Automotive sector
146 theses under this subject heading
Sağdan direksiyonlu araç projesi ve yalın felsefeye göre uyarlanmış ürün geliştirme süreçleri
Proje yönetimi, çağımızda, ölçekleri ne olursa olsun tüm işletmelerin kullandığı etkili bir yönetim şeklidir. Kullanım alanlarının çeşitliliğinin çokluğu, yönetim ana prensiplerinde değişikliğe sebep olmamaktadır. Bunun yanında, tecrübe ile doğru orantılı olarak artan uzmanlıklar, söz konusu projelerde çabukluk sağlanmasında, kalitenin artmasında, proje maliyetlerinin düşürülmesinde fayda sağlamaktadır.Otomotiv, savunma, uzay, bilişim, inşaat sektörlerinde kullanılan proje yönetimi, ürün geliştirme, araştırma-geliştirme, işletme kaynaklarının planlanması, yazılım geliştirme, satış stratejisi geliştirme konularında olabilir.Otomotiv sektörünün, sıklıkla araç olarak kullandığı, ürün geliştirme projelerinin uygulanması ve süreçlerin içeriklerinin, günümüz rekabet koşullarına uygun olarak, hızlı, net bilgilere ulaşılabilir sistemlerle, belirlenebilir ve takip edilebilir olmasını da sağlar.Örnek ürün geliştirme projesi olarak bu çalışmada seçilmiş ve irdelenmiş olan ?Sağdan Direksiyonlu Araç Projesi?'nin, seçilmesindeki en büyük sebeplerden birisi, temel model olarak belirlenmiş araç ile üretilmesi planlanan sağdan direksiyonlu araç arasında büyük teknik farklılıklar olmasıdır. Bu da, ar-ge, test, dokümantasyon, satın alma, kalite, lojistik, üretim, son kontrol çalışmalarının içeriklerinin geniş olmasını, projenin detaylı irdelenebilmesini ve araştırmacıların bu çalışmadan daha fazla faydalanabilmesini sağlayacaktır. Büyük oranda yalın üretim sistemine göre yapılandırılabilmiş olmasına rağmen, yalın felsefenin bu otomotiv sektörü işletmesin de, yerleştirilebilmesi için özelliklede ürün geliştirme safhalarında çabalar sürdürülmektedir.Bu çalışma yalın felsefenin, ürün geliştirme süreçlerinde, oluşturulabilmesi için gerekli olan safhaların yerine getirilmesiyle beraber, geliştirilmiş bu süreçlerin işletmeye rekabet gücü ve fırsatlar kazandıracak bir silah haline gelebileceğini gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda da örnek projenin kapsamında olan, müşterilerin araç özelliği olarak seçtiği, bir satış grubunun alt parçalarını, ürün ağacı olarak göstermekte böylece yapılacak yeni araç projesinde, hangi iş paketlerinin oluşturulacağını işaret etmektedir. Son bölümünde, ürün geliştirme süreçlerinin ve örnek otomotiv işletmesinin ürün geliştirme süreçlerinin belirlenmiş safhaları, süreç olgunluk/fırsat analizi ve fonksiyon değerlendirmeyle detaylı incelenecektir.Anahtar Kelimeler: Ürün, Ürün Geliştirme, Ürün Ağacı, Proje Yönetimi, Ürün Geliştirme Projesi, Otomotiv, Otomotiv Sektörü, Yalın Üretim, Ürün Geliştirme Süreçlerinde Yalın Felsefe,
İhracat pazarlama stratejisinin ihracat performansı üzerindeki etkisi: Almanya'ya otomotiv ihracatı örneği
Bu çalışmanın amacı uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren işletmelerin uyguladıkları ihracat pazarlama stratejisinin ihracat performansı üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada, ihracat pazarlama stratejisi olarak uluslararası pazarlama karması elemanlarına uygulanan adaptasyon stratejisine değinilmektedir. İhracat performansı olarak ise işletmenin ihracatındaki değişime odaklanılmıştır. Araştırma örneklemi, 2018-2019 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösterip Almanya'ya otomotiv endüstrisinde ihracat yapan işletmelerdir. Ticaret Bakanlığı'ndan elde edilen veriler neticesinde çalışmaya 118 işletme katılım sağlamıştır. Anket yöntemiyle toplanan verilerin analizinde SPSS19 programı kullanılmıştır. Uygulanan regresyon analizi sonucunda işletme performansının müşteri deneyimi ile pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu, dağıtım kanalına uygulanan adaptasyon seviyesiyle ise negatif ve anlamlı ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de endüstri 4.0'ın otomotiv sektörüne yansımaları üzerine bir araştırma
Endüstri 4.0, bütün dünyada sanayi devriminin günümüzde geçirdiği son önemli devrimi simgelemektedir. Teknolojik gelişmenin ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, robotik üretim ile birleşerek, üretim anlayışına yeni bir imkan getirmiştir. Endüstri 4.0 teknolojisi, üretim ve imalat açısından düşük maliyet ve yüksek verimlilik sağlayarak, gerek ülkelere gerekse işletmelere ekonomik gelişme ve kalkınma getirecektir. Bu noktada çalışmanın amacı, Türkiye'nin otomotiv sektörünün endüstri 4.0'dan nasıl etkileneceği ve endüstri 4.0'dan beklentiler ve öngörüler üzerine bir inceleme yapmaktır. Dolayısıyla çalışmada endüstri 4.0'ın Türkiye'deki otomotiv sektörüne getirileri ve sağlayacağı imkanları üzerine bir derleme yapılmıştır. Endüstri 4.0'ın yeni bir araştırma konusu olması nedeniyle, çalışma niteliksel boyutta gerçekleşmiştir. Diğer yandan, çalışmanın derleme sonuçları ile gerek literatüre gerekse sektöre faydalı bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Türkiye'de lojistik sektörünün dış ticaret üzerinde etkileri (Otomotiv endüstrisi örneği)
Lojistik sektörü; tarihte tekerleğin icadı ile başlamış, günümüze kadar arz ve talep olan her yerde göstermiş olduğu hizmet anlayışı ile beraber gelişerek devam etmiştir. Lojistik sektörü günümüzde ülkeler için stratejik sektörler arasına girmiş bir kavramdır. Ülkeler lojistik faaliyetler üzerinde durarak, maliyet avantajı sağlamayı hedeflemektedirler.Ülkemiz jeopolitik konumu açısından, lojistik sektöründe ciddi avantajlara sahiptir. 3 tarafının denizler ile çevrili olması, birçok ülke ile sınır komşusu olması ve transit ticaret yolları üzerinde olması Türkiye'nin gelecekte büyük bir lojistik üs olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.Lojistik sektörü ve dış ticaret kavramları doğrudan olmasa bile dolaylı bir şekilde birbirleri ile etkileşim içersindedir. Ülkelerin dış ticaret hacminin artması, deniz aşırı ülkelere ticaret yapması aynı zamanda lojistik süreçlerinin de gelişmesine olanak sağlamaktadır.Otomotiv endüstrisi, ülkeler arasında ciddi bir pazar payına sahiptir. Ülkemiz otomotiv endüstrisinde her geçen zaman diliminde kendini geliştirerek ilerlemektedir. Ülke olarak politikamız otomotiv endüstrisini her daim ileriye taşımak ve ihracat rakamlarını üst seviyelere çıkarmaktır. devlet ve yetkili bakanlıklar verdikleri destekler ile sektöre değer katmaktadırlar.Bu çalışmada Türkiye'de lojistik sektörü, lojistik sektörünün dış ticaret ile etkileşimi ve otomotiv sektörünün dış ticaret hacmine sağladığı katkılar üzerine araştırma yapılmıştır.
Endüstri 4.0 teknolojilerinin işletme performansına etkileri : Otomotiv sektöründe bir uygulama
İlk olarak Almanya'da ortaya çıkan endüstri 4.0 ile üretim sistemleri akıllı, esnek ve hızlı karar verebilen daha kaliteli üretim sistemlerine dönüşmüştür. Birçok avantaj sağlayan endüstri 4.0 dünya çapında hızla yayılmıştır. İşletmeler işgücü verimliliğini arttırmak, üretim ve ürün kalitesini arttırmak, maliyeti azaltmak dolayısı ile rekabet avantajı sağlamak için endüstri 4.0'ı sistemlerine entegre etmektedir. Yapılan çalışmada endüstri 4.0 ana teknolojileri ve işletme performansına etkileri incelenmiştir. Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir işletmede seçilen pilot bölgeye IoT teknolojisi entegre edilerek işletme performansına etkileri sayısal olarak ifade edilmiştir. İşletmedeki üretim verilerinin doğruluğunun operatör inisiyatifinde olması ve üretim raporlamaları sırasında zaman kayıplarının yaşanması nedeniyle bu çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Çalışmada, uygulama yapılmadan önceki üretim verileri ile uygulama sonrası üretim verileri karşılaştırılarak nesnelerin interneti teknolojisinin işletmenin performansına etkileri değerlendirilmiştir. İşletme performansı, ürün bazlı ve performans bazlı parametreler belirlenerek bu parametreler ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; raporlama sürecindeki yaşanan zaman kayıpları azaltılarak işletme performansında ve üretim miktarında artış sağlanırken ürünün çevrim süresinde iyileşme sağlandığı tespit edilmiştir. Yapılan çalışmanın farklı işletmelerde yaygınlaştırılması ile işletmelerin performanslarının artması sonucu ülke genelinde büyük ölçüde fayda sağlanması beklenmektedir.
Modern warehouse management in the manufacturing and service industry" a case study of the Turkish automotive industry
In automotive industry, warehousing has a great importance as a part of supply chain. In today‟s competitive automotive market, companies are under pressure by market forces to improve their warehousing capabilities if they are to compete in the market place. The rising modifications in vehicles models, types and designs across different segments with increase in the differentiation of spare parts has also made the SCM more complex in a lean environment of the auto industry.This has also forced many companies to customize their value stream mapping and value chain analysis to increase their customer service levels, which has led to the changes in the role of WMSs. In this thesis it is also explained the framework and functionality of WMS in productiveness of the industry in times of economic melt-down and expansion in products. The thesis, measures the impacts of improved WMS in Turkish automotive industry supply chain against the 14 automotive manufacturers operating as OEMs and ACMs in Turkey with emphasis on production capacity, annual sales and market share of each company as reported in the annual company report presented to shareholders.
Otomotiv sektöründe mükemmeliyetçilik algısı ve kariyer planlama tutumları arasındaki ilişki
İnsan, yaşamı boyunca içerisinde bulunduğu yaşam standartlarından daha iyisine sahip olmak için mücadele eder ve bunun için kendisine bazı standartlar belirler. Bu standartlara ulaştıktan sonra kendisini başarılı ve mükemmeliyetçi olarak tanımlar. Mükemmel kavramı uzun yıllar üzerinde araştırmalar yapılan ve tanımlanması güç olan bir kavram olarak bilinmektedir. Bireyde, çocukluk yıllarından ortaya çıkan bu durum genelde aile bireylerinin çocuklarından beklentisinin yüksek olması ve çocukların bu beklentilere cevap vermek adına kendisine yüksek standartlar belirleyerek yaşaması durumunda ilerleyen yıllarda bireyde alınan kararlarda daha seçici olma ve yapılan işlerde tatmin olmama durumunu ortaya çıkarmaktadır. Bu araştırmada otomotiv sektöründe çalışanların mükemmeliyetçilik algısı ile kariyer planlama tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, İstanbul ilinde bulunan farklı otomotiv firmalarında çalışmakta olan 358 kişi katılmıştır. Veri toplama aracı olarakta demografik bilgi formu, Kariyer Envanteri (CFI) ve Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ) kullanılmıştır. Anket yöntemi ile toplanan veriler SPSS programı ile frekans analizi, güvenirlilik analizi, faktör analizi ve regresyon analizleri yapılarak aralarındaki ilişkiler incelenmiş ve çıkan sonuçlar yorumlanmıştır.
Stratejik insan kaynakları yönetimi kapsamında yetenek yönetiminin motivasyon ile ilişkisi:Otomotiv sektöründe bir araştırma
Yetenek; "kişinin kendi içsel faaliyetlerini yerine getirebilme, beceri, bilgi, deneyim, istihbarat, yargı, tutum, karakter ve dürtülerini kapsayan bireysel becerilerin toplamıdır". Diğer bir bakış açısına göre yetenek-bazlı örgütler, örgütün mevcut ve gelecekteki performansı için önemli bir fark yaratmasını sağlayacak becerilere sahip bireylerden oluşmaktadır. Yetenek yönetimine ilişkin gerçekleştirilen insan kaynakları yönetimi çalışanlar üzerinde birçok unsurda etki etmektedir. Çalışmamızda ise çalışanlar üzerinde motivasyon sağlayıcı unsur olarak ele alınmıştır. Bu çalışma otomotiv sektöründe çalışanların yetenek yönetimi ile motivasyon arasındaki ilişkinin tespit edilmesine yönelik gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni İstanbul ilinde yer alan otomotiv sektöründe faaliyet gösteren firma evreninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada evreni temsil kabiliyetine sahip 280 örnekleme ulaşılmıştır. Araştırmada yetenek yönetimi ve motivasyon düzeylerinin ölçülmesi ile birlikte katılımcıların kişisel bilgilerinin tespit edilmesine yönelik demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma neticesinde katılımcıların demografik bilgilerinin yetenek yönetimine katılım düzeyleri ile motivasyon düzeyleri arasında farklılık olduğu ve yetenek yönetimi ile motivasyon arasında yüksek düzeyli ve pozitif yönlü ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç çerçevesinde yetenek yönetimine yönelik uygulamaların arttırılması neticesinde otomotiv sektörü çalışanlarının motivasyon düzeylerinin artacağı tespit edilmiştir.
Otomotiv sektöründe çalışanların liderlik tiplerine ilişkin algılamaları ve iş tatmini ilişkisi
Liderlik tarzının çalışanların ve örgütün genel performansı üzerinde olan etkileri bilinmektedir. Bu araştırma, örgütlerde çalışanların otokratik, demokratik ve hümanist liderlik tarzı algılarının iş tatminleri üzerindeki etkilerini araştırmaya yönelik dizayn edilmiştir. Bu amaçla, iş tatmini ve liderlik tarzları teorik olarak işlenmiş ve bir alan araştırması yapılmıştır. Bu çalışmada birincil araştırma verisi elde etmek için iki ölçüm aracı kullanılmıştır. İş Tatmininin içsel, dışsal ve genel boyutları, Minnesota İş Tatmin Ölçeği aracılığıyla ölçülmüştür. Otokratik, demokratik ve hümanist liderlik tarzlarının ölçümü için Çok Boyutlu Liderlik Ölçeği kullanılmıştır. Alan araştırması için birincil veri, İstanbul otomotiv sektörü çalışanlarından rastgele seçilen örneklemden toplanmıştır. Parametrik istatistik teknikler kullanılarak analiz edilmiştir. Bu amaçla Pearson korelasyon, çoklu regresyon, bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü ANOVA analizleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre içsel, dışsal ve genel tatmin demokratik liderlik tarzı algısı ile pozitif yönlü orta düzeyde ilişkilidir. İçsel, dışsal ve genel tatmin humanist liderlik tarzı algısı ile pozitif yönlü zayıf düzeyde karşılıklı ilişkilidir. Hümanist liderlik tarzı algısı, içsel, dışsal ve genel tatmin üzerinde zayıf düzeyde pozitif belirleyiciliğe sahiptir. Hümanist liderlik tarzı cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Otokratik liderlik tarzı algısı; içsel iş tatminine, dışsal iş tatminine, genel iş tatminine, öğrenim düzeyine, meslekte, işletmede ve yönetici ile deneyim süresine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır.
Factors affecting research and development (R&D) collaboration of multinational enterprises (mnes) and their local partner firms: A case study of Turkish automotive industry
This thesis focuses on disclosing the factors that affect the Research and Development (R&D) collaboration between Multinational Enterprises (MNEs), and their Turkish partner firms, in the automotive industry. Following the literature review and pre-test interviews with the experts from the industry a number of different factors were identified. The methodology of the research was ?Case Study? in order to provide an in-depth exploration of the factors. There are three case studies namely: Tofaş-Fiat, Ford Otosan-Ford and Hyundai Assan-Hyundai. The primary data was collected from 40 respondents (R&D/production managers and employees) by in-depth face-to-face interviewing.Findings yield that the most important factors affecting R&D collaboration for the local companies were production, innovation & R&D capabilities and then absorptive capacity of the local companies. The most important factor affecting MNE?s R&D location decisions was the main R&D policy of the MNE (criteria for possible R&D collaboration, openness to R&D collaboration and strategic goals). Another factor, competition between other R&D departments in different countries, and other R&D department?s competency were found as moderate level of importance.R&D Managers of Fiat, Ford and Hyundai found the Turkish government?s R&D incentives very attractive, and found that Turkey?s infrastructure, socio-economic conditions and cheap but skilled labor force were appropriate for undertaking R&D collaborations. Social factors (mutual trust, level of commitment and cultural conflicts) were found to be an important influence in MNE?s R&D location decisions. The findings are expected to contribute to the R&D efforts and innovativeness of the Turkish Automotive Industry.
Investigation of effect of novel technologies' implementation to future internal combustion engines
Consumption of energy is becoming a crucial issue for the world as the human population rises. In addition to increasing population, the non-stop enhancement of the technology and technology becoming more and more widespread among population globally lead to a higher demand on energy. Although alternatives have emerged and those alternatives are anticipated to be future's main energy sources, contemporary main source of energy in the world is fossil fuels. While internal combustion engines are the dominant propulsion choice all over the world. Since their invention in 1876 by August Otto, reciprocating ICE are continuously evolving and improving in terms of efficiency, power density and emissions. Global politics, economics and environmental concerns have been main the driving factors of the improvement of ICE. Especially since early 1970's, when environmental concerns have started being spoken out louder and governments started legislating emissions, harmful emissions of ICE have been improving in a good way and as regulations constantly evolve and get stricter every year, ICE developers have been keeping forced to decrease harmful ICE emissions even further. Recently, while world is searching for better solutions for vehicle propulsion, electric motors became more and more prominent with their convenience for vehicle propulsion owing to their higher inner efficiencies and perfectly matching torque-speed outputs for land vehicle propulsion. However, since energy densities of modern batteries are way lower than that of fossil fuels, battery technology seems to be the most important bottleneck of electric propulsion. Moreover, unless 100% of the world electricity is generated from renewable sources i.e. wind energy or solar energy, electric vehicles cannot be considered real zero-emission. When a broader look at the use of energy sources are developed, well-to-wheel efficiency and total life cycle effect on environment gains importance. Thus, when propulsion alternatives are compared with a globally pragmatist approach, overall efficiency shall be considered rather than on vehicle efficiency. Although electric propulsion is promising for the future, there's no doubt that internal combustion engines shall be kept improving regardless of the future considering they still have a great potential for enhancement. As a machine that converts chemical energy in fuels into mechanical energy, main goal of an ICE is to do that as efficiently as possible. To oversee the obstacles between state of the art ICE and an ideal ICE, working principles of ICE and mechanisms that decrease their efficiency and lead to harmful emissions shall be understood well. First of all, it is obvious that most of the potential of a conventional ICE is inactive during daily uses, due to the structure of modern ICE that limit the flexible operation. Because of the limited flexibility of modern engines, there is a compromise between performance and fuel economy in ICE. Modern combustion technologies also have several disadvantages. For instance, knock phenomenon limits the efficiency of SI engines. As another example, CI engines suffer high NOx and soot emissions due to their non-premixed nature. Considering these facts, for a more versatile, more efficient and more environment friendly ICE, future ICE shall adapt to new technologies to become a long lasting rival to its alternatives. Future ICE shall be more power dense, more efficient and more environment friendly, and most importantly more flexible at varying conditions. Moreover, novel technologies that haven't made their way to serial production and are being researched, show the great enhancement potential of ICE. In this study, novel technologies that will enhance ICE, and potential effects of adoption of these technologies are investigated. First, principles and boundaries of ICE are stated to understand the theoretical limits and targets. It has been a very straightforward finding that thermal efficiency of ICE is theoretically limited, and with loss mechanisms like heat transfer, pumping losses, combustion inefficiency and friction, efficiency of real ICE is even lower than that of idealized ICE via Otto, Diesel and mixed cycles. Moreover, harmful emissions are another important concern that are considered about ICE. For higher thermal efficiency, ICE shall convert more of fuel energy into useful energy, and while doing this, it also needs to follow a path that will lead to less harmful emissions like soot, NOx, CO and UHC. As an ideal combustion product anything that will contribute to efficiency of ICE will bring concurrent drop in CO2 emissions. To improve modern engines, each undesired mechanism that lead to efficiency drop or harmful emissions shall be understood well. After that, methods to prevent these undesired mechanisms shall be developed. Improvement of efficiency of ICE according to ideal engine cycles require a high compression ratio and fast energy release, however these parameters are limited in real engines due to mechanical strengths and thermal characteristics of engine materials. In SI engines, knock is the most important limitation of compression ratio, therefore limitation of peak efficiency. Nevertheless, for lower harmful emissions, a premixed charge shall be burned with high combustion efficiency at low temperatures. However, premixing leads to knock tendency, and better combustion efficiencies lead to higher temperatures. Another important disadvantage of reciprocating modern ICE is its mechanical construction that prevent flexible operation. For instance, SI engines are manufactured and assembled with lower geometric compression ratios than that of non-premixed CI engines due to knock tendency that particularly increase at high loads. This geometric constraint limit the potential efficiency gain that can be achieved with higher compression ratios with a knock-free combustion at lower loads. There are modern methods that are widely used in engines to enhance them like gasoline direct injection that makes charge stratification possible in SI engines and CI engines have very complex aftertreatment systems to lower tailpipe emissions. Turbocharging is a very widespread method that is used in both SI and CI engines to benefit from waste heat out the exhaust. Exhaust gas recirculation is also a standard application in contemporary ICE to satisfy stringent NOx emission standards. All conflicting parameters mentioned in previous paragraph have led to researches about combining pros of combustion regimes while eliminating their cons simultaneously, and it is also not a secret that for a more flexible operation some mechanical parts within ICE need to be replaced with electrified components. A wide literature search showed that there are a lot of novel technologies that haven't made their way to serial production, but has great potential to make future ICE get closer to its theoretical limits. For instance, low temperature combustion strategies like PCCI, HCCI and RCCI provides concurrent enhancement in thermal efficiency with NOx and soot emissions reduction. There are also new technologies that will facilitate flexible operation of ICE and lead to extinction of compromise between performance and fuel economy. Fully variable valve actuation, variable compression ratio, hybridization, e-boosting and e-turbocharging are some of the mechanisms that will lead to uncompromising enhancement all over the operating range. Moreover, new material technologies like composites and high entropy alloys will also contribute the improvement of future ICE. When findings of the literature research are blended with goals and limits that are set in the previous chapters, it is seen that combination of these methods will increase potential improvements even further. An ideal architecture is forecasted for the ultimate ICE of the future: it is most likely that in the future, ICE will be available to run with fuels with different reactivities i.e. gasoline, diesel or biofuels, available to operate at different combustion regimes like SI, CI, HCCI or RCCI depending on load and engine speed conditions, owing to having gasoline and Diesel fuel injectors and spark plugs in same engine head. FVVA will have a great synergy with LTC strategies in terms of load control and flexible operation. Moreover, with transition to electro-hydro-pneumatically driven valves from mechanical valve trains, flow control will be carried out only by cylinder valves rather than using a throttle, and flow to each cylinder can be controlled independently thanks to FVVA during all combustion regimes. FVVA will also facilitate actuation of CDA without requiring any other component. Besides, by varying CR with either multilink piston rod-crank structure or adjusting effective CR with altering IVC, higher efficiencies at low load conditions and knock free combustion at high load conditions will be ensured during SI regimes. In the next chapter an engine operating with the most potent LTC regime according to literature research and findings achieved by previous tests: RCCI is investigated in a CFD software AVL Fire. An RCCI engine, and the CI engine that this RCCI engine is based, are modeled and investigated in AVL Fire ESE Diesel module. RCCI results are compared with CI in terms of efficiency and emissions. Also potential increase in efficiency by using HEA that have higher strengths at elevated temperatures as engine material is modeled and investigated in simulations by increasing engine wall temperatures. Simulations demonstrated that, RCCI engine provides higher brake thermal efficiencies compared to CI engines and despite slight volumetric efficiency penalty, increased wall temperatures have also led to increase in efficiency in both CI and RCCI engines. Afterwards, these efficiency enhancements are reflected into a base CI engine bsfc map. Different engines are compared in WLTC driving cycles by matching their engine maps with reference vehicles to see effects of RCCI, HEA and CDA on fuel consumption and tank-to-wheel efficiency over this new cycle that reflects real world driving conditions. 1-D WLTC simulations demonstrated that combination of turbocharging, RCCI, HEA and CDA via FVVA provides a tank-to-wheel efficiency increase of 100% over the base naturally aspirated GDI SI engine. It shall be noted that, according to simulation results, while being slightly energy efficient than CI engines, RCCI engines have similar fuel consumption to CI engines. This result is due to usage of nearly 80% gasoline in RCCI combustion and gasoline having lower density leads to usage of higher volume of fuel. Thus, with their disadvantageous CO and UHC emissions, RCCI regime is needed to be investigated further, as it needs more improvements than current findings for user recognition, considering the fact that a vehicle needs to have at least to fuel tanks and two sets of different injectors to operate with RCCI. The dominant and most promising technology according to results are CDA via FVVA with an average tank-to-wheel efficiency gain of 25% on SI, CI and RCCI engines. It is also considered that contribution of FVVA will be higher, since effect of varying valve timings and lifts are not simulated in the scope of this research. There is no doubt that FVVA, VCR and e-boosting will lead to higher efficiency gains with its synergy with all combustion regimes. In the last chapter, comparison of thermal and electric propulsion alternatives is carried out, via a well-to-wheel approach. Energy flow pathways are simulated in a 1-D model, in which efficiency values are either obtained from literature review or results of previous chapter in which effects of different technologies' implementation on fuel consumption and tank-to-wheel efficiencies are modeled in WLTC cycle. According to results, with average well-to-wheel efficiency of 29%, contemporary battery electric vehicles have considerably better well-to-wheel efficiencies than that of contemporary ICE powered vehicles. Moreover, projections show that with improved efficiency parameters, electric vehicles will even be better in terms of efficient use of energy sources. Nevertheless, ICE engine model results have also demonstrated the big enhancement potential of ICE with implementation of novel technologies. To illustrate, RCCI engine with higher wall temperatures thanks HEA and CDA via FVVA can achieve 24% well-to-wheel efficiency. It also shall be noted that contribution of FVVA and other technologies like e-boosting is not entirely modeled in the scope of this study and their contribution will absolutely lead to higher well-to-wheel efficiencies than 24%. To conclude, it is obvious that electric vehicles are and will be better options for vehicle propulsion in terms of efficient use of sources and tailpipe emissions. If they can exceed technological barriers they currently face like battery technology, advantages of this technology will increase further. However, with their great enhancement potential, ICE shall be kept improving regardless of the long-term future of vehicle propulsion, considering the great potential that they were also proven with model results. It shall also be noted that ICE will still be the best option for heavy duty vehicles regardless of conditions. Therefore, any improvement on ICE will be beneficial for both environment and efficient use of energy sources.
Marka kişiliğinin karar verme tarzları üzerine etkisi; Otomotiv sektörü üzerine bir araştırma
Tüketicilerin karar verme davranışını etkileyen en önemli faktörlerden biri markadır. Her tüketicinin fikir sahibi olduğu bir ürün, hizmet veya marka vardır. Ayrıca her markanın kendine ait bir kişiliği de vardır. Bu kişilik özelliklerine göre kişiler kendilerine yakın hissettikleri markayı seçerler. Ancak firmalar tüketicinin ilgili markayı seçerken hangi karar verme tarzına göre seçim yaptığını çok iyi bilmesi gerekir. Tüketiciler yaptıkları seçimlerde karar vermelerine etkili olan unsurlar sadece ihtiyaçları doğrultusunda satın alma eğilimleri olan rasyonel davranış tarzı değil aynı zamanda sezgisel, bağımlı, spontane ve kaçınmacı eğilimler de gösterebilirler. Bu bağlamda satın alma noktasında karar vermeye sebep olan etken bu tarzlar sayesinde tüketicilerin satın alma niyetinin ne yönde olacağı belirlenmektedir. Bu çalışmada marka kişiliği kavramının işletmeler için ne kadar önemli olduğu ve tüketicilerin de karar verme anında sergilemiş oldukları tarzlar üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla bu iki değişken arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma rastgele örneklem yöntemiyle seçilen otomobil markaları hakkında bilgi sahibi olan 455 tüketiciye uygulanmış ve anket sonuçlarından elde edilen veriler SPSS 22 programında analiz edilip yorumlanmıştır.
Borsa İstanbul'da kayıtlı otomotiv sektöründe faaliyet gösteren firmaların finansal performansının TOPSIS yöntemiyle analizi
Sanayisi gelişmiş ülkelerde ekonominin lideri olarak görülen otomotiv sektörü, diğer sektörler ile olan etkileşimden dolayı önemli bir konumdadır. Bu etkileşim otomotiv firmaları için verimliliği ve etkinliği ön plana çıkarmaktadır. Değişen ekonomik koşullar ve bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeler otomotiv sektöründe yoğun bir rekabete yol açmıştır. Bu değişimler otomotiv sektöründe ki firmalarının ve otomotiv üreticisi ülkelerin faaliyetlerinde yenilikçi kararlar almalarına neden olmuştur. İmalat sanayisinde otomotiv sektörünün önemli bir yeri olmasından dolayı finansal performans analizi mutlaka incelenmesi gereken bir konudur. Ülkemizde faaliyet gösteren ve aynı zamanda Borsa İstanbul'da işlem gören otomotiv sektöründeki firmaların performanslarının topsis analizi yöntemi ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında, otomotiv sektöründe Borsa İstanbul'da işlem gören otomotiv endüstrisindeki 10 firmanın üretim etkinliği, 2017-2018-2019 yıllarında yayınlanan raporlara ait verilerden yararlanılarak TOPSİS analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Anahtar Kelimler: Otomotiv Sektörü, Finansal Performans, TOPSIS
Gri ilişkisel analiz ile tedarik zinciri performansının değerlendirilmesi; Otomotiv sektöründe bir uygulama
Tedarik zincirini oluşturan işletmelerin birbiriyle olan ilişkilerinde önem verdikleri kriterlerin belirlenmesi ve bu kriterlere göre performanslarını iyileştirmeleri küreselleşen dünyada rekabet için hayati bir öneme sahiptir. Ekonomik olarak ciddi bir büyüklüğe sahip otomotiv sektöründe tedarik zinciri performans kriterlerinin belirlenmesi, bu sektörde iş yapan işletmelerin performanslarının iyileştirilmesi için önemli bir adımdır. Bu çalışmada otomotiv yedek parça sektöründe faaliyet gösteren yedek parça perakendecilerinin tedarikçilerle ilişkilerinde önem verdikleri kriterlerin ortaya çıkarılması ve bu kriterler ile tedarikçilerin performanslarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kriterlerin belirlenmesi amacıyla uzman görüşü alınmıştır. Bu görüşler sonucunda belirlenen kriterlerin önem derecelerinin ve tedarikçi işletmelerden en çok tercih edilenlerin belirlenmesi için yüz yüze anket yöntemi kullanılmıştır. En önemli 10 kriter ile en çok tercih edilen 12 işletmenin performansları Gri İlişkisel Analiz (GİA) ile değerlendirilmiştir. Küçük verilerle belirsizlik ortamlarında bile iyi sonuçlar veren Gri İlişkisel Analiz (GİA) ile ürünlerin fiyat uygunluğu, ürünlerin garantili olması, kusurlu ürünlerde iade kolaylığı, yeni çıkan ürünlerin tanıtımı, stok yeterliliği, hergün sevkiyat yapılması, iskonto oranının iyi olması, sipariş verme sisteminin kullanışlılığı, ürün çeşitliliğine sahip olma ve siparişlerin eksiksiz gönderilmesi kriterlerine göre yapılan değerlendirmede A4 işletmesinin performansının en iyi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gri İlişkisel Analiz, Otomotiv Sektörü, Tedarik Zinciri Performansı
Otomotiv yansanayi sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından risk analizi
Bu çalışma kapsamında risk analizi uygulamaları temel alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin işletmeler açısından önemi açıklanmıştır. Bu kapsamda çalışmada iş sağlığı ve güvenliğinin tarihçesi araştırılmış ve açıklanmıştır. İş güvenliği kavramının gelişim aşamalarına değinilmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin önemi çalışanlar için ve de işverenler için önemi incelenmiş bu kapsamda kişilere, kurum ve kuruluşlara sağladığı yararların neler olduğu tespit edilip açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliğinin temel ilkelerinin neler olduğu araştırılmış ve açıklanmıştır. Yine bu bağlamda oto sanayi sitelerinde ki iş sağlığı ve güvenliği koşulları, uygulamaları araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayi sitelerinde ki çalışma koşulları, oto sanayi sitelerinde ki yaşanan iş kazaları, bu kazaları önlenme çalışmalarının kapsamı, araştırılıp incelenerek açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, tedbirleri araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayilerde görülen meslek hastalıkları ve bu hastalıkların yapılacak çalışmalar ve uygulamalar ile önüne geçilmesi konularında ki yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Oto sanayi bölgelerinde rastlanan meslek hastalıklarının, kazalarının ne tür önlemlerin alınacağı konusunda yapılan araştırmalar ve çalışmalar açıklanmıştır. Bu çalışma içerisinde, otomotiv yansanayi endüstrisinde artan işyeri ve çalışan sayısı birçok iş kazası ve meslek hastalığının meydana gelmesine neden olmuştur. Bu durum otomotiv yansanayisinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamında uygulanması gereken önlemlerin saptanmasını önemli kılmaktadır. Yapılan bu tez çalışması ile otomotiv yansanayi endüstrisinde faaliyet gösteren işletmelerde meydana gelebilecek risklerin tespitlerinin yapılması ve bu riskler için ne gibi düzenleyici önleyici faaliyetlerin alınması gerektiği saptanmıştır. Risk analizi Fine Kinney yöntemi seçilerek yapılmıştır. Otomotiv yansanayi sektöründe faaliyet gösteren iki tane işletmede risk analizi gerçekleştirilmiştir. Risk analizinde toplamda 324 tane risk etmeni tespit edilmiştir. Bu tespit edilen risklerin herhangi bir olası tehlikeli bir duruma veya kazaya sebebiyet vermemesi için yapılması gereken düzenleyici önleyici faaliyetler belirlenmiştir. Risklerin tehlike seviyeleri aşağıya çekilerek kontrol altına alınması sağlanmıştır. Çalışmada risklerin önlem alınmadan önceki analizleri ile önlem alındıktan sonraki analizleri grafiksel olarak gösterilerek kolay anlaşılması sağlanmıştır.
Finansal krizlerin reel sektöre etkilerinin incelenmesi "Otomotiv sektörü üzerine bir uygulama"
Küreselleşen dünyada rekabetin de artmasıyla pek çok kriz meydana gelmekte ve bu krizlerin etkileri dönemler, hatta yıllar boyunca devam etmektedir. Krizler bazı sektörleri derinden etkilemiştir. Otomotiv sektörü de kriz dönemlerinde en çok tahribat yaşayan sektörlerin başında gelmektedir. Otomotiv sektörünün pek çok sektörle bağlantılı olması krizden etkilenme hızını da arttırmaktadır. Araştırmada kriz dönemlerinde otomotiv sektöründe yaşanan sıkıntılar ele alınmış, otomotiv sektörü ile bankacılık sistemi arasındaki ilişki ve bankacılık sisteminin araç alımına etkileri incelenmiştir. Kredi kullanım maliyetlerinin otomobil alımlarına etkisi incelenmiştir. Tüketicilerin satın alma kararlarının kriz döneminde azalmakta ve otomotiv sektöründe satışlarda azalma görülmektedir. Araştırmada genel ekonomik durum içerisinde otomotiv sektörü incelenmiş ve çeşitli verilerle bu dönemlerde otomotiv arz ve taleplerinde azalma görüldüğü tespit edilmektedir.
İndirgenmiş nakit akımları analizi ile firma değerleme: BİST otomotiv sektöründe bir uygulama
Günümüz finans dünyasının en fazla tartışılan konulardan biri şirket değerlemeleridir. Halka arz, birleşme, satın alma veya hisse senedi seçimlerinde analistler başta olmak üzere tüm piyasa aktörleri şirketlerin en doğru şekilde değerlerini tespit etmeye çalışmaktadır. Birçok şirket değerleme yöntemi bulunmasına karşın bunlardan en çok kullanılanı indirgenmiş nakit akımları yöntemidir. Bu yöntem şirketin gelecekte üretileceği düşünülen nakit akımlarını belirli bir iskonto oranıyla bugünkü değerine indirgeyerek şirket değeri hakkında bilgi sunmaktadır. Türkiye'de otomotiv sektörü, ekonominin lokomotif sektörlerinden biridir. Otomotiv sektörü hem yarattığı katma değer hem de istihdama katkısı açısından Türkiye ekonomisindeki rolü yadsınamaz. Otomotiv sektörü aynı zamanda diğer sektörlerin alıcısı veya tedarikçisi olması sebebiyle bu sektörlerinde gelişimi için stratejik öneme sahiptir. Bunların yanında cari işlemler dengesinde de kilit rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, en çok kullanılan firma değerleme yöntemlerinden olan indirgenmiş nakit akımları yöntemi ile Borsa İstanbul'da yer alan otomotiv şirketlerinin değerlemesini yapmaktır. Bunun için BIST'te yer alan beş otomotiv şirketinin 2014-2020 yılları arasındaki finansal tabloları kullanılarak gelecek projeksiyonları oluşturulmuştur. Çalışma sonuçları dört şirketin firma değerinin borsa fiyatlarına yakın ancak altında olduğunu, buna karşın bir şirketin firma değerinin ise borsa fiyatlarının üstünde olduğunu göstermiştir. Ancak firmaya serbest nakit akımları yönteminin tüm otomotiv şirketleri için anlamlı sonuçlar vermediği gözlenmiştir.
Sales management analysis with text mining methods
The aim of this study is to examine offer contents of a major vehicle company using data mining techniques to categorize these offers based on difficulty level for the purpose of improving sales management process. The language of the offers is mainly in German. Categorizing the offers according to the difficulty level will allow the company to observe the changes in the customer requests over time and to make long term strategic sales management and marketing plans. A new method is developed inspired by the Support Vector Machine and Lexicon sensitivity analysis, and the offers are categorized with respect to their difficulty levels. At this stage, technical dictionaries are prepared with the support of the company's expert team. The study also constructs a large consolidated data set, which could serve as a basis for future sales management analysis of the offers. The data set used in this study contains 1,082,093 observations used in the vehicle sales process between 2006-2019. As a result of this study, unstructured and distributed offers data are converted into a data set ready for analysis. It is seen that the content of the special requests affects the difficulty level more than the number of requests included in the offer. It is understood how market demands have changed over time for the countries. Keywords: Sales Management, Text Mining, Text Categorization, Lexicon Sentiment Analysis, Machine Learning, Automotive, German
Kurumsal iletişim perspektifinden güçlü bir kurumsal imajın oluşturulmasında çalışan motivasyonunun önemi
Hayatımızın her alanında bulunan imaj kavramı, bilinçli ya da bilinçsizce başvurduğumuz, kişileri, kurumları, nesneleri ve markaları tanımlarken kullandığımız tüm anlamlara karşılık gelmektedir. Oldukça kapsamlı olan imaj kavramı, tüm sosyo-kültürel ve demografik unsurlardan beslenen, tüm bu unsurlar ile karşılıklı olarak etkileşim halinde bulunan toplumsal bir olgudur. Kurumsal imaj ise, küreselleşme ile birlikte her geçen gün yükselen rekabet ortamında kurumların kendilerini ifade edebilmek ve piyasada yer kazanabilmek için başvurdukları yegâne kavramdır. Kurumların, ellerinde var olan ve kurumların temelini oluşturan insan kaynağını elinde tutabilmek adına, öncelikli olarak uyguladığı iletişim stratejilerinin sonucundaki kazanımı olarak da görülebilen kurumsal imaj algısı, hedef kitlelerin zihinlerinde kalıcı bir yer edinebilmek için de ihtiyaç duydukları oldukça güçlü bir kavramdır. Bu bağlamda, etkin kurumsal iletişim çalışmaları doğrultusunda oluşturulan olumlu kurumsal imaj algısının, kurum üyelerinin çalışma motivasyonlarını da olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı, güçlü bir kurumsal imajın oluşturulmasında çalışan motivasyonunun önemini vurgularken, kurumsal iletişimin bu sürece ne şekilde katkıda bulunduğunu göstermektir. Bu çalışmada, kurumsal imajı oluşturan alt boyutların, çalışanların motivasyonları ile ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda araştırma amacı ile Capital Dergisi tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen çalışma sonucunda, 'Kurumsal İmajı En Güçlü ve Çalışan Motivasyonu En Yüksek' 20 firma arasından 15.seçilen Doğuş Otomotiv evren olarak alınmış olup, Balıkesir ilindeki yetkili Doğuş Otomotiv bayisinde çalışan personeller örneklem olarak alınmıştır. Birinci bölümde kapsayıcı bir kavram olarak iletişim ve kurumsal iletişim kavramlarının tanımları yapılmış, kurumsal iletişimin amaçları, işlevleri ve sınıflandırılmasından bahsedilmiştir. Ek olarak, kurumsal iletişim kapsamına detaylı olarak değinilmiştir. İkinci bölümde imajın kavramsal çerçevesi belirlenmiş, kurumsal imaj tanımına ağırlık verilerek ilişkide olduğu diğer imaj kavramları detaylandırılmış ve kurumsal iletişim ve kurumsal imaj kavramlarının ilişkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, motivasyon tanımının içeriğine odaklanılırken motivasyonel süreçler ve faktörleri incelenmiş, motivasyon kuramları çalışan perspektifinden detaylandırılarak, çalışan motivasyonu ile kurumsal imaj arasındaki ilişki kurumsal iletişim çerçevesinde incelenmiştir. Bu bağlamda, kurumsal iletişim bu etkileşimin oluşmasında kapsayıcı ve birleştirici görevi görmektedir. Araştırma Balıkesir ilinde Doğuş Otomotiv yetkili bayisinde çalışan 312 beyaz ve mavi yaka personelle sınırlandırılmıştır. Araştırmanın amacı, tüm kurumlar ve markalar için büyük önem arz eden kurumsal imajın güçlendirilmesinde, çalışan motivasyonunun etkisini, kurumsal iletişim çerçevesinde inceleyebilmektir. Bu amaçla araştırmanın evreni Doğuş Otomotiv bünyesinde çalışan tüm mavi ve beyaz yaka olmak üzere 1200 personelden oluşturulmuştur. Araştırmanın örneklemini ise Doğuş Otomotiv Balıkesir yetkili bayisinde çalışan 312 mavi ve beyaz yaka personel oluşturmaktadır. Araştırma yöntemi olarak uygulanan anket yönteminde 5'li likert ölçeği kullanılmış, elde edilen veriler analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Elde edilen verilerden ulaşılan analiz sonuçlarına göre, kurum çalışanlarının motivasyon düzeyleri ve kurumları hakkındaki imaj algıları ortalama düzeyde kalmaktadır ve kurumsal imajın güçlendirilmesinde çalışanların motivasyonlarının yüksek derecede etkilerinin bulunduğunu söylemek doğru olmayacaktır.
Performansa dayalı lojistiğin büyüme kalite ve verimliliğe etkileri: Otomotiv sektöründe bir araştırma
Performans analizi kavramı, işletmeler açısından, üretim, stok ve diğer alanlarda rakiplerine üstünlük sağlayarak pazarda rekabet edebilmeleri için kullanabilecekleri önemli kavramlardandır. Son yıllarda Performansa Dayalı Lojistik (PDL) sürecini kendi süreçlerine adapte edebilmeyi başarmış çok sayıda işletmenin, israfın önüne geçerek kaynaklarını daha verimli ve etkin kullanarak ekonomik açıdan fayda sağladıkları görülmektedir. Bu çalışmanın çıkış noktası, PDL uygulamasının özel sektördeki görünümüne ilişkin sınırlı sayıda çalışma bulunmasıdır. Bu çalışmanın amacı ise PDL süreçlerin incelenerek klasik lojistik süreçlerden farklılıklarının ortaya konulması, maliyet avantajı sağlanıp sağlanamayacağının ve işletmelere etkisinin istatistiksel tekniklerle sınanmasıdır. Bu amaçla Türk otomotiv yan sanayi işletmelerine yönelik yapılan çalışmada, PDL yaklaşımı ile ana ürün faaliyet oranlarının arttırılması, maliyet girdilerinin azaltılması ve karlılığın arttırılmasına yönelik bir araştırmaya yer verilmektedir. Bu çalışmada öncelikle lojistik ve PDL kavramlarıyla ilgili bilgi verilerek teorik çerçeve oluşturulmuştur. Rekabetçi piyasalarda lojistik desteğin daha hızlı ve etkin yapılabilmesi için alan yazında yer almaya başlayan PDL süreçlerin tanıtılması, performans ölçeklerinin belirlenmesi ve belirlenen bu parametrelerin ölçülmesine yönelik alan yazın taraması yapılmıştır. PDL alan yazınından yararlanılarak 4 (dört) hipotez oluşturulmuş ve tamamı doğrulanmıştır. Buna göre, PDL, işletmelerin kaliteleri, verimlilikleri ve büyümelerini tek tek pozitif yönde etkilerken aynı zamanda her üç değişken üzerinde aynı anda pozitif etkiye sahiptir. Böylece, Amerika'da üretilen bilgiler ile ilk uygulamaları yapılan ve savunma sanayiinde yoğun olarak kullanılmaya başlayan PDL alanına katkı yapılması planlanmaktadır.
Türkiye'de otomotiv satış sonrası hizmetlerin değerlendirilmesi
İhracata dayalı şekillenen ve büyüyen ekonomi politikalarımızı destekleyici niteliği ve ihracat rakamları ile yer aldığı sıralamada değerini öne çıkarması ile dikkatimize zerk olan otomotivde satış sonrası hizmetler sektörü ülkemiz demografik yapısı ve alışkanlıkları üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Bu tez içeriği bakımından otomotiv satış sonrası hizmetlerin, sektörü etkileyecek teknolojik gelişmeler ışığında ve coğrafi konumu nispetinde önümüzdeki yıllarda ülkemizde nasıl konumlanabileceğinin projeksiyonu niteliğindedir. Sektörün bileşenlerinden yedek parça öğesinin; üretim, temin, dağıtım, depolama gibi süreçlerinin aldığı ve bundan sonra alacağı yönünde ciddi izlenim olan yatırımlarında kazandırdığı güçle sektörün öne çıkan öğesi haline gelmesi üzerine de değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Türk otomotiv sektörünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Otomotiv sektörü özellikle kalkınma aşamasında olan ülkeler ve kalkınmış ülkeler için kilit bir rol oynamaktadır. Endüstriyelleşme çerçevesinde güçlü ekonomilere sahip ülkelerin en önemli paydalarından birisi sanayileşmiş otomotiv sektörüne sahip olmalarıdır. Bütüncül bir bakış açısıyla, otomotiv sektörünü, sadece kendi ana sanayisi ile değil aynı zamanda sektör içinde olmamasına rağmen etkileşim içinde olan yan sektörlerle beraber değerlendirmek daha doğru olacaktır. Etki alanı göz önünde bulundurulduğunda, otomotiv sektörü ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin en önemli göstergelerinden birisi haline gelmiştir. Bu çalışmada; Türk otomotiv sektörünün ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda otomotiv ihracatının büyüme üzerindeki etkisinin incelendiği ampirik analiz için 1998Q2-2019Q4 dönemine ait çeyreklik veriler kullanılmıştır. Büyüme değerini ifade etmek için GSYH değeri kullanılmış ve bu değer OECD veri tabanından elde edilmiştir. Otomotiv ihracatı için gerekli olan veriler ise TÜİK'ten temin edilmiştir. Aylık olan veriler GSYH verileri ile uyumlu hale getirilebilmesi için araştırmacı tarafından düzenlenip çeyreklik hale dönüştürülmüştür. Analizde ilk olarak değişkenlerin tanımlayıcı istatistikleri değerlerine yer verilmiştir. Daha sonra ADF ve Phillips Perron birim kök testleri uygulanmış ve çıkan sonuçlar doğrultusunda farklı düzeylerde durağan halde bulunan değişkenler için ARDL testleri uygulanmıştır. Son olarak da değişkenler arasında bağlantının olup olmadığı ve bağlantı varsa yönünün ne olduğunun saptanabilmesi için Toda Yamamoto nedensellik analizi yapılmıştır. Analiz neticesinde otomotiv ihracatı ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli bir ilişki olduğu bulgusu elde edilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik analizi neticesinde GSYH'dan otomotiv ihracatına doğru bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Temperli camlarda fragmantasyona etki eden faktörlerin deneysel incelenmesi
Cam aşırı soğutulmuş alkali ve toprak alkali metal oksitleriyle, diğer metal oksitlerin çözülmesinden oluşan bir sıvı olup ana maddesi silisyumdur. Cam yapısı itibari ile birçok sektörde kullanılmaktadır. Temperlenmiş cam mekanik mukavemeti arttırmak ve darbe sonrası parçalanmasını sağlamak amacıyla özel işleme tutulmuş tek bir tabakadan oluşan camlar olarak adlandırılmaktadır. Otomotivde kullanılan temperli camlar yaklaşık 650-700 derecelik sıcaklık ve 15-25 kPa arası basınçta yapılmaktadır. Fragmantasyon testi otomotiv sektöründeki güvenlik testlerinden biridir. Bu test ile temperlenmiş cam kırılarak standart normlara uygun olarak ölçüm yapılır. Yapılan bu çalışmada iki farklı renk, iki farklı cam kalınlığı, iki farklı fırında kalma süresi ve iki farklı basınç değeri kullanılmıştır. Bu işlemler GLASSTECH marka yatay temper fırınında yapılmıştır. Cam kalınlıkları aynı seçilip sıcaklık, basınç, renk ve fırında kalma süreleri koordineli olarak değiştirilerek camın parça adetleri incelenmiştir.
Bireylerin otomotiv alımında etkili olan faktörlerin istatistiksel analizlerle incelenmesi: Gaziantep ili örneği
Genel olarak ekonomik sıkıntı çeken ülkelerden bir tanesi de Türkiye'dir. Dışa bağımlılık olsun üretim yapmakta zorlanma olsun dış sebepler olsun bu gibi nedenlerden dolayı ekonomide ciddi manada sıkıntı içerisinde olduğumuz görülmektedir. Son yıllarda ama bu sıkıntıyı gidermeye yönelik birçok adımlarlar atılmış ve bir nebze de olsa ekonomik açıdan nefes almaya başlanmıştır. Atılan bu adımlardan bir tanesi de otomotiv sektöründe atılan adımlardır. Son yıllarda Türkiye otomotiv sektöründe çok önemli konuma gelmiş ve Türkiye'ye yatırımlar yapılmaktadır. Otomotiv sanayi bölgesi Türkiye'nin Marmara bölgesinde yer almaktadır. Birçok otomotiv firması bu bölgeyi hammadde, iş gücü ve konumu gibi faktörlerden yararlanarak yatırımlarını yapmaktadır. Bu sebeplerden dolayı da otomotiv sektörü öncü bir istihdama sahiptir. Türkiye artık otomotiv sektöründe lider olma yolunda ilerlemektedir. Tamda bu sebepten dolayı otomotiv sektöründe yapılmış araştırmalardan da yararlanılarak sektörde ne durumda olunduğu araştırılmıştır. Çalışmanın ilk kısmında, literatür taraması ve genel bir inceleme adı altında daha önceden yapılmış çalışmalar ele alınmış ve genel bilgiler toplanarak kısa ve öz bir şekilde anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, araştırmanın yöntemi, amacı, kapsamı, önemi ve örneklemi gibi bilgiler bireyler otomotiv tercihi yaparken yararlandıkları faktörlerin belirlenmesi üzerine bir çalışma bölümde yer almaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, bireyler otomotiv tercihi yaparken yararlandıkları özellikler ve analiz sonuçları adı altında istatistiksel veriler oluşturulmuş ve yorumlanmıştır. Çalışmanın son kısmında ise sonuç kısmı yer almaktadır. Bu çalışma Gaziantep ilinde ikamet eden bireylerin otomotiv seçiminde etki eden faktörler üzerine bir çalışmadır. Anket yöntemi ile bilgiler toplanmış ve beşli likert ölçeği tercih edilmiştir. Anahtar kelimeler: Otomotiv Sektörü, Tüketici, Tüketim, Ekonomi.