Understanding of religion

112 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve iyi oluş ile ilişkisinde dinsel görüşün etkisi

Bu çalışmada dini inancı olan ve olmayan bireylerde; dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve kişisel biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve duygusal iyi oluşa etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Dini inancı olanlarda rastlantı varsayımının, mutlak doğru ihtiyacının ve deneyime açıklığın yüksek olması depresyonu yordarken; dini inancı olmayanlarda bu ilişki görülmemiştir. Buna karşın, dini inancı olmayanlarda şans varsayımının ve dışadönüklüğün düşük olması depresyonu yordamıştır.

BiriciklikDepresyonDin+7
Begüm Şahin
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Viktorya dönemi din çalışmalarında köken fikri ve Andrew Lang

Bu tez, Orta Çağ ve Erken Modern Dönem eserlerinde Kitab-ı Mukaddes'in yaratılış temasına atıfla kullanılan köken düşüncesinin, Viktorya Dönemi (1837-1901) din çalışmalarındaki seküler biçimini ve Andrew Lang'ın söz konusu dönem içerisindeki dinin kökenine dair fikirlerini konu edinmektedir. 19. yüzyıldaki seküler biçiminden önce köken düşüncesi; Orta Çağ Hıristiyan azizleri ve Erken Modern Dönem araştırmacıları tarafından insanın ve tabiatın doğasını Kitab-ı Mukaddes'in yaratılış anlatısıyla temellendirilmek için kullanılmaktaydı. Ancak köken düşüncesinin sosyal ve fiziki araştırmalardaki yaratılış anlatısıyla ilişkili bu hali, yüzyıl içerisinde yerini seküler bir biçime bıraktı. Dinin seküler kökenleri de söz konusu dönem içerisinde keşfedildi ve Edward Burnett Tylor, James Frazer ve Max Müller'in dinin menşeine dair teorileri ortodoks yorumlara dönüştü. İskoç şair, edebiyatçı ve antropolog Andrew Lang ise çağdaşı söz konusu ortodoks teorilerin köken anlatılarına yönelik eleştirel çalışmalar ortaya koymuş; Avustralya'daki arkaik toplulukların inançlarından örneklerle "Yüce Varlık" teorisini ileri sürmüştür. Lang'ın dinin kökenine yönelik ortaya koyduğu bu alternatif seküler köken her ne kadar apolojik bir iddia barındırmasa da; din çalışmaları içerisinde ilkel monoteizm teorisinin temellendirilmesi ve deus otiosus kavramının geliştirilmesi için önemli bir kaynak teşkil etmiştir. Bu tez içerisinde, Viktorya Dönemi seküler din çalışmalarında bir temel olarak görülen köken düşüncesinin tarihi bağlam içerisindeki Hıristiyan kökleri ele alınmış; aynı zamanda Andrew Lang'ın "Yüce Varlık" teorisi örneği göz önünde bulundurularak söz konusu dönem içerisindeki ortodoks köken anlatılarına meydan okuyan ve yeni köken teorilerine temel teşkil edecek çalışmaları değerlendirilmiştir.

DinDin anlayışıDin sosyolojisi+3
Dücane Demirtaş
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kore Savaşı ve sonrası süreçte (1950-1958) Türk Tugayı ve tabur imamlarının Korelilerin İslam anlayışına etkisi

Geçmişten günümüze Kore'de İslamiyet'in tarihi incelendiğinde erken dönemlerde gerçekleşen temaslara rağmen Kore'de İslam dininin Kore Savaşı'na kadar kalıcı bir varlık gösteremediği anlaşılmaktadır. 20.yüzyıla kadarki süreçte, gerçek bir Koreli Müslüman topluluk oluşmadığı için Kore'de İslam dininin yayıldığı asıl olay, Kore Savaşı olarak kabul edilmektedir. Kore Savaşı ve sonrası süreçte, Türk tugayı ve beraberindeki tabur imamlarının Koreli toplum üzerindeki etkisi neticesinde İslam dini Koreliler arasında yayılmıştır. Bu bağlamda, çalışma, modern Kore Cumhuriyeti'nde (Güney Kore) İslamiyet'in ve Koreli Müslüman varlığının yeniden vuku bulmasında Türk tugayı ve Türk tugay imamlarının etkisini ortaya koymaktadır. Tez, bu amaçla Kore Savaşı ve sonrası süreçte Kore'de görev yapan Türk tabur imamlarının Kore'deki İslam algısına etkisini, Türk askeri kültürü ve Türk tabur imamlarının İslami faaliyetlerinin arka planı üzerinden tahlil edecektir. Kore'de gerçekleştirdikleri çalışmalarla öne çıkan üç tabur imamının hayatı ve faaliyetlerine odaklanarak Kore Türk Tugayı'nın Kore'deki İslamiyet için sundukları katkılar irdelenecektir. Bu incelemeler, Güney Kore'de ve Türkiye'deki kütüphanelerde ilgili kaynaklar göz önünde bulundurularak verilmiş olup tez çalışması resmi ve kişisel arşivler üzerinden zenginleştirilmiştir. Araştırmaya, bu imamlarla birebir görüşen şahıslar ve aile bireyleriyle gerçekleştirilen mülakatlar üzerinden ışık tutulmuştur. Çalışmada, Kore Türk tabur imamlarının tutumlarını diğer din adamlarından ayıran özellikler ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda, Kore'ye askeri yardım amaçlı gelen Türklerin gösterdikleri insani davranışlar ve ahlaki motiflerin Korelilerin İslam dinine olan ilgilerinin ana etkeni olduğu tespit edilmiştir. Türk tugayı imamlarının yaptıkları katkının arka planında Türk askeri kültürü ve Türk tabur imamlarının dini neşretme hususundaki hassas tavırlarının etkili olduğu anlaşılmıştır. Tez çalışmasında, ilk kez gün yüzüne çıkarılacak resmi ve kişisel arşiv belgeleri sayesinde, Türk askerleri ve tabur imamlarının, Kore'de İslam için sundukları katkıyı daha yakından okumak mümkün olacaktır.

Din anlayışıDin sosyolojisiKore Savaşı+6
Sevde Öztürk
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Religion, memory, and sense of belonging: The tradition of memorization of the Qur'an in Turkey (1923-1950)

After the First World War, the emergence of nation-states brought new policies to many countries. Notably, the issue of identity and citizenship consequently became the basis of the political, social, and cultural crises and contestations. The case of the newly founded Turkish nation-state, which was based on secularization, modernization, Westernization, and nationalization, has consciously destroyed or undermined the social, cultural, political, ethnic, and religious structures that have existed in the Ottoman Empire for centuries. The formation of the Turkish nation-state resulted in deep traumas, ruptures, and fractures in the social fabric of the society and in the political milieu. The authoritarian secularization policies starting from 1923 to 1950, have profoundly influenced and shaped the history and memory of the religious communities. Dominant ideologies of the early Republican periods in Turkey have had many impacts and long lasting transformations on the social life, identity, and religiosity of ordinary Muslims. Psychological and physical tools of the violence of the state were imposed on them to implement secular policies and ideologies of the secular Turkish nation-state project. In this period of one-party regime, one of the most affected groups in the society was pious Qur'an memorizers (Hafızlar) who tried to learn the Qur'an under strict conditions. Qur'an memorizers, being one of the most marginalized and violated groups, have struggled to exist and survive in these historically dire conditions, despite the brutalities inflicted by the single party's sanctions and violent policies. The principal objective of this study is to obtain and evaluate the perceptions, experiences, and life stories of Qur'an memorizers regarding the state policies and brutalities they encountered in that era. This study particularly focuses on the relations between state, religion, memory, identity, and sense of belonging in the world of Qur'an memorizers in the years between 1923-1950.

BelongingMemoryReligion+5
Büşra Coşkun
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Spinoza'nın din anlayışının değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, Spinoza'nın din anlayışının bir değerlendirmesini yapmaktır. Bu doğrultuda ilkin, Spinoza'da Tanrı/Töz ve Doğa aynılığı içkinlik düzleminden hareketle tartışılmış, ardından sıfatlar moduslar, duygular ve bilgi türleri gibi belli başlı konular ele alınmıştır. Tanrı/Töz ile sıfatlar ve moduslar arasında bir zorunluluk ilişkisi söz konusudur. Spinoza'nın doğa/Tanrı anlayışından çıkardığı belli başlı sonuçlar, onun din anlayışının oluşmasında belirleyici olmuştur. O, geleneksel tek tanrılı inançlara yönelik eleştirel bir tavır sergiler ve kendine özgü bir din ve dindarlık anlayışı ortaya koyar. Peygamberlik, vahiy, mucize, yasa gibi kavramları yeniden ele alan Spinoza, din ve felsefe arasında tam bir ayrım yapmaktadır. Geleneksel dinleri, edilgin duyguları içeren ilk bilgi türüyle ilişkilendirir. Spinoza Tanrı/doğa özdeşliği temelinde evrene yönelik içkinci anlayışıyla, geleneksel dinleri hurafe ile ilişkilendirmekte ve sonuç olarak "akılcı" ve "felsefi"bakışaçısıyla bir din anlayışı ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler : Tanrı, Doğa, Töz, Bilgi Türleri, Din, Duygular

Din anlayışıFelsefeSpinoza, Baruch
Mehmet Selim Bor
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İmâm kastallânî ve tasavvuf

Mutasavvıf ve âlim bir şahsiyet olan, Ebû Bekr Kutbüddîn Muhammed b. Ahmed b. Alî el-Kastallânî (ö. 686/1287), 614 yılında Mısır'da doğdu. 614-686/1218-1287 tarihleri arasında Mısır ve Mekke'de yaşamış hadis, fıkıh ve tasavvuf alanında önemli bir âlimdir. İlk eğitimini babası, Ahmed b. Ali b. Muhammed Ebu'l-Abbas Kastallânî'nin yanında almış daha sonra Mekke'de eğitimine devam etmiştir. Kardeşinin vefatından sonra Darü'l-Hadisi Kamile'nin şeyhliğine getirilen İmâm Kastallânî, ömrünü sonuna kadar orada eğitim vermiştir. Yaklaşık olarak otuz altı eseri vardır. Zâhiri ilimlerde daha çok bilinen İmâm Kastallânî, tasavvufî yönüyle pek bilinmemektedir. Oysa mutasavvıf bir şahsiyet olan müellifîmiz, tasavvufa dair eserler de yazmıştır. Nitekim "İktidâ'ü'l-ğâfîl bi-ihtidâi'l-âkil", adlı eserini tasavvuf alanında yazmıştır. Müellifîmiz bu eseri iki kısımda ele almış ve tasavvufî kavramlar hakkında bilgiler vermiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmuş olup, birinci bölümü İmâm Kastallânî'nin hayatı, şahsiyeti, târîkatı ve eserlerinden oluşmaktadır. İkinci bölümde ise İmâm Kastallânî'nin tasavvufî görüşlerini kapsamaktadır. Ele aldığımız bu çalışmamızda İmâm Kastallânî'nin, yazdığı eserleri ve görüşleri sonrası âlim ve mutasavvıf bir kimliğe sahip olduğu görüldü. Sühreverdîyye târîkatına mensup olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, İmâm Kastallânî, âlim ve mutasavvıf bir şahsiyet olup geride bırakmış olduğu eserleri islâm toplumuna faydalar sağlamıştır.

Din anlayışıKastallaniKur'an-ı Kerim+2
Hayrulah Kaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Mısır Firavunu IV. Amenofis (Akhenaton) Döneminde (1353-1336) siyasi, dini ve kültürel faaliyetler

Eski Mısır, Nübye'den (günümüzde Kuzey Sudan) Ön Asya'ya kadar uzanan toprakları, günümüzde dahi varlığını sürdüren muazzam eserleri, kendine has kültürel ve dini yaşamıyla tarihin en büyük uygarlıklarından biri olmuştur. Eski Mısır devletinin askeri ve ekonomik olarak gücünün zirvesinde olduğu dönem ise "Amarna Çağı" olarak adlandrılan dönemdir. Bu dönemde gerek Anadolu'nun güçlü devleti Hititler, gerek Ön Asya'nın Mitanni, Babil, Asur gibi büyük devletleri gerekse Mısır; devletlerarası ilişkilerini politik hamlelerle sürdürmüştür. Mısır'ın en parlak dönemi olan Amarna Çağı'nda tahta çıkan ve tarih boyunca "idealist, tektanrıcı, reformist, kâfir" gibi birçok ithamın muhatabı olan IV. Amenofis (MÖ 1352-1336) ya da sonradan aldığı ismiyle Akhenaton, dini ve ötedünya inancını hayatlarının odak noktasına almış Mısırlılar için yeni bir din ve tanrı inancı ortaya koymuş, Mısır'ın binlerce yıllık din anlayışını değiştirmeye çalışmıştır. Biz de çalışmamızda IV. Amenofis dönemin siyasi olaylarını, gerçekleşen din devrimin siyasi ve kültürel nedenlerini, dönemin sanat ve mimarı anlayışını ortaya koymaya çalıştık.

Amenofis IVDinDin anlayışı+6
Sevim Çolak Akgün
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel ve kültürel boyutlarıyla Yezidilik -İdil/Midyat örneği

Bu çalışmanın amacı Şırnak'ın İdil ilçesinde ve köylerinde yaşayan Yezidiler ile Mardin'in Midyat ilçesinde ve köylerinde yaşayan Yezidilerin tarihsel, sosyal, kültürel ve dini yaşantıları inceleyip açıklamaktır. Çalışmanın teorik kısmı açıklanırken İslam Mezhepleri Tarihi klasik kaynaklarına, Yezidilerle ilgili kaynaklara ve bu alanda yapılmış bilimsel kaynaklara başvurulmuş; alan çalışmasında ise yoğun gözlem yapılarak daha çok mülakat tekniği kullanılmıştır. Yezidiliğin, birbirinden ayrı düşünce, inanış veya öğretileri kaynaştırmaya çalışan felsefi bir sistem yani Senkretist (Bağdaştırmacı) bir yapıya sahip olduğu kabul edilir. İran ve Mezopotamya'da yaşamış ve yaşayan dinlerin izlerinin ve tesirinin görüldüğü Yezidiliğin hem ismi hem tarihi hem de kökeni hakkında farklı görüşler mevcuttur. Yezidiler kendilerini, Melek Tavus‟un seçilmiş halkı olduğunu kabul ederler.Bu yüzden de Yezidiliğe girmek söz konusu değildir ve kastlar arası geçiş kesinlikle mümkün değildir. Yezidilik her ne kadar 12. yüzyılda yaşamış olan Şeyh Adi ile başlatılırsa da bu inancın kökeni daha da gerilere Âdem'e kadar götürülmektedir. Yezidilere göre evreni, melekleri ve Âdem'i yaratan, fakat sonrasında pasif kalmayı tercih eden bir Tanrı anlayışını vardır. Bunun yanında Yezidiler, Tanrı tarafından kendisine dünyanın kontrolü verilen, itibarı yükseltilmiş ve tanrısal özelliklerle donatılmış Melek Tavus'a da iman eder ve ona ibadet ederler. Yezidilikle ilgili yasak ve kurallar iki kutsal kitapları olan Kitab'ul Cilve ile Mushaf-ı Reş'te anlatılmıştır. Sözlü olarak aktarılan Yezidilikte, toplu ibadet edilen bir mekân yoktur. Günlük ibadetlerini bireysel olarak yaparlar fakat ritüel ve bayramlar onlar için önemlidir. Yılın belli dönemlerinde maddi imkânları elverişli olan Yezidiler, kutsal kabul ettikleri ve Musul'a 58 kilometre uzaklıkta olan Laleş Vadisi'ndeki Laleş Tapınağı'nda toplanarak hac vazifelerini yerine getirmiş olurlar.

Demografik yapıDinDin anlayışı+7
Yunus Kerçin
Şırnak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu'l-feth muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve kolları

Fetihler sonucu ülke topraklarının genişlemesi, değişik kültürlerle olan münasebetler, batı dünyasındaki felsefi eserlerin tercüme edilmesi Müslümanların farklı düşünmelerine ve ihtilâfların artmasına neden oldu. Mu'tezile mezhebi, Hicrî ikici asrın başlarında ortaya çıkmış, dördüncü asrın sonlarına kadar varlığını korumuştur. Bu zaman zarfında İslam coğrafyasında epey yankı uyandıran Mu'tezile hakkında iyi ya da kötü pek çok şey söylenmiştir. Tezimizin asıl konusu Ebu'l Feth Muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve Kollarıdır. Tezimiz bir giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Girişte, Mu'tezile'nin doğuşu ve gelişmesi üzerinde durduktan sonra, birinci bölümde Mu'tezile mezhebinin fırkalarına değindik. Yani Ebu'l Feth Muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve Fırkalarının nasıl değerlendirildiğini ve bu fırkaların özelliklerini, farklılıklarını izâh etmeye çalıştık. İkinci bölümde Mu'tezile mezhebinin kelâmî görüşlerini açıkladık. İslam Mezhepleri Tarihi içerisinde bu kadar öneme sahip olan Mu'tezile, Şehristânî'nin dikkatini çekmiş, bu vesileyle çalışma alanına girmiş ve bu mezhep hakkında çok detaylı ve önemli bilgileri kaleme almıştır.

DinDin algısıDin anlayışı+6
Zeynep Rençber
Şırnak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

IŞİD (Irak-Şam İslâm Devleti) örgütünün teolojik zihniyet analizi ve temel kaynakları

Araştırmanın konusu, çağdaş dönemde İslâmî referansları istismar ederek küresel ölçekte olumsuz bir imaj oluşturan IŞİD örgütüdür. IŞİD, İslâm coğrafyasının farklı bölgelerinde süregelen siyasi istikrarsızlıklar ve iç çatışmaların bir ürünü olarak ortaya çıkmış; Irak ve Suriye'de ele geçirdiği topraklarda bir "İslâm Devleti" tesis ettiğini iddia etmiştir. Örgüt, İslâm'ın temel kaynakları olan Kur'ân ve Sünnet'i mezhebi usullerden bağımsız biçimde, kendi ideolojik amaçlarına uygun olarak yorumlamış; böylelikle dini metinleri selefî-cihadî anlayışla yeniden anlamlandırmıştır. İnanç sistemi bakımından Selefî–Hanbelî çizgiye dayanan IŞİD, tevhîd ilkesini merkezi konuma yerleştirerek bu ilkeye muhalif gördüğü tüm anlayış ve uygulamaları "şirk" ve "irtidat" olarak nitelemiştir. "El-Velâ ve'l-Berâ" prensibini, mü'minlere mutlak dostluk ve kâfirlerle kesin ayrışma şeklinde yorumlayarak hem gayrimüslimleri hem de kendi yorumuna uymayan Müslümanları hedef haline getirmiştir. Fıkhî alanda, şer'î hükümleri harfiyen uyguladığını ileri süren örgüt, klasik İslâm hukukunu tarihsel bağlamından kopararak aşırı biçimde yorumlamış; intihar eylemlerini "istişhâd operasyonu" adıyla yüceltmiş, kölelik ve cariyelik kurumlarını ihya etmeye kalkışmış, had cezalarını ise propaganda unsuru olarak kullanmıştır. Nübüvvet anlayışında kendisini "peygamberi yöntemi ihya eden tek yapı" olarak tanımlayan IŞİD, kıyamet hadislerine dayanarak bir kurtuluş mitolojisi inşa etmiş; İstanbul ve Roma'nın fethini ilâhî vaadin gerçekleşmesi olarak yorumlamıştır. Siyasi açıdan ise örgüt, modern ulus-devlet sistemini, demokrasiyi ve laikliği reddederek 2014'te ilan ettiği hilâfetle Sykes – Picot düzenini geçersiz saymış; ümmetin tek bir devlet çatısı altında birleşmesini ilâhî kaderin tecellisi şeklinde yorumlamıştır. IŞİD, Selefî düşüncenin aşırı uç bir yorumuna dayanarak tevhid, cihad, hilâfet ve hâkimiyet kavramlarını ideolojik bir zeminde yeniden tanımlamış; bu yönüyle Batıyla beraber kendilerinin dışındaki Müslüman topluluk ve yorumlara da cephe alarak eşi görülmemiş ölçüde dışlayıcı ve yıkıcı bir örnek teşkil etmiştir.

Din anlayışıIŞİDMezhepler tarihi+1
Hasan Aksoy
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlik döneminde görsel hafıza ile tasavvufta ihlâs kavramı

Anaokulu, ilkokul ve ortaokul dönemleri, çocukların kişilik ve karakter gelişiminde son derece önemli bir rol oynar. Bu süreçte, çocukların gelişim özelliklerine uygun bir eğitim verilmesi gerekmektedir. Bu çalışmamızda, çocukların yaşayarak ve eğlenerek öğrenmesi sağlanarak, söz konusu dönemlerde görsel hafıza teknikleri ile tasavvufi kavramlar ışığında ihlâs kavramının nasıl aktarılabileceği ele alınmıştır. İlk olarak, anaokulu, ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların özellikleri incelenmiştir. Ahlâk değerinin kavramsal çerçevesini oluşturarak, bu dönemde çocukların dini ve ahlaki gelişim süreçleri araştırılmıştır. Ayrıca, bu yaş grubundaki çocukları etkileyen unsurlar ve bu unsurlarla etkili yöntemler açıklanmıştır. Araştırmamızda, anaokulu, ilkokul ve ortaokul dönemindeki çocuklar için görsel hafıza teknikleri kullanılarak tasavvufi kavramlar çerçevesinde ihlâsın nasıl kalıcı bir şekilde öğrenilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Çocukların bu dönemde hareketli oldukları göz önünde bulundurularak, öğrenmelerinin bu doğrultuda desteklenmesine özen gösterilmiştir. Görsel hafıza tekniklerinden yararlanarak, soyut kavramların somutlaştırılması sağlanmış ve çocukların bu kavramları daha rahat anlamaları hedeflenmiştir. Ayrıca, çocukların hikayelere olan ilgisi dikkate alınarak, görsel resimlerle konuların aktarılması sağlanmıştır. Bu araştırmada, çocukların tasavvufi kavramlar çerçevesinde ahlaki eğitimi ile ilgili ihlâs kavramını anlamaları amaçlanmıştır.

Din anlayışı
Senanur Akgün
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yusuf el-Karadâvî'nin din ve siyaset anlayışı

Bu araştırma, Yusuf el-Karadâvî'nin düşünce dünyasında din ve siyaset arasındaki ilişki üzerinedir. İslam medeniyetinde, İslam'ın doğuşundan itibaren 19.yüzyılın ortalarına gelinceye kadar din ve siyaset kavramları arasındaki ilişki konusunda düşünsel bir sorun bulunmamaktadır. Çünkü İslam dünyasında dinin devletten ayrılmasını ifade eden laiklik düşüncesi 20. yy. başlarında ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu sorun aktarıldığı İslam gerçekliğinin kaygılarını değil, ortaya çıktığı batı gerçekliğinin kaygılarını dile getirmiştir. İslam düşünürlerinin algılarında sabit olan şey, siyasetin dinin bir parçası ve İslam'ın din ve devlet, üstelik de hayatın tüm evrelerini kuşatan bir sistem olduğunun kabul edilmiş olmasıdır. Buradan hareketle, fıkıh alimi ve İslam düşünürü Yusuf el-Karadâvî, bu tartışmalı konuyu savunmak için tüm gayretini sarf etmiştir. Anahtar Kelimeler: Din, Siyaset, Din ve Devlet, Karadâvî.

DevletDevlet anlayışıDin+4
Habıb Yattabary
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Zorunlu kitlesel göçler ve toplumsal uyum sürecinde dinin rolü: Suriyeli sığınmacılar örneği

21. yüzyıla damgasını vuran uluslararası zorunlu göç olgusu; ulusal güvenlik, uluslararası ilişkiler, sosyo-politik dengeler ya da demografik açılardan ele alınması gerektiği kadar meydana getirdiği toplumsal hareketlilik bağlamında sosyolojik boyutlarıyla da incelenmeye muhtaçtır. Büyük ivme kazanan uluslararası kitlesel insan hareketliliği nedeniyle farklı toplumsal grupların bir arada yaşamasının imkânı araştırmacıların ilgisini celbetmektedir. Bu minvalde toplumsal uyum süreci göç olgusunun incelenmesi gereken en önemli noktalarından birisi olarak öne çıkmaktadır. Toplumsal kabul ile doğru orantılı olan entegrasyonun temel dinamikleri arasında yer alan ve sosyal teması güçlendiren dinî ve kültürel yakınlığın süreci nasıl şekillendirdiği de dikkatle ele alınmaya ve araştırılmaya muhtaçtır. Giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmada, toplumsal uyum sürecinde dinin rolü tartışılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde göç olgusuna dâir kavram ve kuramlar ele alınarak göçmenin süreçteki rolü irdelenmiştir. Toplumsal uyum ve din ilişkisinin ele alındığı ikinci bölümde ise kültür, kimlik, küreselleşme, diaspora, getto ve sosyal temas gibi pek çok olgunun gruplar arası etkileşime etkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise Ankara İlinde ikamet eden Suriyeli sığınmacılar örneklemi üzerinden ortak dinî inanç ve pratiklere sahip farklı etnik grupların bir arada yaşamasının imkânı ve boyutları incelenmiştir.

Din anlayışıSosyokültürel uyumZorunlu göç
Ramazan Çınar
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmed Midhat Efendi'nin eserlerinde Müslüman-Hıristiyan tartışma konuları

Tanzimat sonrası Osmanlı kültür evreni, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında aktif bir polemik ortamına sahne olmuştur. Islahat Fermanı ile birlikte gayrimüslimlere karşı yürütülen hoşgörü politikasını fırsat bilen misyonerler İslam aleyhine yayınlar yapmaya ve İncil tercümelerini halka açıktan dağıtmaya başlamışlardır. Bu durumdan rahatsız olan Ahmed Midhat Efendi, Hıristiyanların İslam aleyhinde yazdığı eserlere kapsamlı reddiyeler yazmıştır. Ahmed Midhat'ın polemik eserlerini geniş bir problem yelpazesi kuşatmaktadır. Hıristiyanlığın en köklü teolojik problemlerinden toplumsal meselelere kadar hemen her konuya yer vermeye çalışan müellif, misyon faaliyetlerine karşı Müslümanların tepkisiz kaldığını düşünmektedir. Bu alandaki yetersizliği görerek yazılarıyla tepkisini ortaya koyan Ahmed Midhat Efendi, amacının saldırı niyeti taşımadığını ve İslam'ı müdâfaa olduğunu belirtmektedir. Eserlerinde "Hıristiyanlık tarihi" başta olmak üzere "teslis, Hz. İsa'nın tabiatı, çarmıhın kökeni aslî günah ve kefâret, İncillerin durumu ve beşâir" konularına ağırlık vermektedir. Bu tez çalışmasında Ahmed Midhat Efendi'nin temas ettiği Müslüman-Hıristiyan tartışma konularından yukarıda zikredilen ağırlık verdiği problemler incelenerek yazarın Hıristiyanlık eleştirisi tartışılmaktır. Bununla beraber Midhat Efendi'ye mukabelede bulunan Hıristiyan din adamlarının verdiği cevaplar da yeri geldikçe bahse konu edilmektedir. Midhat Efendi'nin sunduğu deliller ve bu alandaki ilmi derinliğinin günümüz araştırmaları ve tarihi kaynaklarla uyumlu olup olmadığı da tezin muhtevası içerisindedir. Reddiye geleneğinde tartışılagelen Müslüman-Hıristiyan tartışma konularının Ahmed Midhat Efendi dönemine kadar değişip değişmediği ve müellifi bu bağlamda farklı kılan yönler tezin çerçevesi içerisinde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Dinler Tarihi, İslam, Hıristiyanlık, Ahmed Midhat.

Ahmed Mithad EfendiDin anlayışıDin felsefesi+7
Büşra Gürel Günenç
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Voltaire ve Diderot'nun din anlayışları

Kant'ın "aklını kullanma cesareti göster" mottosu ile özdeşleşen aydınlanma, Avrupa tarihi açısından belli bir dönemin adı olduğu kadar; bir düşünüş tarzı, birey, toplum ve siyaset tasarımı anlamına da gelmektedir. 18. yüzyıla damgasını vuran aydınlanma dönemi için söylenebilecek ilk şey tek bir aydınlanmanın değil, farklı ülke gelenekleri ile şekillenmiş aydınlanma düşünüşlerinin olduğudur. Aydınlanma dönemi olarak bahsedilen 18 yy'da farklı değerlerin ve ilkelerin daha fazla öne çıkarıldığı Fransız, Alman, İskoç, Amerikan tarzı aydınlanmalardan bahsedilebilir. Her bir aydınlanma geleneği kendi toplumuna damgasını vurmuş, kendi toplumunun kültürel, siyasal ve birey anlayışını yansıtmış, önemli felsefecilerin çalışmaları ile şekillenmiş, kendine özgü ilkeleri öne çıkartmıştır. Farklı aydınlanmaların ortaya çıkışında toplumların tarihi, kültürel yapısı, siyasal yapısı, sınıfsal yapısı hatta ekonomik yapısındaki değişim dönüşüm belirleyici olmuştur. Farklı noktalarla birlikte her bir aydınlanma akılcılığı öne çıkartarak, bireyci düşünceyi, geleneksel politik ve toplumsal yapıları dönüştürmeyi ve metafizikten kurtulmayı murat etmiştir. Her bir aydınlanma belirlediği temel ilkeler çerçevesinde toplumun, bireyin ve politik yaşamın farklı yöntemlerle yeniden şekillendirilebileceğini düşündürtmek istemiştir. Tezin konusu, salt akıl, mantık, bilimsel yöntem, dinin sorgulanması temalarını öne çıkartan Fransız aydınlanması ve onun iki önemli temsilcisi Voltaire ve Diderot'nun düşüncelerinde din, birey, toplum, akıl, hoşgörü, özgürlük kavramlarının nasıl ele alındığının incelenmesidir. Her iki düşünür aklı öne çıkartarak politik ve toplumsal yapıyı dönüştürmek istemiştir. Voltaire din konusunda daha deist çizgide yer alırken; Diderot din konusundaki farklı görüşlere saygı duymakla birlikte fikren ateizme daha yakın bir yerde durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Fransız Aydınlanması, Voltaire, Diderot, Din, Özgürlük

AydınlanmaAydınlanma felsefesiDiderot, Denis+5
Seray Altun
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Devlet bürokrasisinde dine bakış [28 Şubat süreci örneği (1997-2002)]

Tanzimat'tan günümüze devlet bürokrasisinin ve zaman zaman onun güdümüne giren siyaset kurumunun din ile ilişkisi hep var olmuştur. Kurumsal anlamda din, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde de yerini almıştır. Bürokratik aktörler toplumu kendi din algılarına göre yönlendirme çabasında olmuşlardır. Geleneksel din algısının dışına çıkan dini grup ve cemaatler çağın dinamiklerine göre takibe alınmış, kontrol edilmeye çalışılmış, işten, görevden veya okuldan uzaklaştırılmışlardır. 28 Şubat sürecinde, askeri vesayetin öncülük ettiği devlet bürokrasisi, siyaset kurumunu da baskı altında tutarak, laikliğin ve rejimin tehlikede olduğu gerekçesiyle kamusal alanda irtica ile mücadele adına başörtüsü ve dini eğitim kurumları gibi dinsel görünümleri ortadan kaldırma, kısıtlama, ötekileştirme, mahrum bırakma icraatlarıyla toplumda büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu süreçte seçilmişler, bürokratik vesayetin anti-demokratik baskı ve uygulamalarına direnç gösterememiş, toplumun önemli bir kesimi bazı temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmıştır. 28 Şubat postmodern darbesi eğitim, çalışma hayatı, ekonomi, siyaset kurumu gibi alanlarda toplumun her kesimini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma 28 Şubat sürecinde bürokrasinin din anlayışını, dine bakışını ve topluma etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleBürokrasi+7
Zeki Türkmen
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fârâbî'nin Kur'an kavramlarına yüklediği anlamlar bağlamında ve din tasavvuru,

İslam'ın altın çağında; 9. yüzyılda yaşayan Ebu Nasr Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ bin Turhan Al-Farabî et Turkî el Muallimus's-Sani (258/870-339/950) İslam Felsefesinde en sistemli ve kapsamlı felsefî çalışmaları gerçekleştiren kurucu filozof olarak kabul edilmektedir. Fârâbî'nin varoluşa dair düşüncelerinde Aristoteles'in; topluma dair düşüncelerinde Eflatun'un yaklaşımı ağır bassa da o, her iki düşünürün aynı hakikati farklı yöntemlerle ele aldıklarından hareketle Kur'an kavramları ve İslam düşüncesi ile felsefesini şekillendirmiştir. Çalışmamızda Fârâbî'nin düşünce dünyasını anlama üzere öncelikle Fârâbî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde felsefe ve din kavramlarının anlam dairesi ortaya konularak, İslam felsefe geleneğinde meselenin nasıl ele alındığına dair tartışmaları müzakere ettik. Felsefe geleneğinde ve Kur'an'da kullanılan bazı kavramların her iki sahadaki anlamlandırmalarını ortaya koymaya çalıştık. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'nin sisteminde Felsefe ve Din ilişkisinin mahiyetini analiz ettik. Bu bağlamda Tanrı tasavvurunu, Âlem Tasavvurunu ve Din Tasavvurunu Fârâbî'nin eserlerinde meselenin ele alış şekline göre inceleyerek Felsefe ve Din kurgusunu nasıl netleştirdiğini analiz etmeye çalıştık. Sayfa altı dipnotlarda eserin tercüme edilmiş Türkçe ismiyle birlikte Arapça isimlerini de koymayı uygun bulduk. Biz bu çalışmamızda ağırlıklı olarak Fârâbî'nin el-Medinetü'l Fadıla, es-Siyasetü'l-Medeniyye, Kitâbu'l-Huruf, İhsâu'l-Ulûm ve Tahsilu's-Saade adlı eserlerini merkeze almakla birlikte ulaşabildiğimiz tüm eserlerini incelemeye çalıştık. Felsefesi ile İslam düşünce tarihine yön veren ve İslam felsefesinin çerçeve planını çizen Fârâbî'nin, dînî kavramlara yüklediği anlamlarla teşekkül ettirdiği felsefesini anlamaya çalışacağız.

Din anlayışıDini değerlerFarabi+3
Mustafa Saka
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Abay Kunanbayoğlu'nun dini ve ahlaki görüşleri

Abay Kunanbayoğlu Sovyetler dönemi Kazak toplumunun dini ve kültürel hayatında etkin bir role sahiptir. Bölgedeki İslam'ın reel durumu, Türk ve Rus kültürünün kesiştiği bir noktada durmaktadır. Bu nedenle Kazak toplumunun günümüz ilmi ve kültürel durumunu tespit edebilmek ve anlayabilmek için Abay'ın üstlendiği rolü bilmek gerekir. Çünkü Abay bir düşünür olarak Rus kültürüne de vakıf olan Müslüman bir kişiliktir. Onun eserlerinde bu geniş bakış açısının izleri açıkça görülmektedir. Abay Kunanbayoğlu'nun eserleri bağımsızlık öncesi dönemde ve bağımsızlıktan bu yana yirmi yıldan fazla bir süredir farklı yönleriyle incelenmiştir. Ancak araştırmamız bazı açılardan özgün ve bu nedenle de önemlidir. Bağımsızlıktan sonraki 10-15 yıl içinde, Arapça ve Farsça bilen İslam'ın Şeriat kanununu öğrenmiş uzmanların doğu dünya görüşüyle bağlantılı olarak Abay'ın eserlerini araştırmalarına olan talep yoğun bir şekilde arttı. O dönemde Abay'ın eserlerindeki dil konusu, Doğu dilleri edebiyatı ve büyük şahsiyetlerle olan bağlantısının ideolojik yönlerini belirlemek için yeni konular üzerine araştırma konusu olmaya başladı. Bununla birlikte Abay'ın eserlerindeki Kur'an ve Hadis metinleri, kısmen dini ve İslamî anlam taşıyan Arapça kelimeler ve ifadeler, Müslüman dünya görüşü bağlamında özel olarak analiz edilmemiştir. Bu bir ölçüde normaldi. Çünkü bu dönem ateizm propagandası yapan bir toplumdan, özgür düşünen ve dinsel kökenlerini keşfetme sürecine giren bir toplumsal yapılanmaya geçiliyordu. Başka bir deyişle, o sıralarda Abay eserlerinin doğru anlaşılmasına giden yol döşeniyor ve bilgi sahibi şahsiyetlerle sıradan vatandaşa kadar Abay'ın Müslüman dünyav görüşünün benimsenmesi için hazırlıklar yapılıyordu. Kazak toplumda son yıllarda din olgusu, toplumdaki en güncel konulardan biri haline geldi. Abay'ın eserleri farklı dinler ve mezhepler arasında farklı açılardan yorumlanmaya başladı. Deyim yerindeyse Abay, paylaşılamayan bir değer haline geldi. Kazak toplumunda boy gösteren farklı yaklaşımlar, Abay'ı kendileri için bir destek olarak yorumlama çabası içine girdiler. Abay'ın dünya görüşü ve dini görüşleri üzerine yapılan araştırmalar bile, milli değerlerimizi dini dünya tanımımıza yabancı dinlerle ilişkilendirerek yanlış temsil etme girişimine yol açtı. Tüm bu nedenlerle Abay'ın düşüncesinin ve dinsel inancının özgün ve doğru olarak ortaya konulması, kültürümüze yabancı inançlar doğrultusunda çarpıtılması girişimlerine dikkat çekilmesi büyük nem taşımaktadır. Bu sorun henüz tam olarak çözüm bulmuş değildir. Abay'ın dini anlayışını ve akidesini tüm gerçekliği ile açıklamak çok önemlidir. Bu konu araştırmamızın ana amaç ve hedeflerinden biridir. Tezimizin önemi Abay'ın düşünce ve inanç dünyasının doğru bir şekilde ortaya konulmasında yatmaktadır.

AhlakBiyografiDin+7
Tımur Nussıpkhanov
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal değişme sürecinde din görevlilerinin dini ve sosyal anlayışlarındaki değişmeler Çanakkale ili Biga ilçesi örneği

İnsan hayatı genel anlamda bir bütündür. Onun hayatında, sosyo-kültürel, dini, iktisadi, siyasi, sanatsal vb. pek çok faktör bulunmaktadır. Din olgusu da insan hayatında önemli bir unsur olarak belirmektedir. Kişinin sosyal hayatının her hangi bir alanında meydana gelen bir değişim, onu diğer yönleriyle de etkilemektedir. Çünkü insan, maddi ve manevi yönüyle bir bütünlük oluşturmaktadır. Dolayısıyla insanın maddi yönünde ortaya çıkan bir değişme manevi yönünü etkilemekte, manevi yönünde meydana gelen bir değişme de maddi yönünü etkilemektedir.Cumhuriyet Türkiye'si, bir çok yönüyle Osmanlı toplumsal geleneğinden bir takım uygulamalar yoluyla kendini farklılaştırmaya çalışan bir toplum olmuştur. Özellikle dinsel hayatın Osmanlı toplum yapısında oynadığı rolü sınırlamak için yapılan uygulamalar dikkat çekicidir. Bu uygulamalara bağlı olarak Türkiye'de toplum bir değişim içerisine girmiştir. Bu değişim sürecinde dini hayat giderek bireyselleşen ve insanların özel inanç alanlarına hitap eden bir hale dönüşmüştür.Sosyal ilişkiler bağlamında toplumla çok yakın bir ilişki içersinde olması beklenen din görevlisi; bu ilişkinin neticesinde sosyal ve dini yaşamda toplumu etkilemekte ve yine bu alanlarda toplumdan etkilenmektedir. Dolayısıyla bu etkilenişin bir neticesi olarak din görevlilerinin dini ve sosyal anlayışlarında bir takım değişmeler olması beklenmektedir. Bu çalışma; değişim süreci içerisinde olan ülkemizde din görevlilerinin sosyal ve dini anlayışlarındaki değişmeleri tespit etmeye çalışmış, birinci bölümde konuyla ilgili teorik bilgiler verilmiş; ikinci bölümde ise anket uygulamasının sonuçları değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sosyal Değişme, Din, Din Görevlisi

DeğişimDinDin anlayışı+4
Osman Dertli
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ebû Hâmid el-Gazâlî'de imanın akliliği

İman ve akıl arasında bir bağın olmadığı ya da bu iki mefhumun birbirini dışladığı yönündeki iddialar birçok bakımından eleştiriye açıktır. Zira akli olarak idrak edilemeyen bir meselenin anlaşılması ve kabul edilmesi mümkün görünmemektedir. Anlaşılamayan bir hususa inanılabileceğini savunan düşünürler ve fikir akımları olduğu gibi böyle bir anlayışı çelişkili olması sebebiyle eleştiren ve reddeden şahıslarda mevcuttur. Ebû Hâmid el-Gazâlî, akıldan yoksun bir dini inancın imkansız olduğunu ve dini hükümlerin ancak aklın ve düşüncenin yasalarına uygun olduktan sonra geçerli olabileceğini düşünen İslam mütefekkirleri arasında sayılmalıdır. Fakat dinin anlaşılmasında İmam Gazâlî, ne sırf akılcılığı ne de sırf imancılığı doğru taraf olarak kabul eder. Ona göre en doğru din anlayışı, aklın ve inancın ortaklığı ve mutabakatı sayesinde inşa edilebilir. Bu, aklın ve inancın kendilerine özgü görevler üstlendikleri zorlu bir inşa sürecidir. Bu tez iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, akli iman düşüncesini benimsemiş olan bazı seçkin filozofların ve alimlerin fikirleri zikredildikten sonra Ebû Hâmid el-Gazâlî'nin tespit ettiği düşünce yasaları incelenmiştir. Söz konusu akletme kurallarının bilgiye ve inanca tatbik edilmesiyle ilgili olan başlık ilk ana başlığın son bölümüdür. İkinci ana bölüm ise ilk bölümde tespit edilen akıl yürütme yasalarının dini inanca taalluk eden taraflarını merkeze almaktadır. İlk olarak aklın daha sonra ise vahyin dini inanç ile alakası üzerinde durulduktan sonra nihayetinde, teorik konularla ilgili yeterliliğe sahip olmayan kimselerin inançları hakkındaki ölçüye dair kısım çalışmanın en son bölümünü oluşturmaktadır.

DinDin anlayışıDin felsefesi+6
Murat Palta
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Belçika'da yaşayan üçüncü nesil Türk gençlerinde kimlik ve din

Bu çalışmada çok-kültürlü bir ortam olan Belçika'da yaşayan, burada doğmuş, büyümüş ve yaşamını sürdüren, hem Türk kültür ve değerleriyle hem de Belçika kültürel ortamıyla bir arada bulunan ve bu toplumda azınlık olan üçüncü nesil Türk gençlerin din ve kimlik algılamalarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çerçevede 427 kişiden oluşan örneklem grubuna anket ve ölçek çalışması uygulanmıştır. Çalışmamızın sonuçlarında gençlerin çoğunun hem Türk kültür ve kimliğini hem de yaşanılan ülke kimliğini kapsayacak şekilde çok-kültürlü/ ulus-ötesi bir kimlik geliştirdikleri görülmüştür. Dini kimlik olarak ise çoğunluğunun Müslüman olduğu, dini aidiyet ve inançlarını önemli ölçüde korudukları görülmektedir. Dinin çoğu unsurunun korunmakla beraber inançsal aidiyet boyutuyla kıyaslandığında dinin yaşanılmasının daha düşük bir orana sahip olduğu görülmektedir. Üçüncü nesil gençlerin hem etnik/milli kimlik boyutunda hem de dini kimlik boyutunda, kendi köken kimliklerini koruyup, ayrıca yaşanılan ülkeden kimi öğeler alarak ulus-ötesi bir etnik ve dini kimlik formu geliştirdikleri görülmektedir.

BelçikaDinDin anlayışı+7
Beyza Oğuz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ziya Gökalp, Hilmi Ziya Ülken ve Erol Güngör örneğinde dine yaklaşımları ile Türk aydını

Bu çalışmada Türk aydınlarının, toplumsal alandaki gücüne vurgu yapılarak din karşısında hangi tutum ve düşünce içerisinde yer aldıkları örneklemler çerçevesinde açıklanacaktır. Çünkü içinde yaşadığımız dönemin din anlayışını anlayabilmek, tarihsel değişim ve dönüşümde etkin olan aydınların dini tutumlarını incelemeye bağlıdır. Bu çerçevede; Ziya Gökalp, Hilmi Ziya Ülken ve Erol Güngör'ün din anlayışları incelenmiştir.Araştırmamızın neticesinde, sosyal bir kurum olan din ile aydınlar arasında bir ilişki olduğunu dönemin etkin aydınlarının din görüşlerini inceleyerek gördük. Bu ilişki kimi zaman dinin aydınları yönlendirmesi, kimi zamanda aydınların dini yönlendirmesi ile şekillenmiştir. Diğer taraftan Türk aydını ile din arasındaki ilişkiyi, Türk aydınının tarihsel nasıl bir süreç geçirdiğini inceleyerek temellendirdik.Anahtar Kelimeler: Aydın, Din, Erol Güngör, Hilmi Ziya Ülken, Türk Aydını, Ziya Gökalp.

AydınlarDinDin anlayışı+3
Öznur Yaşar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yerli Kıbrıslılar ile 1974 Türkiye göçmenlerinin dini inanç ve uygulamalarının karşılaştırmalı bir analizi: Güzelyurt ilçesi örneği

Bu çalışma, Kıbrıs toplumundaki yerli Kıbrıslılar ile 1974 iskân politikası kapsamında adaya nakledilmiş Anadolu göçmenlerinin dini inanç ve uygulamalarını karşılıklı mukayese ederek analizlerde bulunmayı amaçlamaktadır. Çalışma Güzelyurt ilçesi ve köylerinde gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 46 yıldır aynı mekânsal alanı paylaşan bu iki topluluğun dini konulardaki inanç ve uygulamaları farklılık göstermektedir. Farklılıkların nedeni, etkileşimde bulunulan konular ve etkileşim önündeki engellerin tespiti çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Birinci bölümde yerli Kıbrıslıların dini hafızalarına etki eden tarihsel süreç, göçmenlerin adaya nakli, göç sonrası toplumda meydana gelen çatışmalar ve dini farklılıkların nedenleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise elde edilen bulgular doğrultusunda yerli ve göçmenlerin dini inanç ve uygulamaları, halk inançları tespit edilerek karşılaştırılmıştır. Ayrıca toplumların karşılıklı etkileşime geçtikleri konular ve etkileşimin bulunmadığı alanlar, etkileşimi engelleyen sebepler değerlendirilmiştir.

Din anlayışıDin sosyolojisiDini hayat+7
Hasan Burak Aydın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Frankfurt Okulu'nun din görüşü: Jürgen Habermas örneği

Bu çalışmanın amacı Frankfurt Okulu'nun Max Horkheimer'dan Jürgen Habermas'a dek dine bakışını ortaya koymaktır. Birinci bölümde Frankfurt Okulu'nun ilk kuşağı incelenmiştir. Bu bölümde Frankfurt Okulu'nu ortaya çıkaran tarihi ve düşünsel arka plan ele alındıktan sonra temel ilgi alanları ortaya konulmuştur. İkinci bölümde Habermas'ın din ve toplum üzerine görüşleri incelenmiştir. Burada öncelikle modernite savunusu ve İletişimsel Eylem Kuramı ele alınmıştır. Akabinde Frankfurt Okulu'ndan Habermas'a dinin konumu ve Habermas'ın dine dair düşünceleri incelenmiştir.

DinDin anlayışıDin sosyolojisi+5
Fatma Karaman
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects