Public health
146 theses under this subject heading
COVID-19 sürecinde yerel halkın yeşil alan kullanımı ve gereksinimi üzerine bir araştırma: Rize ili Fındıklı ilçesi
Günümüzde yaşanan COVID-19 salgını ile birlikte dünya çapında bir pandemi süreci yaşanmıştır. Salgın süreci ile birlikte, bireylerin sosyal, fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarında etkilenmeler olmuştur. Bu durum, özellikle de bireylerin, dış mekana yönelik rekreasyonel faaliyetlere olan talep ve eğilimlerini etkileyerek, yeşil alanlara olan ihtiyacı daha da önemli hale getirmiştir. Bu amaçla çalışmada, "Kentsel yeşil alanlar kişilerin sağlıklı olmalarında önemli bir etkiye sahip olup COVID-19 süreci ile kişilerin yeşil alanlara olan talep ve eğilimleri değişiklik göstermiştir" hipotezi ile "Kentsel yeşil alanlar kişilerin fiziksel-ruhsal ve sosyal sağlıklarını ne ölçüde etkilemektedir?", "COVID-19 sürecinde yeşil alan kullanım ve tercihleri nasıl olmuştur?" sorularına cevap aranmıştır. Çalışmanın genel amacı; Rize İli Fındıklı İlçesi özelinde, pandemi sürecinde yerel halkın yeşil alan kullanım ve tercihlerinin belirlenmesidir. Bu çerçevede öncelikle örnek alana ilişkin yeşil alan miktarı ve durumunun belirlenmesine yönelik çeşitli analizler yapılmıştır. Kentsel donatı alanları, mevcut aktif açık yeşil alan durumu, mahalle ölçeğinde aktif açık yeşil alan varlığı, mevcut açık yeşil alanların hizmet etki alanı ile imar planında öngörülen yeşil alan miktarının belirlenmesi bu kapsamda yapılan analizler olmuştur. Sonrasında Rize ili Fındıklı İlçesi'nde yaşayan 115 kişiye uygulanan anket çalışması ile kişilerin yeşil alan kullanım ve tercihlerine ilişkin görüş ve eğilimleri ortaya konmuştur. Anketlerden elde edilen veriler; frekans ve yüzde dağılımları gibi tanımlayıcı istatistiki analizlerin yanı sıra Ki-Kare testi ve Faktör analizi yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; Rize İlçesi Fındıklı İlçesi yeşil alan durumu ortaya konmuş, pandemi sürecinde yerel halkın yeşil alan kullanımı ve gereksinimi saptanarak çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
Yüksekova yöresi/Hakkariʼde kasaplarda satışa sunulan koyun karkaslarının yersinia türleri yönünden değerlendirilmesi
Yersinia' lar; su, süt ürünleri ve etlerde yaygın olarak bulunan gıda kaynaklı enterik kökenli gram negatif bir patojendir. Y. enterocolitica gıdalarda önemli patojen bakteriler arasında yer aldığından birçok gastrointestinal hastalıklarla ilişkilendirildiğinden, önemi gün geçtikçe artmakta, mikrobiyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara konu olmaktadır. Bu çalışmada, Yüksekova bölgesinde faaliyet gösteren kasaplardan temin edilen 25 adet koyun karkasının 3 farklı bölgesinde (but, boyun ve pelvis) Yersinia türlerinin varlığı belirlenmesi ve halk sağlığı açısından risk oluşturup oluşturmadığı tespit edilmesi amaçlanmışıtır. İdendifikasyon aşamasında Yersinia türlerinin varlığı ve haricinde türlerin tespiti için çeşitli biyokimyasal testler kullanılmıştır. Yapılan çalışmada koyun karkaslarına ait but, pelvis ve boyun bölgelerinden alınan örneklerin hiç birinde Yersinia ruckeri dışında diğer Yersinia türlerine rastlanılmamıştır. Ancak toplamda incelenen 75 numunenin 5'inde sadece Y. ruckeri tespit edilmiştir. Bu bakteri; iki karkasın but, iki karkasın boyun ve bir karkasın da pelvis bölgesinde bulunmuştur. Diğer taraftan bu karkasların sadece birinde hem boyun hem de pelvis bölgesinde bu bakteriye rastlanılmıştır. Sonuç olarak; bu çalışmada gıda kaynaklı Yersinia türlerine ya rastlanılmazken, balık patojeni olarak da bilinen Y. ruckeri % 16 seviyesinde tespit edilmiştir. Y. ruckeri'nin varlığı diğer patojenik mikroorganizmaların bulunabileceğini ve bu bakterinin sadece balık patojeni değil aynı zamanda insanlarda yara enfeksiyonlarına neden olabileceği düşünülmektedir. Bu bakterinin eleminasyonunda kullanılması gereken kuralların, zoonotik hastalıkların önlenmesi için uygulanan yöntemlerde olduğu gibi uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk sağlığı, koyun karkasları, Yersinia ruckeri, Yüksekova
Sigara bırakma davranışlarını değerlendirmek için sağlık inanç modeli'ne dayalı ölçek geliştirme
Metadolojik türdeki bu çalışma, sigara bırakmaya yönelik davranışları açıklayabilmek ama-cıyla Sağlık İnanç Modeli temelli bir ölçek geliştirilmek için yapılmıştır. Veriler online anket yöntemi ile Eylül 2020 – Şubat 2021 tarihleri aralığında araştırmaya katılmayı kabul eden 720 birey ile tamamlanmıştır. Araştırmanın evrenini sigara içtiğini belirten 18 yaş üzeri ye-tişkin bireyler oluşturmaktadır. Veri toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve Sigara Bırakma Davranışı Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (SBD-SİM ölçeği) kullanılmıştır. İstatiksel analizi SPSS 26.0 ve AMOS istatistik paket programında yapılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışması için ilk aşamada kapsam geçerliliği için 10 uzman görüşüne başvurulmuştur. Değerlendirme-ler sonucunda ölçekte yer alan 1 ifade (madde 73) .62'nin altında değer aldığı için ölçekten çıkarılmıştır. Modelin güvenirliğini test etmek için Cronbach Alpha iç tutarlılık analizi, Madde-Toplam Korelasyonu ve Test-Tekrar Test, yapı geçerliğini ve faktör yapısını test etmek için Açımlayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizinde maddelerin faktör yüklerinin birinci faktörde .535 ile .783 arasında, ikinci faktörde .715 ile .804 arasın-da, üçüncü faktörde .593 ile .797 arasında, dördüncü faktörde ise .590 ile .690 arasında değer aldığı izlenmiştir. Ölçekteki maddelerin Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) değeri 0.988, Kapsam Geçerlik Ölçütü (KGÖ) değeri ise 0.800 olarak tespit edilmiştir. KMO de-ğeri 0.926 ve Bartlett's testi değeri 16489,65 (p<0.001) olarak belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin, ki-kare istatistiğinin serbestlik derecelerine oranı CMIN/DF: 3,68; (RMSEA) 0.06; (GFI) 0,85; (RMR) 0,10; (AGFI) 0,82 ve (CFI) değeri ise 0,95 olarak bulunmuştur. Ölçeğin geçerliği için yapılan doğrulayıcı faktör analizi uyum değerleri istenilen düzeyde yeterli bulunmuştur. Ölçeğin güvenilirliği için yapılan iç tutarlılık analizi cronbach alfa değerlerinin birinci faktör (Algılanan Duyarlılık ve Ciddiyet) için 0.93, ikinci faktör (Algılanan Engel) için 0,91, üçüncü faktör (Öz Yeterlilik) için 0,85 ve dördüncü faktör (Algılanan Yarar) için 0,86 olduğu belirlendi. Ölçekten, model gereği toplam puan hesaplanmadığı için sadece alt boyutları için Cronbach alfa değeri hesaplan-mıştır. Ölçeğin test-tekrar test puan ortalamaları arasındaki uyumluluğu gösteren Pearson korelasyon analizinde, Algılanan Duyarlılık-Ciddiyet ve Öz Yeterlilik boyutlarında iki öl-çüm arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,507 p<0,002, r=0,477 p<0,004). Ancak Algılanan Engel ve Algılanan Yarar boyutlarında iki ölçüm arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=0,171 p>0,05, r=0,117 p>0,05). Analiz-ler sonrasında 37 maddeye inen Sigara Bırakma Davranışı Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (SBD-SİM ölçeği) duyarlılık ve ciddiyet algısı, engel algısı, öz yeterlilik ve yarar algısı ol-mak üzere dört alt boyut içermektedir. Ölçeğin değerlendirilmesi alt boyutlar üzerinden gerçekleştirilir. Bu çalışmada geliştirilen ölçüm aracının farklı dil ve kültürlere adaptasyonu yapılarak geniş bir kullanım alanı bulacağını ve sigara ile mücadele eden birey ve kurumlara önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ankara'daki bir üniversite idari personelinin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerini etkileyen bazı faktörlerin kesikli seçim deneyi ile incelenmesi
Bu çalışmada Kesikli Seçim Deneyi (KSD) yöntemi kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesinde çalışan idari personelin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerini etkileyen bazı faktörlerin belirlenmesi, ödeme istekliliğinin hesaplanması ve bu faktörlere verilen önemin saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla Nisan-Mayıs 2024 tarihlerinde 375 idari personelden sosyodemografik özellikler, ağız ve diş sağlığı özellikleri ve KSD yöntemiyle oluşturulan ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerle ilgili, gözlem altında anket şeklinde veri toplanmıştır. KSD, herhangi bir mal veya hizmetin özellikleri ile tanımlanmasına, bireyin bir ürün ya da hizmete ne ölçüde önem verdiğinin bu özelliklerin doğasına ve düzeylerine bağlı olduğu varsayımına dayanan bir yöntemdir. Bu çalışmaya katılanların %53,48'i kadındır; ortanca yaş 44'tür, 1. ve 3. çeyreklik değerler sırayla 38 ve 52'dir. Katılımcıların ortanca eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri 30.769,23 TL olup 1. ve 3. çeyreklik değerler sırayla 22.761,90 TL ve 40.000,00 TL'dir. Dişlerini günde en az 2 kez fırçalayanlar katılımcıların %53,76'sı, diş fırçasını 3 ayda bir ve daha sık değiştirenler %59,01'i, ağız gargarasını 2-3 günde bir ve daha sık kullananlar %21,62'si, diş ipi/arayüz fırçasından en az birini kullananlar %46,76'sıdır. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair özelliklere ait düzeylerin koşullu lojistik regresyon analizi yapılıp marjinal ödeme istekliliği (MWTP) incelendiğinde katılımcıların en çok önem verdiği özellik, uzmanlık gerektiren hizmetin sağlanması [MWTP (%95 GA) 398,16 TL (194,59 – 1972,44 TL)] olmuştur ve sırayla kliniğin temizliği, hekimin ilgililiği, tedaviye başlanma zamanı, hekimin açıklamasının anlaşılırlığı ve katılım payı gelmektedir. Modele yaş, cinsiyet, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri, merkez tercihi ve alkol kullanımı değişkenleri eklendiğinde bu önem sırasında hekimin ilgililiğinin iki sıra geriye düştüğü saptanmıştır. Karar vericilerin toplumun ağız ve diş sağlığına yönelik önem verdikleri hususları bilmeleri, toplumun sağlık hizmetlerine katılımını artırmaları ve sunulan hizmetin niteliğinin artırılması bakımından önemlidir. Bu bilgi aynı zamanda kaynakların dağıtımında da bir değişken olarak ele alınabilir ve kaynaklar daha doğru bir şekilde dağıtılabilir, ancak maliyet-kazanç analizinden elde edilen bilginin karar almada tek başına yeterli olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Tütün ürünü kullanan bireylerin sigara bırakma polikliniğine başvuru durumlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalıkları ile ilişkisi
Günümüzde dünyada 1 milyar kişi tütün ürünü kullanmaktadır ve tüm ölümlerin %12'si tütün kullanımı ile ilişkilendirilmektedir. Dünyada ölümlerin %32'si kardiyovasküler hastalıklar nedeniyledir; kardiyovasküler hastalık kaynaklı ölümlerin ise %30 kadarı sigaradan kaynaklanmaktadır ve aralarında kuvvetli bir doz bağımlı ilişki bulunmaktadır. Sigarayı bırakanların %62,4'ü bir sağlık problemi sebebiyle bıraktığını ifade etmiştir. Sağlığı koruma isteğinin sigara bırakmada en önemli motivasyon kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Tütün ürünü kullanan ve hiç sigara bırakma polikliniği başvurusu olmayan kişiler ile sigara bırakma polikliniğine başvurusu olan kişilerin kardiyovasküler hastalıklar açısından risk farkındalıkları arasında farklılık olup olmadığını ortaya koymak amacıyla planladığımız bu çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup araştırmaya Hacettepe Üniversitesi Aile hekimliği polikliniklerine ve sigara bırakma polikliniğine 05.04.2023-22.06.2023 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üstü ve tütün ürünü kullanan 183 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara kardiyo-vasküler hastalık risk farkındalığı değerlendirme (KHFRD) ölçeği anket formunda uygulanmıştır. Elde edilen veriler çalışma hipotezimizle uyumlu olmuştur. Çalışma grubu olan sigara bırakma polikliniğine başvuran grubun, kontrol grubu olan tütün ürünü kullanan ancak hiç sigara bırakma poliklinik başvurusu olmayan gruba göre anlamlı düzeyde kardiyovasküler hastalık risk farkındalık düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. KHRFD ölçek toplam puanı ortalaması çalışma grubunda 41,57 (±4,46), kontrol grubunda 37,65 (±7,40) idi ve aralarındaki fark anlamlı olarak saptanmıştır. (p<0,001). Bu çalışmadan elde edilen bulgular, bireylerin belirli kişisel KVH risk faktörleri hakkında bilgilendirilmesinin, koruyucu sağlık davranışlarının benimsenmesini kolaylaştırabileceği fikrini desteklemektedir.
Halk sağlığı uzmanlarının afetlerde görev yapma istekliliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, halk sağlığı uzmanlarının afetlerde görev alma isteklilikleri ve bu durumu etkileyen etmenler araştırılmıştır. Çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanmış, kişilere ait sosyo-demografik özelliklerine yönelik, kişilerin sağlık durumları ile ilgili, kişilerin afetle ilgili deneyim ve eğitimlerine yönelik ve kişilerin afetlerde görev alma isteklilikleri ve bunu etkileyebilecek faktörlere yönelik toplam 74 sorunun bulunduğu Google Forms anketi ile Ekim-Aralık 2022 tarihleri arasında çevrim içi ortamda toplanmıştır. Çalışmaya 203 halk sağlığı uzmanı katılmıştır. Dahil edilme kriterleri doğrultusunda 193 kişi ile analiz yapılmıştır. Çalışmaya katılan halk sağlığı uzmanlarının %50,2'si afetlerde görev almaya istekli olduğunu, %29,1'i ise kararsız olduğunu belirtmiştir. İsteklilik durumunu kişilerin afetlerde görev almayı bir sorumluluk olarak görmeleri ve insanlara yardım etmek istemeleri olumlu, güvenlik durumu, bilgi yetersizliği ve mevcut risklerin bilinememesi faktörleri ise olumsuz etkilemektedir. Afet yönetim döngüsünün aşamalarına göre en çok görev almak istenilen aşama hazırlık aşaması (%68,5), en az ise müdahale aşamasıdır (%46,3). Katılımcıların en çok görev almak istedikleri afet türleri epidemi/pandemi, deprem ve kıtlıktır. En az görev almak istedikleri afet türleri böcek istilası, radyolojik, nükleer ve kimyasal olaylardır. Afetlerde görev alma istekliliği, kişinin afetlerle ilgili eğitim alması, kendini afetlerde görev almak için yeterli hissetmesi ve kişinin algılanan sağlık düzeyi ile ilişkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Afet, afet tıbbı, halk sağlığı, halk sağlığı uzmanı, isteklilik
Hemşirelik ve bankacılık-finans bölümü öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve aktif yaşlanma uygulamalarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi
Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışı; bireyin var olan sağlığını korumak ve sağlığını geliştirmek için inandığı ve uyguladığı davranışlarının tümü olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırma İstanbul Arel Üniversitesi Hemşirelik Bölümü ve Bankacılık - Finans Bölümü öğrencilerinin SYBD ve aktif yaşlanma uygulamalarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı - kesitsel biçimdeki çalışmanın evrenini İstanbul Arel Üniversitesi Hemşirelik Bölümü ve Bankacılık Finans Bölümü öğrencileri (367) oluşturmuştur. Evrenin tamamı araştırma kapsamındadır. Araştırma kapsamındaki öğrencilerden 302 (%82.2) kişiye ulaşılmıştır. Anket formu 3 parçadan oluşmaktadır. 1) Sosyo-demografik özellikler, 2) SYBDÖ soruları, 3)Aktif yaşlanma uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı ve bazı analitik istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmadaki öğrencilerin %63'ü kadın, %37'si erkek öğrenci olup (n:302), yaş ortalamaları 21,64±1,90 (min: 18, maks: 35)'dir. Hemşirelik öğrencilerinin SYBD ölçeği genel ortalaması 132,66 ± 25,02 puan, bankacılık – finans öğrencilerinin SYBDÖ genel ortalaması 124,19 ± 23,06 puan olarak saptanmıştır. Araştırmada Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin SYBD-II ölçek puan ortalaması anlamlı olarak Bankacılık-Finans Bölümü öğrencilerinin ortalama puanından yüksek olduğu görülmektedir. Bunun sebebi olarak hemşirelik bölümü öğrencilerinin aldığını eğitimin etkili olduğu söylenebilir. Sağlığın geliştirilmesine katkıda bulunan davranışlar içerisinde en yüksek puan ortalaması manevi gelişim (tinsellik) alt boyutuna, en düşük puan ortalaması ise fiziksel aktivite alt boyutuna aittir. Araştırmada hemşirelik bölümü öğrencilerinin "sağlık yaşam biçimi" davranış alt boyutlarından sağlık sorumluluğu ortalama puanı (22,27 ± 5,50), fiziksel aktivite ortalama puanı (18,74 ± 5,34) ve stres yönetimi ortalama puanı (19,75 ± 4,56) anlamlı olarak bankacılık-finans öğrencilerinin ortalama puanından yüksek olduğu görülmektedir. Araştırmada hemşirelik bölümü öğrencilerinin %48'i ve bankacılık-finans bölümü öğrencilerinin %28'i aktif yaşlanma kavramını bildiklerini belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: SYBD, SYBD Ölçeği, Aktif Yaşlanma, Hemşirelik Öğrencileri, Halk Sağlığı, Bankacılık-Finans Bölümü Öğrencileri
Halk sağlığı açısından vektörlerle mücadelede sürdürülebilirlik İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Halk sağlığını tehdit eden vektörler ile mücadele dünyanın birçok yerinde devletler, yerel birlikler veya uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülmektedir. Bu zararlıların tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ancak en uygun yöntemler dizisi kullanılarak kontrol altında tutulmaları mümkündür. Vektörlerle Mücadele sürdürülebilirlik temel yapı taşlarından olan çevresel, ekonomik ve sosyal yönleri temel alarak, ekosistemler üzerindeki negatif etkilerini ve halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini minimize ederken diğer yandan da etkin maliyet kontrolünde faydayı sağlamak üzere oluşturulmalıdır. Bu bağlamda yapılan bu çalışmada; İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan vektörlerle mücadelede sürdürülebilirlik için öneri tablosu ve birim içi iyileştirme tablosu ve güçlü ve zayıf yönler oluşturularak, sorunlar ve çözüm önerileri belirlenmiş, bu sorunlara yönelik aksiyon planı ortaya çıkarılmıştır. Bu sonuçlara dayanarak uygulayıcıdan kaynaklanan hataların ve karşılaşılan sorunların en aza indirilmesi, iç ve dış paydaşlarla yapılan öneri planında kültürel ve fiziksel mücadelenin artırılarak çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması ve ekonomik etkinliğin artırılması amaçlanmıştır.
12-14 yaş çocuğu olan ebeveynlerin beslenme hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, 12-14 yaş aralığındaki çocuğa sahip ebeveynlerin beslenme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tarama modelinde yapılan çalışmaya 101 ebeveyn katılmıştır. Veriler, Erdem (2016) tarafından geliştirilen çocuk besleme anketi ile toplanmış, SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre ebeveynin yaşı, eğitimi, gelir durumu, çocukta hastalık/alerji varlığı gibi değişkenler çocuk besleme davranışlarını ve ebeveyn algılarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilemektedir. Sonuçlar, ebeveynlerin beslenme tutum ve davranışlarını etkileyen çok sayıda sosyo-demografik faktör olduğunu ortaya koymaktadır.
Hakkari ili ve çevresinde üretilen bal ve propolis örneklerinin metal içeriklerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı Kasım ve Aralık 2022 tarihleri arasında Hakkari ilindeki farklı köy arıcılarından toplanan bal (n = 60) ve propolis (n = 40) örneklerinin demir, çinko, bakır, kobalt (Co), krom, kadmiyum, nikel, selenyum, kurşun ve arsenik içeriklerini belirlemektir. Numuneler kuru yakma işleminden sonra indüktif olarak eşleşmiş plazma optik emisyon spektrometresi (ICP-OES) kullanılarak analiz edildi. Bal numunelerindeki metallerin konsantrasyon düzeylerine göre sıralaması Fe>Zn>Cu>Cr=Pb=As>Ni>Co>Se şeklinde olup analiz edilen metallerin ortalaması 1.775, 0.933, 0.115, 0.029, 0.029, 0.029, 0.029, 0.027, 0.021, 0.018 ppm olarak bulunmuştur. Propolis örneklerinde ise Fe>Zn>Pb>Cr>Ni>Cu>Co>As>Se>Cd şeklinde bir sıralama olup ortalamalar sırasıyla 433.367, 44.229, 3.425, 1.715, 1.644, 0.920, 0.608, 0.462, 0.254, 0.007 ppm olarak bulunmuştur. İncelenen tüm bal örneklerindeki kadmiyum seviyeleri tespit sınırının altındaydı ve incelenen tüm propolis örneklerindeki kadmiyum seviyeleri de beş örnek hariç hepsi tespit sınırının altındaydı. Değişkenlerin tanımlayıcı istatistiksel analizi yapıldı ve metal seviyelerindeki farklılıkları doğrulamak için Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney parametrik olmayan testleri kullanıldı. Farklı köylerdeki arıcılardan alınan bal örnekleri arasında Zn, Cu, Co, As ve Fe yönünden, propolis örneklerinde ise Cr, Ni, Zn, Pb, Co, Cd, As ve Fe açısından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, bal ve propolisin metal bulaşmasının varlığını ortaya koymak için yararlı parametreler olarak kullanılabileceğini gösterdi.
Hazır yemek sektörü çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği yönünden farkındalık düzeyinin belirlenmesi
Hazır yemek sektörü, gıda sanayi ve çalışan sayısının büyüklüğü açısından önemli bir alan olmakla birlikte iş sağlığı ve güvenliğine yeterince önem verilmemesi ve meydana gelen iş kazalarının büyük çoğunluğunun bireysel basit yaralanma ağırlıklı olması nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği açısından yeterli önemin verilmediği bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma, hazır yemek sektöründe çalışan farklı yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik düzeye sahip kişilerin iş sağlığı ve güvenliği alanındaki bilgi ve farkındalık düzeyini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında 8 farklı işletmede çalışan 160 kişiye anket uygulaması yapılmış ve araştırma sonucunda çalışanların iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyinin genel olarak yeterli seviyede olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışanların kadercilik anlayışının demografik özellikler ile ilişkileri incelenmiştir. Araştırma sonucunda, hazır yemek sektörünün "Az Tehlikeli" sınıfta olmasına rağmen iş sağlığı ve güvenliğine ait çalışmaların tehlike sınıfından bağımsız olarak değerlendirilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir. Sektörde iş sağlığı ve güvenliği bilincinin geliştirilmesine ve çalışanların kadercilik anlayışının kabul edilebilir seviyeye indirilmesine katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda çalışan tahlisiye personelinin tahlisiye eğitim ve görevleri ile ilgili bazı özelliklerinin ve ikincil travmatik stres düzeylerinin değerlendirilmesi Zonguldak-Bartın, 2020
Bu çalışmada Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda tahlisiyeci olarak görevlendirilen çalışanların tahlisiye eğitim ve görevleri ilgili bazı özelliklerinin ve yaralı kurtarma veya ölü çıkartma görevine katılan tahlisiyecilerin ikincil travmatik stres düzeylerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun 5 farklı müessesinde tahlisiyeci olarak görevlendirilen çalışanlar bu araştırmanın evrenini oluşturmuştur ve evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada araştırmacılar tarafından oluşturulan veri toplama formu ve Türkiye'de geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılan ikincil travmatik stres ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Araştırmada gözlem altında anket uygulama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yer alan tahlisiyecilerin %87,2'sine ulaşılmıştır. Tahlisiyecilerin %50,8'i tahlisiye görevine katılmış, %36,0'sı yaralı kurtarılan veya ölü çıkartılan tahlisiye görevine katılmıştır. Yaralı kurtarma ya da ölü çıkartma görevine katılan tahlisiyecilerin sağlık durumu değerlendirmesi, çalışma düzeni, çalışma bölümü ve mesleğine göre ikincil travmatik stres ölçeği toplam ve alt boyut puanları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca ikincil travmatik stres ölçeğinin temellendirmiş olduğu koşullara göre yaralı kurtarma ve ölü çıkartma görevine katılan tahlisiyecilerin %11,6'sının travma sonrası stres bozukluğu tanısı alabileceği belirlenmiştir. Çoklu regresyon analizi yapıldığında sağlık durumunun kötü olarak değerlendirilmesinin ve üniversite ve üzeri mezun olmanın ikincil travmatik stres puanını artırdığı belirlenmiştir.
Hacettepe Üniversitesi'nde lisansüstü düzeyinde eğitim gören öğrencilerin COVİD-19 pandemisi döneminde sosyal mesafe önlemlerine uyumları ve belirleyicilerinin yapısal eşitlik modeli ile değerlendirilmesi
Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi'ne bağlı enstitülerde Ağustos-Kasım 2021 aylarında öğrenim görmekte olan 361 lisansüstü öğrencisiyle çevrimiçi bir veri toplama formu aracılığıyla yürütülmüştür. Bu araştırmada Korunmaya Güdülenme Teorisi (KGT) üzerinden geliştirilen kavramsal çerçeve doğrultusunda katılımcıların COVID-19 pandemisi döneminde sosyal mesafeye uyum düzeyleri ve bunun belirleyicileri araştırılmıştır. Katılımcıların %68,7'si kadındır; yaşlarının ortalama değeri 30,8±6,5 olup yaş aralığı 22-61 arasında değişmektedir. Katılımcılar arasından 50 kişinin (%13,9) en az bir kronik hastalığı bulunmaktadır. Katılımcıların %16,7'si (60 kişi) en az bir kez COVID-19 geçirmiş; %81,1'i (293 kişi) araştırma verisinin toplandığı dönem için önerilen en az iki COVID-19 aşısı yaptırmıştır. Katılımcıların COVID-19 Döneminde Sosyal Mesafe Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 14,32,9 olup alınan puanlar 4-20 arasında değişmektedir. Bu ölçekten alınan puanlar; daha ileri yaş gruplarında (p<0,001), kadınlarda (p=0,041), riskli bir bireyle aynı hanede yaşayanlarda (p=0,034), doktora eğitimi almakta olanlarda (p=0,034), en az bir kronik hastalığı bulunanlarda (p=0,005) ve düzenli ilaç kullananlarda (p=0,003) aynı kategorideki diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksektir. Yapısal eşitlik modellemesi sonucu iyi uyuma sahip bir model elde edilmiştir (RMSEA=0,027; SRMR=0,037; CFI=0,99; NFI=0,97; AGFI=0,98). Buna göre yaşa göre kontrol sağlandığında sosyal mesafe önlemlerine uyum davranışını doğrudan yordayan değişkenler cinsiyet, güncel bilgileri takip etme sıklığı ve en az bir kronik hastalığa sahip olma durumudur. Kadınlarda uyumun 0,19 puan daha düşük olduğu saptanmıştır (-,19; SH=,058; t=-3,29). Güncel bilgileri takip etme sıklığındaki bir birim artış ise uyumda 0,15 puan artışa neden olmaktadır (0,15; SH=0,056; t=2,65). En az bir kronik hastalığa sahip olma durumu uyumu 0,12 puan artırmaktadır (0,12; SH=0,057; t=2,16). En az bir kez COVID-19 geçirmiş olma durumu ise güncel bilgileri takip etme sıklığı üzerinden sosyal mesafeye uyum ile ilişkilidir. Algılanan yeterlilik (-0,064; SH=0,59; t=-1,08) ve algılanan tehdit (0,032; SH=0,059; t=0,54) ile uyum arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Sağlık yöneticileri, sosyal mesafe önlemlerine uyum davranışlarını iyileştirmek için müdahaleler geliştirirken, KGT'nin ana yapılarını, hitap edecekleri kitlenin sosyodemografik özelliklerini dikkatli şekilde göz önünde bulundurmalı; farklı grupların uyumunu teşvik etmek için farklı stratejiler geliştirmelidir. Bu çalışmada, lisansüstü eğitimlerine devam eden nüfus grubunda kadınlara, kronik hastalığı olanlara ve güncel bilgileri takip etme sıklıkları düşük olanlara odaklanılması önerilmektedir.
Hacettepe Üniversitesi Eğitim fakültesi'nde okuyan öğrencilerin yeni koronavirüs hastalığı (COVİD-19) mücadelesinde bireysel kapasitelerinin, sağlık ile ilgili sorumluluk algılarının geliştirilmesine yönelik niteliksel ve niceliksel bir araştırma
Bu araştırmada, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde 2021-2022 güz döneminde okuyan öğrencilerin Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) ile ilgili mevcut durumlarının, temel bilgilerinin, korunma yaklaşımlarına uyumlarının, sağlık ile ilgili sorumluluk algılarının saptanması ve öğrencilere yönelik olarak yapılan eğitim aracılığıyla öğrencilerin hastalıkla mücadele kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmada niteliksel ve niceliksel araştırma yöntemleri ardışık olarak kullanılmıştır. Kasım-Aralık 2021 döneminde yapılan niteliksel araştırma bileşeni kapsamında, 20 öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve öğrencilerin araştırma konusu hakkında görüş ve algıları daha detaylı anlaşılmış, niceliksel araştırmanın temel bir aracı olan eğitim ihtiyaçları tespit edilmiştir. Araştırmanın, Şubat-Mart 2022 döneminde yapılan niceliksel araştırma bileşenine 245 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilere haftada iki gün, günde iki ders saat olmak üzere toplam sekiz saat eğitim verilmiştir. Eğitim öncesi ve sonrasında öğrencilere ön test ve son test uygulanmış, amaçlar doğrultusunda hedeflenen değişimler tespit edilmiştir. Araştırmacılar tarafından oluşturulan veri toplama formunda ''COVID-19 Korkusu Ölçeği'' ve ''COVID-19 Aşısına Yönelik Tutumlar Ölçeği''nden faydalanılmıştır. Araştırmanın niceliksel verilerinin analizinde SPSS 23.0 ve niteliksel verilerinin analizinde MAXQDA v2022 programı kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik kurul ve ilgili tüm kurullardan yazılı izin alınmıştır. Niteliksel araştırma bileşeninde yapılan analizler sonucunda dört ana tema belirlenmiştir. Bu temalar ''COVID-19 pandemisi psikososyal etkileri'', ''COVID-19 pandemisi ile mücadele yöntemleri'', ''COVID-19 pandemisinde bilgi arama davranışı'', ''COVID-19 pandemisinde öğretmenlerin rolü'' şeklindedir. Niceliksel araştıma bileşenine katılan 245 öğrencinin %73,1'i kadındır ve yaş ortalaması 21,76±2,76'dır. Katılımcıların %64,5'i yurtta kalmaktadır. COVID-19 ile ilgili özellikler incelendiğinde katılımcıların %79,2'si daha önce hiç hastalık geçirmemiş, %98,8'i en az bir doz COVID-19 aşısı olmuş, %51,4'ü ise aşı olmadan önce aşı kararsızlığı yaşamıştır. %73,1'i hastalık hakkında bilgi almak için T.C. Sağlık Bakanlığı ve diğer ulusal resmi siteleri kullanmaktadır. Katılımcıların ön test ve son test sonrası bazı kapasiteleri karşılaştırıldığında; korku ölçeği puanları (p<0,001), bilgi puanları (p<0,001), infodemi önerme puanları (p<0,001), internetten yüksek ve düşük kalitedeki sağlık kaynaklarını ayırt edebilme yetisi (p<0,001) ve COVID-19 aşısına yönelik tutumları (p<0,001) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç olarak, öğretmen adaylarının COVID-19 ile mücadele kapasitesini arttırabilmek ve kendi sağlıklarını koruyabilmek dönem şartlarının meslekleri açısından gerektirebileceği sorumluluklar açısından önem kazanmaktadır. Kendilerinden beklenen bu davranışları yapabilmeleri için mezuniyet öncesi yetkinliklerinin sağlık eğitimi gibi sağlığı geliştirme çalışmaları aracılığıyla geliştirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu araştırmada bu tür müdahale çalışmaların faydalı olabileceği kanıtlanmıştır. Toplum sağlığını ilgilendiren konularda sağlık hizmeti vericiler dışında diğer meslekler ile sektörler arası iş birliği ve ortak çalışmalar önemlidir.
Çubuk İlçesi'indeki devlet okullarında 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 4.sınıf öğrencilerinde florürlü vernik uygulama sıklığı ve ebeveynlerinin ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamaları
Ağız ve diş hastalıkları birçoğu önlenebilir olmasına rağmen görülme sıklığı yüksek hastalıklar olup, hastalık yükünün büyük bir kısmını diş çürüğü ve diş eti hastalıkları oluşturmakta, özellikle diş çürüğü okul çağı çocuklarının büyük çoğunluğunu etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmektedir. Diş çürüğü ile mücadelenin temelini diyet şeker tüketim miktar ve sıklığının azaltılması ve florür kullanımı oluşturmaktadır. Kesitsel tipteki bu araştırma ile Çubuk İlçesi'nde 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında devlet okullarında eğitim gören dördüncü sınıf öğrenci ebeveynlerinin, florürlü vernik uygulamasına yaklaşımları, bu uygulamanın çocuklarına yapılma sıklığı ve ebeveynlerin, uygulamayla ilişkili ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve gerekli diğer Kurum izinlerin alınmasını takiben 13 devlet ilkokulunda araştırmaya katılmayı kabul eden 513 dördüncü sınıf öğrencisinin ebeveyni ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %87,7'sini anneler %12,3'ünü babalar oluşturmaktadır ve yaş ortalaması 35,37± 5,88'tür. Ebeveynlerin %30,2'si günde en az iki kez dişlerini fırçaladığını; yalnızca %5,3'ü yılda en az bir kez kontrol amaçlı diş hekimine gittiğini belirtmektedir. Ebeveynlerin 4. sınıftaki çocuklarının ana sınıfından itibaren 5 yıllık florürlü vernik uygulama kayıtları da incelenmiştir. Ana sınıfında florürlü vernik uygulamasına ebeveynlerin %64,0'ı izin verirken, 4. sınıfın bahar yarıyılında %31,0'inin izin verdiği görülmektedir. İlçe merkezinden katılan ebeveynlerde (p=0,014), çocukların lise ve üstü okul bitiren annelerinde (p=0,013) ve babalarında (p=0,007) florürlü vernik retlerinin istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Florürlü vernik uygulaması ile ilgili sınıf öğretmenine danıştığını (p<0,001) belirten ebeveynlerde anlamlı ölçüde izin verme daha fazla iken, ağız diş sağlığı bilgilerini internetten edindiğini belirten ebeveynlerde (p=0,044) anlamlı olarak retler daha yüksektir. Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde öğretmenlerin florürlü vernik uygulaması ile ilgili bilgi ve motivasyonlarının arttırılarak programdaki rollerinin güçlendirilmesi önemlidir.
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (1928-2017)
Çalışmamız, 17 Mayıs 1928 tarihinde kabul edilen kanun tasarısıyla Ankara'nın Yenişehir semtinde Sıhhat ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâletine bağlı olarak "Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi" adıyla kurulan ve çeşitli isim değişikliklerinin ardından "Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı" adını alan kurumun tarihsel bir perspektiften gelişimini ve halk sağlığını korumaya yönelik politikalara ne derecede katkı sunduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bunu en sağlıklı şekilde yapmak için öncelikle birinci bölümde koruyucu sağlık kavramı ile Başkanlığın devraldığı koruyucu sağlık hizmetleri mirası konuları incelenecektir. İkinci bölümde; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Teşkilatı'nın mimarı ve çalışmamıza konu olan Başkanlığın da kurucusu Dr. Refik Saydam'ın ailesi, eğitimi, mesleki hayatı ve kişilik yapısı ele alınacaktır. Üçüncü bölümde; Merkez Hıfzıssıhha Müessesesinin kurulma nedenlerine ve kuruluşuna, isim değişikliklerine, inşaat sürecine ve görev gelişimine değinilecektir. Dördüncü bölümde; Müesseseyi teşkil eden ilk şubeler olması hasebiyle önemli olduğu değerlendirilen Kimyevi Tahlilat, Bakteriyoloji, Farmakodinami ve İmmünobiyoloji Şubelerinin kuruluş, konuş, teçhizat ve görevleri incelenecektir. Beşinci bölümde; Müesseseye bağlı olarak 1936'da faaliyete başlayan Hıfzıssıhha Mektebinin kuruluşu, görevleri ve geçirdiği aşamalar ile Okula yapılan dış yardımlar ve Okulun önemli faaliyetleri ele alınacaktır. Altıncı bölümde; Müessesenin 1990'lara kadarki hizmet gelişimine ve Müessesede yapılan yeniliklere ve yine 1990'lara kadarki üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlerin daha iyi yürütülebilmesi için yapılan yeni teşkilatlanmalara değinilecektir. "1990'lardan Kapatılışına Kadar Başkanlık" isimli yedinci ve son bölümde ise bu zaman aralığında Başkanlığın konuş ve yerleşim durumu, teşkilat gelişimi, önemli birimlerinin görevleri, personel durumu, hizmet gelişimi, önemli faaliyetleri, sorunları ile Başkanlığın kapatılışı hakkında bilgi verilecektir.
İnternet haber sitelerinde sağlıkla ilgili içeriklerin oluşturulma, yayımlanma ve yayılma süreçleri: Sağlık iletişimindeki aktörlerin görüşlerinin değerlendirilmesi
Toplumun sağlık bilgisine erişiminde önemli bir kaynak olan internet haber sitelerindeki içeriklerin niteliği, bireyin ve toplumun sağlığına doğrudan etkisi nedeniyle önemlidir. Sağlıkla ilgili içeriklerin bilgi düzensizliğini artırabilen etkisi nedeniyle toplum sağlığı açısından oluşturduğu risk, durum, sorun ve çözüm ekseninde sağlık iletişimindeki aktörlerinin görüşleriyle değerlendirilmiştir. Üç bölümden oluşan araştırmanın içerik analizi yapılan ilk bölümünde 133 kritere göre 11 internet haber sitesi, 846 içerik analiz edilmiş; bu bulgular ışığında Sağlık Bakanlığı'nın sağlık iletişimiyle ilgili bürokratları, sağlık meslek birlikleri temsilcileri, internet haber medyası çalışanları, tıpta uzmanlık dernekleri temsilcileri, benzer konularda yapılan tezlere danışmanlık vermiş akademisyenlerle (n=78) nicel araştırma yürütülmüştür. Üçüncü bölümde, ayrıntılı görüşleri değerlendirmek üzere derinlemesine görüşmeler (n=15) yapılmıştır. İçeriklerin %23,2'sinin bir kaynağa dayandırılmadığı, %63'ünde yazar belirtilmediği saptanmıştır. Katılımcıların %96,2'si internet haberlerindeki yanlış sağlık bilgisinin toplum sağlığı açısından risk oluşturduğunu, %100'ü sağlıkla ilgili içerik oluştururken belirli standartlar gözetilmesi gerektiğini, %90,9'u internette yanlış sağlık bilgisinin yayılmasının temel nedeninin medya olduğunu, %93,5'i doğru bilginin açığa çıkmasına eşik bekçilerinin engel olduğunu, %55,1'i mücadelede en önemli unsurun eğitim olduğunu ifade etmiştir. Çözüm için kamu kuruluşları, akademi, medyadan sorumluluk, denetim, yaptırım ekseninde beklentiler derlenmiş, sürecin bütüncül yaklaşımla, sorumlu tüm paydaşların katılımıyla yürütülmesi vurgulanmıştır. Sağlıkla ilgili içeriklerin, bireyin ve toplumun sağlığına doğrudan etkisinin yanı sıra, etik olmayan mesleki pratiklerin yarattığı güven krizi, yalnız medyaya değil, medyanın eşik bekçisi sorumluluğuyla aracı olduğu bilime ve değerlere güveni azaltmakta, halk sağlığı kazanımlarını ve müdahalelerinin etkinliğini tehlikeye sokmaktadır. Halk sağlığı perspektifiyle mevcut mevzuatla bilgi düzensizliği mücadelesi, ancak oluşmaya devam eden sorunların kısa süreli tedavisi olabilir. Devletin olumlu edimle toplumun tüm üyelerinin sorumluluklarını yerine getirebileceği ortamı sağlık hakkı-basın özgürlüğü dengesini gözeterek oluşturması; dijital ekosistemdeki paydaşlarla sorumluluklar tanımlanması, oluşturulacak iç-düzenleme ilkeleriyle korunma ve geliştirmeyi önceliklendirmesi önerilmiştir.
Altındağ ilçesinde şartlı sağlık yardımı alan kadınların ve hanehalklarının sosyodemografik ve sağlık düzey profilleri
Bu araştırmada, sosyodemografik ve sağlık özelliklerini değerlendirmek üzere Altındağ ilçesinde Şartlı Sağlık Yardımı (ŞSY) alan 2327 kadından 400'ü rastgele seçilerek telefonla aranmış, 37 soruluk anket uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 23 programı ve WHOAnthroPlus programı kullanılmıştır. Araştırmada hanelerdeki 18 yaşın altında olan çocukların %52,0'ı ŞSY almaktadır. Katılımcılar ŞSY'yi öğrendiği bilgi kaynağını en çok "komşu/arkadaş" olarak belirtmiştir. Katılımcıların hane reisi olduğu hanelerde (n꓿72), hane reisinin katılımcı olmadığı hanelere (n꓿328) göre annelerin çocuğunun sağlıklı büyümesi için yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünme durumu daha yüksektir. Annelerinin beyanına göre ağırlık (n꓿271) ve boy (n꓿91) bilgisi alınan ŞSY alan en küçük çocukların %13'ünün yaşa göre ağırlık z-skoru zayıf ya da çok zayıf, %24,2'sinin yaşa göre boy z-skoru bodur ya da çok bodur düzeyindedir. Yardım alan en küçük çocukların doğum ağırlıkları ortalaması 3110g 'dır. Kendi sağlığını iyi veya çok iyi olarak değerlendiren annelerin %91,5'i çocuklarının sağlığını da iyi veya çok iyi olarak değerlendirmiştir (p<0,001). Katılımcıların %54,7'si hastalandığında ilk başvurduğu kurumun aile sağlığı merkezi olduğunu, %95,5'i aile hekiminden memnun olduğunu belirtmiştir. Aile hekimine gittiğinde zorluk yaşayanların, zorluk yaşamayanlara göre son gebeliğinde sorun yaşama sıklığının anlamlı olarak yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuç birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemini göstermektedir. Çocukların sağlığının iyileştirilmesi için anne sağlığı desteklenmelidir.
Tıp eğitimi halk sağlığı stajında uygulanan aile hekimliği eğitim programına yönelik paydaş görüşleri
Birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi mezuniyet öncesi tıp eğitimi ile ilişkilidir. Bu çalışmada, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. Sınıf Halk Sağlığı stajı kapsamındaki aile hekimliği eğitim programına dair paydaş görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, niteliksel verilere dayalı fenomenolojik olarak planlanıp niceliksel verilerle desteklenmiştir. Haziran 2018 –Ağustos 2019 tarihlerinde uygulanmıştır. Maksimum çeşitlilik sağlanarak 10 intörn ile iki odak grup görüşmesi, 10 akademisyen ve 8 aile hekimi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen nitel verilere içerik analizi uygulanmıştır. Bulguların tanımlanması aşamasında, doğrudan alıntılarla desteklenen veriler bulgular kısmında sunulmuştur. İçerik analizinde ortaya çıkan temalar, dört ana grupta toplanmıştır: Hedefler, programın kapsamı, öğrenme süreci, ölçme-değerlendirme. Hedefler teması kapsamında öne çıkan kodlar; hedeflerin açık ve anlaşılır oluşu, ihtiyaca uygunluğu ve hedeflere ulaşmadır. Programın kapsamı temasında ise; kuramsal dersler ve içeriğin ihtiyaca uygunluğu öne çıkmaktadır. Öğrenme süreci temasında; derse katılım, sahadaki ilişkiler ve saha organizasyonun sağladığı katkı, danışmana ulaşılabilirlik ve sağladığı katkı, hekimlik uygulama dosyası hacmi ve ihtiyaca uygunluğu ve süreci etkileyenler durumlar öne çıkmaktadır. Ölçme-değerlendirme temasında; sözlü ve yazılı geribildirimler, dosya değerlendirmesi, sunumlar ve devam durumu kodları ön plana çıkmıştır. Hedefler konusunda geniş bir uzlaşı olmakla birlikte hedeflerin ihtiyaçlara uygunluğu ve ulaşılması ile ilgili danışmanları "hedeflerin yenilenip geliştirilmesi çabasına açık" olarak tanımlamak mümkündür. Programın kapsamı konusunda öğrenciler ağırlıklı olarak, içeriğin tekrarını eleştirmiştir. Öğrencilerin beklentisi kuramsal yüklemeden çok uygulamaya dönük yöntemlerdir. Öğrenme sürecinde kuramsal dersler için ayrılan süre konusunda paydaşlar uzlaşmaktadır. Kuramsal ders katılım takibi sorunsuz yürümekte ancak saha uygulaması için tüm paydaşlar sorun olduğunu ifade etmektedir. Yeterlilik ölçütlerinin aile hekimleri dâhil olmak üzere tüm paydaşlar tarafından aynı açıklıkta biliniyor ve uygulanıyor olması önemlidir. Danışmanlar ve aile hekimleri, işyüklerinin eğitime katılımlarının önünde önemli bir bariyer oluşturduğunu vurgularken öğrenciler için de TUS'un benzer etkiyi yarattığını ifade etmişlerdir.
Halk sağlığı alanında infografik kullanımı üzerine bir eğitim müdahalesi çalışması
Bu araştırmada sağlık eğitiminde kullanılan görsel araçlar ve bu araçlar arasında yer alan infografiklerin halk sağlığı alanında kullanımı konusunda tıpta halk sağlığı uzmanlık öğrencilerinin bilgilerinin saptanması, eğitim müdahalesi ile infografik kullanım yetkinliklerinin gelişip gelişmediğinin değerlendirilmesinin yanı sıra bir sağlık kurumuna başvuran kişiler arasında infografiklerin metin temelli eğitim içeriğine göre hatırlamaya etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Birinci araştırma, Türkiye'de tıpta halk sağlığı alanında uzmanlık öğrencisi olarak görev yapmakta olan 192 kişi arasında sürdürülmüştür. İnfografik hazırlama konusunda yetkinliği artırmak adına yürütülen eğitim müdahalesine gönüllüler arasından belirlenen 27 kişi katılmıştır. Kendisini infografikler konusunda yetkin veya çok yetkin olarak tanımlayanların düzeyi %11,1'den, %77,7'e yükselmiş (p<0,001) ve hazırlanan infografiklerin %92,5'i kabul edilebilir seviyenin üzerinde puan aldığı görülmüştür. İkinci araştırma Sincan Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran 40-69 yaş arası 160 kadın arasında yürütülmüştür. Katılımcılardan 79 kişiye bilgi puanlarını artırmak amacıyla infografik, 81 kişiye de metin ile müdahale edilmiştir. Yapılan müdahale sonunda, iki grupta da bilgi puanı artmıştır (p<0,001). Bilgi puan artışı katılımcıların, infografik ile müdahale edilen grupta daha fazla olmuştur (p<0,001). Öğrenim durumunun bilgi puan artışına etkisine bakıldığında infografik grubunda değişikliğe sebep olmazken (p=0,212), metin grubunda lise mezunlarında, ilkokul mezunlarına göre daha yüksek artış saptanmıştır. Sonuç olarak, hazırlanan infografiğin bilginin hatırlanabilirliği üzerine etkisi ve metin temelli bilgi kaynağına göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Halk sağlığı uzmanları eğitim alarak doğru kullanımı öğrendiklerinde infografikleri toplum eğitimleri için kullanabilirler. Bununla beraber infografiklerin algılama, davranış değişikliği üzerine etkilerini araştıran çalışmalar yapılmalıdır.
Türkiye'de halk sağlığı anabilim dallarının son on yılda uluslararası literatüre katkısının "Pubmed" veri tabanı üzerinden incelenmesi araştırması
Tanımlayıcı türde yapılmış olan bu araştırmada, Pubmed veri tabanı aracılığı ile ulaşılan ve 2009-2019 yılları arasında Türkiye'deki Halk Sağlığı Anabilim Dalları tarafından üretilen yayınların uluslararası literatüre katkısının incelenmesi amaçlanmıştır. Değerlendirmeler tam metin ve/veya özetler üzerinden yapılmıştır. Makaleler; yayın sayısı, yazarların kurumları, araştırma türleri, çıkar çakışması varlığı, diğer bilim alanları ile ilişkiler, ortak çalışmalar gibi seçilmiş bazı özelliklere göre değerlendirilmiştir. Genel değerlendirmenin ardından; ulaşılan kesitsel tipteki araştırmaların STROBE kriterlerine göre incelenmesi de yapılmıştır. İlk aşamada belirlenen anahtar sözcüklerin kullanımı ile 3350 yayına ulaşılmıştır. Dahil edilme kriterleri ile uyumlu gerçekleştirilen çeşitli aşamalarının ardından 975 yayın araştırma kapsamında incelenmiştir. STROBE kriterlerinin değerlendirildiği makale sayısı ise 246 olmuştur. En sık "tanımlayıcı" türde (n=377, %42,6) çalışmaların yayınlandığı tespit edilmiştir. Yayınların sayılarında yıllar içinde artış olmuştur. Eserler en fazla Türkiye kaynaklı uluslararası dergilerde yayınlanmıştır. Dergilerin çoğunluğunun son iki yıllık etki değerleri 1,5-1,99 arasında değişmektedir. Halk Sağlığı Anabilim Dallarının bağlı bulunduğu tıp fakültelerinin yayınlanan makale sayıları ve anabilim dallarının kuruluşlarından bu güne kadar yıl olarak geçen süre arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. STROBE kriterlerine göre yapılan incelemede bu kontrol listesinin maddelerinin tamamının (%100) yerine getirilmediği saptanmıştır. Türkiye kaynaklı uluslararası yayınların nicelik ve nitelik açısından gelişim içinde olmasına rağmen, gelişmelerin hızında artışa gereksinim bulunmaktadır.
Pandemi sürecinde belediyelerin bir iletişim aracı olarak Twıtter kullanımı: Mersin örneği
Korona virüs pandemisi kısa süre içerisinde tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de etkisi altına aldı. Yeni olması, vatandaşlar tarafından yeterince bilinmemesi ve dolayısıyla halkın korunma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmaması virüsün daha hızlı yayılmasına neden olurken, virüs hakkında üretilen yanlış bilgilerin sosyal medya araçlarıyla geniş kitlelere ulaşması halk sağlığını olumsuz etkiledi. Bu da bireylerin doğru ve güvenilir bilgiye hızlı bir şekilde ulaşabilmesi ihtiyacını doğurdu. Halka en yakın yerel yönetim birimleri olan belediyelerin pandemi sürecinde bilgi kirliliğinin önüne geçmek, uzmanlar tarafından açıklanan virüsten korunma yöntemlerini halka duyurmak ve virüse karşı bireysel farkındalığı arttırmak üzere sosyal medya hesaplarını etkili bir şekilde kullanmaları gerekliliği önem kazandı. Bu kapsamda tezde, belediyelerin pandemi sürecinde sosyal medya hesaplarından Twitter'ı hangi şekilde kullandıkları analiz edilmiştir. İncelemeye dahil edilen belediyelerin, elde edilen veriler ışığında Twitter hesaplarını korona virüsünün yayılmasını önlenmek amacıyla yeterince kullanmadıkları bu hesaplarını daha çok faaliyetlerini vatandaşlara duyurmak için kullandıkları değerlendirilmiştir.
İş sağlığı okuryazarlığı, psikolojik rahatlık ve kapsamlı iş gereksinimlerinin, güvenlik iklimi ile ilişkisi
Bu araştırma sağlık çalışanlarında iş sağlığı okuryazarlığı, psikolojik rahatlık ve kapsamlı iş gereksinimlerinin güvenlik iklimi ile ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tipteki çalışma Mart 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında Balıkesir kent merkezindeki bir kamu hastanesinde Helsinki Deklarasyonuna uygun olarak yürütüldü. Örnek büyüklüğü, Epi Info 7.2. programında, 3813 kişilik evrende, %95 güven düzeyinde, %50 prevalans, %3 sapma ile 834 hesaplanmış olup 850 kişiye tabakalı örnekleme yöntemiyle ulaşıldı. Araştırmanın bağımlı değişkeni Güvenlik İklimi düzeyidir. Tek değişkenli analizlerde t testi, ANOVA (posthoc:Tukey HSD), ileri analizlerde lineer regresyon analizi kullanıldı. Katılımcıların Güvenlik İklimi Ölçeği puanı 60.96±12.45, İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği puanı 83.99±12.86, Psikolojik Rahatlık Ölçeği puanı 23.56±4.46, Kapsamlı İş Gereksinimleri Ölçeği puanı 3.51±0.65'tir. Lineer regresyon analizi sonucunda Güvenlik İklimi Ölçeği puanı mesleği sağlık / destek personeli olan kişilerde (β=0.861; %95 GA 0.08; 1.64), iş sağlığı güvenliği bilgilerine medya ve arkadaşlar aracılığıyla ulaşanlarda (β=4.220; %95 GA 2.47; 5.96), istatistiksel anlamlı düşüktür. Bulunulan birimdeki çalışma süresi arttıkça (β= -0.287; %95 GA -0.45; -0.12), iş gereksinimlerinin karşılanması azaldıkça (β=0.116; %95 GA 0.08; 0.14), iş sağlığı okuryazarlığı azaldıkça (β=0.226; %95 GA 0.16; 0.28), psikolojik rahatlık azaldıkça (β=0.590; %95 GA 0.41; 0.76), kapsamlı iş gereksinimleri azaldıkça (β=1.810; %95 GA 0.67; 2.94), Güvenlik İklimi Ölçeği puanı azalmaktadır (R2=0.310, Adj. R2=0.304, F=53.963, p=0.000, Durbin-Watson=2.056). Araştırmada İş Sağlığı Okuryazarlığı, Psikolojik Rahatlık, Kapsamlı İş Gereksinimleri iyi düzeyde, Güvenlik İklimi orta düzeyde bulunmuştur. Çalışanların iş güvenliğini iklimlerini geliştirmede iş sağlığı okuryazarlıklarının, psikolojik rahatlıklarının, iş gereksinimlerinin artırılması önerilmektedir.
Denizli il merkezindeki kadınlarda postpartum depresyon sıklığı ve etkileyen faktörler
Giriş ve Amaç: Kadın için önemli birçok biyolojik değişimin yaşandığı postpartum dönem, hem psikolojik hem de sosyal açıdan farklılıkların gözlemlendiği komplike bir yaşam dönemidir. Bu dönemin ilk 6 ayı hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileyen postpartum depresyon açısından yüksek risklidir. Bu sebeple de tüm dünya için önemli bir halk sağlığı sorunudur. Aile sağlığı merkezlerinde yapılacak öz bildirim ölçekleri sayesinde riski saptanarak, önlem alınabilmektedir. Bu çalışmanın amacı Denizli il merkezindeki kadınlarda postpartum depresyon sıklığını ve postpartum depresyon belirtisi ile ilişkili faktörlerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırmaya 15 Ağustos 2022-15 Ağustos 2023 tarihleri arasında Denizli il merkezinden seçilen 8 aile sağlığı merkezine başvuran gönüllü 150 kadın katıldı. Katılımcılardan yazılı onam alındıktan sonra sosyo-demografik verileri içeren anket formu ve Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları mevcut olan Doğum Sonrası Depresyon Tarama Ölçeği yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Tanımlayıcı bulgular sayı, yüzde ve ortalama veya ortanca değerler ile sunulmuştur. Bağımlı değişken ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişki ki-kare ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmişti Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların yaş ortalamaları 31,80±4,11 yıl ve doğum sonrası ortalama ayları 3,30±1,53 idi. Doğum Sonrası Depresyon Tarama Ölçeği'nden alınan en düşük puan 36, en yüksek puan 71 ve toplam puan ortalaması 49,09±7,62 olarak saptandı. Ve Doğum Sonrası Depresyon Tarama Ölçeği'ne göre postpartum depresyon sıklığı %20 olarak bulunmuştur. Plansız gebelik, doğum sonrası bebeğin sağlık sorunu yaşaması, bebeğin uyku problemlerinin olması ve annenin aile büyükleriyle sorun yaşaması postpartum depresyon açısından risk faktörü olarak belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda postpartum depresyon sıklığı %20 olarak saptanmıştır. Planlamadan gebe kalan, bebeğinde uyku problemi olduğunu düşünen, bebeğinin sağlık sorunları olan ve aile büyükleriyle sorunlar yaşadığını ifade eden kadınlarda postpartum depresyon riskinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Taramalar sayesinde postpartum depresyon tanısının erken saptanması, uygun tedavinin seçilmesi ve psikososyal desteğe erkenden ulaşabilmesi çok önemlidir. Bu sayede hastalığın anne, bebek ve aile üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçilebilir. Gelecekte yapılacak olan çalışmalarda önleme ve erken teşhis açısından postpartum depresyonu etkileyen sosyo-demografik, biyolojik ve kültürel faktörlerin daha kapsamlı olarak araştırılması önerilir.