Denge
Bu konu başlığı altında 506 tez
Türkiye'de fındık üretimi ve dış ticaretinin ekonometrik analizi
Türkiye, uygun iklim ve toprak yapısı ile Dünya fındık üretiminde birinci sırada yer almaktadır. Türkiye'de fındık tarımının yapıldığı ana bölge Doğu Karadeniz bölgesidir. Ülke ekonomisi acısından son derece stratejik öneme sahip olan fındık Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar içinde başlıca geçim kaynağı olmuştur. Bu çalışmanın amacı önemli bir ihraç ürünü olan fındığın dikim alanı, üretim miktarı, verim ve dış ticaretindeki mevcut durumunu ve fındık üretiminde uygulanan tarım politikalarını incelemek, fındık sektöründe yaşanan sorunları ortaya koymak ve fındık piyasası ile ilgili politika önerileri geliştirmektir. Çalışmada zaman serileri analizinden yararlanılarak fındık piyasası incelenmiştir. Fındık pazarının 1990-2020 yılları arasındaki durumu incelenmiş ve 2021-2030 yılları arasındaki durumu tahmin edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Türkiye'de 2020 yılında 734.537 hektar olan fındık dikim alanlarının 2030 yılında 935.512 hektar olacağı tahmin edilmiştir. Fındık veriminin 92,73 kg/da kadar yükseleceği, verim ve dikim alanına bağlı olarak üretim miktarımız 2030 yılında 867.593 ton olacağı öngörülmüştür. 2020 yılında 624.412 ton olarak gerçekleşen fındık ihracatının ise 2030 yılında 737.140 ton olması beklenmektedir. Çalışma sonucunda önümüzdeki yıllarda fındık arzındaki artışa karşılık ihracatın ve iç tüketimin yeteri kadar artış göstermemesi nedeniyle denge fazlasının ortaya çıkacağı tahmin edilmiş ve 2030 yılı itibariyle 11.867 ton stok olacağı tahmin edilmiştir. Stokların ülke ekonomisine katkı sağlayabilmesi için mevcut fındık işleme tesislerin kapasitelerinin arttırılması ve yeni girişimlere olanak verecek politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. İşlenmiş ürünlerin Dünya pazarlarında kabul görmesi ve Türk fındığını bir Dünya markası olmasına yönelik çalışmalara öncelik tanınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fındık Üretimi, Tarım Politikası, Kısmı Denge Analizi, Zaman Serileri Analizi
İnmeli bireylerde gövde kontrolünün alt ekstremite duyusu, denge ve yürüme ile ilişkisi
Bu çalışma, inmeli bireylerde gövde kontrolünün alt ekstremite duyusu, denge ve yürüme ile ilişkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Ocak 2021 – Haziran 2021 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesinde inme tanısıyla izlenen ve takip edilen Gaziantep sınırları içerisinde yaşayan, yaş ortalaması 52,2 14,4 olan 30 hasta alındı. Bireylerin çalışmaya dahil edilebilmesi için Hodkinson Mental Test, Brunnstrom evrelemesi ve Modifiye Ashworth skalası uygulandı. Honkinson Mental Test uygulanarak 7 ve üstü puan alabilenler, alt ekstremite fonksiyonları Brunnstrom motor iyileşmesi evrelerine göre 2 ve 6 arasında olanlar, Modifiye Ashworth Skalasına göre etkilenen alt ekstremite spastisitesi 4'ün altında olanlar ve 10 m bağımsız yürüyebilen bireyler çalışmaya dahil edildi. Daha sonra bireylerin demografik ve hastalık bilgileri kişisel değerlendirme formuna kaydedildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ve İnme Hastalarında Postüral Değerlendirme Ölçeği - PASS Türk (PASS-T), denge ve yürüyüşü değerlendirmek için Tinetti Denge-Yürüme Testi (TDYT) ve sadece yürüyüşü değerlendirmek için Tinetti Yürüme Testi (TYT) ile 10 m yürüme testi (OMYT) kullanıldı. Duyu; "Fugl Mayer Sensori-Motor Fonksiyon Testi" ölçeğinin alt ekstremite için, hafif dokunma ve propriosepsiyon alt skorları ile değerlendirildi. Ayrıca neglect, taban altı basınç duyusu (TABD) ve alt ekstremite için stereognozis değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS for Windows version 24.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Yapılan analizler sonucunda GBÖ ile TDYT-TYT ve FMSMFD arasında pozitif yönde, OMYT arasında negatif yönde güçlü korelasyonla anlamlı fark bulundu (p<0,05). PASS-T ile TDYT arasında pozitif yönde, OMYT negatif yönde çok güçlü; TYT ve FMSMFD arasında pozitif yönde güçlü korelasyonla anlamlı fark bulundu (p<0,05). GBÖ, PASS-T, TDYT-TYT değerleri, TABD ve stereognozis varlığında anlamlı yüksek; neglect varlığında anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak gövde kontrolü, alt ekstremite duyusu ile ilişkilidir ve denge ile yürümeyi etkilemektedir. Anahtar kelimeler: İnme; Gövde Kontrolü; Alt Ekstremite; Duyu; Yürüme
Adölesan dönemdeki bireylerde stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 14,01±1,4 yıl olan 91 sağlıklı adölesan birey dahil edildi. Stomatognatik sistem için temporomandibular eklem hareket açıklığı milimetrik cetvelle, servikal eklem hareket açıklığı ve kraniovertebral açı ölçümü gonyometre ile, tragus-duvar mesafesi ölçümü mezurayla, kifoz ve lordoz açı ölçümü Baseline Bubble Inclinometer® ile, skolyoz gövde rotasyon açısı skolyometre, pelvis simetrisi için alt ekstremite uzunluk ölçümleri mezura kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için SPSS ve R programı kullanıldı ve p<0,05 istatistik anlamlılık seviyesi kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen adölesan bireylerin kroniovertebral açı ile maksimum ağız açıklığı ve protrüzyon değerleri arasında orta kuvvetli ilişki bulundu (r= 0,445-0,452; p<0,01). Tragus duvar mesafesi ile maksimum ağız açıklığı ve laterotrüzyon değerleri arasında orta kuvvetli ilişki saptandı (r= -0,421; -0,489; p<0,001). Kifoz açı değeri ile maksimum ağız açıklığı arasında kuvvetli (r= -0,679; p<0,001); protrüzyon miktarı ile orta kuvvetli (r= - 0,558; p<0,001); laterotrüzyon değerleri ile zayıf (r= -0,330; -0,340; p=0,001) ilişki saptandı. Skolyoz rotasyon açısı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,276; p=0,008), protrüzyon (r= -0,268; p=0,010) ve laterotrüzyon (r= -0,209; -0,214; p=0,047) değerleri arasında zayıf ilişki bulundu. Lordoz açısı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,389; p<0,001), laterotrüzyon (r= -0,311; p=0,003) değerleri arasında zayıf ilişki saptandı. Bacak uzunluk farkı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,232, p=0,026), protrüzyon (r= -0,227, p=0,030) her iki taraf laterotrüzyon (r= -0,216; -0,214, p<0,05) değerleri arasında zayıf ilişki bulundu. Skolyoz eğriliğinin yönü ile laterotrüzyon (ρ= -0,508; -0,517, p<0,05) değerleri ve aynı taraf tragus duvar (ρ= 0,482; 0,490, p<0,05) mesafesi ve eğriliğin yönü ile zıt taraf lateral fleksiyon ve rotasyon (ρ= -0,487; -0,427, p<0,05) değerleri arasında orta kuvvette ilişki bulundu. Eğrilik yönü ile aynı taraftaki spina iliaca anterior süperior-medial malleol (ρ= - 0,355; -0,349, p<0,05) mesafesi arasında zayıf bir ilişki saptandı. Adölesan dönemdeki bireylerde stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Stomatognatik Sistem; Omurga; Pelvis; Postür
Diskinetik serebral palsili çocuklarda gövde kontrolünün yürüyüşe etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı; diskinetik serebral palsi (SP)'li çocuklarda gövde kontrolünün yürüyüşe etkisinin olup olmadığını belirlemektir. Çalışmaya Sanko Üniversitesi FTR bölümü bünyesi altında Gaziantep ilindeki Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri'nde aktif tedavi alan diskinetik SP tanısı almış , 11 erkek, 10 kız 21 çocuk (n=21) dahil edildi. Çalışma pediatrik rehabilitasyon alanında 5 yıl tecrübeli fizyoterapist tarafından yapıldı. Her çocuk aynı ortamda aynı şartlarda yapıldı. Çalışmadaki katılımcıuların arasında yaşları 4-6 arasında olanların yaş ortalaması 4 yıldır, 6-8 yaş grubunda olan çocukların yaş ortalaması 8 idi, 12-18 arasında olan çocukların yaş ortalaması ise 9 olarak belirlendi. Çocukların alt ekstrmite kaslarının MASH ölçümlerinin minimum değeri 1, maksimum değeri 3 olarak ölçüldü. MASH ölçümlerinin median değeri ise kalça fleksörleri için 1,6; kalça ekstansörleri için 1,4; gluteus medius için 1,4; tibialis anterior için 1.4; gastro için ise 1.6 olarak belirlendi. Çocuklarda KMFSS 1 seviyesinde olan 11 çocuk, KMFSS 2 seviyesinde olan 6, KMFSS 3 seviyesinde olan ise 4 çocuk dahil edildi. Çocukların demografik özelliklerini içeren kişisel bilgi formu, kaba motor fonksiyon seviyelerini değerlendiren Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), alt ekstremite kaslarının spastisite değerlendirmesi için Modifiye Ashworth Skalası (MASH), gövde kontrolü için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) kullanıldı. Yürüme fonksiyonunun değerlendirilmesi için Gillette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi (GFYDA) kullanıldı. Katılımcıların KMFSS ile yaş arasındaki ilişki grafik olarak gösterildi. İstatiksel analizler için SPSS-24 programı kullanıldı. GKÖS ile GFYDA arasında bir korelasyon bulunmadı.(-0,319). Çalışmanın sonucunda diskinetik çocuklarda gövde kontrolü ile yürümenin ilişkili olmadığı belirlendi.(p>0,05) Anahtar kelimeler: Diskinetik Serebral Palsi; Gövde Kontrolü; Yürüyüş.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan voleybolcularda denge ve patlayıcı güç üzerine morfolojik bir çalışma
Bu çalışmanın amacı kronik ayak bileği instabilitesi olan voleybolcularda gövde stabilizasyonunda görev alan kasların (transversusu abdominis, lumbar multifidus), alt ekstremite patlayıcı kuvvette rol alan kasların (vastus lateralis, gastroknemius), anteriotalofibular ligamentin morfolojik özelliklerinin denge ve patlayıcı kuvvet üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya yaşları 14-22 yıl arası olan 12 sağlıklı (kontrol grubu), 16 ayak bileği instabilitesi olan toplam 28 kadın voleybolcu dahil edildi. İnstabilite varlığı Uluslararası Ayak Bileği Konsorsiyumu'nun belirlemiş olduğu dahil edilme kriterlerine göre belirlendi. Çalışmanın ilk aşamasında sporcuların demografik bilgileri ve instabilite varlığını belirlemek için anketler sorgulandıktan sonra saha testleri gerçekleştirildi. Sporcuların alt ekstremite dinamik denge performansı Y-Denge Testi ile, patlayıcı kuvvetleri çömelerek sıçrama ve karşı tarafa sıçrama testi ile, lumbar bölge stabilizasyonu Sahrmann's Core Stabilite Testi ile değerlendiridi. Sporcuların kas morfolojik özelliklerini değerlendirmek için ultrason ölçümleri bilateral hem dinamik hem statik pozisyonda lumbar multifidus ile transversus abdominis için fasikül kalınlıkları; vastus lateralis ile lateral gastroknemius için kas kalınlığı, fasikül uzunluğu, pennasyon açısı ve anteriortalofibular ligamentin kalınlığı ve uzunluğu bilateral ölçüldü. Transversus abdominis, lumbar multifidus, lateral gastroknemius ve lumbar multifidus kaslarının hem statik hem dinamik pozisyonda morfolojik özellikleri benzerdi (p>0.05). Y-denge, kor stabilite test sonuçları ve sıçrama yükseklikleri gruplar arası benzer bulundu (p>0.05). Kontrol grubunun patlayıcı güç sonuçları instabilite grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0,05). İnstabilite grubunda etkilenmeyen taraf vastus lateralis kas kalınlığı her iki pozisyonda ve statik pozisyonda fasikül uzunluğu ile patlayıcı kuvvet ile orta derece ilişki bulundu (sırasıyla r:0,531; r:0,636; r:0,594 p<0,05). Statik pozisyonda lumbar multifidus kas kalınlığı ile patlayıcı kuvvet arasında orta derece ilişki bulundu (r:0,515 p<0,05). Dinamik pozisyonda etkilenen taraf lateral gastroknemius pennasyon açısı ile denge testinin anterior yönüyle kuvvetli korelasyon bulundu (r: 0,738 p<0,05). İnstabilite grubunda etkilenen ve etkilenmeyen ekstremiteler arasında dinamik denge performansları benzer bulundu (p>0,05). Dinamik pozisyonda lumbar multifidus kas kalınlığı etkilenen tarafta daha fazla bulundu (p<0,05). Transversus abdominis, vastus lateralis, lateral gastroknemius kaslarının mimari özellikleri etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf arasında benzer bulundu (p>0,05). İnstabilite bulunan kadın voleybol sporcularında transversus abdominis, vastus lateralis ve lumbar multifidus kaslarının morfolojik özelliklerinin değiştiği, iskelet kaslarının adaptif değişiklikler gösterdiği; instabilitenin minimum sürede maksimum kontraksiyon yeteneğini azaltmasına rağmen dinamik denge performansı, kor stabilizasyon ve sıçrama yüksekliklerinde fark yaratmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlara göre instabilite varlığının proksimal yapıları etkileyebileceği ve kronik ayak bileği instabilitesinin sadece ayak bileği ve çevresinin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sporcu, Ayak Bileği, Ultrasonografi
Obstetrik brakiyal pleksus yaralanması olan ve tipik gelişim gösteren çocukların yürüyüş, koşma ve denge parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı obstetrik brakiyal pleksus yaralanmasının yürüyüş ve koşu parametreleri ile birlikte denge parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya, yaşları ortalama 6,35±1,40 yıl olan OBPY tanılı 55 çocuk ve yaşları ortalama 6,09±0,76 yıl olan 45 tipik gelişim gösteren sağlıklı olgu dahil edildi. Her iki grubun demografik bilgileri ve OBPY'li çocukların ayrıca Narakas Sınıflandırma Sistemine göre yaralanma dereceleri kaydedildi. Çalışmada grupların yürüyüş ve koşu değerlendirmeleri GAITRite® (CIR System INC. Clifton, NJ 07012) sistemi ile değerlendirildi. Postural kontrol parametrelerine ait postural salınım değerleri Balance Check Screener kuvvet platformu (Model BP5050; Bertec, Columbus, OH, ABD) ile elde edildi. Sonuç olarak gruplar arası demografik özellikler benzer bulundu (p˃0,05). Çalışma gruplarının yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunamadı. Bununla birlikte koşu parametreleri karşılaştırılmasında OBPY olgularında destek yüzeyinin anlamlı artışı bulundu (p<0,05). Ayrıca tipik gelişim gösteren sağlıklı olgulara göre, OBPY'li olguların anterio-posterior salınım değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu saptandı (p<0,05). OBPY olgularında gözler kapalı medio-lateral yönünde salınım miktarının daha yüksek olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Sert ve yumuşak zeminde gözler açık olarak elde edilen medio-lateral salınım değerleri açısından gruplar arası karşılaştırma sonuçları arasında fark olmadığı görüldü (p˃0,05). OBPY'li olgularda yaralanma sonucu üst ekstremitelerin asimetrik gelişimi ve buna bağlı olarak kompansasyonların açığa çıkmasının, postüral kontrol gelişimini ve koşu parametrelerini de olumsuz etkilediği düşünüyoruz. Bu kapsamda, OBPY'li bireylerde sadece etkilenen ekstremiteyi içeren tedavi yaklaşımları yerine, bütüncül bir bakış açısıyla yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri, postural kontrol ve denge kayıplarının değerlendirilmesi ve bunlara yönelik tedavi stratejilerinin en erken dönemde oluşturularak tedavi programlarına dahil edilmesini öneriyoruz.
Investigation of the effect of gyroscopic inertial thruster movement facilitator on arm swing and gait characteristics
Arm swing has a crucial role in gait. It is essential in terms of regulating gait parameters and balance during walking. In the case of bradykinesia, the arms act as a generator to maintain lower extremity movement while walking. The way gyroscopes work makes them useful in arm swings. In our study, the arm swing is facilitated by a new type of gyroscope. As a main purpose, a gyroscope was used to increase arm swing during pendulum exercise and walking. Thirty healthy volunteers were included in the study. The study covers three situations. First, the gyroscope is not installed; second, it is installed but does not work; and finally, it is installed and works. The effect of the gyroscope on the arm swing was evaluated by the Dartfish®, and the gait was evaluated with the Zebris® FDM analysis system. According to the results, the gyroscope increases the arm swing in the pendulum exercise (p<0.05). Furthermore, the step width decreased, and the gait cycle time increased by using the gyroscope (p<0.05). The gyroscope is suitable for facilitating arm swings in healthy volunteers. Our study is essential to demonstrate for the first time the effect of a gyroscope on extremity movements. In the future, a medical device that has the features of a gyroscope can be designed for its use in the treatment of Parkinson's disease and Senile Bradykinesia.
Total kalça artroplastisi sonrası fizyoterapist kontrolünde ev temelli egzersiz programı sonuçlarının incelenmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırılması
Şahinoğlu D., Total Kalça Artroplastisi Sonrası Fizyoterapist Kontrolünde Ev Temelli Egzersiz Programı Sonuçlarının İncelenmesi ve Kontrol Grubu ile Karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protez-Ortez ve Biyomekani Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmanın amacı total kalça artroplastisi uygulanan bireylerde, ev temelli egzersizin ağrı ile ilişkili faktörler, postüral kontrol ve erken dönem fonksiyonel parametreler üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 44 kalça osteoartritli birey dahil edildi. Bireyler çalışma grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=21) olarak kura çekme yöntemi ile randomize edildi. Çalışma grubunda bulunan bireyler altı hafta boyunca kişiye özel planlanmış ev temelli egzersiz programı ile takip edildi. Kontrol grubunda bulunan bireyler ise egzersiz eğitim broşürü verilerek takip edildi. Çalışma grubunda bulunan bireylerin egzersiz programı iki haftalık aralıklarla kontrol edilerek egzersiz programında düzenlemeler yapıldı. Tüm bireyler ameliyat öncesinde, ameliyattan 2 hafta sonra ve ameliyattan 12 hafta sonra değerlendirilerek verileri kaydedildi. Eklem hareket açıklığı inklinometre ile, kas kuvveti el dinamometresi ile, eklem pozisyon hissi hedef açıyı bulma testi ile, ağrı görsel ağrı skalası ile, bacak boyu uzunluğu mezura ile ve son olarak Q açısı gonyometre ile ölçüldü. Bunların dışında Tampa kinezyofobi ölçeği, Oxford kalça skoru ve uluslararası fiziksel aktivite ölçeği kullanıldı. Fonksiyonel performansın değerlendirilmesi için süreli kalk yürü testi uygulandı. Dengenin değerlendirilmesi için ise dört adım kare testi ve son olarak postüral kontrolün değerlendirilmesi için tetrax postürografi cihazı kullanıldı. Elde edilen verilerden yapılan analiz sonrasında çalışma grubu ile kontrol grubu arasında ağrı, denge, postüral kontrol, kinezyofobi, eklem pozisyon hissi, kas kuvveti, fiziksel aktivite, fonksiyonel seviye ve fonksiyonel endurans parametrelerinde düzelme gözlendi (p<0.05). Her iki grupta da tüm parametrelerde iyileşme gözlendi (p<0.05). Fonksiyonel parametrelerde meydana gelen bu düzelme ile çalışmamızın sonucunda total kalça artroplastisi sonrasında fizyoterapist kontrolünde kişiye özel planlanan ev temelli egzersiz programı bireylerin optimum sürede güven içerisinde ve verimli bir şekilde toplum içerisindeki rollerine geri dönebilmesini sağlamıştır.
İnme hastalarında bobath yöntemi ve Görev odaklı yaklaşım'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, inme hastalarında Bobath Yöntemi ve Görev Odaklı Yaklaşım (GOY)'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya dahil edilen 36 hasta randomize bir şekilde Bobath grubu ve GOY grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 1 saat tedaviye alındı. Gövde fonksiyonu Gövde Bozukluk Ölçeği, motor performans İnme Rehabilitasyonunda Hareket Değerlendirme Ölçeği, hedefe ulaşma düzeyi Hedefe Ulaşma Ölçeği, gövde kas kalınlıkları ultrasonografi ve kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi, denge statik postürografi ve yürüyüş GaitRite Yürüyüş Analiz Sistemi ile değerlendirildi. Çalışma 34 hasta ile tamamlandı. Bobath ve GOY gruplarının yaş ortalamaları 55,76±17,23 ve 48,88±12,43 yıldı. Tanımlayıcı veriler, hastalık süresi ve tedavi öncesi tüm ölçümlerin değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası gövde fonksiyonları, motor performans ve hedefe ulaşma düzeyi her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde gelişti (p<0,05). Paretik ve non-paretik rektus abdominis kalınlığı sadece Bobath grubunda arttı ve kas kalınlığındaki artış GOY grubuna üstünlük sağladı (p<0,05). Her iki grupta stabilite limitleri anteroposterior (AP) ve mediolateral (ML) yönde artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda normal zemin gözler açık (NZGA), pertürbe zemin gözler açık (PZGA) ve kapalı (PZGK) denge testlerinde AP yönünde, GOY grubunda ise PZGK testinde AP ve ML yönünde postüral salınımlarda azalma bulundu (p<0,05). Yürüme hızı her iki grupta artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve GOY grubunda paretik ve non-paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve Fonksiyonel Ambulasyon Profili skorunda artma bulundu (p<0,05). Bobath grubunda sadece NZGA testi sırasında paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). GOY grubunda ise tüm denge testlerinde non-paretik rektus abdominis aktivasyonu ve stabilite limitleri, NZGA ve yürüme testlerinde paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). Kas kalınlığı ve aktivasyonu arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonuçları, Bobath Yöntemi'nin rektus abdominis kalınlığını arttırmada GOY'a göre daha iyi gelişmeler sağladığı ve her iki yöntemin inme hastalarında gövde fonksiyonu, motor performans, hedefe ulaşma, denge, yürüme ve gövde kas aktivasyonu üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
İnmeli hastalarda Bobath eğitimine ek olarak uygulanan gövde propriosepsiyon eğitiminin denge, yürüyüş ve gövde pozisyon hissi üzerine olan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda gövde odaklı Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitiminin, gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge, yürüme fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 27 inmeli birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki bireylere rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri ile birlikte propriosepsiyon eğitimi uygulandı (Grup 1), ikinci gruptaki bireylere ise rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri uygulandı (Grup 2). Propsioseptif eğitim olarak gövdenin posterio-lateral bölgesine TENS ve foam stick uygulamaları yapıldı ve gövde repozisyon egzersizleri kullanıldı. Rutin tedaviye ek olarak uygulanan egzersizler her iki grupta da 8 hafta, haftada 3 gün ve günde 40 dakika süre ile uygulandı. Bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki defa değerlendirildi. Gövde fonksiyonları, Gövde Bozukluk Ölçeği; gövde pozisyon hissi, gövde repozisyon hatası (GRH); denge ve yürüme performansı, Berg Denge Ölçeği, Fonksiyonel Uzanma Testi ve 2 dakika yürüme testi; motor fonksiyonlar ve mobilite, İnme Rehabilitasyonu Hareket Değerlendirme Ölçeği ve Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği; günlük yaşam aktiviteleri, Barthel İndeksi ve yaşam kalitesi İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalardan 1. Grupta yer alan 11 hastanın yaş ortalaması 63.1±13.6 iken 2. Gruptaki 12 hastanın yaş ortalaması 62.3±10.2 yıl idi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapılan grup içi analizler sonucunda gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge ve yürüme performansı, motor fonksiyonlar ve mobilite, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinde her iki grupta da istatiksel olarak anlamlı gelişmeler olduğu bulundu (p<0,05). Tedavi sonrasında GRH parametresi dışındaki tüm değerlendirilen parametrelerde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulundu (p>0,05). Grup 1'deki katılımcıların tedavi öncesi ve tedavi sonrası GRH değerlerinin farklarının ortalaması Grup 2'ye göre anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Bobath egzersizleri gövde fonksiyonlarının yanı sıra gövde pozisyon hissinin geliştirilmesinde de etkilidir. Bunun yanında Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitimi gövde pozisyon hissinin daha fazla gelişmesini sağlamıştır. Gövdeye ve/veya farklı vücut bölümlerine uygulanacak, farklı içerikli duyu eğitimlerinin etkinliği araştırmak için yeni çalışmalar planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Multipl skleroz hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisinin incelenmesi
Multipl Skleroz (MS) hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisini incelemek amacıyla yapılan bu çalışmaya; Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) skoru 0-4 olan, kognitif bozukluğu olmayan, 20-50 yaş arasında 50 MS hastası dahil edildi. Hastalar randomize olarak kontrol ve çalışma grubu olacak şekilde ikiye ayrıldı. Çalışma grubuna 30-45 dakika boyunca kognitif yorgunluğa neden olacak kognitif aktiviteler yaptırılırken, kontrol grubu 30 dakika boyunca dinlendirildi. Her iki gruba da klinik denge değerlendirmeleri, statik postürografi değerlendirmeleri ve kognitif yorgunluk değerlendirmesi uygulamalardan hemen önce ve hemen sonra olmak üzere iki kere uygulandı. Kognitif yorgunluk, Görsel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi. Klinik denge değerlendirmeleri için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Tek Bacak Üstünde Durma Testi (TBÜDT) kullanıldı. Statik postürografi değerlendirmeleri için ise Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirilmesi m(CTSIB), Stabilite Sınırları Testi (LOS), Tandem Yürüme (TW), Düz Yürüme (WA), Ritmik Ağırlık Aktarma (RWS) ve Tek Taraflı Duruş (US) kullanıldı. Çalışma grubuna Sözel Akıcılık Testi, MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme(BICAMS) ve Paced İşitsel Seri Toplama Testi (PASAT)'ni içeren kognitif aktiviteler uygulandı. Çalışmanın sonunda iki grup karşılaştırıldığında çalışma grubu VAS'a göre kognitif yorgun bulundu (p<0,001). Statik postürografik denge testlerinden m(CTSIB)'de çalışma grubunun ölçümleri sonucunda sert zemin gözler açık, yumuşak zemin gözler açık ve kompozit skorda postüral salınımın arttığı bulundu (p<0,001, p<0,005, p<0,001). İki grup karşılaştırıldığında ise sert zemin gözler açık, sert zemin gözler kapalı, yumuşak zemin gözler açık ve kompozit skorda farklılık bulundu (p<0,001, p<0,007, p<0,005, p<0,001). LOS'da çalışma grubunun değerlendirmelerinde hareket hızı (MVL) ve son nokta ekskürsiyonda (EPE) artış bulundu (p<0,001, p<0,009). Kontrol grubunun reaksiyon süresi (RT) azalırken, son nokta ekskürsiyonda (EPE) ve maksimum ekskürsiyonda (MXE) artış gözlemlendi (p<0,019, p<0,010, p<0,005). İki grup karşılaştırıldığında ise sadece MXE'de fark gözlendi (p<0,009). TW değerlendirmelerinde hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda sadece hızda artış bulunurken, iki grup karşılaştırıldığında bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi (p<0,002, p<0,001, p>0,60). WA'da çalışma grubunun adım uzunluğunun arttığı bulundu (p<0,005). Gruplar karşılaştırıldığında sadece adım uzunluğu farklı bulundu (p<0,026). RWS'de kontrol grubunda sadece ön/arka doğrultusundaki on-axis hızında artış bulundu (p<0,012). Gruplar karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). US'de ise kontrol grubunun sağ bacak gözler kapalı pozisyonda fark bulunurken, iki grup karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulunmadı (p≤0,05, p>0,05). Klinik denge değerlendirilmesi için kullanılan FUT'un grup içi değerlendirmesinde çalışma grubunun uzanma mesafesinin azaldığı bulunurken, kontrol grubunun uzanma mesafesi değişmedi (p<0,001, p>0,438). Gruplar karşılaştırıldığında ise fark anlamlıydı (p<0,001). TBÜDT'de çalışma grubunda gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta ve gözler kapalı sol bacakta duruş süresinin azalması anlamlı bulundu (p<0,002, p<0,004, p<0,007). Kontrol grubunda, gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta ve gözler kapalı sağ bacakta duruş süresinin artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001, p<0,001, p<0,02). Gruplar karşılaştırıldığında, gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta, gözler kapalı sol bacakta ve gözler kapalı sağ bacakta duruş süreleri farkı anlamlı bulundu (p<0,001, p<0,001, p<0,004, p<0,001). MS hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisinin ilk defa incelendiği bu çalışma bulguları doğrultusunda, kognitif yorgunluğun kognitif bozukluğu olmayan hastalarda dahi görülebileceği ve dengeyi olumsuz etkilediği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Multipl skleroz, kognitif yorgunluk, statik denge, dinamik denge
Non-radyografik aksiyal spondiloartrit ve ankilozan spondilit hastalarında denge ve yürüyüş parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, non-radyografik aksiyal spondiloartrit (nr-axSpA) ve ankilozan spondilit (AS) hastalarının yürüyüş ve denge parametrelerini, lumbopelvik stabilitelerini, gövde pozisyon duyularını ve omurga postürlerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza yaş ve cinsiyete göre tabakalı randomizasyon yapılan 24 AS'li birey (41,33±9,67 yıl, 17 kadın), 23 nr-axSpA'lı birey (36,22±8,32 yıl, 17 kadın) ile benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip 24 sağlıklı birey (37,83±3,13 yıl, 17 kadın) dahil edildi. Tüm bireylerin yürüyüş parametreleri pedobarografik yürüyüş analiz sistemi ile, statik dengeleri stabilometrik sistem ile, gövde pozisyon duyuları ve omurga postürleri dijital inklinometre ile, lumbopelvik stabiliteleri stabilizer basınçlı biofeedback ünitesi ile değerlendirildi. Aksiyal spondiloartritli (axSpA) bireylerin hastalığa ait özellikleri, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fiziksel fonksiyon, genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi sonuçları kaydedildi. Değerlendirme sonucunda, radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS ve nr-axSpA'lı bireylerin klinik özelliklerinin, yürüyüş ve denge parametrelerinin, lumbopelvik stabilitelerinin ve gövde pozisyon duyularının benzer olduğu bulundu (p>0,05). Nr-axSpA'lı bireylerin statik arka ayak basınçlarının sağlıklı bireylere göre azaldığı (p=0,049); AS ve nr-axSpA'lı bireylerin sağlıklı bireylere göre dinamik ön ayak basınçlarının arttığı (p=0,047), arka ayak basınçlarının ise azaldığı (p=0,044); radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS'li bireylerin sağlıklı bireylere göre kadanslarının azaldığı (p=0,027), adım genişliğinin arttığı (p=0,045), AS ve nr-axSpA'lı bireylerin ise sağlıklı bireylere göre ivmelerinin azaldığı (p<0,001), duruş sürelerinin arttığı (p=0,006); radyografik etkilenime bakılmaksızın statik denge parametrelerinden lateral yer değiştirme miktarının axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu (p<0,001); lumbopelvik stabilizasyon, gövde pozisyon duyusu ve lumbal lordoz derecesinin axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha azaldığı bulundu (p<0,001). Çalışmanın en önemli sonucu olarak spinal mobilite ve torakal kifoz derecesinin radyografik süreçten etkilendiği belirlendi. AS'li bireylerin spinal mobilitelerinin nr-axSpA'lı bireylere göre azaldığı, torakal kifoz derecelerin ise arttığı tespit edildi. Sonuç olarak, AS ve nr-axSpA hastalarında rehabilitasyon programı oluşturulurken hastalık yükü açısından benzerlikler ve özellikle omurga parametreleri ve statik plantar basınç açısından farklılıklar göz önünde bulundurularak kişiye özel stratejilerin ortaya konulması gerektiğini düşünmekteyiz.
Koklear implant kullanıcısı genç yetişkinlerin çift görev koşulu altında denge ve bilişsel becerilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; koklear implantlı genç yetişkinlerin çift görev koşulunda denge becerilerini incelemektir. Bu amaçla, 18 ile 40 yaşları arasında 15 koklear implant kullanıcısı genç yetişkin ve 15 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada denge değerlendirmeleri Bilgisayarlı Dinamik Postürografi aracılığıyla Duyu Organizasyon Testi kullanılarak yapılmıştır. Ek bilişsel görev olarak Geriye Doğru Rakam Hatırlama görevi uygulanmıştır. Koklear implant kullanıcıların görsel (p=0.016), vestibüler (p<0.001) ve birleşik denge skorları (p<0.001) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Koklear implant kullanıcılarının tek görev koşulunda Durum 3 (p=0.003), Durum 4 (p=0.007), ve Durum 6 (p<0.001) denge skorlarının kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Koklear implant kullanıcılarının çift görev koşulunda Durum 3 (p=0.041) ve Durum 6 (p<0.001) denge skoru, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Koklear implant kullanıcılarının çift görev koşulunda Durum 1 skoru (p=0.002), tek görev koşulundaki denge skoruna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüş gösterirken, çift görev koşulunda Durum 6 skoru (p=0.011) ise tek görev koşulundaki denge skoruna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek elde edilmiştir. Koklear implantlı bireylerin hem tek görev hem de çift görev koşulundaki denge becerilerine ait bulgulara göre çift görev koşulunun unilateral koklear implantlı bireylerin denge performansının bozulduğu sonucuna varılmıştır. Koklear implant kullanıcılarının çoklu görev koşullarındaki denge becerileri ve düşme riski açısından implantasyon sürecinde Çift görev performanslarının koklear implant kullanıcılarında vestibüler rehabilitasyon sürecine dahil edilmesi önerilebilir.
Propriyosepsiyon ve denge kontrolü ile el ikinci ve dördüncü parmakların uzunluk oranı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hamilelik döneminde fetüsün maruz kaldığı testosteron hormonunun beynin gelişimsel farklılaşmasında önemli rol oynadığı bilinmektedir. El ikinci ve dördüncü parmakların uzunlukları oranı (2D:4D) prenatal testosteron maruziyetini ortaya koymak için kullanılan indirekt bir yöntemdir. Düşük 2D:4D oranı yüksek prenatal testosteron seviyesine maruz kalındığını göstermektedir. Literatürdeki birçok çalışma 2D:4D parmak oranı ile spor performansları arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu çalışmaların büyük bir kısmı mücadele, motivasyon, risk alma ve maksimal oksijen tüketimi gibi alanlarda yoğunlaşmıştır. Diğer taraftan hemen hemen tüm spor dallarında önemli rol oynayan denge kontrolü ve propriyosepsiyon hakkında 2D:4D parmak oranı ile olan ilişkiye yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır.Tüm bu bilgiler doğrultusunda tasarladığımız çalışmada, prenatal testosteron maruziyetinin indirekt göstergesi olan 2D:4D parmak oranı ile propriyosepsiyon ve denge kontrolü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda aktif sporla uğraşmayan, 20-26 yaş aralığında sağlıklı 40 erkek gönüllü öğrenci ile çalışılması planlanmaktadır. Gönüllülerin 2D:4D oranını belirlemek için elleri bir tarayıcı aracılığıyla taranacak ardından sırasıyla sabit denge, dinamik denge ve propriyosepsiyon testleri uygulanacaktır.
Yarışmacı hentbolcularda denge performansının açık veri seti ile karşılaştırmalı analizi
Vücudumuzu bir eylem için hareket ettirdikten sonra dengeyi ve duruşu korumak, motor ve duyu sistemleri arasındaki karmaşık bir iletişimin sonucudur (Ghez ve Krakauer, 2000). Herhangi bir aktiviteyi gerçekleştirmek için, yön değiştirmek ve ardından vücudu stabilize etmek için postüral kontrolü sağlamak gereklidir. Postural kontrol, stabilite ve oryantasyon olmak üzere iki amaç için vücudun uzaydaki pozisyonunu kontrol etmek olarak tanımlanır (Gürsoy, 2019). Postural oryantasyon, yerçekimi, destek yüzeyi, görsel ortam ve iç referanslara göre vücut hizalamasının aktif kontrolü olarak tanımlanır (Horak, 2006). Vestibüler sistem yerçekimi ile olan ilişkiden sorumludur. Somatosensoriyel sistem farklı vücut bölümleri arasındaki ilişkiden sorumludur. Görsel sistem vücudun çevre ile ilişkisini kontrol eder. Postural stabilite genellikle denge kavramı ile birbirinin yerine kullanılır. Denge, destek tabanı (Base of Support, BOS) üzerinde kütle merkezinin (Center of Mass, COM) kontrolü olarak tanımlanabilir. İnsanlarda vücut dengesini ölçmek için en yaygın kullanılan sinyallerden biri; basınç merkezinin (Center of Presure - COP) yer değiştirmesidir. COP, dikey yer tepki kuvveti vektörünün uygulama noktasıdır ve üzerindeki tüm kuvvetlerin ağırlıklı ortalamasını temsil eder (Montesinos vd, 2018). COP yer değiştirmesi kuvvet platformu ile ölçülür. Katılımcının belirli zaman periyotlarında anterior-posterior (AP) ve medio-lateral (ML) yönlerindeki salınımları ile ilişkilendirilerek sunulur (Santos ve Duarte, 2016). Literatürde COP yer değiştirmesi ile ilgili pek çok araştırma vardır. 2016'da yapılan bir çalışmada (Santos ve Duarte, 2016); 163 katılımcının (116 kadın, 47 erkek), Yumuşak (Balance Pad; Airex AG, Sins, Switzerland) ve sert zeminde, 60 saniye boyunca, Gözler açık ve kapalı olacak şekilde üçer kez ölçümleri alınmış ve oluşturulan veri seti kamuya açılmıştır. Bu çalışmada, kamu veri setindeki sedanter bireylere ait denge performansı verileri Python ile yazılacak algoritmalar sayesinde okunacak, filtrelenecek ve analiz edilecektir. Elde edilen çıktı, hentbolcuların denge performansları ile karşılaştırılacak ve yorumlanacaktır. Çalışmanın amacı (1) hentbol sporcularının ayakta postüral denge verilerini (COP-AP ve COP-ML) inceleyerek sedanter bireylerin verileri ile karşılaştırmak, (2) farklı postüral denge ölçüm testlerinde (gözleri açık, gözleri kapalı) hentbol sporcularının denge performansının nasıl etkilendiğini incelemek ve (3) sedanter bireylerin veri analizini Python programlama dili ile hazır veri seti üzerinden yaparak kamuya açık bir kaynak oluşturmaktır.
Kronik inmeli bireylerde denge değerlendirmeleri için kullanılan yöntemlerin yüz yüze, senkron ve asenkron kullanımının karşılaştırılması
Çalışma, kronik inmeli bireylerde Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Tinetti Denge Testinin (TDT), senkron ve asenkron olarak uygulanmasının güvenirliği ve geçerliğini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 30-77 yaş aralığında 12 kadın ve 24 erkek olmak üzere 36 kronik inmeli birey dahil edildi. Tüm bireyler yüz yüze, senkron tele-değerlendirme ve asenkron tele-değerlendirme olmak üzere 3 farklı yöntemle değerlendirildi. Yüz yüze değerlendirme 1. değerlendirici tarafından klinik ortamda gerçekleştirildi. Yüz yüze değerlendirmede bireylerin sosyodemografik bilgileri, inme hastalığı ile ilgili bilgileri, denge, fonksiyonel ve klinik durumlarına ait değerlendirmeler yapıldı. Asenkron ve senkron tele-değerlendirmeler, 1. ve 2. değerlendirici tarafından gerçekleştirildi. Asenkron ve senkron tele-değerlendirmelerde bireyler sadece BDÖ ve TDT ile değerlendirildi. Güvenirlik iç tutarlılık, değerlendirici içi ve değerlendiriciler arası güvenirlik ile araştırıldı. Değerlendirici güvenirliği için 18 bireyin hem senkron video kayıtları hem de asenkron video kayıtları 10 gün sonra 2 değerlendirici tarafından değerlendirildi. Geçerlilik ise birleşim geçerliği ve eşzaman geçerliği ile incelendi. Birleşim geçerliğinin incelenmesinde Motor Değerlendirme Ölçeği (MDÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), Brunnstrom alt ve üst ekstremite iyileşme evreleri kullanıldı. Eşzaman geçerliği ise BDÖ, TDT, mediolateral salınım (MLS), anteroposterior salınım (APS) ve salınım hızı ile ilişki incelenerek araştırıldı. Çalışmamız sonucunda; her iki tele-değerlendirme yöntemi için BDÖ ve TDT'nin iç tutarlılığının (Cronbach a=0,930 ile 0,970 arası), değerlendirici içi güvenirliğinin (ICC=0, 970 ile 0,990 arası) ve değerlendiriciler arası güvenirliğinin (ICC=0, 970 ile 0,990 arası) mükemmel derecede olduğu tespit edildi. Yapı geçerlik analizinde ise her iki tele-değerlendirme yöntemi için de BDÖ' nün iki faktörlü bir yapısının olduğu görüldü. TDT'nin ise tek faktörlü yapıya sahip olduğu belirlendi. BDÖ ve TDT'nin senkron ve asenkron tele-değerlendirilmesinin birleşim geçerliği incelendiğinde; MDÖ puanı, alt ekstremite Brunnstrom seviyeleri ile mükemmel düzeyde pozitif yönde, üst ekstremite Brunnstrom düzeyi ile ise BDÖ'nün mükemmel, TDT'nin iyi düzeyde korelasyonları olduğu saptandı (p<0,05). HADÖ puanıyla ise önemsiz düzeyde negatif korelasyon saptandı. Her iki tele-değerlendirme yönteminin eşzaman geçerliği için yapılan analizlerde; BDÖ ve TDT'nin, yüz yüze yapılan BDÖ ve TDT ile pozitif yönde mükemmel düzeyde, MLS, APS ve salınım hızı ile ise negatif yönde orta düzeyde ilişkili bulundu. Çalışmamız sonucunda; BDÖ ve TDT'nin senkron ve asenkron tele-değerlendirme yöntemlerinde geçerli ve güvenilir olduğu tespit edildi.
Duchenne musküler distrofi'de vücut farkındalığının postür ve denge ile ilişkisi
Bu çalışma Duchenne Musküler Distrofi'de (DMD) vücut farkındalığını sağlıklı yaşıtları ile karşılaştırmak ve DMD'de vücut farkındalığının postür , denge, performans, yürüme, ambulasyon ve gövde kontrolü ile ilişkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 6-16 yaş aralığında, Brooke fonksiyonel seviyeleri 1-4 devrelerinde olan 42 DMD'li ve 40 sağlıklı çocuk dahil edildi. Çalışmamızda DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının değerlendirilmesinde Vücut Farkındalığı Oranı Anketi ve fotoğraflama yöntemi kullanıldı. DMD'li çocukların postürleri New York Postür Skalası (NYPS), dengeleri Pediatrik Denge Skalası (PDS) ve fonksiyonel uzanma testi, performansları 6 Dakika Yürüme Testi, Yürümeleri DMD'de Yürüyüş Değerlendirme Ölçeği, ambulasyonları Northstar Ambulasyon Skalası, gövde kontolleri Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile değerlendirildi. Sağlıklı çocukların vücut farkındalığını değerlendirmek için ise Vücut Farkındalığı Oranı Anketi ve fotoğraflama yöntemi kullanıldı. DMD ve sağlıklı çocuklar arasında Vücut Farkındalığı Oranı Anketinin Ruh Hali alt parametresinde fark olduğu belirlendi (DMD'li çocuklar 27.00 sağlıklı çocuklar 19.00 puan), (p<0.001). Fotoğraflama yöntemine göre DMD'li ve sağlıklı çocukların vücut farkındalıkları arasında fark olmadığı belirlendi (p>0,05). DMD'li çocuklarda vücut farkındalığı oranı anketinin his/duygu alt parametresi ile PDS arasında anlamlı ilişki saptandı (r=0,41, p=0,006). Çalışmamızda DMD'li çocukların vücut farkındalığının ruh hallerinden sağlıklı yaşıtlarına göre daha fazla etkilendiği, DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının sağlıklı yaşıtlarına benzer olduğu ve doğru vücut postürlerinin nasıl olması gerektiğinin farkında oldukları belirlendi. DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının dengeleriyle ilişkili olduğu belirlendi. Çalışmamızın sonuçları erken dönemdeki DMD'li çocuklarda vücut farkındalığı etkilenmemiş olsa da ilerleyen dönemlerde oluşabilecek ikincil komplikasyonların önlenmesinde vücut farkındalığı değerlendirmelerinin önemli olacağını düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Duchenne Musküler Distrofi, Denge, Postür, Vücut Farkındalığı
Geriatrik hastalarda sarkopeni, kırılganlık ve geriatrik sendromların düşme sıklığını öngörmedeki rolü
Düşmeler; yaralanma, sakatlık ve ölüme yol açan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Düşmeler multifaktöryel nedenlere bağlı gelişir, düşme risk faktörlerini değerlendirmek ve tanımlamak, geri döndürülebilir risk faktörlerine odaklanmak yaşanacak düşmeleri engelleyebilir. Bu çalışmanın amacı toplumda yaşayan geriatrik bireylerde kapsamlı geriatrik değerlendirme, denge ve kas ultrason parametreleri ışığında düşme sıklığını ve düşme riskini predikte edecek faktörleri ortaya koymaktır. Çalışmamızda HÜTF Hastanesi Geriatri Polikliniğine başvuran daha önce geriatri polikliniğinde birinci ölçümleri tamamlanmış olan 64 hasta kontrole gelmiştir. Hastaların indeks çalışma esnasında, denge ve kas ultrason ölçümleri yapılmıştır. İndeks çalışma sonrasında kontrole kadar geçen süre ortalama ± SS; 30,4 (±6,0) ay bulunmuştur. Düşme insidansı %42,1 olduğu görülmüştür. Düşen hastaların düşmeyenlere göre malnutrisyon, kırılganlık ve sarkopeni açısından daha riskli durumda olduğu, düşen hastaların denge testlerinde ön ve arka stabilite limitlerinin daha düşük olduğu, takipte rektus femoris kas kalınlıklarının anlamlı derecede azaldığı, düşmeyen hastaların ise external oblik kas kalınlıklarının anlamlı derecede arttığı saptanmıştır. Regresyon analizinde düşme riskinin denge testindeki ön ve arka stabilite limitleri ve kas ultrasonunda ölçülen gastroknemius pennasyon açısı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Yaş ve cinsiyet etkisinden bağımsız olarak ön ve arka stabilite limitlerinin artışının düşme riskini azalttığı, gastroknemius pennat açıdaki artışın ise düşme riskini arttırdığını saptadık. Denge bozukluğu düşme riskini arttırdığı için klinikte dengeyi değerlendirmek için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bulgularımız, klinisyenlerin düşme riskini belirlemek ve düşmeleri önlemek için denge testleri yapması gerektiğini düşündürmektedir. Ayrıca, özellikle alt ekstremite ve karın kaslarının kalınlığını ölçmek ve izlemek için kas ultrasonunun kullanılması, düşme riski taşıyan bireyleri belirlemeye ve önleyici önlemler alınmasına yardımcı olabilir.
Ön çapraz bağ onarımı geçirmiş erkek sporcuların fonksiyonel testlerdeki diz kinetik ve kinematiğinin kas kuvveti, denge, derin duyu ve subjektif ölçümlerinin birlikteliğinde değerlendirilmesi
Ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmaları sporcular arasında sık görülen ve giderek sıklığı artan bir yaralanmadır. Profesyonel sporcular ÖÇB yaralanması sonrası çok büyük oranda cerrahi rekonstrüksiyon ile tedavi edilirler. Rehabilitasyon süreci ve sahaya dönüş kararında kullanılan çeşitli ölçme ve değerlendirme yöntemleri mevcuttur. ÖÇB rekonstrüksiyonu (ÖÇB-R) sonrasındaki rehabilitasyon programları ve ölçümler oldukça gelişse de yaralanma öncesi seviyesinde spora dönüş oranları hala beklenen seviyelerin çok altındadır. Buna biyomekanik defisitlerin devam etmesinin neden olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada ÖÇB-R sonrası rehabilitasyon ve spora dönüş değerlendirmesinde kullanılabilecek objektif, özgün ve tutarlı bir metrik bulunması amaçlandı. Bu amaçla 35 ÖÇB-R geçirmiş sporcu cerrahiden en az bir yıl sonra objektif ve subjektif testlerin yanı sıra iki farklı zıplama testine tabi tutuldu. Zıplama testlerinin iniş anındaki rotasyonel aks sapması sarmal eksen metoduyla hesaplandı ve iniş süresine göre oranlanarak birim zamandaki sapma metrikleştirildi (NormTopDeğ). Üç adım düz ve üç adım çapraz zıplama testi sonucunda NormTopDeğ açısından katılımcıların opere ekstremitelerinde (0.045 ve 0.043) non-opere ekstremitelerine (0.035 ve 0.0356) oranla ve anlamlı yüksek skorlar aldığı tespit edildi (p=0.0012, p=0.024). Buna ek olarak kişiler sagital düzlemdeki hareket genliklerini geri kazandıkları zaman rotasyonel aksın birim zamandaki sapmasında da non-opere dizleri ile benzer sonuçları yakaladılar. Total skorda ise hiçbir koşulda anlam mevcut değildi. Bunlara ek olarak yapılan objektif ve subjektif ölçümlerde çalışma grubumuz simetriyi yakalamıştı. Sonuç olarak özgün olarak ortaya konulmuş olan NormTopDeğ dizdeki patolojik hareketliliği objektif olarak kantifiye etmiştir.
Diz üstü amputasyonu olan bireylerde ikili görev denge eğitiminin etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı transfemoral amputasyonu olan bireylerde ikili görev denge eğitiminin statik ve dinamik denge, fonksiyonel mobilite, yürüyüş parametreleri, kognitif düzey, denge güveni, depresyon, uyku kalitesi, yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 20 transfemoral ampute iki gruba ayrıldı. Bir gruba tek görev yürüyüş ve denge eğitimi uygulanırken, diğer gruba ikili görev yürüyüş ve denge eğitimi uygulandı. Bireyler 4 hafta, haftada 3 gün tedaviye alındı. Tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirme yapıldı. Bireylerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra tek ayak üzeri durma süresi, dört kare adım testi, zamanlı kalk ve yürü testi, 10 metre yürüme testi, ayak izi yöntemiyle yürüyüş analizi tek görev, kognitif ikinci görevle birlikte ve motor ikinci görevle birlikte uygulandı. Ayrıca Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği, Aktiviteye özel denge güven ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Pittsburg uyku Kalitesi İndeksi, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü uygulandı. İki grubun demografik ve klinik özellikleri benzerdi (p>0,05). Her iki grupta da denge ve mobilite gelişmekle birlikte ikili görev denge performansının tedavi sonrası ikili görev eğitim grubunda daha çok geliştiği görüldü. İkili görev fonksiyonel mobilite ve yürüyüş hızının ikili görev grubunda daha fazla arttığı görüldü. Düz olmayan zeminde yürüyüş hızının ikili görev grubunda daha fazla geliştiği bulundu. Tek görev ve kognitif ikili görevle birlikte yürüyüşte adım genişliğindeki azalmanın ve ikili görevle birlikte kadanstaki artışın ikili görev eğitim grubunda daha fazla olduğu tespit edildi. Egzersizlerin ikili görev şeklinde yapılmasının kognitif düzeyi olumlu etkilediği görüldü (p <0,05). Bu çalışmanın sonucunda her iki egzersiz yaklaşımının olumlu etkisi bulunmakla birlikte, ikili görev eğitiminin ampute rehabilitasyon programı içerisinde yer almasının önemli olduğu görüldü. Rehabilitasyon programına ikili görev egzersizlerinin eklenmesinin görev otomatikliğinin artmasından dolayı alanda çalışan profesyonellere farklı bir bakış açısı sunacağı düşünülmektedir.
Geriatrik bireylerde motor-motor ve motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı; geriatrik bireylerde hem motor-motor hem de motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkinliğini belirlemektir. 60 yaş üzeri, gönüllü 50 geriatrik birey çalışmaya dahil edildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası uygulandı. Grup 1'e motor-kognitif çift görev egzersizleri, Grup 2'ye motor-motor çift görev egzersizleri uygulandı. Değerlendirmelerde Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi (ZAKY), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) kullanıldı. Antigravite kas gücü ölçümü hand-held dinamometre ile, plantar duyu ölçümü monofilament (SWMT) ve diskriminatör ile yapıldı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamaları 67,72±7,33 idi. Her iki grupta da tedavi öncesi ile sonrası karşılaştırıldığında Berg Denge Ölçeği üzerinde olumlu gelişme gözlendi (p<0,05); ancak gruplar arası anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.07). Hem grup içinde hem de gruplar arasında Uluslar arası Düşme Etkinlik Ölçeği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği üzerinde anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi'nde gruplar arası fark motor-kognitif grup lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Kas gücü, plantar duyu ve iki nokta diskriminasyon değerlerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızda, geriatrik bireylerde her iki çift görev egzersizlerinin de düşme üzerine olumlu etkileri bulunmuştur; ancak motor-kognitif çift görev egzersizlerinin zamanlı ayağa kalk ve yürü testine olan olumlu etkisi nedeniyle, geriatrik bireylerde bu egzersizlere öncelik verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çift görev, düşme, geriatri, zamanlı kalk ve yürü testi, kognitif.
Diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; 40-65 yaş arası diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın, fonksiyonellik, denge ve ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya diz osteoartrit tanısı alan 34 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı ve tedaviye alındı. İlk gruba patellar destekli dizlik (6hafta) uygulandı, ikinci gruba ise bantlama (kinesiotape, haftada 2 kere, 6hafta) yapıldı. Ayrıca her iki gruba da 6 hafta boyunca egzersizler verildi. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında, denge, fonksiyonellik, propriyosepsiyon, ağrı, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı bakımından değerlendirildi. Denge için Berg Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ağrı için Visual Analog Skalası (VAS), fonksiyonellik için WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri) Skorlaması ve Zamanlı Ayağa Kalk ve Yürü Testi (ZAKYT), EHA ve pozisyon hissi dijital gonyometre ile, kas kuvveti "Hand-held" dinomometre (Lafeyette Instrument®, Lafayette, IN) kullanıldı. Grup içi değerlendirmede, Grup-1 ve Grup-2'de denge, fonksiyonellik, ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, propriosepsiyonda iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmede ise; denge ve fonksiyonellikte bantlama grubu lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda diz osteoartritli bireylerde egzersize ek olarak uygulanan bantlamanın denge ve fonksiyonellikte dizlik grubuna göre daha etkin olduğu bulundu. Ayrıca her iki grupta ağrı, eklem hareket açıklığı ve kas kuvvetinde anlamlı bir iyileşme görüldüğü için kliniklerde tedavi seçeneği olarak dizlik veya bantlama tercih edilebilir. Anahtar Sözcükler: Osteoartrit, kinesiotape, fonksiyon, ağrı, denge
Spastik serebral palsili çocuklarda femoral anteversiyonun gövde kontrolü ve yürüme üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada, spastik serebral palsili çocuklarda yüksek olan femoral anteversiyon (FA) açısının gövde kontrolü ve yürüme üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: 20 spastik serebral palsili çocuk çalışmaya alındı. Katılımcılar Gillette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi (GFYDA), Rivermead Görsel Yürüme Değerlendirme Anketi (RGYDA), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), 2 Dakika Yürüme Testi (2DYT) ve Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) ile değerlendirildi. Bulgular: FA ve kalça addüktör spastisesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. FA ile yürüme parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. FA ile GKÖS statik oturma, GKÖS dinamik uzanma ve GKÖS toplam arasında istatistiksel olaran anlamlı bir fark vardı. Sonuç: Bu çalışma yüksek femoral anteversiyon derecesinin gövdenin statik oturma ve dinamik erişim aktiviteleri ile kuvvetli bir bağ içersinde olduğunu kanıtlamıştır. Yüksek FA açışı gövdenin statik oturma ve dinamik erişim aktiviteleri üzerine etki eder. Anahtar Kelimeler: Femoral Anteversiyon, Gövde Kontrolü ve Yürüme, Spastik Tip Serebral Palsi
Yetişkin hemiplejik bireylerde beden-kitle indeksinin yürüme, denge, fiziksel performans ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Çalışmamızın amacı inme sonrası hemipleji tanısı konan bireylerde beden kitle indeksinin (BKİ) yürüyüş, denge, fiziksel performans ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya, Özel Rom-Fiz Kanalboyu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezine başvuran, ayaktan tedavi gören, 6 aydan uzun süreli hemipleji tanısı almış, 18 yaş ve üzeri, gönüllü 26 hemiplejik birey katıldı. Bireylerin demografik özellikleri ve inme öncesi son bir ay içerisindeki kiloları sorgulandı. Mevcut kilo ve boy ölçümleri yapıldı. İnme öncesi BKİ ve mevcut BKİ hesaplaması için mevcut boy uzunlukları baz alındı. İnme öncesi ve mevcut kilosu bilinen hastaların inme geçirdikten sonra değerlendirme tarihine kadar ki süreçte ne kadar kilo verdikleri hesaplandı. Hazırlanan değerlendirme formuna ek olarak yürüyüş için On Metre Yürüme ve Merdiven Tırmanma Yeteneği Değerlendirmesi, denge için Postural Simetri İndeksi ve Berg Denge Ölçeği (BDÖ), fiziksel performans için Modifiye Barthel İndeksi (MBİ) ve PASS-T(İnmeli Hastalar İçin Postüral Değerlendirme Ölçeği-Türkçe), yaşam kalitesi için İnme Etki Ölçeği (İEÖ 3,0), motor iyileşme düzeyi için Brunnstrom Motor İyileşme Skalası kullanıldı. Bulgular: 26 hemipleji hastasının brunnstrom alt ekstremite motor iyileşme evresi 3 ve üzeri değerlere sahipti ve bireylerin tamamı bağımsız ambule olabiliyordu. Hastaların inme öncesi %52,5'i obez sınıfında iken inme sonrası %23'ü obez sınıfında yer alıyordu. Ayrıca çalışmaya katılan bireylerin tamamı inme geçirdikten sonra kilo vermiştir. İnme öncesi ve mevcut vücut ağırlıkları karşılaştırıldığında veri grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Hastaların inme sonrası kilo kaybı oranı ile yürüyüşü değerlendiren On Metre Yürüme ve Merdiven Tırmanma Yeteneği Değerlendirmeleri karşılaştırıldığında her iki veri grubu ile arasında negatif yönde kuvvetli korelasyon ilişkisi gözlendi (p<0.05). Hastaların inme sonrası kilo kaybı oranı ile denge durumunu değerlendiren Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Postural Simetri İndeksi karşılaştırıldığında BDÖ ile pozitif yönde çok kuvvetli korelasyon olduğu(p<0.05) gözlenirken Postural Simetri İndeksi ile arasında herhangi bir ilişki saptanmadı (p>0.05). Hastaların inme sonrası kilo kaybı oranı ile fiziksel performans durumunu değerlendiren Modifiye Barthel İndeksi (MBİ) ve PASS-T ölçekleriyle ilişkisi incelendiğinde MBİ ile pozitif yönde çok kuvvetli korelasyon(p<0.05) ve PASS-T ölçeği ile pozitif yönde kuvvetli korelasyon olduğu gözlendi (p<0.05). Hastaların inme sonrası kilo kaybı oranı ile yaşam kalitesini değerlendiren inme etki ölçeği sonuçları karşılaştırıldığında aralarında pozitif yönde çok kuvvetli korelasyon olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: İnme sonrasında kilo kaybı yaşayan hemiplejik bireyleri incelediğimizde yürüyüş, denge, fiziksel performans ve yaşam kalitesi düzeyleri kilo verme oranındaki artışa bağlı olarak artmaktadır. Tedavi programlarının hazırlanması ve uygulanması aşamalarında BKİ faktörünün özellikle yüksek kilolu ve obez bireylerde dikkate alınmasının fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Beden Kitle İndeksi, Kilo Kaybı Oranı, Yaşam Kalitesi, Fiziksel Performans, Denge, Yürüyüş