon fragment uzunluk polimorfizmi (RFLP) yöntemi kullanılarak tespit edildi. Verilerin analizi SPSS (Statistical Package for Social Science) 11.5 paket programında yapıldı. İntronik SNP olan rs2165241 ve ekzonik SNP?lerden biri olan rs3825942? nin allel ve genotip frekanslarının PES ve PEG ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi olduğu görüldü. Rs2165241?in T alleli (OR [95%CI]:6.83 [4.2-11.2]) ve rs3825942?nin G alleli (OR [95%CI]: 13.6 [4.1-45.4]) PES için risk alelleri olarak saptandı. Diğer bir ekzonik SNP olan rs1048661?ün bizim çalışma populasyonumuzda PES ya da PEG ile ilişkisi saptanmadı (p: 0.623). Haplotip analizinde T-G-T ve G-G-T (rs104-rs382-rs216) riskli haplotipler olarak saptandı (OR [95%CI]:10.6 [2.4-46.5]) and OR [95%CI]:4.1 [2.6-6.6]). Glokom saptanmaya PES hastaları ile PEG grubu arasında LOXL1 SNP?lerinin alel ve genotip frekansları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Türk populasyonunda LOXL1 geninde yer alan intronik SNP rs2165241 ve ekzonik SNP rs3825942 PES hastalığı ile anlamlı olarak ilişkilidir. Risk allel ve genotipleri Avrupa ve Amerika?da yapılan çalışmalarla benzerdir ancak Asya ülkelerinde yapılan çalışmalardakilerden farklıdır. Daha önce Türkiye?de yapılmış olan çalışmanın aksine APO-E genotipleri ve PES arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır.

Apolipoproteinler EGenlerGenotip+4
Fulya Yaylacıoğlu Tuncay
Gazi University
2013
00

Related subjects