Otomotiv sektörü
123 theses under this subject heading
Ölçek ekonomileri: Küreselleşme ve küresel rekabet gücü olguları ile etkileşimi (Türkiye otomobil sektöründe ölçek ekonomilerinin analizi)
DOKTORA TEZ OZU ÖLÇEK EKONOMİLERİ; KÜRESELLEŞME VE KÜRESEL REKABET GÜCÜ OLGULARI İLE ETKİLEŞİMİ (TÜRKİYE OTOMOBİL SEKTÖRÜ'NDE ÖLÇEK EKONOMİLERİNİN ANALİZİ) Çetin POLAT İktisat Ana Bilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Danışman: Prof. Dr. Necat BERBEROĞLU Firmalar, ülke ekonomileri ve dünya ekonomisi, herzaman bir değişim içinde olmuştur. Geçen 30-40 yıl içinde yaşanan değişim ve gelişmeler ülke ekonomilerini "Küreselleşme" adı altında birbirine oldukça yaklaştırmıştır. Küreselleşmenin yoğunlaştırdığı rekabet ortamı, firmaları ve ülkeleri, bu küresel ekonomik ortamda daha avantajlı duruma geçmek için çalışmalar yapma konusunda zorlamaktadır. Bunun içinde yapılması gereken, bilgiyi, teknolojiyi, geliştirmek ve iyi kullanmaktır. Günümüzde özellikle iletişim ve ulaşım teknolojilerinde gerçekleşen ilerlemeler, firmalara ve ülkelere, ulusal pazarlarını aşmaları ve dünya pazarlarına ulaşmalarında kolaylıklar sağlamaktadır. Böylece fırsatları iyi kullanarak, daha çok ve daha ucuza üretecek, daha çok satarak daha çok gelir elde edecek ve daha üst yaşam düzeylerine ulaşabileceklerdir. Bunu gerçekleştirebilen ve dünya ekonomisine hakim olan firma ve ülkeler, dünyanın dört bir yanma yayılmış, kitlesel üretim gerçekleştiren, çok sayıda ülkede on binlerce insan çalıştıran, neredeyse dünya ekonomisindeki ülkelerin yarısından daha fazlasının gayri safi milli hasılasını aşan milyarlarca dolar ciro ve kar elde eden dev ölçekli firmalar ve onların dahil olduğu ülkelerdir.n Bu yaşananlar, herzaman olduğu gibi günümüz ekonomik ve siyasi faaliyetlerim belirleyen rekabet ve küresel rekabet kavramlarını daha da önemli kılmıştır. Ulusal pazarın yetmemesi, dış pazarın cazibiyeti, ulusal ve küresel rekabet gücünü artırmak, piyasalara giriş engellerini aşmak, teknolojik yenilikleri hızlandırmak ve ölçek ekonomilerinden yararlanmak gibi nedenlerle, ülkede ve uluslararasında firmalar arası birleşmeler, ortak girişimler ve satın alma faaliyetleri artmıştır. Bu faaliyetlerin önemli amaçlarından biri, üretim ölçeğini genişletip maliyetlerde tasarruflar sağlayarak, ölçek ekonomilerinden faydalanmaktır. Büyüklüğün verdiği bir takım avantajlarla, uzmanlaşmayı ve iş bölümünü artırıp, çağın ve piyasanın gerektirdiği ileri üretim, yönetim, pazarlama yöntemlerini ve teknolojilerini kullanma imkanlarını elde eden, ülkesinin ve dünyanın üretim imkanlarını iyi kullanan firma ve kuruluşlar, pazarda herzaman avantajlı durumda olacakları şüphesizdir. Üretimde belli bir ölçeği yakalamış firmalar faaliyetlerini daha ucuza gerçekleştirerek, birim başına maliyetini minimum düzeye çekebilecektir. Küreselleşme ile birlikte yaşanan, birleşme, devralma ve ortak girişim faaliyetlerinin önemli amaçlarından biri de ölçek ekonomileri olduğu söylenebilir. Bu çalışmada Türk Otomotiv Sektörü'ndeki bir otomobil üreticisi firmanın otomobil üretiminde, üretim ve maliyet karşılaştırması yapılarak, ölçek ekonomilerini sağlayıp sağlayamadıkları araştırılmıştır. Buna göre yapılan üretim maliyet karşılaştırmasında, belirtilen ürünlerle ilgili olarak, üretim artışının gerçekleştirdiği yıllarda, ölçek ekonomilerinin sağlanarak ortalama üretim maliyetlerinde gözle görülür bir düşüşün sağlandığı, üretimin düştüğü yıllarda ise ölçek ekonomilerinin ortadan kalkarak yine gözle görülür bir şekilde ortalama üretim maliyetlerinde bir artışın ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
Örgütsel adalet ile örgütsel yaratıcılık arasındaki ilişkide örgütsel sessizliğin aracılık rolü: Bursa ili otomotiv sektöründe bir araştırma
Her geçen gün artan piyasalardaki rekabetin şiddeti ve tüketicilerin istek ve beklentilerindeki karşı konulmaz artış ile örgütlerin kaynaklarını en etkili ve verimli şekilde kullanması bir zorunluluk haline gelmiştir. İşletmenin kaynakları içerisinde benzersiz özellikleri itibari ile insan kaynaklarının kritik bir önemi bulunmaktadır. İnsan kaynakları işletmenin en değerli varlığı olduğu gibi aynı zamanda baş edilmesi zor olan birçok sorununda kaynağı olabilmektedir. Yöneticilerin, çalışanların davranışlarının nedenlerini ve sonuçlarını doğru şekilde değerlendirmesi insan kaynağının yönetimi için kilit rol oynamaktadır. Bu noktada örgütsel davranış alanında yapılan bilimsel çalışmalar, çalışanların davranışlarını yorumlama konusunda yöneticilere ışık tutmaktadır. Örgütsel davranış konularından örgütsel adalet, örgütsel sessizlik ve örgütsel yaratıcılık arasındaki ilişkilerin incelenmesi işletmelerin başarılı şekilde yönetilmesine yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda bu tez çalışmasında örgütsel adalet, örgütsel sessizlik ve örgütsel yaratıcılık arasındaki ilişkilerin belirlenmesi ve örgütsel adaletin, örgütsel yaratıcılığa etkisinde örgütsel sessizliğin aracılık rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca bu amaca ek olarak çalışanların örgütsel adalete, örgütsel sessizliğe ve örgütsel yaratıcılığa yönelik algılarının demografik özelliklere bağlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada teorik alt yapı oluşturularak araştırma modeli ve hipotezler geliştirilmiştir. Araştırma modeli ve hipotezleri test etmek için Bursa ilinde otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir üretim işletmesinde çalışan 300 personelden yüz yüze anket yöntemi ile veriler toplanmıştır. Araştırma modeli ve hipotezler, SPSS 20.0 ve AMOS 23.0 paket programları kullanılarak Yapısal Eşitlik Modeli ile test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; örgütsel adalet, örgütsel sessizliği ve örgütsel yaratıcılığı pozitif ve anlamlı olarak etkilemektedir. Araştırmanın diğer bir sonucuna göre, örgütsel sessizlik örgütsel yaratıcılığı pozitif ve anlamlı olarak etkilemektedir. Örgütsel sessizliğin aracılık rolüne ilişkin yapılan analiz sonuçları, örgütsel adaletin örgütsel yaratıcılığa etkisinde örgütsel sessizliğin kısmi aracılık rolü olduğunu göstermektedir.
Bireylerin iletişim tarzları ile gösterilen duygusal emek ilişkisinde duygusal davranış kurallarının rolü: Otomotiv satış ve servis elemanları üzerine bir araştırma
Günümüzde özellikle hizmet sektörlerinin en önemli parçası olan çalışanların sergiledikleri davranışların, örgüt çıktılarına olumlu ve olumsuz etkiler yarattığı bilinen bir gerçektir. Örgütler, çalışanlarından uymalarını bekledikleri bazı davranış kuralları belirlemekte; çalışanlar bu kurallar doğrultusunda birtakım duygusal emek davranışları sergilemekte ve çeşitli iletişim tarzları benimsemektedirler. Bu kapsamda çalışmada, bireylerin iletişim tarzları ile gösterilen duygusal emek ilişkisinde, duygusal davranış kurallarının rolü incelenmiştir. Çalışma, İstanbul ili Anadolu yakası otomotiv satış ve servis elemanları üzerinde yapılmış olup verilerin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kolayda örneklem yöntemi kullanılarak toplam 150 çalışana ulaşılmış, hatalı veya eksik doldurulan anket saptanmadığından 150 anket formu da geçerli kabul edilmiştir. Çalışmada toplanan veriler SPSS 22.0 istatistiksel veri analizi programı ile incelemeye alınmıştır. Çalışmada yapılan analizlerde, 150 katılımcının demografik özelliklerinin incelendiği frekans dağılımları, bağımlı ve bağımsız değişkenler arası ilişkilerin incelendiği korelasyon analizi ve bu ilişkide duygusal davranış kurallarının düzenleyici rolü olup olmadığının incelenmesinde ise Hayes tarafından geliştirilmiş Process sürüm 3.5. adlı SPSS Macro eklentisi kullanılmıştır. Duygusal davranış (yüzeysel/derin davranış) ile iletişim tarzları (aktif/pasif tarz) arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş olup her iki boyut da modele dahil edilmiştir. Modele göre, iletişim tarzlarının duygusal emek davranışı üzerindeki etkisinde duygusal davranış kurallarının düzenleyicilik rolünün olmadığı tespit edilmiştir.
Türkiye otomotiv sektörü ve küresel rekabet gücünün analizi
Sanayileşmeyle birlikte üretiminde hız kazanan otomotiv, günümüzün en popüler sektörleri arasında yer almaktadır. Buna neden olarak da; başta birçok sektörle olan sürükleyici-lokomotif ilişkisi, teknolojik gelişimi desteklemesi, ana ve yan sanayide yarattığı istihdam ile ekonomiye en büyük katma değer sağlayan sektörler arasında olması gösterilmektedir. Bununla beraber; artan küreselleşme, bilgi ve iletişim teknolojilerinin her geçen gün daha fazla önem kazanması gibi nedenler de otomotivi birçok sektöre göre bir adım daha öne çıkartmıştır. Bu tez çalışmasında, Türkiye otomotiv sektörünün rekabet gücü incelenmiş ve küresel rekabette sektörün önde gelen üreticileri değerlendirilmiştir. Ülkelerin rekabet gücünün incelenmesi, sektörel politikaların hazırlanması sürecinde büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, otomotivin tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonomiyi yönlendirici etkiye sahip olması da ülkeler tarafından yakından takip edilen sektörler arasında olmasına neden olmuştur. Çalışmada, sektörün önemi birçok açıdan vurgulanırken, rekabet güçlerini etkileyen faktörlerin belirtilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu analizin yapılması; ülkelerin gelişmişliklerinin arttırılması bakımından oldukça faydalı olmaktadır. Üreticiler; gelişmiş ülkeler ve ekonomik birlikler ile gelişmekte olan ülkeler olarak ayrı başlıklar altında ele alınmış, ülke örnekleri seçilerek sektörel değerlendirmeler yapılmıştır. Ülkelerin rekabet güçleri tespit edilirken; tarihsel gelişim, mevcut durum ve sektörel rekabette söz konusu ülkenin gelişimini etkileyen faktörler, alt başlıklar halinde incelenmiş, ülkelerin sektördeki rekabet güçlerinin hesaplanmasında Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi(RCA) kullanılmıştır. Bununla beraber gelecekte adından oldukça söz ettirecek olan Endüstri 4.0 kavramının sektörle olan ilişkisi açıklanmış, önerilerde bulunulmuştur.
Tedarikçi bölgelerinde kümelenme ve otomotiv sektöründen uygulamalar
Globalleşmenin firmalara, bölgelere ve kümelere sağladığı fırsatlar ve tehditlerle birlikte, son yıllarda kümelerin giderek tedarik zincirinin bir parçası haline gelmeleri de yadsınamayan bir gerçektir. Hemen hemen tüm sektörlerde tasarımdan tüketime ve geri dönüşümü de kapsayacak şekilde tedarik zinciri dünyanın farklı bölgelerine dağılmış ve farklılaşan tedarik yapısının bir parçası olan kümelerde yaşam alanları olan tedarik zincirleri içerisinde aktif rol oynamaya başlamışlardır. Günümüzde tedarik zincirlerinin bölgesel halkalarını kümeler olarak nitelendirmek mümkündür. Diğer taraftan firmaların ve kümelerin başarısında, faaliyet gösterdikleri bölgenin özellikleri de önemli bir faktördür. Bölgelerin üstün rekabetçi avantajlara sahip olabilmesi bu bölgelerde yer alacak firmaları ve kümeleri daha nitelikli hale getirebilmektedir. Bölgelerin rekabetçi güce sahip olabilmelerinin arkasındaki güç ise lojistik süreçler, ilişki düzeyi, satışlar, esneklik, inovasyon, ürün geliştirme düzeyi olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, tedarik zinciri yönetimi ve tedarikçi değerlendirme yaklaşımları açıklanmıştır. Ayrıca bu bölümde kavramlar arası ilişkilere yer verilerek tedarikçiler açısından değerlendirme yapılmıştır. İkinci bölümde, lojistikten kısmen bahsedilmiş ve otomotiv sektörü açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Üçüncü, bölümde otomotiv sektörünün geldiği nokta hakkında bilgi verildikten sonra Tedarikçi Bölgeleri ve Kümelenme literatürüne değinilmiştir. Dördüncü bölüm de ise merkezi, Gebze'de bulunan Taşıt Araçları Yan Sanayicileri (TAYSAD) ve/veya Konya Otomotiv Sanayi İş Kümesine üye, işletmelerden elde edilen anket verileri analiz edilerek yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Otomotiv Lojistiği, Tedarik Zinciri, Tedarikçi Değerlendirme Yaklaşımları, Lojistik Süreç, İlişki Düzeyi, Satışlar, Esneklik, İnovasyon, AR-GE/ÜR-GE, Küme/Kümelenme.
Türk otomotiv sanayinin gelişimi; Güney Kore ile bir kıyaslama
Otomotiv, bulunduğu ülkede vergi geliri yaratması, ihracatı arttırması ve istihdam sağlaması bakımından katma değeri yüksek bir sanayi dalıdır. Ülkelerde ekonomik büyümenin gerçekleşmesi için göz ardı edilemez bir öneme sahiptir. Ekonomide hem alıcı hem satıcı konumunda olduğundan çeşitli sektörlerle ileri ve geri bağlılık içerir, diğer sektörler üzerinde itici güç oluşturur. Bu çalışmada 1960'lı yıllarda ekonomik göstergeler açısından Türkiye ile denk sayılan ve bugün dünya otomotivinde bir dev hâline gelen Güney Kore ile Türkiye arasında, 1960'lı yıllardan itibaren uygulanan stratejiler, ortaya çıkan gelişmeler ve ekonomik politikalar yönünden kıyaslamalar yapılmıştır. Çalışmanın amacı Güney Kore'nin tecrübesinden yola çıkarak Türkiye için çıkarımlarda bulunmaktır.
Otomotiv uygulamaları için elektrik direnç nokta kaynağının darbe etkisi altında dayanımının deneysel ve sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi
Otomotiv sektöründe sürekli iyileştirilmesi hedeflenen unsurlar enerji tasarrufundan dolayı hafiflik ve araç güvenliğidir. Bu unsurları iyileştirmek için farklı malzemeler üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. AISI 304 paslanmaz çelikleri korozyon direncinin yanı sıra yüksek şekillendirilebilme, kaynak kabiliyeti ve enerji emme kapasitesi gibi önemli özellikleri bir arada bulundurmaktadır. Otomotiv sanayinde AISI 304 paslanmaz çelikleri egzoz sisteminde ve birçok küçük bileşeni oluşturmak için kullanılmaktadır. Araç güvenliğini arttırmak için alışılagelmiş malzemeler yerine uygun tasarımlar ile maliyet dengelenerek kullanım popülaritesi artacağı düşünülmektedir. Bu araştırmada, AISI 304 paslanmaz çeliklerinin elektrik direnç nokta kaynak dayanımını etkileyen optimum parametreler belirlenerek hegzagonal yapılı çarpışma kutuları elektrik direnç nokta kaynağı ile birleştirilmiştir. Birleştirilen çarpışma kutularına çeşitli testler uygulanmış, sönümlenen enerji ve çarpışma karakteristiği üzerine etkisi incelenmiştir. Deneysel ve sayısal sonuçlar incelenip optimum elektrik direnç nokta kaynak tasarımı belirlenmiş, doğrulanmış bir sonlu elemanlar modeli elde edilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının uygulanmasında insan kaynakları departmanının rolü: Otomotiv sektöründe bir araştırma
Bu çalışmada, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında işverenlerin/işletmelerin yükümlülükleri çerçevesinde İnsan Kaynakları Departmanlarının üzerine düşen görevler araştırılmıştır. Araştırma Bursa ilinde otomotiv sektöründe yer alan 4 işletmede gerçekleştirilmiştir. İSG çalışmalarında İnsan Kaynakları Departmanlarının aktif rolünü görmek amacıyla söz konusu işletmelerin departman müdürü veya yöneticileri ile mülakat yapılmıştır. Bu doğrultuda mevzuatta yer alan işveren yükümlülüklerinin çalışma hayatındaki uygulanışını incelemek ve değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda edinilen bilgiler kapsamında, söz konusu işletmelerde mevzuat hükümlerinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği ve İnsan Kaynakları Departmanlarının İSG uygulamalarının çoğunda doğrudan; bir kısmında ise dolaylı olarak yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kurumsal kaynak planlama (ERP) sisteminin analitik hiyerarşi süreci (AHP) ile seçilmesi - otomotiv sektöründe uygulama
Bu çalışmanın amacı, İşletmelerde Kurumsal Kaynak Planlaması (ERP) sistemlerinin en etkin olanının seçilmesidir. Birinci bölümde rekabet ve hızın hakim olduğu iş yaşamında işletmelerin vazgeçilmez bir parçası olan ERP tanıtılmış, literatür araştırması ile günümüze kadar olan gelişimi incelenmiştir. ERP'nin bileşenleri anlatıldıktan sonra uygulama sürecinden bahsedilip ERP seçimi aşaması hakkında seçim kriterleriyle birlikte ayrıntılı bilgi verilmiştir. İşletme açısından önemine geniş yer verilen ERP sistemlerinin geleceği konusuna değinilip Türkiye ve dünyadaki durumu incelenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde karar verme tekniklerinden Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) konu edinilmiştir. Analitik hiyerarşi süreci ana hatlarıyla incelenmiş, genel tanımlaması ve literatür araştırmaları yapılmıştır. AHP'nin uygulama aşamaları olan hiyerarşik yapının oluşturulması, hiyerarşideki kriterin, alt kriterlerin ve alternatiflerin karşılaştırma matrislerinin kurulması, özdeğerin hesaplanması ve sonuçların değerlendirilmesi açıklanmıştır. AHP'nin karar verme ile ilişkisi ve grup kararlarına değinildikten sonra uygulama alanlarına yer verilmiştir.Uygulama aşamasında, Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren iki ayrı işletme ele alınmıştır. Bu işletmeler hakkında genel bilgiler verilmiştir. ERP seçim aşamasında, işletmelerde karar vermede yetkili kişilerle ve ERP danışmanlarıyla görüşülüp, hiyerarşideki kriterlerin, alt kriterlerin ve alternatiflerin değerlendirilmeleri yapılmıştır.Elde edilen verilerle ikili karşılaştırma matrisleri oluşturulup bu matrisler AHP programı olan Expert Choice programı kullanılarak karşılaştırılmıştır. AHP tekniği ile değerlendirme sonucu iki ayrı işletme için en uygun ERP sistemleri seçimi yapılarak; işletmeler için elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır.
Kariyer yönetiminin örgütsel bağlılığa etkisi: Otomotiv sektöründe bir uygulama
Son yıllarda teknolojik gelişmeler dünyada son derece büyük bir hıza sahip olsalar da, örgütlerdeki insan kaynaklarıyla ikame edilebilmeleri asla mümkün olamamaktadır. Örgütlerde, insan kaynakları dışındaki bütün kaynaklar satın alınabilmekte, ikame edilebilmekte ve farklı yollara ve yöntemlere başvurularak elde edilebilmektedir. Buna karşılık örgütlerde en zor ve en pahalı elde edilebilen tek kaynak günümüzde insan kaynağı olmaktadır. Örgütlerin değişen dünyaya ayak uydurabilmesi için iş görenlerle olan mevcut ilişkilerini iş görenleri örgütte tutacak şekilde yeniden yapılandırması gerekmektedir. Örgüt-iş gören ilişkisi sonucunda oluşan örgütsel bağlılık, iş görenin çalıştığı örgüte karşı hissettiği bağın gücünü ifade etmektedir. Bu nedenle iş görenlerin yaptıkları işten ve çalıştıkları örgütten memnun olmalarını sağlamak, artık örgütler tarafından mal ve/veya hizmet üretmek kadar önemli görülmektedir. Çünkü örgütsel bağlılık duygusunun örgütsel performansı pozitif yönde etkilediğine inanılmaktadır.Bu çalışmamızda kariyer yönetim uygulamalarının örgütsel bağlılık ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde kariyer yönetimi ve kariyer planlaması kavramları; ikinci bölümde örgütsel bağlılık kavramı açıklanarak kariyer yönetimi ve örgütsel bağlılık ilişkisi incelenmiş ve bu alanlarda yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; literatür taraması sonucu elde edilen bilgiler doğrultusunda Sakarya ve Kocaeli merkezinde bulunan özel sektörde faaliyet gösteren otomotiv firmalarında anket tekniği kullanılarak uygulama yapılmıştır. Söz konusu anket formlarından elde edilen veriler bilgisayar aracılığıyla ?SPSS for Windows 16.0? programına kaydedilmiş olup istatistiksel analizler sonucu elde edilen verilerle kariyer yönetim uygulamaları- örgütsel bağlılık arasındaki ilişki incelenmiştir.
Türkiye'de ve Azerbaycan'da tüketicilerin satın alma davranışlarına etki eden faktörlerin incelenmesi: Otomotiv sektöründe bir uygulama
Günümüz tüketicisi sınırsız mal ve hizmet karşısında ve bilinçli bir haliyle pazarlayıcıların temel odağı haline gelmiştir. Önceleri sınırlı teklif karşısında bağımlı karar verme koşulları altında ürün seçmeye mecbur kalan tüketiciler günümüzde özgür kara verebilme yetisiyle sınırsız işletmelerin temel hedefleri haline gelmişlerdir. Tüketicileri bu olanağı sağlayan onları satın alma davranışı esnasında yönlendiren faktörlerdir. Söz konusu faktörler pazarlama literatüründe teorik olarak sosyo-kültürel faktörler, kişisel faktörler, psikolojik faktörler ve pazarlama faktörleri grupları altında yer almaktadır.Sosyo-kültürel faktörler kültür, sosyal sınıflar, referans grupları ve aile gibi içinde bulundukları ve satın alma kararı esnasında başvurdukları temel çevresel etmenlerdir. Kişisel faktörler yaş, cinsiyet, meslek, eğitim düzeyi gibi kişinin sahip olduğu demografik unsurlardan oluşmaktadır. Bir diğer faktör olan psikolojik faktörler bireyin gereksinimler, algılama, öğrenme ve inanç ve tutumlar gibi psikolojik olarak etkileri altında bulunduğu etmenlerdir. Son olarak ise hem tüketicilerin ihtiyaç oluşturma ve geliştirmesinde etkili olan, hem de söz konusu olguyu etkileyen pazarlama faktörleri ürün, fiyatlandırma, dağıtım ve tutundurma gibi alt faaliyetlerden oluşmaktadır.Türkiye ve Azerbaycan otomobil kullanıcıları da söz konusu faktörlerin değişik ve benzer etkileri altında satın alma kararları vermektedirler. Aynı etnik köke sahip olmalarına rağmen oluşan söz konusu farklı etkiler tarihi süreç içerisinde iki toplumun da farklı kültürlerin etkileri altında kalmaları ve iki ülke ekonomik ve siyasi koşulları arasındaki farktan kaynaklanmaktadır.Bu araştırma söz konusu toplumlar arasındaki otomobil kullanıcılarının satın alma davranışlarında etkili olan faktörlerin araştırılmasını amaçlamaktadır. İlk iki bölümde tüketicilerin satın alma davranışlarına etki eden faktörlerin ve Türkiye ve Azerbaycan otomotiv sahiplerinin analizine teorik olarak değinilmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise her iki ülkenin otomobil kullanıcılarının otomobil satın alımına etki eden faktörlerin belirlenmesi ve karşılaştırılması yapılarak literatüre katkı sağlanmasına çalışılacaktır.
COVİD-19 pandemisinin otomotiv sektörü üzerindeki etkilerinin panel veri ekonometrisi yaklaşımıyla araştırılması
Bu çalışma Covid-19 pandemisinin otomotiv sektörü üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda panel veri ekonometrisi yöntemiyle, Türkiye dahil 22 AB ülkesine ait veriler analiz edilmiştir. Veriler toplamda 8 çeyrek yıllık dönemden oluşmaktadır. Zaman dönemi pandemi öncesi 4 ve pandemi sonrası 4 dönem olarak seçilmiştir. Modelde bağımlı değişken olarak otomotiv satışları kullanılırken, bağımsız değişkenler ise Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Enflasyon, İşsizlik, Kur, Motorlu Taşıtlar Sanayi Üretim Endeksi, Nüfus ve Pandemi olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, Ortak Etkiler, Sabit Etkiler ve Rassal Etkiler modelleri tahmin edilmiştir. Daha sonra, en iyi modeli belirlemek adına çeşitli sınamalar kullanılmıştır. Testler sonucunda Sabit Etkiler Modelinin en uygun model olduğu belirlenmiştir. Modele dair çeşitli ekonometrik varsayım testleri uygulanmış ve varsayım ihlali sonucunda Dirençli Tahminciler yöntemine başvurulmuştur. Sonuçta Covid-19 pandemisinin otomotiv satışlarına olan etkisinin incelendiği bu çalışmada pandeminin otomotiv satışlarına olan etkisinin %6.7 oranında azaltıcı yönde olduğu saptanmıştır.
Seçilmiş polimerik otomotiv dış malzemeleri bazında hızlı yaşlandırmalar ve Türkiye'de doğal yaşlandırma arasındaki korelasyonun araştırılması
Bu tez çalışmasında otomotiv dış malzemesi olarak seçilen PMMA, ABS+ASA ve ABS yüzeyli malzemelerin Türkiye'de Bursa ilinde ilk kez doğal ortamda yaşlandırılması ve hızlandırılmış yaşlandırma metotları olarak seçilen ksenon ark lambalı ve ultraviyole lambalı metotlar ile yaşlandırılması sonucunda elde edilen numunelerin moleküler ve makromoleküler analizleri ile kopma mukavemeti ve uzama değerlerinin, renk ve parlaklık özelliklerinin tespiti ile yaşlandırma metotları arasındaki korelasyonun araştırılması amaçlanmıştır. Doğal ortamda yaşlandırma test düzeneği Türkiye'de ilk kez EN ISO 877-1 standardına uygun olarak bu tez çalışması kapsamındanda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Bursa Test ve Analiz Laboratuvarı (TÜBİTAK BUTAL)'nda kurulmuştur. 11 Kasım 2019 - 11 Kasım 2020 tarihleri arasında bir yıl süreyle doğal yaşlandırma testi gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık olarak iki aylık periyotlarda numuneler alınmış olup toplamda altı seri numune elde edilmiştir. Ksenon ark lambalı hızlandırılmış yaşlandırma, EN ISO 4892-2 (Metot A, çevrim no: 4) standardı koşullarında toplamda 1920 saat olarak gerçekleştirilmiştir. 330 saatlik periyotlarda altı seri numune elde edilmiştir. Ultraviyole lambalı hızlandırılmış yaşlandırma, EN ISO 4892-3 (Metot A, çevrim no: 4) standardı koşullarında toplamda 1512 saat olarak gerçekleştirilmiştir. 252 saatlik periyotlarda altı seri numune elde edilmiştir. Yaşlandırma metodunun moleküler yapıdaki değişiklik üzerine etkileri FTIR analizleri ile, ısıl bozunma farlılıkları üzerine etkileri TGA analizleri ile belirlenmiştir. Polimer yüzey özelliği olan renk ve parlaklık özelliklerindeki değişim bazında polimerlerin yaşlanma dayanımları tespit edilmiştir. Yaşlandırmanın polimerlerin performans parametresi üzerine etkisi kopma mukavemeti testi ile tespit edilmiştir. Tüm değerlendirme parametreleri bazında ve tüm yaşlandırma metotlarında PMMA istatiksel olarak kayda değer bir değişime uğramazken ABS+ASA ve ABS numunelerinde önemli sayılabilecek değişimlerin olduğu gözlemlenmiştir. PMMA polimerindeki en büyük değişim kopma uzamasında olmuş olup bu değişimin katmanlı yapıdaki PMMA harici tabakadan kaynaklandığı belirlenmiştir. PMMA numunelerinin yüzey görünümlerinde, moleküler yapı ve bozunma davranışında fark edilir bir değişim tespit edilmemiştir. ABS+ASA ve ABS malzemelerinin her üç yaşlandırma ortamından da etkilendiği ve tüm değerlendirme parametreleri bazında özellik değişimine uğradığı görülmüştür. Her iki polimerin de benzer yaşlanma davranışı gösterdiği tespit edilmiştir. FTIR ile yapılan moleküler yapıdaki değişim analizinde fotooksidatif bozunma sonucunda 1600 – 1800 cm-1'deki karbonil ve 3000 – 3400 cm-1'deki hidroksil titreşimlerine ait yeni absorpsiyon bantlarının oluştuğu ve vinil yapıdaki pik şiddetlerinin azaldığı görülmüştür. FTIR spektrumundaki bu farklılık her iki polimer malzemenin de moleküler bazda benzer bozunmaya maruz kaldığı bilgisini vermektedir. Moleküler yapıdaki bu bozunma durumu TGA analizi ile de termal bozunmadaki davranış farklılığı olarak ölçülmüştür. Moleküler bazdaki bozunmayı oluşturan yaşlanma süresinin artması (maruz kalınan ışıma miktarının da artması) numunelerin ısı altındaki bozunmasının hızlanmasını sağlamıştır. Renk ölçümünde yüzey özelliklerinin önemli olduğu ve yüzey dokusundaki değişimlerin spektrofotometre ile tespit edilemediği bu nedenle, renk farkı değerlendirmesinin görsel renk değerlendirme ile yapılmasının uygun olduğu bulunmuştur. Her iki numunenin de yüzeylerinde renk değişimi ve parlaklık azalması görülmüştür. Tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde PMMA'nın her üç yaşlandırma metodundan da etkilenmediği ancak ABS+ASA ve ABS numunelerinin büyük ölçüde etkilendiği, en fazla etkilenen polimerin ABS+ASA olduğu, en yıkıcı yaşlandırma metodunun ise ultraviyole lamba ile hızlandırılmış yaşlandırma olduğu ve doğal yaşlandırmanın diğer iki metoda nazaran daha hafif az hasar veren bir metot olduğu tespit edilmiştir. Yaşlandırma metotları arasında kopma mukavemeti, parlaklık ve gri skala ile renk farkı değerlendirmesi parametreleri bazında korelasyonun olduğu ve regresyon bazlı yapılan eğri tahminlemesindeki R2 katsayısının yüksek olduğu bulunmuştur. En yüksek R2 değeri, parlaklık parametresinde oluşmuştur. Tüm verilerin birlikte değerlendirildiği korelasyon analizinde, tek tek parametreler bazında yapılan korelasyon analizlerindekinden daha yüksek bir korelasyon katsayısı elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda bazı parametreler bazında yaşlandırma metotları arasında korelasyon yapılabileceği ve bir metoda göre yapılan yaşlandırma sonuçlarının diğer metotlara dönüştürülebileceği anlaşılmıştır. Bu tespit doğrultusunda, malzemelerin doğal ortamda yaşlanma sürelerinin tahminlemesinin, laboratuvar koşullarında yapılan yaşlandırma test sonuçlarının çalışma kapsamında elde edilen denklemleri kullanılarak yapılabileceği sonucuna varılmıştır.
Turquality programının dijitalleşmeye katkıları: Bir otomotiv sanayi işletmesi örneği
T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından 2004 yılında Türk ve Kalite kelimelerinden oluşturulan Turquality programı Türkiye'den dünya markaları çıkarmak için başlatılmıştır. Bakanlığın belirlediği belirli sektördeki firmaların küresel marka olma potansiyeli olanlara kriterler dâhilinde denetim yapılarak denetimden geçen firmalara yurt dışından tanınırlığı arttıracak destekler vererek küresel rekabette yer edinmeleri amaçlanmaktadır. Markalaşma potansiyeli olan firmaların kurumsallaşma, dijitalleşme, üretim, pazar faaliyetlerine kadar tüm proseslerine destek sunulmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın amacı, bir büyük ölçekli otomotiv sanayi işletmesinde Turquality programının dijitalleşmeye katkılarını ortaya koymaktır. Tez konusu olan firma, yurtiçi ve yurt dışında satış gerçekleştirmekte, İstanbul Ticaret Odasının Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde ilk 100 içerisinde yer almaktadır. İlgili firma stratejileri doğrultusunda küresel bir marka olma ve ihracat rakamlarını yükseltme isteğiyle Turquality programı için bakanlığa başvuruda bulunarak, gerekli koşulları sağladığını gösterdikten sonra programa dâhil edilmiştir. Bayi/müşteri performans yönetimi, portföy stratejisinin oluşturulması, ürün yaşam döngüsü sistematiği, e-ticaret, marka konumlandırması, satış stratejilerinin iyileştirilmesi, yalın yönetim yaklaşımı, bakım süreçlerinin iyileştirilmesi, ar-ge inovasyon süreçlerinin iyileştirilmesi, üretim süreçlerinin iyileştirilmesi, kurumsal risk yönetiminin uygulanması ve tüm bu süreçlerin yönetiminin dijital ortamlarda yürütülmesi için destek almıştır. Örnek olaya dayandırılan araştırmanın amacı Turquality programının şirketlere verdiği desteğin, şirketlerin gelişmesi ve dijitalleşmesi açısından önemi ve sağladığı faydaları ortaya koymaktır. Araştırma sonucunda dijitalleşmenin şirketlerin süreçlerinde sağladığı gelişme ve programın sağladığı fayda açıklanmıştır. Araştırma, Turquality programına başvuruda bulunan ve bulunmak isteyen şirketlere programın sağladığı faydası göstermek için örnek olacağı düşünülmektedir.
Kalite fonksiyon göçerimine dayalı sürdürülebilir tedarik zinciri tasarımı: Otomotiv yan sanayiinde bir uygulama
Bu çalışma ile otomotiv yan sanayiinde faaliyet gösteren bir firmanın sürdürülebilir bir tedarik zincirine sahip olması için gerekli olan tedarik zinciri uygulamalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Tedarik Zinciri Yönetiminin amaçları, tarihsel gelişimi, yapısı ve temel fonksiyonları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde sürdürülebilirlik kavramı alt boyutlarıyla birlikte ele alınarak tedarik zincirinin sürdürülebilirliği incelenmiş, son bölümde ise otomotiv yan sanayi hakkında bilgi verilmiş, ardından bu sektörde faaliyet gösteren kurumsal bir firmada sürdürülebilirlik öncelikleri ile bu öncelikleri gerçekleştirmede firmanın odaklanması gereken tedarik zinciri uygulamaları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) ve Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) bütünleşik yöntemi kullanılmıştır. Uygulama firma tarafından belirlenen üç kişilik çalışma ekibi ile gerçekleştirilmiştir. Otomotiv sektöründe yer alan firmaların sürdürülebilirlik raporlarının incelenmesi sonucu çalışma ekibi tarafından firma için önemli olan on beş adet sürdürülebilirlik önceliği belirlenmiştir. İlk aşamada önceliklerin AHP yöntemi ile ikili karşılaştırması yapılmıştır. İkinci aşamada tedarik zinciri uygulamaları ile sürdürülebilirlik öncelikleri arasındaki ilişkiler KFG yöntemi ile değerlendirmiştir. Bunu takiben yöntem ilerletilerek tedarik zinciri sürdürülebilirliği açısından firmanın odaklanması gereken tedarik zinciri uygulamaları ve detaylandırılmış alt uygulamalar önem düzeyleri hesaplanmak suretiyle belirlenmeye çalışılmıştır. İşletmenin sürdürülebilir bir tedarik zincirine sahip olması için odaklanılması gereken önemli uygulamalardan ilk üçü sırasıyla "Ürün Geri Kazanımı", "Tedarik Zincirinde Birden Çok Ulaşım Türünün Kullanılması" ve "Tedarikçilerin Birincil-İkincil Tedarikçi Olarak Kategorilere Ayrılması" olarak ortaya konulmuştur. Bu çalışma ile sürdürülebilir tedarik zincirine sahip olmak isteyen firmaların önceliklerinin ve gerekli uygulamaların belirlenmesi konusunda yapılacak olan sonraki çalışmalara yol gösterilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, tedarik zinciri, yan sanayi, AHP, KFG
Türkiye'de sektörlerin dış ticaret ve istihdam payları: Türkiye otomotiv sektörü örneği
Tarım, sanayi ve hizmet sektörü gibi ana sektörler Türkiye ekonomisi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu ana sektörlere ek otomotiv sektörü de diğer bazı sektörler arasında lokomotif görevi gördüğü için önemlidir. Cumhuriyet'in ilanından 1950 yılına kadar tarım sektörü milli gelir, istihdam ve dış ticarette ilk sırada yer alırken 1950 yılından sonra durum değişmeye başlamıştır. Günümüzde dış ticarette imalat sanayi sektörü ilk sırada yer alırken istihdamda ve milli gelirde hizmet sektörü ilk sırada yer almaktadır. Kısacası Türkiye'de sektörel açıdan değişim yaşanmıştır. Otomotiv sektörü analizi sonuçlarına bakıldığında otomotiv sektörü istihdamı ve toplam istihdam arasında çift yönlü, otomotiv sektörü istihdamı ile kurumsal olmayan nüfus arasında tek yönlü, otomotiv sektörü ithalatı ile toplam ithalat arasında da tek yönlü nedensellik ilişkisine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Otomotiv Sektörü, Dış Ticaret, İstihdam, Zaman Serisi Analizi, Sanayi
İhracatın ithalata bağımlılığının incelenmesi: Otomotiv sektörü üzerine bir uygulama
1980'li yıllarda dünya ekonomisindeki artan küreselleşme eğilimlerine paralel olarak Türkiye de liberal politikalar ile dışa açık ekonomi politikalarını benimsemiştir. Dolayısıyla Türkiye ihracata dayalı sanayileşme modeliyle birlikte yabancı yatırımları ülkeye çekmeye yönelik politikalara hız vermiştir. Bu bağlamda, Türkiye'de çeşitli sektörlerden çok sayıda yabancı sermayeli şirket kurulmuştur. Bu yatırımların büyük bir bölümü otomotiv sektörüne yapılmıştır. Bundan dolayı otomotiv sektörü Türkiye'nin ihracat açısından lokomotif sektörü olmuştur. Bunun yanında Türkiye'nin 2000 yılından sonra ihracata dayalı bir büyüme sürecine girmesinin yanında ithalatında da önemli bir artış görülmüştür. Bu gelişmeler Türkiye'de ihracat ve ithalatın birbirine bağımlı olup olmadığını veya bir bağımlılık varsa bu bağımlılığın nedenlerinin incelenmesinin gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Otomotiv sektörü son yıllarda Türkiye ekonomisi için stratejik önem kazanmasının yanında yüksek oranda katma değer sağlayan sektörlerden biri olmuştur. Bunun sonucunda teknolojik gelişmelere bağlı olarak ithalata bağımlı (ara mallarda) sektörlerden biri haline gelmiştir. Bunun nedeni teknolojinin hızlı bir şekilde gelişmesi ve rekabetin artması sonucu maliyetleri minimize etmek için bu girdilerin ana firmanın bulunduğu ülkelerden ithal edilmesine bağlıdır. Sonuç olarak otomotiv sektöründe girdi ithalatı ve dışa bağımlılık artmıştır. Bu bağlamda Türkiye ihracatında, lider konumda olan otomotiv sektöründe ihracatın ithalata bağımlığını ölçmek Türkiye ekonomisi için büyük önem arz etmektedir. Otomotiv sektöründe ihracatın ithalata bağımlılığı 1992-2019 yılları için ekonometrik yöntem kullanılarak analiz edilecektir. Yapılan çalışma ile otomotiv sektörünün durumu gözlenerek ihracat oranlarındaki ithalat bağımlılığı ortaya çıkarılarak, sektörün ithalata olan bağımlılığını azaltma amacıyla nelerin yapılması konusunda görüş önerileri sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, İthalat, İhracat, Otomotiv Sektörü, Dışa Bağımlılık, Eşbütünleşme, ARDL
Çağdaş bir maliyetleme yöntemi olarak zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetleme ve otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir firma örneği
1980'lerin ortalarından beri, geleneksel maliyetleme sistemlerinin değişen üretim yapılarına ayak uyduramadığı, verimli ve doğru bir maliyet bilgisi sunmadığı kabul görmeye başlamıştır. Geleneksel maliyetleme sistemlerinin eksikliklerinin giderilmesi ve değişen üretim tekniklerine daha uygun bir maliyet yöntemi olarak Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) sistemi ortaya atılmıştır. Ancak FTM sisteminin uygulanmasında ve sürdürülebilirliğinde yaşanan zorluklar ve karmaşık bir yapıya sahip olması verimli, güncel ve yenilikçi bir maliyet sistemi olmasını engellemiştir. Zaman Etkenli Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (ZEFTM) sistemi, FTM sisteminin yaşadığı bu zorlukları aşarak, daha basit, daha doğru ve daha anlamlı maliyet bilgisi sunan, uygulanması ve güncellenebilmesi daha kolay, yenilikçi bir maliyet sistemi olarak geliştirilmiştir. Böylece, daha gerçekçi ve doğru maliyet verileri kullanılarak alınan kararlar daha isabetli olacaktır. Bu çalışmada örnek olay yöntemi kullanılarak otomotiv parçaları üreten bir işletmede, genel üretim maliyetleri, ilk olarak FTM sistemine ve daha sonra ZEFTM sistemine göre ürün hatlarına dağıtılmış ve farklılıkları ortaya konmuştur. Uygulama çalışması sonucunda, ZEFTM sisteminin atıl kapasite maliyetlerini mamul maliyetine dahil etmediği için FTM'ye göre daha düşük maliyet hesapladığı saptanmıştır. ZEFTM hem daha doğru maliyet bilgisi hesaplamakta hem de atıl kapasite maliyetlerini ortaya çıkararak işletme yöneticilerinin dikkatlerini atıl kapasitenin oluştuğu alanlara yöneltmektedir.
Gelişen piyasa ekonomileri ve Türkiye: Dış ticarette rekabet gücü analizi
Günümüzde küreselleşme kavramı konusunda geniş bir literatür oluşmuştur ve bu kapsamda ortaya çıkan yaklaşımlar önemli farklılıklar içermektedir. 1980'lerde başlayan son küreselleşme dalgasında önceleri ülkeler bu sürece uyum sağlamakta güçlük çekerken, bugün gelinen ortamda güçlü bir serbestleşme hareketinin dünya genelini içine aldığı görülmektedir. IMF politikalarının küreselleşmenin hızlanmasında önemli katkıları olmuştur. Özellikle Doğu Bloku'nun yıkılmasıyla beraber IMF, bu ülkelerin toparlanması sürecinde kendi politikalarını rahatça uygulama imkânı bulmuştur. Bununla birlikte, daha sonra yaşanan birçok yerel, bölgesel ve hatta küresel krizle birlikte IMF politikaları sorgulanmaya başlanmıştır. IMF'nin yetersiz politikalar uyguladığı ve ülkelerin krizden çıkmasında etkili olamayıp yeni krizlerin yaşanmasını önleyemediği görülmüş, bu kuruma olan güven sarsılmıştır. Küreselleşmenin aktörlerinden biri olan Türkiye, olumlu ve olumsuz birçok faktörün etkisinde kalmıştır. Dış ticaretin hız kazanması, dış ticaret yapılan ülke grubunun artması, rekabetçiliğin önem kazanması küreselleşmenin olumlu etkilerinden bazılarıdır. Olumsuz etkiler içerisinde en bilineni ise, krizlerin bulaşıcılığı konusudur. Örneğin, Türkiye bu dönemde ulusal ve küresel finans krizlerinden etkilenmiştir. Küreselleşme süreciyle birlikte dünya çapında ciddi bir rekabet ortamı oluşmuş ve özellikle gelişmekte olan ülkeler rekabet gücünü ve dünya pazarlarındaki payını artırma çabasına girmişlerdir. Bu ortamda küresel rekabet gücünü hızla artıran ve bu özellikleriyle diğer gelişmekte olan ülkelerden ayrılan "gelişen piyasa ekonomileri" kavramı ön plana çıkmıştır. Gelişen piyasa ekonomileri, küreselleşmenin getirdiği serbest piyasa ortamında yabancı sermaye kabul eden, hızlı artan bir üretim, sanayileşme ve dış ticaret verilerine sahip olan ülkelerdir. Bu ülkeler, dış ticaret yoluyla küresel pazarlara entegre olurken bazı sektörlerin (Tekstil, Demir-Çelik ve Otomotiv) önem kazandığı görülmektedir. Söz konusu sektörlerin, sanayileşme sürecini hızlandıran gelişen piyasa ekonomilerinin dış ticaret rakamlarındaki payı oldukça yüksektir. Bu çalışma kendi içerisinde dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde yeni ekonomik düzen ve küreselleşme kavramları tanımlanmış; küreselleşme sürecinin gelişimi ve IMF politikalarının küreselleşme sürecine katkısı ele alınmıştır. Daha sonra küreselleşme sürecinin gelişen piyasa ekonomilerine etkisi, 1980'den günümüze Türkiye ekonomisinde küreselleşme ve yeni ekonomik düzende dış ticaret-rekabet gücü ilişkisi irdelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye ve gelişen piyasa ekonomilerinde (Arjantin, Brezilya, Meksika, Endonezya, Güney Afrika, Güney Kore, Polonya, Hindistan ve Çin) tekstil, demir-çelik ve otomotiv sektörü ele alınmış ve sektörlerin önemine değinilmiştir. Böylece Türkiye'nin gelişmiş ülkeler ve diğer dokuz gelişen piyasa ekonomileri karşısındaki durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, rekabet ve rekabet gücü kavramları mikro ve makro düzeyde değerlendirilmiş ve kendi içerisinde sınıflara ayrılmış ve rekabet gücünü ölçmek için kullanılan "Balassa Endeksi" "Vollrath endeksi" ve "Grubel-Lloyd Endeksi" detaylandırılmıştır. Dördüncü bölümde ise yapılan araştırmadan elde edilen değerler analiz edilmiş ve sonucu sunulmuştur.
BİST'te hisse senetleri işlem gören otomotiv sektöründeki firmaların TOPSİS yöntemine göre performans değerlemesi ve analizi
Türkiye otomotiv sektörü, büyük teknolojik ve finansal yatırımların yapıldığı, ülke ekonomisine sağladığı faydanın yanında kendisi dışında diğer sektörlere de öncülük etmesi bakımından en önemli sektörlerin arasında yer almaktadır. Türkiye'deki otomotiv sektöründe faaliyet gösteren şirketler, ana amacı olan kar edebilmenin yanında hem ulusal hem de küresel anlamda daha rekabetçi olabilmek için finansal performanslarını arttırması gerekmektedir. İşletmelerin finansal performansları hakkında bilgi sahibi olunması ve incelenmesi işletme sahipleri, yöneticileri, hissedarları, kredi verenleri, potansiyel yatırımcılar ve ilgili kurumlar için önemli bir durumdur Bu çalışmada, Borsa İstanbul (BİST)'da hisse senetleri işlem gören otomotiv sektöründe faaliyet gösteren 7 şirketin 2010-2015 yılları arasındaki finansal tabloları ve faaliyet raporları kullanılarak finansal oranlar belirlenmiştir. Bu finansal oranlar Çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan TOPSIS yöntemi kullanılarak incelenmiştir. TOPSIS yöntemi yardımıyla belirlenen finansal oranlar tek bir puana çevrilmiştir. Bu aşamanın devamında TOPSIS yöntemiyle elde edilen veriler en yüksek puandan başlayarak sıralanmıştır. Çalışmanın sonucunda bazı şirketlerin sıralamasını istikrarlı bir şekilde koruduğu, kalan diğer şirketlerin ise sıralamadaki yerinin değişkenlik gösterdiği görülmüştür. Şirketlerin sıralamasındaki değişkenliklerin nedenleri finansal performansla olan ilişkisi incelenmiştir.
Rekabetçi düşünce, rekabetçi davranış ve strateji yürütme arasındaki ilişkiler: Otomotiv işletmeleri üzerinde bir araştırma
Araştırmanın temel amacı, rekabetçi düşünce, rekabetçi davranış ve strateji yürütme arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri tespit etmektedir. Araştırmada yöntem olarak nicel araştırma yöntemi tercih edilmiş ve verilerin toplanmasında anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma evrenini, Düzce ve Sakarya illerinde faaliyet gösteren otomotiv işletme bayileri oluştururken; örneklemi ise bu bayilerde aktif olarak görevine devam eden üst ve orta düzey yöneticiler oluşturmaktadır. Veri analizinde kullanılan ve değerlendirmeye alınan toplam anket sayısı ise 248'dir. Araştırmada SPSS programından yararlanılmıştır. Yapılan başlıca analizler; betimleyici istatistikler, keşfedici faktör analizi, korelasyon analizi, farklılık (t-testi ve anova) testleri ve regresyon analizi şeklindedir. Bu araştırma otomotiv işletme bayii yöneticilerinin bakış açılarını yansıtmaktadır. Ulaşılan sonuçlara göre; en yaygın rekabetçi düşünce algısı aktif rekabetçi düşünce, en çok tercih edilen rekabetçi davranış ise agresif rekabetçi davranış olmuştur. Başarılı strateji yürütme için yöneticiler, motive edici koşulların oluşturulması ve enformasyon akışının sağlanması üzerinde odaklanmışlardır. Rekabetçi davranış tarzlarından agresif ve işbirlikçi rekabetçi davranışlar, aktif rekabetçi düşünce biçiminden en fazla etkilenirken; ılımlı ve pasif rekabetçi düşünce biçimlerinin rekabetçi davranış tarzları üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadıkları tespit edilmiştir. Strateji yürütme boyutlarından; karar alma haklarının temini, enformasyon akışının sağlanması ve motive edici koşulları oluşturulmasında en fazla etkiye işbirlikçi rekabetçi davranış; yapısal düzenlemeler gerçekleştirme boyutu üzerinde ise agresif rekabetçi davranış en fazla etkiye sahiptir. Son olarak aktif rekabetçi düşüncenin en fazla etkilediği strateji yürütme boyutları; yapısal düzenlemeler gerçekleştirme, karar alma haklarının temini ve enformasyon akışının sağlanması iken, pasif rekabetçi düşüncenin enformasyon akışının sağlanması ve motive edici koşulları oluşturulması üzerinde negatif yönlü etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.
ISO 9001:2015 ve IATF 16949:2016 Kalite Yönetim Sistemi standartları revizyonlarının firma performansına etkileri: Otomotiv sektöründe karşılaştırmalı bir analiz
Bu araştırmanın temel amacı, otomotiv yan sanayi firmalarında uluslararası niteliklerde kabul görmüş ISO 9001: 2015 ve IATF 16949: 2016 Kalite Yönetim Sistemi standartlarının yeni versiyona geçiş süreçlerinin incelenerek firma performansına etkisinin ölçülmesidir. Bununla birlikte yeni versiyon standartları uygulamayan diğer otomotiv yan sanayi işletmesinin aynı performans göstergeleri ile karşılaştırılmasıdır. Bu araştırma; Otomotiv sektöründe ana üreticilere ürün tedarik eden iki yan sanayi oluşturmaktadır. Nitel araştırma deseninin kullanıldığı araştırmada, analiz ve veri toplama süreci eş zamanlı olarak doküman inceleme ve görüşme yöntemleri ile yapılmıştır. Her iki firmanın üst düzey yöneticileri ile yapılan toplam 17 adet görüşme, yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında; yeni versiyon standartlara geçiş için kullanılması gereken tüm uygulamalar belirlenerek otomotiv sektörüne özgü olarak örneklendirilmiştir. GAP Analizi, SWOT Analizi, PESTLE ve PRIMO-F metotları, Risk Analizi, İç Denetim ve Yönetim Gözden Geçirme Toplantıları hakkındaki gereklilikler tanımlanmış ve uygulanmıştır. Metotlar uygulanırken belirlenen 419 önermenin performansı değerlendirilmiş ve iyileşme oranları raporlanmıştır. Yapılan iyileştirmelerin firma performansına etkisi 24 adet performans göstergesi ile ölçülmüştür. Yeni versiyon standartlara geçiş yapmamış ve söz konusu metotları uygulamayan diğer firma ile birinci firmanın performansı da karşılaştırılarak iyileşme düzeyleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Geçiş sürecinde uygulanan metotlar ile tespit edilen 409 önerme 5'li likert ölçeği ile değerlendirilmiştır. Başlangıçta 1, 2 ve 3 olarak belirlenen toplam 362 (%88.5'i) aksiyon varken, yapılan iyileştirmeler sonrasında 4 ve 5 olarak tanımlanan 406 (%99.2'si) aksiyon raporlanmıştır. Söz konusu uygulamaların firma performansının artışında pozitif yönlü etkisi olduğu saptanmıştır. Geçiş süreci incelenen firmanın performans değerlendirmesi için takip edilen 24 adet gösterge, Balanced Scorecard boyutlarına göre sınıflandırılmış ve 22 göstergede pozitif yönlü iyileşme tespit edilmiştir. Tedarikçi PPM ve Numune gönderim performansı göstergelerinde, çalışma öncesi ve sonrasında anlamlı bir değişiklik olmadığı saptanmıştır. Araştırmanın son bölümünde revizyon geçişini tamamlamamış ikinci firma ile aynı göstergeler kıyaslanmış ve geçiş süreci incelenen firmaya ait 22 performans göstergesi daha iyi performans göstermiştir. Numune Gönderim Performansı ve Sevkiyatta Aşırı Navlun Sayısı göstergelerinde, her iki firmanın sonuçlarının da olumlu yönde geliştiği tespit edilmiştir. Tüm uygulama çalışmaları sonucunda firma performansında, pozitif yönde iyileşmeler gerçekleşmiştir. Çalışmanın gelecekte başka araştırmalarda değerlendirilmek üzere farklı sektörlerde, nicel araştırma deseni yaklaşımı ile ve daha çok sayıda firmada uygulanması ve sonuçların karşılaştırılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: ISO 9001: 2015, IATF 16949: 2016, Revizyon Geçişi, Balanced Scorecard
Stratejik liderlik ile inovasyon yönetimi arasındaki ilişki: Otomotiv bayileri üzerine nitel bir araştırma
Globalleşen dünya koşulları çerçevesinde uluslararası ticarette, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek zorlaşan rekabet koşullarına ayak uydurabilme, rekabet gücünü artırma ve rekabet edebilirliği sürdürebilme açısından inovatif faaliyetler çözüm önerisi olarak sunulmaktadır. Bu noktada, örgütlerde üst düzey yöneticilere büyük sorumluluk ve görev düşmektedir. Değişime ve yeniliklere açık, öngörüleri kuvvetli, analitik düşünebilen, işletme vizyonu doğrultusunda geleceğe yön verebilmek adına stratejiler belirleyebilen öncü liderlere ihtiyaç olduğu aşikardır. Bu bağlamda, araştırmanın temel amacı, stratejik liderlik uygulamaları ile inovasyon yönetim süreci arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Yapılan araştırmalar stratejik liderlik uygulamaları ile inovasyon yönetimi arasında olumlu bir ilişki olduğunu göstermektedir. Stratejik liderlik uygulamaları ve inovasyon yönetim süreci rekabetin yoğun yaşandığı sektörlerden birisi olan otomotiv sektörü çerçevesinde incelenmiştir. Bu bağlamda kasti örnekleme yöntemi ile seçilen her biri kendi segmentinde (binek oto, ticari araç, yedek parça, yetkili servis, toplu taşımacılık vs.) lider olan 13 adet otomotiv bayisi araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya ilişkin veriler otomotiv bayilerinin üst düzey yöneticileri ile yapılan yüz yüze görüşmeler sonucu elde edilmiştir. Elde edilen veriler nitel analiz yöntemlerinden içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda otomotiv sektöründe inovasyon faaliyetlerinin ve stratejik liderlik unsurlarının uygulandığı tespit edilmiştir. Stratejik liderlik uygulamaları ile inovasyon yönetim süreci arasında olumlu bir ilişki olduğu kanıtlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Stratejik Liderlik, Stratejik Lider, İnovasyon, İnovasyon Yönetimi Süreci.
Vergi teşvik uygulamalarının otomotiv sektörü üzerindeki etkileri: Düzce ilinde bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, ülkemizin lokomotif sektörü olan otomotiv sektörüne yönelik uygulanan vergi teşviklerinin ne ölçüde etkili olduğunu incelemektir. Otomotiv sektörünün tanımı, tarihi, dünyada otomotiv sektörünün genel ekonomik durumu, otomotiv sektörünün bugüne kadar geçirdiği aşamalar ve bugünkü durumu analiz edilerek, Türkiye'deki otomotiv sektörünün mevcut yapısı ortaya konmuştur. İstihdam kapasitesi ve yeni iş imkânları sağlanması ile birlikte otomotiv ana sanayinin yanında birçok otomotiv yan sanayi sektörü de faaliyete geçmekte ve ülke ekonomisine önemli katkı sağlanmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, otomotiv sektörüne yönelik vergi teşvikleri araştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamına sektörde ki satış oranları bakımından %77,7 paya sahip olan 9 firma dâhil edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın verileri işletmelerin satış temsilcileri ve yöneticilerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen sonuçlar; ekonomik, vergisel, karlılık ve teşvikler olmak üzere 4 başlık altında değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, ülkenin ekonomik durumu ve çeşitli diğer etkenlere bağlı olarak satış rakamları %50'den fazla azalan sektör için vergi teşviklerinin faydalı olduğu ancak tek başına yeterli olmadığı görülmüştür.