Dental implantlar

Bu konu başlığı altında 261 tez

Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sabit implant tedavilerinde restorasyon marjini – alveoler kret arası mesafenin marjinal kemik kaybına etkisi

Bu kesitsel çalışmanın amacı, sabit implant tedavilerinde RM-AK mesafenin peri-implant MKK ve CD üzerine etkilerini değerlendirmek; ayrıca bu parametrelerin KMG ve KMF ile ilişkisini klinik ve radyolojik olarak incelemektir. Çalışmaya yaşları 34-80 arasında değişen 114 hasta ve 531 implant dahil edildi. Tüm implantların RM-AK mesafesi, CD, GI, mSKI, PI, MKK, KMG, KMF ölçümleri kaydedildi. İmplantlar; RM-AK mesafesi olarak (<1,5 mm) ve (≥ 1,5 mm), KMG olarak yetersiz KMG olan (<2 mm) ve yeterli KMG olan (≥2 mm), KMF olarak ince ve kalın olarak kategorize edilmiştir. Klinik ve radyolojik veriler Mann–Whitney U, Kruskal Wallis, Ki Kare ve Spearman korelasyon testi kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi. Örneklemin %27,1'i (n=144) RM–AK <1,5 mm, %72,9'u (n=387) ise ≥1,5 mm olarak sınıflandırılmıştır. RM-AK <1,5 mm olan implantlarda, CD daha fazla tespit edilmiştir (p<0,05) ve MKK daha fazla gözlenmiştir (p<0,05). Katılımcılarda implantların KMG <2 mm %30,1 (n=160) ve KMG ≥2mm olan katılımcıların oranı 69,9% (n=371) olduğu görülmektedir. Yetersiz keratinize mukoza olan bireylerde peri-implantitis ve mukozitis görülme riski anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). KMG <2 mm ve KMG ≥ 2 mm olan implantlarda CD ile ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). KMG <2 mm olan implantlarda GI, mSKI, PI, anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). İmplantların %51,0 (n = 271) kalın diş eti fenotipi, %49,0 (n = 260) ise ince diş eti fenotipi ile çevrelendiği tespit edilmiştir. İnce keratinize mukoza fenotipi peri-implantitis görülme oranının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). İnce ve kalın keratinize mukoza fenotipiyle CD arasında ilişki bulunmamıştır (p>0.05). İnce mukoza fenotipinde GI, mSKI, PI anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada RM–AK mesafesinin <1,5 mm olması, yetersiz keratinize mukoza varlığı ve ince diş eti fenotipinin peri-implantitis gelişimi ve mukozal enflamasyonla anlamlı ilişki gösterdiği bulunmuştur. RM-AK mesafesinin <1.5 mm olması MKK neden olduğu görülmüştür. Ayrıca bu olumsuz yumuşak doku koşulları; cep derinliği, plak ve inflamasyon indekslerinin artışıyla birlikte daha fazla marjinal kemik kaybına yol açmıştır.

Alveolar kemik kaybıDental implantlarİmplantlar
Burak Baran Akşit
Trakya University
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nikotin ile muamele edilmiş farklı implant destekli geçici protetik materyallerin insan gingival fibroblastlarına etkisi

İmplant üstü geçici restorasyonlar, hastaların tedavi sürecinde fonksiyonel, estetik ve fonasyonel ihtiyaçlarını karşılarken, implant çevresi dokuların yönlendirilmiş iyileşmesini destekleyerek uzun vadede enfeksiyon, kemik ve diş eti kaybını azaltmada kritik bir rol üstlenmektedir. Bununla birlikte, sigara kullanımı ağız sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturarak özellikle implant ve protetik uygulamalarda başarısızlık riskini artırmaktadır. Ayrıca, geçici restorasyonlarda yaygın olarak kullanılan polimer bazlı materyallerin gözenekli yapısı ve yüksek absorbsiyon kapasiteleri, bu materyallerin ağız içi kimyasallarla daha fazla etkileşime girmesine yol açmakta; sigara dumanında bulunan toksik maddelerle birleştiğinde ise çevre dokular üzerinde biyolojik etkilerini daha da artırma potansiyeli taşımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı 4 farklı geçici protetik materyalin (Polimetimetakrilat, kazınabilir PMMA blok, 3D boyutlu yazıcı rezini ve kompozit rezin) ve bunların nikotin le etkileşiminin insan gingival fibroblastlarının (İGF) hücre canlılığı, hücre ataçmanları ile ekstraselüler matriks, doku inhibitörleri, pro-enflamatuar ve anti-enflamatuvar sitokinlerin mRNA ekspresyonları üzerine etkilerini incelemektir. Bu amaçla, her gruptan 3 ve 7 gün boyunca ekstratlar toplandı. Daha sonra, İGF hücreleri bu ekstratlarla muamele edildi. Hücre canlılığı deneyleri 3. gün ve 7. günde MTT enzimatik aktivite testi yapılarak gerçekleştirildi. Toplam RNA, süpernatantların 3 ve 7 gün uygulanması sonrası 1. Gün ve 3. günlerde izole edildi ve gen ekspresyonları, gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile analiz edildi. Ayrıca, hücre ataçmanı için taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanıldı. Hücre canlılığına yönelik yapılan deneysel analizlerde, hem 3. hem de 7. gün sonunda nikotin içeren gruplarda kontrol gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir azalma gözlemlenmiştir (p<0.01). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise, kompozit ve 3D yazıcı materyallerinin kullanıldığı gruplarda hücre canlılığında diğer materyallere kıyasla daha belirgin bir düşüş saptanmıştır (p<0.01). Bununla birlikte, nikotin içeren tüm gruplarda TNF-α, IL-6, IL-8 ve IL-10 sitokinlerinin mRNA ekspresyon düzeylerinde anlamlı artışlar kaydedilmiştir. Ayrıca, materyallerin 3. ve 7. gün ekstraktları ile yapılan analizlerde IL-1β, MMP-1, MMP-2, MMP-3 ile TIMP-1 ve TIMP-2 gen ekspresyon düzeylerinde materyale bağlı olarak değişken artışlar gözlenmiştir. Nikotin ve geçici protez materyalleri, İGF hücrelerinin hücre canlılğını azaltmış, pro-enflamatuvar sitokinlerin mRNA ekspresyonlarını regüle etmiş, yıkım ve yıkımın inhibisyonundan sorumlu enzimlerin ekspresyonlarını ise farklı düzeylerde etkilemiştir. Anahtar Sözcükler: 3 Boyutlu Yazıcı; Biyouyumluluk; CAD/CAM; İmmediat Yükleme; İnsan Gingival Fibroblastı

Biyomedikal ve dental materyallerDental implantlarProtetik diş tedavisi
Ahmet Oğuz Aydoğdu
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Greft materyali kullanmadan gerçekleştirilen sinüs membran elevasyonunda membranın dental implant yerleştirerek ve sütüre edilerek stabilizasyonunun sinüs içi kemikleşmeye etkisi

Bu çalışmada 30 adet Yeni Zelanda erkek tavşanında 60 adet lateral pencere tekniği ile sinüs lift cerrahisi gerçekleştirilmiştir. Tavşan sinüslerinde bilateral olarak gerçekleştirilen ogmentasyon cerrahilerinde, sinüsler kontrol ve deney grubu olarak ikiye ayrılmıştır ve sinüs membran elevasyonu gerçekleştirildikten sonra titanyum vidalar yerleştirilmiştir. Deney tarafında kontrol tarafına ek olarak sinüs membranı poliglaktin sütür ile lateral kemik duvara sabitlenmiş ve hayvanlar 4. ve 8. haftada sakrifiye edilmişlerdir. Yapılan mikro-BT incelemelerinde osseointegrasyon yüzdesi, yeni kemik oluşumu, sinüs hacmi, implantın sinüs içi protrüzyon uzunluğu ve rezidüel kemik miktarları tedavi yöntemi (kontrol, deney) ve zaman dilimlerine (4.ve 8. hafta) göre kıyaslanmıştır. Alınan sonuçlara göre osseointegrasyonda deney grubunun değerleri kontrol grubuna göre ve 4. haftanın değerleri 8. Hafataya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. İmplant çevresi yeni kemik oluşumunda ve sinüs hacminde, 4. haftada deney grubu kontrol grubuna göre daha yüksek değerler gösterirken 8. haftada anlamlı düzeyde bir değişiklik görülmemiştir. Rezidüel kemik miktarında, deney grubu kontrol grubuna göre daha yüksek değerler gösterirken, implantın sinüs içi protrüzyon miktarlarında gruplar ya da haftalar bazında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Öte yandan toplam örneklemde protrüzyon uzunluğu arttıkça yeni kemik oluşumda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir azalma görülmüştür. Çalışma verileri doğrultusunda implantların çatı etksisine ek olarak sinüs membranının geç rezorbe olan bir sütürla lateral kemik pencereye sabitlenmesinin uzun dönemde sinüs içi kemikleşmeye katkısının daha fazla olabileceği düşünülmektedir.

Alveolar kemik kaybıAugmentasyonDental aygıtlar+7
Ilgın Arı
Hacettepe University
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Peri-implant hastalıklar ile ilişkili risk faktörlerinin periodontal, protetik ve radyoljik olarak değerlendirilmesi

Dental implant tedavisinin popülaritesinin artmasıyla beraber peri-implant dokularda görülen hastalık prevalansında da artış görülmüştür. Bu hastalık durumlarının ortaya çıkmasını önlemek ve hastalıkla mücadeleye katkıda bulunmak amacıyla peri-implant hastalıklarla ilişkili olası risk faktörlerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı implant tedavisi uygulanmış bireylerde mevcut klinik ve radyografik durumun değerlendirilmesi ile literatürde yer alan tüm olası risk faktörlerinin bireysel, protetik ve bölgesel tüm olası faktörleri bir arada olacak şekilde kapsamlı olarak incelenmesi, peri-implantitis gelişimi açısından önem taşıyanların saptanması ve yorumlanmasıdır. Çalışmamıza 30'u kadın, 20'si erkek olmak üzere toplam 50 hasta ve bu hastalara ait 249 implant dahil edildi. Bu implantlar implant çevresi dokularının sağlık durumuna göre; peri-implant sağlık (n = 33), peri-implant mukozitis (n = 137), peri-implantitis (n = 51) ve sert ve yumuşak doku yetersizliği olarak dört ayrı gruba ayrıldı. Her implanta ait periodontal, protetik ve radyolojik parametreler kaydedildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda hastaların yaşı, implantların yerleştirildiği bölge, implant boyları ve tipleri, hastaların sigara kullanımı, periodontitis geçmişleri, periodontal teşhisleri, periodontitis evreleri, idame tedavisine katılıp katılmamaları ve ara yüz temizliği yapıp yapmamaları açısından teşhis grupları arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Plak indeksi dışındaki tüm periodontal parametreler açısından teşhis grupları arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). İncelenen protetik parametrelerden ise; karşıt arktaki dişlerin protetik durumları, implant üstü protezlerin tutucu tipleri, bağlantı tipleri, protez temizlenebilirliği ve protezlerin basamak uyumları açısından teşhis grupları arasında anlamlı farklılık gözlendi. Dijital radyografik değerlendirme ile elde edilen marjinal kemik kaybı miktarı ve protez kenarları ile kemik kreti arasındaki mesafe ölçümleri açısından teşhis grupları arasında anlamlı farklılık gözlendi. Risk faktörü analizi modellemesi oluşturmak için, elimizdeki veri setine uygun çözümleme yöntemi olarak Genelleştirilmiş Kestirim Eşitliklerinin (GEE) yaklaşımı tercih edildi. Yapılan risk analizi modellemesinde implantların maksiller kemiğe yerleştirilmesinin mandibular kemiğe yerleştirilmesine göre % 17.3, implant üstü protezlerin hasta tarafından temizliğe izin vermemesinin, izin vermesine göre % 26.1 oranında peri-implantitis oluşumu için risk barındırdığı sonucuna varıldı. Bu sonuçlar değerlendirilirken çalışmamızda katılımcı sayısının azlığın ve implant sayılarının teşhis gruplarına dağılımındaki dengesizliğin sınırlayıcı faktörler olduğu göz önünden bulundurulmalıdır. Yapılan risk analizi sonucu daha bütünsel bir risk faktörü değerlendirmesi yapılabilmesi için daha geniş örneklem büyüklüğüne sahip ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Dental implantasyonDental implantlarPeriimplantitis+4
Berkin İnan
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tek distal uzantılı zirkonyum restorasyonları destekleyen ti-altyapılı zirkonyum dayanakların yorulma dayanımlarının ve kırılma direnclerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı hibrit dayanak tutuculu distal uzantılı monolitik zirkonya restorasyonların dinamik ve statik yükleme sonrası olası mekanik başarısızlıklarının ve kırılma dirençlerinin değerlendirilmesi olmuştur. Mandibular birinci ve ikinci premolar dişleri taklit eden implant destekli distal uzantılı restorasyonlar BDT/BDÜ sistemi yardımıyla tasarlanarak üretilmiş ve restorasyonları destekleyen dayanak şekline göre iki grupa ayrılmıştır: Grup 1; her bir örnekteki dayanaktan biri anti rotasyonel parça içeren (n=10), Grup 2; anti-rotasyonel parça içermeyen (n=10). Hibrit dayanakların her biri ve zirkonya restorasyonların iç yüzeyi tribokimyasal olarak kaplanmıştır. Sonra tüm dayanaklar implantlar üzerine 30 N tork değerinde sabitlenmiş ve monolitik restorasyonlar dayanaklara adeziv olarak simante edilmiştir. Simantasyon işlemi sonrası örnekler dinamik yükleme için çift eksenli çiğneme simülatöründe 50 N kuvvet varlığında 1.200.000 döngü ısıl ve mekanik yorulma yüklemesine tabi tutulmuştur. Daha sonra örnekler statik yükleme cihazında statik yüklemeye maruz bırakılmıştır. Olası başarısızlıklar Taramalı Elektron Mikroskobu yardımıyla incelenmiştir. Çiğneme simülatörü sonrası restorasyonların sağkalım ve başarı oranı %100 olmuştur. Grup 1 ve Grup 2 için ortalama kırılma direnci değeri sırasıyla 706.2N ve 873.7N olmuştur. Statik yükleme verilerine göre test edilen tüm örneklerin maksimum kırılma direnci verileri ağız içi posterior alandaki kuvvet değerlerinin üzerinde bulunmuştur. Gruplararası fark istatistiksel olarak anlamlı olmasa da anti rotasyonel parça içermeyen grup örnekleri daha yüksek kırılma direnci göstermiştir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, doğru okluzal uyumlamalar ve okluzal temaslar varlığında hibrit dayanıklı distal uzantılı monolitik zirkonya restorasyonların posterior alanda kullanılabileceği söylenebilir.

Dental implantasyonDental implantlarDental porselen+5
Nıgar Baghırova
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Periimplantitis tedavisinde cerrahi olmayan periodontal tedaviye ek olarak uygulanan diyot lazerin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; peri-implantitis hastalarında cerrahi olmayan tedaviye ek olarak diyot lazer kullanımının, klinik parametreler ve peri-implant oluk sıvısındaki İnterlökin-1 beta (IL-1β) seviyesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran ve peri-implantitis teşhisi konulan, sistemik olarak sağlıklı 8 kadın ve 12 erkek olmak üzere toplam 20 gönüllü çalışmaya dahil edilmiştir. Başlangıçta ve 3. ayda peri-implant oluk sıvısı (PİOS) örnekleri toplanmış ve klinik parametreler (Gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ), sondlama cep derinliği (SCD), sondlamada kanama (SK) ve klinik ataçman seviyesi (KAS)) kaydedilmiştir. Çalışmada çenelerin bir tarafı test grubunu diğer tarafı kontrol grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubuna sadece başlangıç periodontal tedavi yapılırken test grubu olarak belirlenen bölgedeki implantlara ek olarak diyot lazer uygulanmıştır. Çalışmamızın verilerine göre her iki grupta da tedavi sonrası klinik parametrelerde azalma gözlenmiştir. Gruplar arası değerlendirmede tedavi sonrası test grubunda Gİ ve SK kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Biyokimyasal verilerdeki değişime bakıldığında ise her iki grupta da 3.ayda IL-1β değerlerinde artış gözlenmiştir. Kontrol grubunda IL-1β seviyesindeki bu artış istatistiksel olarak anlamlı iken test grubunda bu artış anlamlı bulunamamıştır. Bu sonuç, diyot lazer tedavisinin detoksifikasyon etkisi nedeniyle mekanik tedaviye ek bir yarar sağladığını düşündürebilir. Klinik parametrelerdeki iyileşmeye rağmen IL-1β düzeylerinde gözlenen bu artışın periodontal hastalığın erken iyileşme dönemiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Peri-implantitis tedavisinde farklı doz ve uygulama sürelerinin kullanıldığı lazer uygulamalarını içeren daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant, peri-implantitis, diyot lazer, IL-1β, sitoki

Dental implantasyonDental implantlarDiyod lazer+6
Dicle Altındal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Yetersiz keratinize dişetine sahip peri-implant mukozitisli hastaların serbest dişeti grefti ile tedavisinin klinik ve immünolojik parametreler ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, klinik ve radyolojik değerlendirmeler ışığında peri-implant mukozitis tanısı konmuş yetersiz keratinize dişeti bulunan implantların serbest dişeti grefti (SDG) ile tedavi etkinliğinin belirlenmesidir. Çalışmamıza overdenture ile tedavi edilmiş 22 hasta dahil edilmiştir. Peri-implant bölgeden sondalamada kanama (SK), cep derinliği (CD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ), keratinize dişeti yüksekliği (KDY) PİOS hacmi ve TNF-α kayıtları alınmıştır. Başlangıç periodontal tedavi uygulandıktan sonra rastgele seçilen çenelerin bir tarafına SDG uygulanırken (Test grubu), diğer tarafa idame prosedürleri (kontrol grubu) uygulanmıştır. 6. ayda klinik ve immünolojik parametreler tekrar kaydedimiştir. Ameliyat öncesi ve sonrası, gruplar arası ve grup içi parametreler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Test grubundaki implantlarda klinik ve immünololojik parametrelerde istatiksel olarak anlamlı düşüş gözlenmiştir. Kontrol grubunda ise, SK, Pİ ve PİOS hacmi parametrelerinde anlamlı düşüş gözlenirken; CD, Gİ, KDY, PİOS hacmi ve TNF- α değerlerinde istatiksel farlılık bulunmamıştır. Uygulanan tedavi protokolleri gruplar arası değerlendirildiğinde, test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı oranda anlamlı düşüş gözlenmiştir. Yaptığımız çalışma sonucunda yetersiz keratinize dişeti bulunan peri-implant bölgeye SDG uygulamasının klinik ve immünolojik parametrelere olumlu sonuçları gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Peri-implant mukozitis, dental implant, yetersiz keratinize dişeti, serbest dişeti grefti, peri-implant oluk sıvısı

Dental implantasyonDental implantlarGingiva+5
Deniz Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı implant bağlantılarının implant ve protetik parçalar üzerindeki yük dağılımına etkisinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Dental implantlar, günümüzde kısmi ve tam dişsizlik olgularında akla gelen ilk tedavi seçeneği haline gelmiştir. Oklüzal kuvvetler altında doğal dişlerde, implantlarda ve çevre dokularda bir takım stresler oluşmaktadır. Bu çalışmada, farklı implant-abutment bağlantı tasarımlarının stres dağılımları sonlu elemanlar analizi ile incelenmiştir. Çalışmada, üç farklı implant-abutment bağlantı tasarımına sahip implant sistemleri sanal ortamda modellenmiştir. Daha sonra bu modeller ISO-14801 standardına uygun şekilde hazırlanan platforma yerleştirilmiştir. Ardından 300N kuvvet ile hem statik hem de 4Hz frekans ve 1x106 baskı sayısında dinamik yorulma testi uygulanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre farklı implant-abutment bağlantı tiplerinde farklı stres dağılımları görülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre implant-abutment bağlantı tasarımının, implantların prognozunu etkileyeceği düşünülmektedir.

Dental bondingDental desteklerDental implantasyon+4
Metehan Yılmaz
Uşak University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İmplant destekli sabit protez ve geleneksel tip tam protez kullanan hastalarda masseter kas kalınlığının ultrason ile karşılaştırılması

Diş kaybı; stimulasyonun azalmasına bağlı kemik kaybının artması, nöromusküler kontrolün azalması ve kaslarda oluşan düzensizlikler, okluzyonda bozukluklar temporamandibular eklem bozuklukları, proprioseptif yeteneğin kaybı gibi fonksiyonel bozukluklara neden olmaktadır. Çalışmamızın amacı; geleneksel tam protez kullanan bireyler, implant destekli sabit protez kullanan bireyler ve doğal dentisyona sahip bireylerin masseter kas kalınlığının istirahat ve maksimum ısırma durumunda değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 40 kişilik kontrol grubu doğal dentisyona sahip bireylerden oluşurken; 20 si geleneksel tam protez kullanan total hasta grubu, 20 si implant destekli sabit protez kullanan implant hasta grubundan oluşturuldu. Her üç gruba ait ölçümler hem istirahat pozisyonunda hem de maksimum kasılma anında sağ ve sol masseter kas için ayrı ayrı yapılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre geleneksel total grubu hem istirahat hem de maksimum ısırmada masseter kas kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur(p<0,001). Ancak implant gurbu hastalarda hem istirahat hem de maksimum ısırma masseter kas kalınlığında kontrol grubu ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,050). Ayrıca cinsiyete bağlı olarak yapılan hasta grupları içi karşılaştırmada kadın ile erkek arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken, yaşa bağlı olarak negatif bir korelasyon bulunmuştur.

Dental implantasyonDental implantlarDental protez-implant destekli+4
Burçe Doğan
Uşak University
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekli implant üstü restorasyonların estetik sonuçlarının değerlendirilmesi

Diş implantları son yıllarda eksik dişlerin yerine konması için kullanılan en yaygın tedavi seçeneklerinden biri olmuştur. Komşu dişlerin nispeten sağlıklı olduğu tekli diş eksikliklerinde, kron köprü restorasyonlarının yerine dental implantlara giderek daha fazla yönelinmektedir. İdeal bir estetik implant restorasyonu vakasında, implant çevresindeki mukozal marjin, peri-implant yumuşak dokunun rengi, dokusu ve konturu komşu ve kontralateral dişlerle ve/veya implantlarla uyumlu olmalıdır. Tekli implant üstü protezlerin estetik değerlendirmesi, hastaların memnuniyetini artırmak, tedavi sonuçlarını optimize etmek ve diş hekimlerinin klinik uygulamalarını iyileştirmek için kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada da bu estetik yönelim nedeniyle Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde yapılan tekli implant üstü protezlerin estetik performansını detaylı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmamız Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde Ocak 2019 ile Mart 2024 tarihleri arasında hastalara yapılan tekli implant üstü protezlerin intraoral fotoğrafları incelemeyi amaçlayan retrospektif, kesitsel bir çalışmadır. Yapılan protezler Nikon d7100 body ve Nikon 105mm mikro lens (f/2.8G) ile çekilmiş olup ışık kaynağı olarak Nikon R1C1 makro twin flaş kullanılmıştır. Hastaların fotoğrafları 8 protez uzmanı tarafından değerlendirildi. Yapılan protezlerin estetiği PES (Pembe Estetik Skor) /WES (Beyaz Estetik Skor) kullanılarak kontralateral referans dişlerle karşılaştırılarak puanlandırıldı. PES/WES' in tanımlayıcı ve frekans analizi yapıldı. Verilerin analizinde IBM SPSS.27 programı ile uygun testlerle analiz edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada cinsiyet, yaş, immediat implantasyon ve immediat yükleme ile WES, PES ve PES/WES skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak genç hastaların estetik skorlarının, ileri yaştaki hastalara göre belirgin biçimde daha yüksek olduğu görülmüş; bu da yaşlanmanın yumuşak ve sert doku üzerinde olumsuz etkiler yaratarak estetik sonuçları düşürdüğünü düşündürmektedir. Periodontal sağlığı iyi olan hastaların PES ve PES/WES skorlarının anlamlı derecede yüksek bulunması, estetik başarı açısından periodontal sağlığın önemini ortaya koymuştur. Artan implant derinliğinin PES ve PES/WES skorlarında düşüşe yol açtığı gözlemlenmiş; bu durum, estetik performans için implant derinliğinin doğru bir şekilde ayarlanmasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, mezial ve distal kontakt noktası ile kemik tepesi seviyesi 5 mm ve altında olan hastaların estetik skorlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çoklu lineer regresyon analizine göre yaş, implant derinliği ve mezial-distal kontakt noktası ile kemik seviyesi değişkenleri, PES/WES toplam puanının %30'unu açıklamaktadır.

Dental implantlarDental protez-implant destekliDental protezler+1
Ahmet Mahir Aktürk
Uşak University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Peri-implantitis tedavisinde cerrahi olmayan tedavi yaklaşımların etkinliğinin klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi

Progresif kemik kaybı ile karakterize, implant çevresi dokuları etkileyen, iltihabi bir hastalık olan ve görülme sıklığı gün geçtikçe artan peri-implantitisin tedavisi için pek çok farklı yaklaşım bulunmaktadır. Cerrahi olmayan mekanik tedaviye ek olarak diyot lazer kullanımı peri-implantitis tedavisi için önerilen yöntemlerden biridir. Literatürde bu yaklaşımın etkinliği ile ilgili olarak çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Peri-implant dokulardaki klinik değişikliklerin yanı sıra peri-implantitis patogenezi ile ilişkili biyobelirteçlerin tedavinin başlangıç aşamasında ve tedavi sonrası takip süreçlerindeki düzeylerinin değerlendirilmesi var olan bu çelişkiyi aydınlatabilir. Çalışmamızın amacı; peri-implantitis tedavisinde cerrahi olmayan tedaviye ek diyot lazer uygulanmasının etkinliğinin hem klinik hem de biyokimyasal olarak değerlendirilmesidir. Çalışma grubumuz yaş ortalaması 55.08 ± 10.57 olan 21 kadın, 6 erkek toplam 27 kişiden oluştu. Bu bireylerde bulunan peri-implantitis teşhisi konmuş olan 40 implant başlangıç peri-implantitis tedavisini takiben randomize olarak lazer grubu (mekanik cerrahi olmayan tedaviye ek lazer uygulanan grup, n=19) veya kontrol grubu (mekanik cerrahi olmayan tedavinin tek başına uygulandığı grup, n=18) olmak üzere iki ayrı gruba atandı. Her iki tedavi grubundaki implantların cep derinliği, gingival indeks, dişeti kanama zamanı indeksi, plak indeksi değerlerinin kaydedilmesi ve peri-implant oluk sıvısı (PİOS) örneklerinin toplanması başlangıçta, 3.ayda ve 6.ayda gerçekleştirildi. Elde edilen PİOS örneklerindeki IL-1β, IL-10, IL-17, TWEAK, sklerostin, RANKL ve OPG seviyeleri uygun ELISA testleri ile ölçüldü. Çalışmanın sonuçlarına göre her iki tedavi grubunda da altı aylık takip periyodu sonunda klinik ve biyokimyasal parametrelerde başlangıç değerlerine göre anlamlı azalmalar tespit edildi. Her iki tedavi yaklaşımı karşılaştırıldığında 3. ayda klinik parametrelerden gingival indeks, dişeti kanama zamanı indeksi ve plak indeksinde; biyokimyasal parametrelerden IL-1β, IL-17 ve sklerostinde lazer grubunun lehine anlamlı bir fark tespit edildi. Ancak gruplar arası bu farklılık 6. ayda ortadan kalktı. Lazer grubunda 3. ayda gözlenen bu anlamlı farklar, diyot lazerin peri-implantitis tedavisinde ek kullanımının iyileşme açısından erken dönemde avantaj sağlayabileceğini göstermektedir. Ayrıca, peri-implantitis teşhisinde ve tedavinin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla IL-1β, IL-17 ve sklerostinin iyi birer biyobelirteç olabilecekleri ve bu sonucu desteklemek adına ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Belirti ve semptomlarDental implantlarDiyod lazer+6
Nazan Ece Erduran
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Atrofik total dişsiz maksillanın dental implant destekli protetik rehabilitasyonunda uygulanan subperiosteal implantlatın ve zigomatik implantların konvansiyonel intraosseoz dental implantlar ile 3-boyutlu sonlu elemanlar stres analizi kullanarak karşılaştırılması

Total dişsiz atrofik maksillanın sabit protetik restorasyonunda çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Bu tedavi yöntemleri içerisinde kemik ogmentasyonu ile birlikte konvansiyonel implant tedavisi uygulamak en sık kullanılan tekniktir. Kemik ogmentasyon işlemleri içerisinde otojen kemik greftinin kullanılması altın standart olarak görülmektedir. Greftlenecek alanın büyüklüğü göz önüne alındığında iliak kemik ideal bir ekstraoral dönor sahadır. İliak kemik grefti ile çene kemiklerinin rekonstrüksiyonu genel anestezi koşullarında yapılması gereken invaziv bir cerrahi işlemdir. Operasyon sonrası hastanın hastanede yatışı gerekmektedir. Protetik rehabilitasyona geçme süresinin uzun olması, iliak kemik greftinde iyileşme dönemindeki kemik rezorpsiyonunun fazla olması, operasyon sonrası greftin alındığı bölgede ağrı, sinir hasarı ve yürüme bozuklukları gibi birtakım dezavantajları mevcuttur. Tüm bu dezavantajları azaltmak için atrofik üst çenelerde zigoma implantların ve subperiosteal implantların kullanılması alternatif yöntemler olarak literatürde sunulmaktadır. Ancak zigoma ve subperiosteal implantların okluzal kuvvetlere vermiş oldukları yanıt tam olarak bilinmemektedir. Hâlbuki dental implantların okluzal kuvvetlere vermiş oldukları yanıt uzun dönem klinik sonuçları etkilemektedir. Bizim çalışmamızın amacı iliak greft, zigomatik implant, titanyum subperiosteal implant ve polieter eter keton (PEEK) subperiosteal implantın okluzal kuvvetler altında gösterdiği stres değerlerini sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle inceleyerek total dişsiz atrofik maksillaya sahip hastalara en doğru cerrahi tekniği seçmektir. Çalışmamızda bilgisayar ortamında tomografik kayıtlardan yararlanılarak ileri derecede atrofi gösteren total dişsiz maksilla modeli oluşturulmuştur. Bu model üzerine 4 ayrı tedavi planlaması uygulanmıştır. İliak kemik grefti ile kemik artırımı yapılıp 2, 4 ve 6 numaralı dişler hizasına 6 adet dental implant yerleştirilen maksilla birinci modeldir. Ramus kemik grefti ile kemik artırımı yapılıp 6 numaralı diş hizasına 2 adet zigomatik implant ve 2 ve 4 numaralı dişler hizasına 4 adet dental implant yerleştirilen maksilla ikinci modeldir. Titanyum subperiosteal implant uygulanan maksilla 3. model ve PEEK subperiosteal implant uygulanan maksilla 4. modeldir. Çalışmamızda 3,75 mm çapında 10 mm uzunluğunda Brånemark System (Nobel Biocare AB, Goteborg, Sweden) dental implantlar, 4,1 mm çapında 35 mm uzunluğunda Brånemark System zigomatik implantlar (Nobel Biocare AB, Goteborg, Sweden) kullanılmıştır. Oluşturulan modelde zigomatik implantlar intrasinüs tekniğiyle yerleştirilmiştir. 2, 4 ve 6 numaralı dişler hizasından vertikal olarak 150 N, oblik olarak 30 derece açıyla 50 N kuvvet uygulanmıştır. Uygulanan kuvvetler sonucunda kortikal ve trabeküler kemikte biriken gerilme ve sıkışma stresi, implant, abutment ve metal altyapıda biriken Von Mises stres değerleri sonlu elemanlar stres analizi ile incelenmiştir. Çalışmamızın sonucuna göre kemik üzerinde en fazla sıkışma stresi PEEK ile üretilen subperiosteal implant uygulanan modelde görülürken en fazla gerilme stresi ise iliak greft uygulanan maksilla modelinde izlenmiştir. Metal alt yapı üzerinde oluşan stresler en fazla titanyum subperiosteal implant uygulanan modelde bulunmuştur. Vertikal kuvvetler altında en fazla stres iliak greft uygulanan modeldeki implantlarda görülmekteyken oblik kuvvetler altında en fazla stres zigomatik implant uygulanan grupta oluşmuştur. Bu sonuçlara göre atrofik total dişsiz maksillanın sabit protetik rehabilitasyonu için oluşturulan 4 senaryoda fonksiyonel kuvvetler altında kemik, implantlar, abutment ve metal alt yapıda oluşan stres değerlerine bakıldığında tedavi seçeneği olarak ideal bir seçenek olmadığı görülmektedir. Bu nedenle her hasta kendi içinde değerlendirilmeli ve hasta için en ideal tedavi seçeneğine karar verilmelidir.

AtrofiDental implantlarDental protez-implant destekli+6
Hatice Gözde Keleş
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibuler posterior bölgede immediat implant uygulamalarında apikal ve lingual stabilizasyon alanlarının cerrahi sınırlamalarının incelenmesi

Amaç. Bu radyolojik çalışmanın amacı; Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) incelemeleri ile, mandibuler posterior bölgedeki immediat implant uygulamalarında; planlama, cerrahi sırası veya sonrasındaki olası kompleksite ve/veya komplikasyonların belirlenmesi ve prognoz tayini için, veri toplama ve tanımlamaya yönelik, bölgedeki anatomik oluşumların durumlarının araştırılmasıdır. Gereç ve yöntemler. Toplam 497 hastanın mandibuler bölge için dört yüz doksan yedi KIBT görüntüsü geriye dönük olarak analiz edildi. Mandibuler birinci premolar, ikinci premolar, birinci molar ve ikinci molar bölgelerinin görüntüleri değerlendirildi. Bu tarama çalışmasında; mandibuler posterior bölgenin kret morfolojisi (Gallucci ve Posterior Kret tipi) ve anatomik oluşumları değerlendirildi. Kategorik değişkenler olay sayısı ve yüzde olarak sunuldu. Kategorik değişkenleri karşılaştırmak için ki-kare testi kullanıldı (P=.05). Bulgular. Dört yüz doksan yedi kısmi dişsiz hastanın 293'ü kadın, 204'ü erkekti. Gallucci kret tipi değerlendirmesinde oranlar sırasıyla oblik kret %41,5, S-şekilli kret %25,2, düz kret %19, kum saati kret %10,7, bazal kemik kret %3,7 olarak bulundu. Posterior Kret Tipi sınıflaması değerlendildiğinde sırasıyla U (konkav) tipi kret %35,5, P tipi %34,1, C tipi %30,3 oranında bulundu. İmplant kompleksitesi acısından diğer çalışmalara göre bizim çalışmamızda oblik kret tipinin yüksek ve (U) konkav kret tipi diğer çalışmalara göre düşük bulunmuştur. Sonuçlar. Yaptığımız tarama çalışmasında konkav ( U ) kret tipinin diğer çalışmalara göre düşük bulunması komplikasyon oranın da düşmesi anlamına gelir ve ırksal olarak implant başarısı açısında daha şanslı olduğumuzu gösterir niteliktedir. KIBT görüntülerinin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, implant yerleştirmeden önce ve yerleştirme esnasında kret şekli ve anatomik oluşumlarla ilgili önemli klinik bilgiler sağlayabilir. Özellikle mandibuler posterior bölgenin kompleks yapısı implant uygulama öncesi ekstra dikkatli inceleme gerektirir. Anahtar Kelimeler: İmmediat implant, mandibula, komplikasyon.

Cerrahi-diş hekimliğiDental implantasyonDental implantlar+4
Orkhan Magsudlu
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İmplant üstü dijital ölçülerde tarama gövdelerinde yapılan modifikasyonun dijital ölçü hassasiyetine etkisi: In vitro çalışma

İmplant üstü restorasyonların dijital iş akışı ile yapılmasında kullanılan tarama gövdelerinde yapılan modifikasyonların ölçü hassasiyetine etkisi ile ilgili literatürde yeterli bilgi yoktur. Bu çalışmanın amacı, farklı ağız içi tarayıcılarla alınan dijital ölçülerde tarama gövdelerinde yapılan modifikasyonların ölçü hassasiyetine olan etkisini incelemektir. Bu amaçla, üç boyutlu yazıcıdan üretilen parsiyel üst çene dişsiz modele iki adet implant yerleştirilmiştir. İmplantların üç boyutlu konumu belirlemek içi laboratuvar tarayıcısı ile tarama yapılıp referans veri kümesi elde edilmiştir. Çalışmada tarama gövdelerinde yapılan modifikasyonlara göre 4 grup oluşturulmuştur: Grup 1; modifikasyon yapılmamıştır, Grup 2; proksimal yüzeyden 2x3 mm genişliğinde alan ile çıkartılmıştır, Grup 3; proksimal yüzeyden 3x4 mm genişliğinde alan çıkartılmıştır, Grup 4; vida giriş yuvasını bir bölümünü kapsayan 3x6 mm genişliğinde alan çıkartılmıştır. Her grupta üç farklı ağız içi tarayıcı (Itero Element 2, 3shape Trios 4, Medit i500) ile dijital ölçü alınmıştır (n=10). Ağız içi tarayıcılardan elde edilen dijital veriler, referans veri kümesi ile matematiksel çakıştırma algoritma programı kullanılarak ölçü hassasiyeti değerlendirilmiştir. Sonuçların değerlendirilmesi için Mann-Whitney U non-parametrik istatistiksel analiz testi kullanılmıştır. Ağız içi tarayıcıdan bağımsız olarak her iki implant bölgesinde de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda ağız içi tarayıcılar arasında Grup 1 ve 2'de anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), Grup 3 ve 4'te tarayıcılar arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Açısal sapma değerleri incelendiğinde ise her iki implant bölgesi için cihazlar arası istatistiksel fark anlamlı değildir (p>0.05). Tarama gövdelerinde yapılan modifikasyonlar ölçü hassasiyetini etkilemektedir. Ağız içi tarayıcıların, bölümlü dişsizliklerdeki implant üstü dijital ölçü hassasiyeti benzerdir.

AğızDental implantasyonDental implantlar+1
Sema Merve Uzel
Hacettepe University
2022
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Hex ve Non-hex titanyum taban dayanaklar üzerine üretilen çok üniteli monolitik zirkon köprülerde kuvvet dağılımının sonlu elemanlar stres analizi ile karşılaştırılması

Üst çene ön bölgede çok üniteli implant üstü restorasyonlarda hex ve non-hex dayanaklar kullanılmasının implant sistemi ve çevre kemik dokuda oluşan stresler üzerindeki etkisi ile ilgili literatürde yeterli bilgi yoktur. Bu çalışmanın amacı, implant üstü çok üniteli monolitik zirkon köprülerde hex ve non-hex dayanakların farklı kombinasyonlar ile kullanıldığı durumlarda implant, dayanak ve kemikte oluşan streslerin değerlendirilmesidir. Bu amaçla, sonlu elemanlar stres analizi için tomografi verilerinden üst çene bölümlü dişsiz kemik modeli oluşturuldu. 13, 11 ve 23 numaralı dişler bölgesine üç adet implant üzeri altı üye monolitik zirkon köprü tasarlandı. Hex ve non-hex dayanakların farklı kombinasyonlarda kullanıldığı beş çalışma modeli oluşturuldu. Her modelde restorasyonların singulum bölgesinden palatolabial yönde 45° açıyla, her dişe 50 N büyüklüğünde olacak şekilde toplamda 300 N kuvvet uygulandı. Kortikal ve trabeküler kemikte meydana gelen maksimum ve minimum principal stres değerleri, implant boynu ve dayanaklarda oluşan Von Mises stres değerleri hesaplandı. Kortikal kemikte oluşan maksimum principal stres değerleri 3,43 ile 30,82 MPa, minimum principal stres değerleri ise -4,29 MPa ile -11,39 MPa aralığındadır. Trabeküler kemik için maksimum principal stres değerleri 1,29 ile 1,96 MPa, minimum principal stres değerleri -0,47 MPa ile -0,79 MPa aralığındadır. Von Mises stresler incelendiğinde implant boynu için 56,70-98,97 MPa arasında değerler elde edilirken dayanaklardaki stres değerleri 73,50-123,07 MPa aralığındadır. Platform-switch konikal bağlantılı implantlarda hex ve non-hex dayanak sistemleri kortikal ve trabeküler kemik üzerinde benzer stres değerleri oluşturdu. Hex dayanaklarda implant boynunda daha yüksek değerlerde stresler oluşurken dayanaklarda daha düşük değerler gözlendi.

Dental bondingDental implantlarDental materyaller+3
Didem Sakar
Hacettepe University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Panoramik diş röntgenlerinden diş eksikliklerinin makine öğrenmesi kullanılarak tespiti ve sınıflandırılması

Dijital teknolojiler ve yapay zekâ (YZ) tarafından yönlendirilen diş hekimliği araştırmalarındaki son gelişmeler, tanı ve tedavi planlamasını kökten değiştirmektedir. İnsan benzeri yeteneklere sahip olan YZ, diş hekimliği alanında özellikle dönüştürücü bir rol oynamakta; hassas analizler ve kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleri sunmaktadır. Panoramik radyograflarda YZ, erken hastalık tespiti ve tedavi optimizasyonu için kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışması, diş sağlığı alanında YZ tabanlı bir klinik karar destek sistemi önermeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, makine öğrenmesi teknikleri kullanılarak, panoramik diş radyografları üzerinde eksik dişler ve bu bölgelere implant yerleştirme uygunluğu belirlenecektir. Bu doğrultuda, açık erişimli iki veri kümesi kullanılarak ve işlenerek oluşturulan yeni bir veri seti ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Diş Hekimliği Fakültesi'nden temin edilen hasta panoramik radyografi görüntülerinden oluşan gerçek veri seti kullanılmıştır. Farklı makine öğrenmesi teknikleri ve hibrit mimariler bu veri setleri üzerinde uygulanarak ve sergiledikleri performans sonuçları analiz edilerek ele alınan probleme en uygun akıllı yaklaşıma dair bir değerlendirme ortaya konulmuştur. Değerlendirme sonucunda önerilen bu bilgisayar destekli tanı sistemin diş hekimliğinde hasta bakımı ve tedavi karar verme süreçlerini desteklemesi beklenmektedir.

Dental implantlarRadyografi-panoramikYapay zeka ve makine öğrenmesi dersi+1
Nurefşan Güzelce Kuyulu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Radyografik kemik kaybı bulgularına sahip dental implant alanlarının radyolojik açıdan incelenmesi ve periimplantitis hastalarında tedaviye ilişkin klinik yaklaşım farklılıklarının değerlendirilmesi

Peri- implant kemik kaybı tedavisinin gerçekleştirilebilmesi için risk faktörlerinin doğru tanımlanması ile peri-implant hastalıkların etiyolojisinde rol oynayan birçok faktörün hassas biçimde belirlenmesi, elimine veya modifiye edilebilmesi özel önem taşımaktadır. Peri-implant dokuların durumunu değerlendirirken, radyografik parametrelerin de risk faktörlerini belirleme açısından yararlı olacağı düşünülmüş, peri-implant hastalıkların etiyolojisi ve tedavi seçeneklerine ilişkin standart bir protokol olmadığı gözlenmiş ve klinik uygulamalar arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlarla, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde 01.01.2012–26.09.2019 tarihleri arasında implant tedavisi görmüş tüm hastaların arşivdeki radyografları retrospektif olarak incelenmiş ve fonksiyonda olan herhangi bir restorasyona sahip implant içeren radyografları çalışmaya dahil edilmiştir. Radyograftaki her bir implant için hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verileri ile, implant ve restorasyonlara ait parametreler incelenmiştir. Çalışmamızın multidisipliner kısmında; en az bir implant bölgesini ilgilendiren şikayeti olan hastalarda aynı implantlar 4 farklı disiplindeki diş hekimleri tarafından muayene edilmiş, tanı, etyolojik faktör, önerilen tedavi planlaması, bu tedavi sonrası öngörülen prognoz tayini, risk durumunun belirlenmesi ve önerilen idame aralıklarına ilişkin disiplinler arası olası yaklaşım farkı incelenmiştir. Çalışmamıza dahil edilen 2125 implantın %50.68'i maksillada yer alırken; %49.32'si mandibulada bulunmaktadır. Yaş (p=0.784) ve cinsiyetin (p=0.450), RKK üzerinde anlamlı etkiye sahip olmadığı ancak hem implantın tipi hem de implant üstü protezin tipinin RKK için etkili bir faktör olduğu görülmüştür (p<0.05). İmplantların mezial komşu bölgesi (p=0.027) ve karşıt arkındaki dentisyon durumu (p=0.024) RKK üzerinde etkiliyken; distal komşu bölgede (p=0.132) bu faktör etkili değildir. Hem mezial (p=0.001) hem distal (p=0.001) hem de karşıt arktaki (p=0.004) dişte radyografik olarak gözlenebilen alveol kemiği kaybı varlığı RKK üzerinde anlamlı etkiye sahiptir. Fraktal analiz bulguları için hem apikal hem servikal bölgede ölçümün yapıldığı zaman grup içi (p=0.312) ve gruplar arasında (p=0.736) etkili değilken; değerlerin elde edildiği grup (p=0.865) da etkili değildir.Multidisipliner yaklaşımda tanı ve prognoz tayini açısından hekimler arası görüş benzerlikleri olduğu; etiyoloji, tedavi planlaması, risk profili ve idame aralıklarının belirlenmesinde ise hekimlerin kendi bölümlerine ait mesleki tecrübeleri doğrultusunda farklı görüşler belirtebileceği görülmüştür. Sonuç olarak hekimlerin, çalışmamızda peri-implant kemik kaybı üzerinde etkili olduğu belirlenen risk faktörlerini radyografik değerlendirmede göz önünde bulundurmaları ve implant tedavisi başarısının klinik değerlendirmesinde multidisipliner bakış açısını kullanmaları gerekmektedir.

Alveolar kemik kaybıDental implantasyonDental implantlar+6
Ege Nadir Aytac
Hacettepe University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

İliak kemik grefti ile rekonstrüksiyon yapılmış hastalarda implant destekli protez sonrası klinik implant başarısı, ağız sağlığı etki profili (ohip-14) ve hasta memnuniyeti değerlendirmesi

İleri derecede atrofik çenelerin dental implantlar ile rehabilitasyonu amacı ile otojen kemik grefti ile rekonstrüksiyonu maksillofasiyal cerrahide en sık uygulanan tedavi seçeneklerindendir. Otojen greftler, osteojenik ve non-immünolojik özellikleri nedeniyle günümüzde halen 'altın standart' olarak kabul edilmektedir. İliak krest ise büyük kemik defektlerinde ogmentasyon için en sık tercih edilen otojen kemik greft kaynağıdır. Dental implantlar için klinik başarı terimi; hekimin tedavi süresince teknik başarısı ve implantın osseointegrasyonu ile belirlenmesine rağmen tedavinin hastalar üzerinde yarattığı etkileri kapsamamaktadır. Bu doğrultuda implant başarı kriterlerinin başarıyı ifade etmekte yetersiz kaldığı kabul edilmiş, bu da son yıllarda, hasta odaklı değerlendirme, ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi kavramı ve hasta memnuniyeti gibi kavramları popüler hale getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, ileri derecede atrofik çenelerin anterior iliak kemik grefti ile rekonstrüksiyonu sonrası dental implantlar ve implant destekli protezler ile rehabilitasyonu yapılan hastaların OHİP-14 skalası ile ağız sağlığı yaşam kalitesinin belirlenmesidir. Ayrıca, Likert tipi sorular ile hazırlanan memnuniyet anketi ile hastaların uygulanan tedaviye ilişkin memnuniyet derecelerinin ve periodontal indeksler ile implantların periodontal sağlık durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilen tüm bulgular değerlendirildiğinde, ileri derecede atrofik çenelerin anterior iliak krestten alınan blok kemik grefti ile rekonstrüksiyonu ve sonrasında implant ve protetik rehabilitasyonunun yaşam kalitesi üzerine pozitif etkileri olduğu, bu etkinin zamanla daha da arttığı; hastaların bu prosedürle ilişkili memnuniyet derecelerinin yüksek olduğu ve bu tedaviye ilişkin beklentilerinin yüksek oranda karşılandığı görülmüştür. Periodontal sağlık durumu değerlendirildiğinde ise plak indeksi ve gingival indeks değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, bu değerler arttıkça cep derinliğinde de artış olduğu, her iki indeks değerinin de erkeklerde, ileri yaş grubunda, sigara içen grupta ve posterior bölgelere yerleştirilmiş implantlarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Peri-implant cep derinliğinin erkek hastalarda ve posterior bölgelere yerleştirilmiş implantlarda daha yüksek ölçülmesi istatistiksel anlamlı bulunmuştur.

Ağız sağlığıDental implantasyonDental implantlar+5
Kardelen Öykü Tanır
Hacettepe University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ekstraoral implantlarda yeni anti-manyetik dayanak tasarımının tutuculuğa etkisinin in-vitro incelenmesi

Mıknatıs ataçmanlar, maksillofasiyal protezlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Mıknatıs tutucuların pek çok avantajının yanı sıra, manyetik dayanakların, manyetik rezonans görüntülemede (MRG) çıkarılmasının gerekliliği ve hücreler üzerindeki olumsuz etkileri gibi dezavantajları da vardır. Bu in-vitro çalışmanın amacı, rutinde kullanılan manyetik dayanaklara alternatif olarak geliştirilmiş yeni tip anti-manyetik dayanak tasarımların tutuculuğunu değerlendirmektir. Bu amaçla Ti6Al4V alaşımından üretilen yeni tip anti-manyetik dayanakların, güncel kullanımda olan ekstraoral implantlara göre, tutuculukları karşılaştırılmıştır. Çalışmada 4 grup belirlenmiştir ve her gruptan 10'ar örnek hazırlanmıştır. 1. grup geleneksel manyetik sistem (GMS-kontrol grubu), 2. grup bu geleneksel manyetik sistemin 100°C'de ısıtılmış hali (IGMS), 3. grup anti-manyetik dayanak tip 1 sistemi (AMS1) ve 4. grup da tip 2 sistemidir (AMS2). Örnekler, test sistemi hazırlandıktan sonra sırasıyla test sistemine yerleştirilmiştir. 0, 120, 360, 720, 1440. döngülerdeki tutuculuk kuvvetleri ölçülmüştür. Tutuculuk değerleri 1440 döngü sonucunda sırası ile GMS: 3,39 N, IGMS: 3,38 N, AMS1: 8,83 N, AMS2: 8,75 N olarak ölçülmüştür. Sonuçların değerlendirilmesi ve farklı dayanak-ataçman sistemlerinin çıkarma kuvvetlerinin karşılaştırılmasında Two way ANOVA repeated measures kullanılmıştır. AMS grupları kendi içinde ve GMS grupları kendi içinde benzer sonuçlar göstermiştir (p>0,05). GMS ve AMS1, GMS ve AMS2 arasında ise istatistikler olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, yeni tip anti-manyetik dayanakların tutuculuk kuvvetlerinin daha yüksek değerlerde olduğu ve manyetik dayanaklara bir alternatif olabileceği görülmüştür.

Dental bondingDental desteklerDental implantasyon+6
İrem Sözen Yanık
Hacettepe University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

İmplant uygulanacak alanın kemik densitesindeki farklılıkların implant çevresindeki marjinal kemik seviyelerindeki değişikliklere etkisinin iki farklı implant tipinde incelenmesi

Bu çalışmada iki farklı implant tipindeki marjinal kemik kaybına kemik yoğunluğunun etkileri ve kemik kaybıyla yerleştirme torku (YT), rezonans frekans analizi (RFA) ve kemik yoğunluğu arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla implant yapılacak hastalardan film üzerine aluminyum step-wedge (Al-Sw) yerleştirilerek standardize periapikal radyograflar implantın yerleştirilmesinden önce, hemen sonra ve 3,6,9 ve 12. aylarda alınmıştır. Elde edilen radyograflar üzerinde densitometrik ölçümler yapılarak implant bölgesindeki kemiğin densitesi mmAlEşd olarak hesaplanmıştır. Ayrıca aynı radyograflar üzerinde marjinal kemik kaybıyla ilgili ölçümler yapılmıştır. İmplantın cerrahi olarak yerleştirilmesi esnasında RFA ile implant stabilite katsayısı (ISQ) ve YT ölçümleri yapılarak kaydedilmiştir. Bir yıllık takibin sonunda marjinal kemik kaybı konik implantta 0.21 mm ve silindirik implantta ise 0.82 mm olarak ölçülmüştür. Konik implant kullanıldığında kemik yoğunluğu arttıkça meydana gelen kemik kaybı miktarının azaldığı görülmüştür. Silindirik implant kullanıldığında ise konik implantta gözlendiği gibi doğrusal bir ilişkiye rastlanmamıştır. Konik implantta YT değerinin 50 civarında olması durumunda en az miktarda kemik kaybına rastlanırken, silindirik implantta bu değer 30-40 civarındadır. Konik implant kullanıldığında ne kadar yüksek ISQ değeri elde edilirse o kadar az kemik kaybı meydana geldiği görülmüştür. Silindirik implantta ise ISQ değerinin 70-80 aralığında olduğunda en az kemik kaybı meydana geldiği saptanmıştır. Her iki implant tipinde YT ile kemik yoğunluğu arasında korelasyon bulunmamıştır. Benzer şekilde YT ile ISQ arasında da korelasyon bulunmamıştır. Bir yıllık takibin sonucunda her iki implant da kabul edilen marjinal kemik kaybının altında değerler göstermiştir. Ancak konik implantta gözlenen marjinal kemik kaybı silindirik implanta göre istatistiksel olarak da anlamlı derecede düşüktür (p<0,001). Erkeklerde meydana gelen kemik kaybı miktarı kadınlara oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazladır (p<0,0035) Anahtar Kelimeler: Marjinal kemik kaybı, densite, RFA, YT

Dental implantasyonDental implantlarFrekans analizi+2
Barış Tuğay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Tam ark restorasyonlarda yardımcı geometrik parça kullanımının dijital ölçü hassasiyetine etkisi: İn vitro çalışma

İmplant üstü restorasyonların üretiminde ağız içi tarayıcıların kullanımı giderek artmaktadır. Ancak implantlar arası uzun dişsiz alanlarının bulunduğu klinik durumlarda dijital ölçü sistemlerinin çelişkili sonuçlar verdiği rapor edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, yardımcı geometrik parça kullanımının dijital ölçü hassasiyetine etkisini incelemektir. Bu in-vitro çalışmada dört adet implant yerleştirilmiş tam dişsiz, epoksi rezinden üretilmiş üst çene modeli referans olarak kullanıldı. Vidalı üst yapıya uygun dayanaklar implantlar üzerine torklandı. Oluşturulan bu ana modelden dört farklı yöntemle ölçü alındı: Direkt referans model üzerinden laboratuvar tarayıcısı ile, splintli açık kaşık ölçü yöntemi ile, ağız içi tarayıcı ile dijital ölçü ve tarama gövdeleri arasında kesintisiz bir referans noktası oluşturacak yardımcı geometrik parça kullanılarak ağız içi tarayıcı ile dijital ölçü. Taramalar sonrası elde edilen veriler kullanılarak SLM yöntemi ile tek parça vidalı metal alt yapı üretildi. Tüm alt yapıların ana modele uyumu Sheffield Testi ile değerlendirildi ve test sırasında meydana gelen her bir dayanak ile alt yapı arasındaki uyumsuzluk miktarı x45 büyütmede stereomikroskopla değerlendirildi. Ölçü yönteminin vertikal marjinal aralığa (VMA) etkisini değerlendirmek için tek yönlü ANOVA, ikili karşılaştırmalar için ise Scheffe posthoc testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda ölçü yöntemlerinin arasında anlamlı fark olduğu tespit edildi. Dijital ölçü ile üretilen üst yapıların ortalama VMA değerleri diğer gruplardan anlamlı derecede yüksektir. Yardımcı geometrik parça kullanımının dijital ölçü hassasiyetini iyileştirdiği saptandı.

Dental arkDental implantasyonDental implantlar+4
Hale Arıkan
Hacettepe University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Anterior maksiller bölgede implantasyonu etkileyen parametrelerin retrospektif değerlendirilmesi

Dental implant cerrahisinde değerlendirilmesi gereken temel unsurlardan biri kemiğin özellikleridir. Klinik muayene önemli olsa da; kemiğin formu, şekli, yapısı, anatomik özellikleri gibi immediate implant yerleştirmeyi etkileyebilecek faktörler nedeniyle; radyografik değerlendirme doğru planlama ve uzun dönem başarı için değerlidir. Bu çalışmanın amacı; anterior maksiller bölgede immediate implant uygulamalarını etkileyen parametreleri Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ile cerrahi öncesi değerlendirmektir. 150 hastanın üst anterior 4 keser dişinin bukkal kemik kalınlıkları, bukkopalatinal kemik kalınlıkları, apikal kemik yükseklikleri, fenestrasyon ve dehisens varlığı/yokluğu KIBT görüntülerinde ölçülmüş; her hastanın yaşı, cinsiyeti ve sigara kullanımı kaydedilmiştir. BKK'nda en yüksek oran ince kemik fenotipinde görülmüştür. Ayrıca 2 ve 5 mm apikaldeki ölçümlerde lateral dişlerin, 8 mm'de ise santral dişlerin BKK daha kalın bulunmuştur. BPKK ise santral dişlerde ve erkeklerde daha kalın ölçülmüşken, sigara kullanımı ve yaşa bağlı bir fark görülmemiştir. FD oranı kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. AKY erkeklerde daha yüksek bulunurken, sigara kullanımı ve yaşa bağlı istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bu sonuçlar ışığında, maksiller anterior dişlerde, çevre yumuşak ve sert dokuların idamesi ve stabilitesi için yeterli ve doğru planlama yapılmadığı takdirde, immediate implantasyonun yararlarını ortadan kaldırabilecek ince bukkal kemik duvarı bulunmuştur. Bu nedenle, ince bukkal kemik duvarı varlığında, estetik bir sonuç elde etmek için implant bölgesinin ogmentasyonu önerilmektedir. Başarılı estetik sonuçlar elde etmek için; titiz bir preoperatif analiz ve uygun tedavi yaklaşımı için KIBT kullanımı gerekmektedir.

Dental implantasyonDental implantlarKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Buğra Çakın
Hacettepe University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Rezorbe maksilla modeline uygulanan implantların uygulama bölgelerindeki değişikliklerin kemik ve implant üzerindeki etkisinin sonlu eleman analizi ile incelenmesi

Dental implantlar, modern diş hekimliğinde diş eksikliklerinin giderilmesi amacıyla en çok kullanılan tedavi yöntemidir. Tek bir diş eksikliğinden, çoklu diş eksikliklerine ve tam dişsizliklere kadar uzanan tüm durumlarda hastaların fonksiyonel, estetik, fonetik ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesinde dental implant tedavileri ile doğal dişlere en yakın sonuçlar elde edilmektedir. Tam dişsizlik durumuyla birlikte ileri derecede atrofi görülen çenelerde, çene ilişkilerinin değişmesi, implant yerleştirilecek bölgelerde kemik dokunun yetersiz oluşu ve dental arklar arasındaki mesafelerin artışı; ideal protetik tedavi planlamalarını zorlu hale getirmektedir. Bu problemleri çözebilmek adına kemik ogmentasyon yöntemleri ve farklı implant tedavisi planlamaları geliştirilmiştir. Ogmentasyon yöntemleri sayesinde atrofik bölgelerin rekonstrüksiyonu ile dental implantların yerleşimi için yeterli kemik dokusunu sağlamak mümkün iken; tedavi sürelerinin ve geçirilen cerrahi operasyon sayısının artması, post-operatif dönemde oluşabilecek komplikasyonlar gibi etkenler hastaların ek cerrahi prosedürlere olan toleransını azaltabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; premaksillada atrofinin belirgin şekilde görüldüğü kombinasyon sendromu gibi durumlarda, 2 farklı tedavi yaklaşımı (ogmentasyon ve implantların pozisyonel değişimi) uygulandığında, fonksiyonel kuvvetler altında implant ve protetik parçalar üzerinde, implantı çevreleyen kortikal ve kansellöz kemik dokusunda oluşan streslerin şiddetlerini ve bölgesel dağılımlarını karşılaştırmaktır. Çalışmamızda bu amaç doğrultusunda üç boyutlu sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılmıştır Bu çalışmanın sonuçlarına göre, mandibula ramustan elde edilen blok kemik grefti kullanılarak ogmente edilmiş premaksilla bölgesine yerleştirilen implantlar ve premaksilla ogmentasyonu yapılmaksızın sadece premolar-molar bölgeye yerleştirilen implantlar ile protetik rehabilitasyonu tamamlanan modellerde; implant, implant komponentleri ve çevre dokularda oluşan stres değerleri karşılaştırıldığında benzer sonuçlar elde edildiği gözlenmiştir.

AtrofiDental implantasyonDental implantlar+4
Ümit Özgür
Hacettepe University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Frezleme hızının implant stabilitesi ve postoperatif ağrı seviyelerine etkisinin incelenmesi

AMAÇ: Çalışmanın amacı, implant yuvası hazırlanması esnasında 50 rpm düşük devir irrigasyonsuz frezleme ve 800 rpm yüksek devir irrigasyonlu frezleme yöntemlerinin cerrahi sırasında oluşan rahatsızlık, postoperatif dönemde algılanan ağrı seviyeleri ve implant stabilitelerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya alt birinci molar diş bölgelerinde karşılıklı diş eksikliği bulunan 15 birey (8 erkek ve 7 kadın, yaş ortalaması: 38±15) dahil edildi. Dişsiz bölgelerin test veya kontrol grubuna dağılımı operasyon sırasında tam kalınlık flep kaldırılmasından sonra rastgele belirlendi. Test grubunda 50 rpm irrigasyonsuz frezleme, kontrol grubunda ise 800 rpm irrigasyon ile frezleme yapılarak implant yuvaları hazırlandı. Her iki grupta da standart çap ve boyda implant ve iyileşme başlıkları kullanıldı. Implantın primer ve sekonder stabilite değerleri başlangıç, 1,2 ve 3. Aylarda rezonans frekans analizi yöntemiyle değerlendirilirken, sert dokular başlangıç ve 3. ayda alınan paralel teknik periapikal radyografilerle değerlendirildi. Ayrıca, dişsiz bölgeye komşu dişlerin vitalite değerleri başlangıç, 1 ve 3. aylarda ölçülerek kayıt altına alındı. Dişsiz bölgedeki keratinize doku genişlikleri ise başlangıç ve 3. ayda ölçüldü. Aynı zamanda operasyon sırasında ve sonrası 1 hafta boyunca hastanın algıladığı ağrı seviyeleri VAS skalası yardımıyla kaydedildi. BULGULAR: Onbeş hastanın tümü planlanan şekilde çalışmayı tamamladı. Keratinize doku genişlikleri gruplar arasında anlamlı fark oluşturmazken grup içi başlangıç ve 3. ay arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,01). RFA ve vitalite değerlerinde ise tüm takip dönemlerinde grup içi ve guruplar arası kıyaslamada benzerdi. İlk kemik implant temas noktası grup içi kıyaslandığında her iki grup içinde başlangıca göre anlamlı seviyede azalma saptandı (Test Grubu içi p<0,01, Kontrol Grubu için p=0,01). Marjinal kemik kaybı her iki grupta benzer bulundu. Operasyon sırasında algılanan rahatsızlık seviyesi gruplar arasında benzerken, postoperatif 2.gün Test Grubunda ağrı anlamlı seviyede yüksektir (p<0,05). Grup içi kıyaslamada test ve kontrol gruplarında birinci gün algılanan ağrı seviyeleri sırasıyla 6,7. ve 5,6 ve 7. günlerden anlamlı seviyede yüksektir ( p< 0,05). SONUÇ: Her iki frezleme yöntemi de klinik olarak güvenli yöntemler olmasına karşın, yüksek devirde frezlemenin oluşan ağrı seviyesinde az bir avantaj sağladığı izlenmektedir. Ancak bu farkın klinik olarak anlamsız seviyede olduğu söylenebilir.

AğrıAğrı-postoperatifDental implantasyon+2
Aylin Avcı
Ege University
2019
00

İlgili konular