Söylem

Bu konu başlığı altında 166 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir söylem inşası olarak Kuşak ve Yol girişimi: Eleştirel jeopolitik bir analiz

Bu tez 2013 yılında Çin hükümeti tarafından ortaya konulan Kuşak ve Yol Girişimi'ni eleştirel jeopolitik teori çerçevesinde ele almaktadır. Jeopolitik bilginin esasında bir söylem olduğuna ilişkin eleştirel jeopolitik varsayımı temel alarak bu tez, Kuşak ve Yol Girişimi'ne yönelik bugüne dek Çin siyasi seçkinlerinin ve Çin üniversiteleriyle ilişkili akademisyenlerin ürettikleri söylemleri analiz etmektedir. Tezin üç temel argümanı bulunmaktadır. Öncelikle, jeopolitik bilgi nesnel ve tarafsız değil, belirli aktörlerin çıkarlarına hizmet eden söylemlerdir. Dolayısıyla Kuşak ve Yol Girişimi'ni tasvir etmek üzere Çin hükümeti ve akademyası tarafından üretilen bilgi, esasında, Çin'in çıkarlarına hizmet edecek biçimde inşa edilmektedir. İkinci olarak Çin'de yer alan mevcut üniversite yapılanması devletin akademya üzerinde etki kurmasını sağlayacak biçimdedir ve bu nedenle iktidar ile akademya bilgi üretim sürecinde birbirlerini etkilemektedir. Üçüncüsü, Kuşak ve Yol Girişimi'ne ilişkin Çin resmi makamları ve akademyası tarafından üretilen jeopolitik söylem birbirlerini tamamlayıcı niteliktedir. Bir diğer deyişle, Çin hükümeti Kuşak ve Yol Girişimi'ni söylemsel olarak inşa ederken Çin akademyasını bilgi üretme sürecini etkilemek suretiyle kendi söylemini doğallaştırmak üzere kullanmaktadır. Bu tez Çin resmi makamlarının ve Çin akademyasında yer alan akademisyenlerin ürettikleri söylemleri analiz ederek Kuşak ve Yol Girişimi'nin nasıl bir jeopolitik özne olarak tasvir edildiğini ve iktidar ile akademya arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Eleştirel jeopolitikJeopolitikKuşak ve Yol İnisiyatifi+3
Adil Batuhan Aktaş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir jeopolitik alan olarak uzay: Klasik ve eleştirel jeopolitik bir bakış

21. yüzyıl modern dünyasının temelini oluşturan uzay ve uydular özellikle son yıllarda farklı aktörlerin de faaliyet gösterdiği son derece kompleks bir alan halini almıştır. Siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal ve çevresel birçok sektör için son derece gerekli kaynakları bünyesinde barındıran uzay alanı, çok yönlü bir yaklaşım çerçevesinde incelenmesi gereken kapsamlı bir konudur. Bu çalışmada uzayın jeopolitik bir alan olduğu hipotezini temel alarak bu alanın nasıl belirlendiğini klasik ve eleştirel jeopolitik yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilecektir. Klasik jeopolitik yaklaşımların uzayı dünya üzerindeki rekabetin – kara, deniz ve havadan sonra – dördüncü boyutu olarak gören alansallaştırmasının aksine, çalışma eleştirel jeopolitik yaklaşımların klasik kurama getirdiği beş konu başlığı olan devlet mitinin eleştirisi, alansallaştırma, sınır mitinin eleştirisi, söylemsel tekilliğin eleştirisi ve bilgi-iktidar yaklaşımı çerçevesinde uzayın çok aktörlü, muğlak sınırları olan sui generis bir alan olduğunu iddia etmektedir.

Eleştirel jeopolitikGüvenlikJeopolitik+4
Uğurcan Akın
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Deconstructing Japan's foreign and security policy transformation: Patterns of change and continuity

Based on the presumption that Japan's defense strategy has changed considerably since the end of the Cold War, this thesis explains Japan's rationale for the transformation of its foreign and security policies by using discourse analysis as its method. Due to the deterioration of the security environment surrounding Japan, the Japanese government has improved Japan's military capabilities and formed the Free and Open Indo-Pacific (FOIP) to maintain the rules-based international order. Through the investigation of primary documents and policy statements of political figures, firstly, the thesis aims to show that Japan has made security reforms in response to growing security threats emanating from aggressive powers, which can be best understood with the Balance of Threat theory. On the other hand, while certain aspects of Japan's defense posture can be understood within the framework of Realism, there are also norm-based, inclusive elements in Japan's FOIP that Realist theory falls short of explaining. To that end, secondly, the thesis aims to reveal that the FOIP is inherently consistent with the concept of Security Community as a premise of Constructivism. In the end, through identifying the change in Japan's foreign and security policy as gradual, the thesis aims to demonstrate the consistency rooted in Japan's foreign and security policy discourse.

Security policiesSecurity communityIndo-Pacific+7
Ayşe Gülser Darendeli
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Discourse and identity in Louis De Bernieres' Novel Birds Without Wings

The aim of this present thesis is to discuss the concept of identity in a discursive perspective in Louis De Bernieres' Birds Without Wings. Identity concept is studied on in six chapters to observe the construction and deconstruction processes of identity formation based on the related identity theories. In the first chapter the focus is on the individual identities in relation to the narrative technique applied in the novel. In the second chapter, social construction of identity, its reflections on society and social structures are discussed. The third chapter focuses on the reflections of religious identities on individual and social levels with reference to religious characters in the novel. Chapter four deals with dislocation of identities or exiled identities with reference to the event of exchange of populations of Turks and Greeks being one of the central themes in the novel. In the fifth chapter sexual identity is discussed under the concepts of gender and gender roles mostly on the social level with reference to inter-relationships and the last chapter took the concepts of disidentification and non-identity with reference to some isolated, marginalized selves as characters in the novel. As a study of identity focusing on the artificial shaping and reshaping of its structures and types in the postmodern novel Birds Without Wings written with a general attitude to make the existing multiplicities visible with the narrative technique employed by the author, identity concept, identity construction and deconstruction are aimed to be examined to discuss the awareness and effects of change, transformation, fluidity and instability of human identity in individual and social structures within a discursive frame. Key words: Identity, Discourse, Individual identity, Social identity, Religious identity, Gender identity, Exiled identity, Disidentification

Bernieres, Louis deIdentityNovel+3
Evla Yürükler
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de cinsiyet eşitliği söylemi ve uygulamaları: Karşılaştırmalı analiz

Toplumsal cinsiyet, insanların oluşturduğu ilk topluluk yapısından günümüze kadar varlığını sürdürmekte olan, cinsiyetlere kültür ve inançların etkisiyle yüklenen anlam, değer ve roller bütünüdür. Bu roller her ne kadar her iki cinse birden çeşitli davranış kalıpları atfetse de bundan daha olumsuz etkilenen cins genellikle kadınlar olmuştur. Cinsiyet eşitsizliğine maruz kalan kadınlar 19. yüzyılda feminizm akımı ile seslerini duyurmayı başarmışlardır. Ülkeler 20. yüzyılda cinsiyet eşitliği adına çeşitli uluslararası antlaşmalar imzalamaya ve birçok uygulamayı hayata geçirmeye başlamışlardır. Ülkemizde toplumsal cinsiyet algısı kendini kadına karşı şiddet, namus, namus cinayetleri, cam tavan gibi çeşitli şekillerde göstermektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yoğunlukta yaşanan cinsiyet eşitsizlikleri ise feodal ilişkilerin tasfiye edilememesi ve moderniteye entegre olunamamasının bir sonucudur. Bu tezde öncelikle toplumsal cinsiyet olgusununun tarihsel gelişimi ile Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık olarak yayınladığı Küresel Cinsiyet Eşitliği Farkı Raporu'nda ilk 4 sırada yer alan İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç ile Türkiye'nin toplumsal cinsiyet eşitliği adına yaptıkları kanun ve uygulamalar incelenecektir. Ardından Türkiye'de cinsiyet eşitliği söylemi, eğitim ve iş alanında cinsiyet eşitliğinin durumu tartışılacak ve son olarak ise "Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliği mümkün mü?" sorusuna yanıt aranacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Türkiye'de Söylem

CinsiyetKadın-erkek eşitliğiKarşılaştırmalı analiz+2
Tuğçe Artar
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş siyaset teorisinde kimlik ve popülizm

Kavramsal olarak 'siyaset' ile 'siyasal' arasındaki fark, çağdaş siyaset teorisinde popülizmi anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Siyasal olanı popülizmin adı olarak düşünmek, Laclau'nun siyasal düşüncesinde antagonizmayı, hegemonyayı ve kimliği düşünmektir. Negatifliğe, olumsallığa ve antagonizmaya dayanan Laclau'nun popülizm kavramı, siyasal olanın tanımlayıcı özelliğidir. Kavram, ontik ve ontolojik arasındaki sol-Heideggerci ontolojik farklılığa dayanmaktadır ve Oliver Marchart'ın Laclau'nun siyasal akıl yürütmesinden yola çıkan post-temelci politik düşüncesindeki siyaset ile siyasal olan arasındaki siyasal farklılığı yansıtmaktadır. Bu açıdan popülizm, siyasal mantığı açıklar ve bu araştırma sırasında da gösterildiği gibi, mantığı hem antagonizma anlamında siyasal olana hem de kimlik anlamında hegemonya teorisine doğru birleştirir. Post-temelci siyasal düşüncede farklılığı ve kimliği tanımlaması ve daha genel anlamda demokrasi teorisindeki güncel tartışmaları toplumsal hareketlerle ilişkileri üzerinden anlamlandırması nedeniyle popülizm kavramı, bu tez için ayırt edici nitelikte önemdedir. Tez boyunca toplumsal hareketler konusu Marchart'ın teorik yaklaşımı bağlamında radikal demokrasiyle ilişkilendirilerek daha kapsamlı hale getirilmektedir. Bu bağlamda bu tezin amacı, Laclau'nun popülizm teorisinin bazı temel kavramlarını toplumsal hareketler açısından sorgulayan ve geliştiren bütünleşik bir yaklaşım sunmaktır.

PopülizmPost-temelcilikSiyasal akımlar+7
Duygu Karabulut
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

1945-1960 döneminde Türkiye'de İslami canlanış: Dergiler ve söylemler

Cumhuriyet Dönemi Türk düşünce tarihine katkı sağlaması umulan bu doktora tezinin amacı, 1945-1960 yılları arasındaki İslami canlanma atmosferinde kendilerini millî ve dinî değerler üzerinden tanımlayan ve kendileri için zaman zaman dindar-milliyetçi ya da mukaddesatçı isimlendirmelerini kullanmış bir grup dergi ve aktörün ürettikleri milliyetçi ve maneviyatçı içeriği analiz etmek ve bu içeriği besleyen unsurlar üzerinde argümanlar oluşturmaktır. İslam düşüncesinin 1960 sonrasında tercüme hareketleri ile kazandığı evrensel çizgisinden farklı olarak 1945-1960 arasında milliyetçilik ile ne şekilde iç içe geçtiği bu tezin cevabını aradığı sorulardan biridir. Diğer yandan "maneviyatçılık" gibi genel bir başlığın altında hangi alt başlıkların yer aldığı sorusu da cevabı aranacak diğer bir problematiği oluşturmaktadır. Bu çerçevede ele alınan on beş periyodik yayın hakkında ansiklopedik bilgiler, yazar kadrosu ve milliyetçi-maneviyatçı yönelimlerinin analizi tezin güzergâhını belirlemiştir. Çalışmada geniş bir dergi arşiv taramasının yanı sıra Cumhuriyet Arşivi, Meclis tutanakları, kanun maddeleri ve anılardan da faydalanılmıştır. Çalışmada doküman analizi metodu ve yer yer niceliksel bir çizgi takip edilmiştir. Öncelikle konu kapsamına alınabilecek yazılar tespit edilmiştir. Bir yandan dergilerde görülen milliyetçilik türü analiz edilirken diğer yandan bu görüşleri serdeden başlıca yayınlar ve aktörlerin genel profilleri çıkarılmıştır. Bu resim ortaya çıkarılırken tasvirî olmakla yetinilmeyip dergilerin milliyetçi ve maneviyatçı tonunu belirleyen nedenler sorgulanmıştır. Milliyetçiliği besleyen muhtemel nedenler arasında dönemin aydınlarının dinî içerikli bir milliyetçiliği doğal bir biçimde kimliklerinin bir parçası olarak görmeleri ve dönemin komünizm karşıtlığı gibi hususlar gözlenmektedir. Maneviyatçı söylemlerinin arkasında ise dönemin bir önceki dönem İslamcılık düşüncesinden farklı olarak "devleti kurtarmak" değil "bireyi kurtarmak" dönemi oluşu ve dergiyi çıkaran kişilerin felsefi ve tasavvufi yönelimleri rol oynamış görünmektedir. Mukaddesatçı olarak nitelenen bu grup şüphesiz kendi içinde farklılıklar barındırmaktadır. Bu çalışmada önemli görüş farklılıkları göz ardı edilmeden, ortak tema ve yaklaşımları olarak milliyetçilik ve maneviyatçılık başlıkları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: İslami canlanma, Çok Partili Dönem, mukaddesatçılık, İslamcılık, Türk milliyetçiliği, maneviyatçılık, komünizm karşıtlığı.

DergilerKomünizmManeviyat+6
Canan Özkılıç Cebeci
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mevlana'nın yapıtlarında cinsiyet kültürü

Türk-İslam kültürünün en çarpıcı açmazlarından biri de cinsiyet kültürüne ilişkin konularda geçmiş kuşaklardan devralınan değerlerin eleştiri süzgecinden geçiril(e)meyişi olabilir. Böylesine bir eleştiri, öncelikle tartışmanın kültürel köklerini geleneksel yapıtlara götürmekle, bu yapıtlara yeni bakabilmekle olanaklı olabilir. Yeni bakabilme, bir anlamıyla alışılagelen bakışların dışına çıkıp yeni düşünme yolları açabilme, farklı anlama tarzları yakalayabilme, dayatılan düşüncelerin ötesine geçebilmektir. Bu tez, 13. yüzyılın büyük sufilerinden biri olan Mevlana Celaleddin Rumi gibi yüzyıllar boyunca Anadolu'da yaşama, anlama, duyma kültürü oluşturmuş zirve bir şahsiyetin yapıtları üzerinden cinsiyet kültürüne yeniden bakabilme olanağı sağlayabilir. Çünkü Mevlana'nın yapıtları, belleklere kazınan öğretilerle, zihinlere işlenen buyruklarla, dayatılan imgelerle dişilerin ve erkeklerin benliklerinin nasıl imal edildiğine ilişkin önemli ipuçları taşıyabilir. 13. yüzyıla ait yapıtlar üzerinden cinsiyet kültürünü tartışmanın geçmişe ait olduğunu söylemek yeterli değildir. Dişilerin ve erkeklerin sorunlarını tüm karmaşıklığı içinde kavramak, bu sorunların yeni biçimler altında tekrar ortaya çıkmasını önlemek için sorunların kökenleri açıklanabilir, kültürdeki yeri araştırılabilir. Elbette, geçmişi şimdiye taşıyıp çağaşımsal/anakronik yüklemelerle Mevlana'yı yargılamak gibi bir amaç olamaz. Ne var ki Mevlana'nın yapıtlarındaki cinsiyet kültürünü ortaya çıkarıp serimlemek, buralarda olanları göstermek, tartışmak için böylesine bir çalışma kaçınılmazdır. Diğer bilim alanlarında olduğu gibi, halkbilim alanında da Mevlana'da cinsiyet kültürüne ilişkin bir çalışmaya rastlanmamakla birlikte, "kadın" konulu çalışmalar bulunmaktadır. Bunlar, "Mevlana ve Kadın" başlığı altında, "Mevlana kadınlara çok değer vermiştir," biçiminde özetlenebilecek çalışmalardır. Mevlana'nın beş yapıtı bulunmaktadır: Mesnevi, Divan-ı Kebir; Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba ve Mektuplar. Bu yapıtlarından hareketle, bu tezde, cinsiyet kültürü üç ayrı biçimde ele alınmaktadır. (i). İslam'i ve tasavvufi yapıtlarda cinsiyet kültürüne nasıl bakılmaktadır? (ii). Mevlana, yapıtlarında ne söylemekte, söylediklerini nasıl söylemektedir? (iii). Mevlana'nın söyledikleri günümüze nasıl taşınmaktadır? Bu tezde, Mevlana'nın yapıtlarında cinsiyet kültürü, "kadın" bakış açısıyla değil, dişilci/feminist duruşla ele alınmaktadır. Dişilcilikten/Feminizmden öğrendiklerimizle Mevlana'nın yapıtlarına baktığımızda, yapıtların tanıklıkları, şimdiye kadar bildiklerimizi çürütecek niteliktedir. Mevlana'nın yapıtlarındaki cinsiyet ayrımının ayral/istisnai ve ikincil öğeler değil, yaşantısından yapıtlarına yansıyan temel bir ilişki biçimi olduğu söylenebilir.

CinsiyetKadınlarMevlana Celaleddin-i Rumi+3
Yıldız Işık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

The de(con)struction of the man-made language and ideology through female sexuality and textuality in the novels of Virginia Woolf and Erendiz atasü

Language, which is simply defined as the system of words or signs shared by a group of people to communicate and express thoughts, has always played an active and dominant role in creating a subjugated and subservient life for women. In this limited life, civilization is patriarchal, history is HIStory, literature is phallocentric and language is man-made. In order to break the chain of vicious circle, forcing them being the inferior 'others' of men, women seek the ways of de(con)structing all the fixed and the hierarchical structures of male discourse and its man-made language. Among those women are Virginia Woolf and Erendiz Atasü, who assert that women can transcend all patriarchal boundaries between body/mind, female/male and self/other through the 'all-encompassing female language', which enables a non-phallocentric 'feminine writing' practice. Depending on the similar concerns of women/women writers about the man-made language that constructs the rigid patriarchal norms, this study, first, puts forward how phallocentric ideology both affects women and how it is challenged by women's writing. Then, basing its argument on the theories of post-structuralist feminism, it analyzes the feminine texts written by Woolf and Atasü, who live in quite different periods and societies that have various philosophic, religious and cultural practices, in order to find out if the 'female language' shares common features despite all these boundaries. The comparative analysis of the two writers reveals that the female language challenges the speech governed by the phallus and brings down phallocentric discourse by writing the pleasures of female body, which are fluid, multiple, diverse and nonhierarchical. Thus, by liberating female body and experiences from the control and authority of the man-made language and ideologies, this new poetic language de(con)structs the distance between 'body and mind' and achieves 'wholeness' by moving beyond the fixed confines of sexual differences. With this all-encompassing unity, Virginia Woolf and Erendiz Atasü validate the possibility of creating a new world built on a true diversity and culture, where all sexes and genders will be equal. As a result, 'the female language' is proved to be offering an egalitarian basis for all humans, not just for women, by de(con)structing the patriarchally constructed gender roles.

PatriarchalAtasü, ErendizSexuality+7
Muzaffer Derya Subaşı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki nevruz: 1992- 2013 Nevruz kutlamalarının Türkiye medyasında yansımalarının karşılaştırılması

Türkiye'de Nevruz/Newroz kutlamaları siyasi bir önem taşımaktadır. Özellikle 1990'lı yıllardan sonra Nevruz/Newroz, bahar bayramı olmasının yanı sıra Kürt halkının kimlik mücadelesi ve ulus inşa sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Nevruz/Newroz bayramlarının ve bu bayramı kutlayanların farklı tarihsel dönemlerde ve farklı ideolojilere sahip medya organlarınca temsilleri, farklılık göstermektedir. 1992 yılında meydana gelen Cizre Nevruz'u bazı medya organlarınca medyada "ayaklanma" ve "bölücü terör eylemleri" olarak duyurulurken bazılarında "devlet terörü" olarak nitelenmiştir. Aynı medya organları 2013 yılında ise Nevruz /Newroz bayramını, "barış ve kardeşliğe" işaret eden yeni bir dönem olarak haberleştirmiştir. Farklı tarihsel dönemlerde Nevruz/Newroz kutlamalarının gazetlerde nasıl temsil edildiği sorusundan hareketle tezde temelde iki döneme odaklanılmıştır. Bu çerçevede 1992 Cizre ve 2013 Diyarbakır'da kutlanan Nevruz/Newroz kutlamalarının medyada nasıl temsil edildiği Hürriyet, Türkiye ve Yeni Ülke/ Özgür Gündem gazetelerinde Teu van Dijk'ın söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. 21 Mart 1992 Cizre Nevruz/Newroz'u ile 21 Mart 2013 Diyarbakır Nevruz/Newroz'unun, Hürriyet, Türkiye ve Yeni Ülke/ Özgür Gündem gazetelerinde 4 gün süre ile nasıl haberleştirildiği/ temsil edildiği söylem analizi ile incelenmiş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır: 1. Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinin haberlerinde resmi devlet söylemi etkili olmuştur. 2. Haberlerde Nevruz/Newroz gerek Türk, gerekse Kürt kimliğinin yeniden üretilmesinde referans olarak kullanılmıştır. 3. Hüriyet ve Türkiye Gazetelerinin haber söylemlerinde Nevruz/Newroz Türk milliyetçi bir çerçevede, Özgür Gündem (Yeni Ülke) gazetesi haber söylemlerinde ise Kürt milliyetçi bir çerçevede tanımlanmıştır. 4. Hürriyet ve Türkiye gazeteleri haber söylemlerinde biz/ öteki karşıtlığı kurularak, "biz" Türk'lere karşı Kürt kimliği "ötekileştirilmiştir". Bu inceleme çerçevesinde iki Nevruz/Newroz 'un temsilinde dönemin hükümetinin Kürt sorununa ilişkin yaklaşımlarındaki farklılık medya söylemlerinde de etkili olmuştur. Devletin/egemen ideolojinin belirleyicisi olduğu, medya kurumlarının, var olan "gerçeği" sahip oldukları ideolojilere göre yeniden kurdukları ortaya çıkmıştır

GazetelerMedyaNevruz+4
Esra Aydın
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni toplumsal hareketler bağlamında yazılı basında değişen işçi kimliği

Bu araştırmada "Yazılı Basında Değişen İşçi Kimliği" "Yeni Toplumsal Hareketler" bağlamında ele alınmıştır. Eski ve Yeni Toplumsal Hareket kavramları açıklanarak belirlenen gazeteler incelenmiş ve işçi kimliğinin haberleştirilmesinde değişim yaşanmış mıdır? Sorusuna cevap aranmıştır. Çalışmada Van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntem olarak kullanılmıştır. 2002 – 2012 yılları arasında Cumhuriyet ve Yeni Şafak gazetelerinin 30 Nisan, 1 Mayıs ve 2 Mayıs tarihli sayıları belirlenen kriterlere göre incelenmiştir.Yazılı basında işçi kimliğinin sunumunun, yeni toplumsal hareketlerin ortaya çıkışıyla birlikte değiştiği dile getirilmiştir. Bu değişimin üretilen haberlerde görüldüğü iddia edilmiştir. Çalışma sonunda incelen gazetelerde işçi kimliği haberleştirilirken işçi kimliğindeki ve işçi taleplerindeki değişimin tam olarak okunamadığı sonucuna varılmıştır. Dünya genelinde etkisi her geçen gün artan "Yeni Toplumsal Hareketlerin" işçi kimliğini eksenli muhalefeti de değiştirdiği gerçeğinin tam olarak anlaşılmadığı sonucuna varılmıştır. İncelenen gazetelerin "İşçi Kimliği" ni kendi yayın politikaları içinde araçsallaştırdıkları sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Sınıf, Toplumsal Hareket, Kimlik, Söylem

BasınKimlikKimlik algısı+6
Sinan Akca
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki rahip cinayetlerinin yazılı basında nefret söylemi açısından incelenmesi

Bu çalışmada yazılı basında yer alan haber metinleri ve köşe yazıları nefret söylemi bağlamında incelenerek nefret söyleminin ideolojik bir aygıt olan medya aracılığıyla toplum içerisinde meşru bir zemin kazanarak normalleşmesi süreci üzerinde durulmuştur. Türkiye'de işlenen dini temelli iki nefret suçunun yazılı basında yansıtılışı nefret söylemi açısından irdelenerek söylem ve ideoloji arasındaki ilişkinin somutlaştırılması çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda 2006 yılında işlenen Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayeti ve 2010 yılında İskenderun'da işlenen Rahip Padovese cinayetine ait haber ve köşe yazılarının farklı ideolojilere sahip gazeteler baz alınarak nefret söylemi açısından incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan rahip cinayetlerinin ardından iki haftalık süre içerisinde cinayetlerle ilgili gazetelerde yer alan haber metinleri ve köşe yazıları Hürriyet, Anadolu'da Vakit, BirGün ve Agos gazeteleri baz alınarak nefret söylemi açısından içerik ve söylem analizi kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlarda ideolojik duruşlarına göre seçilen dört gazetenin içerisinde yer alan haber metinleri ve köşe yazılarında kullanılan söylemin gazetenin bağlı olduğu ideoloji ve benimsediği değerler doğrultusunda olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nefret Suçu, Rahip Cinayetleri, Medya ve Nefret Söylemi, Söylem ve İdeoloji

CinayetDin adamlarıGazeteler+7
Süheyla Başak Görgün
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Siyasi söylem ve araçsallaştırma: Kemalizm ve İslamcılık'ta idealize edilen kadın imgeleri

This thesis aims to evaluate the post-1980 hegemonic strugglewithin Turkey in the context of Islamist-Kemalist polarization through examining the idealized female images of these two groups. Women has been instrumentalized as a carrier and token of Republican ideals ever since the foundation of the Republic in the 1920s. I aim to investigate how the ideal Kemalist female image and the ideal Muslim/Islamist female image have been instrumentalized in the post-1980 period and in what ways the instrumentalization of these images have not remainedsolely as signifiers of group ideals but have also been used for the social exclusion of women refusing to conform to these ideals through discourse and oppression, as it happened in the case of the headscarf ban. Islamist groups' – which have risen in terms of visibility and political activism in the post-1980 period – idealization of Muslim/Islamist women as an example of "true Islam"and as the means to challenge secularism and the top-down imposition of Kemalist modernity is examined. It is argued that, despite their notable differences, the Kemalist and Islamist discourses' have internalized and reflected similar traditional-patriarchal patterns of behavior in their treatment of women. How these idealized female images are utilized not only in treatment of out-group women but also used in in-group challenges as well and the importance of overcoming these bidirectional exclusion practices are addressed.

Head coveringWomen policiesKemalism+6
Zeynep Aydın
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Müslüman kadınların deneyimlerinde mekânın ve duyguların rolü: Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE)

This thesis examines how "Muslim women" in Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE), which is regarded as a pioneer association in the process of Muslim women's activities in Turkey, define and give meaning to their experiences through the debates of Islamism and the public sphere in Turkey. It is revealed that although their main motivation and reference sources are Islam, women reject "Islamist" discourse attributed to them for the reason they find it political and also believe that their activities have meaning beyond any discourse, hence define themselves as just "Muslim women". This thesis also reveals the meaning and role of space and emotions in the activities of women. It is argued that for Muslim women, being in action which is regarded as a necessity in Islam, requires a space understanding beyond public/private dichotomy. While space is seen as a tool for carrying out their actions, at the same time as a historical madrasa building it corresponds to a representational space where Islamic practices are fulfilled and the understanding of waqf is maintained. In addition, it is claimed that this association is the embodiment form of women's emotions that encompass their actions and play a crucial role together with affective atmosphere that is created through certain objects and subjects. For this thesis, a fieldwork is conducted including in-depth interviews, focus groups, and participant observations. Moreover, the content analysis of the Şadırvan Journal which was published in the first years of the association, and the analysis of other written and visual materials are included.

AssociationsReligious sociologyWomen+5
Nesibe Demir
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Current identity crisis in Pakistan; A clash of western interest and national identity discourse

The purpose of this study is to investigate the connection among identity crisis, regional and global power structure. The ultimate instinct of any state around the globe is survival, which is impossible without having a well-integrated society. National identity is one of the inevitable factors, playing the role of keeping people integrated within a nation state. It brings them together in the face of internal and external threats. There is a widespread understanding that, today identity crisis is one of the core problems of Pakistan due to a conflict of preferences between national interests and Western interests. While facing the worst identity crisis in contemporary times, the society, at large, is widely fragmented. The sole notion having the potential to give the essence of unity across different ethnic and linguistic groups in Pakistan is the "Muslim identity" of all varying groups. According to statistical data, the percentage of Muslim population in Pakistan is around 95-98%. Consequently, in Pakistan, the state has been valuing Islam to play the role of keeping the masses integrated and unified, until the 9/11/2001 incident. After the American invasion in Afghanistan, in response to 9/11 attacks, Pakistan, as a state, took a row back from its religion based national discourse giving rise to the problem of identity crisis across the country as well as across the globe. Resultantly, the state has failed to play its role to give a substitute idea of unity to its people rendering a more chaotic environment in external as well as internal affairs of the country.

Religious identityIdentityİdentity crisis+7
Hammad Sıddıque
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Ideology and discourse in cinema: The war of images between Algeria and France

Cinema, history, and politics have a dynamic relation; they are related and intertwined fields. The documentary film, in particular, is an essential historical tool for documenting the political events of countries. For instance, Algeria relied on documentary films to support the popular liberation revolution. Therefore it used cinema to represent the cause and condemn French colonialism by documenting its repression and crimes committed against a people calling for self-determination and independence. The National Liberation Front used Algerian cinema as counter-propaganda against French propaganda films. Algerian films, in turn, refuted the French allegations and decreased their credibility, which undermined its foreign policy and its image in front of the world. These two countries' films remained a witness to the intensity of the conflict and the ferocity of war between the two parties, each side trying to prove its positions and ideologies through cinema. This thesis is based on "Qualitative analysis Research" to examine and analyze the Ideology and discourse in cinema by discussing the crucial historical period in French and Algerian history. The years between 1954-1962 have witnessed brutal events, known as "The Algerian liberation war" or "The Algerian revolution," that remained for decades as a war without a name, unrecognized by the French authorities. This study relies on the approach of "critical discourse analysis" and content analysis methodology in analyzing both the Algerian film and the French film produced in the period of war to compare the opposite ideologies, and the political discourse addressed through cinema by the two countries. Furthermore, studying and analyzing these films is crucial to understand their impact on the people, the turn of events, and history in general and shedding light on how the same issue could be cinematically represented in totally different ways. Keywords: Critical discourse, Ideology, cinema, Algerian war, French Colonialism.

AlgeriaAlgeria cinemaLiterary discourse+6
Roumaıssa Ferdjanı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Popülist söylem aracı olarak sosyal medya: 2019 Yerel Seçimlerinde belediye başkan adaylarının twitter kullanımları

21.yüzyılda yükselişe geçen popülizm kelime manası olarak halkçılık anlamına gelse de, toplumu iki zıt kutba ayırarak biz-onlar sınıflandırması temelinde karşımıza çıkan bir olgudur. Popülizmde biz, iyi olanla; onlar, kötü olanla özdeş hale getirilmektedir. Toplumun bu şekilde kutuplara bölünmesi ve bir grubun ötekileştirilmesi birçok demokratik ülkede olduğu gibi Türkiye için de potansiyel bir durum teşkil etmektedir. Bu bağlamda, elinizdeki çalışma popülizmin söylem biçimlerinin gözlemlenebildiği bir ülke olan Türkiye'de, yerel seçimler bağlamında popülist unsurların tespit edilmesi amaçlanmış; bu çerçevede adayların sosyal medya gönderileri üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışma yapılırken nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş ve söylem analizi tekniğinden faydalanılmış; Şen & Altın (2020) ve Engesser ve arkadaşlarının (2017) kullandığı yöntemden faydalanılmıştır. Sosyal medyadan metinsel olarak elde edilen bulgular, popülist unsurların Türkiye siyasetinde aktif bir şekilde var olduğunu göstermektedir. Sadece bu bulgulardan yola çıkarak siyasilerin popülist olarak tanımlanması güç olsa da söylemlerinde tespit edilen popülist unsurların varlığı popülizme olan meyili ortaya çıkartmaktadır.

Belediye başkanlarıBelediye başkanlığıPolitik psikoloji+7
Atakan Batur
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Altay Öktem romanlarında yeraltı edebiyatının izleri

Sert, eleştirel, aykırı ve genellikle müesses nizamlara karşı varolma çabalarının söylemi olan Yeraltı edebiyatı aynı zamanda argonun, küfrün, cinselliğin, sıradışılığın dışavurumudur. Bir başka deyişle Yeraltı edebiyatı, kanona karşı bir başkaldırı ve isyan edebiyatıdır. Tarihin her döneminde bu doğrultuda karşımıza çıkabilen bu başkaldırı söylemi, Dünya edebiyatlarında, küresel kapitalizmin baskıları neticesinde 20. Yüzyıl itibariyle yoğunlaşmıştır. Türk edebiyatında da söylemsel olarak önceki dönem eserlerinde nüvelerini bulabileceğimiz Yeraltı edebiyatı, asıl kimliğini 1980 sonrasında bulur. 12 Eylül Darbesi'nden sonra ülkede oluşan edimsel, söylemsel gizlilik ve hemen ardından Türkiye'nin hızlı bir biçimde küresel kapitalizmin bir parçası haline gelmesi; Türkiye'de bir tepki edebiyatı olan Yeraltı hareketinin oluşup gelişmesine zemin olmuştur. Türk edebiyatının köklü ve zengin kıta sahanlığı içerisinde oldukça yeni sayılan bu alanla ilgili yapılan bilimsel çalışmalarsa yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda Türkiye'de yeraltı söyleminin şekillenişinde asıl kimliğini bulduğu 1980'li yıllardan beri sürecin içinde bulunan Altay Öktem'in şiir, roman, deneme ve fanzin çalışmaları oldukça önemlidir. Sanatçı, 80'lerden günümüze kentlileşmenin, yabancılaşmanın, ötekileştirilmenin, şiddetin, anarşizmin ortaya çıkardığı Yeraltı edebiyatının kanon karşıtı, nihilist, septik, muhalif bir görüngede öne çıkan yazarlarındandır. Ayrıca şiirsel bir anlatı dilini Yeraltı edebiyatına, özellikle de yeraltı romanına, getiren sanatçının eserlerinin Türkiye'de yeraltı söyleminin, edebi tavrının ve sosyal alanının genişlemesinde etkisi büyüktür. Özellikle 2000'li yıllar sonrasında daha da önemli bir konu haline gelen Yeraltı edebiyat araştırmalarını da göz önünde bulundurulursak Altay Öktem romanlarındaki yeraltı söylemi incelemenin önemi daha da pekişir. Bu nedenledir ki bu çalışmanın amacı Türk edebiyatında Yeraltı edebiyatının temsilcisi konumundaki Altay Öktem'in romanlarında geçen Yeraltı edebiyatının izlerini araştırmaktır.

NihilizmRomanSöylem+3
Fitnat Aslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ana akım medya dilinin halkbilimi açısından eleştirel söylem analizine tabi tutulması

Hayatın sürekliliğinin sağlanması, öğretilerin aktarılması, pekiştirilmesi açısından kültür işlevsel bir değerdedir. Kültürel süreçlere bağlı olarak folklor, insan yaşamının temelinde yer alan, hayatın her alanında zemin oluşturan yaratımlardandır. Kültürün bütünlüklü bir yapıda varlığını sürdürmesi, yayılıp genişlemesinde ve aktarılmasında dil ana unsurlardan biridir. Araştırmanın amacı yazılı medyada halkbilimsel içerik taşıyan üç haberin karşılaştırılmalı analiz edilmesi buna bağlı olarak gazetelerin halkbilimsel haberlere yaklaşım tarzları olarak ele alınmıştır. Analiz edilecek medya söylemi içerisindeki halkbilimine dair veriler kültür ve folklor alanlarının odağında analiz edilecektir. Araştırmanın kapsamı, Hürriyet, Yeni Şafak, BirGün gazetelerinde halkbilimine dair içerik barındıran üç haberin, medya dili üzerinden analiz edilmesi olarak belirlenmiştir. Her gazetenin bir yayın politikası buna bağlı olarak her gazetenin bir ideolojisi olduğu varsayımından hareketle üç ayrı gazete analiz çalışması için tercih edilmiştir. Bu çalışmada 2017-2018 yılları arasında halkbilimsel içerik taşıyan üç haberin karşılaştırılmalı analizi yapılacaktır. Disiplinler arası bir çalışmayı esas alan bu çalışma da halkbilimin iletişim alanı ile ortak çalışma konuları olduğu, disiplinler arası çalışmanın arttırılması ve halkbiliminin elektronik ortama dayalı çalışma alanında kapsamını arttırması sonucuna varılmıştır.

Eleştirel söylem çözümlemesiEleştiriHalk bilimi+3
Güngör Başdinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980 sonrası Türk siyasetindeki askeri müdahalelerin, sahiplik yapısı değişen ana akım gazetelerin köşe yazarlarının söylemine yansımaları

Medya ve siyaset arasındaki ilişki genellikle tekelleşme paralelinde ilerler. Özellikle 1980 sonrasında gelişen çeşitli ekonomik ve politik süreçlerden sonra büyük sermaye grupları medyada etkili olmaya başlamış ve kamuoyu oluşturma gücünü bünyesinde toplamışladır. Zamanla iktidarla yakınlık çıkar ilişkisine dönüşmüş, medya patronları ve iktidar sahipleri birlikte hareket ederek her iki tarafında yararına olacak şekilde haber içeriklerinde değişikliğe gidilmiştir. Bu anlamda gazetenin belkemiği olan köşe yazarları da bu çıkar ilişkisi çerçevesinde tarafsızlığını koruyamamıştır. Bu çalışma 1980 sonrasında sahiplik yapısı değişen gazetelerin söylemlerinin de nasıl değiştiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, beş gazeteden toplam 50 köşe yazarı, Teun A. Van Dijk'ın Eleştirel Söylem Analizi çerçevesinde incelenmiş, söylemlerinin ne yönde değiştiği analizi yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda sahiplik yapısının köşe yazarlarının düşüncelerine önemli ölçüde yön verdiği sonucuna ulaşılmıştır.

1980 sonrasıAskeri müdahaleEleştirel söylem çözümlemesi+7
Teslime Akgün
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir aşk söyleminden parçalar ışığında Türk romanına bakış (1872-1950)

Söylem ile ilgili 1960'lı yıllardan itibaren yapılmaya başlanan çalışmalar dilbilim alanındaki dönüm noktalarından biri olmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dilbilimciler dili sadece cümle boyutuyla ele almayıp bağlam üzerinde de araştırmalar ve incelemeler yapmıştır. Aşk, her dönemde farklı şekillerde anlamlandırılmış ve yorumlanmıştır. Birçok disiplin tarafından ele alınan aşk konusunda farklı yaklaşımlar ve görüşler vardır. Bunun yananında bütün sanatsal alanlarda aşk her dönemde en çok ilgi duyulan konulardan biri olmuştur. Hem bilim insanlarının hem de sanatçıların aşka dair ortak bir söylemi olmasa da aşk söyleminin kendisinde ortaklıklar vardır. Söylem alanının en önemli isimlerinden biri olan Roland Barthes, 1977 yılında yayınlanan Fragments d'un discours amoureux (Bir Aşk Söyleminden Parçalar) eserinde aşkı söylem ile ele almıştır. Barthes, çalışmasının gerekliliği olarak aşk söyleminin yalnızlığını gösterir. Onun çalışmasındaki yola çıkış ilkesi ise aşığın basit bir bildirgesel özne olarak görülmemesi gerektiğidir. Bu çalışmasında Barthes; aşk söylemi içerisinde batmak, yokluk, tapılası, kesinleme, bozulma, kaygı, hiçleme, çile, atopos, bekleyiş, gizlemek, düzenini kurmuş, yıkım, sınırlamak, yürek, doluluk, acıma, anlamak, davranış, suç ortaklığı, dokunumlar, olağan şeyler, beden, bildirim, sunu, iblisler, bağımlılık, harcama, gerçeksizlik, dram, derisi yüzülmüş, yazmak, dolaşı, kucaklaşma, sürgün, cansıkıcı, solmak, kusurlar, bayram, deli, rahatsızlık, gradiva, giysi, özdeşleşme, görüntü, bilinmez, tümevarım, bilgi verici, katlanılmaz, çıkışlar, kıskançlık, seni-seviyorum, baygınlık, mektup, taşım, büyü, iğrenç, suskunluk, bulutlar, gece, nesneler, müstehcen, ağlamak, dedikodu, neden, hayranlık, yitirilmiş, karşılaşma, yankılanma, uyanış, ağız kavgası, yalnız, göstergeler, anı, intihar, öyle, sevecenlik, birlik, gerçek ve ele geçirmek istemek olmak üzere seksen adet beti belirlemiş ve bu betilere okumalarından, dost konuşmalarından ve kendi yaşamından örnekler vermiştir. Israrlı ve rastlantısal okumalarından faydalanan Barthes, edebi eserlerin aşk söylemi ile ele alınabileceğini de göstermiştir. Bu çalışma da Barthes'ın izlediği yol takip edilerek seksen betiye ele alınan zaman diliminde basılmış olan Türk romanından örnekler verilerek aşk söyleminin Türk romanındaki varlığı gösterilmeye çalışılmıştır.

AşkBarthes, RolandRoman+4
Elif Gizem Düzgün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Discourse structure and discourse markers in the argumentative essays of English and Turkish language teaching students

The aim of this contrastive rhetoric study was to investigate the discourse structure of Turkish and English essays based on the seven linearity parameters and discourse markers. The data was collected from 52 participants chosen from the English Language Teaching Department (ELT) and Turkish Language Teaching Department (TLT) at the Burdur Mehmet Akif Ersoy University. The ELT students were asked to write argumentative essays in English and Turkish, while the TLT students were supposed to write argumentative essays in Turkish. The linear structure of the essays was examined using seven parameters: (1) thematic unit, (2) thematic progression, (3) paragraph unity, (4) personal tone, (5) inter-paragraph cohesion, (6) concreteness and (7) sentence simplicity. The results of this analysis showed that the structures of the Turkish essays written by the ELT students were more linear. Furthermore, the discourse markers used in the English essays were analyzed and grouped into four categories: (1) additive, (2) adversative, (3) causal, and (4) temporal. The DMs used in the Turkish essays were examined based on thirty-seven categories. The study identified the frequency and classification of the DMs. As a result, in the English essays, 'and' was the most preferred DM which belongs to the additive DM category. In the Turkish essays, the most frequently used DMs by both ELT and TLT students is 've (and)'. Contrary to the claim, no relationship between the frequency of using discourse markers and the linear structure of the essays was found.

Candidate teachersLanguage teachingRhetoric+6
Betül Özdamar
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimEN

The acquisition of null and overt subjects in L2 Turkish at the syntax discourse interface across different languages

This study investigates the acquisition of null and overt subjects at the syntax-discourse interface across discourse null subject and non-null subject languages in L2 Turkish and focuses on L1 transfer effects. Considering this, the study aims to understand whether discursive constraints residing at this interface is problematic to acquire as predicted by the Interface Hypothesis in contrast to Full Transfer / Full Access Hypothesis. Framed within the Syntax before Discourse Hypothesis considerations, it also inquires whether syntactic features are acquiered earlier than discursive principles regarding the use of null and overt subject distribution. The participants of the study consist of two learner groups and a control group. Intermediate and advanced L2 Turkish speakers of Korean and Japanese (n=42, intermediate=15, advanced=27) constitute the discourse null subject group. English and German L2 Turkish speakers at the intermediate and advanced level (n=26, intermediate=11, advanced=15) form the non-null subject group. The control group of the study is composed of native Turkish speakers (n=26). Three tasks were employed to fetch data. The Overt Pronoun Constraint Task was designed to assess the syntactic knowledge of the L2 Turkish speakers on the formal distribution of null and overt subjects in complex sentences with quantified/wh-word or referential DP antecedent contexts. As for the latter two tasks, the Contextualized Grammaticality Judgement Task and Question-Answer Task were framed to evaluate the acquisition of discursive constraints regulating the null and overt subject distribution at the syntax-discourse interface. For each task in the study, descriptive analysis and three statistical analyses were carried out. With respect to the findings of the study, the data taken from the the Contextualized Grammaticality Judgement Task and Question-Answer Task found that the L2 speakers of both learner groups and proficiency levels had problems in acquiring discursive constraints (topic continuity and topic shift) which govern the use of null and overt subjects. This finding is in line with the assertions of the Interface Hypothesis. Since the interface between syntax and discourse presents learnability problems, features residing at this interface cannot be fully acquired. Drawing on the languages with different typologies, the study also suggested that L1 transfer does not hold at the syntax-discourse interface since no difference was observed between two learner groups even though the speakers of discourse null subject group have the same discursive rules in their mother tongues as in Turkish, which necessarily refutes the claims of the Full Transfer models. This study also found that topic continuity and topic shift constructions were not violated equally by the L2 Turkish speakers. Since overt subjects are more salient to perceive and carry more information than null subjects in discourse, violating overt subject constructions in topic-shift contexts is less tolerable than using redundant (overt) subjects in topic-continuity contexts. Finally, the results of the Overt Pronoun Constraint Task found that the formal constraints that govern the co-indexation between subjects of the embedded and matrix clause were acquired by the advanced speakers of both groups despite some target deviant performances in the context of overt subjects. Since the L2 participants were more successful in this task than the discourse-bound tasks, this finding is in line with the Syntax before Discourse Hypothesis. Keywords Syntax-discourse interface, null subject parameter, null and overt subjects, co-reference interpretation, discursive constraints, topic continuity and topic shift

Language acquisitionDiscourseSyntax+3
Oktay Çınar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Söylem olarak kimlik: Çerkesliğin söylemsel inşası

Çerkesler Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde dağınık olarak yaşayan ve sayıları birkaç yüz bini bulan etno-kültürel bir gruptur. Tarihsel topraklarının Rusya İmparatorluğu tarafından kolonizasyonunu müteakiben 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren 20. yüzyıla kadar dalgalar halinde ve kitlesel olarak Osmanlı topraklarına geldiler. Osmanlı ve Türkiye sosyo-politik yaşamına entegre olarak kimliklerini ve farklılıklarını koruyan Çerkesler, Rusya Federasyonuna bağlı Çerkes cumhuriyetleri ve çoğunlukla Orta Doğu ülkeleri olmak üzere dünyadaki çeşitli ülkelerdeki soydaşlarıyla ilişki içinde Türkiye'de tarihsel süreksizlikler gösteren bir kimliği söylemsel olarak inşa ettiler. Bu söylemsel kimlik, aynı referansları temel almakla birlikte farklı okumalarla ve içerisinde bulundukları koşulların kendilerine dayattığı zorunluluklarla birlikte değişen dinamik bir kimliktir ve hem süreç içinde hem de eş zamanlı olarak kendi içinde büyük bir çeşitlilik taşımaktadır. Bu bağlamda, bu tezde, Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin farklı söylem alanları içerisinde oluşturdukları söylemsel bir oluşum olarak Çerkeslik incelenmektedir. Çerkeslik, Çerkeslerin kökeni, kim oldukları, hangi dili konuştukları, gelenekleri, 19. yüzyılda maruz kaldıkları soykırım, anavatan algıları ve Osmanlı'dan itibaren oluşturdukları kurumsal yapıları ile ilgili aynı referanslara dayanan farklı söylemleri açısından ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler Çerkesler, Çerkeslik, Kafkas, söylem, kimlik, etnisite, diaspora

DiasporaEtnisiteKimlik+5
Erdoğan Boz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

İlgili konular