Diş hekimliği
Bu konu başlığı altında 145 tez
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin girişimcilik eğilimlerinin ve kariyer planlamalarının incelenmesi
Bu çalışma, diş hekimliği öğrencilerinin girişimcilik eğilimlerini belirleyerek bu eğilimlerin kariyer planlamalarına ve girişimciliği bir kariyer tercihi olarak benimsemelerine etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, YKS başarı sıralamasına göre üst ve alt dilimlerde yer alan toplam altı üniversiteden birinci ve beşinci sınıf öğrencilerine anket uygulanmıştır. Veri toplama sürecinde, kişisel bilgiler, Üniversite Öğrencileri Girişimcilik Ölçeği (ÜÖGÖ) ve Kariyer Planlama Ölçeği (KPÖ) kullanılmış ve 584 öğrenci tarafından cevaplandırılmıştır. Analizler SPSS 27 programında gerçekleştirilmiş; betimsel istatistikler, çoklu korelasyon, doğrusal regresyon ve moderatör analizleri uygulanmıştır. Bulgular, diş hekimliği öğrencilerinin yüksek düzeyde girişimcilik eğilimine sahip olduğunu, %68,3'ünün mezuniyet sonrası kendi diş kliniğini açmayı düşündüğünü göstermektedir. Girişimcilik eğilimi ile kariyer planlama arasında güçlü ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir (R²=0,692). Üniversitenin YKS başarı sıralamasının bu ilişkide düzenleyici rolü olduğu belirlenmiş, üst dilimdeki üniversitelerde okuyan öğrencilerin girişimcilik ve kariyer planlama düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Cinsiyetin girişimcilik ve kariyer planlama üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı; yaş, ekonomik durum, ailede diş hekimi veya girişimci bulunması gibi faktörlerin bu değişkenler üzerinde önemli farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Beşinci sınıf öğrencilerinin girişimcilik ve kariyer planlama puanları, birinci sınıf öğrencilerine kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çalışmanın bulguları doğrultusunda, diş hekimliği öğrencilerine yönelik girişimcilik ve kariyer planlama eğitimlerinin artırılması, uygulamalı klinik açma modellerinin eğitim programlarına entegre edilmesi ve finansal destek mekanizmalarına dair bilgilendirme sağlanması önerilmektedir.
Konvansiyonel teknik ve stamp tekniği ile uygulanan farklı kompozit rezin materyallerin mikrosızıntı özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, çocuk diş hekimliğinde giderek daha sık tercih edilen stamp tekniğinin, farklı kompozit rezin materyallerle birlikte kullanıldığında mikrosızıntı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kompozit rezinlerin fiziksel yapıları, polimerizasyon davranışları, doldurucu morfolojileri ve viskoziteleri, restorasyonun marjinal adaptasyonu üzerinde belirleyici olduğundan, klinik başarı hem materyal seçimi hem de uygulama tekniği ile ilişkilidir. Güncel literatürde stamp tekniği işlem hızını arttırarak süresini azaltması, oklüzal morfolojiyi tekrarlanabilir şekilde oluşturması ve çocuk hastanın koltukta oturma süresini azaltması nedeniyle önemli bir alternatif tir.Bununla birlikte tekniğin farklı kompozit materyallerle etkileşimine yönelik bulgular sınırlı ve tutarsızdır. Bu in vitro çalışmada toplam 120 adet çürüksüz üçüncü molar dişi üzerinde standartlaştırılmış sınıf I kaviteler hazırlanmış ve dört farklı kompozit materyal (G-ænial, Nova, Quixfil, Estelite) iki farklı teknikle (konvansiyonel ve stamp) uygulanmıştır. Örnekler termal siklus işlemine tabi tutulmuş, ardından boya penetrasyonu yöntemiyle mikrosızıntı analizleri yapılmıştır. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak kompozit-dentin arayüzündeki morfolojik yapı incelenmiştir. Kompozit türü mikrosızıntı üzerinde en belirleyici faktör olarak öne çıkmıştır. Quixfil materyali her iki teknikte de düşük mikrosızıntı değerleri göstermiştir. Stamp tekniğinin genel etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış olsa da özellikle Estelite ile kullanıldığında mikrosızıntıyı belirgin şekilde azalttığı saptanmıştır. Buna karşın G-ænial ve Nova materyallerinde teknik farklılıklarının anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir. SEM bulguları da mikrosızıntı skorlarını desteklemiş; akışkan bulk-fill kompozitlerle stamp tekniği birlikte uygulandığında daha düzenli bir marjinal arayüz elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, stamp tekniğinin mikrosızıntı açısından tek başına belirleyici bir yöntem olmadığını; ancak özellikle düşük viskoziteli ve akışkan karakterli kompozitlerle uyumlu olduğunda marjinal adaptasyonu iyileştirebileceğini göstermektedir. Materyalin doldurucu oranı, partikül yapısı ve polimerizasyon davranışı uygulama tekniğinden daha baskın bir rol oynamaktadır. Bu nedenle çocuk diş hekimliğinde stamp tekniğinin kullanımı, uygun materyal seçimi ile birleştirildiğinde uygulama süresini kısaltan ve morfolojiyi öngörülebilir kılan pratik bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Gelecek çalışmaların micro-CT gibi üç boyutlu görüntüleme yöntemleriyle ve farklı kavite konfigürasyonlarını içerecek şekilde genişletilmesi, tekniğin klinik geçerliliğini güçlendirecektir.
Diş hekimliği öğrenci ve akademisyenlerinde artan mesleki tecrübe ile el becerilerinin ayna karşısında değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, artan mesleki tecrübeleri ile diş hekimliği öğrenci ve akademisyenlerinde ayna karşısındaki el becerilerini değerlendirmektir. Mesleki tecrübelerine göre gruplandırılan (tecrübesi sıfır kabul edilen 5. sınıf diş hekimliği öğrencileri, 5 yıl altı ve 5 yıl ve üzeri tecrübeye sahip akademisyenler) toplam 72 katılımcıya, bitirme süreleri belirlenerek O'Connor Cımbız Beceri testi doğrudan ve ayna karşısında dolaylı görüş ile uygulandı. Kişisel bilgileri kaydedilen katılımcıların; antropometrik ölçümleri mezura ile, el kavrama kuvveti hidrolik el dinamometresi ile, parmak kavrama kuvveti parmak pinchmetre ile ve eklem hareket açıklığı ölçümleri gonyometre ile yapıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında, ki kare testi ve Fischer'ın Kesinlik Testi, normal dağılıma uyan ikili gruplarda bağımsız student t-testi ve ikiden fazla gruplarda One-way ANOVA testleri kullanıldı. Tüm erkek katılımcıların sağ el kavrama kuvvetleri (p<0,001) ve sol el kavrama kuvvetleri (p<0,001) kadınlara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışmaya dahil edilen tüm katılımcılardan erkek olanların indirekt (ayna karşısında) test sürelerinin, kadın katılımcıların sürelerine göre anlamlı yüksek olduğu gözlenirken (p=0,001), direkt test sürelerinde ise cinsiyetler arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Tüm katılımcıların mesleki tecrübe yılı arttıkça direkt test süreleri anlamlı bir şekilde azalmaktadır (p<0,05). Özellikle 5. Sınıfta yer alan katılımcıların direkt test (p=0,031) ve indirekt test süresi (p=0,028) ortalama değerlerinin, 5 yıl ve üstü tecrübeye sahip akademisyenlerin ortalama değerlerinden yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın bulgularına göre, artan mesleki tecrübe ile el becerisinin arttığını ve özellikle gruplardan bağımsız olarak kadın katılımcıların doğrudan el beceri testinde daha başarılı oldukları bulundu. Gerçekleştirilen çalışma, özellikle mesleki el becerisinin artan pratik uygulamalar ile gelişebileceğini göstermektedir.
Mandibula kırıklarında fiksasyon sonrası kondilin fiziksel ve hacimsel değişiminin 3 boyutlu incelenmesi
Amaç: Mandibulada oluşan parasimfiz ve angulus kırıkları tedavisi öncesi ve sonrası kondil hacmi, pozisyonu, simetrisi ve eklem boşluğunda meydana gelen değişimlerin incelenmesi. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya maksillofasiyal, konjenital deformitesi olmayan mandibulada izole parasimfiz kırığı (8 hasta) veya eşlik eden angulus kırığı (8 hasta) olan, cerrahi tedavisi yapılmış 16 hasta (11 erkek ve 5 kadın) dahil edildi. Hastalardan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kayıtları cerrahi öncesi ve cerrahiden en az 6 ay sonra (6-83 ay) alındı. KIBT kayıtlarının DICOM görüntüleri Materialise Mimics 25.0.0.550 yazılımı kullanılarak üç boyutlu olarak değerlendirildi. Parametreler Shapiro-Wilk, Wilcoxon, t-testi ve Mann-Whitney U uygulanarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Cerrahiden sonra hem parasimfiz hem angulus kırıklarının olduğu gruplarda kondilde önemli değişiklikler bulunmuştur. Tüm hastalar değerlendirildiğinde kondil hacminde ve sağ kondil yüksekliğinde artış istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Parasimfiz kırıklarında angulus kırıklarına oranla kondil hacminde daha fazla artış ortaya çıkmıştır. Parasimfiz kırıklarında sağ kondilde, kondil yüksekliğinde istatistiksel olarak önemli artış bulunmuş fakat diğer kondil değişimleri istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Angulus kırıklarında sağ sagittal kondiler pozisyon ve sol sagittal kondiler açıda artma meydana gelip istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Bu ölçümlerde parasimfiz kırıklarında azalma meydana gelip angulus kırıklarındaki artışın parasimfiz kırıklarındaki azalışa oranla istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Cinsiyetler arası farklılıklara bakıldığında kadınlarda sol kondilde aksiyal kondiler pozisyonda azalış varken erkeklerde sol aksiyal kondiler pozisyonda artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada travmaya maruz kalmış ve kırık gerçekleşmiş mandibulalarda kondilde fiziksel ve hacimsel 3 boyutlu değişimlerin olduğu gösterilmiştir. Travma hastalarında kırık bölgesinde remodelasyon doğal bir süreçken; kırık gözlenmeyen kondillerde de remodelasyonun olduğu, postoperatif dönemde yeni konum ve boyutuna adaptasyon kabiliyeti geliştirdiği söylenebilir.
Atmosferik basınç soğuk plazmanın restoratif diş tedavisinde kullanımının araştırılması
Bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı atmosferik basınç soğuk plazmanın diş hekimliği alanında diş beyazlatma etkinliği üzerine doğrudan ve dolaylı etkisini göstermektir. Bu amaçla restoratif diş hekimliğinde diş beyazlatma uygulaması olarak soğuk plazma uygulaması (doğrudan etki) ve soğuk plazma ile aktifleştirilmiş deiyonize su (dolaylı etki) olan PAW'ın tek başına beyazlatıcı bir ajan olarak kullanılabilirliği gösterilmiştir. 55 yeni çekilmiş insan ön kesici dişi kahve ile renklendirilmiştir. Deney grupları olarak; Kontrol, PAW, Peroksit, Plazma ve Plazma+Paw grubu belirlenmiştir. Diş grupları beyazlatıldıktan sonra (Kontrol grubu beyazlatmaya dahil edilmemiştir.) renkleri spektrofotometre kullanılarak ölçülüp, işlem öncesi ve sonrası renk değişimleri ΔE1 olarak kaydedilmiştir. Ardından tüm diş grupları dehidratasyon-remineralizasyona bağlı renk geri dönüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla 24 saat yapay tükrükte bekletilmiş ve tekrar renk ölçümü alınmıştır. Renk değerlerindeki yeni değişimler ΔE2 olarak kaydedilmiştir. Tüm gruplar içerisinde soğuk plazma uygulanan gruplardaki beyazlatma etkinliği değerinin (ΔE1), ΔE2'ye göre yüksek olduğu tespit edildi. Ancak dehidratasyon ve remineralizasyona bağlı renk geri dönüşleri değerlendirildiğinde en fazla etkilenen grupların yine plazma grupları olduğu görüldü. Soğuk plazma uygulamasının dişlerde meydana getirdiği sıcaklık artışı kritik seviyedeydi. Plazma grubu ve Plazma+Paw grubunun beyazlatma etkinliği başarılıydı. Deiyonize suya plazma uygulaması sonucu elde edilen PAW' ın beyazlatma etkinliği geleneksel %40'lık Hidrojen peroksit kadar etkili beyazlatma göstermiştir. Beyazlatmaya ek olarak soğuk plazmanın geleneksel fotopolimerizasyona karşı self-etch adezivde polimerizasyonu indüklediği ile ilgili He ve Ar plazmalarının adeziv üzerindeki etkilerini gösteren FTIR spektroskopisi görüntülerine de yer verilmiştir.
Türkiye'de düzenli yayın yapan diş hekimliği dergilerindeki ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizi
Bu çalışmanın amacı, son 15 yılda düzenli yayın yapan ulusal kaynaklı diş hekimliği dergilerindeki ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizinin yapılmasıdır. Bu çalışmada 2005-2019 yılları arasında Türkiye'de düzenli yayın yapan diş hekimliği fakültelerinin dergileri, Türkiye Klinikleri Diş Hekimliği Bilimleri Dergisi ve Türk Ortodonti Dergisi (TOD)'ndeki ortodonti yayınları bibliyometrik açıdan incelenmiştir. Ortodonti yayınlarının yarısına yakınının TOD'da yayınlandığı ve toplam yayın sayısının yıllara göre dağılımında ise en yüksek sayının 2010-2014 yılları arasında olduğu saptanmıştır. Yayınlar tür yönünden incelendiğinde tüm dergilerde yayınların en fazla orijinal araştırma, en az ise olgu sunumu şeklinde olduğu görülmüştür. Yayınlar sorumlu yazarın ünvanı yönünden incelendiğinde TOD'daki yayınlarda, ünvanı Doç. Dr. ve Dt. olan yazarların oranı daha düşük iken, ünvanı Yrd. Doç. Dr. / Dr. Öğr. Ü. olan yazarların oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ortodonti yayınlarına en çok katkıda bulunan üniversiteler Gazi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi olurken, en fazla yayın yapan yazarların Türkiye'den sonra Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan ve Brezilya'dan olduğu belirlenmiştir. Yıllara göre toplam ortodonti yayın sayıları incelendiğinde yıllar arttıkça ortodonti yayın sayılarının da arttığı görülmüştür. Bölümler arası multidisiplinerlikte, ortodonti ile en fazla çalışma yapan bölümlerin, ağız diş ve çene cerrahisi, pedodonti ve protetik diş tedavisi olduğu ve TOD'daki yayınlarda ortodontistlerin daha çok farklı kurumlardaki ortodontistlerle çalışmayı tercih ettiği, aynı kurumda ve farklı bölümlerde uzmanlaşmış diş hekimleriyle daha az çalışma yaptıkları saptanmıştır. Sonuç olarak ülkemizde ortodonti alanındaki yayınların farklı özellikler bakımından incelenebilmesi için ulusal ve uluslararası ortodonti yayınlarının bibliyometrik analizinin yapılmasına ihtiyaç vardır.
Cameriere yaş tayini metotları kullanılarak tahmin edilen yaşın kronolojik yaş ile karşılaştırılması
Adli tıpta, radyografiler üzerinden dental ve iskeletsel yaş tespiti için çeşitli yöntemler mevcuttur. Ancak bu teknikler farklı coğrafyalar ve ırklarda değişken oranlarda başarılı sonuçlar sunabilir. Bu çalışmanın amacı, Cameriere ve ark.' nın yaş tespiti metotlarının, Uşak ili'nde dört farklı grup için uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Açık apeks yöntemi için 5-15 yaş arası bireylere ait 200, üçüncü molar için 14-22 yaş arası bireylere ait 200 panoramik radyografi; kanin için 22-78 yaş arası bireylere ait 200 periapikal radyografi ve servikal vertebra için 7-18 yaş arası bireylere ait 200 sefalometrik radyografi retrospektif olarak incelenmiş ve regresyon modeli oluşturulmuştur. Açık apeks tekniği için oluşturulan yeni formülün açıklayıcılık katsayısı %61,7 (R 2 = %61,7) olarak hesaplanmıştır. Üçüncü molar tekniği için elde edilen formülün açıklayıcılık katsayısı %45,9 ' dur. Kanin dişlere ait olan teknik için oluşturulan formülün kronolojik yaşı tahmin etmede, kadınlar ve erkekler için değerlendirildiğinde yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. (P> 0, 05). Servikal vertebra yöntemi için elde edilen formül, ortalama 1,97' lik bir tahmin hatası ve %21,5 oranında açıklayıcılık katsayısı ile başarılı kabul edilmiştir. (R 2 = %21,5). Sonuç olarak Cameriere ve ark.'nın açık apeks yöntemi Türk popülasyonu için uygulanabilir bir yöntemdir. Üçüncü molar diş üzerinden yapılan ölçümlere dayanan ikinci teknik, yaş tespiti için geçerlidir; ancak kesin sonuçlar için farklı metotlar ile kombine edilmesi önerilir. Üçüncü teknik Türk popülasyonu için, yazarlar tarafından önerilen biçimde uygulandığında yaş tahmininde yetersiz bulunmuştur. Dördüncü grup için, dördüncü servikal vertebralar üzerinden yapılan ölçümlere dayanan teknik geçerli bir metottur; fakat istatistiksel analiz regresyon analizi yerine yazarların önerdiği biçimde yapılırsa daha doğru sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir.
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik ve empati düzeylerini, bunlar arasındaki ilişkiyi ve öğrencilerin sosyodemografik özelliklerinin bu iki değişken üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışmanın örneklemini Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde 2020-2021 yılında öğrenim gören 416 öğrenciden çalışmamıza katılmayı kabul eden ve formları eksiksiz dolduran 363 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler 'Sosyo-Demografik Bilgi Formu', 'Maslach Tükenmişlik Envanteri - Öğrenci Formu' ve 'Jefferson Doktor Empati Ölçeği Öğrenci Versiyonu' kullanılarak elde edilmiştir. Veriler IBM SPSS 25 programına aktarılmış ve analizler AMOS 23 programında uygulamıştır. İstatistiksel analiz için Shapiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Post Hoc Bonferroni testi, Spearman korelasyonundan yararlanılmıştır. Analizler Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinin %17.1-'inin yüksek tükenmişlik ve %20.1'inin yüksek empati düzeylerine sahip olduğunu göstermiştir. Bazı sosyodemografik değişkenlerin, öğrencilerin empati ve tükenmişlik düzeylerini etkilediği belirlenmiştir. Empatinin 'perspektif alma' alt boyutuyla tükenmişliğin 'duygusal tükenme' alt boyutu arasında pozitif yönde, tükenmişliğin 'yetkinlik' alt boyutu arasında ise negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Empatinin 'hastanın yerine kendini koyma' alt boyutuyla, tükenmişlik düzeyi ve tükenmişliğin duygusal tükenme alt boyutu arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05) Öğrencilerinin büyük çoğunluğunun tükenmişlik ve empati düzeylerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Geleceğin diş hekimleri olan öğrencilerin empati düzeylerinin yükseltilmesi ve tükenmişlik düzeylerinin azaltılmasına yönelik yeni eğitim modellerinin geliştirilmesinin; ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Diş hekimliği fakültesi'ne başvuran hastalarda COVID-19 pandemisinin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri
Dünya genelindeki koronavirüs pandemisi, yaşam alışkanlıkları, ağız bakımı ve diş tedavilerini etkilemektedir. Çalışmada yetişkin bireylerin COVID-19 pandemisi süresince demografik özellikleri, beslenme ve yaşam alışkanlıkları, sistemik hastalıkları, ağız bakımları ve dental sorunları ve çözümleri araştırılmıştır. Yaş aralığı 18-75 olan 303 kişiye demografik bilgiler ve pandemi ile ilgili anket formu dağıtılmıştır. 'Basitleştirilmiş Oral Hijyen İndeksi' kullanılarak ağız bakımları kaydedilmiştir. Bulguların kategorik değişkenlerinin incelenmesinde örneklem boyutunun varsayımının (n>5) karşılandığı durumlarda Pearson Ki-Kare testi, karşılanmadığında ise Fisher's Exact testi yapılmıştır. Analizlerde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanılmıştır. Genç, bekar, eğitim seviyesi yüksek ve kadın katılımcılarda ağız bakımı ve sağlığına verilen önemin daha yüksek olduğu, endişe seviyesi ile ağız bakımının arttığı gözlenmiştir. Katılımcıların en sık olarak eğer diğer tüm yollar başarısız olursa diş hekimine gitme yolunu seçtiği gözlenmiştir (p<0,05). Pandemi süreci ağız sağlığı ve bakım alışkanlıklarını etkilemiştir. Bilgilendirmenin bulaşıcı hastalıklarda ağız sağlığının arttırılmasında önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir.
Dişeti kalınlığının farklı yöntemler kullanılarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, dişeti kalınlığını farklı ölçüm yöntemleri kullanarak belirlemek ve dişeti kalınlığı ile bukkal kemik kalınlığı arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Aynı zamanda kuron uzunluğunun kuron boyuna oranı, papil yüksekliği ve keratinize dişeti genişliğinin dişeti kalınlığı ile ilişkisi de değerlendirilmiştir. Materyal-metot: Çalışmamıza periodontal ve sistemik olarak sağlıklı 40 hastanın üst anterior keser dişi dahil edilmiştir. Hastaların periodontal klinik durumlarını değerlendirmek için plak indeksi (PI), gingival indeks (GI) ve sondlamada kanama indeksi (SKI) ve keratinize dişeti genişliği kaydedilmiştir. Dişeti kalınlığı; transgingival sondlama, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ve renkli biyotip sondu (RBS)'nun yansıması yöntemi ile ölçülmüştür. Bukkal kemik kalınlığı ölçümü KIBT üzerinden yapılmıştır. Papil yüksekliği ve kuron uzunluğunun kuron genişliğine oranı hastalardan alınan fotoğraflar üzerinden hesaplanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç: Renkli biyotip sondları hem transgingival ölçümlerle hem de KIBT ölçümleriyle ilişkili bulunmuştur. Renkli biyotip sondları ile her iki yöntem arasında en yüksek uyum ince biyotipte elde edilmiştir. Renkli biyotip sondu kalın ve çok kalını ayırt etmede yeterli görülmemiştir. KIBT ölçümleri ile transgingival sondlama ölçümleri arasında yüksek düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. KIBT ile dişeti kalınlığı ölçümü için radyoopak materyal kullanımı faydalı bulunmuştur. Bukkal kemik kalınlığı, keratinize dişeti genişliği ve kron yüksekliğinin kron genişliğine oranının her üç ölçüm yöntemiyle yüksek düzeyde anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir. Papil yüksekliği ve yaş ile dişeti kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Diş hekimliği öğrencilerinin iletişim becerileri eğitimine yönelik tutumlarının ve görüşlerinin değerlendirilmesi
Sağlık profesyonelleri için 'hasta ve hasta yakınları ile iletişim' anahtar rol oynamaktadır. Hasta-hekim arasındaki etkin iletişimin, hastanın memnuniyetini ve tedaviye uyumunu arttırdığı, endişe düzeyini ve şikâyet sıklığını azalttığı rapor edilmiştir. İletişim becerilerinin öğrenilebilir ve öğretilebilir olduğunun gösterilmesiyle birlikte 'iletişim becerileri eğitimleri' eğitim programlarında yer almaya başlamıştır. Alan yazında öğrencilerin iletişim becerileri eğitimlerine yönelik tutumlarını değerlendiren birçok çalışma mevcuttur. Bu araştırmada Diş Hekimliği İletişim Becerileri Tutum Ölçeğinin (DCSAS) Türkçe uyarlaması yapılarak diş hekimliği öğrencilerinin iletişim becerilerine yönelik tutum düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Ölçek uyarlama aşamasının çalışma grubunu Hacettepe ve Başkent Üniversiteleri Diş Hekimliği Fakültelerinde okuyan 257 öğrenci oluşturmaktadır. Türkçeye uyarlanan DCSAS ölçeğine yapılan geçerlik ve güvenirlik analizlerinde Cronbach alfa değeri ölçek için 0,735; pozitif alt boyut için (14 madde) 0,917; negatif alt boyut için (7 madde) ise 0,732 olarak belirlenmiştir. Uyarlama aşamaları sonunda 21 madde ve iki alt boyuttan oluşan ölçeğin diş hekimliği öğrencilerinin iletişim becerilerine yönelik tutumlarının değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Uyarlanan Türkçe DCSAS kullanılarak diş hekimliği öğrencilerinin iletişim becerileri tutum düzeyleri belirlenmiştir. Çalışmanın bu aşamasında çalışma grubunu Hacettepe, Gazi ve Başkent Üniversiteleri Diş Hekimliği Fakültelerinde 2021-2022 eğitim-öğretim yılında öğrenim görmekte olan 386 öğrenci oluşturmuştur. Ölçeğin güvenirlik ve iç tutarlık analizleri sonucu Cronbach alfa değeri 0,792 olarak saptanmıştır. Diş hekimliği öğrencilerinin ölçek ortalama puanı 84,10±8,02 (32-105), pozitif ve negatif boyut ortalama puanları ise sırasıyla 58,40±5,77 (21-70) ve 25,69±3,55 (11-35) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda diş hekimliği öğrencilerinin iletişim becerileri eğitimine yönelik tutumlarının olumlu olduğu görülmüştür. Katılımcıların tutum düzeylerinde cinsiyet, eğitim dönemi ve iletişim eğitimi alma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Çalışma bulguları doğrultusunda, öğrencilerin iletişim becerileri tutumlarının eğitim süresince değişimini izlemeye yönelik boylamsal çalışmaların yapılması ve diş hekimliği eğitiminde iletişim becerileri eğitim programlarını geliştirmeye ve değerlendirmeye yönelik ileri çalışmaların da yapılması önerilmektedir.
Malokluzyonlu adölesanlarda gülümseme estetiğinin yaşam kalitesine etkisinin, farklı diş hekimliği uzmanlıklarının estetik algısı ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, farklı malokluzyona sahip adölesanların gülümseme estetiği ile ilişkili yaşam kalitesinin, dental estetik, tedavi ihtiyacı ve diş hekimliğinin farklı alanlardaki uzmanlarının gülümseme estetiği algısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Sınıf 1(n=19), Sınıf 2(n=22) ve Sınıf 3(n=19) malokluzyonlu, hafif, orta veya şiddetli çapraşıklığa sahip, ortalama yaşları 14,27±1,92 yıl olan toplam 60 hasta ile; Ortodonti(n=5), Protetik Diş Tedavisi(n=5) ve Restoratif Diş Tedavisi(n=5) alanlarından, ortalama uzmanlık süreleri 13,8±9,54 yıl olan toplam 15 uzman dahil edilmiştir. Hastalar muayene edilmiş, dental estetikleri (IOTN-AC) ve tedavi ihtiyaçları (ICON) belirlenmiştir. Muayene sonrası adölesanlara 'Gülümseme Estetiği ile İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (SERQoL)' uygulanmış, gülümseme fotoğrafları çekilmiştir. Gülümseme fotoğrafları uzmanlar tarafından Q-sort yöntemi ile puanlanmıştır. Her hastanın ortalama IOTN-AC, ICON, SERQoL ve Q-sort puanları hesaplanmıştır. Tüm ölçümler iki hafta sonra tekrarlanmıştır. Gözlemciler arası uyum ve test-tekrar testi uyumu ölçümlerinin güvenilirliği yüksek bulunmuştur. Sınıf 1 malokluzyon grubunun, Q-sort puanları en yüksek; IOTN-AC ve ICON puanları en düşük bulunmuştur. Farklı uzmanların verdikleri gülümseme estetiği (Q-sort) puanları, Angle sınıflamasına göre benzerdir. Bireyler çapraşıklık miktarına göre değerlendirildiğinde, hafif çapraşıklığa sahip hastalar tüm uzmanlardan en yüksek gülümseme estetiği puanlarını almıştır. Malokluzyon grupları arasında, Angle sınıflaması ile değerlendirildiğinde ortalama yaşam kalitesi puanlarında farklılık yoktur; çapraşıklığa göre değerlendirildiklerinde, çapraşıklık şiddeti arttıkça yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmiştir. Adölesanlarda Sınıf 2 malokluzyon varlığında, yaş arttıkça yaşam kalitesinin malokluzyondan etkilenme derecesi artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Malokluzyon, Gülümseme Estetiği, Yaşam Kalitesi, Q-sort
Farklı eğitim düzeylerinin güncel sınıflama ölçütleri uyarınca tanımlanan periodontitisli olgularda tedavi planlaması üzerindeki olası etkilerinin değerlendirilmesi
Periodontal ve Periimplant Hastalıkların ve Durumların Sınıflandırılması Dünya Çalıştayı 2017 yılında, güncel bir periodontitis vaka tanımlama sistemini tanıtmıştır. Bu çalışmada amaç, güncel periodontal hastalıklar sınıflaması kullanılarak, periodontoloji uzmanları, asistanlar ile diş hekimliği öğrencileri arasında periodontitis vakalarının tanısında ve tedavi planlamasındaki uyum düzeyini değerlendirmektir. Katılımcılara 10 perioodontitis vakasından oluşan bir anket sunulmuş ve tanıyı evre, derece ve dağılım yönünden belirledikten sonra tedavi seçenekleri işaretlemesi istenmiştir. Tüm katılımcıların evre, derece ve dağılım için anlaşma düzeyleri orta veya daha düşük düzeyde bulunmuştur (κ=0,366; 0,222; 0,222). Derece yönünden ise gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur (p=0,012). Uzmanların kendi aralarındaki tutarlılığı ise dağılım daha yüksek olmak üzere evre, derece ve dağılım için orta düzeyde bulunmuştur (κ=0,498; 0,400; 0,500). Tedavi yanıtlarında uzmanlar, asistanlar ve öğrencilere kıyasla daha doğru cevaplar vermiştir. Öğrenciler arası uyumun cep eliminasyonu için tedavilerde ve furka tedavisinde uzmanlar ve asistanlara göre daha düşük seviyede olduğu görülmüştür. Sonuç olarak öğrenciler başta olmak üzere tüm katılımcılar tanı ve tedavi planlamasında düşük uyum göstermiştir. Bu uyumsuzluk tanının derece değerlendirmesinde evreye göre çok daha belirgindir. Mevcut sonuçlar klinisyenlerin güncel sınıflamaya ait tanı ve tedavi planlaması bilgilerinin artırılması gerektiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla güncel periodontitis tanı ve tedavi planlaması hatalarını azaltmak, optimal tedavi planı yapmak adına kanıta dayalı diş hekimliği ürünleri olan tedavi kılavuzlarının klinik uygulamalarda daha fazla kullanımı önerilmektedir.
İmplant destekli sabit protez yapımında direkt dijital ölçü için kullanılan farklı tarama postlarının hassasiyetinin değerlendirilmesi: metodolojik klinik çalışma
İmplant destekli restorasyonun üretiminde dijital iş-akışı için kullanılan tarama post ve ilişkili kütüphanesinin restorasyonun klinik özellikleri üzerinde etkili olduğu bilgisi klinik bilimsel çalışma esaslı değildir. Çalışmanın amacı, implant destekli sabit protezlerin direkt dijitalizasyonu için kullanılan farklı tarama postları ve kütüphanelerinin hassasiyetinin klinik ve analitik olarak değerlendirilmesidir. Çalışmaya kısa bölümlü dişsizliğin iki implant destekli restorasyon ile tedavi edildiği 25 hasta dahil edildi. Konfokal mikroskopi tarama teknolojisi ve "image stitching algorithm" ile kayıt alan bir ağız içi tarayıcı kullanılarak orijinal, orijinal olmayan ve jenerik olmak üzere üç farklı tarama postu ile kayıt alındı. Her bir kayıttan tam kontur restorasyonlar üretildi ve implant uyumu, okluzal ve arayüz temas ilişkisi açısından incelendi. Ayrıca hastaların dijitalizasyon ve uyumlama aşamasındaki değerlendirmeleri kaydedildi. Tarama postlarının üç boyutlu uzaysal konumları dijital olarak analiz edildi. Klinikte restorasyonların hepsinin implantla uyumu pasif olarak kaydedildi, okluzal ve arayüz temas ilişkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi. (p>0.05) Hastalar için ağız içi tarayıcı kullanımının kaygı düzeyi düşük, uygulama kolaylığı yüksek, restorasyonların da uyumlama süresinin az ve konforunun yüksek olduğu belirlendi. Restorasyona destek olan orta hatta yakın ve uzak implant ile birleştirilen tarama postları arasındaki açı farklılıkları her iki çenede de istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. (p>0.05) Direkt dijitalizasyondaki tarama postu farklılıklarının restorasyonun kabul edilebilir klinik doğruluğu ve implantın 3B dijital kaydı üzerinde etkili olmadığı belirlendi. Anahtar kelimeler: dijital diş hekimliği, ağız içi tarayıcı, implant tarama postu.
Diş hekimlerinin kök kanal tedavisi uygulamalarında irrigasyon alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin irrigasyon uygulama ve alışkanlıklarının bir anket çalışması ile değerlendirilmesidir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, klinik tecrübe, çalıştıkları coğrafi bölge, mesleki unvan, uzmanlık alanı ve aylık endodontik tedavi sıklıklarına ilişkin 7 ve irrigasyon protokollerine ilişkin 18 soru olmak üzere toplamda 25 soru içeren bir anket düzenlenmiştir. Anket çalışmamız Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Endodonti Derneği veri tabanındaki üyelere e-posta, sosyal medyadaki diş hekimlerine ise bağlantı linki aracılığıyla gönderilmiştir. Geri dönüş alınan 520 adet katılımcıdan 57'si, hiç kök kanal tedavisi uygulamadığını belirttiği için verilerin analizi 463 kişi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin analizinde ki-kare testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bonferroni düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda katılımcıların %98,3'nün en sık kullandığı irrigasyon ajanı sodyum hipoklorit (NaOCl) ve en sık kullanılan NaOCl konsantrasyonu (%45,1) %2,5'dir. Endodonti uzmanları diğer tüm uzmanlık alanlarına göre %5,25'lik NaOCl solüsyonunu daha fazla kullanmaktadır (p<0,05). Ticari dental NaOCl solüsyonları en çok (%88,5) Doğu/Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kullanılmaktadır. Akdeniz/Ege Bölgesi'ndeki katılımcılar irrigasyon uygulamalarında Doğu/Güneydoğu, İç Anadolu ve Marmara Bölgesi'ndekilere göre klorheksidini (CHX) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05) Endodonti uzmanları final irrigasyonda diğer tüm gruplara göre NaOCl'yi ve etilendiamin tetraasetik asiti (EDTA) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05). Katılımcıların %54,6'sı smear tabakasını uzaklaştırmaktadır ve endodonti uzmanları diğer gruplara göre bu amaçla daha fazla ek irrigasyon yapmaktadır (p<0,05). Smear tabakasını uzaklaştırmada en sık tercih edilen ajan ise (%98) EDTA'dır. Endodonti uzmanları ve 11-20 yıl klinik tecrübesi bulunan katılımcılar sonik/ultrasonik aktivasyon yöntemlerini daha çok kullanmaktadır. Solüsyonun hasta ağzına taşması (%68,5) en sık yaşanan komplikasyondur. Katılımcıların %43,4'ü standart bir irrigasyon protokolü rehberi ihtiyacı taşımaktadır. Pedodonti uzmanları ve nadir kanal tedavisi uygulayanlar diğerlerine göre standart bir rehbere daha fazla ihtiyaç duymaktadır (p<0,05). Katılımcılardan özellikle endodonti ve pedodonti uzmanları başta olmak üzere (p<0,05) %64'ü irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel makale ve yayınları takip etmektedir. Endodonti ve pedodonti uzmanlarıyla karşılaştırıldığında, genel diş hekimleri irrigasyon protokolleri ile ilgili kaynak takip etmediklerini belirtmişlerdir (p<0,05). İrrigasyon uygulamaları hakkında sosyal medyayı en çok takip eden grup genel diş hekimleridir. Sonuç olarak diş hekimlerinin klinik tecrübeleri, çalıştıkları coğrafi bölgeler, uzmanlık alanları ve endodontik tedavi sıklıkları irrigasyon alışkanlıkları üzerinde etkilidir. Endodonti uzmanlarının irrigasyon uygulamaları diğer katılımcılara göre güncel literatürle daha uyumludur. Kanal tedavisi uygulayan tüm diş hekimlerinin irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel yayın ve kongreleri takip etmesi teşvik edilmelidir.
Diş hekimlerinde gövde stabilizasyon eğitiminin postüral kontrol, üst ekstremite işlevselliği, çalışma performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, diş hekimlerine standart postür egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral kontrol, üst ekstremite işlevselliği, çalışma performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 30 diş hekimi katıldı. Çalışma (n=15) ve kontrol (n=15) grupları basit randomizasyon yöntemiyle belirlendi. Çalışma grubuna gövde stabilizasyon egzersizleri ve postür egzersizleri, kontrol grubuna ise sadece postür egzersizleri verildi. Her iki grup, 6 haftalık egzersiz programının öncesinde ve sonrasında değerlendirmeye alındı. Hastaların demografik bilgileri ve çalışma süreleri kaydedildi. Gövde stabilizasyonunu sağlayan kaslarının kuvvet ve enduransı Basınçlı Biofeedback Aleti (BBA) ile değerlendirildi. Postüral kontrolün değerlendirilmesinde stabilometre kullanıldı. Üst ekstremite işlevselliği Disabilities of the Arm Shoulder and Hand (DASH) anketiyle, ince motor beceriler ise Purdue Pegboard El Fonksiyon Testi ile ölçüldü. Çalışma performansı, Çalışma Rolü İşlevselliği Anketi (ÇRİA) kullanılarak değerlendirildi. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ölçülmesinde Short Form-12 (SF-12) kullanıldı. Eğitim sonunda çalışma grubunda gövde stabilizasyonunu sağlayan derin kasların aktivasyon ve enduransı, üst ekstremite işlevselliği ve çalışma performansı çalışma grubunda anlamlı gelişme gösterirken (p<0,05), kontrol grubunda herhangi bir değişim olmadı (p>0,05). SF-12'nin fiziksel komponent puanı eğitim sonrasında çalışma grubunda anlamlı gelişme gösterirken (p<0,05), mental komponent puanı kontrol grubunda anlamlı gelişme gösterdi (p<0,05). Ön-arka postüral salınım puanı iki grupta da benzer bulunurken (p>0,05), sağ-sol postüral salınım puanı kontrol grubunda anlamlı bir gelişim gösterdi (p<0,05). Çalışmamızın sonucuna göre, gövde stabilizasyon egzersizlerinin derin gövde kas kuvvet ve enduransı, üst ekstremite işlevselliği ve çalışma performansının arttırması açısından diş hekimlerinin rutin egzersiz programında postür egzersizlerine ek olarak yer alması gerektiği görüşüne varıldı. Anahtar kelimeler: diş hekimi, gövde stabilizasyonu, üst ekstremite, yaşam kalitesi, çalışma performansı
Diş hekimlerinin çalışma postürü, kas iskelet sistemi ağrıları ve vücut farkındalık düzeyleri arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı; diş hekimlerinin çalışma postürünün gözlemlenmesi, vücut farkındalıklarının ve kas iskelet sistemi ağrılarının değerlendirilmesi ve aralarındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışma grubuna Hacettepe Üniversitesinde görev yapmakta olan 8 uzmanlık branşından toplam 58 diş hekimi, kontrol grubuna Hacettepe Üniversitesi 3. sınıfta öğrenim görmekte olan 30 diş hekimliği öğrencisi dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin çalışma anındaki ergonomileri REBA (Tüm Vücut Değerlendirme Metodu) ile, Vücut farkındalıkları Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile Kas iskelet sistemi ağrıları, Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NMQ) ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen diş hekimi ve öğrencilerin REBA total puanları arasında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Diş hekimi ve öğrencilerin kas iskelet sistemi bölgelerinde ağrı olma durumu karşılaştırıldığında boyun, omuz, el-el bileği ve bel bölgesinde diş hekimlerinin ağrılı olma durumu arasında anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05). Diş hekimleri REBA'ya göre orta risk grubunda 7, yüksek risk grubunda 32 ve çok yüksek grubunda 19 birey olacak şekilde risk gruplarına dağılım gösterdi. Diş hekimlerinin REBA total puanları ve kas iskelet sistemi bölgelerindeki ağrıları arasında omuz dirsek ve sırt bölgelerinde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diş hekimlerin vücut farkındalığı ve kas iskelet sistemi ağrıları arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Diş hekimlerin vücut farkındalığı ve REBA total puanları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (r>0,05). Diş hekimi olarak çalışmaya başladıktan sonra çalışma postürünün eğitim hayatındakine göre daha riskli olduğu bulundu. Diş hekimlerinde çalışma postürünün kas iskelet sistemi ağrısı oluşumuna yol açtığı bulundu. Günümüzde diş hekimleri ağır şartlarda, uzun süreli ve stresli çalışma koşullarının bir sonucu olarak gün içinde postürlerine yeterince dikkat edememektedir. Ayrıca diş hekimlerinde mesleğin ileriki yıllarında kas iskelet sistemi problemleri ile karşılaşma riskinin yükselebileceğini ve Kas iskelet sistemine yönelik egzersizlerin yanında, vücut farkındalığı egzersizlerinin postüral farkındalığının artırılmasında önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Konak İlçesi'nde kamuya bağlı ağız ve diş sağlığı merkezlerinde çalışan diş hekimlerinde kas iskelet sistemi yakınmaları ile hızlı maruziyet değerlendirme (HMD) sonuçlarının ilişkisi
Giriş ve Amaç: Diş hekimlerinde kas iskelet sistemine bağlı rahatsızlıklar kişiye yönelik etkilerin (psikolojik sorunlar, düşük yaşam kalitesi, sakatlık) yanında, topluma yönelik etkilere (iş memnuniyetini ve verimliliğini azaltması, iş günü kaybı, tazminat ödemeleri ve ekonomik kayıplar) de neden olmaktadır. Diş hekimliğinde işle ilişkili kas iskelet sistemi hastalıklarının büyük kısmı önlenebilir risk faktörleriyle oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı Konak İlçesi'nde kamuya bağlı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinde (ADSM) ve Diş Hastanesinde çalışan diş hekimlerinde kas-iskelet sistemi şikayetlerinin sıklığı ve ilişkili olabilecek faktörleri saptamak, Hızlı Maruziyet Değerlendirme (HMD) yöntemi ile iş ile ilişkili olabilecek riskli vücut bölgelerini ve bunların kas iskelet sistemi şikayetleri ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini Konak'ta kamuya bağlı ADSM'lerde ve Diş Hastanesinde aktif poliklinik hizmeti veren 200 diş hekimi oluşturmaktadır. Veri toplama 4 parçadan oluşan formla (İskandinav Kas İskelet Anketi, Sosyo-demografik/çalışma koşulları ve sağlıkla ilgili değişkenleri içeren anket, HMD çalışan ve gözlemci formu), Ekim-Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 190 diş hekiminin yaş ortalaması 43,81±9,08'dür. %67,4'ü kadın, %32,6'sı erkektir. Araştırmaya katılan diş hekimlerinin kas iskelet sistemine ilişkin yakınma sıklığı son 12 ay içinde %92,1, son 7 gün içinde %73,7'dir. Son 12 ayda kas iskelet sistemine ilişkin yakınma en sık sırt ve bel (%74,7), ikinci sıklıkta boyun (%70) bölgesinde saptanmıştır. HMD omuz/kol ve iş temposu skoru orta; bel, bilek/el bileği, titreşim skoru yüksek; boyun ve stres skoru çok yüksek seviyede bulunmuştur. Son 12 ayda kas iskelet sistemi yakınması kadınlarda (p= 0,02), kas iskelet sistemi hastalığı olanlarda (p= 0,003), hastalar arası mola vermeyenlerde (p= 0,025), çalışma ortamını kas iskelet sistemi hastalıkları açısından riskli/çok riskli belirtenlerde (p= 0,006) daha yüksek saptanmıştır. Son 12 ay içinde kas iskelet sistemi ağrısı olma olasılığı düzenli spor yapmayanlarda 4,1 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda boyun ağrısı olma olasılığı kadınlarda 2,6 kat, servikal hernisi olanlarda 19 kat, çocuk bakımı belirtenlerde 6,2 kat, HMD boyun puan ortalaması yüksek olanlarda 1,3 kat fazla daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda omuz ağrısı olma olasılığı kadınlarda 2,1 kat yüksek bulunmuştur. Ayakta çalışma omuz ağrısı açısından 0,4 kat koruyucu saptanmıştır. Son 12 ayda dirsek ağrısı olma oalsılığı 35-44 yaşta 7,5 kat, 45 yaş ve üzerinde 9,2 kat, çocuk bakımı belirtenlerde 4,8 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda el/el bileği ağrısı olma olasılığı sol elini kullananlarda 3,8 kat, iş dışı yük getirecek faaliyet bildirenlerde 2,6 kat, <1 saat öğle molası verenlerde 3,2 kat, HMD el bileği puan ortalaması yüksek olanlarda 1 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda sırt ağrısı olma olasılığı kadınlarda 3 kat daha fazla bulunmuştur. Bel ağrısı olma olasılığı ise kadınlarda 2,3 kat, lumbal hernisi olanlarda 9,9 kat, HMD bel puan ortalaması yüksek olanlarda 1,1 kat daha fazla saptanmıştır. Sonuç: Diş hekimlerinde dönüşümlü çalışma ve hasta arası düzenli mola saatleri belirlenmelidir. Çalışma ortamında ergonomi eğitimi verilmeli ve ergonomik düzenlemeler sağlanmalıdır. Diş hekimleri düzenli fiziksel aktivite yapmaya teşvik edilmelidir. Erken tanı ve tedavi için işe giriş muayeneleri eksiksiz yapılmalı, düzenli aralıklarla periyodik muayeneler yapılmalıdır. Yapılacak düzenlemelerden sonrasında HMD ile riskler ve maruz kalmadaki değişim değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları; diş hekimliği; Hızlı Maruziyet Değerlendirme
Foramen mandibulae'nin morfometrik özellikleri ve klinik önemi
Amaç: Foramen mandibulae a.v.n. alveolaris inferior'un canalis mandibulae'ya giriş noktası olması nedeniyle, bir çok diş hekimliği ve maxillofacial cerrahi prosedüründe önem taşır. Sagittal split ramus osteotomi, ortognatik cerrahi, mandibular travma yönetimi, benign ve malign lezyonların çıkarılması, preprotetik cerrahi ve mandibular anestezi işlemlerinde sinir hasarı ve başka komplikasyonların önlenmesi açısından for. mandibulae'nin konumu ve morfometrik bulgularına hakim olunması oldukça önemlidir. Lingula mandibulae, for. mandibulae ve n. alveolaris inferior ile komşuluğundan dolayı oldukça önemli bir yapıdır. Klinikte for. mandibulae'nin konumunun tespitinde kılavuz alınan noktalar arasında önemli bir yere sahiptir. Çalışmanın amacı for. mandibulae ve lingula mandibulae'nin morfometrik ölçümlerini yaparak for. mandibulae'nin lokalizasyonu hakkında bu bölge üzerinde çalışan araştırmacı ve klinisyenlere ışık tutmaktır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Makroskopi Salonu'nda bulunan 99 adet kuru mandibula üzerinde 0,01 mm duyarlılıktaki dijital kumpas ve 1 derece duyarlılıktaki gonyometre kullanılarak morfometrik ölçümler yapıldı. Bulgular: For. mandibulae ramus mandibulae'nin ön-arka genişliğinin orta noktasının hafif posteriorunda ve ramus mandibulae yüksekliğinin orta noktasının hafif superiorunda yer almaktadır. Ramus mandibulae'nin margo anterior'una uzaklığı ortalama 16,60 mm, margo posterior'una uzaklığı ortalama 13,36 mm, foramenin transvers çapı 2,98 mm, sagital çapı 3,86 mm bulundu. Lingula mandibulae'nin margo anterior'a uzaklığı 16,51 mm, margo posterior'a uzaklığı 15,04 mm, yükseklği ortalama 8,14 mm bulundu. Mandibula açısı ortalama 123 derece, lingula mandibulae açısı ortalama 26 derece bulundu. Molar okluzal hat seviyesi %54,2 oranında lingula mandibulae tepe noktası ile for. mandibulae girişi arasında, %34,3 oranında for. mandibulae girişinden daha aşağıda olduğu görüldü. Ayrıca aynı mandibulanın sağ ve sol tarafında molar okluzal hat seviyesinin farklı olabildiği görüldü. Lingula mandibulae tiplerinin görülme sıklıkları truncated %36,6, triangular %33, nodular %15,7, assimilated %14,7'dir. Ramus kalınlığı for. mandibulae'nin anteriorunda ortalama 7,86 mm, for. mandibulae hizasında ortalama 4,72 mm, posteriorunda 5,50 mm bulundu. Sonuç: Yaptığımız ölçümler ve daha önce yapılan çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde, for. mandibulae ve lingula mandibulae'nin ramus mandibula üzerindeki konumunun değişkenlik gösterebildiği görülmüştür. Çalışmamızın literatüre katkısı olacağını ve bu alanda çalışan klinisyenlere ışık tutacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler; foramen mandibulae; lingula mandibule; mandibulae; n. alveolaris inferior
Tek eğeli ve çok eğeli döner alet sistemlerinin kök kanal şekillendirme etkinliklerinin değişik parametrelerle değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı döner eğe sistemlerinin oluşturduğu apikalden taşan irigasyon ve debris miktarının değerlendirilmesi ile yer çekimi etkisinin ve eğimli kök kanallarında genişletme sonucu oluşan çalışma boyu kaybının taşan irigasyon ve debris üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Aşırı kök kanal eğimine sahip 120 adet alt ve üst çene büyük azı dişte; Twisted File Adaptive, WaveOne, ProTaper Next, Mtwo, One Shape eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Her eğe sistemi yer çekimine göre üst ve alt çeneyi taklit eden bir düzenek kullanılarak iki alt grupta karşılaştırıldı. Taşan irigasyon ve debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Çalışma boyu kaybı genişletmeden önce ve sonra stereomikroskop ve mikrometre ile ölçüldü. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Bulgular: Diş pozisyonlarının, eğe sistemleri üzerine apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı açısından anlamlı bir etkisi görülmedi (P > 0.05). Ancak eğelerden bağımsız olarak değerlendirildiğinde alt çene pozisyonunda daha fazla debris taştığı gözlemlendi (P < 0.001). Apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı arasında pozitif bir korelasyon saptanırken (P = 0.001), çalışma boyu kaybı ile taşan debris miktarı arasında herhangi bir korelasyon görülmedi (P > 0.05). TFA sisteminde anlamlı olarak diğer eğe sistemlerinden daha az irigasyon taşkınlığı görüldü (P = 0.003). MT ile yapılan genişletme süresinin istatiksel olarak anlamlı ölçüde diğer tüm sistemlerden daha fazla olduğu bulundu (P < 0.05). Sonuçlar: Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda irigant ve debris taştığı görüldü. Çalışma boyu kaybı ve yer çekiminin taşan debris miktarı üzerine anlamlı bir etkisi görülmedi.
Bilgisayar ile tasarlanarak üretilen translüsent monolitik zirkonya ve çift tabakalı zirkonya restorasyonların klinik başarılarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, translüsent monolitik ve çift tabakalı zirkonya restorasyonların klinik başarılarını değerlendirmektir. Çalışmaya posteriorda her iki yarım çenede simetrik 3 üyeli, tek molar gövdeli sabit protetik tedavi gereksinimi olan 18 hasta dahil edildi. Bu ağız içi simetrik (split-mouth) randomize kontrollü klinik çalışmada, posterior bölgede iki farklı yöntemle hazırlanan zirkonya restorasyonların 2 yıl izlemi monolitik zirkonya köprü restorasyon (ZenoStar, Wieland, Pforzheim, Almanya) uygulanırken, diğer yarım çeneye ise çift tabakalı yöntem ile zirkonya köprü restorasyon uygulandı. Hastalara toplam 40 adet (n=40) köprü restorasyon uygulandı. Restorasyonlar adeziv rezin bir siman ile (Multilink Speed, IvoclarVivadent) yapıştırıldı. Silikon-replika yöntemi ile restorasyonların iç ve kenar uyumları belirlendi. Replikaların kesitleri elde edilerek ışık mikroskobu ile (Leica Cambridge Ltd., Cambridge, England) görüntüleri alındı ve çeşitli noktalardan ölçüm yapıldı. 0, 6 ay, 12 ay, 24 aylık klinik izlem periyotlarında, restorasyonların klinik başarısı modifiye USPHS kriterleri kullanılarak değerlendirildi. Restorasyonların aşınma ve karşıt dentisyonu aşındırmasının incelenmesi için 1. Hafta ve 24 aylarda Ivoclar Wear Protokolü esas alınarak alçı modelleri elde edildi. Modeller üç boyutlu dijital tarayıcıyla (Omnicam, Sirona Dental Systems, GmbH, Bensheim, Almanya) taranarak dijital ortama aktarıldı. CAD-CAM yazılım programındaki (Cerec 4.4, Sirona) çakışan modeller üzerinde ölçümler yapıldı. Tüm zirkonya restorasyonlar 2 yıllık klinik izlemde, klinik olarak kabul edilebilir başarıda bulunmuştur. Translüsent monolitik ve çift tabakalı restorasyonların klinik performansları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. (p>0.05). Restorasyonların kenar ve iç uyumları karşılaştırıldığında çift tabakalı zirkonya restorasyonların uyumu anlamlı olarak daha iyi bulunmuştur. (p<0.05) Restorasyonların premolar dayanağının iç ve kenar uyumu, molar dayanaktan anlamlı olarak daha iyi bulunmuştur (p<0.05). Restorasyonların karşıt dişi aşındırma ve aşınma değerleri karşılaştırıldığında, translüsent monolitik restorasyonların karşıt dentisyonu anlamlı olarak daha fazla aşındırdığı gözlenmiştir.
Süt molar dişlerin atravmatik restoratif tedavisinde enzim bazlı kemomekanik yöntemin etkinliğinin değerlendirilmesi
Diş çürüğü, dişin sert dokularındaki demineralizasyon ile karakterize mikrobiyal kökenli bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Çürük dokunun uzaklaştırılmasında en sık tercih edilen yöntem döner aletler ile çürük dokusunun uzaklaştırıldığı geleneksel yöntemdir. Bu yöntemin beraberinde getirdiği bazı dezavantajlar bulunmaktadır. Bu dezavantajlar işlem sırasında oluşan ağrı nedeniyle lokal anesteziye ihtiyaç duyulması, ses ve vibrasyon nedeniyle hastanın hissettiği rahatsızlık olarak sıralanabilir. Bu nedenle dental fobisi olan ve kooperasyonun sağlanamadığı çocuklarda ağrısız bir tedavi yöntemine ihtiyaç duyulmaktadır. Son zamanlarda tercih edilen bu yöntemlerden birisi ise kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemidir. Bu çalışmada kemomekanik bir ajan ile geleneksel Atravmatik Restoratif Tedavi (ART) yönteminin klinik ve radyografik başarıları ve ağrı düzeylerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne ebeveyni ile başvuran 3-8 yaş aralığındaki çocuklar dahil edilmiştir (n=38). Çalışmaya dahil edilen çocukların süt ikinci molar dişlerinin oklüzal yüzeylerinde çürük bulunan ve ART endikasyonu olan dişlerine; ekskavatör, mine keskisi ve sond ile geleneksel ART yöntemi ve Brix 3000 materyali ile kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemi uygulanmıştır. Çürük temizleme yöntemlerinin ardından yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (YVCİS) ile restorasyonlar tamamlanmıştır. Restorasyon uygulamalarından sonra Wong Baker Ağrı Skalasına göre değerlendirme yapılmıştır. Restorasyonların klinik başarıları modifiye USPHS kriterlerine göre 3,6 ve 12. aylarda takip edilmiştir. Radyografik değerlendirme ise 6 ve 12. aylarda yapılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS versiyon 25 paket programı ile yapılmıştır. YVCİS uygulanan iki çürük temizleme yönteminin klinik ve radyolojik değerlendirme kriterlerine göre zaman dilimlerinde birbirleri ile karşılaştırılmasında Compare Column Proportions Testi, aynı grubun kendi içinde değerlendirilmesinde Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile algılanan ağrı düzeylerinin yaşlara göre dağılımlarının değerlendirilmesinde Kruskal Walli H Testi kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında hata değeri %5 olarak alınarak p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. 3. ve 6. ayda kemomekanik çürük temizleme ve geleneksel ART yöntemleri sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar arasında kenar uyumu kriterinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (3. ay p=0,040; 6. ay p= 0,047). Kemomekanik çürük temizleme yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar 6. ay takipte sekonder çürük kriterinde %2,8 oranında Charlie skor almıştır. Geleneksel ART yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlarda ise zaman dilimlerinin hiçbirinde sekonder çürüğe rastlanılmamıştır. 6 ve 12. ayda radyografik değerlendirme kriterleri göz önüne alındığında her iki grupta da hiçbir dişte patolojiye rastlanılmamıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile yapılan ağrı düzeyi değerlendirilmesinde iki grupta da en çok ağrı yok ifadesini temsil eden yüz ifadesi tercih edilmiştir. İki grup arasında tüm sonuçlar değerlendirildiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,536). Yaptığımız çalışma; Brix 3000 materyali kullanılarak uygulanan kemomekanik çürük temizleme yönteminin, geleneksel ART yöntemi ile benzer şekilde ağrısız ve kabul edilebilir bir çürük doku uzaklaştırma tekniği olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Minimal Girişimsel Diş Hekimliği, Atravmatik Restoratif Tedavi, Kemomekanik Çürük Temizleme, Brix 3000, Wong Baker Ağrı Skalası
Diş hekimlerinin fiziksel aktivite durumlarının bel ve boyun ağrısı üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı diş hekimlerinin fiziksel aktivite durumlarının bel ve boyun ağrısı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışma kesitseldir. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır ve betimsel bir çalışmadır. Örneklem Ocak 2023 – Mart 2023 arasında oluşturulmuştur. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Vizuel Analog Skala (VAS), Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (OBAEA), Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi (BÖSA) ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanılmıştır. Araştırmaya yazılı bilgilendirilmiş onamı alınan 100 gönüllü diş hekimi dahil edilmiştir. Diş hekimlerinin demografik değişkenlerine göre ölçek puanları arasındaki farklar incelendiğinde, VAS puanlarının diş hekimlerinin cinsiyet ve boyun özürlülük düzeylerine göre, OBAEA puanlarının diş hekimlerinin boyun özürlülük düzeylerine göre, IPAQ puanlarının diş hekimlerinin fiziksel aktivite durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Diş hekimlerinin yaşları ile BKİ değerleri ile ölçek puanları arasındaki ilişki incelenmiş ve sonucunda, diş hekimlerinin yaşları ve BKİ değerleri ile tüm ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı bulunmuştur. Ayrıca diş hekimlerinin IPAQ puanları ile VAS, OBAEA ve BÖSA puanları arasında ilişki olup olmadığı incelenmiş ve sonucunda, diş hekimlerinin IPAQ puanları ile VAS, OBAEA ve BÖSA puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı bulunmuştur. Bu araştırmanın bulgularının ilgili literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Boyun Ağrısı, Diş Hekimi, Fiziksel Aktivite
Diş hekimlerinin oral kanser farkındalık ve bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Amaç: Oral kanser insidansının gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere çoğu ülkede zaman içinde artış gösterdiği göz önüne alındığında, diş hekimlerinin oral kanserlerle ilgili farkındalıkları, bilgi düzeyleri, oral kansere olan yaklaşımları gözlemlenmeli ve konunun sürekli güncel tutulması, konuyla ilgili eğitimlerin daha da artırılması gerekmektedir. Gereç ve Yöntem: 516 gönüllü ile yapılan 36 soruluk bu anket çalışmasında anketler her bir kişiye elden dağıtılmıştır. Bu çalışmada katılımcıların demografik bilgileri, oral kanser muayenesi ve oral kansere yaklaşımları, oral kanserlerin görünümleri, etiyolojileri, epidemiyolojileri ile ilgili bilgileri, oral kanserlerle ilgili aldıkları eğitimleri, hastaları konu ile ilgili bilgilendirip bilgilendirmedikleri sorgulanmıştır. Çalışmada betimsel istatistikler, frekans tabloları analizi, çapraz tablolar, kontenjans tabloları, istatistiksel veri görselleştirme teknikleri kullanılmıştır. İlgili analizler için G-Power 3.1 programında örneklem büyüklüğü çalışması yapılmıştır. %5 hata, %95 anlamlılık düzeyinde karşılaştırma tabloları için örneklem büyüklüğü 495 olarak elde edilmiştir.Bulgular: Genel olarak oral kanserlerle ilgili yeterli eğitim aldığını düşünenlerin oranı düşük düzeylerde (%47.7) olmasına rağmen, mezuniyetten sonra bilgilerini güncellediğini belirtenlerin oranı da çok düşük düzeylerdedir (%38.6). Fakat konuyla ilgili bilgilenmek isteyenlerin oranı yüksek düzeylerdedir (%93.2). Katılımcılar oral kanserler ve oral kanserlerin ağızda verdikleri görüntülerle ilgili bilgi sahibi olduklarını belirtmekte, erken teşhisin yaşam kalitesi ve yaşam süresini arttırdığı konusunda yüksek bir farkındalık göstermekte; ancak muayene konusunda yetersiz (tüm katılımcıların sadece %28.6'sı rutin olarak oral kanser muayenesi yaptığını belirtmiştir), oral kanserleri tanıyabilme veya oral kanserlerle ilgili herhangi bir girişimde bulunma konusunda kendilerine güvenmedikleri görülmektedir.(Oral kanserleri görünce tanıyabildiğini belirtenler, en yüksekortalama (5 / 3.72) ile oral diyagnoz ve radyoloji uzmanları olmuştur. Yine tüm katılımcıların %7.9'u biyopsi aldığını belirtirken, %42.6 ile çene cerrahları en yüksek oranda biyopsi aldığını belirten hekimler olmuştur.) Bunun yerine hastaları sevk ettiklerini belirtirken; yarısı hastayı ağız, diş ve çene cerrahına sevk etmektedir. Oral kanserlerin etiyolojileri ile ilgili sorulara verdikleri cevaplardan kısmen yeterli bilgilere sahip oldukları görülürken, epidemiyoloji ile ilgili sorulara verdikleri cevaplardan bilgilerinin yetersiz olduğu görülmektedir.Sonuç: Artan oral kanser vakaları, hem toplumun hem de hekimlerin oral kanserlerin erken teşhisi konusunda yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmadığını veya oral kanser muayenesini yeteri kadar önemsemediği bu yüzden yüzeyde ve son derece 125kolay saptanabilen lezyonların bile göz ardı edilebildiğini, özellikle prekanseröz lezyonlar konusunda farkındalık ve bilgi düzeylerinin düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Bu durumun düzeltilebilmesi için fakültelerde öğretim üyelerinin, fakülte dışında kendi çalıştıkları kamu kuruluşlarında pratisyen hekimleri bilgilendirebilecek konumdaki insanların kesinlikle daha çok çaba göstermeleri gerektiğini, yine hekimlerin meslek içi seminerlerle karşılıklı bilgi alışverişi içerisinde olmaları gerektiğini düşünmekteyiz. Bu çalışma ile konuyla ilgili eksikliklere dikkat çekmiş, bundan sonraki bilinçlendirme hareketlerine ve eğitime katkı sağlamış bulunmaktayız. Bu çalışmanın sonuçları, farkındalık ve bilgi düzeylerinin daha çok artması gerektiğini ve bu durumda en büyük görevin akademisyenlere düştüğünü göstermektedir. Oral kanser dinamik bir konu olduğundan, Dünya Sağlık Örgütünün konuyla ilgili yaklaşımları sürekli değişmekte, yeni öneriler olabilmekte, erken tanı için yeni teknolojik gelişmeler kaydedilmekte olduğundan bu bilgiler sürekli güncellenerek, eğitimlerin dinamik bir şekilde sürmesi gerekmektedir.