Diabet-gebelik sırasında
88 theses under this subject heading
Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite
COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım beklentileri ve memnuniyet düzeyleri
Bu araştırma, COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus (GDM) tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım (DÖB) beklentileri ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 55 GDM tanısı alan gebe oluşturdu. Veriler, 17.05.2021-01.09.2021 tarihleri arasında araştırmacılar tarafından oluşturulan Katılımcı Bilgi Formu, Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde Independent Sample-t test, ANOVA test, Mann-Whitney Utest, Kruskal-Wallis H test ve spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Sağlık hizmetinin kalitesini bakım memnuniyeti artışı ile değerlendirebilmek mümkündür. Araştırmada Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri değerlendirildiğinde; genel beklenti puan ortalaması 21,04±4,60, genel memnuniyet puan ortalaması 53,16±16,97 bulundu. Sonuç olarak; COVID-19 pandemisinde GDM tanısı alan gebelerin yeterli sayıda DÖB hizmeti aldığı, DÖB hizmeti almalarını yaş, eğitim düzeyi, yaşanılan bölge, aile tipi, eşin yaşı, eşin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi durumların etkilenmediği tespit edildi. Ancak gebelerin COVID-19 pandemisi kaynaklı gebe okulu eğitiminden mahrum kaldığı sonucuna ulaşıldı. Doğum öncesi bakım memnuniyeti ve hasta beklentileri puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlendi.
Gestasyonel diyabetes mellitus tanılı hasta serumlarında sestrin 2 NRF 2 /KEAP 1 yolağının araştırılması
Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM)'lu hasta serumlarında gestasyonel diyabetes mellitus etyopatogenezinde rol alan oksidatif stress parametreleri olan Sestrin-2, Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1), Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α), Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2),Superoksit dismutaz (Sod), Glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve 4 Hidroksinonenal (4-HNE) seviyelerinin araştırılması amaçlanmaktadır.Bu çalışmamızda gestasyonel diyabetli gebeler, sağlıklı kronik hastalığı olmayan gebeler ve sağlıklı kronik hastalığı olmayan kadınlarda oksidatif stress parametrelerinin düzeylerini belirleyip karşılaştırmak ve gestasyonel diyabet etyolojisinde oksidatif stresin potansiyel ilişkisini araştırmak ve bu konuda yeterli çalışmanın olmadığı literatüre katkıda bulunmaktır. Planlanan çalışma vaka-kontrol çalışması niteliğinde olup, örneklem31.07.2022-31.02.2023 tarihleri arasında Gaziantep Üni versitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 27 adet gestasyonel diyabetes mellituslu gebe (Grup I), 27 adet gestasyonel diyabeti olmayan sağlıklı gebe (Grup II) ve 27 adet gebe olmayan sağlıklı kadından (grup III) oluşan 3 grup belirlenmiştir.Hastaların yaş, gravida, parite, abortus sayıları, gebelik haftaları ile vücut kitle indekslerinden oluşan demografik parametreler kaydedildi. Gruplardan alınan kanlar santrifüj işleminden geçirildikten sonra ependorflara bölündü, biyokimya anabilim dalında bulunan-800Cderin dondurucuda saklandı vesonrasında elde edilen serumlarda Sestrin-2, Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1), Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α), Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2), Superoksit dismutaz, Glutatyon peroksidaz ve 4-Hidroksinonenal düzeyleri ELIZA yöntemiyle çalışıldı. Grup I, II ve III'teki kadınlarda Sestrin-2 değerleri sırasıyla(3,54 ± 1,34, 4,21 ± 1,56 ve 4,11 ± 1,14 ng/mL olarak bulundu (p=0,035). Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2) değerleri sırasıyla (12,74 ± 3,7813,85 ± 5,3712,35 ± 3,09)ng/mL olarak bulundu (p=0,891). Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1)değerleri sırasıyla 576,43 ± 166,19627,42 ± 198,47528,65 ± 113,01ng/mL olarak bulundu (p=0,246). Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α) değerleri sırasıyla 2,85 ± 0,73,3 ± 1,472,52 ± 0,91,ng/mL olarak bulundu (p=0,083).Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2) değerleri sırasıyla, 926,92 ± 198,32968,25 ± 239,2821,31 ± 158,42ng/mL olarak bulundu (p=0,026*).Superoksit dismutaz değerleri sırasıyla, 131,83 ± 24,87,185,79 ± 90,42138,39 ± 26,31U/L olarak bulundu (p=0,080).Glutatyon peroksidaz değerleri sırasıyla 69,48 ± 19,6679,49 ± 23,8181,72 ± 16,82U/L olarak bulundu (p=0,068). 4-Hidroksinonenal değerleri sırasıyla 22,77 ± 6,0221,13 ± 5,6217,05 ± 3,31ng/mL olarak bulundu (p=0,001*). Demografik parametrelerde kadın yaşı grup I'de anlamlı olarak grup II ve III'e göre yüksek bulundu (p=0.012). Grup I ve II arasında obstetrik parametreler açısından fark bulunmadı. Vücut kitle indeksi grup I'de anlamlı olarak grup II ve III'e göre yüksek bulundu (p=0.001). Sestrin-2 seviyeleri grup I'de, grup II ve III'e oranla anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.028 ve 0.023). Oksidatif streste rol alan Sestrin-2 seviyelerindeki bu fark gestasyonel diabetes mellitusta oksidatif stresin rolüne işaret etmektedir.NRF2 seviyeleri de oksidatif streste rolü olmakla beraber çalışmamızda anlamlı fark saptanmadı (p=0.891). Keap-1 ile HIF-1α seviyeleri de oksidatif streste rolü olan bir parametre olmasına rağmen gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.246 ve 0.083). ERK1/2 seviyeleri de gebe olmayan kadınlarda daha düşük olmakla beraber gestasyonel diabet açısından grup I ve II arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.453). Yine oksidatif streste antioksidan dengede rol alan SOD ve GSHPx seviyeleri grup I'de grup II'ye oranla daha düşük saptanmakla beraber istatistiksel bir fark saptanmadı (p=0.08 ve 0.068). Oksidatif streste, lipit peroksidasyonundan türetilen reaktif karbonil türlerinin 4-hidroksi-2-nonenal (4-HNE) seviyelerinde grup I ve II arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0.567), gebe olmayan kadınların bulunduğu grup III'te grup I ve II'ye oranla anlamlı derecede düşük saptandı (p=0.001 ve 0.003). Çalışmamızda oksidatif streste rolü olan Sestrin-2 seviyelerinin gestasyonel diabetes mellitusu olan kadınlarda düşük bulunması ilgi çekicidir ve bu yolaktaki rolü ile riskli kadınların belirlenmesinde kullanımı açısından daha ileri çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gestasyonel Diabetes Mellitus, Oksidatif stres, Sestrin-2
Gestasyonel diyabeti olan kadınların beslenme düzeninin değerlendirilmesi
Bu araştırma, gestasyonel diyabeti olan kadınların beslenme düzeninin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Bağdat Valiliği'ne bağlı Bağdat Eğitim Hastanesi ve özel bir kliniğe 30 Aralık 2022 - 28 Mart 2023 tarihleri arasında başvuran 235 diyabetik gebe ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında yapılandırılmış kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %32,3'ünün 28-32 yaş grubunda olduğu, %54,5'inin eğitim düzeyinin lisans ve lisansüstü olduğu, %55,3'ünün beslenme önerisi aldığı, %29,8'inin beslenme önerilerini doktordan aldığı, %43,4'ünün dört kez/öğün yemek yediği, %49,8'inin öğün atlamadığı, öğün atlayanlarında %51,9'unun zayıf kalmak için öğün atladığı, %37,9'unun üzüntülü/yorgun olduğunda her zamankinden az yediği, %54,5'inin sevinçli/heyecanlı olduğunda beslenmesinde bir değişiklik olmadığı, % 21,7'sinin öğün aralarında meyve yediği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda özellikle birinci basamaklarda çalışan sağlık profesyonellerinin, gebelere hem anne hem de bebek sağlığı açısından obezitenin zararları ve dengeli beslenmenin faydaları konusunda bilgilerini artırmaya yönelik eğitim programları/kursları düzenlemeleri önerilmektedir.
Gestasyonel, tip 1 ve 2 diabetik anne bebeklerinde ve makrozomik bebeklerde troponin T ve NT ProBNP düzeyi
Amaç: Çalışmamızda, pregestasyonel ve gestasyonel diyabetik anne bebekleri ve makrozomik bebeklerde doğum sırasında alınan umblikal arter N Terminal-Pro Beyin Natriüretik Peptid (NT ProBNP), Troponin T düzeyleri ve postnatal 24. saatten sonra ekokardiografik bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya prospektif olarak Eylül 2011- Eylül 2012 tarihleri arasında hastanemizde doğan, gebelik haftası > 34 hafta olan 27 pregestasyonel diyabetik anne bebeği, 61 gestasyonel diyabetik anne bebeği, diyabetik anne bebeği olmayan makrozomik 37 bebek ve kontrol grubu olarak annede kronik veya gebelik ilişkili problemi olmayan 58 sağlıklı yenidoğan alındı. Çalışmaya alınan bebeklerde NT ProBNP ve troponin T değerleri doğum sırasında umblikal kord arteryel kandan alınan örneklerde çalışıldı. Bebeklere 24-72. saatlerinde ekokardiografi yapıldı. Ekokardiyografik çalışma sırasında M-Mode, iki boyutlu ekokardiyografi, Doppler ekokardiyografi ve ayrıca ?pulse? doku Doppler ekokardiyografi teknikleri kullanıldı. Bulgular: Umblikal arter NT ProBNP ve troponin T düzeyleri, diyabetik ve makrozomik grupta kontrol grubuna göre yüksek bulundu (hepsi için p<0.001). Üçüncü trimesterde anne HbA1c düzeyine göre diyabetik anne bebekleri iyi (HbA1c<% 6.1) ve suboptimal (HbA1c>% 6.1) metabolik kontrollü olarak ikiye ayrıldı. NT ProBNP düzeyi, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinin interventriküler septum kalınlığı (IVS) arasında pozitif korelasyon saptandı (sırasıyla r=0.536, p<0.01 ve r=0.576, p<0.01). Benzer şekilde NT ProBNP düzeyleri, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebekleriyle IVS/Sol ventrikül serbest duvarı oranı arasında pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0.545, p<0.01 ve r=0.563, p<0.01). Suboptimal metabolik kontrollü grupta NT ProBNP ile sol ventrikül kitle indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0.586 p<0.01). Benzer korelasyon troponin T ile gruplar arasında gösterilemedi. Miyokard performans indeksi açısından diyabetik anne bebekleri ile kontrol grubu arasında fark yokken makrozomik grupta miyokardiyal performans indeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p=0.017). Sonuç: Bu sonuçlar suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinde NT ProBNP düzeyi ile korele olan septal hipertrofiyi göstermesi açısından gebelikte diyabet kontrolünün önemini vurgulamaktadır.
Sınırda gestasyonel diyabet ve perinatal sonuçlar
ÖZET Sınırda Gestasyonel Diyabet ve Perinatal Sonuçlar Amaç: Gestasyonel diyabet ilk kez gebelik sırasında başlamış ve saptanmış olan çeşitli derecelerdeki karbonhidrat intoleransıdır. Gestasyonel diyabetin fetal ve maternal sağlığa etkileri oldukça iyi bilinmektedir. Ancak glukoz değerleri normal gebeler ile gestasyonel diyabetik gebeler arasında olan sınırda gestasyonel diyabetiklerin maternal ve fetal sonuçları iyi bilinmemektedir. Biz bu çalışmamızda 50 gr glukoz taraması pozitif olup 100 gr tanı testi normal olan olguların postpartum ve perinatal sonuçlarını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma Ocak 2009 – Ocak 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilimdalı gebe polikliniğinde takip edilen gestasyonel diyabet taramaları ve doğumları hastanemizde gerçekleştirilen 268 gebeyi ve onların bebeklerinden oluşturuldu. Çalışma grubu; 50 gr glukoz tarama testi yüksekliği olup 100 gr tanı testi normal olan 134 gebeden, kontrol grubu ise 50 gr glukoz tarama testi normal olan 134 gebeden oluşturuldu. Çalışmaya çoğul gebeliği, pregestasyonel diyabeti ve fetal konjenital anomalileri olan gebeler ve maternal kronik hastalık mevcudiyeti, maternal trombofili öyküsü olan hastalar çalışmaya alınmadı. 50 gr glukoz tarama testinde eşik değer > 140 mg/dl alındı. 100 gr tanı testinde ise Ulusal Diyabet Veri Grubu (NDDG) tanı kriterleri kullanıldı. Çalışmaya alınan iki grubun obstetrik ve perinatal sonuçları retrospektif olarak karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: Demografik özelliklere bakıldığında yaş, gravida ve parite çalışma grubundaki olgularda daha yüksek saptandı (p < 0,05). Buna rağmen iki grup retrospektif olarak değerlendirilip, çalışmaya devam edildi. Çalışma ve kontrol grubundaki yenidoğanların doğum kiloları arasında fark bulunmadı (p > 0,05). Çalışma grubundaki olgularda postpartum kanama miktarı daha fazla ve doğum sonu hastanede kalış süresi daha uzun bulundu (p < 0,05). Sonuç: Sınırda gestasyonel diyabeti olan gebelerin takibinde bazı obstetrik sorunlarla karşılaşılabileceği göz önünde tutulmalıdır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Gestasyonel, Gebelik, Sonuçlar.
Normal gebeler ile gestasyonel diyabetli gebelerde glukoz yıkım ürünleri ve reseptörlerinin karşılaştırılması
Çalışmamızda ileride belki de OGTT(Oral glukoz tolerans testi)'lere alternatif yöntem olabilecek yeni biyokimyasal belirteçlerin tanısal değerini ve grupların birbirleri arasındaki farkları belirlemeyi amaçladık. Bu çalışmada hastanemizde 2015-2016 yıllarında yapılan GDM(Gestasyonel diyabetes mellitus) 50 gram tarama ve 100 gram tanı testlerini tarayarak sonuçlarını değerlendirdiğimiz GDM'li gebeler ile bozulmuş glukoz intoleransı olan gebelerde glukoz yıkım ürünleri ve reseptörlerini inceleyerek kontrol grubu ile karşılaştırdık. Araştırmamıza kabul edilen 180 gebe arasında 3 grup oluşturuldu. GDM tanısı konulan gebeler (n=59) GDM grubu olarak, bozulmuş glukoz intoleransı tanısı konulan gebeler (n=50) BGT grubu olarak, eşik değerlerin altında kalan gebeler (n=71) ise kontrol grubu olarak çalışmamızda yer aldı. Üç grup, Serum Human Advanced Glycation End Products (AGEs) düzeyleri, Carboxymethyl Lysine (CML) düzeyleri ve Receptor for Advanced Glycation End Products (RAGE/AGER) düzeyleri, vücut kitle indeksi (VKİ), yaş, açlık kan şekeri (AKŞ), obstetrik parametreler ve gebelik yaşları gibi biyokimyasal parametreler açısından değerlendirildi. Verilerin dağılımı Kolmogorov-Simirnov yöntemiyle değerlendirildikten sonra, normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında One-Way ANOVA testi ve normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanıldı. Veriler ortalama ± standart sapma olarak verildi. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise kikare testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güvenirlilik aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Kontrol grubu, bozulmuş glukoz toleransı ve gestasyonel diyabet arasında yaş yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenemedi. Gruplar arasındaki açlık kan glukozu değerleri ve VKİ ise istatistiksel olarak anlamlı olarak belirlendi. Gravida, parite, yaşayan ve abortus sayıları karşılaştırıldığında kontrol grubu, BGT ve GDM arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Gebelik yaşı gruplar arasında karşılaştırıldığında da anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Gruplar arasında AGEs, CML, RAGE/AGER değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,000). Bu çalışma gestasyonel diyabet tanı ve taramasında AGEs, CML, RAGE/AGER düzeylerinin kullanılabilmesini araştıran literatürdeki ilk çalışmadır. Yaptığımız çalışmada kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, bozulmuş glukoz intoleransı olguları ve gestasyonel diyabet olgularında bu parametrelerin seviyelerinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek olduğunu saptadık. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabetes mellitus, bozulmuş glukoz intoleransı, AGEs, CML, RAGE/AGER
Diyabetin vasküler komplikasyonlarının, insan göbek kordon dokusu ve wharton jölesi mezenkimal kök hücre sayılarına etkileri
Diyabetes Mellitus (DM) insülin eksikliği veya etkisizliği sonucunda kan şekerinin regüle edilememesine bağlı olarak, metabolizmanın ve dokuların etkilendiği, akut ve kronik komplikasyonların eşlik ettiği, metabolik bir hastalıktır. Günümüzde diyabetin pek çok çeşidi tanımlanmış olup; her bir çeşidinde hastalık mekanizmasında ve dokuların hastalıktan etkilenmesinde farklılıklar olmaktadır. Yüksek kan şekerinin direkt olarak dokularda hasarlayıcı etkisinin; indirekt olarak da gelişen hipoksi ve kronik vasküler hasara bağlı perfüzyon azalmasının dokuları etkileyen temel mekanizmalar olduğu bilinmektedir. Gebelik öncesinde başlayıp, nefropati, retinopati gibi kronik komplikasyon gelişmiş bir gebe ile gebeliği sırasında diyabet hastalığı oluşmuş bir gebenin, bebeklerinin farklı klinik tablo sergilediği görülmüştür. Göbek kordonu bağ dokusunun (Wharton Jölesi) mezenkimal kök hücreler açısından zengin olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda daha önceden diyabet hastası olup, vasküler komplikasyon olarak nefropati gelişmiş (VK-PGDM) 7 gebe, gebeliği sırasında diyabet tanısı almış olan (GDM) 7 gebe ve herhangi bir hastalığı bulunmayan (Kontrol) 7 gebeden doğum sonrası alınan göbek kordonları kullanıldı. Bu dokulara; H-E, Masson Trikrom ve PAS boyaları uygulanarak ışık mikroskobik değerlendirmesi yapıldı. Wharton Jölesinden enzimatik sindirme metodu ile buradaki kök hücreler izole edildi. Mezenkimal kök hücrelerde (+) olduğu bilinen CD73, CD90, CD105, (-) olduğu bilinen CD45 ve CD34 kokteyl belirteçleri kullanılarak flow-sitometri cihazı ile sayıları tespit edildi. Ayrıca yine aynı belirteçler kullanılarak mezenkimal kök hücreler immünohistokimyasal boyama ile görsel açıdan değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda; göbek kordonu çapının GDM grubunda artmasına rağmen VK-PGDM grubunda azalmış olduğu; göbek kordonu arter duvar kalınlıklarının GDM ve VK-PGDM'de belirgin olarak artmış olduğu bulunmuştur. Wharton Jölesi mezenkimal kök hücrelerinin ise GDM'li grupta artarken VK-PGDM'li grupta belirgin olarak azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göbek Kordonu, Wharton Jölesi, Mezenkimal Kök Hücre, Gestasyonel Diyabet, Pregestasyonel Diyabet
Gestasyonel diabeti olan ve olmayan gebelerde ayak taban basınçlarının gebe olmayan diabetli hastalar ve sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Amaç: Gebelik döneminde meydana gelen ayak biyomekaniğindeki değişimleri pedobarografik olarak değerlendirmeyi, Gestayonel diabetin bu değişimler üzerinde etkisinin olup olmadığını ve bu değişimlerin klinik sonuçlar ile ilişkisini araştırmayı amaçladık Gereç ve yöntem: Çalışmaya 18-40 yaş arası 30 GDM'li gebe, 30 normal gebe, 30 gebe olmayan diabetli kadın ve kontrol grubu olarak 30 hiç gebe kalmamış sağlıklı kadın alındı. Gebelerin hepsi 28. gebelik haftasını tamamlamış olması gerekmekteydi. Bütün katılımcıların yaş, kilo, boy, VKİ bilgileri kaydedildi. Gebe gruplarında gebelik haftası, kaçıncı gebelik olduğu ve gebelik süresince meydana gelen ağırlık artışı bilgileri kaydedildi. Tüm katılımcılarda aktivite ve istirahat sırasındaki ayak ağrısı şiddetleri VAS skorları kullanılarak kaydedildi. Nöropatik ağrı varlığını sorgulamak için DN4 anketi dolduruldu. Duyu kaybı varlığını araştırmak için Semmes-Weinstein monofilaman testi uygulandı. Kişinin ayak ilişkili fonksiyonel durumunu değerlendirmek için Ayak Fonksiyonel İndeksi ölçeği kullanıldı. Statik pedobarografik analizde; ayakta durma esnasında ayaklardaki basıncın sağ ön ayak, sağ arka ayak, sol ön ayak ve sol arka ayak bölgelerine dağılımı incelendi. Dinamik pedobarografik analizde; yürüyüş esnasında ayağın 10 bölgesinde meydana gelen tepe basınçlar ve ayak temas alanları kaydedildi. Bulgular:. Yaş ortalaması GDM grubunda 32.8±5.75, gebe grubunda 29.5±5.78, diyabet grubunda 31.93±6.50, kontrol grubunda 30.23±3.74 olarak hesaplandı. VKİ ortalamaları GDM grubunda 32.98±5.58, gebe grubunda 29.25±5.73, diyabet grubunda 27.84±4.74, kontrol grubunda 20.96±2.06 olarak hesaplandı. Ayak ağrısı VAS skorları üç grupta da konrol grubuna göre yüksek çıkarken, üç grup arasında anlamlı fark izlenmedi. Nöropatik ağrı skorları üç grupta da kontrol grubuna göre yüksek saptanırken, GDM grubunun ortalamaları gebe grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. Hiçbir katılımcıda duyu kaybı izlenmedi. Üç grupta da AFİ skorları tüm başlıklarda kontrol grubuna göre yüksekti. En yüksek skorlar GDM grubunda kaydedildi. GDM grubunda ve gebe grubuna göre AFİ ağrı ve yetersizlik skorları anlamlı olarak daha yüksek izlendi. Statik pedobarografik analizde üç grupta da sağ arka ayak basınç dağılımında artış izlendi. Gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Dinamik pedobarografik analizde çalışma gruplarında Metatarsal bölgelerde ve orta ayak bölgesinde tepe basınçlarda anlamlı artışlar saptandı. GDM grubu ve gebe grubu arasında bu artışlar açısından anlamlı farklar izlenmedi. Dinamik pedobarografik analizde üç grupta da orta ayak temas alanında artış, ön ayak temas alanında azalma izlendi. GDM grubu ve gebe grubu arasında fark izlenmedi. Metatarsal bölgelerdeki orta ayak bölgesindeki basınç artışı ile VKİ değerleri arasında korelasyon saptandı. Temas alanlarının dağılımındaki değişim ile VKİ değerleri arasında korelasyon saptandı. AFİ total skorları ve basınç değişimleri arasında korelasyonlar saptandı. AFİ total skorları ile VKİ değerleri arasında korelasyon izlendi. Sonuç: Gebelik son döneminde ayak taban basınçlarında değişimler gözlemledik ve bu dönemde ayak ağrısı artışı ve ayak ilişkili fonksiyonellikte bozulma izledik. GDM'li gebelerde basınç değişimlerinde bir farklılık gözlemlenmese de; bu grupta daha yüksek nöropatik ağrı skorları ve daha kotü AFİ ağrı ve AFİ yetersizlik skorları saptadık. Tüm bu değişikler üzerinde temel belirleyici fiziksel etkenin yüksek VKİ değerleri olduğunu düşünmekteyiz. Pedobarografik verilerin rehberliğinde yapılacak uygun ayakkabı seçimleri ve ortez kullanımı gebeliğin son dönemindeki ayak ilişkili kötü klinik sonuçlar üzerinde olumlu etkileri olabilir.
Gestasyonel diyabetli hastalarda 25 OH vitamin D düzeyi ve insülin direnci ile ilişkisi
Amaç: Gestasyonel diabetes mellitus (GDM), gebelik esnasında gelişen ß hücre disfonksiyonu ve insülin direnci olarak tanımlanır. GDM öyküsü olan kadınlar, ileriki yaşamlarında artmış tip 2 diyabet gelişimi riskine sahiptir. Literatürde, gebelerin vitamin D eksikliğine daha yatkın olduğu ve vitamin D eksikliği ile insülin direnci arasında bir ilişkinin varlığını gösteren çelişkili veriler mevcuttur. Bu çalışma ile amacımız gestasyonel diyabet tanısı alan hastalarda, 25OH vitamin D düzeyini ölçerek D vitamini durumunu belirlemek ve 25OH vitamin D düzeyi ile insülin direnci arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Çalışmaya 100 GDM?lu ve 100 NGT?lı olmak üzere toplam 200 gebe dahil edildi. Gebelerin rutin gestasyonel diyabet taraması 75 gram glukozlu iki saatlik OGTT ile yapıldı ve GDM tanısı IADPSG önerilerine göre konuldu. Gebelerin açlık serum örneklerinden glukoz, insülin, kalsiyum, fosfor, magnezyum, total protein, albümin, ALP, 25OH vitamin D ve PTH düzeyleri çalışıldı. HOMA-IR metodu ile insülin direnci hesaplandı. 25OH vitamin D düzeyi, daha önce yayınlanmış olan kriterlere göre kategorize edildi: yeterli vitamin D düzeyi ?30 ng/ml, vitamin D yetersizliği 20-29.99 ng/ml, vitamin D eksikliği <20 ng/ml. Bulgular: GDM?lu ve NGT?lı gebelerde 25OH vitamin D ortalamaları benzer bulundu (31.33±20.64 ng/ml?ye karşılık 29.51±22.66 ng/ml, p=0.553). Vitamin D eksikliği oranları açısından GDM ve kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (%36?ya karşılık %44, p=0.505). Vitamin D eksikliğinin GDM gelişimi riskini istatistiksel anlamlı etkilemediği (p=0.361), vitamin D ortalamarının insülin direnci olan (HOMA-IR>2.7) ve olmayan (HOMA-IR<2.7) GDM?lu gebelerde benzer olduğu görüldü (33.67±18.36 ng/ml?ye karşılık 30.67±21.31, p=0.551). Sonuç: GDM?lu gebelerde vitamin D eksikliği oranları kontrol grubuna benzer bulundu. Vitamin D eksikliğinin GDM gelişimi riskini istatistiksel anlamlı etkilemediği ve GDM?lu gebelerde 25OH vitamin D düzeyi ile insülin direnci arasında istatistiksel anlamlı ilişki olmadığı gösterildi. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet, vitamin D durumu, insülin direnci
Gestasyonel diyabetli kadınlarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç:GDM'li kadınların, ebeler ve sağlık profesyonelleri açısından diyabet yönetimlerinin sağlanmasında, yorgunluğun saptanması ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, GDM'li kadınların yaşadığı yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma TC Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneler Kurumu, Manisa İli Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliğine bağlı Turgutlu Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniği ve Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran, yasal izinler ilgili kurumlardan alındıktan sonra Mart 2015 – Eylül 2015 tarihleri arasında, 80 gestasyonel diyabetli kadınla yürütülmüştür. Veri toplama araçları olarak sosyo-demografik bilgileri almak amacıyla literatür doğrultusunda hazırlanan 26 soruluk bir form, 9 sorudan oluşan likert tipi ''Yorgunluk Şiddet Ölçeği'', 40 sorudan oluşan likert tipi ''Yorgunluk Etki Ölçeği'' ve yaşam kalitesini değerlendirmek için likert tipi 8 maddeden oluşan ''EUROHIS-QOL- Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.00 for Windows programı kullanılmıştır. Verilen değerlendirilmesinde korelasyon, ANOVA, İndependite Simple T Testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Bulgular:Araştırmaya katılan GDM'li kadınların yaş ortalaması 30,30±4.84 (min:19, max:39) olarak belirlenmiştir. Kadınların %46,1'i ilköğretim mezunu, %83,8'i çalışmamaktadır. Kadınların %50,0'sinin ailesinde diyabet öyküsü olduğu, %5,0'inin gebelik öncesi diyabetinin olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Gestasyonel diyabetes mellitusun kadınlarda yorgunluğun yaşam kalitesi ile arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. GDM'li kadınlarda yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı belirlenmiştir.
Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde gebe polikliniğine başvuran gebelerde OGTT farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi
Amaç: Gestasyonel diyabet gebelikte sık karşılaşılan durum olup anne ve bebek için gebelik sürecinde, hem doğum sırasında, hem de hayatlarının ilerleyen dönemlerinde birçok riski beraberinde getirir. Tanısı konulduğunda komplikasyonlarının önlenebileceği bir bozukluk olan GDM'nin gebelikte OGTT ile taramasının yapılması ve gerekli önlemlerin zamanında alınması büyük önem arz etmektedir. Çalışmamızdaki amacımız Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi gebe polikliniğine başvuran gebelerin GDM hakkındaki bilgi düzeylerinin, bilgi edinme yollarının, OGTT yaptırmak istemeyen gebelerin oranının, yaptırmak istememe sebeplerinin, medyanın sağlık fikirleri üzerine olan etkilerinin tespit edilmesidir. Gereç-Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel özellikte olan araştırmamız Kasım 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde gebe polikliniğine başvuran gebelerle yürütülmüştür. Çalışmaya katılmak istememek, 18 yaş altında olmak, yabancı uyruklu olmak, diyabet tanılı olmak dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Gebelere içerisinde sosyodemografik bilgilerin, obstetrik özelliklerinin de olduğu OGTT ve GDM ile ilgili toplam 31 soru yöneltilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 28,77±5,6 olan 344 gebe çalışmaya dahil edildi. Gebelerin %64,8'inin OGTT'nin nasıl yapıldığını bildiği, % 50,9'unun OGTT yaptırmak istemediği ve %5,2'sinin bu konuda kararsız olduğu saptanmıştır. OGTT ile ilgili bilgiyi gebelerin %61,6'sı doktorundan edindiğini ifade etmiştir. Gebelerin %20,3'ü OGTT zararlıdır yanıtını vermiştir ve gebelerin %16,6'sı da zarar konusu hakkında kararsız olduğunu belirtmiştir. OGTT'nin zararlı olduğunu düşünenlerin %80'inin testi yaptırmadığı veya yaptırmayı düşünmediği belirlenmiştir. OGTT zararlıdır 10 diyenlerin daha yüksek oranda testi yaptırmak istemediği görülmüştür(p<0,001). OGTT'nin zararlı olduğunu düşünenlerin %57,1'i çevresinden, %5,7'si televizyon programlarından, %4,3'ü sağlık çalışanlarından OGTT zararlıdır fikrini edindiği tespit edilmiştir. Sonuç: Gebelerin doğruluğu kesin olmayan ve literatüre dayanmayan bilgilerden yola çıkarak kendilerine ve bebeklerine zarar vereceği endişesi nedeniyle OGTT yaptırmak istemedikleri ve bu durumun eğitim düzeyi ile diğer sosyodemografik faktörlerden etkilenmediği saptanmıştır. Gebelerde OGTT konusunda yeterli bilgi ve farkındalıklarının olmadığı ve sağlık personelinin gebeleri bu konuda yeterince bilgilendirmediği görülmektedir. Toplumdaki OGTT ve GDM hakkındaki bilgi eksikliğinin giderilmesinde sağlık çalışanlarına, sağlık yöneticilerine ve medyaya önemli görevler düşmektedir. Farkındalığın oluşması için prenatal dönemden başlayarak gebelik esnasında halkın yanlış bilgi edinmesinin önüne geçecek programlar ortaya koyulması ve bu konudaki bilgi kirliliğinin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Diyabetin vasküler komplikasyonlarının göbek kordonu ve fetal membranlarda akuaporin 9 proteini ile ilişkisi
Diyabetes Mellitus(DM), insülin hormon eksikliği veya insülin etkisindeki defektler sonucu karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında bozukluklara yol açan kronik hiperglisemik bir grup metabolizma hastalığıdır. DM, uzun dönemde ise progresif gelişen spesifik komplikasyonlara yol açar ve bunlar hastalığa bağlı morbidite ve erken mortalitenin en önemli nedenleridir. Gebelikte ise DM en sık görülen metabolik bozukluktur.Gebelik öncesinde başlayıp, nefropati, retinopati gibi kronik komplikasyon gelişmiş bir gebe ile gebeliği sırasında diyabet hastalığı oluşmuş bir gebenin, bebeklerinin farklı klinik tablo sergilediği görülmüştür. Göbek kordonu ve fetal membranlar akuaporin proteini açısından zengin dokulardır. Çalışmamızda daha önceden diyabet hastası olup, vasküler komplikasyon olarak nefropati gelişmiş (VK-PGDM) 6 gebe, gebeliği sırasında diyabet tanısı almış (GDM) 6 gebe ve herhangibir hastalığı bulunmayan (KONTROL) 6 gebeden doğum sonrası alınan göbek kordonları ve fetal membranlar kullanıldı. Dokular ışık mikroskobik inceleme için Hematoksilen-Eozin (H-E) ile, immünohistokimyasal değerlendirme için Anti akuaporin 9 antikoru ile boyandı ve görsel olarak karşılaştırıldı. Daha sonra aynı dokuların -80 ℃' de muhafaza edilen kısmından Kantitatif Gerçek-Zamanlı (Real-Time) PCR (qPCR) yapılarak akuaporin 9 mRNA açıından kantitatif karşılaştırması yapıldı. Çalışmamızın sonucunda GDM ve VK-PGDM grubunda göbek kordonlarında AQP-9 ekspresyonlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tespit edilirken; fetal membranlarda AQP-9 ekspresyonu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı.
Anne serum resistin ve visfatin düzeylerinin gestasyonel diabetes mellitus ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Gestasyonel diabetes mellitus gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan değişen derecelerde glikoz intoleransıdır. Patogenezinde özellikle insan plasental laktojeni, kortizol, östrojen gibi steroid hormonlar yanında adipoz dokudan salınan adiponektin, resistin, visfatin gibi yeni moleküllerde suçlanmaktadır. Resistin hücrelerin glikoz alımını ve insüline duyarlılığını azaltarak, insülin direnci gelişimine neden olur. Visfatin ise insülin reseptörüne bağlanıp, insülino-mimetik etkiler sergilemektedir. Bu nedenle çalışmamızda anne serum resistin ve visfatin düzeyleri ile gestasyonel diabetes mellitus arasındaki ilişkiyi saptamayı hedefledik. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2012 - Temmuz 2012 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine gebelik takibi nedeniylebaşvuran 80 tekiz gebe çalışmaya alındı. Gebelere 24?28. gebelik haftalarında 50 g oral glikoz tarama ve 100 g tanı testi uygulandı. Gestasyonel diabetes mellitus tanısı alan 40 gebe çalışma grubunu, diyabet yönünden normal olan 40 gebe ise kontrol grubunu oluşturdu. Demografik veriler yanında, tüm olgularda serum resistin, visfatin, HBA1c, HOMA-IR ve postpartum 75 g glikoz düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Her iki grup arasında serum resistin (p=0.071) ve visfatin (p=0.194) düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmadı. GDM grubunda kontrol grubuna göre BMI (p=0.013), HOMA-IR (p=0.019), HbA1c (p<0.0001) ve doğum kilosu (p=0.037) değerleri arasında anlamlı fark saptandı. Postpartum altıncı haftada 75 g glikoz testi sonrası 2(%5) olguda Tip 2 diabetes mellitus, 7 (%20) olguda bozulmuş glikoz toleransı saptandı. Gebelikte ölçülen serum resistin düzeyi, doğum sonrası glikoz intoleransı saptanan olgularda anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.012).Sonuç: Gestasyonel diabetes mellitus için anne serum resistin ve visfatin düzeylerinindeğişmediği gözlendi. Gebelikte resistin düzeyi ölçümünün doğum sonrası glikoz intoleransını öngörmede faydalı olabileceği düşünüldü.Anahtar kelimeler: Gestasyonel diabetes mellitus, insülin direnci, resistin, visfatin
Gebelik oral glukoz tolerans testinde idrar organik asit profilinin belirlenmesi
Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM) ilk kez gebelikte fark edilen karbonhidrat intoleransının genel adıdır ve hiperglisemi ile karakterize olup gebelikte yapılan oral glukoz tolerans testi (OGTT) ile tanısı konur. İdrar organik asit profili ile karbonhidrat, yağ ve amino asit metabolizması hakkında bilgi edinilebilir. Bu çalışmada gebelikteki idrar organik asit profilinin gaz kromatografisi kütle spektrometresi tayini ile hem gebelikteki, hem OGTT sırasındaki metabolizma değişiklikleri hem de sağlıklı ve GDM'li gebeler arasındaki idrar organik asit profil farklılığını araştırmak amaçlandı. Gebe olmayanlar ve gebeler arasında açlık idrar organik asitleri anlamlı farklı bulundu. OGTT başlangıç ve son saat arasındaki organik asitlerinde de karbonhidrat metabolizması ara ürünleri ve 2-hidroksiizovalerik asit hem sağlıklı hem GDM'li gebelerde artarken yağ asit metabolizma ara ürünleri azalmış bulundu. Söz konusu ara ürünlerin artışı GDM'li gebelerde sağlıklılara göre daha yüksek oldu. Çalışma sonuçlarına göre gebelikteki metabolizma değişimlerinin idrar organik asit profilini değiştirdiği, sağlıklı ve GDM'li gebeler arasında da farklılıklar olduğu tespit edildi. İleri çalışmalarda metabolizma biyobelirteçlerinin gebelik ve GDM için idrar, serum ve plazmada daha detaylı incelenmesi gerekmektedir.
Gestasyonel diabetes mellitusta serum irisin düzeyinin araştırılması
Gebelikte en sık karşılaşılan metabolizma bozukluğu Diabetes Mellitus (DM)'dur. Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM) gebelikte ilk kez ortaya çıkan veya gebelik sırasında tanı konulan glukoz tolerans bozukluğudur. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde glukoz metabolizması, hızla büyümekte olan fetüse glukoz ve aminoasitleri yönlendirerek annenin enerji ihtiyacının alternatif kaynaklardan (serbest yağ asitleri, ketonlar ve gliserol) sağlanması şeklinde düzenlenir. Temel fonksiyonu beyaz yağ dokusunu, kahverengi yağ dokusuna çevirerek enerjinin ısı olarak ortaya çıkmasını sağlamak olan ve egzersizle uyarılan irisin; kilo kaybı, insülin direncinde azalma, şişmanlık ile ilişkili olması, glukozun düzenlenmesi ve lipid metabolizmasında ki etkileri gibi birçok fizyolojik özelliğinin olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada; GDM'li hastalarda enerji metabolizmasında görev alan yeni bir hormon olan irisin düzeyinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde GDM tanısıyla takip edilen 40 gebe (Grup1) ve gebeliğinde herhangi bir problemi olmayan sağlıklı 40 gebe (Grup2) olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Bu gruplar da kendi içerisinde GDM'li ikinci trimesterinde 20 hasta (Grup1A), GDM'li üçüncü trimesterinde 20 hasta (Grup1B) ve sağlıklı ikinci trimesterinde 20 hasta (Grup 2A), sağlıklı üçüncü trimesterinde 20 hasta (Grup 2B) olmak üzere 4 alt gruba ayrıldı. Çalışmamızda kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında 2.trimesterda daha yüksek olmak üzere (263,70±127,69 ng/ml) GDM gruplarında serum irisin düzeyleri anlamlı olarak artmış bulundu. Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmada; GDM' li gebelerde serum irisin düzeylerinin kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek olduğu, BMI ile irisin arasında bir korelasyon olmadığı, ileride yapılacak çalışmalarda fiziksel aktivite ve egzersizin sorgulanmasının gerekliliği, daha kapsamlı deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu ve GDM ile irisin arasındaki fizyopatolojik mekanizmalar aydınlatılabildiği takdirde klinik olarak irisin ile ilgili tedavi seçeneklerinin olabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gestasyonel Diabetes Mellitus, İrisin, Vücut Kitle İndeksi
Gestasyonel diabetes mellitus (GDM) tanısı alan olgularda preptin, leptin ve insülin direnci arasındaki ilişkinin araştırılması
Amaç: Gestasyonel diyabet ilk kez gebelik sırasında ortaya çıkan glukoz tolerans bozukluğu olarak bilinir. GDM tanısının konması anne ve bebek açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, insülin ve glukoz metabolizması üzerine etkileri olduğu bilinen Leptin ve preptin testlerinin, GDM tanısı alan gebelerde, insülin direnci ve insülin direnci ile ilgili test parametreleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, gönüllü katılım formunu dolduran gebelerden oluşmaktadır. Bu gebelerden sağlıklı 41 gebe kontrol grubunu, 38 gebe ise GDM tanısı alıp GDM gurubunu oluşturmaktadır. Gebelerin rutin tahlileri için açlık sırasında alınan kan örneklerinden 4mL kadar da aprotininli tüplere alınarak preptin ve leptin parametreleri çalışılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda kontrol ve GDM grubu için yaş, VKİ ve ailede diyabet öyküsü faktörleri p<0.05 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bulunmuştur. Leptin parametresi p<0.05 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bulunurken preptin parametresi anlamlı bulunmamıştır p>0.05. Sonuç: Çalışmamızda elde edilen leptin verileri GDM'li gebelerde p<0.05 anlamlılık düzeyine göre anlamlı bulunmuşken, preptin verilerinde anlamlı bir fark bulunamamıştır p>0.05. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM), Preptin, Leptin.
Gestasyonel diabetes mellitus (GMD) tanısı alan olgularda visfatin, obestatin ve insülin direnci arasındaki ilişkinin araştırılması
Amaç: Gebeler için bir diyabet tarama yöntemi olan OGTT, GDM tanısı koymada ve erken teşhiste anne ve bebek için çok önemlidir. Bu çalışmada da GDM' li bireylerde "Visfatin ve Obestatin" parametreleri insülin direnci ile ilgili parametrelerle karşılaştırılarak araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 41 sağlıklı (kontrol) ve 34 GDM tanısı alan bireyler dahil edilmiştir. Gönüllü katılım belgesi dolduran gebelerden rutin tahlilleri sırasında bir defaya mahsus aprotinin içeren tüplere kan örnekleri alınarak gerekli parametreler çalışılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil ettiğimiz gruplar arasında yaş dağılımı anlamlı bulunmuştur. GDM ve kontrol grupları serum lipit düzeyleri açısından karşılaştırıldığında trigliserid değeri gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0.05). GDM ve kontrol grupları arasında HbA1c düzeyleri arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildi (p < 0.05). İnsülin direnci gelişen ve insülin direnci gelişmemiş olan GDM'li gebelerdeki visfatin, obestatin, C-peptit, insülin ve HbA1c arasındaki ilişki analizi sonucu obestatin (p < 0.05), insülin (p < 0.05) ve c-peptit (p < 0.05) parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, visfatin ve obestatin arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p > 0.05). İnsülin direnci gelişen ve insülin direnci gelişmeyen tüm gebelerle obestatin arasında anlamlı bir fark bulunmasına rağmen visfatin ile anlamlı fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet, visfatin, obestatin ve insülin.
Tip 1 diabetes mellitus ve Gestasyonel diabetli gebe plasentalarının normal gebe plasentaları ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı diabetes mellitusun fötus üzerine etkisini ve bu etkiyi yaratan faktörleri açığa kavuşturmada katkı sağlayabileceği düşüncesi ile Tip 1 diabetes mellituslu ve gestasyonel diabetli gebe plasentalarını normal plasentalarla immünhistokimyasal ve ince yapı düzeyinde karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu çalışmada Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde zamanında sonlanmış tekil gebeliklerden elde edilen plasentalar kullanıldı. Gebeliği öncesinde Tip 1 DM tanısı almış 6 hasta plasentası, gebeliği sırasında yapılan testlerle GDM tanısı almış 6 hasta plasentası ve hiçbir sağlık sorunu olmayan 6 gebe plasentası Sezaryen doğumla alınarak gruplar oluşturuldu. Plasentaların sağlıklı görünen kotiledonlarının maternal yüzlerinden elde edilen doku örnekleri ışık mikroskobik ve elektron mikroskobik inceleme ile immünhistokimyasal olarak plasental apoptozisi belirleyebilmek için Caspase?9 ve damarsal değişimleri gösterebilmek için VEGF primer antikorları ile boyanarak aralarındaki farklılıklar araştırıldı.Tip 1 DM grubuna ait plasentanın ışık mikroskobik incelemesinde serbest villuslar, kök villuslar ve villus stroması görülürken sinsityal düğümlerin artmış olduğu, perivillöz alanda belirgin konjesyonun varlığı, Gestasyonel diabetes mellitus grubunda ise sinsityal düğümlerde artış, endovillöz hiperkapillerizasyon, intervillöz bölgede ileri derecede konjesyon görüldü. Tip 1 DM grubuna ait plasentanın yarı?ince kesitlerinde serbest ve kök villuslardaki vasküler oluşumların belirgin hale geldiği ve perivillöz konjestif alanların varlığı, aynı grubun elektronmikroskobik incelemesinde serbest villus yüzeyindeki mikrovilluslar altta sinsityotrofoblast hücrelerinin kromatin dağılımının homojen görünümü izlendi. Yarı?ince kesitler kontrol grubu ile karşılaştırıldığında villus stromasının büyük bir kısmını kaplayan vasküler oluşumlar görüldü. Gestasyonel diabetes mellitus grubuna ait plasentanın yarı?ince kesitinde serbest ve kök villuslarda değişik boyutlarda çok sayıda kontrol ve Tip 1 DM grubuna göre vaskülarizasyonun ileri derecede arttığı görüldü. Aynı grubun elektron mikroskobik incelemesinde sinsityotrofoblastik hücre katında multipl vakuoler oluşumlar, villus stromasındaki kollagen liflerin seyrekleşmesi, villusun hemen tamamını kaplayan vasküler oluşumlar dikkati çekmekteydi. Gruplar arasında VEGF immünreaktivite skorları yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü (p=0,002). Kontrol grubu ile Tip 1 DM grubu arasında VEGF immünreaktivite skorları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p=0,026). Kontrol grubuna göre GDM grubunun VEGF immünreaktivite skorları istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,002). Tip 1 DM grubu ile GDM grupları arasında da VEGF immünreaktivite skorları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p=0,132). Gruplar arasında Caspase?9 immünreaktivite skorları yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü (p=0,008). Kontrol grubuna göre Tip 1 DM grubunun Caspase?9 immünreaktivite skorları istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,009). Kontrol grubuna göre GDM grubunun Caspase?9 immünreaktivite skorları istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,009). Tip 1 DM grubu ile GDM grupları arasında da Caspase?9 immünreaktivite skorları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p=0,699).Gerek Tip 1 diabetes mellitus, gerekse Gestasyonel diabetes mellitusta gelişen plasental hipoksi?iskemi, kompansatuar olarak villuslarda hiperkapillerizasyona, bunun sonucunda da immünohistokimyasal olarak VEGF immünreaktivitesinde artışa neden olmuştur. Plasental hipoksi?iskeminin bir diğer bulgusu olan sinsityal düğümlerde artış hem Tip 1 diabetes mellitusda, hem de gestasyonel diabetes mellitus grubunda artmış olarak gözlenmiştir. Plasental hipoksi?iskemi aynı zamanda apoptozise zemin hazırlayan faktörlerden biridir. Apoptotik oluşumların artışı, maternal dolaşıma geçişi sistemik endotelyal toksisite yoluyla fötal gelişmeyi engeller. Bu da diabetik gebeliklerdeki IUGR ( İntrauterin Gelişme Kısıtlılığı ) ve fötal komplikasyonları açıklamada bir gerekçe olabilir.
Gestasyonel diyabetes mellituslu hastalarda ghrelin, obestatin ve preptin düzeylerinin ve aralarındaki ilişkinin karşılaştırılması
Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM), gebelikte ilk kez ortaya çıkan her derecedeki glukoz toleransının bozulmasıdır.Bu çalışmada, GDM'li gebeler ile sağlıklı gebelerde karbonhidrat metabolizmasında rolleri olduğu bilinen açile ghrelin, desaçile ghrelin, obestatin ve preptin'in gebelik dönemindeki ve postpartum dönemdeki serum seviyelerinin belirlenmesi, aralarındaki olası ilişki veya ilişkilerin saptanması ve bu hormonların GDM patofizyolojisindeki olası potansiyel rollerinin açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır.Çalışmaya 20 GDM'li gebe ve 20 sağlıklı gebe dahil edildi. Olguların tümünden 24-28. gebelik haftalarında ve postpartum 24. saatten sonra açlık venöz kan örnekleri alındı. Hormonlar ELİSA yöntemi ile analiz edildi.Bu çalışmada, gebelik döneminde GDM grubunda serum desaçile ghrelin (p=0.013) düzeyi istatistiksel belirgin düşük bulundu. Kontrol grubu ile GDM grubu arasında serum açile ghrelin, obestatin ve preptin düzeyleri arasında istatistiksel fark yoktu. Gebelik dönemi ile karşılaştırıldığında postpartum dönemde serum açile ghrelin (p=0.0001), desaçile ghrelin (p=0.0001), obestatin (p=0.006) ve preptin (p=0.0001) düzeyleri her iki grupta da istatistiksel daha yüksek bulundu. Gebelik döneminde GDM grubunda; desaçile ghrelin ile açile ghrelin (p=0.008) arasında, desaçile ghrelin ile preptin (p=0.0012) arasında ve preptin ile insülin (p=0.039) arasında pozitif korelasyon saptandı.Sonuç olarak her üç hormonun da bariz insülin direncinin olduğu GDM grubunda hem de insülin direnci olduğu bilinen sağlıklı gebe grubunda; gebelik dönemine göre postpartum dönemde istatistiksel artış göstermeleri nedeniyle GDM patofizyolojisinde rol oynadıkları düşünülmektedir. Ancak GDM grubunda gebelik döneminde sağlıklı gebe grubuna göre istatistiksel olarak düşük tespit edilen ve postpartum dönemde istatistiksel artış gösteren desaçile ghrelinin GDM patofizyolojisinde daha önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Gestasyonel Diyabetes Mellitus, Ghrelin, Obestatin, Preptin
Gestasyonel diyabetes mellituslu hastalarda serum Nesfatin-1 düzeyleri
Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM), gebelikte ortaya çıkan glukoz toleransının bozulmasıdır. GDM'lu kadınlarda hayatın ileri dönemlerinde de glukoz intoleransı gelişme riski yüksektir. Yapılan taramalar hem gebelik döneminde hem de gebelik sonrası döneme ışık tutmaktadır.Bu çalışma da, son zamanlarda keşfedilen, glukoz metabolizması, obezite, insülin rezistansı ve iştah kontrolünde rolü olduğu düşünülen bir hormon olan nesfatin-1'in GDM'li gebeler ile sağlıklı gebelerde, gebelik ve postpartum dönemdeki serum seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Böylece GDM ile nesfatin-1 arasındaki olası ilişkilerin saptanması ve bu hormonun GDM patofizyolojisindeki olası potansiyel rollerinin açıklığa kavuşturulması hedeflenmiştir.Çalışmaya yaş ortalaması 30, 25±25 olan 20 GDM'li gebe ve yaş ortalaması 27.80±5, 34 olan 20 sağlıklı gebe dahil edildi. Bu olguların tümüne 24-28. gebelik haftalarında glukoz tolerans testleri yapıldı. Yine olguların tümünden 24-28. gebelik haftalarında ve postpartum 24. saatten sonra açlık venöz kan örnekleri alındı. Hormonlar ELİSA yöntemi ile analiz edildi.Bu çalışmada, gebelik döneminde, hem GDM grubunda, hem de kontrol grubunda nesfatin-1 düzeyinin, postpartum döneme göre düşük olduğu izlendi. Ancak GDM'li grupta sağlıklı gebelere göre serum nesfatin?1 düzeyi (p<0.010) istatistiksel olarak daha düşük bulundu. Postpartum dönemde ise nesfatin-1'in GDM'li grupta daha fazla olmak üzere her iki grupta arttığı izlendi. Postpartum dönemde GDM grubu ile kontrol grubu arasındaki değerler arasında ise istatistiksel fark saptanmadı (p=0.239).Sonuç olarak, GDM grubunda daha anlamlı olmak üzere gebelikte Nesfatin-1 düzeylerinin postpartum döneme göre daha düşük bulunması bu hormonun GDM patofizyolojisinde rol oynadığını düşündürmektedir.Anahtar Kelimeler: Gestasyonel Diyabetes Mellitus, Nesfatin-1
Gestasyonel diyabetli kadınlarda planlı davranış teorisi temelli eğitim modelinin diyabet yönetimi ve doğum sonuçlarına etkisi
Gestasyonel diyabetli kadınlarda Planlı Davranış Teorisi (PDT) temelli eğitim modelinin diyabet yönetimi ve doğum sonuçlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılan çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada PDT temelli ölçüm aracı olan ''Diyabette Niyet, Tutum ve Davranış (DNTD)'' ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması, Şubat- Nisan 2020 tarihleri arasında 133 gestasyonel diyabetli (GDM) gebe üzerinde yapılmıştır. Veriler önce psikolinguistik sonra psikometrik olarak analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde; madde toplam puan korelasyon değerlerinin .354 ve .713 arasında olduğu, cronbach alpha (α) güvenirlik kat sayısının .88, test-tekrar test korelasyon kat sayısı değerlerinin (r) madde bazında yüksek olduğu ve kısa zamana göre tutarlılık gösterdiği belirlenen ölçek beş alt boyutlu yapı olarak doğrulanmıştır. İkinci aşamada GDM'li gebelerde PDT temelli eğitim müdahalesi randomize kontrollü olarak, Mayıs- Kasım 2021 tarihleri arasında, 66 gebe (müdahale:33, kontrol:33) üzerinde yapılmıştır. Veriler; Kişisel Veri Toplama Formu, DNTD Ölçeği, Metabolik Kontrol Değişkenleri (MKD) Formu, Anne ve Bebeğe Yönelik Doğum Sonuçları Formu aracılığı ile yüz yüze, online ve telefon ile toplanmıştır. Müdahale grubuna, PDT temelli ''Motivasyonel Görüşme'' ile yapılandırılmış eğitim programı uygulanırken, kontrol grubu standart bakım almıştır. Veriler tanımlayıcı ve önemlilik testleri ile analiz edilmiştir. Önemlilik düzeyi p<0.05'tir. Müdahale ve kontrol grupları arasında; DNTD ölçeği tutum, öznel norm ve niyet alt boyutları puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). MKD parametrelerinden tokluk kan şekeri, HbA1c ve Beden Kitle İndeksi ölçüm değerlerinde anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Annenin doğum sonu diyabet kontrolüne gitme durumu ve bebeklerin ilk beslenme zamanları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonucu; DNTD ölçeğinin GDM'li gebeler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ve PDT'ye dayalı yapılan eğitim müdahalesinin GDM'li gebelerde tutum, öznel norm ve niyete etki ederek diyabet yönetimine katkı sağladığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet, diyabet yönetimi, planlı davranış teorisi, motivasyonel görüşme, hemşirelik, geçerlilik ve güvenirlik
Gestasyonel diabet olan ve olmayan hastaların plasentalarında ezrin-radixin-moesin proteinlerinin immunohistokimya ve western blot yöntemleriyle expresyonlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada gestasyonel diyabetli olan ve normal gebeliklerde term plasentalarda ERM protein ailesi olarakta bilinen hücre membran proteinlerinden ezrin, radiksin ve moesin'in plasental ekspresyon düzeylerinin immunohistokimyasal ve western blot yöntemleriyle incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine doğum sebebiyle başvuran 20 kontrol, 20 GDM'li hastanın plasentaları kullanılmıştır. Elde edilen plasentalar disseksiyonu takiben rutin histolojik takibe alınmıştır. Ayrıca dissekiye edilen plasenta örneklerinin bir kısmı da western blot analizi için -80°C'de muhafaza edilmiştir. Rutin protokoller sonrası rutin hematoksilen & eozin ile boyanmış ve histopatolojik inceleme yapılmıştır. Ayrıca plasentada ezrin, radixin ve moesin ekspresyon düzey ve lokalizasyonları western blot ve immunohistokimya yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Hematoksilen ve eozin boyanan örneklerde kontrol grubunda normal morfoloji izlenmesine karşın GDM'li plasentalarda yoğun patoloji izlendi. Ezrin, radixin ve moesin immunohistokimya analizinde bu proteinlerin başta trofoblastik ve kısmen fetal kapiller endotelleri olmak üzere çeşitli bölgelerde değişen düzeylerde eksprese edildiği görüldü. Hem kontrol hem de GDM'li plasentalarda bu proteinlerin mevcudiyeti western blot analiziyle konfirme edildi. Ancak GDM'li hastalarda her üç protein'in de ekspresyon düzeylerinde azalma olduğu görüldü. Sonuç: Genellikle hücre aktin iskeletiyle ilişkili olan ERM protein ailesi üyelerinin GDM'li hastalarda ekspresyon düzeyi azalmaktadır. Bu durumun GDM'nin fizyopatolojisinde rol alabileceğini düşünmekteyiz.
Preeklamsi ve gestasyonel diabetes mellitus hastalığının endotelyal fonksiyona etkisinin akım aracılı dilatasyon ile değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Gestasyonel diabetes mellitus ve preeklamsi gebeliğin en sık medikal komplikasyonlarındandır. Günümüzde artan gebelik yaşı ve obezite nedeniyle sıklığı artmaktadır. Hem gestasyonel diabet hem de preeklamsi hem kardiovasküler hastalıklar hem de ateroskleroz için risk faktörüdür. Akım aracılı dilatasyon (FMD), endotel fonksiyonunu ölçmek için kullanılan, erken aterosklerotik değişikliklerin iyi bir ultrasonografik belirtecidir. Bu çalışmada; endotel fonksiyonlarının bir göstergesi olan FMD değerlendirilerek preeklamsi veya gestasyonel diabetus mellitus öyküsü olan hastalarda artmış Bir Kardiyovaskuler hastalık riskinin olup olmadığını araştırdık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2016 ile Ocak 2017 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde doğum yapmış olan 104 hasta ile gerçekleştirildi. Preeklamsi öyküsü olan 34 hasta, GDM öyküsü olan 37 hasta, komplikasyonsuz doğum yapmış 33 hasta çalışmaya dâhil edildi. Vaka kontrol çalışması olarak dizayn edildi. Çalışmadaki tüm hastalar sadece 1 canlı doğum yapmış, yaş aralıkları 20 ile 30 arasında olacak şekilde belirlendi. Tüm hastaların demografik verileri, kardiovasküler risk belirteçleri, obstetrik verileri, labaratuar tetkikleri ve FMD değişim (%) ölçümleri karşılaştırıldı. Elde edilen verilerin ortalama ve standart sapma değerleri hesaplandı. Sayısal değişkenlerin dağılımı Kolmogorov-Smirnov yöntemi ile değerlendirildikten sonra, homojen dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve alt gruplar arası karşılaştırmalarda ise Post Hoc Tukey testi kullanıldı. Homojen dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Kruskal Wallis testi ve post-hoc analizlerinde Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişki derecesi, uygun olduğunda Pearson veya Spearman'ın korelasyon analizi ile hesaplanmıştır. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p <0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Her üç grup arasında ortalama yaş, ortalama boy, aile öyküsü, meslek, gravida, parite, abort sayısı, doğum sonrası geçen süre ve doğum şekli açısından istatistiki olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p<0,05). Gebelik yaşı GDM öyküsü alan gebelerde ortalama yaş 25.41 ± 2.53 (yıl), preeklamsi öyküsü olan gebelerde 25.35 ± 2.67 (yıl) olarak bulunurken, kontrol grubunda ortalama yaş 26±3.01 (yıl) olarak bulundu. Kontrol grubu ile kıyaslandığında preeklamsi grubunda sistolik tansiyon, diastolik tansiyon ve trigliserit açısından istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanırken, glukoz, LDL, HDL, total kolesterol açısından istatistiksel açıdan fark saptanmadı. Kontrol grubu ile GDM öyküsü olan hasta grubu karşılaştırıldığında glukoz, hba1c, trigliserit değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Her üç grup FMD değişim (%) açısından karşılaştırıldığında preeklamsi öyküsü olan hasta grubu ortalaması; 9.8±3.1, GDM öyküsü olan hasta grubu ortalaması; 10.32±2.50, kontrol grubu hasta ortalaması; 13.19±3.03 saptandı. Kontrol grubu ile GDM ve preeklamsi grupları arasında FMD değişim (%) açısından istatistiksek olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). FMD değişim (%) değerleri ile sistolik tansiyon, diastolik tansiyon, glukoz, LDL, total kolesterol, proteinüri miktarı ile anlamlı negatif korelasyon mevcuttu. Sonuç: GDM öyküsü ve preeklamsi öyküsü olan hasta grubunda bu ölçüm değerlerinin kullanılması kardiovasküler hastalık açısından prediktif bir markır olarak kullanılabilir ve erken yaşta risk tespiti yapılabilmesi önlem alma açısından zaman kazandırıcı olabilir. GDM ve preeklamsinin kadınların yaşamlarında ilerleyen dönemde artmış kardiyovasküler riske neden olduğunun gösterilmesi, bu grup hastalarda riski azaltma yönünde önlemlerin alınması konusunda farkındalık oluşturacaktır.